Ana Sayfa Blog Sayfa 4058

İran: Yahudi Soykırımı bir trajedidir

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Yahudi Soykırımı’nı “Bir daha asla tekrarlanmaması gereken, zalim bir trajedi” olarak niteledi.

0,,17211142_303,00Münih’teki Güvenlik Konferansı için Almanya’da bulunan ve konferansın ardından Berlin’e geçen İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Alman televizyon kanalı Phoenix’e açıklamalarda bulundu.

Zarif, Berlin’deki Soykırım Anıtı’na yakın mesafedeki otelinde yapılan söyleşide, Yahudi Soykırımı’na ilişkin “Yahudilerin öldürülmesi bir daha asla tekrarlanmaması gereken, zalim bir trajedidir” ifadelerini kullandı.

“Yahudilere karşı değiliz, onlara İran içinde ve dışında büyük bir saygımız var” diyen İran Dışişleri Bakanı, kendilerini kimse tarafından tehdit altında hissetmediklerini söyledi.

İran Dışişleri Bakanı Zarif’in açıklamaları 2013 yılından beri görevde olan Tahran yönetiminin İsrail politikaları konusunda eski yönetimden farklı bir çizgide olduğu şeklinde yorumlanıyor.

İran eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Yahudi Soykırımı’nı defalarca resmi ifadelerle reddetmişti.

Eylül ayında ise İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Dışişleri Bakanı Zarif, Yahudilerin yeni yıl bayramları olan Roş Aşana’yı sosyal paylaşım platformu Twitter üzerinden, “Tüm Yahudilerin bayramı kutlu olsun” mesajıyla kutlamışlardı.

Muhammed Cevad Zarif, söyleşide, Filistin bölgelerindeki insan hakları ihlallerine de değindi. Filistin halkının haklarının 60 yıldır ihlal edildiğine dikkat çeken Zarif, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti. Dışişleri Bakanı Zarif, “bazı ülkelerin başkalarını tehdit etmek için yasadışı yollara başvurmasını, ülkesinin kabul edemeyeceğini” belirtti.

Erdoğan’ın Almanya ziyareti Alman basınında

Bild gazetesinin yorumu şöyle:

“Erdoğan Alman başkentinde kendini rahat hissediyor. Erdoğan’ın siyasî yuvası olan İslamcı Milli Görüş hareketinin bu kadar büyük olduğu, dünyada hiçbir kent yok. Erdoğan Berlin’de bu akşam Almanya’daki taraftarları önünde Türkiye’deki yerel seçimler için seçim kampanyası yapmak istiyor. Resmî ziyaret nedeni olan Alman-Türk ilişkilerini canlandırmak, Erdoğan için sadece geri planda. Alman politikacıların kendisi hakkında iyi konuşmayacağını, kızgın olduklarını biliyor. Türkiye otoriter bir devlet olma yolunda. Taksim Meydanı’nda polisin göstericilere karşı zalim tutumunda da görüldüğü gibi Erdoğan giderek daha merhametsiz bir görüntü sergiliyor. Türkiye Avrupa’dan hiç bu kadar uzaklaşmamıştı. Bu bir trajedi!”

0,,16899336_303,00Westdeutsche Allgemeine Zeitung, “Zor konuk” başlıklı yorumunda Erdoğan’ın Berlin ziyareti ile ilgili şu değerlendirmede bulunuyor:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten bu yana hiçbir politikacı Türkiye’de Erdoğan kadar derin bir iz bırakmadı. On bir yıl önce göreve geldiğinden bu yana ülke eşsiz bir ekonomik canlanma yaşadı. Erdoğan ordunun baskın siyasî nüfuzunu kırarak reformlarla AB üyelik müzakerelerinin yolunu açtı. Ama bugün Berlin’i ziyaret eden Erdoğan, hayatının siyasî eserini yok etmek üzere. Alevileri dışlayıp topluma kendi dinî değerlerini dayatmaya çalışıyor. 90’lı yılların sonunda ‘Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmekten’ hüküm giyerek hapis yatan Erdoğan’ın karşıtları, onun ‘gizli bir gündeme’ sahip olduğu görüşünde. Erdoğan iktidarda geçen her gün daha da otoriter bir tavır sergiliyor. Eleştiriye tahammülü yok. Hiçbir ülkede Türkiye’deki kadar fazla gazeteci hapiste değil. Türkiye 2013 yılında AİHM’de insan hakları ihlalleri nedeniyle 118 davada hüküm giydi… Başına buyruk hükümet etme tarzıyla ‘Sultan’ yakıştırması yapılan Erdoğan’a yönelik öfke geçen yaz sokaklara taştı. Erdoğan bir despot gibi tepki gösterdi ve gösterileri polis gücüyle zalimce bastırmaya çalıştı. Göstericilere ‘çapulcu’, ‘kemirgen’ diye hakaret etti. Ama Erdoğan’ın sistemi sallantıda. Şu an kendi ailesine kadar uzanan yolsuzluk suçlamaları söz konusu. Başbakan aynı zamanda Türk Lirası’nın büyük değer kaybı nedeniyle şimdiye kadarki görev döneminin en büyük zorluklarından biriyle karşı karşıya. Kur krizinin ekonomik krize dönüşmesi tehlikesi, Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı ve en büyük yabancı yatırımcı olarak Almanya’yı da endişelendirmeli. Sadece para politikası araçlarıyla bu kriz atlatılamayacaktır. Türkiye her şeyden önce güveni geri kazanmalıdır. Bu, Erdoğan iktidardayken mümkün olabilir mi? Orası şüpheli. Çünkü bu güveni zedeleyen tam da Erdoğan’ın kendisi.”

