Ana Sayfa Blog Sayfa 3891

Son dönemin Yeşil Kitapları

Çevremizde 40 YılAnılar, Düşünceler

 

16 Çevremizde 40 yıl
Çevremiz! Hem de en geniş anlamıyla … Hava, su, toprak ve insanı çevreleyen her şey. 40 yıllık geçmişe bir bakış!

Vakıfların, derneklerin ve benzeri kuruluşların; projelerin, uluslararası ilişkilerin pek bilinmeyen dünyası. Üniversiteler, bürokrasi, hukukçular ve muhafazakârlık üzerine değerlendirmeler, görüşler, sorular … 40 yıldır bu konuların içinde olan TÇV Genel Sekreteri Av. Engin Ural’ın yaşamı, anıları, düşünceleri.
(Tanıtım Bülteninden)

Çevremizde 40 Yıl Anılar, Düşünceler
Engin Ural
Efil Yayınevi
2014

* * *

 

Organik Tarım

15 organik tarım

Yepyeni bir başlangıç yapma hayali kuranlar için rehber niteliğinde hazırlanan Hayaller Serisi kitaplarının ilki olan Organik Tarım, hemen ardından piyasaya çıkacak serinin ikinci kitabı Kafe-Restoran ile birlikte bu yazın en çok okunan kitaplarından biri olmaya aday.

Hayatın bir yarış olmadığını fark edenlerin; toprağa basmak, ağaçlara ve çiçeklere dokunmak, meyve sebzeyi dalından koparmak, doğal gıdalarla beslenmek, zamanı yavaşlatmak isteyenlerin; mevsimleri yaşamayı, toprakla uğraşmayı özleyenlerin özlemini giderecek, yaşam biçimini değiştirecek bir iş: organik çiftçilik.

Organik tarımı merak edenler ve bu işe atılmayı hayal edenler için hazırlanan Organik Tarım aşağıdaki soruların yanıtlarını verirken ayakları yerden hiç kesmiyor.

–          Organik tarım nedir? İncelikleri nelerdir?

–          Arazi nasıl seçilir?

–          Nerede, ne yetiştirilir?

–          Gelecek vaat eden ürünler hangileri?

–          Ürünler mamule nasıl dönüştürülür?

–          Ürünler nasıl pazarlanır ve nerelerde satılır?

–          Organik tarım sanayileşiyor mu?

–          Devlet destekleri neler?

Organik Tarım

Yasemin Balaban

Elma Yayınevi

2014

* * *

Karbon Günlükleri 2017
Gezegenimizin geleceğini önemseyen herkes bu kitabı okumalı!’
Costa Jürisi

17 karbon

Dünya adım adım yok oluşa yaklaşıyor. Peşi sıra felaketler yaşanırken insanlar enerji ve su kaynaklarının tükenme tehdidi ile karşı karşıya kalıyor. Bu kaos ortamında topluma nefes aldıracak tek araç olan karbon kartı ise ne yazık ki çoktan karaborsaya düştü bile! En zoruysa birilerinin gelip “durdurma” düğmesine basmasını beklemek…

Yıl 2017. Laura Brown’nun belki de kimsenin okumasını istemediği günlüğü ile başbaşasınız. Londra, karbon kısıtlamasının uygulandığı yeni çağda hayatta kalmak için savaşıyor. Tabii ki Laura ve rock grubu Edepsiz Melekler de… Çevre krizinin yaşanmaz kıldığı bir dünyada Laura “normal” bir üniversite öğrencisi olmaya çalışıyor. Çıktığı Avrupa turnesinde kendini bir öğrenci ayaklanmasının, grevlerin, acı bir su savaşının ve o güne dek tanık olmadığı korkunç hikâyelerle dolu göçmen kamplarının içinde buluyor. Bunlar yetmezmiş gibi Laura’nın aşk yaşamı başa aşağı giderken, toplumsal kargaşaya neden olduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma açılıyor! Dayan Laura, bunlar devrimci zamanlar!

İngiliz yazar Saci Lloyd’un, Dünya’daki ekolojik sisteminin bozulmasına tepki çekmek ve kapitalist düzeni eleştirmek amacıyla kaleme aldığı Karbon Günlükleri 2015’in merakla beklenen ikinci kitabında, toplumsal direniş ve isyan tüm hızıyla devam ediyor. Üstelik ilkinden çok daha sert ve istikrarlı bir şekilde…

Karbon Günlükleri 2017

Saci Lloyd. Çeviren: Nazan Özcan

Tüdem Kültür

 

Derleyen: Barış Gençer Baykan

Vegan ile vegan olundu

Yani ben oldum

Hayır olmadın diyor Büşra

Nasıl ya?

Veganlıkta kahvaltı seçenekleriniz hayli kısıtlı oluyor
Veganlıkta kahvaltı seçenekleriniz hayli kısıtlı oluyor

Oldum ya işte, daha nasıl olucam

Et yok, Süt yok, Yumurta yok, hepsini geçtim kahvaltıda domatesin yanında peynir yok, vegan oldum işte daha ne

Vegan beslenmeyi deneyimliyormuşum

Veganlık sadece beslenmekle, hayvansal hiçbir gıdayı tüketmemekle ilgili değilmiş, daha kapsamlı bir felsefesi var imiş

Giyim kuşam da dahilmiş içine, hayvanları ürün test deneylerinde kullanan tüm firmaları boykot etmekte, hatta askeri vesayete, askerliğe, yanisi şiddetin her türlüsüne karşı çıkmakta

Vicdani ret yani diyorum

Tam da bu diyor, vicdani reddi kelimenin gerçek anlamı ile kullandığımı farkediyorum

Nedense daha önce bu tabir aklıma her seferinde sadece askerlik hizmetini ve onu reddetmeyi getirmiş

Ama “vicdani ret” adı üstünde, vicdanen herhangi bir eylemi yapmaktan imtina etmeyi kastetmiyor mu?

Vegan oldum dedim ama bunun da bir süresi var, ya da daha doğrusu ben başlangıçta öyle öngördüm

Sivil Düşün destekli Yeşil Gazete katkılı (hem Büşra hem de ben Yeşil Gazete’deniz) bir proje için arkadaşım, meslektaşım ve okuldaşım (ikimiz de 16 yıl fasıla ile (ben 1997, o 2013) Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunuyuz) Büşra ile birlikte Anadolu’yu dolaşıyoruz. Maksadımız yerelden yeni ekoloji muhabirleri bulabilmek ve onları Yeşil Gazete’ye haber ve yazı; ve artık nasıl katkıda bulunabileceklerse o şekilde katkı  sunmaya ikna edebilmek.

