Ana Sayfa Blog Sayfa 3937

Çözüm tasarısı mecliste

6 maddeden oluşan ve “çözüm sürecinin çerçeve yasası” olarak adlandırılan Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

tbmm02

Başbakan Yardımcısı Atalay, çözüm süreci çerçeve yasa tasarısına ilişkin, “Bu genel bir düzenlemedir. Tasarı bundan sonraki çalışmalar için genel perspektif sunmaktadır. Devlet kurumlarının topyekün sürece katkı vermelerinin hukuki zeminini oluşturmaktadır. Bu çerçevede yasa halen çalışmaları devam eden, sürece ilişkin daha detaylı somut adımlar içeren yol haritası ve eylem planına temel teşkil edecektir. Yasa hükümetin, devletin çözüm süreciyle ilgili ne kadar kararlı olduğunun da ifadesidir. Biz bunu görüyoruz. İnşallah sonuca doğru yaklaşılmaktadır. Bu sorunların çözülmesi, şiddetin dinmesi, insanların dağdan silahını bırakarak inmesi ve normal toplumsal hayat içinde rehabilitasyonu yapılarak yaşaması safhasına doğru yaklaşılıyor.” dedi.

Atalay, çözüm süreci çerçeve yasa tasarısıyla, hükümete çözüm süreci kapsamında kısa orta ve uzun vadede yapılacak çalışmalarla ilgili genel bir sorumluluk verildiğini belirterek, “Bu şekilde devlet kurumlarının kendi kuruluş kanunları çerçevesinde çözüm sürecinde katkı verecek konuları belirleyebilmeleri ve gerekli çalışmaları yapmaları da kolaylaşmış olacaktır” dedi.

Pakette, çözüm süreciyle ilgili alınan kararların ilerde ‘suç’ kapsamına alınmaması için yeni görev tanımları yapıldı. Çözüm sürecinde ve terörle mücadelede alınan kararların sorumluları korunacak. İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı pakete göre, sürecin aktörlerinin ilerde suçlanması engellenecek.
Pakette, yönetici olmayan PKK kadrosundan dağdan inmek isteyenlerin eve dönüşünü kolaylaştıran ve rehabilitasyonunu sağlayan hükümler de bulunuyor. Özellikle çocukları dağa kaçırılan ailelerin kampanyalarından sonra silahlı çatışmaya katılmayan gençlerin eve dönmesi ve sorumlu tutulmamalarıyla ilgili hükümler yer alacak. Hasta mahkûmlarla ilgili olarak ise Adli Tıp Kurumu sürecinin hızlandırılması gibi maddelerin de pakette yer alacağı belirtiliyor. HDP’nin beklediği ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi’ çerçevesindeki düzenlemeler ise pakette yer almıyor.
Meclis, torba tasarı ve çözüm süreci paketi yasalaşıncaya kadar çalışmalarına devam edecek. Bunun da temmuz ortasını bulması bekleniyor.

(Yeşil Gazete)

Maden şirketinde yolsuzluk intihar getirdi

Çin’de yolsuzluk soruşturmasına uğrayan 2 milyar dolarlık bakır madeni şirketinin başkanı Wei Jianghong, intihar etti. dev-maden-sirketinin-baskani-intihar-etti-4510500   Hong Kong medyasında yer alan haberlere göre, Tongling Metal Yönetim Kurulu Başkanı Wei Jianghong yolsuzluk soruşturması nedeniyle yaşamına son verdi. Çin’in en büyük bakır madeni işletmecisi konumundaki devlet şirketinden yapılan kısa açıklamada, Wei’in dün bir binadan düşerek öldüğü kaydedildi. Resmi medya ise, intihar nedenine değinmeden, söz konusu olayın şirketin merkezinin bulunduğu Anhui eyaletinde bir otelde meydana geldiğini yazdı. Piyasa değeri 2 milyar doları aşan şirketin Shenzhen Borsası’nda işlem gören hisseleri, haberlerin etkisiyle bugün yüzde 4.40 değer yitirdi. Yolsuzluğun son derece yaygın olduğu ülkede, soruşturmaya uğrayan çok sayıda yetkilinin büyük psikolojik baskı altında inti-hara yönelebildiği biliniyor. Çin’de Xi Jinping’in geçen yıl devlet başkanlığına gelmesinden sonra ülke çapında üst düzey yetkilileri de kapsayan yolsuzluk soruşturmalarına ağırlık verilmişti. (DHA)

