Ana Sayfa Blog Sayfa 3704

Obama açıkladı, “İran ile tarihi nükleer uzlaşması”

İsviçre’nin Lozan kentinde gerçekleştirilen İran nükleer müzakerelerinde, İran ve 5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya ve Almanya) arasında ana konularda anlaşmaya varıldı.

26.nükleer anlaşma, iran, abd, israil

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif attıkları twitter mesajlarında nükleer görüşmelerinde ana çerçeve üzerinde ulaşıldığını belirtti. Ruhani mesajında “Nükleer programda ana çerçeve üzerinde uzlaşıldı. Anlaşma metni yazımı hemen başlayacak” dedi. Zarif ise “Çözüm bulundu. Taslak üzerinde çalışmaya hazırız” diye yazdı.

Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın Twitter hesabından atılan mesajda ise “Nihai anlaşma için çerçeve üzerinde anlaşıldı” ifadesine yer verildi. Ardından ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de anlaşmaya varıldığına dair bir twitter mesajı attı.

Twitter mesajlarının ardından ilerleyen dakikalarda AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve Cevad Zarif anlaşmayla ilgili ortak bir açıklama düzenledi.

Anlaşma taslağının hazırlanmasına başlandığı belirtildi. Mogherini, İran’ın tek bir nükleer tesisinin kalacağını ve nükleer programının belirli oranda kısıtalanacağını açıkladı. Anlaşma kapsamında İran uranyum zenginleştirme kapasitesini düşürecek.

Kısa bir süre sonra ABD Başkanı Barack Obama da İran televizyon kanallarının canlı olarak yayınladığı bir açıklama yaparak  İran’la tarihi bir uzlaşmaya varıldığını belirtti.

İsrail ise anlaşmanın gerçeklikten uzak olduğunu açıkladı.

Sinoplular nükleere karşı tek ses: TBMM onaylasa da biz santrali onaylamıyoruz

Sinop’a nükleer santral yapımına ilişkin uluslararası anlaşma TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Sinop NKP’den Karataş: Türkiye’de santrala izin vermeyeceğiz.

25.sinopNKP

Sinop Nükleer Karşıtı Platform (SNKP) Koordinatörü Zeki Karataş TBMM’de dün sabaha karşı imzalanan anlaşmayla ilgili olarak “181 kişinin onay verdiği bu yasayı, Sinop halkı onaylamayacak” dedi.

Sinop’ta nükleer santralın yapılması planlanan İnceburun Mevkii hem Hamsilos Tabiat Parkı’na yakın olması hem de büyük bir ormanlık alanı kapsıyor olması nedeniyle önemli. Sinop’taki santral sürecinin 1981 yılında başladığını anlatan Karataş “İnsanların tepkisi azaldıktan sonra 1996’da projeyi tekrar önümüze getirip ihale etmeye çalıştılar, başarısız oldu. 2006 yaptıkları ihale de başarısızdı. Binayı yapsalar bile karşı duracağız” dedi.

Çernobil Faciası’nın yıldönümü olan 25 Nisan’da Sinop Uğur Mumcu Meydanı’nda Türkiye’den pek çok örgütün ve kişinin katılacağı bir miting yapmaya hazırlanan SNKP, “Tavrımızı mitingte tekrar göstereceğiz. Ne Sinop ne Mersin ne de İğneada’da bir santral kurulmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Nükleer santralin yapılması planlanan alanın önce 60 kilometrekare olarak belirlenip, sonradan 10 buçuk kilometrekareye indirildiğini hatırlatan Karataş “Bu kadar büyük bir alan kurulması planlanan santral için fazla büyük. Japonya’da 6 reaktörlü bir alan 2 buçuk kilometre” kıyaslamasını yaptı. Geçen yıl İnceburun mevkiinde yaşanan ağaç kesimlerini Bölge Orman Müdürlüğü ‘rutin’ olarak açıklamıştı. Fakat durum Karataş’a göre bölgeyi ağaçlardan temizleyerek Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu için şimdiden hazırlık yapmak yani ‘ağaçsızlandırmak’ anlamına geliyor. “Eğer rutin uygulama olsa traşlama yapmazlardı” diyor.