Bunu sağlamak için yapmaya yeltendiğimiz şey ise sadece gidip, oturup sohbet etmek. Maksadımızı anlatmak, Büşra’nın veganlığından, benim ortopedik engelliliğimden, ekolojiden, feminizmden vsr bahsetmek. Buluştuğumuz arkadaşlarımızın hikayelerini dinlemek.

Ziyaret edeceğimiz iller ise sırası ile Mersin, Adana, Nevşehir, Gaziantep, Hatay, Van, Batman, Mardin, Diyarbakır ve Dersim. Ağustos’un 4’ünde başladık 28’inde bitirmeyi hedefliyoruz.

Büşra vegan, ben de dedim ki ziyaret ettiğimiz (ve benim de yaşamakta olduğum) ilk il Mersin’deki buluşmaya giderken, “Sen zaten vegansın Büşra, gideceğimiz her yerde buna göre hareket edecek, hayvansal hiçbir gıda tüketmeyeceksin. E, ben de senin yol arkadaşın olarak sana eşlik edeceğim. O halde bu projenin bitimine değin yani 4-28 Ağustos arası ben de vegan olayım.

Hikaye böyle başladı, 13 Ağustos’u Hatay’da yaşadığımız şu günde de devam ediyor. Proje için açtığımız yerelmuhabirler.blogspot.com.tr’de bu tecrübemi, “Etoburun Vegan Güncesi” başlığı altında paylaşmaya başladım.

Şlk günler vegan beslenme konusunda hayli zorlanan annem, yolculuğa çıkacağımız günün sabahı bize vegan kahvaltı hazırladı, "Masaya otururum ama asla vegan olmam" şerhini de düşerek
İlk günler vegan beslenme konusunda hayli zorlanan annem, yolculuğa çıkacağımız günün sabahı bize vegan kahvaltı hazırladı, “Masaya otururum ama asla vegan olmam” şerhini de düşerek

Vegan beslenme deneyiminin ilk 10 gününden aklımda kalanlar

  • Annem galiba 5. Gün sabahı bize vegan kahvaltı hazırladı. Ondan bir gün önce sabah kalkmış, mutfakta domates ve salatalar arasında cebelleşen bana, “Sana süt ısıtayım mı oğlum?” demiş, ben daha yanıt vermeden kendine kendine, “tamam, tamam” diye mırıldanmış. Hemen ardına da, “O zaman sütlü çay yapayım” önerisini getirmiş, getirir getirmez de, “Ammannn, ne haliniz varsa görün” diyerek mutfağı terketmişti. Vegan Kahvaltı mönüsünü de öğrendim kendisinden, “Soğanlı zeytin, söğüş domates, zeytin, biber salçası, domates salçası, isot ve kekik”
  • Veganlık aslında farkındalık ile ilgili. “Mesela ekmek nasıl olmuyor”u anlamıyordum başlarda. Her gittiğimiz yerdeki sorgulamadanda –hadi itiraf edeyim- çekiniyordum. Etiket okumak başlı başına bir farkındalık biçimi. Şehirlerarası otobüste Büşra’nın her nasıl yaptıysa otogarda bulduğu salatalı sandviçleri kola eşliğinde götürürken meşrubatın etiketine bakındığını görünce, “artık çok geç” ifadesi ile kutuyu ters çevirmem ise sadece “Bu da bana kalsın” biçimi
  • Büşra, batıda daha agresif yaklaştıklarını ama doğuda insanların yardımcı olduğunu belirtiyor. İlk vegan öğünümü Mersin’de Tarsuslu Murat Usta’nın Yeri’nde yemiştim. Mercimek çorbası ve humus eşliğinde tıkınırken garson arkadaşımız Eşref, başka ne gibi seçenekler olabileceğini tatlı tatlı münazara etmişti bizimle
  • Bir de kebabçıda vegan takılma mefhumu var. Aslında mecbur kalınmadıkça gündeme alınmamalı diyor Büşra. Lakin Adana memleketinde (hatta, iftiharla söylerimki, memleketimde) akşam 20:00 sıralarında tren istasyonu civarında iseniz ve bir sonraki trene kadar vegan bir şeyler ile açlığınızı bastırmak durumundaysanız bu mecburiyet iyot gibi çıkıyor ortaya. Vegan seçenek araya araya istasyondan adım adım uzaklaşırken ortopedik engelli olmaya aşina beynim bunun bir de istasyona geri dönüşü vara gidiyor. Hem takat hem sinir katsayım giderek dibe doğru inerken, “Aslında bir kebapçıya gidebilir ordaki mezelerden vegan bir şeyler atıştırabiliriz” diyor Büşra. Önümüze gelen ilk yemek mekanına duhul edip bu seçeneği dışarıda bıraksakta benim isyanım gökkubbede dalgalanıyor, “Burası Adana ama güzelim, her yer kebapçı, neden bunu en baştan söylemiyorsun”
  • Bir de kızı vejateryen olan kebab ustaları var. Birisi ile Gaziantep’te karşılaştık. Hüseyin Usta biz sokak kedisi masumluğunda, “Sizin dükkanda et var biliyoruz ama bir köşeye kıvrılıp salata, çorba; varsa az biraz da pilav yiyebilir miyiz amca” diye sorduğumuzda, “Benim kızım da vejateryen” diyerek içeri buyur ediyor bizi. Hayatımda ilk defa (belki ilk değildir, çok emin kouşmayayım) iki tabak bulgur pilavı yiyorum iki tabak salata eşliğinde.
  • İşin “Siz yiyin yiyin, biz kimseye söylemeyiz boyutu” var bir de. Benim arkadaşlarım Büşra yanımda değilken söylüyorlar bunu. “Al Alper tostumun yarısını, al al, ye hadi, ben Büşra’ya söylemem” ya da daha bu akşam Hatay’da bizi karşılayan dostlarımızın ısrarla vurguladığı gibi, “Hatay’a gelip “aç gitmek” olmaz, Hatay mutfağını tattırmadan sizi hayatta bırakmayız, bize güvenin siz, biz kimselere söylemeyiz”

