Ana Sayfa Blog Sayfa 3986

Savaş, toplumsal cinsiyet ve hafıza üzerine bir konferans

Bu haftasonu İstanbul’da savaş ve siyasal şiddette hafıza ve toplumsal cinsiyet konularının tartışılacağı bir konferans gerçekleşecek.

Sabancı Üniversitesi‘nin genç araştırmacılarının inisiyatifiyle hazırlanan  konferans kapsamında  dünyanın birçok ülkesinden ve Türkiye’nin farklı şehirlerinden lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri, bağımsız araştırmacılar ve aktivistler bir araya geliyor. Konferans İstanbul Politikalar Merkezi, Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu, Friedrich Ebert Stiftung ve Central European University tarafından destekleniyor.

Akademi ve aktivizm arasında bağ kurulacak 

Türkiye’de siyasal şiddet ve toplumsal cinsiyet ilişkisi üzerine genç araştırmacıların düzenlediği ilk etkinlik olan konferansın fikir aşaması daha eskiye dayanıyor: Konferans komitesinden Bürge Abiral‘ın aktardığına göre; 2013 bahar döneminde Central European University – Sabancı Üniversitesi Ortak Akademik Girişimi Çerçevesinde düzenlenen atölye çalışmaları kapsamında öğretim üyesi Ayşe Gül Altınay aynı konuları tartışmaya açan bir ders verdi. İki üniversite arasındaki proje neticesinde önce Budapeşte’de genç araştırmacılar, ardından Mayıs 2012’de Türkiye’de kıdemli öğretim üyeleri bir konferans düzenledi.

Bu haftasonu düzenlenecek konferans ise, yurtdışındaki örneklerin yanı sıra Türkiye’de konuşulan güncel konuları da  şiddet ve toplumsal cinsiyet bağlamında tartışmaya açacak. Panelde ayrıca aktivizm-akademi arasındaki ayrımı aşma amacı da güdülüyor. Programda akademisyenlerin yanı sıra avukat ve aktivist Eren Keskin, bağımsız araştırmacı ve aktivist Rela Mazali ya da Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Merve Arkun gibi isimleri de dinlemek mümkün olacak.

Ekran Resmi 2014-04-23 14.30.47.png

Cuma günü başlayıp üç gün devam edecek konferansın açılışını “Soykırım Hikâyeleri ve Suskunluklar: Travma Aktarımı, Direniş ve Hayatta Kalma Konularına Feminist Bir Bakış” başlıklı konuşmasıyla Arlene Avakian yapıyor. Avakian, Ermeni soykırımını kendi büyükannesinin hikayesiyle aktaracak.

Konferansta savaş ve soykırım, post-hafıza, adalet ve barış süreçleri, direniş, göç, melankoli, milliyetçilik, militarizm ve ordu gibi konular toplumsal cinsiyet perspektifinden tartışılacak. Programda Kürt hareketi, soykırım, Latin Amerika direnişi, güncel Asya Siyaseti, seks işçiliği, anti militarizm gibi pek çok konu hakkında hazırlanan bildiriler sunulacak. İngilizce ve Türkçe olarak iki dilde gerçekleşecek konferansta, eş zamanlı çeviri olanağı da mevcut.

Programın tamamını burada bulabilirsiniz. Bildiri özetleri ve önceki konferansların metinlerini ise şurada bulmak mümkün.

Savaş ve Siyasal Şiddette Hafıza ve Toplumsal Cinsiyet Genç Araştırmacılar Konferansı 25-27 Nisan tarihleri arasında Kadıköy’de Minerva Han‘da.

(Yeşil Gazete)

 

KONDA: Nükleer enerji, HES istemeyenlerin oranı %60’dan fazla

KONDA Araştırma ve Danışmanlık şirketinin 3-4 Mart 2012’de 31 ilde gerçekleştirdiği “çevre bilinci” temalı barometre sonuçları hafta başında açıklandı. Aboneleri ile yapılan gizlilik sözleşme süreleri dolduktan sonra yayınlanabildiği için sonuçlar kamuoyu ile 2 yıl sonra paylaşılabiliyor.

Araştırma; günlük hayatın çevreye etkisi (ısınma için kullanılan yakıt,ulaşım tercihi,enerji tüketim miktarı gibi), çevre sorunu tanımı/bilgisi/bilinci, çevreye duyarlılık davranışlar (çöplerin ayrıştırılması, enerji tasarrufu gibi) çevreyi korumaya yönelik davranışlar (ağaç dikmek, bağış, temizlik faaliyetleri gibi), santral yapımına yönelik görüşler, balıkların azalmasına yönelik görüşler başlıkları altında sorular içeriyor.

Çevre bilinci konulu anket için 3-4 Mart 2012 tarihlerinde, 31 ilden 2536 kişiyle görüşüldü.

Çevre mi ekonomi mi?

Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında görüşmecilerin, baz istasyonu, hava kirliliği gibi hayatlarını doğrudan etkileyecek durumlarda çevreden yana tavır aldığı;  hayatlarını  baraj yapımı gibi dolaylı yoldan etkileyeceğini  düşündükleri durumlarda ise ekonomiyi tercih etme eğiliminde olduğu görülüyor.