İstanbul’un orta yeri Beşiktaş’ta 425 farklı bitki türü

Fotoğraf: Burcu Y. Kabaalioğlu Beşiktaş'ın doğal türlerinden Ranunculus constantinapolitanus (DC)d'Urv. İstanbul Düğünçiçeği. Yer: Yıldız Parkı
Fotoğraf: Burcu Y. Kabaalioğlu
Beşiktaş’ın doğal türlerinden Ranunculus constantinapolitanus (DC)d’Urv. İstanbul Düğünçiçeği. Yer: Yıldız Parkı

İstanbul’un orta yeri Beşiktaş’ta 425 farklı bitki türü olduğunu düşünür müydünüz? Hem de bunların 274 tanesi tanesi doğal tür yani kendiliğinden yüzyıllardır, insan müdahalesi olmadan gelmiş, yetişmiş, yayılmış.

Beşiktaş, İstanbul’un en küçük semtlerinden biri olmasına rağmen, kent içindeki hareketin merkez noktalarından biri. Semt,  İstanbul’un hem önemli ulaşım yolları üstünde, hem de gün içi nüfusunu yaratan iş merkezlerini, üniversiteleri kapsıyor. Dolayısıyla Beşiktaş’ın, turisti, çalışanı, öğrencisi, günlük işleri için gelen-gideniyle günde ortalama 1 buçuk milyon kişiyi ağırladığı tahmin ediliyor.

Genç bilim insanı ve doğa korumacı Burcu Yağmur Kabaalioğlu, yüksek lisans tezi kapsamında bu kalabalık kentsel merkezin florası ile ilgili bir çalışma yaptı ve Beşiktaş’ta toplamda 425 tür bitki olduğunu belirledi. Bunların 274’ü doğal türlerden yani insan müdahalesi olmadan kendiliğinden o ortamda yetişen bitkilerden, 151’i de egzotik yani kendi doğal yaşam alanı dışında bu yere taşınmış türlerden oluşuyor. Beşiktaş gibi bir yerde bu kadar türün bulunuyor olması Kabaalioğlu’na göre iyiye işaret. Yine de bugün İstanbul’un en ‘yeşil’ ilçelerden biri olan Beşiktaş’ın ekolojik geçmişine bakıldığında bir takım kayıplar yaşandığını düşünüyor ve ekliyor:MS 2-3 yy’a ait ulaşabildiğimiz en eski kayıtlarda Beşiktaş için sık ormanlarla kaplı olduğu, Roma döneminde Ihlamur Deresi’nin oldukça geniş bir akarsu olduğu yazıyor.”

Burcu Yağmur Kabaalioğlu, 2010'da Hacettepe Üni. Biyoloji'den lisans, 2013'te Marmara Üni. Biyoloji'den Y.Lisans derecesini aldı. Doğasına, sakinliğine hayran olduğu Ankara'dan sonra İstanbul'a dönüp onun doğasıyla ilgili yüksek lisans yapmak istemiş.
Burcu Yağmur Kabaalioğlu, 2010’da Hacettepe Üni. Biyoloji’den lisans, 2013’te Marmara Üni. Biyoloji’den Y.Lisans derecesini aldı. Doğasına, sakinliğine hayran olduğu Ankara’dan sonra İstanbul’a dönüp onun doğasıyla ilgili yüksek lisans yapmak istemiş.

İlçe sınırları içindeki tüm alanı yıl boyunca düzenli olarak ziyaret ederek çiçeklenme mevsimine göre uygun bitki türlerinden örnek alıp herbaryum* yöntemiyle bitkileri bilimsel çalışma yapılacak hale getirerek tür teşhisini yaptığı çalışmasında Kabaalioğlu, tüm ilçeyi adım adım dolaşmasına rağmen insan eli değmemiş tek bir kamuya açık alan bulamadığını söylerken özellikle doğal bitki örtüsü açısından İstanbul’daki saklı cennetlerin korular, kasırlar, parklar, mezarlıklar olduğunu da ekledi; “Yıldız Parkı özellikle haftaiçi İstanbul’un kalabalığını unutturacak güzellikte. Konumu gereği çok kolay ulaşım sağlanabilen,  her mevsim ziyaret edilebilecek bir alan. Ihlamur Kasrı, Maçka Parkı, Abbasağa Parkı, Kuruçeşme Mezarlığı diğer alanlara göre daha çok doğal bitki türünü barındırıyor. Bunların dışında Robert Koleji arazisi, Boğaziçi Üniversitesi güney kampusu, özel korular büyük peyzaj düzenlemeleri yapılmadığı için doğal bitki türlerine kolaylıkla rastlanabilen alanlar”

