Ana Sayfa Blog Sayfa 3794

17 Aralık paraları için iade kararı

17 Aralık soruşturmasının takipsizlik kararına yapılan itirazların reddedilmesinin ardından, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ile eski Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinde bulunan ve adli emanetçi olarak bir devlet bankasında tutulan paralar yasal faizi ile birlikte iade edilecek.

17...

 

Hürriyet Gazetesinden Fırat Alkaç’ın haberine göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise yapılan itirazı reddetmişti. Savcılığın verdiği kararın kesinleşmesiyle Barış Güler ve Süleyman Aslan’ın el konulan paralarına iade yolu da açılmış oldu.

Barış Güler’in evinde el konulan 400 bin TL, 300 bin Euro ve 100 bin dolar ile Süleyman Aslan’ın evinde el konulan 2.5 milyon dolar ve 1.5 milyon Euro adli emanet olarak bir kamu bankasında tutuluyordu.

(Hürriyet)

 

Gülen için yakalama kararı

14 Aralık operasyonu kapsamında 18 Aralık 2014 tarihinde Fethullah Gülen hakkında yakama kararı çıkartıldığı öğrenildi

radikal.com.tr’den İsmail Saymaz’ın haberine göre, yakalama kararı verilmesi durumunda Fethullah Gülen hakkında kırmızı bülten çıkarılması için Adalet Bakanlığı’na yazı yazılması istendi.

16...

Fethullah Gülen hakkındaki yakalama kararını, 14 Aralık operasyonunu yürüten savcılardan Hasan Yılmaz çıkarttı.

Gülen’e yöneltilen suçlamalar şu şekilde;

1 – “Cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak (TCK 109/2 maddesi uyarınca 2 yıldan 7 yıla kadar hapis)”

2- “İftira sonucu mağdurun hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırıma uğramasına neden olma (267/7 maddesi uyarınca 3 yıldan 7 yıla kadar hapis)

3- “Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme (TCK 314/1 uyarınca 10 yıldan 15 yıla kadar hapis)

(Radikal)

Zonguldak’ta madencilerden maden işgali

Zonguldak’ta Hattat Holding’e bağlı HEMA kömür işletmesinin Kandilli ocağında yüzlerce madencinin, 60 arkadaşlarının iş akitlerinin feshedilmesi üzerine kendilerini madene kapatarak başlattığı direniş ikinci gününde.

14

Madende son altı aydır güvenlik endişeleri ve rödovans anlaşmasının işletilememesi sebebiyle üretim yapılamıyor. İşletmenin işçi çıkarma girişimleri ise işçilerin direnişiyle karşılanıyor.

15...HEMA’nın Eylül ayında 29 işçiyi işten çıkaracağını açıklayıp, toplam 489 işçinin çıkarmayı planladığı ortaya çıkınca işçiler önce Zonguldak’a, sonra Ankara’ya yürüme kararı almışlardı.

Sendikanın da araya girmesiyle (Türk-iş’e bağlı Genel Maden-iş) işveren geri adım atmış, anlaşma sağlanmıştı.

İşçiler altı aydır işbaşı yapıp üretim yapmadan maaş aldıklarını, üretim yapmak istediklerini söylüyorlar.

(BBC Türkçe)

Peşmerge IŞİD kuşatmasını kırdı

ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyondan hava bombardımanı desteği alan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı Peşmerge’nin IŞİD’e karşı saldırıya geçtiği belirtildi.

13...

ABD’nin geçtiğimiz dört hafta içinde düzenlediği hava saldırılarında IŞİD’in üst düzey üç komutanı öldürüldü. Hava saldırılarında IŞİD’in Irak’taki askeri operasyonlarının başındaki isim olan Abdül Basit ile IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin “sağ kolu” olarak nitelenen Hacı Mutazz da yer alıyor. ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, “Wall Street Journal” gazetesinin dünkü nüshasında yer alan demecinde, “IŞİD liderlerinin öldürüldüğü operasyonların, örgütün planlama ve komuta-kontrol kademesine darbe vurduğunu” söyledi.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani de Kürt haber ajansı Rudaw’a yaptığı açıklamada, Şengal dağı çevresinde IŞİD mevzilerine saldıran Peşmerge’nin geniş bir koridor açmayı başardığını söyledi. Barzani, bölgede mahsur kalan binlerce Ezidi’nin güvenli bölgelere nakledildiğini bildirdi.

(DW Türkçe)

[Son Dakika] Pınar Selek beraat etti

Mısır Çarşısı patlamasından yeniden yargılanmaya başlayan sosyolog Pınar Selek hakkında beraat kararı çıktı.

1 Pınar Selek

Bianet’den Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre mahkeme heyeti, kararda Yargıtay kararına direnilmesine ve bilirkişi raporlarına istinaden çelişkiler giderilemediğini, patlamanın sebebinin belirlenemediğini vurgularken, “İspat hiçbir kuşkuya yol açmayacak şekilde net olmalıdır” dedi.

Duruşma salonundakiler kararı sevinç ve gözyaşlarıyla karşıladı.

Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili davada 16 yıldır yargılanan ve üç kez beraat eden Pınar Selek bir kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış, Yargıtay’ın bu cezayı usülen bozması üzerine dava yeniden görülmeye başlanmıştı. 5 Aralık’ta görülen duruşmada, savcı ağırlaştırılmış müebbet istediği mütalaasını tekrarlamıştı.

(Bianet)

İğneada’ya nükleer santral planı yokmuş!

 

iğneada

 

CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, Enerji Bakanlığının bütçesinin görüşüldüğü TBMM oturumunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’a 3. nükleer santralin İğneada’ya kurulup kurulmayacağını sordu. CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in 3. nükleer santral ile ilgili sorusunu yanıtlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 3. nükleer yapımından şimdilik vazgeçildiğini “Üçüncü santralin kurulmasıyla alakalı da bir hedefimiz şu anda bulunmamaktadır. Bir ve ikinci santraller bitirildikten sonra, o zamana kadar yerli mühendisliğin ve yerli kaynakların ön planda bulunduğu bir yapı düşünüyoruz” açıklamasıyla ifade etti ve sözlerini “İğneada’yla alakalı da herhangi bir karar verilmiş durumda değildir ve herhangi bir işaret de söz konusu değildir” şeklinde tamamladı.

Fukuşima Nükleer santral faciasından sonra ülke genelinde nükleer santralin kurulacağı yer olarak Mersin ve Sinop’un adları telaffuz edilirken Enerji Bakanlığı’ndan bir yetkili de 2023 yılına kadar Türkiye genelinde toplam 15,000 MW kapasiteli üç nükleer santrali devreye alındığının hedeflediğini  “Nükleer santralin yapılacağı üçüncü yer olarak İğneada’nın hedeflendiğini söylemişti.

Öte yandan, Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun  2012’nin ilk toplantısında Ramsar Alanı ilan edilmesi için çalışma başlatılan İğneada Longozlarının adının  2013 yılının başındaki ikinci toplantıda anılmamış olması, bölgede yapılmak istenen  termik ve hidroelektrik santralleriyle, Demirköy’e yapılması planlanan barajla, açılması düşünülen mermer ocaklarıyla bir ilgisi  olduğunu düşündürtüyor.  Az bulunan ve benzersiz doğala yakın veya doğal sulak alan örneği olma özellikleri ile İğneada  Longozu da balıklar için önemli besin kaynağı, yumurtlama alanı, üreme yeri ve göç yolu üzerinde ve Ramsar alanı ilan edilme kriterlerini taşıyor. Ramsar Sözleşmesi (Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme) sulak alanların korunması ve sürdürülebilir  kullanımını sağlamayı amaçlayan uluslararası bir sözleşmedir. Ülkemizde 300 civarında sulak alan mevcut olup bu sulak alanların 135‘i uluslararası öneme sahiptir. Bu alanların 13 adedi ise Ramsar Alanı olarak uluslararası sözleşmeler kapsamında koruma altına alınmıştır.