Konu uzar gider, ben anlatmaktan sıkılmam ama sizin bir hayli zamanınızı almış olmaktan çekinirim. Yukarıda değindiğim gibi projemizin blog adresi, “yerelmuhabirler.blogspot.com.tr”den gelişmeleri takip edebilirsiniz

#anavarrza

Bu yazı ilk olarak Vegan&Vejateryanler Derneği dergisi Veg Nature un 54. sayfasında yayınlanmıştır. Derginin online versiyonunu buradan okuyabilirsiniz

 

Alper Tolga Akkuş

 

 

Alper Tolga Akkuş

Küçük Kara Balık

En sevdiğim çocuk kitabı Küçük Kara Balıktır. Belindeki kamasıyla Küçük Kara Balık çocukluk rüyalarımı süslemiştir. Elimde tuttuğum kitap da benimle yaşıt 1975 baskısı çocukluk kitabımdır. Samed Behrengi, Azeri asıllı İranlı bir öğretmen ve yazardır. Kitaplarına sadece çocuk öyküleri deyip geçemeyiz. Onun öykülerinin alt metninde adalet, eşitlik, kardeşlik, baskıya karşı direnme de vardır. Bu yüzden çocuklar kadar büyüklerin de okuduğu yazarlardandır.

12 küçük kara balık...

 

Bir derede yaşayan Küçük Kara Balık’a annesi ve diğer balıklarla yaptığı sığ sulardaki gezintiler yeterli gelmez ve o derenin bittiği yeri merak eder. Annesi hemen karşı çıkar, bu derenin ne başlangıcı var ne de sonu, hepsi bu gördüğün kadar, der. Ama Küçük Kara Balık inatçıdır ve dünyayı tanımak istemektedir. Çağlayandan kendini bırakır ve macera başlar. Küçük Kara Balık denize ulaşana kadar çeşitli sulardan geçer; iyi, kötü, akıllı, kendini beğenmiş, kurnaz, yardımsever hayvanlarla tanışır. Balıkların birlik olunca balıkçıları yendikleri öğrenir, buna çok sevinir. Ama büyük balığın küçük balığı yemesine şaşırır, buna üzülür. En sonunda da tüm balıkların korkulu rüyası Karabatak’la karşılaşır. Karabataktan kaçıp sadece kendi canını kurtarmak yerine tüm balıklar için onunla savaşır.

samed

Küçük Kara Balık’ın çevresindeki bütün baskılara, tutucu düşünce yapısına rağmen denize, özgürlüğe ulaşma çabası ve zorba Karabatak’a karşı direnmesi karşısında bu çocuk masalı On İki Eylül döneminde sakıncalı bulunarak yasaklanmıştır. Kaldı ki İran’da halen yasaklı kitaplar arasında olması trajikomik değil sadece trajiktir. Tiyatro eseri olarak defalarca sahnelenmiştir. Sevgili büyükler, bir yerlerde belinde kamasıyla Karabatak’ın karşısına dikilmiş küçük kara bir balık afişi görürseniz, iki bilet alın biri çocuğunuz biri kendiniz için.

 

Not: Bu yazının videosunu aşağıdaki linkten Uzman Tv’den izleyebilirsiniz.

http://www.uzmantv.com/kucuk-kara-balik-nasil-bir-cocuk-kitabidir

mehmet-fırat-pürselim

 

 

Mehmet Fırat Pürselim


6 basit kuralla ALS Ice Bucket Challenge nasıl patladı? – Mert Görkem Ayaz

Başarılı bir kampanya yönetimi yapabilmek ve stratejisini oluşturabilmek için  Ice Bucket Challenge hareketini anlamak önemli.

Öncelikle ALS ve Ice Bucket Challenge Nedir?

Eğer herhangi bir sosyal medya hesabınız varsa ( özellikle facebook, instagram ), geçtiğimiz haftalarda zaman tünelinizde birbirlerine meydan okuyarak başından aşağı buzlu su döken insanları görmüşsünüzdür. Viral bir fenomen haline gelen “Ice Bucket Challenge” , insanları her geçen gün artan amyotrofik lateral skleroz hastalığı  – motor nöron hastalığı-  (ALS) için dikkat çekmek ve bağış yapılmasını sağlamak amaçlı harekete geçirmiştir. Kısa sürede rekor düzeyde yardım toplanmasını sağlayan strateji nedir peki ?

Hadi kampanyanın hızlı ve sağlam adımlarla yayılmasını sağlayan bazı etmenleri analiz edelim: 

1-Herkes dahil olabilir.

Hedef kitlesini, akıllı telefonu ve sosyal hesabı olan – ki günümüzde neredeyse herkesin sahip olduğu şeyler- kişiler olarak belirlemesi, kampanyanın çok fazla kişiye dokunmasında büyük etken oldu. Diğer taraftan buzun maliyeti ve herhangi bir miktarda bağış yapabiliyor olabilmek neredeyse kampanyaya ücretsiz olarak dahil olabilmeyi sağlıyor. Ayrıca kampanyaya katılan kişilerin rezil olma risklerinin olmaması ve harekete geçmeden önce düşünmelerini gerektiren şeylerin olmaması kampanyanın yayılması için uygun ortamı sağlıyor. Dahası sadece gerçek kişilerin değil, markalar da kampanyaya dahil oldu. Türk Hava Yollarının kahramanı Wingo için hazırlanan videoda Wingo,  Türk Telekom’un kedisi Tekir, Yapı Kredi’den Vadaa ve Arçelik’ten Çelik’e meydan okudu.

http://youtu.be/Ld4Htq3nnE4

 

2- Kural çok basit “meydan oku”

Dünya üzerinde kampanyaya destek olan bir çok video çekildi. Son birkaç haftadır sosyal medya hesaplarının zaman tünelinde bu videolardan birine denk gelmemek neredeyse imkansız. Kampanyanın katılım kuralları ise resmi sitesine girilip okunmadan, kendiliğinden öğrenilebilecek kadar basit. Bütün ihtiyacın olan bir kap, bir miktar buz gibi su, meydan okuyabileceğiniz bir kaç kişi, videonun görünürlüğünü arttıracak bir kaç hashtag, hepsi bu. Eğer video çekip paylaşmak istemezsen resmi ALS sitesine girerek bağış yapabilirsin. 