Çevre ile ekonomi tercihine yönelik okunan ifadelerden “Çevreyi, ormanları koruyalım derken, ekonomik olarak geri kalmak doğru değil” ifadesine görüşülen kişilerin %42’si  katılırken;“Baraj yapmak için bazı bitki ve hayvan türleri feda edilebilir” ifadesine katılmayanların oranı %67,1; “Ekonomik kalkınma için fabrika bacalarından çıkan dumana, hava kirliliğine katlanmak gerekir” ifadesine katılmayanların oranı %77,8; “Cep telefonu kullanabilmek için çatıma baz istasyonu kurulmasına itiraz etmem” ifadesine katılmayanların oranı %78,9; “Çevre kirliliğinin nedeni büyük şirketlerin kaynakları sınırsız kullanmalarıdır” ifadesine katılım oranı %73,6 olduğu görülüyor.

Nükleer enerji

nucleerNükleer santrallerin kurulmasına yönelik okunan “Riskli olduğunu açıkça bile bile nükleer santral kesinlikle yapılmamalıdır” ifadesi ile “Enerji ihtiyacımızı karşılamak için gerekiyorsa nükleer santral yapılmalıdır” ifadesi arasında tercih oranlarına bakıldığında görüşmecilerin %63,4‘ünün ilk ifadeyi tercih ederek nükleer enerji karşıtı bir tavır aldıkları görülüyor.

Hidroelektrik santraller

HES’lere yönelik okunan iki ifadeden “Doğaya ve köylüye çok zararı olacak, asla kurulmamalı” ifadesi %62,8 oranında tercih edilirken “Bu konu çok abartıldı, HES’lerin kurulması lazım” ifadesi %37,2 oranında kabul görüyor.

Sonuç olarak toplumun üçte ikiye yakınının nükleer enerjiye ve HES’lere kesinlikle karşı çıktığı görülüyor.

(Yeşil Gazete)

 

23 Nisan’da töreninde Berkin’li protesto: 3 çocuk gözaltında

İstanbul’da Vali Mutlu’nun katıldığı 23 Nisan etkinliğinde “Berkin Elvan Ölümsüzdür” pankartı açan ve slogan atan 2 çocuk gözaltına alındı.

 

Bl5TP02CIAAMy8e

İstanbul’da Eyüp Feshane’de gerçekleştirilen resmi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliğinde “Berkin Elvan Ölümsüzdür” pankartı açan ve slogan atan 2 çocuk gözaltına alındı. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, öğrencilere ödül vermek için sahneye çıktığı sırada slogan atıp pankart açan biri erkek biri kız iki çocuk polis tarafından gözaltına alındı. Yaka paça götürülen 2 çocuk Feshane’de kapalı alana alındı. Polis kapıları kapatarak gazetecilerin görüntü almasını engelledi.

Polis kameramanlara saldırdı
2 çocuğun gözaltına alınmasının ardından tören devam ederken 1 çocuk daha slogan atmaya başladı. 3’üncü çocuk da gözaltına alınırken olayı görüntülemeye çalışan kameramanlar bir sivil polisin saldırısına uğradı. Gözaltına alınan 3 çocuğu götürmeye çalışan polislerden biri yere düştü. Yere düşmesinin ardından ayağa kalkan polis olayı görüntüleyen kameramanlara saldırdı.

(DHA)

Dikkat! BP Meksika Körfezi’ne geri dönüyor

Amerikan Çevre Koruma Ajansı, Meksika Körfezi’nde 2010’da yaşanan Deepwater Horizon çevre katliamından bu yana askıya aldığı BP’nin devlet ihalelerine katılma hakkını geri verdi.

rUNFYnD

20 Nisan 2010’da Londra merkezli petrol şirketi BP’nin ihmali yüzünden Meksika Körfezi’nde yaşanan patlamada 11 işçi yaşamını yitirmiş ve devam eden üç ayda Meksika Körfezi’ne yaklaşık 5 milyon varil petrol sızmıştı. Dünyanın en büyük petrol sızıntısına neden olan olaydan sonra BP körfezi temizlemekten sorumlu tutuldu ve temizlik çalışmalarına şimdiye dek 14 milyar dolar harcadı.  Buna rağmen, körfezde hala temizlenmemiş milyonlarca galon ham petrol olduğu belirtiliyor.

BP, ayrıca 4 yıl boyunca ABD’deki petrol ihalelerine katılamama cezası almıştı. ancak 13 Mart 2014’te sondaj hakları için Amerikan devletinin açacağı yıllık ihalelere bir hafta kala BP’ye uygulanan ambargonun kaldırıldığı ortaya çıktı. Tarihin en feci petrol sızıntısı olarak kayda geçen felaketten ihmali sebebiyle sorumlu olan ve maddi yaptırımın yanı sıra Meksika Körfezi’nden uzaklaştırılan BP, şimdi aynı körfeze 43 yeni sözleşme ile geri döndü.

BP’nin sicili kalabalık
Deepwater Horizon, BP’nin kusurlu bulunduğu ilk büyük felaket değil. BP, 2005’te Teksas kentinde 15 kişiyi öldüren rafineri patlamasında da suçlu bulunmuştu. Ardından 2006’da ABD Adalet Bakanlığı’nın bir raporunda BP’nin kuzey kutbundaki en büyük petrol sızıntısına sebep olan Alaska boru hattındaki çürüme kanıtlarını kasıtlı olarak görmezden geldiği bilgisi yer almıştı.

(care2/Yeşil Gazete)

Afrotürkler “Kölelik” bitti, şimdi adalet ve eşitlik zamanı’ paneli düzenliyor

Bu cumartesi, Afrika Kökenli Türkiye vatandaşları, diğer bir tabirle Afrotürkler‘in uğradıkları ayrımcılığın masaya yatırılacağı bir toplantı düzenleniyor.

