ManşetSağlık

Kisir Köyü’nde kanser var, önlem alan yok

Söke’ye bağlı Kisir Köyü, bölgedeki vahşi madencilik nedeniyle ortaya çıkan radyoaktif atıkların etkilerini yaşamaya devam ediyor. Geçtiğimiz Cuma bir köylünün daha kanser nedeniyle hayatını kaybettiği köyün yakınlardında üç farklı bilim insanının üç ayrı cihazla yaptıkları ölçümlerde yıllık güvenli dozun üstünde radyasyon tespit edildi.

kanser-koy02b20aa5398024460389

Evrensel Gazetesi’nden Özer Akdemir’in haberine göre Fukişima’nın yıl dönümünde İzmir’deki nükleer santral karşıtı bir panele katılmak için gelen Amerika’da yaşayan nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, Almanya’da yaşayan Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliğinin Almanya Seksiyonu Üyesi Radyolog Doktor Alper Öktem ve Dokuz Eylül Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Enver Yaser Küçükgül köyde radyasyon ölçümü yaptı. EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Erkalkan ve Kuşadası EKODOSD çevre örgütü temsilcilerinin de katıldığı ölçümlerde, özellikle yörede yaşayan köylülerin 1958’li yıllarda İngilizler tarafından açıldığını söyledikleri alanlara yaklaşıldığında 30, 41 ve 56 mikro sievert’e ulaşan değerlerde gama radyasyonu tespit edildi.

Sondaj kuyularının yakınında güvenli dozun 450 katı radyasyon

Kisir köyünün yaylası olan Osmankuyusu bölgesinin girişinden itibaren artmaya başlayan radyasyon değerleri sondaj yapılan alanlarda çok yüksek oranlara ulaştı. İngiliz mühendislerin köylülere “Sakın bunlara dokunmayın” dediği uranyumlu taşların olduğu tepede ölçülen rakam 56.1 mikro sievert’e ulaştı. Ölçümü yapan bilim insanları bu değerin yıllık güvenli dozun 450 katı anlamına geldiğini belirttiler.

Radyasyonlu ev duvarları

Bölgede evi ve bahçeleri bulunan Yusuf Çenesiz adlı köylünün evindeki ocağın küllerinde, çevredeki bahçeleri birbirine ayırmak için üst üste yığılan taşlarla oluşturulan duvarlarda yüksek oranda radyasyon ölçüldü. Bu radyasyonlu alanlarda hiçbir şekilde önlem alınmazken, herhangi bir uyarı levhası da yoktu. Dere ve çeşmelerdeki sular ise insanlar ve hayvanlar tarafından kullanılmaya devam ediyor.

yillik_guvenli_dozun_450_kati_radyasyon_tespit_edildi_h29616

Kılıç: Radyasyonun karıştığı suları, toprağı tespit etmek lazım

Ölçüm yapılan arazinin yerleşim yerinden uzak olması nedeniyle direkt etkilenim olmasa da yağmur sularıyla, rüzgarlarla, yeraltı sularıyla kirliliğin taşındığının kesin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hayrettin Kılıç; “Yerleşim alanlarındaki problem, besin zinciri ve radon gazı. Köydeki kanser olaylarının bu kadar artması ile doğrudan bağ kurulabilir. Yüzeydeki taşları ölçtük 56’yı gördük, 10 metre kazsaydık herhalde 1000’i bulurduk. Evlerde kullanılan taş aynı taş. Radyasyonun karıştığı alanları, suları, toprağı tespit etmek, ekilen ürünlerde radyasyon oranını ölçmek lazım” dedi.

Öktem: Sondaj kuyuları açılmasaydı bu rakamları görmezdik

Dr. Alper Öktem ise şunları söyledi; “Bu madenler rehabilite edilmeden terk edilmiş. İşte az önce karşılaştığımız olay uranyum ihtiva eden kaya parçalarını yığmışlar bir köşeye, köylüye de bunları sakın ellemeyin deyip gitmişler. Büyük bir sorumsuzluk örneği ile karşı karşıyayız. Şimdi bu işin geniş çaplı saklanması değil, üzerine gidilmesi lazım. Eğer bu sondaj kuyuları açılmasaydı toprağın üzerinde hiçbir şekilde böylesi büyük rakamlar görmeyecektik. Açıldığı için bu maden milyonlarca yıldır durduğu yerden çıkmış ve hiçbir tedbir alınmadan açıkta bırakılıp gidildiği için, suyla, rüzgarla, canlılarla çevreye yayılıyor, kontamine oluyor. “

“Mesele radyoaktif izotopların besin zincirine ulaşması”

Yeşil Gazete’ye konuşan Alper Öktem radyasyon kaynağından uzaklaştıkça ölçtükleri radyasyon miktarının azaldığını söyleyerek ekledi: “burada mesele radyasyon kaynağının, radyoaktif uranyum ve zincirde yer alan radyoaktif toryum, radon gibi izotopların çevreye dağılmasındadır; çevrenin kontamine olması, radyoaktif izotopların besin zincirine ulaşmasıdır. Yerin altındaki radyoaktif uranyum bölgedeki madencilik calışması ile, sondajlarla kendisine yol buluyor, havadan ama bilhassa yeraltı ve yerüstü sularıyla yayılıyor.”

 

“Embriyolar, bebekler ve çocuklar için düşük doz da riskli”

Öktem, düşük doz olarak tanımlanan ve yılda 100 milisieverti geçmeyen dozların da çocuklar, anne rahmindeki bebekler ve embriyolar için tehlikeli olduğunun altını çizdi. “Radyasyona baglı kanserin ortaya cikip gelismesi icin on yillar gecmesi gerekir. Iki üç yıldan sonra ilk görünen kanser çocuklarda tiroid kanseridir; ama buna yol açan radyoaktif iyot nükleer santral kazalarinda ortaya cikar. Radyoaktif kirlilige bagli olarak kanser vakalarında artış olup olmadığı epidemiyolojik incelemelerle tesbit edilir.”

Beşparmak Dağı’nda kurulmuş olan maden ocaklarının atıkları Kisirli Köyü’nden geçen Kisir Çayı’na dökülüyor. Köy muhtarı Baki Suna, köyde son 10-15 yılda kanser nedeniyle 70’in üzerinde kişinin öldüğünü söylüyor.

(Evrensel/Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet