Ana Sayfa Blog Sayfa 3885

Zonguldak’ta kömürlü termik santrallere Greenpeace aktivistleri çıkarma yaptı

İstanbul’dan ayrılan Greenpeace’in efsane gemisi Rainbow Warrior bu sabaha karşı 5:00 sularında Zonguldak Çatalağzı açıklarına vardı. Rainbow Warrior’un Zonguldak açıklarına varması ile birlikte Greenpeace aktivistleriniin kömür karşıtı eylemi başladı. Güvenlik görevlilerinin sert müdahalede bulunduğu barışçıl eylemde şu ana kadar 5 eylemci gözaltına alındı. Eylem sonrası limandaki çalışmalar durduruldu.

1 rainbow warrior

Çatalağzı açıklarında demirleyen Rainbow Warrior’un yelken direğine “Kömür varsa sağlık yok” yazılı pankart asılırken, günün ilk ışıklarıyla Greenpeace’e destek veren 21 gönüllü eylemci, Çatalağzı kömürlü termik santralinde, kömürün insan sağlığına etkilerine karşı eyleme başladı.

Üç gruba ayrılan eylemcilerin bir bölümü santralin limanında kömür boşaltan iki vince tırmanmak istedi. İlk grup başarılı olurken ikinci grup güvenlik görevlileriyle işçilerin müdahalesi ve sözlü tehditleriyle karşılaştı. Güvenlik tarafından coplanan bir eylemci bacağından hafif yaralandı. Üçüncü grup ise santrale kömür taşıyan bantlara tırmandı ve ‘Kömür varsa sağlık yok’ ve “Kömürü durdur” yazılı pankartlar açtı. Limana kömür taşıyan iki yük gemisine de “Kömür öldürür” yazıldı.

2 rainbow warrior

Olay yerine kısa sürede polis, deniz polisi ve sahil güvenlik gelirken, santrali işleten Eren Holding’e ait iki bot, içinde eylemcilerin ve basının bulunduğu iki ayrı tekneyi su sıkıp taciz ederek olay yerinden uzaklaştırmaya çalıştı. Greenpeace’in eylemi şu dakikalarda hala devam ediyor. Eylemcilerin amacı, halk sağlığını koruma konusunda sağlık bakanlığı’nı göreve çağırmak.

Pınar Aksoğan, “Kömürlü termik santraller Zonduldak’ta çevre ve insan sağlığını tehdit ediyor”

Kömürlü termik santrallerin yarattığı kirlilik sebebiyle Zonguldak’ta çevre ve insan sağlığının ciddi bir risk altında olduğunu ifade eden Greenpeace İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan,

“Zonguldak Çatalağzı’nda, kömürlü termik santraller nedeniyle hava kalitesi zaten insan sağlığını tehdit eden boyutlarda. Üstüne üstlük bu bölgede yeni santral planları yapılıyor. Bu sadece Zonguldak’ın sorunu değil. Bu, bütün Türkiye’nin sorunu. Çünkü Türkiye’de planlanan 80 yeni kömürlü termik santralin hepsi yapılırsa kömürün neden olduğu astım, kanser ve kalp rahatsızlıkları dramatik biçimde artacak. Halk sağlığını böylesine tehdit eden bir konuda, Sağlık Bakanlığı muhakkak söz sahibi olmalı. Endüstri ve enerji projelerine dair planlama süreçleri tekrar gözden geçirilmeli ve sağlık açısından da değerlendirilmeli. Bugün sağlığımızı ve temiz hava soluma hakkımızı korumak için bu eylemi yapıyoruz. Sağlık Bakanı’nı harekete geçmeye çağırıyoruz. Hava kirliliğine yol açarak hayatı tehdit eden projelerin planlama, izin ve denetim süreçlerinde Sağlık Bakanlığı’nın karar verici kurumlardan birisi olmasını istiyoruz” dedi.

Sessiz Katil

3 rainbow warrior

Greenpeace’in, Stuttgart Üniversitesi ile birlikte hazırladığı ‘Sessiz Katil” raporuna göre, 2010 yılında var olan kömürlü termik santraller nedeniyle 7900 kişi hayatını kaybetti. Zonguldak ve Amasra’da çalışmakta olan santrallere planlanmakta olanlar da eklendiği zaman yılda toplam 4700 yaşam yılı kaybına neden olacak.

Sessiz Katil” raporunun verilerini kullandığı 2010 yılından bugüne, planlanan ve izin aşamasında olan kömürlü termik santral sayısı 42’den 80’e çıktı. Oysa Türkiye’nin atmosferinde bir tek daha kömürlü santrale yer yok. Kömürün insan sağlığına yarattığı zararlı etkinin önüne geçmenin tek yolu, artık yeni kömürlü termik santrallere izin verilmemesi ve var olan santrallerin aşamalı olarak kapatılması. Bunun yapılabilmesi için, Enerji Bakanlığı’nın artık yenilenebilir enerjiler ve enerji verimliliğini öncelik haline getirerek, kendisine bir yol haritası belirlemesi ve bu yol haritasını uygulamaya başlaması gerekiyor.

Greenpeace’in Avrupa Yenilenebilir Enerji Konseyi ve Dünya Rüzgâr Enerjisi Konseyi ile birlikte hazırladığı Enerji Devrimi raporu, Türkiye’nin 2040’a kadar elektrik ihtiyacının %85’ini yenilenebilir enerjilerden karşılayabileceğini gösteriyor.

Rainbow Warrior, kömüre karşı turuna devam ediyor

4 zonguldak_eylem_5

Greenpeace’in efsane gemisi Rainbow Warrior, kömürlü termik santrallerin sağlık etkilerine dikkat çekmek ve yenilenebilir enerji geleceğinin mümkün olduğunu anlatmak için Türkiye’ye geldi ve 6 Eylül’de İstanbul’dan Türkiye turuna başladı. Geminin ilk durağında 2000’den fazla kişi, gemiyi ziyaret ederek çeşitli etkinliklere katıldı. Rainbow Warrior Eylül sonuna kadar turuna devam edip pek çok limana uğrayacak.

(Yeşil Gazete)

 

Fayton üzerinden oyunlar (2): Adalar’da ulaşım sorunu mu varmış?

 “Adalar’da fayton üzerinden oyunlar” yazısının 1. bölümünü okumak için TIKLAYIN

adalarBu ikinci yazıya bilmeyenlere adaların en büyüğü olan Büyükada’yı tarif ederek başlayalım. Büyükada’nın en uzun yolu, ada çevresinin tam tur dolaşılması olan büyük tur yoludur ve toplam 14 kilometredir. İki büyük tepesinden alçak olanı 167, yüksek olanı ise 203 metre yüksekliğindedir. Tüm adaların kış nüfusu 10 000 civarında olup, yaz döneminde nüfusu bunun 9-10 katıdır. Daha önceki yazıda da tarif edildiği gibi Adalar 1984 yılından bu yana tarihi ve kentsel sit alanıdır. Aynı zamanda yarım yüzyıl önce yaşanan göçlerin Osmanlı vakıf arazilerinde yarattığı mülkiyet karmaşası nedeniyle de Adalar’ın tarihi ve doğal yapısı bir biçimde korunmuştur.

