AYM, TİB tarafından Youtube’a getirilen erişim yasağı ile ilgili verdiği kararda, yasağın “hak ihlali” olduğuna hükmetti.
Anayasa Mahkemesi (AYM) Youtube’a erişimin engellenmesiyle ilgili yapılan başvurularla ilgili kararında “hak ihlal edildiğine” hükmetti.
AYM, kararını Telekominikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ve Ulaştırma Bakanlığı’na gönderecek.
Youtube 27 Mart 2014’te TİB’in kararı ile Türkiye’den erişime kapatılmıştı.
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, erişime kapatılan sosyal paylaşım sitesi Youtube’un erişime açılabilmesi için 7 Nisan 2014’te AYM’ye başvurmuştu.
Akdeniz ve Altıparmak AYM’ye sundukları dilekçede Youtube’un erişime kapatılmasının ifade özgürlüğü önünde engel teşkil etmesinin yanı sıra kişilerin bilgi alma hakkını da engellediğine vurgu yapmıştı.
Youtube gibi twitter’ın kapatılması da Anayasaya Mahkemesi tarafından ‘hak ihlali’ olarak değerlendirimiş; bu karardan sonra twitter açılmıştı.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ile Nükleer Karşıtı Platform Nükleer Santraller Zirvesi’nin yapıldığı Grand Cevahir Oteli’nin önünde polislerin karşısında basın açıklamalarına başlıyorlar.
“Nükleer şakaya gelmez”
Nükleer Karşıtı Platfom’dan Sonay Tufan’ın okuduğu basın açıklamasında yapılanın Nükleer Zirve değil Nükleer Zırva olduğu söylendi.
16 milyar dolar rantın bölüşülmesi
Açıklamada Zirve’nin bilimsel örtü altında 16 milyar dolar olduğu ifade edilen Türkiye nükleer pazarına yönelik rantın bölüşülmesi olduğunu söylenildi. Elektrik enerjisinin düşeceği ve enerjide dışa bağımlılığın önleneceği savunularını gerçeklere aykırı olduğunu ifade edildi.
Bu projelere destek verecek şirketlere gözümüz üzerinde mesajını verdiler.
Grand Cevahir Otel’de gerçekleşen Nükleer Santraller Zirvesi önüne 30 kadar polis konuşlandı. Otelin önünde de bir adet TOMA bekliyor.
12.30’da basın NKP açıklaması: “Zirve değil Zırva”
Nükleer Karşıtı Platform (NKP) de saat 12.30’da Grand Cevahir Otel önünde “Nükleer Santraller Zirvesi değil Nükleer Santraler Zırvası” başlıklı basın açıklamalarını yapacaklar.
Zirve’de Greenpeace eylemi
10.00’da Taner Yıldız’ın açılış konuşmasıyla başlayan Nükleer Santraller Zirvesi’nde Greenpeace otel içinde ve dışında eylem yaptı.
Kadıköy’deki İstanbul Kent Mitingi’ne katılan ve 22 Aralık 2013’teki mitingde atılan gazdan etkilenerek hastaneye kaldırılan 64 yaşındaki Elif Çermik yaşamını yitirdi.
159 gündür Dr. Siyami Ersek Gögüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Çermik, yoğun bakımdan normal servise sevk edilmişti. Eşi Mustafa Çermik de o günden beri hastanede, yanındaydı.
22 Aralık 2013’te binlerce İstanbullu “İstanbul Biziz, İstanbul Bizim” sloganıyla çağrısı yapılan İstanbul Kent Mitingi için Kadıköy’deydi. Mitingin başlamasına yakın, alana girişlerin devam ettiği sırada polis bir anda saldırıda bulundu. Yaklaşık yarım saat süren gaz bombası ve tazyikli su saldırısı sonucunda Elif Çermik fenalaştı. Kalbi durarak hastaneye kaldırılan Çermik yoğun bakıma alınmıştı.
İstanbul Kent Mitingi Sekreteryası da bir hafta sonraki basın açıklamasında durumuyla ilgili şu bilgiyi vermişti:
“Önce Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne kaldırılan Elif Çermik’in uzunca bir süre duran kalbi burada yeniden canlandırıldı ve Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesi’ne sevk edildi.”