Fotoğraf: Burcu Y. Kabaalioğlu Bellis perennis L.
Fotoğraf: Burcu Y. Kabaalioğlu Bellis perennis L. üzerinde yalancı beyazmelek (Pieris pseudorapae) Beşiktaş’ta doğal floranın üçte biri Asteraceae (papatyagiller), Poaceae (buğdaygiller), Fabaceae’dan (baklagiller) oluşuyor

Yüksek lisans tezi, Beşiktaş İlçesi’nin bitki türlerinin envanterinin çıkarılması yanında ilçenin ekolojik yapısı, bölgenin iklimi, ekonomik yapısı, tarihsel gelişimi, nüfus, turizm, sanayi potansiyeli, çevre sorunları vb konulara dair verileri da kapsıyor. Kentsel nüfusun hızla artması, kentsel alanların hızla ve sorumsuzca yayılması belediyelere yeni sorumluluklar veriyor, Kabaalioğlu’nun belirttiği gibi “Kentler hem doğal yaşam ortamlarını korumalı ve sürdürmeli, hem de kentliye yaşanabilir çevreler sunarken dinlenip zevk alabileceği ortamlar oluşturmalı. Bu da ancak kentsel ekolojinin ilkelerinin planlamaya girmesiyle mümkün”

(Özlem Katısöz/ Yeşil Gazete)

*Herbaryum yöntemi: Bitkilerin çiçeklenme zamanları türden türe değişebilir. Teşhis aşamasında dikkat edilen unsurlar kimi bitkide çiçek detayları iken bir diğerinde meyve olabilir. Dolayısıyla uygun koşullarda toplanan örneklerin kağıtlar arasında kurutulup (günlük olarak nemlenen kağıtlar değiştirilir ki örnek bozulmasın) daha sonra herbaryumda saklanabilmesi için kartonlara yapıştırılıp teşhisini gerçekleştirmek gerekir. 

 

Bangladeş yüzünü güneşe döndü

Tekstil sektörünün acımasız yüzünü gösterdiği ülkelerden biri olan Bangladeş’te yeni bir iş alanı oluşmaya başladı. Ülkede gün geçtikçe yenilenebilir enerji istihdamı artıyor. Nedeniyse güneş panelleri.

panel foto

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) hazırladığı rapora göre, 2009 rakamlarına göre nüfusun yüzde 47’sinin elektriğe erişebildiği ülkede güneş pilli küçük panellerden neredeyse her ay 80 bin tane kuruluyor. Bu geometrik artış son yıllarda gittikçe görünür olmaya başladı: Bangladeş’te 10 yıl önce 25 bin olan güneş paneli sayısı bugün 2.8 milyona çıkmış durumda.

paneş tablo
Dünyadaki yenilenebilir enerjilerin istihdam tablısuna göre, 6,5 milyon insanı geçindiren iş kollarından en fazla kişinin çalıştığı alan güneş pilli küçük paneller. Onu sıvı biyoyakıt ve rüzgar paneli izliyor.

 

Güneşle ilgili iş alanlarının sayısı ise 2011’den 2013’e kadar iki katına çıktı. Bu durum da satış, kurulum ve imalat gibi pek çok farklı dallarıyla yenilenebilir enerji sisteminin 114 bin kişilik istihdam yarattığını ortaya koyuyor.

panel harita
İstihdamı karşılayan ülkelerde Çin başı çekiyor.

Raporda yayınlanan küresel verilere göre, dünyada yenilenebilir enerjiyle ilgili 6.5 milyon işin neredeyse yarısı, 2,3 milyonu güneş panellerinden geliyor. Söz konusu istihdamın büyük bir kısmı, 2,6 milyon kişinin güneş panelleriyle ilgili çalıştığı Çin’den geliy0r. 1,2 milyon iş ise Avrupa Birliği’nde yapılıyor. ABD ise 625 bin yenilenebilir enerji işiyle dünyada üçüncü.