3-  Sadece 24 saatin var !

Kural basit. Eğer birisi sana meydan okuduysa 24 saat içinde kabul edip harekete geçmen gerek. Bu kural kampanyanın hızlı yayılması ve katılımcıların biran önce harekete geçmesini sağlıyor. Bu süre içinde harekete geçmezsen eğer, sosyal medyada itibarın kötü görünebilir.

4- Mükemmel zamanlama

Yaz, bir çoğumuz dışarıdayız ve oldukça sıcak. Kim biraz serinlemek istemez ya da ıslanmayı mazeret gösterebilir ki ? Temmuz sonu Ağustos başı, havaların sıcak olması, günlerin uzaması, insanların tatilde olması ya da kampanyaya katılım için uygun zaman yaratabilmeleri için oldukça müsait. Ayrıca okulların tatil olması da ayrı bir avantaj. Zamanlama olarak insanların daha az meşgul olduğu bir dönem seçilmesi, kampanyanın yayılması için büyük etkenler arasında. 

5- Domino etkisi

ALS Ice Bucket Challenge hareketinin yaza damgasını vurması hikayesinde Boston Koleji ve beyzbol takım kaptanları Pete Frate‘a değinmeden geçmemek lazım.  #strikeoutsALS hashtagı ve yaratıcı videolar ile kampanyanın görünürlüğünü arttıran Pete ve arkadaşları sayesinde istenen sıçrama yaşandı. Önce ulusal düzeyde sonra uluslararası boyutta domino etkisi ile yayılan hareket her girdiği ülkede popülaritesi yüksek kişilerle hepimizin zaman tüneline girdi. 

6- Basit ve anlaşılır hashtagler

Kampanyanın hashtagleri, günümüzün SEO (arama motoru optimizasyonu) uzmanları tarafından kolay hatırlanabilir ve etkili bulunan  #IceBucketChallenge ve #StrikeoutsALS. İki hashtag de kampanyanın ne olduğu iki kelime ile açıkça ortaya koyuyor. İlgili içerikleri ve videoları bulmak için ortak bir arama standartı yaratıyor. Sosyal medya kullanıcıları, sadece bu iki hashtag ile farklı sosyal platformlarda diğer katılımcıların paylaşımlarını bulabiliyor.

11 fallon-ice-bucket-challenge_39495...

Ice Bucket Challenge kampanyasının başarısının arkasındaki stratejiyi iyi okumak gerek. Dünyayı değiştirmek, bir şeylere meydan okumak için iyi planlanmış bir strateji ile yola başlamanın ne kadar önemli olduğunu ALS ile ilgili bu kampanyada gördük. Özellikle sivil toplum örgütleri ve kampanya yöneticileri için ders niteliğinde bir pazarlama stratejisi ortaya koyan kampanya: Ice Bucket Challenge. Tabi ki bununla birlikte her çalışmanın kendine özel dinamikleri olduğu ve her kampanyanın kendi stratejisinin belirlenmesi gerektiğini unutmamak gerek.

Doğru bir strateji ile sende bir şeyleri değiştirmek için meydan oku !

Kaynak:

http://www.inc.com/david-a-frankel/8-game-changing-marketing-lessons-from-the-als-ice-bucket-challenge-.html

Görsel : http://media1.s-nbcnews.com/i/newscms/2014_33/612011/140811-boston-ice-bucket-challenge-1350_26906d39ac7ead702b45e5b7707b8dc6.jpg

Mert Görkem Ayaz

 

Mert Görkem Ayaz

İnternet Sitelerindeki Gizli Kod Bizi Fişliyor mu? – Efe Kerem Sözeri

Yakın zamanda bir sitede keşfedilen bir kod TTNET kullanıcısı olmasanız dahi Phorm tarafından fişlenmenizin mümkün olabileceğine işaret ediyor.

Gezinti.com sitesine en son ne zaman girdiniz? Hatırlayamadınız muhtemelen, çünkü isteyerek girmediniz, internet bağlantınız TTNET olduğu için oraya birkaç saniyeliğine zorla götürüldünüz. Boş bir beyaz sayfadan ibaret olmasına rağmen Türkiye’nin en çok ziyaret edilen internet sitelerinden biri olmasını başka nasıl açıklayabiliriz? [1]

2 internet

“Gezinti” TTNET’in Nisan 2012’de başlattığı hizmetin adı. Çalışmaya başladığı anda rızamız olmasa dahi internette gezdiğimiz sayfaları kaydetmeye ve her kullanıcıya bir numara vererek profilimizi oluşturmaya başladı. Bize sundukları ‘hizmet’, bizden topladıkları bilgiler karşılığında kişiselleştirilmiş reklamlar göstermek.

Bu şuna benziyor: Evimize gelip okuduğumuz gazeteden tuttuğumuz takıma kadar kaydediyorlar ve bizi eğitim, gelir, cinsiyet, yaş vb. kategorilere ayırıyorlar. Sonra da şirketlere dönüp “biz müşteriyi iyi biliriz” diyorlar. Kadıköy’de oturuyor ve bianet okuyorsanız t-shirt reklamı gösteriyorlar; AKP’yi öven haberleri okuyorsanız belki uzun kollu gömlek tercih edersiniz?

4 internet

Alternatif Bilişim Derneği 17 Ekim 2012’de yaptığı suç duyurusunda Gezinti hizmetinin kullanıcıları yanıltarak ve açık rızalarını almadan bilgi topladığını, bunun Anayasa 20 ve TCK 132-134’e aykırı olduğunu belirtti. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) 2012 ve 2013 tarihlerinde aldığı iki kararla Phorm ve TTNET’in kullanıcılarını yanılttığını tespit etti, ve Gezinti hizmetinden dolayı TTNET’e 1,5 milyon TL ceza verdi.