(Birgün)

El Kaide bağlantılı Eş Şebap, Kenya’da üniversite bastı: 147 ölü

El Kaide bağlantılı Eş Şebap örgütü Kenya’nın kuzeydoğusunda bulunan Garissa Üniversitesi’ne baskın düzenleyerek 147 kişiyi öldürdü.

24.kenya, eş şebab

Kenya’da El Kaide bağlantılı Eş Şebap örgütü Garissa Üniversitesi’ni ele geçirerek üniversitelileri rehin aldı. BBC’ye yaptığı açıklamada “Garissa Üniversitesi’ni çok sayıda Müslüman olmayan öğrenci bulunması nedeniyle hedef aldığını” söyleyen Eş Şebap, öğrencilerin anlatımına göre odalara tek tek girerek  Hristiyanları öldürdü.

Sabah 5 sularında üniversitenin kapısına el bombası atılmasıyla başlayan saldırıda kız öğrencilerin yurduna girilerek kontrolü ele geçirildi. Daha sonra müdahale eden Kenya Savunma Birlikleri örgüt mensuplarını öldürdü.

Operasyon sonrası hayatta kalan öğrenciler tahliye edilirken ağır yaralı olan 9 öğrenci de hastaneye kaldırıldı.

Saldırı sonrası Kenya’nın bazı bölgelerinde akşam saatlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

El Kaide bağlantılı örgütün sözcüsü Şeyh Ali Mohamud Rage de Fransız haber ajansı AFP’ye telefonla yaptığı açıklamada, “Kenya Somali ile savaş içinde. Bizim insanlarımız hala orada, çarpışıyor. Görevleri, Şebab’a karşı olanları öldürmek” demişti. Somali’deki Eş Şebab örgütü militanlarının sık sık Kenya’yı hedef aldıkları biliniyor. Kenya’nın kuzeydoğusunda Somali sınırında bulunan Garissa ve diğer sınır bölgeleri de saldırılara hedef oluyor.

(BBC)

 

Kayahan hayatını kaybetti

Ünlü sanatçı Kayahan; kanser tedavisi gördüğü Acıbadem Hastanesi’nde bu sabah yaşamını yitirdi. 66 yaşındaki Kayahan’ın hayatını kaybettiği haberini ilk olarak şarkıcı Suat Suna duyurdu.Yumuşak doku kanseri tedavisi gören sanatçı Kayahan yoğun bakımda tedavi görüyordu.

23 Kayahan

Kayahan’ın kaybını duyuran Suat Suna Twitter hesabından “Bugün kara bir gün… Ben ikinci babamı kaybettim, Türkiye de Büyük Usta’sını… Rahat uyu Kayahan Abi. Unutulmayacaksın…” diye yazdı.

İlk olarak 1990’da bacağında çıkan yağ bezesine baktırmak için gittiği hastanede kansere yakalandığı fark edilen, altı ay ömür biçilen ama pes etmeyen Kayahan, hastalık 11 yıl sonra aynı yerden nüksettiğinde de yılmamıştı. Geçirdiği dört ameliyat ve radyoterapi tedavisi sonucu sağlığına kavuşan Kayahan, Üçüncü kez aynı tatsız haberi almış ve kemoterapiye başlamıştı.

3 Haziran 1991 tarihinde çıkarttığı “Yemin Ettim” adlı albümüyle satış rekoru kıran Kayahan, “Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz” sloganıyla tanındı. Çocuklar için de şarkılar yazan Kayahan ayrıca televizyon için çocuk programı da yaptı. Ardından 30 Nisan 1992’de “Odalarda Işıksızım” albümünü çıkardı.

Albümler

Canım Sıkılıyor Canım (1981) (Uzunçalar)
Merhaba Çocuklar (1987)
Benim Şarkılarım (1988)
Benim Şarkılarım 2 Siyah Işıklar (1989)
Yemin Ettim (1991)
Odalarda Işıksızım (1992)
Son Şarkılarım (1993)
Benim Penceremden (1995)
Canımın Yaprakları (1996)
Emrin Olur (1997)
Beni Azad Et (1999)
Gönül Sayfam (2000)
Ne Oldu Can? (2002)
Kelebeğin Şansı (2004)
Biriciğim’e (2007)
Kayahan En İyileri No.1 (2014)

 

İstanbul Üniversitesi’nde akademisyenler yerine YÖK ve Cumhurbaşkanı’nın dediği oldu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) önerdiği adaylar arasından altı üniversiteye rektör ataması yaptı. İstanbul Üniversitesi’nde seçimi kazanan Raşit Tükel yerine seçimde ikinci olan Mahmut Ak’ı atadı.