Geçmişte görece zengin ve dinamik bir ekonomi hayatı olan Adalar, göçler ve değişen ekonomik trendler nedeniyle bugünkü haliyle, İstanbul’un dibinde, en az yarım yüzyıl öncesinden kalma yazlık kasabalar olarak yaşamını sürdürmüştür. Son yıllarda yazlıkçı olmayan kalıcı nüfusun gelir kaynaklarını geliştirmek için yerel yönetimin de teşvikiyle turizm alanında yatırımlar yapılmıştır. Bu nedenle de son yıllarda ciddi nüfus artışından kaynaklanan sorunlar yaşanmaktadır.

Faytonun hızı

Küçücük bir alanda çok sayıda insanı barındırmak ve eğlendirmek için kapitalist anlayışın tek çözümü daha hızlı olmaktır. Fırınlar hızlı olmalı, yayalar hızlı koşmalı, faytonlar hızlı hareket etmelidir. Oysa konumuz olan faytonların hızı ne yaparsanız yapın belli bir noktayı geçmez. Başka bir deyişle kapitalist gelişme büyüme anlayışının ihtiyaç duyduğu sürat, ancak otomobillerle sağlanabilir.

Dolayısıyla faytonlar, sürat ve hız üzerine kurgulu gelişme kalkınma anlayışına karşı bizim direnme noktalarımızdan birini oluştururlar. Ayrıca geçmişte, Adalar’ı motorlu taşıtlara açma girişimleri yaşandığında, faytonlar ve faytoncular, direnen bisikletlilerle ve yayalarla birlikte hareket etmiş, hatta tek başlarına direnmişlerdir. Onlarca yıldır faytonlar, bisikletler ve yayalar kendi iç dengeleri içinde Adalar ölçeğinde uyumla hareket ederler. Faytoncuların mücadelesi tek başına bir kültürün, yaşam biçiminin korunması mücadelesi değil aynı zamanda ekmek mücadelesidir. Dolayısıyla güçlüdür, direngendir, Adalar’daki otomobilsiz yaşam tarzının korunmasında sosyal olarak da önemli bir yerleri vardır.

Önce yollar yapılır…

Kapitalist kalkınma anlayışı ile onun neoliberal politikalarının uygulayıcısı olan AKP iktidarı Adalar’ın kapısına çoktan dayanmıştır. Hep aynı hikaye! Önce yollar yapılır, ister tren, ister otomobiller gelsin fark etmez, sonra Kızılderililer kovulur. Ardından beyaz adamın acımasız, vahşi iktidarı başlar. Çok uzaklara gitmeyelim, daha birkaç yıl içinde Sulukule’de, Tarlabaşı’nda ve tüm Beyoğlu’nda başlayan soylulaştırma projelerinin sonuçlarını hep birlikte gözlüyoruz. Adalar’da da birkaç yıldır aynı senaryolar yaşanıyor. Önce faytoncuların yaşam biçimleriyle ilgili eleştiriler yapılıyordu, olmadı. Sonra PKK’lılar içlerinde barınıyor denmeye başlandı. Hatta “İstanbul’un tüm kanun kaçakları faytoncuların yanında saklanıyor” dedikodusunu Adalar’da kime sorsanız size anlatır. Önce dengeleri alt üst et, ardından en direngen unsurları tu kaka ilan et ve ardından da bir daha çıkmamak üzere işgal et.

Elektrikliydi, yok güneş enerjiliydi makyajlarıyla motorlu taşıtlar, yani otomobil uygarlığı yayaların ve bisikletlilerin faytonlarla birlikte paylaştığı yaşam alanını işgal ediyorlar. Üstelik de yalanın, dolanın, entrikanın, manipülasyonların bini bi para!

Adalar’daki yaşam biçimini ve kültürünü yok etmeye hazırlanan canavarın adı otomobil uygarlığı ve onun yaratıcısı kapitalist kalkınma modelleridir. Atların ölümü ya da çalışma koşullarında yaşanan olumsuzlukların hiçbirinin sorumlusu faytonlar ve faytoncular değildir. Denetim yapmayan Büyükşehir Belediyesi ve Kaymakamlık, atların tedavisini yeterince sağlamayan Tarım İl Müdürlüğü’dür.

Atlar, narin ve soylu hayvanlardır, öyle kolayına zorlu koşullarda çalıştıramazsınız. Bu yüzden de her faytoncu, altı ile sekiz arasında at bakmak zorundadır. Ada’daki atların ölüm nedenlerinin en büyük sebebi ruam denilen hastalıktır ve bu hastalığı kontrol etmek devletin ilgili kurumlarının görevidir. Tüm bu konulardaki yetki karmaşası da sorunun çözülmesinin önündeki en büyük engeldir. Her konuda olduğu gibi, ulaşım ve faytonlar konusunda da yerel belediyeye hiçbir yetki verilmediği gibi, gerekli kaynak da aktarılmamaktadır.

Soylulaştırma

Sorunun çözülemeyişinin nedenlerinden birisi de bahsi geçen yerinden yönetim anlayışının uygulanmıyor oluşudur. İddia edilenin aksine, faytoncuların çoğunluğu fakir insanlardır; kendilerine ne kadar bakabiliyorlarsa, atlarına da o kadar bakabilen faytoncuları suçlu ilan etmek, ötekileştirmek, mevcut iktidar ve onun ekonomi politikalarının Sulukule’de, Tarlabaşı’nda uyguladığı soylulaştırma politikalarını desteklemek anlamına gelir.

Adalar ölçeğine hiç uygun olmayan sınırsız büyüme anlayışı, Adalar’da yaşanan sorunların ve karmaşanın asıl nedenidir. Faytonların sayısı da ilgili yönetmeliğe aykırı olarak bir miktar artmıştır, ama sayısı asıl kontrolsüz artanlar yayalar ve bisikletlilerdir. Tüm tarafların bir araya gelecekleri bir çalıştayla konu enine boyuna ele alınıp ortak çözümler üretilmezse, kazananın kimler olacağını tahmin etmek hiç de güç değil.

ada2Onlarca yıldır, insanlar, atlar, kediler, martılar, kirpiler, bin bir tür böcek, Adalar’da bir tür ekosistem içinde dengede yaşamaya devam ediyor. Türlerden bazılarının diğeri aleyhine çoğalması çeşitli sorunlar yaratıyor. Doğal bir ekosistem olmadığı için, sistemin en vahşi parçası olan insanların dengeyi korumak için bilinçli bir tasarımla ekosistemin korunmasına katkı sağlaması gerekir. Faytonların, bisikletlilerin ve yayaların sayısının da esnek bir düzlemde kontrol edilmesinden başka bir yöntem yoktur. Bu sınırlandırmalar tasarlanırken insan ve hayvan haklarının da birer parçası olduğu doğanın hakları gözetilmelidir. Çünkü Adalar’ın mevcut coğrafi yapısı son derece sınırlı bir yaşam alanı sunar. Bu yüzden de doğa, tarih ve yaşam biçimi yok edilmeden genişletilemez.