 

(Karşıgazete, Yeşil Gazete)

 

 

 

 

 

 

Naomi Klein: “İklim değişikliğine yol açanlara karşı insanlar öfkeli olmalılar”

Gazetemizde, Naomi Klein’in son kitabı “Bu Her Şeyi Değiştirir (This Changes Everything)” üzerine inceleme yazı dizisi kaleme alan Prof. Dr. Ali K. Saysel, The Big Issue‘da Klein ile iklim değişikliği üzerine yapılan söyleşiyi de dilimize çevirdi. Lima İklim Zirvesi‘nin hemen ardından iklim felaketi artık geri dönülemez noktaya hızla yaklaşırken bu söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz

* * *

 

Serbest piyasa ekonomisinin yeryüzünü tehdit ettiğini ne zamandan beri düşünüyorsun?

İklim değişikliği inkârcılarıyla takılmaya başladıktan sonra gördüm ki onlar, iklim değişikliği gerçekse mevcut ekonomik sistemin devam edemeyeceğini biliyorlar. Kolektif eylem ve kuvvetli regülasyon gerektiren iklim değişikliği gibi bir krizle karşı karşıyaysan, “piyasaları regüle etmeyelim”, “istediğim kadar kâr edeyim” gibi fikirlere sarılamazsın. Salımları o kadar derin azaltmamız gerekiyor ki, bu serbest piyasa kapitalizminin tüm büyüme modelini tehdit ediyor.

6...

 Seçici Küçülme

Bazı iktisatçılar şimdilerde büyüme fikrinin ötesine geçmemiz, GSYH saplantısından vazgeçmemiz gerektiğini söylüyorlar. Bu sence iyi bir şey mi?

İnsanların bunları konuşmaları heyecan verici. Sonsuz büyüme peşinde koşmanın ekonomik iyilik veya istikrar getirmediğini, artan gelir adaletsizlikleri yarattığını biliyoruz. Demek ki buna karşı çıkmak şimdi daha kolay. Sorun, ekonominin hangi kısımlarını genişletmeye hangi kısımlarını daraltmaya çalıştığımıza odaklanan stratejik bir ekonomiye sahip olmak.

 

“Seçici küçülme” hakkında yazıyorsun ve kısa çalışma sürelerinden, “boktan işler” için caydırıcı olacak evrensel temel gelir ödemelerinden bahsediyorsun. İnsanlar sence bu fikirler için hazır mı?

Bence insanlar aşırı çalıştıklarının farkındalar. Aşırı çalışma müsrif bir tüketim modeline bağlı. İşten sonra paket yemek sipariş etmekten başka şansın kalmıyor, yemek pişirmek gibi az tüketici faaliyetlere zaman ayıramıyorsun.

 

Sence çevre hareketi daha mı radikal olmalı?

Çevre hareketinin seçkinci bir tarihi var. Tüm hareket değil –dışarıda doğrudan eylem biçimleri geliştiren taban hareketleri de oldu. Fakat doğa koruma ve avcılık kulüplerinin, hareket içerisinde seçkinlerin uzun bir tarihi var. Çevre hareketi hiçbir zaman solun tam parçası olmadı, o nedenle ilerici siyasi hareketlerle çevre hareketi birbirlerine hep şüpheyle baktılar. Oysa doğal müttefiklerin birlikte yapması gereken pek çok şey var.

 

Öyleyse şimdi büyük şirketler her şeyi değiştirecekmiş gibi beklemeye son vermemiz gerekiyor.

Pek çok büyük çevre kuruluşu diğer seçkin gruplarla koalisyon geliştirmeye eğilimli oldu. ABD’deki yeşil grupların Pentagon’u yeşil enerji kullanmaya nasıl ikna edebiliriz diye ne kadar zaman harcadıklarına inanamazsın. Böyle mi olmalı? Elimizden gelenin en iyisi bu mu? “Hepimiz suçluyuz” gibi fikirler insanları pasifleştiriyor, çünkü öfkemizi esas sorumlu organizasyonlara yöneltmemizi engelliyor.

 Hayır efendim, sen, ben ve Exxon, hepimiz bu işin içinde değiliz

O halde şimdi öfke zamanı!

Evet –bence insanlar öfkeli olmalılar. Bir sürü çevre söylemi sorumluluğun üstünü örtmeye hizmet ediyor: “Hepimiz bunun parçasıyız …. Hepimiz eşit sorumluluk sahibiyiz”. Hayır efendim, sen, ben ve Exxon, hepimiz bu işin içinde değiliz.