Märkische Oderzeitung gazetesinin yorumunda ise şu satırları okuyoruz:

“Erdoğan bugün Berlin’e yıpranmış bir politikacı olarak geliyor. Bir zamanlar ülkesini Avrupa ile Asya arasında yeni bir jeopolitik merkez haline getirmek isteyen, güçlü kuvvetli adamdan geriye pek bir şey kalmadı. Buna rağmen ona el uzatmalı. AB resmî üyeliği sorusundan tamamen bağımsız olarak… Türkiye göz ardı edilemeyecek kadar büyük ve önemli. Ama aynı zamanda Erdoğan’a da şunu çok açık bir şekilde göstermek gerek: Yakınlaşma sadece hukuk devleti ve demokrasi ilkelerini ayaklar altına almaması durumunda işler.”

Hannoversche Allgemeine Zeitung’un yorumunda ise şu satırlar yer alıyor:

“Hrıstiyan Birlik Partileri Meclis Grup Başkanı Volker Kauder, dün Erdoğan’ın Almanya’daki Türklerin entegrasyonunu zorlaştırmaması gerektiği uyarısında bulundu. Erdoğan’ın Almanya’daki Türklerin ombudsmanı rolünü üstlenmiş olması bile şimdiye kadarki Alman hükümetlerinin fiyaskosunun işaretidir. Almanya’daki Türklerin güvenini kazanmak için gerekli pek çok önemli adımı savsakladılar. Çifte vatandaşlığın yasaklanması, uzun yıllardır burada yaşayan Türklerin yerel seçimlerde bile oy kullanmasına izin vermeyen bir seçim yasası gibi… Şimdi Alman politikacılar oy kullanabilme hakkının bir ülkeyle kendini özdeşleştirme konusunda ne kadar önemli olduğunu bu akşam tam da Erdoğan’ı izleyip görebilirler.”

(DW)

Tribünler ‘Ali İsmail Korkmaz’ı unutmadı

040220140936015221767_2Beko Basketbol Ligi’nde oynanan Anadolu Efes-Fenerbahçe maçında tribünler ribünler Eskişehir’de Gezi eylemleri sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz için dakikalarca slogan attı.
Fenerbahçe Ülker’in Anadolu Efes’i 73-64 mağlup ettiği mücadelede tribünler, Eskişehir’de Gezi eylemleri sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz için yazılan besteyi söyledi.

Karşılaşmanın son periyotunda Sarı-lacivertli taraftarlar, Kayseri’de davası görülen Ali İsmail Korkmaz için sloganlar attı. Ali İsmail Korkmaz için yazılan ‘Ali İsmail Korkmaz Fenerbahçe yıkılmaz’ bestesi, hep bir ağızdan dakikalarca söylendi.

Fenerbahçe tribünlerinin söylenen tezahürat şöyle;

“Daha 19 yaşında, düşlerinde özgür dünya. Öptüğü çubuklu forma, yaşayacak anısında Ali İsmail Korkmaz, Fenerbahçe yıkılmaz.”

4 Şubat 2014

Ali İsmail Korkmaz davası ertelendi

Eskişehir’de Gezi Parkı eylemleri sırasında öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın 14 saat süren duruşması dün Kayseri’de gerçekleşti. Savcı, tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamını istedi, tutuksuz yargılanan polis Yalçın Akbulut hakkında da tutuklama talep etti.Savcının tutuklama talebi reddedildi. Dava 12 Mayıs 2014’e ertelendi.