Daha hızlı ve konforlu bir yaşam talep etmek de Adalar’ın yok olup İstanbul tarafından işgal edilmesiyle sonuçlanır. Kaldı ki daha hızlı ve konforlu bir yaşam, her tür ulaşım olanakları ile tüm İstanbul’da mevcut. Benim önerim Adalar’ı İstanbul’a benzetmek yerine, talebi bu olanların İstanbul’da yaşamasıdır.

Her şey bir yana, kapılarda vahşi bir canavar Adalar’ı yutmayı beklerken, atlar bisikletliler ve yayalar birlikte direnmek zorundadır. Canavarı görmek için Adalar’ın yüksekçe bir yerinden İstanbul’a bakmanız yeterlidir.

Savaş Çömlek – Yeşil Gazete

 “Adalar’da fayton üzerinden oyunlar” yazısının 1. bölümünü okumak için TIKLAYIN

#Kürekle Karadeniz ’den Gerze’de Basın Açıklaması; Termik mücadelesinden nükleere !

Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz bir ayını doldurdu. Hüseyin Ürkmez Karadeniz’in deli dolu dalgalarından ürkmeden  ilerliyor. Şimdi Gerze’de, son yazımdan hatırlarsanız  kampanyanın girişimcisi Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği ile sayısı her geçen gün artan destekçileri Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP), Sinop Nükleer Karşıtı Plaform (Sinop NKP), KESK Sinop Şubeler Platformu, GreenPeace, Devrimci Sosyalist İşçi  Partisi (DSİP ), Küresel Eylem Grubu adına Hüseyin 3 Eylül’de Samsun’da basın açıklaması yapmıştı. Dün itibariyle  Bafra  Ovası, Toplu, Yakakent ve Yenikent‘i geçerek Gerze’ye ulaştı. Kürek çekerek kat ettiği  mesafe Bafra Ovası’nın etrafını dolaştığını göz önüne alırsanız yaklaşık 218 km. Deniz ve hava şartlarını hassasiyetle değerlendirip Karadeniz’in kurallarına uyum göstermezse işi kolay değil. Hüseyin bu sebeple temkinli.

4 ve 5 Eylül günleri doğa ile başbaşa geçti. Neticede Kızılırmak’ın suladığı Bafra Ovası Hüseyin’in sadece birkaç balıkçıyla rastlaştığı bir bölge oldu. Akşam Toplu’ya vardı. Geceyi sandalında geçirdi .

6 Eylül Cumartesi  sabahı 2,5 saatlik yolculuktan sonra Yakakent’e vardı. Terme kıyısında sandalın omurgasını bir kayaya çarptığı için bir süredir su alıyordu sandalı, yaptırmazsa olmazdı. Yama yapılan sandal ilaçlandı beklemeye alındı. Geceyi Yakakent’te geçirdi Hüseyin. Teşekkürler Yakakent Yelken Kulübü Başkanı Mustafa Bey!  Ertesi gün de sandal ve Hüseyin hazırdı ama deniz değildi. Denizde denizin sözü geçerdi. Hüseyin 1 gece daha geçirdi Yakakent’te. Tam da Rainbow Warrior ’un İstanbul’da  demirlediği günler bunlar … Bir tarafta  akıntıya karşı kürek çeken bir adamla Karadeniz boyunca onu karşılayan ve bağrına basanlar diğer tarafta  gökkuşağının güzel  renklerini yutabilecek kömür karasına  karşı mücadele veren, termik santrallere DUR!  demek için  Karadeniz’e açılacak olan Green Peace’in Gemisi ve ona hayran ziyaretçileri. Rainbow Warrior’un Türkçe karşılığıyla Gökkuşağı Savaşçısı.  Gayemiz daha temiz,  yeşil ve yaşanası bir dünya !

9 Eylül Salı günü de “Nükleer tehditlerden, savaş ve şiddetten arındırılmış bir dünya için”  7 Temmuzda  Japonya/Yokohama’dan  84. seferine çıkan Peace Boat-Barış Gemisi  geldi İstanbul’a . Savaş karşıtı aktivistler barış mesajlarıyla çıktı karaya. Kıbrıs’ın işgalden, üslerden, silahlardan arındırılarak Doğu Akdeniz ile Avrupa arasında barış köprüsü olan bir ada haline getirilmesiydi temennileri. Akşam Karadeniz’e açıldı onlar da. Hedeflerinde savaşı tüm gerçekliğiyle yaşayan  Ukrayna’ ya barış mesajları götürmek vardı. Bir tarafta toplumsal  acılara barış mesajları taşıyan Barış Gemisi diğer tarafta denizi küreğiyle harmanlayan adam. Gayemiz daha temiz, barışçı ve yaşanası bir dünya! Aynı gün Töngel Sokağı’na vardı Hüseyin. Deniz öylesine zorladı ki saatte 5 km yerine 1,5 km zor gitti . Gerze’li dostlar yetişti imdadına. Hüseyin sandalı Töngel’ de bıraktı. Gerze’de konakladı ama adı üstünde Töngel’di işte, ertesi sabah dönüp gelecekti sandalının başına.

gerze2

10 Eylül Çarşamba günü Töngel’den sabahtan çıkıp öğle saatlerinde Gerze Limanı’na girdi Hüseyin. Gerze’nin güler yüzlü mutlu insanları kıyıda bekliyordu ellerinde pankartları hazır bir şekilde. Gerze Belediye Başkanı  Osman Belovacıklı’nın , Sinop Nükleer Karşıtı Platform Dönem Sözcüsü Zeki Karataş’ın, Yeşil Gerze Platformu (YEGEP) üyelerinin , doğadan, sevgiden, yeşilden ve  barıştan yana insanların  katılımıyla basın açıklaması yapıldı. HAYIR! demeyi iyi bilirdi Gerze  !