202

Yaklaşık bir sene boyunca devam eden ‘Afrotürk toplumunda algınan ayrımcılık, gündelik pratikler’ saha araştırmasının sonuçları da ilk defa paylaşılacak

“Kölelik” bitti, şimdi adalet ve eşitlik zamanı’ isimli panelde konuşmacı olacak isimler şöyle:

Yrd.Doç. Dr. Ulaş Karan (Bilgi Ünv. Hukuk Fakültesi)
Abdülkadir Özkan (Proje sorumlusu- Ege Ünv. Sosyoloji Bölümü)
Beatrice Nglalula Kaputakapua (Gazeteci /Yazar)
Mustafa Olpak (Afrotürk Derneği Yönetim Kurulu Başkanı)
Moderatör: Alev Karakartal (Gazeteci)

Saat 15.00’de Cezayir toplantı salonunda başlayacak gösteriden bir saat önce, Galatasaray Lisesi önünde Afrotürk çocuk grubunun yerel dans gösterisini izlemek mümkün olacak.

Afrotürkler kimdir?

Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşadıkları topraklardan getirilerek köle yapılan insanların çocukları, ancak Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Medeni Kanun kapsamında eşit vatandaşlık hakkı alabildi. Hukuki olarak eşit yurttaş olsalar da toplumsal hayatta yaşadıkları ayrımcılık Afrotürkleri 2000’li yılların sonunda birlikte hareket etme yoluna itti ve Afrotürk Derneği kuruldu. Özellikle Ege ve Akdeniz bölgesinde yaşayan Afrotürkler’in nüfusunun yaklaşık beş bin olduğu tahmin ediliyor.

(Yeşil Gazete)

Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana…- Arif Ali Cangı

Arif Ali CangıOrman deyince sizin ne aklınıza geliyor bilmiyorum ama siyasi iktidar için, bütçe açığının kapatılması için 2/B alanları, ağaçları kesilince, altındaki madenleri işletilince, içine binalar dikilince, şehirler kurulunca değerli sanılan, her türlü yağmaya, talana açılmaya hazır alanlar anlamına geliyor. O yüzden yok ettikleri ormanların yerine ağaç dikerek “çevrecinin daniskası” olduklarını göstermeye kalkışıyorlar.. Bu daniskalığın sonucu, koruma yasaları, yönetmelikler adım değiştiriliyor, ormanları yok edecek yeni yeni yasa ve yönetmelikler çıkartılıyor.

Bunlardan iki tanesi 18 Nisan tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan Orman Kanununun 16 ncı Maddesinin Uygulama Yönetmeliği ve Orman Kanununun 17/3 ve 18 inci Maddelerinin Uygulama Yönetmeliği yürürlüğe girdi. Daha doğrusu var olan yönetmeliklerin yerine yenileri çıkartıldı.

Yönetmeliklerin konusu, başlıklarından da anlaşılacağı üzere Orman Kanunu’nun 16. ve 17/3 ve 18.maddesinin nasıl uygulanacağını düzenliyor. Dayanak olan 16. maddede “Devlet ormanları içinde maden aranması ve işletilmesi ile madencilik faaliyeti için zorunlu; tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve altyapı tesislerine nasıl izin verileceği”, 17/3… maddede ” Devlet ormanlarında savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesisleri; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıklar; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesisleri ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binaya nasıl izin verileceği”, 18. maddede de “Devlet Ormanları sınırları içinde orman ürünlerini işleyecek her çeşit fabrika kurulması, orman sınırları içinde veya orman sınırlarına bir kilometreye kadar olan yerlerde taş, kum ve toprak, dört kilometreye kadar olan yerlerde ise hızar, şerit kurulması ve kireç, kömür, terebentin, katran, sakız ve benzeri gibi işletilmesinde ağaç kullanılan ocakların açılması ve balık üretmek üzere tesis kurulmasına nasıl izin verileceği” düzenleniyor.

Yönetmelikle olmazsa yasayla izin

Bu yönetmelik değişikliğine kadar, yasalarda adım adım değişiklikler yapıldı, yasa değişikliklerini görmezden gelerek yönetmelikler değerlendirilemez.

Önce ormanlarda maden işletmeciliği konusuna bakalım;

Türkiye’de özellikle altın madenciliği işletmesine başlanması, yaşam alanları için büyük risk yaratan bu işletmelere karşı Bergama Köylü Hareketi ile başlayan etkili diğer ekoloji hareketlerin doğmasına yol açtı. Toplumsallaşan bu hareketler, mahkemelerden doğanın ve yaşamın lehine kararlar aldılar. Bunun üzerine uluslararası büyük altın madencisi şirketlerin hükümetler üzerindeki etkileriyle Maden Kanunu ve madencilikle ilgili kanunlarda madenciler lehine önemli değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerle madencilik koruma yasalarından bağışık hale getirildi, Maden Kanunu adeta üstün hukuk normu niteliğine kavuşturuldu. Bunun en çarpıcı ver kapsamlı olanı 5 Haziran 2004 ‘Dünya Çevre Günü’nde yürürlüğe giren “5177 Sayılı, Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” idi. Basında çıkan haberlerle bu yasanın ısmarlama bir yasa olduğu yasa yapılmadan ortaya çıkmıştı. Evrensel Gazetesi’nin 17.03.2004 tarihli sayısında çıkan habere göre, Newmont’un yöneticilerinden Gordon Nixon, “…Maden Yasası’nın Ankara’daki Newmont yetkilileri ile eşgüdüm içerisinde hazırlandığını…” söylemişti. Radikal Gazetesi’nin 11.06.2003 tarihli haberinde Uşşak Kışladağ’da altın madeni işletmeye hazırlanan Eldorado Gold Şirketi temsilcilerinin de içinde bulunduğu işadamlarına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “…Maden Kanunu Meclis’te, yabancı yatırımın önünü açan yasa da çıkarıldı sorunlarınız çözülecek…” demişti (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=77929)