22.prof dr raşit tükel

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi akşam saatlerinde altı üniversite için yapılan rektör atamalarını duyurdu. Açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Anayasa’nın 130’uncu ve Yükseköğretim Kanunu’nun 13’üncü maddeleri uyarınca, Yüksekoğretim Kurulu’nun önerdiği adaylar arasından, Uludağ Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Yusuf Ulcay’ı, Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Eyüp Ertuğrul Karsak’ı, Harran Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ramazan Taşaltın’ı, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mahmut Ak’ı, Tunceli Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ubeyde İpek’i ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğüne yeniden Prof. Dr. Peyami Battal’ı atadığı kaydedildi.

İstanbul Üniversitesi’nda en çok oyu alan değil YÖK’ün istediği kişi rektör oldu

İstanbul Üniversitesi Rektörlük seçiminde en çok oyu alan Prof. Dr. Raşit Tükel’in ataması yapılmamış oldu. Erdoğan en yüksek oyu alanı değl YÖK’ün yaptığı sıralamada ilk sıradan önerdiği Prof. Dr. Mahmut Ak’ı rektör olarak atandı. Prof. Dr. Raşit Tükel rektörlük seçiminde 1202; Prof. Dr. Mahmut Ak ise 908 oy almıştı. YÖK 20 Mart günü Cumhurbaşkanına listesini sunarken sıralamayı Prof. Dr. Mahmut Ak, Prof. Dr. Raşit Tükel ve seçimlerde üçüncü çıkan Prof. Dr. Harun Cansız olarak yapmıştı.

Yıl: 2015, Ülke: Türkiye, Gözaltına bu şekilde alınanlar: Öğrenci

İstanbul Üniversitesi’nde yaşanan polis baskını sırasında gözaltına alının 36 öğrencinin serbest bırakılacağı haberi üzerine Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gelen 18 öğrenci ters kelepçeyle yüzükoyun yere yatırıldı, darp edildi.

21.gözaltı

Öğrencilerin, polisin müdahalesinden kaçarak Vatan Emniyet’in otoparkına sığındı sırada gözaltına alındıkları belirtiliyor. Öğrenciler “Ölürüm Türkiyem” marşının çalındığını, Haseki Hastanesi’ndeki sağlık kontrolünün ardından Emniyet Müdürlüğü’ne getirilip serbest bırakılana dek dokuz saat ters kelepçeli kaldıklarını söyledi. Okuldan gözaltına alınan öğrencilerin ise çatışma çıkması üzerine binadan çıkarılmadıkları belirtiliyor.

Bianet’ten Beyza Kural’ın haberine göre Bianet’e isminin açıklanmamasını talep ederek yaşananları anlatan bir öğrenci şöyle konuştu;

“Okulda gözaltına alınan arkadaşlarımızın serbest bırakılacağını öğrenince İstanbul Emniyet Müdürlüğü önüne gittik.

“Arkadaşlarımızı beklerken silah sesleri geldi. Koşmaya başladık. Bir arkadaşımız o sırada ayağından mermi ile yaralandı. Emniyet Müdürlüğünün yanındaki Vergi Dairesinin alt katındaki otoparka girdik.

“Beş on dakika bekledikten sonra özel tim geldi, sivil giyimlilerdi ellerindeki silahları üzerimize doğrulttular. Bizi dinlemeden dövmeye başladılar. Duvara dayayarak dövdüler.

“Ters kelepçe takarak yüzükoyun yere yatırdılar. O şekilde belki bir saat bekledik. Yerdeyken de dövmeye devam ettiler. Psikolojik ve fiziksel işkence yapıldı. Bir arkadaşımızın burnu kırıldı.

“Üst ve çanta araması yaptılar.”

“Gözaltı aracında Ölürüm Türkiyem marşı çaldılar”
“Gözaltı aracına götürüldüğümüzde fiziksel şiddet vardı ama psikolojik şiddet çok daha fazlaydı. Ölürüm Türkiyem marşı çaldılar, elimizdeki kelepçeleri sıktılar.