pankart gerze

2008’de Anadolu Grubu Termik santral kurma planlarını açıklamıştı . Termik demek kömür demekti. Oksijeni en bol, en saf olan coğrafyada katliam demekti. 50 km doğusundaki Bafra Ovası’yla, tarım yönünden zengin topraklarına, deniz suyuna, doğal yaşamına ve insanların sağlığına halel getirilmesi demekti . Yasal yollara başvurup Danıştay’a dava açtıklarında ÇED alınana kadar yürütmeyi durduracak yetkili bulamama gibi bir Türkiye gerçeğiyle de yüzleştiler . Anadolu Grubu’nun rüşvetlerine, lobilerine kulak tıkayıp  sağlığını ve geleceğini koruma bilinciyle Yaykıl Yaylası’na çadır kurdular. Fiili olarak da 1,5 yıl  boyunca araziyi nöbetleşe gözlemlediler. Ne zaman ki çivi çakılacak oldu araziye, şafak vakti gelmişti. 5 Eylül günü savaş formatına dönüştü mücadeleleri. Bir holdingin kurmaya  çalıştığı  kömür fabrikasını engellemeye çalışan halkın karşısında  kendi devletinin polisi, jandarması vardı . 2 gün boyunca öyle bir mücadele verildi ki Gerze’de, köylü kadınlar  askeri araçların önüne mi yatmadı, sopalarını mı sallamadı askere. Hani bildiğiniz çatışma lakin, vurucu darbe  biber gazından rahatsız olan arıların kovanlarından çıkıp köylünün yanında saf tutmasıyla geldi. Kısacası  arılarıyla böceğiyle çiçeğiyle galip geldi Gerze halkı bu mücadeleden 7 Eylül günü. Bir  Teyzenin sorusu durumu özetliyordu “İsrailliler Filistinlileri nasıl eziy ,aynısını Türk askeri Türk milletine yaptı burda! Kızım biz devlete ne yaptık ?”

Sağlıklı yaşam hakkını ve geleceğini  savunmak adına Gerzelilerin verdiği mücadeleden alınması gereken dersler var. Çernobil‘i müsibet olarak yaşamış  bir Karadeniz’in hafızasını tazelemesi için Fukushima hakkında yazılanları okuması, anlatılanları dinlemesi yeterli. Lakin, Fukushima radyoaktif kirliliğinin bugün Kanada’yı bile etkilediğini dikkate alırsanız etki alanının genişliğine paralel olmalı tepki alanı. Yani Tüm Türkiye bir Gerze olmalı. Önümüzde uzun bir süreç var. Nükleer lobi ise yakında faaliyetlerine başlayacak. İstihdam vaatleri, hediyeler, rüşvetler … Göreceğiz bir Gerze duruşu sergileyip sergileyemeyeceğimizi. Ak koyun kara koyun geçit başında belli olur !

  • Hüseyin’i bu bağlantıdan takip edebilir ; Projeye bu adres üzerinden katkıda bulunarak yerinizden kalkmadan  nükleersiz bir Türkiye için bir kürek de siz atabilirsiniz.

 

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

 

 

Kömürün izinde (2): Darbenin ezip geçtiği bir madenci direnişi

Yeniçeltek Madeni, Türkiye’nin toplumsal tarihinde kendisine çoktan yer buldu. Yarım asrı aşkın geçmişiyle bu maden havzası, 1970’lerin sonunda o zamana kadar görülmemiş bir madenci direnişine sahne olmuş; maalesef yine o zamana kadar bu ülkede görülmemiş hoyratlıkta bir darbenin altında ezilmişti. İşçilerin eşit ücret talebiyle başlattığı ve madeni işgale kadar giden Yeni Çeltek direnişi, 12 Eylül 1980 darbesiyle son bulunca madenciler ‘Yeni Çeltek Devrimci Yol’ isimli meşhur davada yargılandı, işkence gördü, bazıları yıllar boyunca tutuklu kaldı. Talepleri insanca iş koşulları, eşit ücret, velhasıl özlük hakları ve insanca bir yaşamdı. Yıllar sonra işkence mağduru madenciler dava açtı. Şimdi de tek istedikleri işkencecilerinin hesap vermesi.

Yağmurun azizliğiyle, Yeniçeltek kömür madenine 'renkli' bir bakış
Yağmurun azizliğiyle, Yeniçeltek kömür madenine ‘renkli’ bir bakış

 

64 günlük direniş

Yıl 1976. Yeni Çeltek madeninde çalışan 980 işçi, maden mühendislerinin girişimiyle örgütlenen Maden-iş Sendikası’nda ilk defa kendi iş koşullarıyla ilgili taleplerini işverene sunmak için pazarlık masasında yerini aldı. İşverenin talepleri kabul etmemesi üzerine alınan grev kararı, Yeni Çeltek için örgütlenmenin mümkün olduğunu göstermesi açısından mihenk taşı oldu. Sonrasında ‘Yeraltı Maden İş’ ismiyle kendi sendikasını kuran işçiler dört yıl sonra tekrar toplu iş sözleşmesi masasına oturduğunda bu sefer işveren ‘işletmenin zarar edeceği’ gerekçesiyle hiçbir talebin karşılanmayacağını belirtti. Üye sayısı artık 8 bini bulmuş olan sendikanın greve gitmesi ve işverenin karşılık olarak maden ocağını kapatmasıyla 64 gün sürecek Yeni Çeltek direnişi başlamış oldu. Üretime devam eden ve çıkardığı kömürü halk komiteleri aracılığıyla halka satan, üstüne çıkan parayı da işverene veren madenciler için 1980 darbesi sonun başlangıcı oldu. Suluova’daki Et ve Balık kurumuna götürülen işçilerin bazıları günlerce, bazıları aylarca işkence gördü; kıymeti kendinden menkul bir ‘Yeni Çeltek Devrim Yol’ örgütü yaratılarak işçiler yargılandı. Uzun yıllar hapis yatanlar oldu. Darbenin balyozu Türkiye işçi sınıfının üzerine bu davayla indi. Bu zulmün önemli tanıklarından, 2011 yılında hayatını kaybeden Elif Ana (Elif Erkorkmaz) yaşadıklarını şöyle anlatıyordu: “Çocukları dövüyorlar, devrimcileri dövüyorlar’ dediler. Öyle deyince ben devrimcileri kurtarmaya gittim, kendimi kurtaramadım. 20 sene aldım, 8 sene yattım. Niye pişman olayım? Ben evlatlarım için gittim oraya. Beni kimse kandırmadı, kimse götürmedi. Aklım ererek gittim. Yine yaparım, gücümün yettiği kadar yaparım.”

Mehmet Şahin, yıllar önce her gün girip çıktığı maden ağzının önünde.
Mehmet Şahin, yıllar önce her gün girip çıktığı maden ağzının önünde.

“Kendi çıkardığımız kömürü halka sattık, üstünü de patrona verdik”

Buraya kadar okuduklarınız Yeni Çeltek direnişiyle ilgili ufak bir araştırmada ulaşabileceğiniz bilgiler. Biz biraz daha yakından bakalım. Merzifon’a bağlı Kayadüzü Köyü’ne misafir olduğumuz günlerde tanıştığımız Mehmet Şahin, dünkü yazıda tanıştırdığımız Besim Şahin’in babası ve Yeni Çeltek direnişine katıldığı gerekçesiyle iki sene hapis yatmış bir madenci.
64 günlük maden işgaliyle ilgili ‘güzel günlerdi’ diyor: “Patron madeni kapatma gerekçesi olarak kömür rezervinin bittiğini söylemişti. İşgal sırasında Maden Tetkik Arama (MTA) kontrole geldi ve rezervin hala olduğu tespitini yaptı. Biz yüzde 30 düşük kapasityele çalıştırdık, halka sattık, hatta fazla parayı işverene verdik. Buranın en iyi maaş alan işçileri bizdik. Her işçiye bir kilo yoğurt verilirdi. Olay yoğurdun parasını vermek değil, o yoğurdu köyden getirtip hep beraber yemekti. Ta o dönem anti grizulu malzemeyi biz getirdik. Yeraltı Maden İş’in sendikal mücadelesi işçilerin bilinçli hareket etmesini sağladı. Şimdi hiçbir sendika iş yerinde işçi haklarını savunamıyor, savunmuyor.”