 

Sence çalışan insanlar kendi yakıcı mücadeleleriyle iklim değişikliği arasındaki bağlantıyı görebilecekler mi?

Pek çok insan iyi seçeneklere sahip değil. Fosil yakıt kullanıyorlar çünkü zorundalar, Exxon’a veya Shell’e bayıldıkları için öyle yapmıyorlar. Yakıt yoksulluğu etrafında önemli bir tartışma dönüyor. Eğer bu ülke vatandaşlarının dörtte biri, faturaları ödeyemedikleri için kaloriferlerini yakmıyorsa, fosil yakıt insanlara ucuz ısınma sağlamıyor demektir. Bence insanlar, iklim değişikliğiyle mücadelenin yakıcı problemlere eğilebileceğini görecekler.

 

Resim bu kadar karanlıkken iyimserliğini nasıl koruyabiliyorsun?

Duygusal gelgitler yaşamadan bu işlerle uğraşamazsın. Seçkinler iklim değişikliğini hiçbir zaman gerçek bir kriz olarak görmediler, daima riyayla yaklaştılar. Ama geniş bir toplumsal hareket bunu değiştirebilir. Kalın kafalı seçkinler buna yanıt üretmek durumunda kalabilirler.

 

Naomi Klein ve/veya “Bu Herşeyi Değiştirir” kitabı üzerine Yeşil Gazete’den okumalar

Bu Her Şeyi Değiştirir — Naomi Klein

Naomi Klein: “İklim değişikliği zamanımızın insan hakları mücadelesidir ve sadece çevrecilere bırakılamayacak kadar önemlidir”

İklim değişikliği ile mücadele neden önemli? (1) – Ali Kerem Saysel

İlginç zamanlar – Ömer Madra

Vaziyet ve Manzara-i Umumiye – Ömer Madra

 Bu söyleşi politikekoloji.org/ dan alınmıştır

Söyleşinin İngilizce Orjinali

Çeviren: Ali Kerem Saysel

(Yeşil Gazete, The Big Issue)

 

‘ABD, AB ve ötekiler rahatsız oluyorlarsa…’ – Ali Yurttagül

“Yolsuzluk yok, darbe var” algısı ve intikam duygularını tatmin için her türlü çılgınlığı göze almış ekibin basın özgürlüğünü ayaklar altına almaktan, Türkiye’yi rezil etmekten çekinmeyeceğini yaşadı dünya.

AKP artık Batı’ya değil Moskova, Tahran ve Doğu’ya bakıyor. Bu eksen kayması yeni değil ve Erdoğan ekibi tarafından açıkça savunuluyor. Cumhurbaşkanı’na yakın Hayrettin Karaman bakın ne diyor: “ABD, AB ve ötekiler rahatsız oluyorlarsa bu da Türkiye’nin doğru yolda olduğunu gösterir.” (Yeni Şafak 31 Ekim 2014) Hayrettin Hoca’nın AKP’nin tekrar Refah çizgisine dönen süreçte etkili, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarında, “yolsuzluk hırsızlık değildir” gibi fetvaları ile önemli olduğu için görüşlerine eğilmenin ışık tutucu olduğunu düşünüyoruz. Eksen kaymasının boyutuna ışık tutar amacı ile Türkiye’nin iki politik köşe taşına kısaca değinelim.

Biliyorsunuz 1949 yılında kurulan Kuzey Atlantik Anlaşması Teşkilatı (NATO) İkinci Cihan Savaşı sonrası kurulan iki bloklu dünya siyasi mimarisinde “Batı” cephenin savunma teşkilatıdır. Kurucu 12 ülke, özellikle İngiltere ilk yıllarda Rusya (Sovyetler) ile sorun olur diye Türkiye’nin NATO üyeliğine sıcak bakmamıştı. AB çevrelerinin bugün “imtiyazlı ortaklık” ile denediği gibi, CENTO ile Türkiye’yi NATO’ya bağlamak fakat üye olmasını, karar sürecinde etkinlik kazanmasını engellemek istemişlerdi. Celal Bayar ve Adnan Menderes’in kararlı tutumu ve her türlü askerî işbirliğini NATO üyeliği önkoşuluna bağlamaları ile üyelik mümkün oldu. Yakın tarihimize biraz yakından bakmak bu temel ve stratejik kararın Türkiye için önemini kavramak için yeterlidir. NATO, Türkiye savunma politikasının en önemli köşe taşlarından biridir.