“Tedavi sürecini üstlenen hastane yetkililerinden doğrudan alınan bilgiye göre, Çermik’e ağır kalp yetmezliği tanısı kondu ve beyninde de ödem saptandı.”
“Miting öncesi bir röportajda, ‘İyi bir mahallede yaşamak istiyorum, güzel bir ülke istiyorum’ diyen Elif Çermik’in sağlık durumu son derece kritik ve bilinci hala kapalı.”
Radikal gazetesi muhabiri Ömer Erbil’in haberinde 3. köprü yolunda arkeolojik kalıntılar olduğunu ancak ÇED raporunda belirlenen kültür varlıklarından İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin ya da koruma kurullarının haberi olmadığını yazmıştı. Marmaray projesi sırasında Yenikapı’da müze tarafından yapılan arkeolojik kazılarda çok sayıda tarihi eser ortaya çıkmış ve proje 7 yıl uzamıştı. Bu projenin de uzamasından korkulduğu için müze devre dışı bırakıldı ve 3. köprü ve güzergâhı ÇED raporundan muaf tutuldu.
Erbil’in haberini ihbar kabul eden İstanbul Arkeoloji Müzesi köprü güzergâhının yapıldığı alana 3 kişilik arkeolog ekibi gönderdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da onayı alınarak başlatılan incelemede güzergâh boyunca bağlantı yolları ve moloz döküm sahalarında arkeologlar yüzey araştırması yapacak.
Ne yapılacak?
Hafriyat yapılan alanları da inceleyecek olan arkeologlar kültür varlığı tespit edilen yerlerde iş makinelerini durdurup gelinen noktayı bir rapor halinde ilgili kültür varlıkları koruma kuruluna bildirecekler.
Yüzey araştırması sırasında tespit edilen mimari yapı ya da kültür varlıklarında yine ilgili koruma kurulunun vereceği karar doğrultusun da sondaj kazılarına başlanılacak.
Bilimsel arkeolojik kazı durumu ise koruma kurulununun vereceği karar ile yapılabilecek.
Güzergâhın 1 ve 3. derece sit alanlarından geçen bölgeleri ile etki alanındaki araziler de incelemeye tabi tutulacak.
İnşaat durur mu?
Yaklaşık 114 km’lik güzergâh üzerinde çok sayıda sit alanı olduğu biliniyor. Yine de inşaatın duracağını söylemek yanıltıcı olur. Bazı noktalarda belki de güzergâh değişikliğine gidilebilir. Çünkü müze arkeologlarının 2863 sayılı yasa kapsamında bir kültür varlığına rastlaması durumunda bu durumu ilgili koruma kuruluna bildirecekler. Kurul önüne gelen rapor doğrultusunda kararın verecek.
Bu tür hallerde kurullar bazen sondajın derinleştirilmesini ve alanda daha fazla sayıda sondaj açılmasını istedikleri oluyor. Çıkacak kültür varlığının niteliği ölçüsünde bilimsel kazılara devam ya da tamam kararı yine kurullarca verilecek.
Arkeologların bu çalışmaları bazen haftalar hatta aylar alabilir. Saha bilimsel çalışmalar tamamlandıktan sonra inşaat yapan firmaya terk edilir. Henüz müze arkeologları sahaya yeni gitmişken, inşaat duracak ya da yavaşlayacak gibi bir tahminde bulunmak zor. Arkeologların çalışmadığı güzergâhta yol çalışmaları devam ederken, arkeologların işlerini bitirdikten sonra o alanlara girilmesi de çalışma süresine etki etmeyebilir. Ancak ek maliyet getireceği kesin.
30-31 Mayıs tarihlerinde Nükleer Santral sektöründen katılımcılarla gerçekleşecek Nükleer Santraller Zirvesi’ni Greenpeace zirve içinde ve dışında protesto etti.
Nükleer felaket burada başlıyor
Saat 10.00’da başlayan ve Taner Yıldız’ın da katılacağı Nükleer Santraller Zirvesi’nin yapılacağı Grand Cevahir Oteli’nde Nükleer Felaket Burada Başlıyor pankartı açan 9 Greenpeace eylemcileri gözaltına alındı.