‘Et ve Balık’ın etrafında ağlayan köpekler

Darbe sonrası, ‘örgüt’ üyeliği suçlamasıyla madencilerin büyük bir kısmı, bölgedeki Et ve Balık Kurumu’na götürüldü. Tıpkı aynı dönem yüzlerce kişinin işkence gördüğü Fatsa Et ve Balık Kurumu gibi Suluova’da ki kurum da işkencenin merkezi oldu.. Mehmet Şahin orada 50 gün kaldı: “Mahkemeye çıkacağın güne kadar işkencedesin. İddianamenin hazırlanması altı ayı buldu; o zamana kadar orada kalan, neden alındığını bilmeyenler vardı.” Şahin, binanın etrafındaki köpekleri anlatıyor, işkence bağırışlarını bastırsın diye bağlanmış köpekleri. Bağrışlara yavru köpeklerin ağlama sesinin karıştığını hatırlıyor. “İşkence sadece dayak değildi ki, yemek yemek bile işkenceydi. Asker gelir, tüfeğini doğrultup ‘hepinizi tararım’ der. 12 Eylül’den sonra binlerce aile buradan göç etmek zorunda kaldı. Almanya’ya gidenler oldu. Cezaevinden çıkınca insanlar korkudan sana selam veremiyor, işe giremiyorsun.”

1
Nurhan Şahin, gelini ve torunuyla.

“Korkudan yanımdaki kocama bakamıyorum”

Zulüm gören sadece madenciler değil elbette, onların eşleri de Et Balık kurumunda ‘misafir’ edilmiş. Mehmet Şahin’in eşi Nurhan Şahin hiç unutamadığı şu anıyı anlatıyor: “Mehmet’i aldıklarını akşamında haber aldım. Et Balık’a gittim, o zaman küçük kızıma hamileyim. Baretta (asker) Mehmet’e vermeleri için para uzatırken ‘sen karısı mısın? O zaman tutuklusun’ dedi. O gün beni dört beş defa ifadeye çağırdılar. Kocam, kaynım yanımda oturuyor, korkudan bakamıyorum. Benimle birlikte çok kadını almışlardı ifadeye, akşama doğru saldılar beni ama yalnızım, arkadan da bir araba takip ediyor. ‘Bunları kim sahipleniyor, kim alacak’ diye peşimden gelirlermiş. Et Balık’tan köye yol sekiz kilometre. O yolu tek başıma yürüye yürüye geldim. Yalnız başıma, hava kararmış.. Korktum.”

İşkenceyi gören yokmuş

Mehmet Şahin 6 Mayıs 1983’te tahliye edildi. Ondan çok daha uzun süre tutuklu kalanlar da oldu. 2010 yılında, Hasan Kaplan, Fazlı Kuru Metin Irmak ve arkadaşları, Amasya/Suluova Et-Balık Kurumunda Yüzbaşı Atasoy Fitos ve Başçavuş Burhan Yöntem’e kendilerine uyguladıkları işkencelerden dolayı dava açtılar. İddianamenin Amasya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesi üzerine o zamana kadar ifadesi alınamayan Yüzbaşı Fitos hakkında yakalama kararı çıkarılmış, Fitoz ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. Yüzbaşının ifadesi, işkencecinin inkârına dört dörtlük bir örnekti: Kendisi müştekilerin ifadesini almamış, ifadeleri alan jandarmalar da mağdurları kendi birlik binalarına değil, yakındaki Et ve Balık Kurumu’na götürmüş sonra da kendi gözetim odalarına getirmişti. Görmemiş, duymamış, bilmemişti. Yani onlar ermiş muradına..
Bugün (11 Eylül) saat 9.00’da Amasya Ağır Ceza Mahkemesi’nde bu işkence davasının yeni duruşması görülecek. Mehmet Şahin’e davadan ne beklentisi olduğunu soruyorum: “İşkencenin insalık suçu olduğunu mahkeme tutanağına yazdıracağız. Bizden sonra gelecek insanlar bu işkenceye tâbi olmamalı. İşkenceciler korunduğu müddetçe de hiç kimse özgür olamaz. Karar çıkmasa da biz işkencenin var olduğunu söylüyoruz. O dönem işkence görmüş insanların doktor raporu var; ölen, sakat kalan arkadaşlarımız var. “

2

Yeni Çeltek direnişine katılmış ve o günleri örgütlü mücadele adına umutla hatırlayan bu emekli madenci, tahmin edilebileceği gibi bugüne dair pek parlak bir tablo çizmiyor. “Soma’da 300 insan öldü, çıt çıkmadı. Niye? Oradakiler de insandı. Yeraltında kömür madeninde çalışan bir işçinin alnında ölüm yazılıymış gibi davranıyorlar.. Öyle değil işte. Bizim çalıştığımız dönem birinci mesele iş güvenliği, denetim ve dayanışmaydı.”

Yazı dizisinin birinci bölümünü okumak için tıklayınız. 

Haber: Gözde Kazaz
Fotoğraf: Gençer Yurttaş

Yarın: Soma’nın termik santral yapmayı planladığı Suluova’da başka bir enerji mümkün mü?

Avrupa Komisyonu açıklandı

Avrupa Komisyonu Başkan adayı Jean-Claude Juncker, Komisyon için öngörüşü mahiyetindeki görev dağılımı teklifini bugün açıkladı. Basın açıklaması ve konuşmasında gerektiği zaman geri durmayı bilecek, büyük konular üzerine konuşacak, ekonomik büyümeye ve iş yaratmaya konsantre olacak, inandırıcı bir dış politika geliştirecek, ve nerede geride durup başka seviyede hükümetlerin işlerini yapmasına izin vereceğini bilen bir yaklaşım benimsediğini açıklayan başkan, Komisyon önerisine birçok ekonomi portföyü dahil etti ve işi doğru becermeliyiz dedi.