(theatlantic.com/Yeşil Gazete)

Çevre felaketi Boko Haram şiddetini nasıl daha da kötüleştiriyor? – 2

Yeşil Gazete’de dün yayınladığımız Mother Jones Washington muhabiri Erika Eichelberger’in yazısının ikinci bölümü:

Çiftçi-çoban çatışması ile Boko Haram şiddeti aslında birbirinden farklı çatışmalar. Ama iki savaş zaman zaman kesişebiliyor. Örneğin, Boko Haram, Aralık 2010’da Jos Kenti’ndeki kilise ve pazar yerlerini bombalamalarını Hıristiyanların Müslüman Fulanilere saldırmasının intikamı olarak açıklamıştı.

Brooking Institution’ın ayaklanmalarla ilgili uzmanı Vanda Felbab-Brown “Hıristiyan-Müslüman çatışmasının çoğu, su ve araziye erişimden kaynaklanıyor, Boko Haram ise bu sorunlarından besleniyor ve bu sorunları körüklüyor.

Nijerya’nın çiftçi-çoban savaşı kızıştıkça daha fazla genç insan köşeye sıkışıyor ve genç Müslüman Funalilerin Boko Haram isyanının içine çekilmeleri olasılığı daha da artıyor, diyor Nijerya’da güvenlik odaklı çalışan CLEEN Vakfı’nın direktörü Oluwakemi Okenyodo.

Boko Haram, 2009’da ortaya çıktığından beri 5000 kişiyi katletti. Adı basitçe “Batı tarzı eğitim günahtır” anlamına gelen terör örgütü, örgütün kurucusu Mohammed Yusuf’un 2002’de açtığı cami ve İslami eğitim veren okulu üzerinden kadrolarını oluşturuyor. Tabi, dünyanın her yerindeki isyancı gruplar gibi ekonomik zorluklar örgüte katılımı arttırıyor. ABD Kongresi’nin finanse ettiği Barış için Birleştik Devletler Enstitüsü’nün 2011 raporuna göre, kuzeydeki yoksulluk ve işsizlik, Boko Haram’ın “Hükümet, Batı değerleriyle bozuldu, Nijeryalılara yardım etmek yerine kendini zengin etme derdinde” söylemini güçlendiriyor.

Fotoğraf: Erika Eichelberger Doğu Nijierya'daki sığır çobanları
Fotoğraf: Erika Eichelberger
Doğu Nijierya’daki sığır çobanları

Nijerya hükümetinin fiilen, bu çorak topraklarda artık daha fazla yaşayamayacak olan çoban, çiftçi ya da balıkçılara yönelik her hangi bir sosyal güvenlik planı yok. Abuja’daki Gıda Politikası Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacı Kwabena Gyimah-Brempong, “Üretimdeki sorun çıkması açlıktan ölmek demek” diyor. Bugünlerde gittikçe daha çok Nijeryalı açlık çekiyor. 2010’da Nijeryalıların %61’i mutlak yoksullukta yaşıyordu yani minimum gıda, yiyecek ve barınma koşullarında yaşamlarını sürdürüyorlardı. Bu oran, Nijerya İstatistik Ajansı’nın son çalışmasına göre 2004’te %55’ti. Durum, neredeyse %70’in mutlak yoksulluk çektiği kuzeydoğuda, yani Boko Haram tarafında daha da kötü.

Bazı değerlendirmelere göre, örgüttekilerin motivi İslami söylemden çok ekonomik. İnsan Hakları İzleme Grubu’nun (HRW), çoğunlukla eski Boko Haramcılardan oluşan ve yasadışı bir düzen sağlayıcı gibi çalışan, Boko Haram karşıtı Sivil Ortak Güç ile yaptığı yayınlanmamış görüşmeden aktardığı da Boko Haram’a katılımın İslam’la ilgisi olmadığı, tamamen ekonomik kaynaklarla ilgili olduğu. “Terörist grup, elinde hiç bir kaynağı olmayanların üstüne çullanıyor” diyor Kuzey Nijerya’da yaşayan HRW araştırmacısı.