Eylem gerçekleştiği sırada, konferans salonunda bulunan Greenpeace eylemcileri, konferans için hazırlanan bilgilendirme dokümanlarını, içerisinde nükleere neden karşı olduklarını açıklayan broşürlerle değiştirdi. Greenpeace aynı zamanda, otelin wi-fi şifresini hackledi. Konferansta bulunup internete girmeye çalışan insanlar, Greenpeace’in “Nükleer pahalıya patlar. Tarihin temiz tarafında mı, kirli ve tehlikeli tarafında mı yer alacaksın” mesajıyla karşılaştı.
Katılımcılara, içerisinde nükleer karşıtı mesajların yer aldığı kurabiyeler dağıtmak isteyen Greenpeace gönüllülerine ise izin verilmedi.
Datça-Bozburun Yarımadası’nda yerel inisiyatifler tarafından COMDEKS Programı kapsamında yürütülen projelerle ilgili yazı dizimize Gökova Yelken Kulübü‘nün Hayalet Ağ Avcıları Projesi ile devam ediyoruz:
Fotoğraf: GYK & AKD Hayalet Ağ Arşivi Projeyle, körfezde yaklaşık 5 hektarlık bir alanda bulunan ağlar temizlenerek denizel ortamdan uzaklaştırıldı
Halikarnas Balıkçısı’nın karış karış gezdiği, anlattığı Gökova Körfezi, Datça-Bozburun Yarımadası’nın birbirinden güzel koyları, bükleri, denizi… Yarımada, sadece karasal koruma alanlarından ibaret değil, bölge denizel koruma alanlarına da sahip. Dolayısıyla COMDEKS Programı kapsamında doğrudan denizlerle ilgili olarak yürütülmüş 3 proje var. Hayalet Ağ Avcıları Projesi bunlardan biri. Proje ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ve UNDP’nin Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi (DKKA Projesi) tarafından da desteklendi. Deniz koruma alanının ne olduğunu projenin yürütücüsü Gökova Yelken Kulübü’nden Deniz Karamanoğlu ve proje ortağı Akdeniz Koruma Derneği’inden Derya Yıldırım’a sorduk: Doğal kaynaklar üzerinde büyük baskı var. Türkiye’de ve dünyada birçok sivil toplum örgütü (STÖ), üniversiteler ve sivil dayanışmalar doğa koruma konusunda sorunlara ve alınması gereken önlemlere işaret ediyor. Denizlerde ise durum biraz daha farklı. Derin mavi o kadar güzel görünüyor ki durumun vahametini göremiyoruz. Denizel kaynaklar da en az karasal doğal kaynaklar kadar tehdit ve tehlike altında. Özellikle aşırı avlanmadan kaynaklı ekosistem bozulmaları söz konusu.
Fotoğraf: Doç. Dr. Adnan Ayaz / GYK & AKD Hayalet Ağ Arşivi Hayalet ağların pasif olarak avlanmaya devam etmesi 2-10 yıl sürüyor
2009 yılında Türkiye’de ulusal ölçekte başlatılan DKKA Projesi ve eş zamanlı olarak Sualtı Araştırmaları Derneği Ekoloji Grubu’nun (SAD-EKOG) yürüttüğü çalışmalar sonucunda 2010 yılında Gökova Körfezi içinde 6 alan balıkçılığa kısıtlı/kapalı alan ilan edildi. Amaç; denizel organizmaların üreme, beslenme ve sığınma yerleri olarak kullandığı bu 6 alandaki aşırı avlanma baskısını minimuma indirmek.
Hayalet ağ nedir?
Hayalet ağ terimi, kazayla veya istemlice deniz dibinde bırakılan av araçları için kullanılan bir terim. Denizel ekosistemler üzerinde, aşırı avcılığın verdiği zararın yanında azımsanmayacak bir baskıya sahip. Birçok bilimsel çalışma, deniz dibinde bırakılan av araçlarının çoğunun doğada çözünmemekle birlikte, pasif olarak avlanmaya devam ettiğini gösteriyor. Hayalet ağların pasif olarak avlanmaya devam etmesi, kullanılan av aracının malzemesine, bulunduğu derinliğe, dip coğrafi yapısına ve hidrodinamik etkenlere göre en az 2 yıl sürmekle beraber bu süre 10 yılı buluyor.