Madencilere verilen bu güvencelerle hazırlanan yasa değişikliği ile Maden Yasası ile birlikte toplam onbir yasada önemli değişiklikler yapıldı, orman alanları, milli parklar, özel koruma bölgeleri, ağaçlandırma alanları, tabiat alanları, özel koruma bölgeleri, doğal ve kültürel sit alanları, tarım alanları, meralar, sulak alanlar, kıyılar, karasuları, kentlerin imar alanları, turizm bölgeleri, su havzaları madencilik faaliyetine açıldı. Madencilik faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirme (ÇED) ve gayrisıhhi müessese izin süreçlerinin Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği düzenlendi.

Yasa değişikliğine dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği ile madencilere yasayı da aşan kolaylıklar sağlandı. Bununla birlikte pek çok yönetmelik de yeni yasaya göre değiştirildi. Adeta yeni tür bir hukuk yaratıldı. Yaratılan hukuk, çevreyi koruma(ma) hukuku, talanın hukuku niteliğini aldı. Yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’nde, yönetmeliklerin iptali için de Danıştay’da davalar açıldı. Anayasa Mahkemesi, davanın açılmasından dört buçuk yıl sonra, 15.1.2009 tarihinde her yeri madenciliğe açan Maden Yasası’nın 7/1. maddesini ve “maden, petrol ve jeotermal kaynakları arama faaliyetlerini ÇED kapsamı dışına çıkartan” Çevre Yasası’nın 10.maddesinin üçüncü fıkrasını anayasaya aykırı bularak iptal etti.

Anayasa Mahkemesi, iptal kararının bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermişti ancak, Danıştay anayasaya aykırılığına karar verilen yasaya dayanılarak çıkartılan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinin yürütmesini durdurdu.

Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararından sonra, anayasaya aykırı yasaya dayanılarak verilen madencilik izinlerinin hepsi tartışılmaya başlandı ve orman alanlarındaki madencilik izinleri Orman Genel Müdürlüğü’nce durduruldu. Bu gelişme madencilerin adeta kazan kaldırmalarına yol açtı. Bunun üzerine bir kez daha maden lobisinin isteğini karşılayacak yönetmelik değişikliği yapıldı. 19 Ağustos 2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği’ne eklenen geçici 4. madde ile “Orman sayılan alanlarda madencilik faaliyetlerine ilişkin yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar orman, muhafaza ormanı ve ağaçlandırma alanlarında madenlerin aranması ve işletilmesi ile ilgili faaliyetlerde alınması gereken izinlerde Orman Sayılan Alanlarda Verilecek İzinler Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır” düzenlemesi ile yargı kararı aşılmak istendi. Bu yönetmelik değişikliği de dava konusu yapıldı. Danıştay bu kez “yapılan değişiklik yargı kararlarını bertaraf etme amacına yönelik olduğu sonucuna varılmıştır” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi .

Anayasa Mahkemesi kararında, yasanın içeriğini denetlemeden yani Orman alanlarında madencilik faaliyetlerine izin verilmesinin “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez” diyen Anayasanın 169. maddesine uygun olup olmadığı incelemesini yapmadan sadece “yasayla düzenlenmesi gereken bir konunun Bakanlar Kurulu Yönetmeliğine bırakılmış olması” gerekçesiyle iptal kararı vermişti. Bu durum fırsat bilindi 2010 yılında yasada yapılan değişiklikle “orman alanlarında madencilik faaliyetlerine izin verileceği” açıkça düzenlendi. Şimdi de yasanın tanıdığı geniş iznin uygulanması için yönetmelik değişikliği yoluna gidilmiştir. Bir de madencilikten sonra arazinin rehabilte edilmesi adı altında inşaat, yıkıntı ve hafriyat atıklarının ormana atılması izni çıkmış. Ekonominin motoru inşaat sektörünün, kentsel dönüşümün, mega projelerin molozlarını atacak bir yere ihtiyaç vardı. Madenlerle delik deşik edilen orman arazisi molozlar ve inşaat artıkları ile doldurulacak onun üzeri de ağaçlandırılacak, bu şekilde kaybedilen orman geri kazanılacak (!)

“Kamu Yararı” kimin yararı?