Bu yüzden Nijerya hükümeti de çevresel bozulma, yoksulluk ve şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çekmeye başladı. Mother Jones’a açıklama yapan Nijerya Enformasyon Bakanı Labaran Maku, kısmen üretim sorunlarına bağlı olan kuzeydeki yoksulluk, terörün gelişmesine elverişli bir ortam yaratıyor. Nijerya Temsilciler Meclisi’nin İklim Değişikliği Komitesi Başkanı Eziuche Ubani, insanların geçim kaynaklarını kaybettiği, koşulların insanlar için zaten ağır ve umutsuz olduğu kuzeyde, Boko Haram’ın ekibe adam bulmasının oldukça kolay olduğunu söylüyor. Nijerya silahlı güçleri, Boko Haram’la mücadelesinde özellikle tarımsal çöküş yaşayan alanlara yoğunlaşıyor. Güvenlik güçlerinin hedefinde Maiduguri’nin kuzeyindeki balık pazarları var, Segun’a göre bunun nedeni Boko Haram’ın, kuruyan Chad Gölü etrafındaki yoksul balıkçı yerleşmelerden adam toplaması.

Bazı Nijeryalı yetkililer, ülkenin kuzeyindeki duruma neden çevresel tahribat yüzünden küresel ısınmayı suçluyor. Nijerya ulusal Güvenlik Danışmanı Albay Sambo Dasuki, iklim değişikliği ve kuraklığın kuzeydoğudaki ekonomiyi baltaladığını ve terörist ayaklanmaların beslenmesine yardım ettiği konusunda uyarıyor. Nijerya Senatosu Çevre Komitesi Başkanı Senatör Bukola Saraki de hemen hemen aynı görüşte.

Nijerya uzmanları, çevresel tahribatın kesinlikle kuzeydeki yoksulluk ve şiddete katkı verdiği konusunda uyarılarını yapmakla beraber, bunları ekolojik afetler yığını içinde direkt insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilişkilendirmek için yeterince kanıt olmadığı görüşünde.  Johns Hopkins İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda Afrika Çalışmaları Yardımcı Direktörü Paul Lubeck, Nijerya hükümetinin Boko Haram isyanına dair iklim değişikliğinin etkisini abarttığını böylelikle kendisinin saldırılarla ilgili beceriksizliğini örtbas etmeye çalıştığını söylüyor; “Kuzey orantısız bir krizle karşı karşıya ve göstermelik çözümler fazlasıyla çekici.”

Ancak, önümüzdeki yıllarda, iklim değişikliğinin Afrika’daki etkisi ve şiddeti artacak. Bilim insanları iklim değişikliğinin Sahel’in yağış rejimini nasıl etkiyeceğini tam olarak kestiremiyor – bölge daha fazla yağış alacak da olabilir. Kesin olan şey bölgenin ısınacağı. Küresel sıcaklıkların, karbon salımının bu düzeylerde kalması durumunda yüzyılın sonuna doğru 4,6 derece kadar artacağı öngörülüyor. Sahel’de ise koşullar daha da keskin olacak.

IPPC’ye göre iklim değişikliği, bölgeye düşecek yağış miktarını arttırsa bile daha yüksek sıcaklıklar, Afrika çapında buğday, pirinç ve mısır gibi ürünlere ciddi zarar verecek. Örneğin, Orta Sahra Afrika’sının buğday rekoltesi yüzyılın ortasına doğru %35 oranında düşebilir. Uluslararası Gıda Politikası Araştırma Enstitüsü’ne göre sorgum gibi istikrarlı ürünlerin üretimi 2050’ye kadar %1 5 düşebilir; manyok üretimi %20 kadar düşebilir. “Bu senaryo gerçekleşirse durum karanlık”, diyor IPPC raporunun Afrika kısmının yazarlarından Jon Padgham, özellikle gıda güvencesinin kırılganlığı ve nüfus öngörüleri dikkate alındığında ve Afrika’nın nüfusunu beslemesi için daha fazla üretmesi gerektiği düşünüldüğünde.

IPPC, iklim değişikliğinin yoksulluğu arttırarak kaynaklar için çatışmaları ve iç savaşları yoğunlaştıracağını söylüyor. Pentagon, bunun dünya çapında vahşi köktenciliği körükleyebileceği konusunda uyarıyor. Son çalışmalardan biri, dünya çapındaki şiddetli çatışmaların sıklığının 2050’ye %50 kadar artabileceğini gösteriyor.