Fotoğraf: Doç.Dr. Adnan Ayaz / GYK & AKD Hayalet Ağ Arşivi Hayalet ağ avcıları ağa takılmış bir orfozu kurtarıp özgürlüğüne kavuşturdu
Su ürünleri avcılığı sırasında kaybedilen ya da kopan av araçlarının denizlerde ve iç sularda avlanmaya devam etmesi olarak adlandırılan hayalet avcılığın oluşturduğu tehdit giderek artıyor. Daha önce UNDP Küçük Destek Programı (SGP) ve Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından desteklenen proje kapsamında yapılan çalışmaların sonucu gösteriyor ki dünyada her yıl 1 milyon deniz kuşu ve 100 binin üzerinde deniz memelisi bu ağlar nedeniyle yaşamını kaybediyor. Çoğunluğu sentetik olan ağ malzemeleri, ağların çürümesi ve kurşundan yapılmış parçaları, deniz canlılarına ve bitki örtüsüne telafisi mümkün olmayan fiziksel ve kimyasal zararlar veriyor. İzmir, Gökova ve İskenderun Körfezlerinde yapılan araştırmalara göre hayalet avcılık nedeniyle bir yıllık ekonomik kayıp yaklaşık 1 milyon TL’yi buluyor. Gökova Körfezi’nde hayalet ağların varlığı ve bir kısmının konumu, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi (SUF) öğretim üyesi Doç. Dr. Vahdet Ünal, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi SUF Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Ayaz, Yrd. Doç. Dr. Deniz Acarlı ve Doç. Dr. Uğur Altınağaç’ın 2010 yılında alanda yaptığı çalışmalardan biliniyor. GYK ve AKD, bölgedeki balıkçılardan konumlandırma çalışmalarında destek alarak bilgileri güncel hale getirmiş. Saha çalışmaları farklı aşamalardan oluşuyor. Deniz Karamanoğlu, projenin başından sonuna kadar profesyonel yerel balıkçılardan destek aldıklarını, kendilerinin de rahatsız olduğu bir durum olduğu için yer belirleme çalışmalarında desteklerini esirgemediklerini söylüyor ve ekliyor, “İlk iş, bölgedeki balıkçıları bilgilendirmek ve onların bilgi ve deneyimlerine başvurmak. Sonrasında, harita üzerinde balıkçılardan alınan bilgiler, balıkçılar ile birlikte denize çıkarak yerinde teyid ediliyor. Bu işlem, önce denizde nokta işaretleme olarak yapılıyor, sonrasındaysa dalışlar ve ağların tam konumlarının belirlenmesi…” Ekibe göre, koruma çalışmalarında alanda yaşayan halkın desteği ve bilgilendirilmesi çok önemli, bu yüzden STÖler kritik bir buluşma noktası ve bilgi kaynağı olma durumunda ki SGP-COMDEKS Projeleri de bunun en önemli göstergelerinden biri.
Fotoğraf: Yrd. Doç. Dr. Deniz Acarlı / GYK & AKD Hayalet Ağ Arşivi Saha çalışmaları sualtı çalışmaları ve dalış konusunda uzman bir ekip yürüttü
Hayalet Ağ Avcıları Projesi, COMDEKS Programı’nın Datça’daki projeleri içindeki diğer projelerden ayrı olarak sualtındaki faaliyetleri içeriyor, dolayısıyla daha masraflı, daha farklı niteliklerde insan kaynağı gerektiren ve bir takım riskleri de olan bir iş. İkisi de dalışçı olan Deniz Karamanoğlu ve Derya Yıldırım: “Bu sürede yağışlar devam ettiği için sualtı görüşü çok iyi durumda değildi ve özellikle dalgıçlar için tehdit oluşturuyordu. Bu yüzden dalışlarımızı yaklaşık bir buçuk ay ertelemek zorunda kaldık. Sonrasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Doç. Dr. Adnan Ayaz, Yrd. Doç. Dr. Deniz Acarlı, aynı üniversitede yüksek lisans öğrencileri olan ve aynı zamanda nefesli dalışta milli takım sporcusu olan Talip İbin ve Ata Aksu’nun da desteği ile temizlik dalışlarımıza başladık. Özellikle Çanakkale’de de benzer bir proje gerçekleştirdikleri için tecrübeleri Gökova’daki çalışmaya hız kazandırdı. Aşağıda ağ olduğunu bildiğiniz bir noktaya daldığınızda risklerin farkında ve acil durumlarda nasıl davranılması gerektiğini bilen bir ekip olması da çok önemliydi. Bu konuda da hiçbir sorun yaşamadık. Proje öncesinde tanışmış olmamamıza rağmen çok uyumlu ve organize bir ekip oluşturduğumuzu söyleyebiliriz.”