“Önce Haseki Hastanesi’ne gittik. Orada uzun süre ters kelepçeyle bekledik. Bize bir darp raporu vermediler. Kontrollerin ardından Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirildik.

“Araç içinde bahçede bekletildik. Tek tek ifadelerimiz alındıktan sonra gece saat 02.00-03.00 gibi serbest bırakıldık.

“Yaklaşık dokuz saat ters kelepçe ile bekletilmiş olduk.”

(Bianet)

Prof. Dr. Osman Sevaioğlu’ndan 31 Mart elektrik kesintisine dair teknik açıklama: “Siber saldırı safsata”

Prof. Dr. Osman Sevaioğlu
Prof. Dr. Osman Sevaioğlu

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Osman Sevaioğlu 31 Mart günü yaşanan ve Türkiye’nin 80 ilinde elektriklerin saatlerce kesilmesine neden olan elektrik kesintisiyle ilgili görüşlerini açıkladı. Gün içinde televizyonlarda da görüşü alınan Sevaioğlu, arızanın teknik nedeni olabilecek koşulları açıkladıktan sonra “70.000 MW kurulu gücü, 40.000 MW puant (peak) gücü olan bir sistem, 1000-1200 MW gücünde bir santralın aniden de olsa, devre dışı olması ile normal şartlar altında bu şekilde parçalanma/yıkılma (Collapse) yaşamaz. Yaşamaması gerekir” dedi. Sevaioğlu enerji bürokrasisinde görevden alınma korkusu ile bilgilerin dışarıya verilmediğini de vurguladı.

Prof. Sevaioğlu’nun enerjiyle ilgili mesleki bir haberleşme grubunda yayımlanan görüşleri şöyle:

“Dün yaşanan elektrik kesintisi hakkında gün boyu  sektörde görev yapan arkadaşlarım ile görüştüm. Kendileri arızanın başlangıç noktası hakkında akşam saatlerine kadar tatmin edici bir cevap veremediler. Konu hakkında en sağlıklı bilgi ancak TEİAŞ Sistem Kontrol Merkezinden bilgisayar verilerine bakılarak verilebilecek iken orası da bu hususta bilgi vermedi. Bununla birlikte, oradakilerin konunun nedeni bildiklerinden eminim. Konuştuğum arkadaşlarımın hepsi açıklama yapmaya karşı korku içinde idiler. Hiçbiri isminin açıklanması hususunda bana yetki vermedi. Diğer kuruluşlarda olduğu gibi enerji bürokrasisinde de dışarıdan pek belli olmayan görevden alınması korkusu var. Bu korku hayret verici bir şekilde halen emekli olan arkadaşlarımda da var.

Bana gelen bilgilerden vardığım görüş ve kanaati kısaca şöyledir;

Sistemde saat 10:30  da başlayan ve en fazla birkaç dakika süren bir frekans düşmesi süreci sonucunda ciddi bir parçalanma/yıkılma (Collapse) oldu. Bu parçalanma Meslek mensubu olan herkesin bildiği gibi, ancak frekans rölelerinin düşük frekans görerek önceden ayarlandıkları frekans düzeylerine inildiğini görerek  kendileri tarafından kumanda edilen kesicileri açmaları ile olur. Bir başka ifade ile, sistemde 48 Hz veya daha aşağı düzeylere kadar inen frekans düşmesi olduğu bir gerçektir. Öte yandan, bu kadar ciddi frekans düşmesi ancak ve ancak üretim kaybı ile olur. Bu da Meslek mensubu olan herkesin bildiği bir gerçektir. Bir başka ifade ile,  sistem dün sabah ciddi düzeyde bir güç kaybı yaşamıştır, bu da ancak 700-1200 MW düzeyinde bir santralın devre dışı olması ile olur. Bu da böyle bir santralın; (a) santralın kendisinin aniden arızalanması, (b) bağlantı hattının kopması ile olur. özet olarak; dün sabah  700-1200 MW düzeyinde bir santral aniden devre dışı olmuş ve ardından da gerekli önlem ve tedbirler alınamadığı için frekans düşmüş ve gördüğümüz olaylar sıra ile yaşanmıştır.