Nijerya yetkilileri her ne kadar çevresel tahribattan kaynaklanan çatışmalara yönelik sözde bir takım işler yapıyor görünse de hükümet yerinden olmuş çiftçiler, çobanlar ya da balıkçıların şiddete bulaşmaması için yeterince (istihdam olanakları, akıllıca sulama sistemleri ya da sosyal güvenlik planları ile) uğraşmıyor. Tarım bakanının, bir takım çiftçilere destek planları var ancak çoğu çalışma toplantılarından sonraki aşamaya geçemedi. Bunun yerine, Nijerya ‘çiftçi-çoban çatışmasını’ göz ardı edip hesabı sorulamayan askeri yöntemler kullanarak Boko  Haram’la mücadele ediyor (Hükümet, bu sene güvenlik güçleri için kabaca 6 milyar dolar harcayacak ve bu harcamalar izlenemiyor).

Ayrıca, ABD de her yıl Nijerya’nın silahlı kuvvetlerine ortalama 1 milyon dolar, kolluk kuvvetlerine 3 milyon dolar finansman sağlıyor, Mayıs ayında, Başkan Obama, Nijeryalı kız çocuklarının kurtarılmasına destek için 80 ABD askeri personelini Chad’a gönderdi. Ancak muhtemelen Boko Haram’dan kurtulmanın daha etkin yolu, ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın özellikle köktendincilikle mücadele için önümüzdeki sene yoksulluğu ortadan kaldırma ve tarımsal kalkınma girişimleri için harcayacağı dolarlar olacak. Gene de eğer ki ABD ve diğer zengin ülkeler karbon salımlarını azaltmazlarsa ve Nijerya, yoksulları için daha fazlasını yapmazsa, bu programlar yeterli olmayacaktır. Jamestown Vakfı’nın Nijerya’nın kuzeyindeki radikal gruplarla ilgili uzmanı Jacob Zenn’e göre “ABD ve Nijerya kuzeyde iklim değişikliği meselesinde ortak çalışmazlarsa, bunun kuzey Nijerya’daki ABD çıkarlarına yansımaları olacaktır. Uzun vadede etkileri o kadar fena olacaktır ki bu etkiler ABD’nin burnunun dibinde hissedilir hale gelebilir.”

Haber, Middlebury College Fellowship in Environmental Journalism (Middlebury College’ın Çevre Muhabirliği Burs) tarafından finanse edilmiştir.

Çeviri: Selda Bozbıyık, Özlem Katısöz

(Yeşil Gazete)

Avrupa Parlamentosu’nda aşırı sağın grup kurma umudu suya düştü

Aşırı sağcı partilerin Avrupa Parlamentosu’nda grup kurma teşebbüsü suya düştü. Fransa ‘Ulusal Cephe’ lideri Marine Le Pen ve aşırı sağcı ‘Özgürlük Partisi’ lideri Hollandalı Geert Wilders dışındaki partiler grup fikrine yanaşmadı.

marine

Wilders, Hollanda basınına yaptığı açıklamada, parlamentoda grup kurmak için gerekli olan “yedi farklı ülkeden üyeye sahip olma” kriterine ulaşamadıklarını belirtti.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde  Fransa’da beklenmedik bir başarı kazanan Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’in ortaya attığı grup kurma fikri için Hollanda’nın Özgürlük Partisi’nin yanı sıra, Avusturya‘nın ‘Özgürlük Partisi’, İtalya‘nın ‘Lega Nord’u ve Belçika‘nın ‘Vlaams Belang’ partisinin ismi geçmişti.  Yanı sıra Polonya‘dan ‘Yeni Sağ Kongresi’ (KNP) de olası adayları arasından görülüyordu. Fakat KNP’nin 72 yaşındaki lideri Janusz Korwin-Mikke‘nin aşırı sağ partiler için bile radikal bir tercih olabileceği konuşuluyordu, zira KNP’nin parti programları arasında kadınlara oy hakkının sona erdirilmesi de var.