NATO ile alınan bu temel karar Türkiye’yi Avrupa Konseyi kurucu üyesi yaptığı gibi, Avrupa’nın ekonomik ve siyasi yapılanmasında da tavır koymaya, alternatifler arasında karar vermeye zorlamıştı. Türkiye 1950’li yılların sonunda AB, – “Ortak Pazar” (AET) – lehine karar vermiş ve tarihin akışı bu kararın doğruluğunu teyit etmişti. Hikayenin seyrini uzunca anlatmaya gerek yok. EFTA ve COMECON artık tarih, İngiltere AB üyesi, Putin COMECON benzeri bir gümrük birliği için Ermenistan ve Kazakistan dışında kimseyi, Gürcistan’ı bile kazanamıyor. Bir kenara not edin lütfen, Rusya’nın da AB ile ortaklık anlaşması imzalaması zaman meselesi. Erdoğan’ın çevresindeki ekonomi “uzmanları” sayıları doğru okuyamadığı, Putin hayranı oldukları için Rusya’yı AB’ye alternatif olarak algılıyorlar. Her neyse, NATO Türkiye savunma politikasının köşe taşı ise, AB üyelik süreci ekonomide köşe taşıdır. AB sadece pazar olarak dış ticarette %50 gibi bir ağırlığı ile değil, sanayi ve hizmet sektörünün yapılanmasındaki yeri ile de Türkiye ekonomisi için hayatidir.

Bu günlerde AKP bu iki köşe taşını yıpratmakla meşgul. Bu partide tekrar “Batı” ile kavgalı, AB’yi “kültür”, başka bir deyimle “din” ekseninde algılayan, Türkiye’nin geleceğini “İslam birliğinde” gören bir ekip etkin. Akıl hocaları Karaman ‘Türkiye’de İranlaşma olmaz’ dese de, olası bu tür bir süreç için aynı yazıda bakın ne diyor: “Türkiye İran olma yolunda hızla ilerliyorsa bundan bir Müslümanın rahatsız olması mümkün değildir.” Hayrettin hoca gibi Cumhurbaşkanın akıl kaynaklarından Yiğit Bulut da farklı düşünmüyor. “Türkiye yıllarca ‘Batı’dan kopmayacağım’ diye Avrupa ve uzantılarının yükünü, pisliğini, külfetini çekti. Kendini kullandırdı, aşağılandı, hor görüldü. Bugün artık buna ihtiyacımız yok.” diyen Bulut “Avrupa ile vakit kaybetmeyerek ilişkiyi bitirip önüne bakacak…”  ve bloklar arası “denge” politikası güden bir Türkiye hayal ediyor. (Star 9/4/2014)

AKP artık iç ve dış politikasında bir NATO üyesi ve AB ile üyelik müzakereleri sürdüren bir ülke değil, köprüleri atmış izlenimi veriyor. Bu politikanın uzun sürmesi, toplumsal destek bulması mümkün değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin köşe taşlarını yeniden konumlandırmak isteyen, siyasi ve ekonomik faturası ağır bu maceranın duvara çarpması belki zaman alacak, kör bir ideoloji ürünü ve gerçeklere ters düştüğü için duvara çarpması kaçınılmaz.

Ali Yurttagül – Zaman

Kesk’ten Kadıköy’de 17 Aralık protestosu

KESK İstanbul Şubeleri Platformu, 17 Aralık’ın yıldönümünde Kadıköy’de yürüyüş ve protesto gösterisi düzenledi.

3Kadıköy Altıyol’da toplanan yaklaşık 500 kişilik grup, Boğa Heykeli’nin önünden Kadıköy İskele Meydanı’na kadar yürüd

Avukatları, gazetecileri, öğrencileri cezaevine doldurmak için temel hukuk ilkelerini ayaklar altına aldılar. Basın üzerinden peşinen herkesi suçlu ilan ettiler şeklinde konuşmasına başlayan Eğitim -Sen 2 No’lu Şube Başkanı Turgut Yokuş Tek tip basın, tek tip üniversite, tek tip sendika, tek tip yargı ve sonuç olarak tek tip yaşam… Çürüyen düzenin ömrünü 1 gün daha fazla uzatmak için, her türlü akıl dışı, anti- demokratik , baskıcı ve faşizan uygulamaları hayata geçiriyorlad” dedi.