Orman Yasasının 17. maddesinin 3. fıkrasının öyküsü de daha başka. “Turizm alan ve merkezleri dışında kalan Devlet ormanlarında kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzelkişilere, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığınca bedeli karşılığı izin verilebilir” düzenlemesi Anayasa Mahkemesi’nin 17.12.2012 tarihli kararı ile iptal edilmişti. Anayasa Mahkemesi kararında “kamu yararı” kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi gerekirken, bu yola gidilmeyerek söz konusu kavramın kapsam ve içeriğinin tespitinin idareye bırakılması, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşmadığı” gerekçesine dayanmıştı. Kararda ‘hiç gereği olmadığı halde’ ayrıca, öncelikli kamu hizmetleri için gereken bina ve tesisler olarak, karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum sayılmış ve orman arazileri üzerinde bunların yapılmasına izin verilebileceği belirtilmişti. Anayasa Mahkemesi’nin bu yol göstericiliği (!) üzerine önce 2004, sonra 2010’da yasayla orman alanlarında pek çok faaliyete izin verileceği düzenlendi. Şimdi yürürlüğe giren yönetmelikle de yasadaki ulaşım olarak; yol, liman geri hizmet alanı, havaalanı, demiryolu, teleferik hattı, tünel, savunma olarak; patlayıcı madde emniyet alanı, yer altında yapılacak patlayıcı madde deposu, enerji faslından da; enerji nakil hattı, trafo binası, enerji üretim santralleri, ölçüm ve gözlem istasyonları sayılmış. Yasadaki devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin içine sağlık ocağı, hastane, ilk, orta ve lise ve dini eğitim tesisi, futbol sahası, kapalı spor salonu, atış poligonu da eklenmiş.

Orman Yasası’nın 18. maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik düzenlemesinde ise yasadaki mesafeler dikkate alınmadan orman içinde balık üretim tesislerine, odun kömürü ocaklarına izin verilebileceği, yasada yer almamasına rağmen define aramasına, arkeolojik kazı ve restorasyon yapılmasına izin verilebileceği düzenlenmiş.

Kısacası, Kazdağları’nda, Kozak Yaylası’nda, İzmir Efemçukuru’nda, Uşak Kışladağ’da orman içinde altın maden işletilecek, taş ocakları açılacak, ormanların içinden akan derelere HES’ler yapılacak, gözden ırak öğrenci kampları kurulacak, 3. Boğaz köprüsü, 3. Havaalanı, Kanal İstanbul yapılacak, orman mevzuatının ayak bağı olması istenmiyor. Bırakın yapsınlar, bırakın yağmalasınlar, bırakın talan etsinler…

Sorun çocuk şarkılarıyla başlıyor; “Baltalar elimizde,uzun ip belimizde/ Biz gideriz ormana hey ormana”.

Bu zihniyeti değiştirmek zorundayız. Ormanlar havanın oksijenini artıran, karbondioksidini azaltan, iklimi etkileyen, erozyonu önleyen, yağışı artıran, binlerce canlının yaşadığı, yaşam alanlarıdır, ekosistemlerdir. Ormanları sadece odun olarak gören zihniyet değişmeden yaşamın korunması mümkün değil. Bırakın baltaları, ormanın sesini dinleyin…

Arif Ali Cangı – www.turnusol.biz

Silopi’de okula atılan gaz bombalarına soru önergesi: 23 Nisan öncesi etik mi?

BDP Şırnak milletvekili Hasip Kaplan, Silopi’de polisin ilköğretim okuluna gaz bombası atması ve 12 öğrencinin hastaneye kaldırılmasıyla ilgili soru önergesi verdi.

mr

İçişleri Bakanı Efkan Ala tarafından yanıtlanması istenen sorular şöyle:

‘- Şırnak’ın Silopi İlçesi’nde Süleyman Demirel İlk ve Ortaokulu’na polis okul bahçesi ve sınıflara biber gazını neden atmıştır?

– İlk ve Ortaokula biber gazı atarak öğrencilerin gazdan zehirlenmesine sebep olan kolluk kuvvetleri hakkında herhangi bir işlem yapılmış mıdır? Yapılmamışsa yapmayı düşünüyor musunuz?

– Kaç öğrenci biber gazından etkilenmiştir? Kaç öğrenci tedavi görmüştür?

– 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na sayılı günler kala yapılan bu gaz bombalı saldırıyı etik buluyor musunuz?

– Mevzuata göre biber gazı hangi durumlarda atılabilir? Mevzuata uygun davranmayarak biber gazı atan polislere herhangi bir yaptırım uygulanıyor mu? Uygulanıyorsa bu yaptırımlar nedir?

– Bugüne kadar konuya ilişkin olarak mevzuata uygun davranmayan kaç polis memuruna yaptırım uygulanmıştır?

– 1 adet biber gazının hazineye maliyeti ne kadardır? Biber gazı atmak suretiyle toplumsal olaylara müdahale eden polislere ek ödeme verilmekte midir? Veriliyorsa son 10 yıl içerisinde ne kadar ödeme yapılmıştır?

– Bölgede 2002-2014 yılları arasında Polis tarafından atılan toplam biber gazı sayısı nedir?

– Kaç çeşit biber gazı vardır?

– Son 10 yıl içerisinde biber gazından kaç kişi yaralanmış kaç kişi hayatını kaybetmiştir? Bunlarla ilgili kolluk kuvvetleri hakkında ne gibi yasal işlem yapılmıştır?’

Ne olmuştu?

Silopi İlçesi’nde Süleyman Demirel İlk ve Ortaokulu’nda, iddiaya göre dün öğlen saatlerinde okuldan çıkan öğrencilerden birkaçı yoldan geçmekte olan Akrep aracına taş attı.  Atılan taşlardan birinin isabet edip başından yaraladığı polis memuru okula gaz fişeği attı. Çevredeki esnaf ta gazdan etkilenirken, polisin attığı 2 adet gaz bombası, okulun bahçesine düştü. 5 ve 6’ncı sınıf öğrencisi 12 öğrenci baygınlık geçirerek fenalaştı. Fenalık geçiren öğrenciler çevredekilerin yardımıyla Silopi Devlet Hastanesi acil servisinde tedavi altına alındı. Durumu iyi olan 3 öğrenci ayakta tedavi edildikten sonra taburcu edilirken, diğer öğrencilere serum takıldığı belirtildi.