Phorm bu karar uyarınca Gezinti hizmetinin onay mekanizmasını değiştirdi. Sistem bugün tam olarak şöyle işliyor: Yeni bir TTNET abonesi iseniz ilk internete girişinizde Gezinti sitesine yönlendiriliyorsunuz. Gezinti hizmetini kabul ederseniz internette yaptığınız işlemler kayıt altına alınıyor. Eğer reddederseniz işiniz oldukça zor: Sistemden çıkmak için üç ay boyunca her ay bir kez “hayır” demeniz ve bunu yılda üç kez tekrarlamanız gerekiyor! Kulağa inanılmaz gelebilir, ama zaten ilk başta izin vermeden dahil edildiğiniz ‘hizmet’in kullanıcı sözleşmesindeaynen bu yazıyor.

Balık tutar gibi ‘fişlemek’

Yukarıda tarif ettiğim durum Phorm’a göre yasal. Türkiye’deki yargı sistemine güveniyorsanız, Phorm’un bu değişiklik sonrası başka bir ceza almamış olmasını da yasal kabul edebilirsiniz. Eğer TTNET kullanıcısıysanız, Gezinti hizmeti konusunda yeterince bilgilendirilmediğinizi, rızanızın alınmadığı veya yanıltıldığınızı düşünüyorsanız bu durumu TTNET’e şikayet edebilir (444 0 375) ve haklarınızı arayabilirsiniz.

Ancak, yakın zamanda bir sitede keşfedilen bir kod TTNET kullanıcısı olmasanız dahi Phorm tarafından fişlenmenizin mümkün olabileceğine işaret ediyor. Jiyan haber sitesinde bu ay içinde yayımlanan bir makale Phorm’un haber siteleri üzerinden de ‘derin paket analizi’ (DPI) yaptığını iddia etti. Makale özetle bir web sitesinde bulunan bir kodun Phorm’a ait Gezinti.com sunucularına bilgi aktardığını anlatıyor.

Ben de Türkiye’de en çok ziyaret edilen siteleri dePhormation adlı bir Firefox eklentisi ile tarayarak 22 adet sitede daha bu “ptreklam.com/tag/1.js” adlı kodun yer aldığını gördüm. Haber, ekonomi, spor, magazin ve video içeriklerinin bulunduğu bu sitelerin birinin bile aylık ziyaretçi sayısı birkaç milyonu buluyor. Bu siteler arasında örnek olarak memurlar.net’i analiz ettiğimizde bu kod’un Gezinti.com adresine gittiğini görebiliyoruz.[2]

3 internet

Bu kodun tam olarak ne yaptığını sormak için bu 22 web sitesinin sahiplerine email yazdım. Bu kodun Gezinti hizmeti olduğunu bilip bilmediklerini, ne zamandır sitelerinde bulunduğunu ve hangi şirketin bu kodu sitelerine koymalarını talep ettiğini sordum. 72 saat geçtikten sonra bu sitelerden sadece 6’sından cevap geldi:

MacKolik.com ve Sahadan.com’un sahibi Erdem Yurdanur bu kodu reklam ajansı Netbook Media’nın ricası üzerine 1 yıl kadar önce sitelerine koyduklarını ve bunun Gezinti hizmeti ile bir bağlantısı olduğunu bilmediğini belirtti. Avukatı ile görüşüp kodu sitelerinden kaldıracağını ekledi.

AjansSpor.com genel müdürü Fatih Topçu siteye bu kodu kendilerinin koymadığını, kodun reklam ajansından geliyor olabileceğini söyledi.HaberVitrini.com webmaster’ı kodun Reklamz isimli reklam ajansının kaynak kodları içinde bulunduğunu, bu konuda bir bilgileri ve sorumlulukları olmadığını belirtti. Gecce.com webmaster’ı da yine bu kodun Netbook Media şirketinden gelen reklam banner kodları içinde bulunduğunu tespit ettiklerini söyledi.

Konuyla ilgili olarak Netbook Media şirketinden aldığım cevap, topu TTNET ve Phorm’a atıyor. Açıklamalarında özetle reklam verenlerden gelen kodun internet sitelerine yüklendiğini, kendilerinin bilgi toplama süreci ile bir bağlantılarının olmadığını söylüyorlar. Reklam için yüklenen kodların asıl amacından farklı bir işlev kazanması durumu tamamen TTNET ve PT Reklam sorumluluğundadır, bize BTK bu konuda bir bilgi vermedi, diyorlar.

Son olarak, Jiyan’da yayınlanan makalede de konu edilen www.RotaHaber.com sitesi yöneticilerinden cevap aldım. Phorm Türkiye direktörü İpek Karadağ ile görüşüp destek aldıklarını belirttikleri cevaplarında bu kodun Mayıs 2014’ten beri aktif olarak sitelerinde yer aldığını, bu kodun “ilgi grubuna ait tüketicilere reklam gösterebilmek amaçlı tamamen bilinçli olarak diğer başka reklam kodları gibi” olduğunu, Phorm ile reklam ajansları arasında imzalanan anlaşma ile hayata geçtiğini ve tüm tarafların sistemin nasıl çalıştığını bildiğini belirttiler.

Phorm desteği ile Rota Haber’den gelen cevap “bu iddialarla haber yapılması durumunda… cezai haklarımızın saklı olduğunu peşinen belirtiriz” diye bitiyor.

Bana verilen bu son cevap ile yukarıda açıkladığım bilgilerin tutarsızlığı ve aşağıda paylaşacağım bilgilerin vahameti üzerine Phorm Türkiye yöneticilerine yaptığım görüşme teklifi ise ne yazık ki cevapsız bırakıldı.

Halbuki Phorm’un, kullanıcıları, reklam şirketlerini ve website yöneticilerini tam olarak bilgilendirmeden yaptığı işlemler haklı bir kuşku uyandırıyor, dahası, kendi sunucularına yönlendirilen Adobur.com adlı yeni bir sistem Gezinti’nin 2012’de kaldığı yerden devam ediyor.

Adobur: Sahte plakalı Gezinti

Yukarıdaki grafikte Memurlar.net adresinden PTreklam.com.tr’ye ve Gezinti.com’a ulaşan bağlantıların yanında, Adobur.com adlı bir adrese daha bağlantı var. Adobur.com adresinin kime ait olduğunu ve ne zaman hizmete girdiğini whois ile sorguladığınızda ise karşınıza “NS1.PHORM.COM” ad sunucuları çıkıyor, sitenin hizmete girme tarihi ise “2013-12-11 06:55:14”. Yani Gezinti servisi kullanıcıların rızasını almak zorunda kaldıktan sonra Phorm, Adobur’u kurmuş olmalı.

www.Adobur.com/status adresine gittiğinizde de karşınıza Gezinti servisinin 2012’deki yöntemi çıkıyor: “Siz açıkça iptal etmek istemedikçe, biz size kişiselleştirilmiş Internet içeriği ve reklam göstermeye devam edeceğiz.”