32 avrupa komisyonu...Juncker, ayni zamanda ilk defa bir başkan yardımcısı da atadı. Bu pozisyonda Yasal Düzenlemelerin Etkinleştirilmesi ve Sadeleştirilmesi dosyasının yanı sıra Temel Haklar ve Hukukun Geçerliliği konusu emanet edilecek Hollanda’dan mevcut dışişleri bakanı Frans Timmermans görev alacak. Timmermans’la ve Dışişleri ve Savunma Yüksek Komiseri Federica Mogherini’yle beraber, kilit politika alanlarında proje takımları yönetecek toplam yedi başkan yardımcısı öngörülüyor. 19 Erkek 9 kadın komisyon üyesi içinden seçilen bu 7 başkan yardımcısının 3’ü kadın.

Beklendiği üzere, Juncker’in Komisyon önerisinde öncelik olarak bir genişleme’ dosyası bulunmuyor. Mevcut Genişleme ve Komşuluk Politikası dosyası yerine öncelikler değiştirilerek Avusturya’dan Johannes Hahn’ın sorumlu olduğu “Komşuluk ve Genişleme Politikası” dosyası getirilmiş durumda. Hahn, hâlihazırdaki komisyonda bölgesel politikadan sorumlu, ve Türkiye’nin katılımına çok temkinli yaklaşan Avusturya Halk Partisi’nden. Juncker, basın açıklamasına önümüzdeki beş yıl boyunca genişleme olmayacağını dahil etti.

İiklim ve enerji dosyaları gerçekten de itiraz ve uyarılara rağmen birleştirildi ve beklendiğinin aksine bu komiserlik İspanya’dan Miguel Arias Cañete’ye verildi. 1986-1999 yılları arasında AP üyesi olan hukukçu Cañete, 2011-2014 yılları arasında Partido Popular hükümetinde Tarım, Gıda ve Çevre bakanlığı yapmıştı.

Çevre ve Denizcilik ve Balıkçılık portföyleri de birleştirilerek Malta’dan Karmenu Vella’ya verildi. Bu konuda ‘mavi ve yeşil büyüme’den ilham aldığını açıklayan Juncker, sürdürülebilirlik ve büyümenin el ele gitmesi gerektiğini söylüyor.

Komisyonda ayrıca ilk defa göçten sorumlu bir komiser de atanması teklif ediliyor ve bu görev için Yunanistan’dan daha önce bir göçmen kenti olan Atina’nın belediye başkanlığı, dışişleri bakanlığı ve son olarak savunma bakanlığı yapan Yeni Demokrasi Partisi’nden Dimitris Avramopoulos getiriliyor. Görev tanımı ise düzensiz göçle başa çıkarken bir yandan da Avrupa’yı yüksek beceri sahipleri için cazip kılmak.

Komisyon önerisi, Avrupa Parlamentosu tarafından sorgulanıp onaylanmalı ve onaylanması üzerine yeni komisyon’un Kasım ayında göreve başlaması bekleniyor.

Detayları, Avrupa Komisyonu’nun İngilizce basın açıklamasında bulabilirsiniz.

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

Şavşat’ta 28 köy ‘HES’lere hayır’ diyor

Artvin’ in Şavşat ilçesinde Arpalı deresi üzerinde kurulması planlanan Susuz Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali projesi için zaman aşımını gerekçe göstererek dava başvurusunu reddeden Rize İdare Mahkemesi’ nin kararını Danıştay 14’üncü Dairesi’nin bozması üzerine yöre sakinleri eylem yaptı. 28 köyü temsil eden eylemciler, protestonun ardından Danıştay’ın kararını HES şirketinin kapısına astı.

ed6a3559e70e9cb2_480x270

Omega Enerji şirketi tarafından yapımı sürdürülen 7. 32 megavat kurulu gücündeki Susuz Regülatörü ve Hes projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2011 yılı Ağustos ayında ‘ÇED Olumlu’ raporu verdi. Bölgede yapımı planlanan HES’ in önünü açan bu kararın 28 köyü susuz bırakacağını öne süren 74 köylü, Rize İdare Mahkemesi’ nde, ‘Yürütmeyi durdurma ve iptal’ davası açtı.

Davanın açılmasının ardından ‘ÇED Raporu’ için ‘yürütmeyi durdurma’ kararı veren mahkeme, dava konusu uyuşmazlığın özelliği, çevreye etkileri ve projenin kapsamı dikkate alındığında ileride telafisi güç zararlar doğurabilecek nitelikte olmasına vurgu yaptı.

Bilirkişi incelemesi yapılmasına karar veren mahkeme, bilirkişi incelemesi ve hazırlanan rapora karşın daha sonra zamanında açılmadığına hükmettiği davayı reddetti. Köylüler bunun üzerine Danıştay’a itirazda bulundu. Danıştay 14’üncü Dairesi itirazı kabul etti ve davayı 74 köylünün lehine bozdu.

Danıştay’ın kararını bildirmek ve Rize Bölge İdare Mahkemesi’ndeki dava sonuçlanıncaya kadar, OMEGA firmasının doğaya daha fazla zarar vermesini engellemek için yöre sakinleri, Şavşat’a bağlı Köprüyaka köyünde bulunan HES şirketine ait arazide eylem yaptı. ‘HES’lere Hayır’ pankartlarıyla bir araya gelen çevreciler, “Katil şirket Şavşat’ı terk et”, “Şavşat’ta HES istemiyoruz”, “Su temel haktır satılamaz”,”Dereler özgür akacak” gibi sloganlar atarak şirketi protesto ettiler.

“Yasal hakkımızı sonuna kadar kullanacağız”

Burada bir konuşma yapan Şavşat Derelerin Kardeşliği Platformu sözcüsü emekli öğretmen Müzekkir Saymaz, “HES’lere büyük tepki var. Artvin’de, Çoruh nehrinde ve kollarında barajlar yapıldı. Karşı konulmadı. Sandık ki yetinecekler. Hayır, aldandık. Şimdi de Meydancık’ta, Mirya’da, Mansurat’ta, Laşet’te, 26 köye hitap eden, 26 köyü besleyen Arpalı deresine el koydular. Bütün derelerin borulara alındığını düşünün. Bu doğanın dengesi bozulacaktır, iklim değişecektir. Bitki örtüsü değişecektir. Canlılar susuz kalacaktır. Daha önemlisi çayırınız, bostanınız, bahçeleriniz susuz kalacaktır. Çünkü ÇED raporlarında bölge halkının su hakları yasal güvence altına alınmıyor. Şavşat’ın suları 10-15 şirketin tekeline geçecek. Sularımızın alınmasına asla razı olmayacağız. Yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız “dedi.

Çevreciler daha sonra Danıştay’ın kararını şirketin kapısına asarak, ilçe merkezinde araçlarıyla konvoy oluşturup, protestoda bulundu.

(DHA)

Fukushima’da radyoaktif kirlilik devam ediyor: Temizlik işçileri, ücretlerinin ödenmediğinden şikayetçi

Geçen ay 500 000$ tazminat ödemeye mahkum edilmiş olan Tokyo Elektrik Şirketi’ni (Tepco), şimdi de kendilerine sözü verilen ücretlerinin ödenmediğinden şikayetçi olan radyoaktif temizlik işçileri dava ediyor .