Gıdada son on yılın en yüksek fiyatları

Yılın ilk enflasyon rakamları açıklandı. Ocak ayında TÜFE yüzde 1,72 olarak gerçekleşti. Beklenti TÜFE’nin yüzde 1.60 olacağı yönündeydi. Aylık en yüksek artış yüzde 5,16 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda gerçekleşti, 2003’ten bu yana en yüksek gıda enflasyon artışı oldu. Tüketici fiyatları bazında ocak ayında en yüksek fiyat artışı görülen ürün yüzde 72,64 ile çarliston biber oldu.

Gülen’den Erdoğan’a tazminat davası

Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çeşitli tarihlerde yaptığı konuşmalar ile müvekkilinin uluslararası sözleşmeler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasaların koruması altındaki kişilik haklarına saldırıda bulunup ihlal etmesi nedeniyle 100 bin TL’lik manevi tazminat davası açtı.

Zaman muhabiri 17 Aralık öncesini sordu, Başbakan “Paralel yapısınız” dedi

Zaman Gazetesi muhabirinin “17 Aralık’ta operasyonundan 8 ay önce MİT tarafından , Reza Zarrab’ın söz konusu bakanlarla ilişkide olduğu MİT’in de sizi uyardığı yönünde bir rapor yansıdı. Böyle bir rapor sunuldu mu?” sorusunu Erdoğan “MİT bir defa uyarı yapmaz. Tespit yapar. Bir diğeri de burayla ilgili olarak da bakın MİT’in bu tür raporlarına paralel yapının temsilcisi durumuna düşüyorsunuz.” Cevabını verdi.

BTK: T24’e yayından kaldırılması tebligatı hata

BTK Başkanı Tayfun Acarer, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın Meclis’te yönelttiği soru önergesinin T24 tarafından yayımlanması sonrası ‘yayından kaldırılması’ istemiyle gönderilen tebligat ile ilgili olarak hata yapıldığını ve söz konusu kararın kaldırılacağını ve gerekli incelemenin başlatıldığını belirtti.

Arınç, internette sansüre ilişkin “pek çok ülkeden özgürüz” dedi

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, internette sansür iddialarına ilişkin, “Kesinlikle böyle bir şey yok. Dünyada pek çok ülkeden özgür ve basın hürriyetine sahip bir ülkeyiz” dedi.

Tutukluluk süresi 5 yılla sınırlanacak

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , hükümetin hazırlamakta olduğu yeni demokratikleşme paketi çerçevesinde tutukluluk süresinin 5 yılla sınırlanmasına ilişkin yasa çalışması olduğunu açıkladı. Eğer yasa kabul edilirse, uzun süredir devam eden Ergenekon davası gibi davalarda halen tutuklu olan ve cezaları kesinleşmemiş sanıkların tahliyesinin önü açılacak.

Erdoğan Bayraktar tuzluk olmadığını kanıtladı

erdoğan-bayraktar-erdoğanin-dizinin-dibiRüşvet ve yolsuzluk skandalının patlak vermesinin ardından, “Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın talimatıyla yapıldı. Başbakan da istifa etsin” sözleriyle istifa eden Erdoğan Bayraktar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan özür diledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya yolculuğunun hemen öncesinde Erdoğan Bayraktar hakkında yaptığı, “Erdoğan Bayraktar ile bir görüşme yaptım ama ikna etmem gibi bir şey söz konusu değil. Erdoğan bey ikna edilecek biri değil ki… Benimle 25 yıllık geçmişinde nereden nereye nasıl yürüdüğümüz belli. Orada kullanmış olduğu yanlış ifadeyi düzeltmen onun görevidir” açıklamasına Bayraktar’dan hemen yanıt geldi.

Bayraktar, AA’ya gönderdiği yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bu operasyonu kimlerin yaptığı, hangi işbirliklerinin oluştuğu kamuoyu nezdinde açıklığa kavuşmaktadır. Bu operasyon sürecinde şahsımı, ailemi ve çalışma arkadaşlarımı zan altında bırakacak ve izah edemeyeceğim hiçbir hususun olmadığını defalarca ifade ettim. Şahsıma isnat edilen imar usulsüzlükleri ithamı tamamen mesnetsiz olup yaptığımız imar planlarının tamamen şeffaf, yasalara uygun, kamuoyu ve yargı denetimine açık, yatırım ortamını ve iklimini iyileştirici ve de ülke menfaatleri doğrultusunda atılmış adımlar olduğu aşikardır.