Siyasi yorum yapıyorlar

Güvenilir arkadaşlarımdan bana gelen, fakat yine de doğrulanmamış bilgilere devre dışı olan santral Batıda 1100 MW lık bilinen eski bir termik santral veya güneyde 1200 MW lık yeni bir termik santraldır. Bu husus bile tam olarak belli değildir, zira TEİAŞ Sistem Kontrol Merkezinden bilgisayar verilerine bakılarak verilebilecek bilgi ve açıklamalar verilmemiştir. Halbuki buradaki bilgisayarlar sistemde olan her ama her olayı anında kaydeder ve saklarlar ve bu bilgiler bu bilgisayarlardan kolayca alınabilir. Enerji bürokrasimiz eskiden beri hiçbir zaman topluma ve sektöre karşı şeffaf olamamıştır. Bunun nedeni apaçık bellidir ki, görevden alınma korkusudur. Tarafımın katıldığı TV programında bana gelen, fakat yine de doğrulanmamış bilgilere devre dışı olan santral Batıda 1100 MW lık bilinen eski bir termik santralın devre dışı olduğu ifade edilmiş, fakat bunun ardından aynı TV ye çıkan Meslek STK Yetkilisi tarafından bu yalanlanmıştır. Ne benim ifade ettiğim Batıda 1100 MW lık bilinen eski bir termik santralın devre dışı olduğu husus kesindir, ne de Meslek STK Yetkilisi tarafından bu yalanlama somut bilgilere dayanmaktadır. Tarafımca konuya teknik açıdan yorum getirilmeye çalışırken Meslek STK Yetkilisi tarafından konuya siyasi yorum yapılmaya çalışılmıştır. Konunun nedenlerinin araştırılması ve toplumun aydınlatılması gerekir iken, bu şekilde siyasi platforma çekilmek istenmesi elbette uygun değildir.

Sistemin normal şartlarda bu yıkılmayı yaşamaması gerekir

70.000 MW kurulu gücü, 40.000 MW puant (peak) gücü olan bir sistem, 1000-1200 MW gücünde bir santralın aniden de olsa, devre dışı olması ile olması ile normal şartlar altında bu şekilde parçalanma/yıkılma (Collapse) yaşamaz. Yaşamaması gerekir. Böyle bir durumda TEİAŞ Sistem Kontrol Merkezindeki sistem operatörünün elinde iki silah vardır; Derhal, ama derhal (en fazla 1-3 dakika içinde); (a) aynı güçte sıcak bir yedeği devreye almak. (b) bu olmaz ise, aynı güçte bir yükü kesmek/devre dışı (shed) etmek. (a) yönteminin uygulamaması o anda bu kadar sıcak yedeğin mevcut olmaması ile izah edilebilir. Aslında bu bile yeterli bir gerekçe değildir. Zira daha 5-6 yıl önce önce yaşanan ve aynı şekilde ülke çapında elektriksiz kalınmasına yol açan Ovaakça kesintisinden ve Oymapınar rezaletinden sonra(*) sonra, Yan Hizmetler Anlaşmasının  katılımcı firmalara getirdiği yükümlülükler bugün vurgulanmış ve bu yükümlülükler firmaların lisanslarına işlenmiş olmasına rağmen anlaşıldığına göre 1000-1200 MW büyüklüğünde kurulu güç sıcak yedek olarak yine bulunamamış ve aynı olay 5-6 yıl sonra tekrar meydana gelmiştir. Öte yandan, son çare olarak, başka yapacak hiçbir şeyin kalmaması durumunda (b) yönteminin uygulanamaması için ortada kabul edilebilir hiçbir neden yoktur.

Şimdi olayın nedenleri ile ilgili olarak şunlar söylenebilir;

(a)    Sistemde aniden 700-1200 MW arası ani bir güç kaybı olmuştur.