Özgürlük için Avrupa Birliği (EAF) adı verilmesi düşünülen grubun amaçları parlamentoda daha fazla güç ve ekonomik gelire sahip olmaktı.

Grubun kurulamaması üzerine Avrupa Parlamanetosu Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Ska Keller, facebook sayfasından yaptığı açıklamada aşırı sağın bir araya gelememesinin sevindirici bir gelişme olacağını bellirtti: “Avrupa’yı yeniden şekillendirmeye çalışan ulusalcılar bozguna uğradı. Ayrıca tüm problemlerimizin Avrupalılık seviyesinde çözülmesi gerektiğini de anlamış oldular. Parlamentoda açıkça ırkçı, seksist, anti semitist ve islamafobik fikirlerin yer almayacak olması sevindirici. Yine de insanları, bu partülerin bugünle ilgili bir çözümü olmadığı konusunda ikna etmeliyiz.”

(euobserver.com/Yeşil Gazete)

3 El Cezire çalışanına 7 yıl hapis

Mısır’da mahkeme, ‘yalan haberler yaymak ve Müslüman Kardeşler’i desteklemek’ suçlamalarıyla yargılanan üç El Cezire çalışanına yedişer yıl hapis cezası verdi. Mahkeme üçü yabancı gazeteci on sanık için de gıyabında 10 yıl hapis cezası verdi.

AJ-Free
Sanıklar Peter Greste, Muhammed Fehmi ve Baher Muhammed iddiaları reddediyor.

Mısır hükümeti, Müslüman Kardeşler’i geçen Aralık ayında yasaklamış ve ardından terör örgütü ilan etmişti.

Dava uluslararası çapta tepkiye neden olmuş durumda. Tepki gösterenler davanın politikleştiğini söylüyor.

Mahkumlardan Peter Greste’nin Avustralya vatandaşı olması nedeniyle Canberra yönetimi davayı yakından takip ediyordu. Avustralya Dışişleri Bakanı Julie Bishop karar ile ilgili büyük üzüntü duyduklarını açıkladı. İngiltere Başbakanı David Cameron da karar nedeniyle dehşete kapıldığını söyledi.  İngiltere Dışişleri Bakanlığı da Mısır Büyükelçisi’ne nota verdi. Gıyabında hapis cezası alan gazetecilerden ikisi İngiliz vatandaşı.

20 kişi yargılanıyor

Davada dokuzu El Cezire çalışanı olmak üzere toplam 20 kişi yargılanıyordu.

Kararla İlgili El Cezire İngilizce Yayınlar Müdürü El Enstey, kararın mantık, genel kanı ve adalet duygusu ile çeliştiğini söyledi.
Ceza alan gazetecilerin karara itiraz etmesi bekleniyor.

Mısırlı yetkililer Katar merkezli El Cezire yayın kuruluşunun Mısır’daki çalışmalarını, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi desteklediği gerekçesiyle yasakladı.
Katar’ın Mısır’da Müslüman Kardeşler yönetimini desteklemesi şu anki Mısır yönetimi ile arasının açılmasına neden oldu.

(BBC Türkçe/Yeşil Gazete)

Amasra’da 40 bin itiraz dilekçesi hazır

Amasra’da kurulmak istenen termik santrale karşı uzun süredir mücadele eden halk, santral için askıya çıkan ÇED raporuna karşı yaklaşık 40 bin itiraz dilekçesi iletti.

termik_santrale_karsi_rekor_imza_h13261

Bu ekoloji mücadelesi için en yüksek katılımlı itirazlardan biri.

Küre Dağları Milli Parkı’nın yer aldığı ve kalesiyle UNESCO Geçici Miras listesine giren Bartın’ın Amasra ilçesinin Gömü Köyü’ne Hattat Holding 1320 megawatlık termik santral kurmak istiyor.

Halkın itirazlarına rağmen 11 Haziran’da Çevre Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) askıya çıktı.

Bartın Platformu, santrale karşı, tarım, turizm, ev değerinin düşmesi, hava kirliği, küresel iklim değişikliği, deniz ve ormanın yok olması konularını işleyen 20 farklı itiraz dilekçe hazırladı.

180 bin nufüsa sahip Bartın’ın beşte biri, yaklaşık 40 bin kişi istediği dilekçeyi imzaladı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı, ya bu itirazları dikkate alarak ÇED’e onay vermeyecek. Onay verirse de halk ÇED raporunu iptali için dava açacak. Bartın Barosu ve Türkiye Barolar Birliği de destek veriyor.