Reklamcılıkta “OPT-OUT” olarak belirtilen ve her kullanıcının sisteme dahil olduğunu, isterlerse çıkacaklarını varsayan bu model tam da BTK’nin 2012 ve 2013 kararlarında yasa dışı saydığı, Gezinti onay süreci bizzat böyle olduğu için Phorm’un değiştirmek zorunda kaldığı model.

Adobur’lu sitelere girdiğinizde de bilgisayarınıza önce “OPTED_IN” diye bir çerez (cookie) otomatik olarak yükleniyor. Bu sizin Adobur (Phorm) reklam sistemine girmiş olmanız anlamına geliyor. Hemen arkasından da “UID” diye bir çerez yükleniyor. Bu da size Phorm’un verdiği numara. Bu numara ile internette gezdiğiniz sayfaları kaydedip profilinizi çıkartabilirler.

1 internet

Yukarıda listelediğim çok ziyaretçi alan ve o kodu barındıran sitelere girdiğinizde de Gezinti veya Adobur sizin profilinize göre reklam gösterebiliyor. Yani TTNET ve Phorm bize bir şekilde çerez’i yutturup fişleyebiliyor.

Phorm ne yapıyor?

Bu yazıda özetlediğim bu bilgileri derlemek BEŞ günümü aldı. Hala da o kod tam olarak ne yapıyor, sadece kişiselleştirilmiş reklam mı görüyoruz yoksa bu sadece işin görünen yüzü mü, bilmiyoruz; hatta Adobur resmi olarak Phorm’a mı ait onu dahi bilmiyoruz. Sorun da bu: Phorm tam olarak ne yapıyor, biz bundan nasıl etkilenebiliriz, bilmiyoruz. Türkiye’de yaşadığımız için de en kötüsünü düşünüyoruz. Ben aklımdaki en kötü ihtimali söyleyeyim: TTNET internet paketi sözleşmelerinde bulunan gerçek kimlik bilgileri ile Phorm’un derlediği davranış bilgisi eşleştirilirse hepimiz siyasi görüşümüzden cinsel yönelimimize kadar fişleniriz. Planlanan TİB-MİT birleşmesinde bu çok uzak bir distopya olmayabilir.

Phorm bunu yapmadığını, IP adresini dahi kaydetmediğini söylüyor, ben ise 2012’de hepimizi kandırmış bir şirkete güvenmekte zorlanıyorum. Phorm Türkiye’de nasıl iş yaptığı konusunda kullanıcılara karşı tamamen şeffaf olana dek de güvenmeyeceğim. O yüzden cevaplanmamış sorularımı tekrarlıyorum:

1) Derin paket analizi (DPI) kullanıyor musunuz?

İnternet güvenliği uzmanları kullandığını söylüyor, Phorm, TTNET ve BTK ise bunu hiç itiraf etmedi. Komplo teorilerinden şikayet ediyorlarsa önce şeffaf olmalılar.

2) Neden DPI kullanıyorsunuz?

Phorm’un tarif ettiği davranışsal reklam modeli, belirli kategorideki siteleri sık sık ziyaret eden kullanıcılar üzerinden pekala işliyor; zaten geri kalan bütün davranışsal reklam şirketleri de bu modeli çerezlerle uyguluyor. Başka DPI kullanan yok. Phorm, DPI yöntemi ile kullanıcının internet erişimini gözetliyor, buna neden ihtiyaç duyuyor?

3) Adobur.com sizin mi?

Adobur adıyla bilgilerimizi kim topluyor, hangi ülkeye götürüyor, nasıl kullanıyor bilmiyoruz; ama Adobur’un bilgi toplama kodları ve çerezleri milyonlarca vatandaşın girdiği sitelere resmi reklam sözleşmeleriyle yerleştiriliyor, bunu net olarak biliyoruz.

4) Neden BTK kararını ve yasaları bile bile ihlal ediyorsunuz?

Phorm 2012’de Gezinti’yi başlattığında da kullanıcının açık rızasını almak gerekliydi, ihlal etti, ceza aldı; Adobur ile yine aynısını yapıyor. Ceza alana dek suç işlemeye devam etmek, arada elde edilen kar cezadan fazlaysa aynı suçu bir daha işlemek sadece bizim hukuk sisteminin ayıbı değil, kullanıcıya karşı asıl Phorm’un ayıbı.

5) Topladığınız bilgi karşısında kullanıcıya ne sunuyorsunuz?

Facebook eski arkadaşlarımızla iletişim kurmaya yarıyor, Twitter haber almaya; Google’ınsa eposta servisi, ajandası, haritası var. Bunların hepsine kendi istediğimiz kadar bilgi veriyoruz. Dilediğimizde (zor da olsa) silebiliyoruz. Phorm bize sormadan tüm internet erişimimizi kayıt altına alıyor, karşılığında ne veriyor: reklam.Biz bu sisteme dahil olmayı zaten istemeyeceğimiz için mi zorunlu tutuyor ve kişisel verilerimizi elde ediyorsunuz?

Biz ne yapabiliriz?

enPhormasyon.org adresinde Phorm’un ne olduğu, nasıl çalıştığı ve BTK’nin Gezinti hakkındaki kararının değerlendirmesi var. Alternatif Bilişim Derneği tarafından açılan imza kampanyası Phorm’un Türkiye’deki faaliyetlerinin derhal durdurulmasını ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında topladıkları tüm bilginin imha edilmesini talep ediyor.

Phorm şirketinin 2006-2007 yıllarında aynı sistemle faaliyet gösterdiği İngiltere’de internet servis sağlayıcıları kamuoyu baskısı sonucu Phorm ile anlaşmalarını bir bir iptal ettiler. Türkiye’de tekel konumunda olan TTNET’e baskı yapmak kolay değil, ama bir yandan yasal yollarla BTK’ye başvururken bir yandan da kamuoyunu bilinçlendirmek gerekli. Bu yazı o niyetle yazıldı.