Sayın Başbakanımız 40 yıldır benim davamın lideridir. 25 Aralık 2013 tarihinde yaptığım açıklamada, bu hususun altı çizilmiş ve Sayın Başbakanımızın da icranın başı olduğu zikredilmiştir. Bunun aksi bir durumun söz konusu olmadığını ifade etmek için maksadımı aşan bir şekilde ‘istifa’ kelimesi tarafımdan kullanılmıştır. Bu ifademden dolayı liderimden ve dava arkadaşlarımdan özür diliyorum.

Ayrıca benim kişisel tarihim, kullanmış olduğum bir kelime ile şekillendirilemez. Bu kelimenin yol arkadaşlarım ve aziz milletim tarafından maksadı aşan bir ifade olarak telakki edilmesini talep ediyor, kamuoyuna saygılarımı sunuyorum.”

 

ERDOĞAN’A ‘İSTİFA ET’ DEMİŞTİ!

Bayraktar, 25 Aralık 2013 günü istifa etmiş, “17 Aralık tarihinde yapılan operasyon dosyasında şahsımı rencide edecek veya izah edemeyeceğim hiçbir husus yok. Ancak Sayın Başbakan’ın istediği Bakanla çalışmak veya istediği bakanı görevden almak en tabi hakkıdır ve yetkisidir. Fakat ‘rüşvet  ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle istifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyonu yayınlayınız’ şeklinde tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Etmiyorum çünkü, soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın talimatıyla yapıldı. Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletime saygılar sunuyorum” demişti.

[Özel Haber] İztuzu’nda doğa korumacılar karşı karşıya geldi

Fotoğraf: Gokbel.net İztuzu Kumsalı 2008'de Avrupa'nın en iyi açık alanı seçilmişti
Fotoğraf: Gokbel.net
İztuzu Kumsalı 2008’de Avrupa’nın en iyi açık alanı seçilmişti

Muğla’nın Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki (ÖÇKB) İztuzu Kumsalları, Ekim 2013’te Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nin (DEKAMER) yenileme çalışması ile ilgili gündeme geldi.

Dalyan ve Muğla’daki derneklerin biraraya gelerek oluşturduğu İztuzu Kumsalını Kurtarma Platformu (İKUP), yeni merkez yapısının bölgeye kalıcı şekilde zarar vereceği iddiasıyla projenin durdurulması için kampanya başlattı ve topladığı 17.000 imzayı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, Pamukkale Üniversitesi ve Deniz kaplumbağaları Araştırma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) Müdürü Yakup Kaska’ya ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Başkanlığı’na gönderdi.

DEKAMER, bu yeni merkez yapısının alana zarar vermeyeceğini, kamuoyunun yanlış yönlendirildiğini söylerken İKKP projeye prensipte karşı olmadıklarını ancak inşaat sürecinin doğaya hasar vereceğini düşündüklerini ve bu projeyle İztuzu’nda yapılaşmanın ilk adımlarının atıldığına dair kaygıları olduğunu belirtiyor.

DEKAMER’de 70’e yakın kaplumbağa kurtarıldı

DEKAMER'de yapılan tedavi sonrası 70'e yakın deniz kaplumbağası sağlığına kavuşup denize bırakıldı
DEKAMER’de yapılan tedavi sonrası 70’e yakın deniz kaplumbağası sağlığına kavuşup denize bırakıldı

DEKAMER, kurulduğundan beri her yıl ortalama 30.000 ziyaretçi tarafından ziyaret ediliyor. Ziyaretçiler DEKAMER’in gönüllü ekibi tarafından koruma çalışmaları, deniz kaplumbağaları, denizel yaşam gibi konular ile ilgili bilgilendiriliyor. Her sene 100’ün üstünde gönüllü merkezde kalıp gece-gündüz koruma faaliyetlerine katkı sağlıyor. Gönüllüler, gündüz bilgilendirme faaliyetlerine, yaralı kaplumbağa bakımına destek veriyor, gece de yuva koruma çalışması yapıyor.