(Bianet/Cumhuriyet)

Gezi’den Hevsel’e, Hevsel’den Şırnak’a doğa mücadelesine devam

Şırnak bölgesinde kurulmuş olan onlarca HES, yedi baraj ve üç termik santrale yeni bir termik santral eklemek için düğmeye basıldı. Santralin yapılması planlanan bölgenin acele kamulaştırma kararı Resmi Gazete’de yayınlandı. Yıllardır yeni bir termik santral istemediklerini belirten ve barajlara karşı çıkan Şırnaklılar seslerini duyurmak için İstanbul, Silopi ve Şırnak Merkez’de ortak eylem düzenliyor.

Ciner Grubu'nun termik santrali bölgede çalışmaya devam ediyor
Ciner Grubu’nun termik santrali bölgede çalışmaya devam ediyor

Termik santral için acele kamulaştırma kararı çıktı 

Cudi Dağı‘nın eteklerinde, şehir merkezine 10 kilometre uzaklıkta yapılması planlanan yeni termik santralle ilgili ihale süreci tamamlandı. İhaleyi Global A.Ş.’nin kazanmasının ardından 17 Nisan’da Resmi Gazete’de Bakanlar Kurulu imzasıyla acele kamulaştırma kararı yayımlandı. Şırnak İli Silopi ilçesinde Selçuk Köyü‘nde bulunan 150,153,154 numaralı parseldeki tapulu taşınmazlar ile Çalışkan Köyü‘nde bulunan 1-35 arasındaki numaralı parseldeki  tapusuz taşınmazlara acele kamulaştırma kararı çıktı.

Şırnaklılar uzun zamandır bölgeye yapılması planlanan termik santralle ilgili rahatsız. Eski bir yerleşim yeri olan alanın korunması için son olarak geçtiğimiz Şubat ayında, yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı bir eylem düzenlendi.

sirnak2

Barajlar bittiğinde Şırnak sular altında kalacak

Termik santrallerin yanı sıra bölgede yapılan irili ufaklı HES’ler ve barajlar da yurttaşlar ve çevre örgütleri için sorun teşkil ediyor. Eylemi düzenleyen Şırnak Çevre Platformu ve Şırnak Gençliği’nden Rıdvan Uysal, toplam 7 barajın yapım aşamasında olduğunu, dört tanesinin inşaatının devam ettiğini, üç tanesinin ise bitmek üzere olduğunu söylüyor. ‘Bu barajların hemen hepsi yerleşim yeri; tarım alanı ve köylerden oluşuyor. Yanı sıra Kumçatı gibi tarihi yerler de var. Dağların diplerinde mağara resimleri var.  Santrallerin tamamı bittiği zaman Şırnak’ın arazilerinin çoğu sular altında kalacak.  Bizce bu barajların yapılmasındaki asıl niyet Roboski’den Habur sınır kapısına kadar olan bölgeyi sular altında bırakmak. ‘Güvenlik nedeniyle’ yapılıyor yani.’

Uysal, Şırnak’ta yapılan eylemin çok fazla duyulamadığını, İstanbul’da yapılmasının nedeninin kamuoyu oluşturmak olduğunu belirtiyor. İstanbul’daki eylem yeri olarak seçilen yer ise Şırnak’ta faaliyette olan termik santrallerden birinin sermayedarı olan Ciner grubunun televizyonu Habertürk’ün önü. ‘Elimizden geldiği kadar mütevazi bir eylem olacak. Oturma eylemi yapıp dağılacağız. Maksat sesimizi duyurmak’ diyor Uysal.

Şırnak Gençliği ve Şırnak Çevre Platformu‘nun çağrı metninde hem mücadele mekanlarının çeşitlenmesi hem de dayanışmanın önemli vurgulanıyor: ‘Şırnak’ın satacak nefesi ve satacak suyu yok demek için, 30 yıldır direnen Şırnak’a yanındayız demek için, yaşanabilir yeşil bir Şırnak ve Dünya için Gezi ve Hevsel ruhu ile dayanışmaya çağırıyoruz.’

 

İstanbul’daki eylem 26 Nisan Cumartesi saat 14.00’te Taksim Şehit Muhtar Caddesi’nde, Şırnak’ta ise aynı gün ve saatte Ömer Kabak meydanında gerçekleşecek.

(Gözde Kazaz / Yeşil Gazete)

Bakanlar kuraklık ve enerji konusunda niye anlaşamıyor?

Bahar yağışlarının da beklendiği oranda yağmaması üzerine Türkiye’nin mutat sorunu enerji krizi yeniden konuşulmaya başlandı. Fakat konunun muhattabı olan bakanlar bir türlü anlaşamıyor. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, barajlarda üretilecek elektriğin azalacağından dem vururken, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ise su sıkıntısı olmadığını, barajların doluluk oranının yüzde 50 olduğunu söylüyor. Peki su sıkıntısı gerçekte ne boyutta?

Ekran Resmi 2014-04-22 14.37.07.png

‘Kuraklık var; doğalgaz ve elektrik ithal edilecek’

Bugün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, yeni enerji ithalatlarına kapı açacak açıklamalarda bulundu. Yıldız,'”Mart ve nisan ayındaki yağmurların da beklediğimiz oranda gerçekleşmediğini gördük. Bakalım önümüzdeki aylarda artış olursa ne ala, yoksa barajlarımızda üretilecek elektriğimizin daha da azalacağını ne yazık ki söylemek durumundayım”  diyerek çözümü ilan etti: daha fazla enerji ithalatı. Bu kapsamda  doğalgaz santrallerinin daha fazla çalıştırılmasını gündeme alındı. Ayrıca, bakanın belirttiğine göre hükümet özel sektörün devreye girmesiyle Rusya‘dan daha fazla gaz alabilmenin peşinde olacak. Bunun yanında İran, Bulgaristan ve Gürcistan’dan elektrik ithal edilmesi de gündemde.