 

Mart 2011’de Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’nde meydana gelen tsunamiyle meydana gelen radyoaktif facianın sonuçlarını önlemek adına kurgulanan buz duvarı projesi gereği duvarı inşa etme görevini üstelenen işçiler.
Mart 2011’de Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’nde meydana gelen tsunamiyle meydana gelen radyoaktif facianın sonuçlarını önlemek adına kurgulanan buz duvarı projesi gereği duvarı inşa etme görevini üstelenen işçiler.

 

Kanuni taraflar , Fukushima Daiichi Nükleer Santrali ’nde radyoaktif temizlik yapmak durumunda olan ve ücretleri ödenmeyerek mağdur edilen işçilerin haklarını mahkemede aramaları yönündeki çabalarını arttırdı .

Tepco, geçen hafta ,nükleer santralin yanındaki evini radyoaktif kirlilik sebebiyle terk etmesi istenen kadının intihar etmesi neticesinde açılan davada 500 000$   tazminat ödemeye mahkum edilmişti. Tepco  her ne kadar tazminat ödemeye  mahkum edilse de gerekçeyi kabul etmiyor. Bunun bir sebebi bu suç karşılığında bir kere tazminat ödeyince diğer benzer şikayetler karşısında da tazminat ödemesinin önünü açılması . Nitekim kanuni yollardan hak talep etme sırası Fukushima santralinde radyoaktif temizlik yapmasına rağmen ücretini alamayan 4 işçiye gelmiş görünüyor .

Yaşları 30 ile 60 arasında değişen ikisi eski ,ikisi de toplam 4 işçi  Tepco’ dan radyoaktif temizlik yapmaları karşılığında kendilerine taahhüt edilen standart üstü, tehlikeli iş çalışması karşılığında ödenecek ücretin ödenmemesi sebebiyle şikayetçi .

Bu konudaki mücadelenin ilk örneğini teşkil edecek olan davada işverenleri tarafından tanınmamak amacıyla isimlerini açıklamayan yüzleri maskeli 4 işçi kendilerine sözü verilen fakat ödenmemiş olan  600 000 $’ ı almak için  Tepco ve benzer şirketlere dava açarak hak arıyor.

Davacılardan birinin avukatının söylediğine göre önümüzdeki 40 yıla yönelik yapılan santralin tasfiyesi için gereken radyoaktif temizlik çalışmasında  görevlendirilen işçilerin sayısı 6000 .

“1 yıl önce , Başbakan,  Fukushima’da  her şeyin kontrol altında olduğunu söylemişti fakat, bu doğru değil ” diye konuşuyor Tsuguo Hirota  Reuters’a . “İşçiler,  kendilerinden yapmaları istenen tehlikeli işin karşılığında ödenmesi sözü verilen ücreti alamıyor ve neticede kalifiye işçiler iş bırakıyor. Öyle ki artık içeride temizlikte çalışanlar kalifiye olmayan amatör işçilerden ibaret ki bu , tasfiye edilmesine çalışılan santralin etrafında yaşayanları endişelendirmesi gereken bir konu.”

Radyoaktif  suyun akışını  kontrol etmek ve tahrip olmuş reaktörün içinden erimiş yakıt çubuklarının çıkarılması  gibi tabiatı gereği tehlikeli olan işler için Tepco geçen sene normal seviyede tehlikeli işe göre işçi başına 200 $ ödemesinin işçi maliyetlerini 2 kat arttıracağı açıklamıştı .

Öte yandan  Tepco ile benzer nitelikteki işi yaptıran yaklaşık 800  taşeron şirket ise Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’nde çalıştırdığı işçilere kendi yönetimlerinin yüksek maliyetleri kaldıramayacakları gerekçesiyle ödenmiyor .

“Bir gün sağlığım iflas edecek … bu gerçeği kendisine itiraf edemeyen bir çok işçi var ,” diyor işçilerden biri NHK’ ye . “İşten atılabilirim ya da bir daha bana iş vermeyebilirler ama umarım benim bu duruşum onların haklarını talep etmesi ve ödemelerinin kendilerine yapılması için uygun zemin hazırlar.

Davalar 2011 felaketinin neticesinde 48 milyar$ tutarında tazminat ile temizlik ve tasfiye çalışmaları için milyarlar ödemeye mahkum edilen Tepco’ya  karşı verilen hukuki mücadelenin önünü yeniden açmış bulunuyor.

Geçen ay, vatandaş yargısal değerlendirme toplantısında  Tepco’ nun 3 eski üst yöneticisinin Fukushima faciasında sorumlu olduğu yönünde karar çıkmıştı .  Savcılar değerlendirmenin sonucuna dair yanıtlarını  gelecek ay bildirecek.

The Guardian

[Altın Koza Ulusal Yarışma Filmleri] YAĞMUR Kıyamet Çiçeği

21.Altın Koza Film Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde yarışacak filmleri sizleri tanıtmaya başlıyoruz. Filmler hakkında bilgiler verirken, biraz daha merak edilen, konusu ile ilgi çeken yapımlara öncelik verdiğimi belirtmek isterim..

Bir AntiNükleer ve Kadın Filmi, YAĞMUR Kıyamet Çiçeği

Film aynı zamanda yakın zaman önce hayatını kanser hastalığından ötürü kaybeden Kazım Koyuncu'da merkezine almayı ihmal etmemiş
Film aynı zamanda yakın zaman önce hayatını kanser hastalığından ötürü kaybeden Kazım Koyuncu’da merkezine almayı ihmal etmemiş

Yönetmenliğini Onur Aydın’ın üstendiği YAĞMUR Kıyamet Çiçeği yapımı son dönemlerde Nükleer enerji ve Kadın sorunlarını ele alan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Film aynı zamanda yakın zaman önce hayatını kanser hastalığından ötürü kaybeden Kazım Koyuncu’yu da merkezine almayı ihmal etmemiş.

Filmin Künyesi;

Vizyon Tarihi 7 Kasım 2014
Yönetmen: Onur Aydın
Oyuncular: Ruhi Sarı, Altan Erkekli, Erkan Kolçak Köstendil
Tür Müzikal , Dram
Ülke Türkiye

Yapımcılığını Gülay Kuriş’in üstlendiği filmin yönetmeni ise Onur Aydın. ‘Yağmur-Kıyamet Çiçeği’ filminde; Kazım Koyuncu’nun hayatının yanı sıra Çernobil faciası, yabancı kadın ticaretinin doğuşu ve Trabzonspor’un 1995-1996 yılında bir golle şampiyonluğu kaçırması da konu ediliyor. Filmde; Engin Hepileri, Altan Erkekli, Devrim Saltoğlu, Sevtap Özaltun, Erkan Köstengil, Sait Genay, Settar Tanrıöğen, Hüseyin Avni Danyal, Elena Viunova ve Serap Aksoy gibi isimler rol alıyor

21.Altın Koza Film Festivalinde belgesel tarzında sayılabilecek bu yapımın sinemaseverler tarafından karıştırılmaması gerektiğini belirtmemiz gerekir.. Henüz Altın Koza Film Festivalinin programı yayınlanmadığı için filmin hangi gün ve seanslarda gösterileceği bilgisini şimdilik paylaşamıyoruz..