DEKAMER, 2015 yılında dünyanın en büyük ve prestijli deniz kaplumbağası etkinliği olan 35. Uluslararası Deniz Kaplumbağalarının Biyolojisi ve Korunması Sempozyumu’na evsahipliği yapacak. Bugüne kadar merkeze çeşitli yaralanmalar nedeniyle 100’e yakın deniz kaplumbağası geldi, 70’e yakını tedavi edilerek doğal hayata bırakıldı. DEKAMER’de gerekli steril ortam ve anestezi koşulları olmadığı için acil müdahale edilemeyen 10’a yakın kaplumbağa iç kanama, bağırsak düğümlenmesi vb sebeplerden dolayı kurtarılamadı. Şimdi Pamukkale Üniversitesi, bakanlık destekleri başta olmak üzere özel kuruluşlardan alınan proje destekleri ile bu işlerin de yapılabileceği daha donanımlı yeni bir merkezin yapılması planlanıyor.

İKUP: Projeye karşı değiliz ama…

İKUP, prensipte projeye karşı olmadığını söylüyor. Merkezin yeri ve inşaat sürecine karşılar. Mevcuttaki haliyle bile merkezin Önemli Doğa Alanı (ÖDA) olan İztuzu’na yeterince zarar verdiğini düşünüyorlar. Ayrıca alanın imara açılmasından kaygılılar: “Burası için bir imar planının yapılmasıyla gerisi de gelecek ve Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde olan bu alan yapılaşacak.”

Önemli deniz kaplumbağası kumsallarından biri olan Sarıgerme örneğini vererek, “Zamanında bir akademisyen, deniz kaplumbağalarını koruyarak otel olabilir diye rapor vermişti. Sonuç, Sarıgerme sahilinde onlarca otel yapıldı, deniz kaplumbağalarının sayısı çok azalmış durumda, ekosistem yok oldu” diyerek kaygılarını ifade ediyorlar.

Buraya bir gösteri merkezi ve gönüllü çalışanlar için bir apart otel tipi lojman yapılacağını düşünüyorlar. Bir gösteri merkezi olacaksa da bunun şehir merkezinde olması gerektiği fikrindeler. Ayrıca az sayıdaki kaplumbağa rehabilitasyonu için bu kadar geniş bir alanın tahsis edilmesine karşılar. (Hatırlamakta fayda var; Sarıgerme ÖÇKB içinde değil)

DEKAMER: Merkez kumsalda değil, kumsalda da herhangi bir şey yapılmasına izin vermemiz mümkün değil

DEKAMER'de tedavi edilen deniz kaplumbağaları ayrı tanklarda tutuluyor. Bu kısım ziyaretçilere açık
DEKAMER’de tedavi edilen deniz kaplumbağaları ayrı tanklarda tutuluyor. Bu kısım ziyaretçilere açık

DEKAMER Müdürü Prof. Dr. Yakup Kaska merkezin yeri ile ilgili olarak algının yönlendirildiğini söylüyor; “Merkezimiz kumsalda değil, kumsalda da herhangi bir şey yapılmasına izin vermemiz mümkün değil. İtalya, Yunanistan, İspanya ve Hırvatistan’da faaliyet gösteren benzer merkezlere bakarsak lokasyonları yaralanma vakalarının yoğun olduğu bölgelere yakın seçilmeye çalışılıyor” dedi. Ayrıca, merkezin Dalyan İlçesi içinde denizden uzak bir yere yapılmasının da mümkün olmadığnı söylerken nedenlerini sıralıyor:

  • Yaz dönemi için günlük yaklaşık olarak 120 m3 suyun sirküle olması gereklidir. Bu miktardaki suyun fiziken ve madden taşınması ve geri boşaltılması denizden uzak bir yerde mümkün değil.
  • Deniz kaplumbağalarının rehabilitasyonunda kullanılan su bir depo içerisinde bekletilemez. Eğer bekletilirse bakteriyel gelişim gerçekleşir. Bu yüzden havuzların suları günlük olarak değiştirilmelidir.
  • Bu miktardaki tuzlu su deniz kenarından uzakta başka bir ortama boşaltılamaz. Sadece deniz kenarında yeraltına verilebilir.
  • Bu su atık değildir. İçinde sadece kaplumbağa dışkısı ve besin artıkları bulunur.
  • Denizden uzak bir yerde kurulması durumunda büyük akvaryumlarda olduğu gibi suyun dezenfekte edilmesi ve filtreden geçirilmesi gerekir. (Sadece bu işlemin maliyeti benzer 2-3 merkezin kurulma maliyetine eşdeğer)

İnşaat, alanı nasıl etkileyecek?