‘Kuraklık yok, barajlardaki doluluk oranı yeterli’

Yıldız’ın bu açıklamalarından kısa süre sonra, tam tersi istikamette bir açıklama Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’ndan geldi. Mart aylarında kuraklığın konuşulduğu dönemde ‘İstanbul’da su kesilirse bıyıklarımı keserim‘ açıklamalarıyla gündeme gelen Eroğlu, HES‘lerin su ihtiyacını karşılacağı konusunda ısrarlı.”Barajlardaki doluluk oranı yüzde 50’den fazla. İstenildiği kadar enerji üretilebilir” açıklamasını yapan Eroğlu,  ‘Neden elektrik yetmeyecek şeklinde açıklama yapıldı?” sorusuna  “Onu ben bilemem. Elektrikten sorumlu ben değilim, ben barajlardan sorumluyum. İstendiği kadar planlanan elektriği üretebilir” cevabını verdi.

Kuraklık=ithalat

Türkiye’de toplam elektriğin yüzde 49 – yüzde 55 arasındaki bölümü halihazırda ithal enerjiden sağlanıyor. Ülkede üretilen elektrik ağırlıklı olarak su, doğalgaz ve kömürle çalışan santrallerden karşılanması planlanıyordu. Kuraklık neden gösterilerek, ortaya çıkan elektrik açığının doğalgaz ve ithal elektrikle kapatılması planlanıyor.

hes katkı 2013 (4)

Kuraklığa bağlı enerji kaybı gösterilenden az mı?

Peki hidroelektrik santrallerin  enerji üretimindeki rolü ne? HES’lerin, elektrik üretimindeki payı 2013 itibariyle yüzde 24.8 oldu. Yani elektriğin dörtte biri HES’lerden üretiliyor. Kuraklıkla birlikte barajlara gelen su miktarının yaklaşık yüzde 60’a kadar azaldığı hesaba katılırsa Türkiye’de kuraklığa bağlı olarak yaklaşık yüzde 14’lük bir enerji kaybı var.

İthal enerji yerine enerji tasarrufu

Peki söz konusu enerji kaybını durdurmak için yapılması gereken ille de ithal enerji mi? Levent Kurnaz‘a göre hayır. İklim bilimi uzmanı ve iklim değişikliği konusunda çalışan Levent Kurnaz, söz konusu miktarda bir kaybın enerji tasarrufuyla halledilebileceği görüşünde:

Yüzde 14-15’lik bir kaybı enerji tasarrufuyla sağlayabiliriz. Hükümet bu  yüzde 15’i neredeyse yüzde 50‘lik bir kayıp olarak gösteriyor; bu da dışarıdan enerji alınmasını sağlayacak. Bu nedenle kaynakları ellerinden geldiğinde kısıtlı gösteriyorlar’

Kuraklık eylem planı sadece Konya için var

Enerji kaybını ortadan kaldırmak için tasarruf ya da yenilenebilir enerji yerine, sürdürülebilirlik amacından uzaklaşmış HES projeleri ve doğazlagaza ağırlık verilmesi ise yakın zamanda enerji krizini derinleştirebilir. Kurnaz, kuraklık konusunda herhangi bir planın yapılmamasının da problemli olduğunu ekliyor: ‘ Türkiye, geçtiğimiz üç ay içinde çok koyu şekilde olsa da bir senedir zaten kuraklıkla baş ediyor. Bu olayların olacağı biliniyordu. Fakat kuraklık eylem planı olarak hazırlanan tek proje Konya havzası kuraklık eylem planı. O da 2015 Ağustos’unda açıklanacak.  Keşke hükümetin elinde bir plan olsa da o planları konuşuyor olsak. Ama maalesef yok.’

Sapanca Gölü'nde su seviyesi 20 cm daha azalırsa geri dönülemez zarar ortaya çıkacak
Sapanca Gölü’nde su seviyesi 20 cm daha azalırsa geri dönülemez zarar ortaya çıkacak

‘Enerji tasarrufu için suyun sanayide kullanımı durdurulmalı’

Enerji tasarrufu ve verimliliği konusunda ise yapılması gerekenler sır değil. Bakan Veysel Eroğlu’nun ‘sorun yok’ dediği Sapanca Gölü’yle ilgili Sakarya Su Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Genel Müdürü Rüstem Keleş ve Sakarya Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahnaz Gümrükçüoğlu‘nun açıklamalarına bakmak yeterli. Zaman gazetesi’nden Salih Hamurcu‘ya konuşan yetkililer, Kocaeli ve Sakarya’nın içme suyu kaynağı olan Sapanca Gölü‘nün su seviyesinin normalden 2 metre 10 santim daha aşağıya düştüğünü, tehlike çanlarının çaldığını söylüyor.