Bu yazı ilk olarak Yeşil Gazete ekibinden Muhittin Kurban tarafından açılan altinkoza2014.blogspot.com.tr/ de yayınlanmıştır

(Yeşil Gazete)

Halkalı’da direnen işçiler taleplerini kabul ettirdi

İSTANBUL Mecidiyeköy’de 10 işçinin asansör düşmesi nedeniyle hayatını kaybetmesi diğer şantiyeleri de hareketlendirdi. Halkalı’da 3 bin 500 işçinin çalıştığı şantiyede dün protesto gösterisi yapan işçiler iş güvenliği ve çalışma şartları konusundaki isteklerini işverene kabul ettirdi.

28 Halkalı

Hürriyet Gazetesi muhabiri Gülistan Alagöz’ün haberine göre Mecidiyeköy’deki şantiyede 10 işçinin asansör faciası nedeniyle yaşamını yitirmesi inşaat işçilerini harekete geçirdi. Önceki gün Halkalı’daki ‘Tema Park’ projesinin şantiyesinde 150’den fazla işçi sokaklara döküldü. Lastik yakan, slogan atan işçiler çalışma şartlarının kötü olduğunu iddia etti. İşçi temsilcileriyle masaya oturan inşaat şirketi çalışanların taleplerini kabul etti.

İşçilerin kabul edilen talepleri ise şu şekilde belirtildi

*İşçiler iş güvenliğini konusunda bir aksaklık görürse uzmanları uyaracak ve gerek görürse iş bırakacak
*İş güvenliği için gerekli malzeme giderlerinin işçi maaşlarından kesilmemesi konusunda taşeronlarla konuşulacak ve uzlaşılacak
*Geriye dönük sigorta prim sorunu olan işçilerin sorunlarının giderilmesi için inşaat firması ve taşeron firma görüşecek. İnşaat sahibi firma taşeronları denetleyecek
*İnşaat işçilerine 2 adet bilgisayar verilecek
*Şantiyedeki kantinin piyasa bedeli üzerinden satış yapması önlenecek
*Soğuk içme suyu sağlayan su sebillerin sayısı arttırılacak
*İşçiler için hazırlanan yemeklerde daha özenli davranılacak
*Şantiyede 24 saat sıcak su bulunacak

(Hürriyet)

Asansör firmasından yazılı açıklama

Mecidiyeköy’deki 10 işçinin öldüğü asansör faciasıyla ilgili asansör firması Geda Major firmasını yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamada, “İstanbul’da cumartesi akşamı Mecidiyeköy’deki çok katlı rezidans inşaatında meydana gelen ve ülkemizi yasa boğan asansör kazası ile ilgili olarak yazılı ve görsel basında yer alan haberlerde, konuyla yakından ilgilenen duyarlı sayın parlamenterlerimizin açıklamalarında ve soru önergelerinde bazı yanlış bilgi ve yorumların yer aldığının görülmesi üzerine bu yanlışların doğrularının açıklanması gerekli görülmüştür” denildi.

Açıklamada maddeler halinde şöyle devam etti:

27 torun center1. Asansör Halatlı Sistemle Çalışmamaktadır: Bazı kimselerce asansörün düşmesine “halat kopması”nın yol açtığı belirtilmiş ve gerek geleneksel basında gerekse sosyal medyada bu yanlış bilgi gerçekmişçesine tartışılmıştır. İnşaatta kullanılan asansörlerde “halat” yoktur.

2. Asansör Raylı Sistemle Çalışmamaktadır: Bazı kimselerce düşen asansörün “raydan çıktığı” bilgisi kamuoyu ile paylaşılmıştır. Asansörlerin çalışma sistemi “raylı” bir sistem değildir. Dolayısıyla hayatını kaybeden 10 işçi ile bir miktar malzeme taşıyan kabinin raydan çıkması da söz konusu olamaz.

3. Asansörler ikinci el Değildir: Projede kullanılan asansörlerin eski olduğu ve kiracının yüksek bedel ödememek için bu eski asansörleri kiraladığı belirtilmektedir. İnşaatta kullanılan asansörlerin altısı da, Almanya’da üretilerek ithal edilmiş ve İstanbul’da montajları yapılarak “sıfır” teslim edilmiştir. Yine aynı “kaynaklar”; şantiyedeki 6 asansörden 2’sinin çalıştığı ve diğerlerinin bozuk olduğunu belirtmişlerdir. Bu da doğru değildir, asansörlerin kullanımı ve yoğunluğunu inşaatın ilerleme yönü belirlemektedir.

4. Şirketimizin asansörlerin işletimi ve denetimi ile ilgili bir sorumluluğu yoktur: Kiracı ile şirketimiz arasındaki sözleşme uyarınca asansörlerin işletilmesi ve güvenli çalışması kiracının sorumluluğundadır. Çalışan personele talep olduğu takdirde eğitim verilmesi ve asansörlerle ilgili şikayet başvurusu yapıldığında arızanın giderilmesinden ise şirketimiz sorumludur.. Sözleşmede yer almadığı halde, şantiyede bulundurduğumuz iki teknik görevlimiz, mesai saatinden sonra meydana gelen kaza haberi kendilerine ulaştırıldığı için şantiyeye dönmüşlerdir.

Şirketimizin Alman ortağı GEDA dünyada bu asansörleri (insan ve yük taşımada kullanılan makine) üreten en büyük üç şirketten biridir ve şirketin 80 yılı aşan tarihinde benzeri bir kaza bulunmamaktadır.

Asansörlerin çalışması kremier adı verilen bir sistem (fotoğraflarda göründüğü gibi bir tarafı dişli bant, diğer tarafı dişli makara) ve birbirini tamamlayan iki elektrik motoru tarafından sağlanmaktadır. Bu sistemlerin üçü de elektronik değil mekaniktir. Kabine taşıyacağından fazla ağırlık yüklendiğinde ilk önce fren motoru devreye girmekte ve asansörü yavaşlatmaktadır. Asansör hareketine devam ederse, “paraşüt fren” denilen ikinci sistem devreye girmekte ve asansörü durdurmaktadır.

Kazanın meydana gelmesine yol açan neden bilirkişi raporlarından sonra belirlenebilecektir. Bu raporlar açıklanana kadar yapılacak bütün açıklama ve yorumların duyulan üzüntüyü artırmanın ötesinde bir yararı olmayacaktır. Bu nedenle kesin bilgiye dayanmayan bu türden açıklamaları yapanların konunun hassasiyetine uygun davranmaları her şeyden önce insani bir görevdir”