Hakkaniyet adına şunu vurgulamak isterim: Phorm kişiselleştirilmiş reklam sunan tek şirket değil. Ama derin paket analizi ve rıza almadan bilgi toplamak gibi yöntemlerle “internete ihanet ediyor”. İnternetin fikir babası Tim Berners Lee’nin önerdiği gibi, bizden bilgimizi isteyenler, hangi bilgiyi ne için aldığını ve karşılığında bize ne verdiğini net bir şekilde açıklamalı. Phorm bir musibet oldu, biz ders alalım. Hakkımızda en çok şeyi bilen Google’ın bize kişiselleştirilmiş reklam göstermesine engel olmak mümkün; internette sizi takip eden diğer reklam şirketlerine topluca “beni takip etmeyin” demek de artık mümkün. Bu haklar bizden önce mücadele edenler sayesinde kazanıldı. Belki biz de Phorm’un haklarımıza saygı duymasını sağlayabilir, Reklam Özdenetim Kurulu’nun önerdiği gibi, bizden veri toplayan sitelere, bunu bize bildirmek zorunda olduklarını kabul ettirebiliriz. [3]

Notlar:

[1] Gezinti.com Türkiye’nin en çok ziyaret edilen 83. sitesi (Alexa’ya göre 81.). bianet.org sitesinden bile daha sık ziyaret ediyoruz. Ama ziyaretimiz ortalama 5 saniye sürüyor ve çoğunlukla rızamız dışında olduğu için fark etmiyoruz. Türkçe yayın yapan diğer sitelere yurt dışında yaşayan Türkiyelilerin de ilgi gösterdiğini, ancak Gezinti.com’a yurt dışından kimsenin girmiyor (yönlendirilmiyor) olması dikkat çekici.

[2] Memurlar.net’teki Phorm varlığı aslında Eylül 2012’de keşfedilmiş ve Phorm hakkındaki ilk yazının da çıktığı sosyalmedya.co’da yayımlanmış. Devlet sırrı kavramını alabildiğine geniş tutan hükümetin, memurların bilgisini yabancı ülke vatandaşlarına ait bir şirkete teslim etmekte sakınca görmemesi de dikkat çekici.

[3] Bu yazı vesilesiyle bize yardımcı olan tüm anonim yazılımcılara teşekkür etmek isterim: print(“tnx!”) (EKS/EA)

Bu yazı ilk olarak bianet.org/biamag/ da yayınlanmıştır

 

Efe Kerem Sözeri

Essen’den Soma faciasına bir selam

301 işçinin yaşamına mal olan Soma’daki maden faciası Almanya’da bir tiyatro topluluğunun oyunuyla bir kere da hatırlatılacak. Essen’de faaliyet gösteren Katakomben Tiyatro Toplulugu, 12-13 Eylül tarihleri arasında ‘Soma ‘ya selam /Gruss an Soma’yı sergileyecek.

Screen shot 2014-09-05 at 11.54.44

Dinçer Güçyeter’in rejisiyle sahnelenecek ‘Soma’ya Selam’la ilgili tiyatro ekibi: 13 ve 14 Eylül günü tiyatro`da toplanıp hep berabar Soma`ya bir selam gönderecegiz. Sarkılar, siirler, tiradlar ile suskunluga karsı söz uçurmaya çalısacagız. Eger içimizde gizli olan „kömür kokusuna“ biraz olsun yaklasabilirsek sözümüz anlam bulacak. Madenci kardeslerimizin önünde saygıyla egiliyoruz!’

(Yeşil Gazete)

‘Gökkuşağı Savaşçısı’ Türkiye’de

Greenpeace’in efsane gemisi Rainbow Warrior Türkiye’ye geliyor. 6-21 Eylül tarihlerinde Türkiye’de olacak gemi, 6-8 Eylül tarihlerinde İstanbul’da Üsküdar sahilinde halkın ziyaretine açık olacak. Gemi, Türkiye’de var olan ve planlanmakta olan kömürlü termik santrallerin çevre ve sağlık etkilerine dikkat çekmek için geliyor.

Rainbow Warrior on the Columbia River

İstanbul’da Üsküdar sahilinde halkın ziyaretine açık olarak geçireceği üç günün ardından Karadeniz turuna başlayacak olan gemi, ardından Çanakkale Karabiga ve İzmir’i ziyaret edecek. Gemi, İstanbul’da bulunduğu 6-8 Eylül tarihlerinde 10.00-12.00 ve 13.00-20.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak. Halka açık saatlerde, çocukların ve gençlerin de katılımına uygun etkinlikler düzenlenecek.

Greenpeace’in ilk Rainbow Warrior (Gökkuşağı Savaşçısı) gemisi, 1985 yılında Fransız hükümeti ajanları tarafından bombalanıp batırıldı, ikinci gemi ise 20 yılı aşkın süre boyunca çevre suçlarıyla mücadele ettikten sonra 2011 yılında emekliye ayrılarak Bangladeş’te bir hastane gemisi olarak hizmet vermeye başladı. Türkiye’ye ilk kez gelen bu üçüncü gemi ise, Greenpeace’in 40. yılı olan 2011 yılında çevre mücadelesine başladı. Gemi, 1255 m2’lik yelken alanı sayesinde, karbon ayak izini en aza indirecek şekilde tasarlandı.

Arctic 30 Activist on the Rainbow Warrior in the North Sea Arktik 30 Aktivisten an Bord der Rainbow Warrior III
Peter Willcox

Kaptan da efsane

Rainbow Warrior gemisinin şu anki kaptanı, 1985 yılında bombalanmış olan geminin de kaptanı olan Peter Willcox. Willcox aynı zamanda, geçtiğimiz yıl Rusya’da tüm ekibi göz altına alınan Arctic Sunrise gemisinin de kaptanıydı.

İlk kez Türkiye’ye gelen gemi için Greenpeace internet üzerinden de bir kampanya başlattı. gemideyim.org adresi üzerinden yürütülen kampanyaya en çok destek getiren kişi, gemi turunda Greenpeace ekibiyle yer alma şansı yakalayacak.