Fotoğraf: Deniz Karamanoğlu / GYK & AKD Arşivi Proje süresince yaklaşık 700 metre ağ ve 5000 metre kadar misina toplandı.
Projeyle, körfezde yaklaşık 5 hektarlık bir alanda ki toplam BKAların alanı 19,14 hektar, bulunan ağlar temizlenerek denizel ortamdan uzaklaştırıldı ve yaklaşık 700 metre ağ ve 5000 metre kadar da misina toplandı.
Bütünleşik planlama ihtiyacı
Hayalet Ağ Avcıları Projesi, Gökova Körfezi’nde Deniz Koruma Alanlarının Oluşturulması ve DKKA Projesi gibi çalışmalar üst ölçek planlama çalışmalarının denizel alanları da dikkate alacak şekilde geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Balıkçılık ve ulaşım yanında turizm, enerji üretimi gibi sektörlerin de doğrudan kullandığı denizel alanlar, tüm bu sektörlerin taleplerine cevap verirken aşırı kaynak kullanımı, habitat bozulması, kirlilik vb sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Dolayısıyla kara ve deniz kullanımının yoğun olarak etkileştiği Datça-Bozburun Yarımadası gibi alanlar hem karasal hem de denizel alanların bütünleşik olarak planlanmasına ihtiyaç duyuyor.
Datça-Bozburun Yarımadası’ndan yürütülen COMDEKS programı ile ilgili serinin diğer haberleri için:
Victor Gruen 1938 yılında ABD’ye göç ettiğinde “bir mimarlık diploması, sıfır İngilizcesi ve sekiz doları” vardı.
Nazilerin Avusturya’yı işgalinden hemen sonra ülkeden kaçan Viyanalı mimar aynı zamanda bir sosyalistti. Garip bir şekilde kendisini üne kavuşturan şey ise çağımız kapitalizminin simgesi haline gelmiş alışveriş merkezini ilk tasarlayan kişi olması.
Victor Gruen’ün niyeti ise başkaymış. Gruen, arabalara bağımlı Amerikan banliyo hayatına insanların yürüyebildiği, toplaşabildiği, yaya olabildiği bir tür üstü kapalı agora getirmek istiyormuş. ABD banliyolarına gerçek şehir merkezlerinden daha planlı, daha az “kaotik” bir hayali şehir merkezini, daha doğrusu şehirde yaşama deneyimini taşımakmış amacı. 1954 yılında Minneapolis şehri için tasarladığı Southdale AVM’nin ortasında Avrupa tarzı bir meydan varmış mesela. Alışveriş merkezini dışarıya değil içe dönük, üstü kapalı bir yapıya dönüştürüp içine yazları için klima kışları için ısıtma koymak onun fikriymiş.
Gruen’ün ilk örneğini tasarladığı bu fikir bildiğimiz üzere büyük sükse yaptı ve epey yaygınlaştı… Ama Gruen’ün istediği şekilde değil. Southdale’den sonra ABD’nin AVM inşaatlarına sağladığı çeşitli vergi ayrıcalıkları ve firmaların daha fazla kar etme isteği sebebiyle bu yapılar Gruen’ün yola çıktığı banliyoları yayalaştırmak fikrinden saptı. AVM’ler araba denizleri ortasında yükselen lüzumsuz tüketim döngüsünün, yığınlaşmanın, tektipleşmenin simgesi oldu.