Grup, basın bildirisinin okunmasından sonra sessizce dağıldı.

(Ajanslar)

AKP iktidarı Ergenekon’la kucaklaşırken – Oya Baydar

Son günlerin tozu dumanı arasında, farkında mısınız bilmem, AKP Ergenekon’la sinsice iş bağlıyor. Devlete büyük ölçüde hakim olan iktidar, bir yandan eski ortağı Cemaat’e yeni darbeler vurmaya hazırlanırken öte yandan devletin derinliklerinde kod adı Ergenekon olan yapıyla buluşuyor, uzlaşıyor, bütünleşiyor.

Ergenekon derken sadece Ergenekon davasını değil kadim devlet aklını ve onun emrindeki Türk Gladyosunu, daha doğrusu Gladyo’nun bugünkü şekillenmesini kastediyorum. Türk devletinin genetik kodlarının ve reflekslerinin taşıyıcısı bu yapı, iktidar değişimlerine dirençlidir. İktidarlar, “Türk Devleti’nin yüce çıkarları, vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” adına muhaliflere ve halka karşı kullanacakları bu türden yapılara ihtiyaç duyarlar; yapıyı kendi çıkarları doğrultusunda değiştirebileceklerini sanırken onunla uzlaşır, bütünleşir, böylece kendi beka’larını sağlarlar.

Ergenekon davasında ve benzer davalarda, derinlerdeki karanlıktan fırlayan kimi gerçek kırıntıları ve adı ünü öteden beri herkesce bilinen, yapıp ettikleri artık gözlerden saklanamayan planlamacılar, tetikçiler buzdağının su yüzeyindeki kısmından ibarettir. Daha açık söylenecek olursa, V.Küçük ve benzerleri, Kerinçsizler, merinçsizler, 2000’lerin başlarında “Parola vatan, işareti bayrak” rumuzlu konferansları için o üniversite senin, bu dernek benim, fellik fellik dolaşan provokatör paşa eskileri, onların emirleriyle cinayetler işleyen daha küçük tetikçiler derin planların çeşitli kademelerdeki uygulayıcılarıdır.

AKP Ergenekon’la el sıkıştı

AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde, Kürtlerle birlikte, devletin dehlizlerine, kozmik odalarına, yani derinlere girmesine izin verilmemiş iki üvey evlattan biriydi. Kendini tehlikede hissediyordu, devleti bütünüyle ele geçirmenin yaşamsal zorunluluk olduğunu biliyordu. O sıralarda ortak bile değil, et-tırnak olduğu Cemaat’in, özellikle yargı ve polisteki gücünden yararlanarak askerî darbe tehdidini ve oligarşik vesayeti geriletmek birincil amacıydı.

2002-2007 arasında, hepimizin gözleri önünde gerçekleşen irili ufaklı Gladyo müdahaleleri (Mersin Bayrak provokasyonundan başlayıp Rahip Santorino, Hrant Dink, Zirve yayınevi cinayetleri, kanlı Danıştay baskını, Cumhuriyet gazetesine bomba provokasyonu, bir dizi TV, kitap, medya manipülasyonu, vb…) AKP’yi şu veya bu şekilde iktidardan düşürmeye odaklanmış destabilizasyon (dengesizleştirme-istikrarsızlaştırma) operasyonlarıydı. Müdahale heveslisi vesayetçiler, darbe planları/ hayalleri içindeki merkezler; temelleri sarsılan, korku ve belirsizliğin kol gezdiği bir ülkede amaçlarına ulaşabilmek için derin çetelerden yararlanıyorlardı. Bu tablo, bizler için oldukça tanıdıktı.