dekamer proje

Yeni yapının inşaatının yaratacağı etkiye dair iddialara yanıt olarak DEKAMER “Yapımızın maksimum kaplayacağı alan 380 m2’dir. Yapı prefabrik olarak planlanmıştır. Alt katta havuzlarımız ve ameliyathane, laboratuar gibi alanlar olacak, bina içerisinde ise ziyaretçilerin havuzları rahat görebileceği yüksek bir platform olacak. Böylece kaplumbağalar ile ziyaretçiler arasında da bir fiziki bariyer oluşmuş olacak. Toplam iznin geniş bir alanı kaplaması, mevcut kullanılan ve taşınmasının fayda/maliyet açısından uygun olmadığı dalış havuzu gibi alanların kaçak durumuna düşmemesi için. Sonuçta biz tam anlamıyla yasal zeminde, koruma ve araştırma çalışmalarının yürütülebileceği bir merkez haline gelmek istiyoruz” diyen Kaska, inşaat faaliyeti ile ilgili olarak da “Bahsi geçen temele ait bölgenin yapısını değiştirecek işlemler yapılmayacak. Zaten proje için seçilen açıklık alan 1980lerde yapılmak istenen otelin inşaatı sırasında inşaattan etkilenen zemin üzerine yapılacak. Zaruri olmayan herhangi bir işlem, temel-beton işine girilmeyecek” diyor. Yapının çevreye zarar vermeyeceği ile ilgili DEKAMER açıklamasını İKK Platformu inandırıcı bulmuyor ; “Çelik konstrüksiyon prefabrik kandırılması yapılıyor. Çok katlı AVMler de çelik konstrüksiyonla yapılıyor”.

“Yapının doğaya zarar vermeden yapılması mümkün sadece söylenmesi yeterli değil”

DEKAMER’in mimari projesi ile ilgili görüş aldığımız mimar Gürem Özbayar’a göre  DEKAMER’in yapım süreci ile ilgili verdiği bilgideki gibi yapının doğaya zarar vermeden yapılması mümkün ama sadece söylenmesi yeterli değil; “Daha detaylı projelendirilmiş halinin onaya sunulması, paylaşılması gerekir, altyapı ve statik projeleri de incelenmeli, silüetlerle yapının çevresiyle ilişkisi degerlendirilmeli. İlk bakışta iki tane mimari çizim bu yapının ordaki duruma etkisini anlatmak açısından ikna edici olmaktan uzak”.

Ağaçlara ve Göcek kara semenderine ne olacak?

dekamer lok

Yerel gazetelere yaptığı açıklamalarda İKUP alanda 100’ün üstünde ağacın kesileceğini söylüyor. DEKAMER ağaçların kesileceği varsayımından rahatsız: “Ne yazık ki kamuoyunun son dönemdeki hassasiyetinin olumsuz yönde kullanılması söz konusu. Tahsis edilen orman alanı içindeki ağaçların işaretlemesi amenajman planı çalışması için yapılmıştır. Amaç ağaçları kesmek değil aksine güvence altına almaktır. Bu ağaçların kesilmesi söz konusu değildir.”

Göcek kara semenderi ve diğer türlerle ile ilgili iddialara ise DEKAMER’in yanıtı sert; “Bahsi geçen türler bilimsel altyapı olmadan, zorlamayla seçilmişler”  derken ekliyor “Dalyan ve çevresinde bu türün yaşadığını biliyoruz. Arkadaşlarımızın tez çalışmalarını ve çeşitli araştırmalar içerisinde bu türlerin incelenmesini yürütüyoruz. Daha önce bölgede proje ekibinin su samuru, Göcek kara semenderi dâhil çeşitli amfibilerle ilgili yapmış olduğu ve halen yürüttüğü çalışmalar da mevcut. Ancak bahsi geçen semender türünün proje alanı içerisinde yaşayabilmesi mümkün değil. Dediğimiz gibi kitaplara ve kaynaklara bakılarak ses getireceği düşünülen türler seçilmiş olduğunu görüyoruz. Örneğin bir başka önemli tür olan kum zambağının kum tepelerinde bulunduğu bilinirken, kumsalla alakası olmayan proje alanı içerisindeymiş gibi gösterilmesi buna bir örnek”

DEKAMER Şubat ayı içinde  ilgili tüm paydaşları davet ederek
bir bilgilendirme toplantısı yapmayı planlıyor.