Özellikle online alışverişin yaygınlaşması sebebiyle alışveriş merkezlerinin ABD’de teker teker ölmeye başladığı yazılıyor bir süredir. Amerikalı bir inşaat şirketinin CEO’su bu sene Ocak ayında yaptığı konuşmada bildiğimiz geleneksel alışveriş merkezinin yokoluşunu müjdeledi: “10-15 yıla kadar tipik ABD alışveriş merkezi çağdışı kalacak – halkın da perakendecinin de ihtiyaçlarını karşılamayan 60 yıllık bir sapma olarak anılacak”.
Victor Gruen’e geri dönelim. Gruen hayatının sonlarına doğru Viyana’ya geri yerleşir. Döndüğünde Viyana’ya bir alışveriş merkezi inşa edildiğini görür, AVM şehrin bağımsız dükkan sahiplerini işlerinden etmeye başlamıştır. Gruen yapı için ”devasa bir alışveriş makinesi” der ve kendi ifadesiyle “ağır bir duygusal şok” içine girer. Parlak fikriyle Viyana’yı Amerika’ya getirmeye çalışırken Amerika’yı Viyana’ya getirmiş olur bir anlamda. Ölümünden iki yıl önce 1978’de Gruen şöyle der: “Bana sık sık alışveriş merkezinin babası diyorlar. Bu vesileyle babalığı kesin olarak reddetmek isterim. Bu gayrimeşru yapılara nafaka vermeyi reddediyorum. Onlar şehirlerimizi mahvetti.”
Geçen sene bu zamanlar neye karşı çıktığımızı hatırlarken mimar Victor Gruen’ün pişmanlığını da anabiliriz belki.
Fukushima Faciasının yaşandığı yerleşkeden yalnızca 20 km ötede, eski sakinlerinin terkettiği Hirano kasabasının princi gelecek ay Brezilya’da Dünya Kupası’na katılacak olan takımın Aşçısı Nishi Yoshiteru San’a (52 ) Endo Belediye Başkanı tarafından hediye edildi. 30 Kilo ağrılığındaki Fukushima pirinci Hirano’da hasat edilmiş.
30 Kiloluk prinçte radyasyon olup olmadığı merak konusu olsa da gerekli ölçümün yapılması ürün paket halindeyken mümkün değil; dolayısıyla tüm princin radyasyon seviyesi bilinemiyor. Öte yandan bu ölçümü de hükümet görevlilerinin yapmasındansa sivil toplum kuruluşlarının yapması daha çok güven verecek. Ayrıca belirtmek gerekir ki tüm ürünlerin içinde tofu radyasyonu en fazla toplayabilen gıda olduğu için soya ürünlerine çok dikkat edilmeli. Yoshiteru San Fukushima’nın soya sosunu da kastedererek “Sporculara lezzetli yemekler yapmak ve sunmak benim görevim, ayrıca bu sayede Fukushima halkı da çok memnun olacak,onların sevinmesi ve desteklemesi yeter” diyor.
Dün hayatını kaybeden, sivil haklar hareketinin öncü isimlerinden şair, yazar ve yönetmen Maya Angelou’nın ardından, Radikal Angelou’nun kadınlara verdiği öğütleri derledi.
“Bizi özgür bırakan tek şey aşktır.”
“Bir kadın, ne zaman kendi sesini duyurmak için ayağa kalksa, planlamamış bile olsa, tüm kadınlar için de ayağa kalkmış olur.”
“Başarı kendinizi sevmektir, işinizi sevmektir ve işinizi nasıl yaptığınızı sevmektir.”
“Bir şeyi beğenmiyorsanız onu değiştirin. Eğer değiştiremezseniz kendi tutumunuzu değiştirin. Şikâyet etmeyin.”
“Kendinizi dinleyin. O sükûnet içinde Tanrı’nın sesini duyacaksınız.”
“Kendinize verebileceğiniz en güzel hediye affetmektir. Herkesi bağışlayın.”
“Hayat tam bir baş belasıdır. Dışarı çıkın ve kıçına tekmeyi basın.”
“Yeni bir yola koyulmak zordur ama bir kadını için için kemiren o durumda kalmaktan daha zor değildir.”
“Kadınlar sert ve hassas olmalıdır. Mümkün olduğunca gülmeli ve uzun bir ömür sürmelidir.”
“Öğrendim ki, insanlar sizin ne söylediğinizi, ne yaptığınızı unutuyor. Ama onlara nasıl hissettirdiğinizi unutmuyor.”