2007’de Ergenekon, 2010’da Balyoz davaları açıldı. Bu süreçte AKP devletle daha iyi tanıştı. Tam iktidar olabilmek için çekirdek devlet yapısını ve onun reflekslerini küçümsememek gerektiğini anladı. Üstelik, AKP mutlak iktidar isterken Cemaat de iktidardan aslan payı peşindeydi. Darbeci-vesayetçi odaklar davalar sürecinde güçlerini yitirmiş, bir ölçüde tasfiye edilmişlerdi ama devlete bütünüyle egemen olmanın yolu derin devlet/ gladyo/Ergenekon ile iş bağlamaktan geçiyordu.

İktidara “dışardan”; ceberrut devleti değiştirme, demokratikleştirme, vatandaşın hizmetkârı çağdaş hukuk devletine dönüştürme niyeti ve vaadiyle gelen AKP, adım adım, özellikle de 2011’den sonra “Ankaralılaştı”, devletleşti, eleştirdiği yapının genetik kodlarını ve reflekslerini misliyle devraldı, Ergenekonla kucaklaştı.

Cemaat üzerinden Ergenekoncu devlet aklaması

Eskiden, ülkede ne kadar suç, cinayet, kötülük varsa komünistlere yüklenirdi. Orhan Veli bir şiirinde şöyle der: “Açlıktan bahsediyorsun/ Demek ki en komünistsin/ Demek bütün binaları yakan sensin/ İstanbul’dakileri sen, Ankara’dakileri sen/ Sen ne domuzsun, sen!”

Şimdi, Tayyip Erdoğan öncülüğündeki AKP korosu son 10-15 yılın cinayetlerini, suikastlerini, faili meçhullerini, sahteciliklerini, hukuksuzluklarını, ne kadar melanet varsa, ne kadar mağduriyet varsa tümünü paralel yapı adını verdikleri Cemaat’e yüklüyor. Tümünde sonuna kadar birlikte, ortak, iç içe, kol kola olduklarını bilmiyormuşuz gibi…

Cemaat’in karanlık yüzü; Ergenekon, Balyoz, KCK ve benzer davalardaki hukuksuzlukları, delil üretmekten manipülatif algı operasyonlarına kadar, mağduriyetlere yol açan affedilmez suçları, Kürt siyasî hareketine düşmanlıkları, iktidara tam hakimiyet yolunda önlerine çıkan engelleri adalet kılıfı altında kirli yöntemlerle bertaraf etmeleri, vb., vb. sanki AKP’nin bilmediği, birlikte kotarmadığı işlermiş gibi…

Şimdi, Cemaati tepelemeye kararlı Erdoğan AKP’si bütün suçlarını “paralel”e yükleyip kurtulmaya çalışırken Ergenekonculara yaslanıyor. Dikkatle izleyecek olursanız, Ergenekon davasında yargılanan suçlulukları yeni delil, ispat gerektirmeyen ne kadar Gladyocu figür, cinayetlerin emrini verdiklerini yolunu döşediklerini dünya alemin bildiği ne kadar büyük Küçük çete mensubu varsa, son günlerde mağdur kahraman kesildiler; AKP ile birlikte onlar da paralel yapının savcılarını, hâkimlerini dava etme peşindeler.

Darbecilikle suçladığı paralel yapıya karşı kendi cephesini güçlendirmeye çalışan AKP’nin, altına kaçıran çocuğun “Ben yapmadım, pipip yaptı” demesi gibi, “Hepsini Cemaat yaptı” diyerek Ergenekonculara, darbe heveslilerine sarılması: iktidarın derin devletle, Ergenekoncu zihniyetle uzlaşması ve kendini aklarken onlarca yılın Ergenekoncu devletini aklamasıdır.

Özellikle Türkiye Kürdistanı’nda işlenen bunca cinayetin failleri, şimdi AKP’nin kanatları altında AK’lanma gününü heyecanla beklemektedirler.

Ergenekoncu/ Gladyocu derin devleti dağıtma, ülkeyi demokratikleştirme iddiası ve misyonuyla gelenlerin, iktidarlarını Ergenekonla kucaklaşarak pekiştirmeye çalışmaları ibret verici. AKP-Cemaat savaşına bir de bu gözden bakalım. O zaman AKP’yi Cemaat’e, Cemaat’i AKP’ye yeğlemenin eninde sonunda Ergenekonculuğa teslim olma anlamına geldiğini kavrarız.

Oya Baydar – www.t24.com.tr