Deniz kaplumbağalarının %80’i son 50 yılda tükendi

Fotoğraf: David Schricte / Sea Turtle Conservancy Deniz kaplumbağalarının son 50 yılda %80'i yok oldu
Fotoğraf: David Schricte / Sea Turtle Conservancy
Deniz kaplumbağalarının son 50 yılda %80’i yok oldu

Özellikle yuvalama kumsallarının bozulması, ağ, olta ve tekne pervanelerinden dolayı yaralanma gibi insan kaynaklı etkiler nedeniyle dünyadaki deniz kaplumbağası nüfusunun %80’i son 50 yılda tükendi. Deniz kaplumbağaları, sağlıklı denizlerin işareti. Onların tükenmesi denizlerin de tükenmesi demek. 1000 yumurtadan çıkan en fazla 2 ya da 3 deniz kaplumbağası, erginliğe ulaşıp tekrar yumurta bırakabiliyor. Eğer yumurtadan çıktığı sahili insansız ve bozulmamış olarak bulabilirse… Bu nedenle bugün tek bir kaplumbağanın kurtarılması bile kritik önemde.

Haber: Özlem Katısöz

(Yeşil Gazete)

Aile üzerinden “Savaş”ın yıkımları

Pürtelaş Tiyatro tarafından sahneye koyulan Savaş 13 Şubat itibariyle İstanbul seyircisiyle buluşuyor.

Yönetmenliğini Serdar Biliş‘in yaptığı oyunda Tilbe Saran, Sermet Yeşil, Erkan Avcı, Damla Sönmez ve Ecem Uzun rol alıyor. “Savaş”, çalışmalarını İstanbul ve Londra’da sürdüren Serdar Biliş’in kuruculuğunu ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Pürtelaş Tiyatro’nun ilk oyunu.

savaş

Savaş, oyunları özellikle Avrupa’da yankı uyandıran 1944 doğumlu şair, roman ve oyun yazarı Lars Norén’in Türkiye’de sahnelenen ilk oyunudur. Norén, oyunlarında genellikle toplumun alt tabakalarında yaşayanların hikâyesini konu eder ve dramasının merkezine aileyi yerleştirir.

Bosna’da yaşanan insanlık ayıbının hemen ardından yazılan oyun, savaşın hüküm sürdüğü her coğrafyada geçerliliğini koruyan, savaşın mahvettiği insanların hayatlarını konu alıyor.

Savaşın yarattığı yıkımın bir aile üzerindeki etkilerinin izini süren  oyun 13-14-15-22 Şubat 2014 20:00’da  Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü içindeki SahneHas’ta izlenebilir.

Künye

Yazar: Lars Norén

Yöneten/Çeviren: Serdar Biliş

Oyuncular:

Tilbe Saran

Sermet Yeşil

Erkan Avcı

Damla Sönmez

Ecem Uzun

Tasarım: Gamze Kuş

Işık: Cem Yılmazer

Hareket: Candaş Baş

Ses Koçu: Susan Main

Ses Tasarımı: Mustafa Özdemir

Video: Ali İhsan Elmas – Mehmet Sami

Yönetmen Yardımcıları: Pınar Bekaroğlu, Tamer Can Erkan

Fotoğraf: Özgür Onan

Görsel Tasarım: Emrah Kavlak

Asistanlar: Su Şanad, Pınar Akyüz

Koordinatör: Pınar Fidan

Bilgi ve rezervasyon için Pürtelaş Tiyatro: 0533 324 88 68

(viralmecmua, Yeşil Gazete)

Son Dakika: Ali İsmail Korkmaz’ın davasında kararlar açıklanıyor

Duruşmaya katılanların sosyal medyada paylaştıklarına göre duruşma sonucunda:

  • Sanıkların olay günü yaptıkları telefon görüşme kayıtlarının Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)’den istenmesine
  • Ali İsmail Korkmaz’ın olay günü telefon kayıtlarınınTİB’den istenmesine
  • Tanıkların Kayseri’de dinlenmesine
  • Tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına, tutuksuz tanıkların tutuklanma talebinin reddine
  • Bir sonraki duruşmanın 12 Mayıs’ta görülmesine

karar verildi.

Ankara’da kentsel dönüşümün bedeli : bir kişi öldü

Ankara Altındağ ilçesinde kentsel dönüşüm kapsamında bir binanın yıkımı sırasında meydana gelen göçükte engelli bir kişi hayatını kaybetti. Göçük mahallede devam eden dönüşümdeki mağduriyetleri de ortaya çıkardı.