Hema Entegre Termik Santrali; yaklaşık 33 hektarlık termik santral alanı, 200 hektarlık kalker ve kırma eleme tesis alanları, 150 hektarlık kül ve alçı taşı depolama alanlarıyla, toplam 380 hektarlık doğal orman alanları üzerine kurulmak isteniyor.

Bartın Platformu bugün saat 16:00’da Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne dilekçeleri verip miting yapacaklar.

(Bianet/ Yeşil Gazete)

Hazine Çeşme’yi gözden çıkardı

Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir’in Çeşme İlçesi Alaçatı’da ‘Kamu taşınmazlarının turizm yatırımlarına tahsisi hakkındaki yönetmelik’ çıkardı. Yönetmelikle Çeşme’de Hazine’ye ait en kıymetli yerlerde otel ve günübirlik tesis yapılacak.

İzmir Çeşme Alaçatı Mahallesi Liman Mevkii’nde otel veya tatil köyü, Alaçatı Mahallesi Liman Mevkii’nde günübirlik tesis, Alaçatı Mahallesi Liman Mevkii’nde otel veya tatil Köyü, Alaçatı Mahallesi Liman Mevkii’nde günübirlik tesis yeri olarak 4 yer belirlendi.

Yine Çeşme Altınkum turizm merkezi Musalla Mahallesi Çatalazmak Mevkii’nde günübirlik tesis, Çeşme Musalla Mahallesi Çatalazmak Mevkii’nde günübirlik tesis olarak iki yer ve Selçuk Pamucak turizm merkezi Selçuk Köyü Pamucak Mevkii’nde de bir otel veya tatil köyü olmak üzere, toplam 7 yer belirlendi.

Belediye Başkanı: Yatırımcıların önünü açmak lazım!

Kültür ve Turizm Bakanlığı resmi gazetede yayımladığı bu yerler için girişimcilerin en geç 8 Ağustos tarihine kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurması gerektiğini hatırlattı.

Çeşme Belediye Başkanı Muhuttin Dalgıç, tahsis edilen yerlerin Çeşme ve Alaçatı’nın en kıymetli alanları olduğunu belirterek, tahsislerin Alaçatı’da Süzer Otel’in üstü, Solto Otel’in yanı, Sidesıde Beach’ten önceki koy, Çeşme Ovacık Çatalazmak bölgesi, Altınkum’un yanı olarak tarif etti. Dalgıç, turizm tahsislerini uzun zamandır beklediklerini belirterek, şöyle dedi:

“Uzun süredir bu tahsislerin yapılması taraftarıyım. Devletin elindeki yerlerin tahsise çıkılması lazımdı. Olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Bu alanlar, Çeşme’nin en kıymetli yerleri. Yatırımcının önünü açmak lazım. Planlar hazır. Yatırımcının önünü açabilmek için ruhsatları hızlı bir şekilde vereceğiz.”

(kuzeyormanlari.org/ Yeşil Gazete)

Cumalıkızık ve Bergama artık UNESCO tescilli

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri ve Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınması için verdiği mücadele olumlu sonuçlandı ve Bursa, “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” başlıklı dosyasıyla UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

cumalı

Katar´ın başkenti Doha´da yapılan 38. Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda Türkiye’den Bursa’nın Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri’nin ve Cumalıkızık alanlarının yanı sıra yanı İzmir Bergama’nın da listede yer almasına karar verildi.

Bursa’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınma amacıyla 2000 yılında başlatılan çalışmalara Büyükşehir Belediyesi katkı sağlamıştı.

UNESCO’nun 1972 yılında kabul ettiği ve 186 ülkenin taraf olduğu “Doğal ve Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi” kapsamındaki ‘Dünya Mirası Listesi’ne bugüne kadar Türkiye’den Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Hattuşaş, Nemrut Dağı, Xanthos-Letoon, Truva Antik Kenti, Göreme Milli Parkı ve Kapadokya, Pamukkale Hierapolis, Safranbolu şehri, Edirne Selimiye Cami ve Külliyesi, ve Çatalhöyük Neolitik Kenti  gibi 11 bölge dahil oldu.