(b)   Bu güç kaybının aynı güçte bir sıcak yedeğin devreye alınması ile derhal giderilmesi gerekirken ya (i) bu sıcak yedek ya bulunamamıştır, ya da (ii) bu sıcak yedeğin sahibi olan firma (her kim ise) sıcak yedek mevcut olduğu halde, ticari sebeplerle devreye girmeyi kabul  etmemiştir.  Özellikle bu sebeplerden ikincisi, eğer öyle ise, son derece önemli ve anlamlıdır ve bu firmaya Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından Yan Hizmetler Anlaşmasının ilgili hükümleri doğrultusunda lisans iptaline kadar varabilen şiddette ceza uygulanmasını gerektirecektir. Eğer bu sıcak yedek gerçekten yok ise, o zaman da bu sıcak yedeğin neden hazır tutulmadığı hususunda TEİAŞ Genel Müdürlüğü hakkında Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından soruşturma açılması gerekecektir.

(c)   Özet olarak; söz konusu sıcak yedek bulunamamış veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından yapılacak inceleme sonunda(***) ortaya çıkarılacak bir nedenle devreye alınamamıştır. Bu durumda da, son çare olarak aynı güçte bir yükü kesmek/devre dışı (shed) etmek gerekiyor idi. 1000 MW lık bir yük, aşağı yukarı orta büyüklükte bir şehirdir. Böyle bir şehrin elektrikleri derhal, ama derhal (**) kesilmeli ve sistemdeki bozulmuş olan arz-talep dengesi tekrar sağlanarak sistem rahatlatılmalı idi. Ama nedendir bilinmez, bu da yapılamamıştır. Bundan önceki kesintide de 1000 MW civarında tüketimi olan Balıkesir da dahil, civardaki bazı illerin elektrikleri kesilmiş ve oralı bir milletvekilinin TEİAŞ’a yönelik olarak “oğlunun sünnet düğünü olduğu ve eğer elektrikleri geri vermez ise, kendisini görevden aldıracağı”  tehdidi ile kesilen elektrik derhal geri verilmek orunda kalınmış ve meşhur Ovaakça kesintisi meydana gelmiş idi. Bir başka ifade ile,  bir ilin tümünün elektikleri kesmek de hiç kolay değildir. Ama tüm bu konularda TEİAŞ’a güvenmek ve onun uygulamalarına inanmak ve destekleme yerine böyle tehditler olunca TEİAŞ’ın da eli konu bağlanmaktadır. Sonunda onlar da Devlet memurudur.(****)

(d)   Sonuç olarak ne (a), ne de (b) uygulamamış ve sistemde meydana gelen 1000-1200 MW gibi, kolayca atlatılabilecek bir arz – talep açığı dünkü olaylara kadar varan son derece ciddi, tüm ülkeyi etkileyen sonuçlara kadar varmıştır.

TEİAŞ sistemi mevcut ihtiyaçlara göre güç aktarımına artık yetmiyor

Bu arada ifade edilmesi gereken  bir başka önemli husus ise, TEİAŞ sisteminin mevcut ihtiyaçlara göre güç aktarımına artık yetmediği hususudur. Bir başka ifade ile,  TEİAŞ sisteminin acil olarak yeni 380 kV hatlarla desteklemesi ve güç akışının kolaylaştırılması lazımdır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu nın İletim Sistemi Kullanım Bedellerini yükseltmesi gerekmektedir. Meslek mensubu olan herkesin bildiği gibi, İletim Sistemi Kullanım Bedeli TEİAŞ sisteminin güçlendirilmesi ve rehabilitasyonu ve işletilmesi için  tüketiciler tarafından ödenmesi gereken katkı payıdır. Her ne kadar bu katkı payının üretim ve dağıtım şirketleri tarafından ödendiği görülse, konuşlsa da, yansıtılması nedeniyle bu payı aslında son tüketici, yani bizler ödemekteyiz. Şimdi, faturadaki İletim Sistemi Kullanım Bedeline ve kayıp bedeline(*****) itiraz eden ve bu konuda dava açan bir tüketicinin veya tüketici örgütünün dün yaşanan olaylara itiraz etmeye ve onu bunu suçlamaya hakkı yoktur. Bu, apaçık bir samimiyet eksikliğidir. Bu konularda tüketicinin, yani toplumun eğitilmesi gerekmektedir. Öte yandan, TEİAŞ yatırımlarının gerektiği gibi yapılamadığı hususunda Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna giderek konuyu anlatmak ve İletim Sistemi Kullanım Bedelinin arttırılmasını talep etmek TEİAŞ Yetkililerin görevi ve sorumluluğudur. Eğer bu yeterince ve etkili bir şekilde yapılmamış ise onlar, reddedilmiş ise, o zaman da Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu bu hususta kusurlu ve sorumludur.