Gölün kuraklıkla baş edebilecek gücünün kalmadığını kaydeden Gümrükçüoğlu acil tasarruf gerektiğini söylüyor: “Sanayi amaçlı su kullanımının kesinlikle durdurulması ve musluğu açan her vatandaşın tasarruf yapması gerekiyor. Göl, kritik seviyeye indikten sonra su alma imkanı kalmayacak. Gölün dayanacak gücü yok. Belediyelerin su tasarrufu yapması lazım. Kaçakların önlenmesi, insanların ciddi tasarruf yapması lazım. Göl suyuyla peyzaj sulamaları yapılıyor. Halı ve araçlar yıkanıyor. Gereksiz su harcanıyor. Kısıtlama yok. Herkese sorumluluk düşüyor.”

SASKİ Genel Müdürü Rüstem Keleş de alternatif kaynaklara yönelmek ve suyun endüstriyel amaçlarla kullanımını engellemek gerektiğini vurguluyor.

Hükümetin enerji tasarrufu politikası var mı?

Eğer enerji ithalatı gerçekleşirse faturalardaki toplam artış 4 – 5 milyarı bulacak. Ayrıca Türkiye’nin enerji politikası konusunda bel bağladığı 315 HES projesinin çalışamaması nedeniyle ortaya ek maliyet çıkacak.

Yurtdışından enerji ithalatı anlaşmalarına hazırlanan ya da kamuoyunun bilmediği A,B ve C planlarını yapan bakanların enerji tasarrufu konusuna nasıl yaklaştıkları ise maalesef hala sır.

(Gözde Kazaz/Yeşil Gazete)

Temiz Giysi Kampanyası: Ürünlerinizdeki işçi kanını temizleyin

24 Nisan 2014, dünya emek tarihinde temizlenmesi zor bir lekenin yıldönümü. Geçtiğimiz sene Bangladeş’de dünyanın bir çok ünlü, uluslararası firması için üretim yapılan ‘Rana Plaza’ sitesi çökmüş ve 1138 işçi yaşamını yitirirken yüzlerce işçi de yaralanmış, sakat kalmıştı.

Kazanın ardından, yerel ve uluslararası sendikalar, ‘Temiz Giysi Kampanyası’nın da içerisinde olduğu organizasyonlarla beraber “Bangladeş Bina ve Yangın Güvenliği Anlaşması” (BBYGA) hazırladılar. Yanı sıra Rana Plaza’da üretim yapan uluslararası bir çok firmaya karşı iş güvenliğine uymaları yönünde çağrılar içeren eylemler yapıldı.

Temiz Giysi Kampanyası Türkiye de Rana Plaza kazasının yıldönümünde 24 Nisan Perşembe günü saat 19:30‘da İstanbul’da Kadıköy Bahariye Caddesi Benetton mağazası önünde bir eylem gerçekleştirecek.

490-254

Yıllık karı 22 milyar dolar olan şirketler tazminatın ancak 3’te 1’ini ödedi

Kampanya, eylemle ilgili hazırladığı çağrı metninde, dünyanın en büyük iş kazasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, üretim yaptıran markaların pek çoğunun maddi sorumluklarını yerine getirmediğini hatırlatıyor:

‘Ölen 1138 işçinin aileleri ve felaketin ardından hayatta kalan 2000 kişinin hayatını sürdürebilmesi, tedavi masrafları ve gelir kayıplarını karşılamak üzere 40 milyon ABD dolarına ihtiyaç var. Bu miktar ILO standartlarına uygun olarak hesaplanıyor. Ve kazanın ardından Bangladeş’te kurulan ILO tarafından yönetilen DonorTrust Fon’a yatırılması gerekiyor. Şu ana kadar bu paranın yalnız üçte biri toplanmış durumda. Rana Plaza’da üretim yaptırmış olan 29 markanın yıllık karları 22 milyar doları rahatlıkla geçiyor. Markalardan talep edilen miktar ise yıllık karlarının %0.02 si.’

Bangladeş’teki plazada çalışan işçilerin çoğu ayda 38 dolara çalışıyordu.  

907920-bangladesh-building-collapse
Geçtiğimzi sene Bangladeş’te meydana gelen bina çökmesinde 1138 işçi yaşamını kaybetti

Benetton tazminatı hala ödemedi

Kampanyanın aktardığına göre bu markalardan biri olan Benetton, kazadan sonra önce  Rana Plaza’da üretimi olduğunu inkar etti. Kendi ürünlerinin bina yıkıntıları içinde fotoğraflanması ve dünya çapından toplanan 1 milyon imzanın ardından Bangladeş Bina Yangın ve Güvenliği Sözleşmesini imzalayarak marka olarak sorumluluk almayı kabul etti. Buna rağmen sözünde durmadı. Benetton’un ödemesi gereken miktar 5 Milyon dolar. Kimi markalar Rana Plazada üretim yapmamalarına rağmen 7 milyon dolara yakın bir katıda bulunurken bizzat sorumlu olan Benetton sessizliğini koruyor. Rana Plaza’nın ilk yıl dönümüne yaklaşılırken, Temiz Giysi Kampanyası Türkiye, Benetton’u Rana Plaza kurbanlarına karşı tavrını değiştirerek ‘DonorTrustFonu’na 5.000.000$ yatırarak anlaşma sorumluklarını yerine getirmeye çağırıyor.

Temiz Giysi Kampanyası’nın, kazanın hemen ardından change.org’da başlattığı kampanya da devam ediyor. ‘De Facto’, ‘Colin’s’, ‘Collezione’,’Batik’ ve ‘Seven Hill’ i de Bangladeş anlaşmasını imzalamaları içi uyaran kampanyaya şuradan ulaşabilirsiniz.

(emegingundemi.blogsot/Yeşil Gazete)