Nilay Vardar’ın Bianet’teki haberine göre, yıkılan binanın yanındaki gecekondunun üzerine devrilmesi sonucu burada yaşayan 68 yaşındaki engelli Öcal Çetinkaya göçük altında kalarak hayatını kaybetti. İki çocuk babası olan Çetinkaya, çorap satarak geçimini sağlıyordu.

göçük_m

Görgü tanığı : deprem oluyor sandık

Görgü tanığı taksici olay anını şöyle anlattı:”Sohbet ediyorduk. Yanımızdan da ölen Öcal amca geçiyordu topallayarak. Sonra bir anda pat diye bir ses geldi ve ortalık toz duman oldu. Deprem oluyor sandık. Dışarı çıktık. Kimse ikaz etmemişti. Millet dedi Öcal amca içerde. Sonra enkaz yaptılar. Ölüsünü buldular.”

Belediye: Önlemleri almışlardır

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden bir yetkili yıkım işlerini kendilerinin değil müteahhit firmanın yaptığını belirterek “Güvenlik önlemlerini aldıklarını biliyoruz. Ancak ne olduğu daha sonra ortaya çıkacak” dedi.

Mimar Tezcan: Güvenlik önlemi yok

Olay yerinde inceleme yapan TMMOB’a bağlı Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Tezcan Karakuş Candan, hiçbir güvenlik önlemi alınmadan kimseye haber verilmeden yıkım gerçekleştirildiğini söyledi.

“Mahallede afet yasası kapsamında riskli alan ilan edildikten sonra acele kamulaştırma yapılmış. Zaten gecekondu başına 30 bin falan vermişler. Her yerde gördüğümüz bir talan söz konusu. Yangından mal kaçırır gibi de binaları yıkıyorlar. Bu afet yasasının ilk uygulamalarının beklenen sonuçları.”

22 Ocak 2013’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ankara’da Altındağ ilçesi Atıfbey, Hıdırlıktepe ve İsmetpaşa mahallelerinin afet yasası kapsamında riskli alan ilan edildiğini açıklamış, bu bölgelerde kentsel dönüşümn başlayacağını duyurmuştu.

(Bianet)

16 ay sonra karaya ayak bastı

El Salvador’a gitmek üzere Meksika’dan teknesiyle yola çıkan ve 12 bin 500 kilometre uzaklıkta bulunan balıkçı Jose Ivan, 16 aylık yalnızlığın ardından Marshall Adaları’nın başkenti Majuro’ya getirildi.

0305dbc077099b6b2b69acf527f19953f025d3e5

Marshall Adaları’na bağlı bir atolde araştırma yapan bir öğrenci tarafından bulunan Albarengo, hayatta kalmak için elleriyle balık ve kuş avladığını, susuz kalmamak için kaplumbağa kanı içtiğini söylemişti. Ivan’ın beraber yola çıktığı arkadaşı da birkaç ay önce ölmüştü.

Sahil güvenlik teknesiyle Marshall Adaları’nın başkenti Majuro’ya getirilen Ivan sağlık kontrolü için hastaneye götürüldü. Balıkçının vücudunun susuz kalmasından dolayı sağlık problemleri yaşadığı söyleniyor.

Jose Ivan’ın hikayesi ilk değil 

Guardian Gazetesi’nin hazırladığı derlemeye göre yakın tarihin deniz kazazedeleri şöyle:

– 1942’de Almanya denizaltısı tarafından batırılmış bir İngiliz gemisinde çalışan Çinli denizci Pon Lim, Güney Atlantik’te sürüklenen tahta bir salın üzerinde 133 gün yaşadı.

– 1971’de ailesiyle birlite Panama’dan Galapagos Adaları’na yelken açan denizci Dougal Robertson ve ailesinin bulunduğu tekne katil balinalar tarafından batırıldı. Aile 38 gün boyunca cankurtaran botunda yaşadı.

– 2006’da, yine Marshall Adaları yakınlarında üç Meksikalı balıkçı bulundu. Köpekbalığı avına çıkmış olan balıkçılar dokuz ay boyunca denizde kalmış, yağmur suyu içip çiğ balık ve deniz kuşlarını yiyerek yaşamışlardı.

– 2012’de, açık denizde 28 gün boyunca hayatta kalmayı başaran Panamalı bir balıkçı, bir kruvaziyer gemi şirketine dava açtı. Gerekçe, şirketin gemilerinden birinin balıkçının yardım çığlıklarını umursamadan yola devam etmesiydi.

 (Guardian, Yeşil Gazete)