Kömüre dikkat çekecek 

Geminin Türkiye’ye geliş amacı, kömürlü termik santral tehdidine dikkat çekmek. Türkiye, 80 yeni kömürlü termik santral planı ile, dünyanın en büyük 4. büyük kömür tehdidi olmaya aday. Greenpeace’in, Stuttgart Üniversitesi ile birlikte hazırladığı ‘Sessiz Katil’ raporuna göre, 2010 yılında var olan kömürlü termik santraller nedeniyle 7900 kişi hayatını kaybetti. Planlanan yaklaşık 80 kömürlü santral gerçekleşirse her sene ömrümüzden 39.000 yaşam yılı daha çalınacak ve 4100 erken ölüm daha gerçekleşecek.

İsim Kızılderili kabilesin kehanetinden 

Rainbow Warrior gemisinin adı, Kızılderili Cree kabilesinin bir kehanetine dayanıyor. Kehanete göre, “Gün gelecek, yerküre hastalanacak. İşte o zaman, dünyanın dört bir yanından farklı kültürlerden, lafa değil işe bakan insanlar toplanıp bir kabile oluşturacak. Bu kabile yerküreyi iyileştirmek için çalışacak. Ve bu kabilenin ismi ‘Gökkuşağı Savaşçıları’ (Rainbow Warrior) olacak.”

Gemi, yarından itibaren üç gün boyunca Üsküdar’da Paşa Limanı Caddesi Tütün deposu karşısında ziyaret edilebilir. Sonrasında Türkiye turu başlayacak.

(Yeşil Gazete)

Fransa’da Greenpeace aktivistlerine hapis cezası

Fransa’nın doğusunda bulunan Colmar kentindeki mahkeme , mart ayında ülkenin en eski nükleer santralinin içinde eylem yapan Greenpeace’in 55 aktivisti ikişer ay tecilli hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme sırasında dışarıda da Greenpeace aktivistlerine destek verildi
Mahkeme sırasında dışarıda da Greenpeace aktivistlerine destek verildi

Mahkeme, aktivistlerin santrale izinsiz girmesini suç sayarken, santralde meydana gelen hasarla ilgili şikayeti kabul etmedi. Duruşmalar sırasında nükleer santrallerle ilgili tartışmaları ve itirazları meşru bulduğunu belirten savcı, ancak santrale izinsiz girildiği için sanıklar hakkında 3 ila 4 ay tecilli hapis cezaları talep etmişti.

Greenpeace, büyük ölçüde risk teşkil ettiği gerekçesiyle Fransa’nın Almanya sınırında bulunan Fessenheim kentindeki nükleer santrale mart ayında baskın düzenlemişti. Örgütün Fransa şubesi tarafından organize edilen eyleme, 14 farklı milletten 60’tan fazla aktivist katılmıştı.

Eylemciler, Avrupa ‘da enerjinin geleceğine yönelik 20 Mart’ta yapılan zirve öncesi Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’e nükleer enerjinin risklerini hatırlatarak başka enerji kaynakları bulunması çağrısı yapmıştı.

Avrupa’daki eski nükleer santrallerin büyük tehdit oluşturduğuna dikkati çeken eylemciler, üzerinde “Avrupa’nın yaşlanan reaktörleri büyük tehdit” ve “Avrupa’daki riski durdurun” yazan pankartları iki reaktörün üzerine asmıştı.

Fransa’da 1977’de kurulan santral, sismik hareketlerin yoğun olduğu bir yere konumlandırıldığı için çevreciler tarafından eleştiriliyor.

Hindistan’da otobüs faciasında 50 kişiden umut kesildi

0

İçinde en az 50 kişinin bulunduğu öğrenilen otobüs, iki dağ aradaki derin boğaza yuvarlandı. Sel sularına kapılan otobüsteki yolculardan umut kesildi.

8 hindistanHindistan ‘ın Kaşmir eyaletindeki dağlık bölgede meydana gelen kazada içinde en az 50 kişinin bulunduğu öğrenilen otobüs, iki dağ aradaki derin boğaza yuvarlandı. Bölge Komisyonu Başkanı Shantmanu açıklamasında, “Görgü tanıklarının ifadesine göre otobüste 50-60 kişi vardı ve iki dağ arasındaki boğaza düşen otobüs sel sularının arasında kaybolup gitmiş” dedi. Otobüse hala ulaşılamadı

İntihar eden kişi ile selfie çeken polis memuru kendini savundu

İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nde intihar eden kişiyi arkasına alarak fotoğraf çeken polis kendini “amirlerime whatsapp’tan bilgi veriyordum” diye savundu.

7 İntihar Selfiesi çeken polis memuru1 Eylül sabahı İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nde intihar eden Sadrettin Şaşkın’ı vazgeçirme çabaları sürerken görüntülere takılan bir fotoğrafta Şaşkın’ı da görüntüye alarak ‘selfie’ çektiği görülen polis kendini savunarak, Whatsapp uygulamasıyla amirlerine durumu göstermek için o fotoğrafı çektiğini söyledi.

İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak intihar eden Sadrettin Şaşkın’ı vazgeçirme çabaları sonuçsuz kalırken, bu sırada ortaya çıkan bir görüntü tartışma yaratmıştı. Bir trafik polisinin, köprüğün korkuluklarındaki genci de fotoğraf karesine alarak ‘selfie’ pozu şeklinde kendini fotoğraflaması tepkilere neden olmuştu.

Al Jazeera Türk’ten Murat Eğilmez’in haberine göre, Burak Yıldız aldı bir kişinin Twitter’dan paylaştığı fotoğraf üzerine, söz konusu polis hakkında ‘görevi ihmal’ suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.

Kimliği gizli tutulan polis memuru, amirlerine yaptığı sözlü savunmada ‘selfie’ çektiği iddialarının doğru olmadığını söyledi. Polis, internet üzerinden mesajlaşma servisi sağlayan whatsApp uygulamasında, Şahin olarak bilinen motorize ekiplerin bir grubunun olduğunu anlattı. O olay sırasında da, bu gruptaki amirlerine durumu göstermek için görüntü çektiğini söyledi. Polis memuru, görevi başında başka türlü bir tavır almasının da söz konusu olamayacağını, bir intihar vakasının ‘selfie’ye konu olmasının da düşünülemeyeceğini ekledi. Ancak polis memuru, görüntüyü alırken kamerayı kendisini görecek şekilde tutmasına ilişkin bir açıklama getirmedi. Soruşturmada polis memuru, müfettişlere de ifade verecek.