Son olarak, İletim Sistemi Kullanım Bedeli, Dağıtım Sistemi Kayıp Bedeli, kayıp ve kaçaklar hususunda toplumu aydınlatması gereken kuruluş, ne TEİAŞ, ne EÜAŞ, ne Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu dır. Bu kuruluş Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıdır. Bu Kuruluş halktan desteğini alıyor olması ve bu desteğin siyasi mahiyette olması nedenleri ile halka karşı doğrudan sorumludur ve de halkın İletim Sistemi Kullanım Bedeli, Dağıtım Sistemi Kayıp Bedeli, kayıp ve kaçaklar hususunda aydınlatılması bu kuruluşun temel görevlerinden birisidir. Ama bakıyorsunuz bu hususta hiçbir şey yapılmıyor, ancak böyle bir olay olunca Sayın Bakan lütfedip bir açıklama yapıyor. O açıklama da “araştırıyoruz” şeklinde bir açıklama oluyor.

“Siber saldırı, sabotaj, nükleer için bilerek yapıldı safsatadır.”

“Siber saldırı”, “sabotaj”, “bu kesinti nükleer santralın gerekli olduğunu gösterebilmek için bilerek yapıldı”, “özel sektör santralları özel oldukları için bilerek devreye girmedi” gibi söylemler geçersizdir ve safsatadır. Sayısı onlarca olan bulan bu safsatalar bile halkımızın bu hususlarda ne kadar (hadi cahil demeyelim, alınmaya yol açar) bilgi eksikliği içinde olduğunu açıkça göstermektedir. Hiçbir kamu kuruluşu, yani Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı nükleer santralın gerekli olduğunu gösterebilmek için halkını bu durum düşürmez. Bu şekildeki bir iddia açık bir paranoyadır. Hasta bir ruh halidir. Öte yandan, dün TV da bana cevap vermek için hiç vakit kaybetmeden soluk soluğa oraya koşan ve bana cevap yetiştirmeye çalışan bu STK Yetkilisinin ifade ettiği gibi, “özel sektör santralları özel oldukları için bilerek devreye girmedi” gibi söylemler geçersizdir, zira, GÖP kurallarına göre her şirket ertesi gün ne kadar MW lık kurulu gücünü devreye alacağını bir gün öncesinden PMUM’a bildirir ve bu bildirim, ticari ve hukuki(******)  olarak onu bağlar. Ayrıca, bu özel şirketler Yan Hizmnet Anlaşmaları gereğince TEİAŞ tarafından sistem kontrol, reaktif güç kontrol, voltaj kontrol ve düzeltim “restoration” kontrol amaçları ile verilecek olan emir ve komutlara aynen evet aynen uymak zorundadır. Dünkü olayda eğer bu verilmemiş ise, TEİAŞ, verilmiş ve uyulması reddedilmiş ise emre maruz kalan onu uygulamayan ilgili şirket bundan sorumlu olacak ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun gerekli müeyyidelerine maruz kalacaktır.”

(*) O zamanki kesintiden sistemin düzeltilmesi “restoration”u için son derece hayati ve elzem olduğu ve TEİAŞ Sistem Kontrol Merkezi operatörünün “devreye gir” emri verilmiş olmasına rağmen, Oymapınar santralının yönetimini üstlenen firma Yetkilisi tarafından bu emirin uygulaması reddedilmiş ve ülke çapında elektriksiz kalınmasına yol açan Ovaakça olayı olmuş idi.

(**) 1-3 dakika içinde

(***) TEİAŞ’ın ve Bakanlığın taraf olması nedeniyle bu hususta yapılacak araştırma ve inceleme Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından yapılmalıdır. Esasen Kurulun bağımsızlığı da bu nedenle gerekli ve önemlidir.

(****) Dün yapılan bazı kişiler tarafından açıklamalarda hatalı bir şekilde ifade edildiği gibi, TEİAŞ özel bir kurluş değil, bir kamu kuruluşudur. Halen böyledir, şart olmamasına rağmen, bundan sonra da böyle kalacaktır.

(*****) Kaçak değil, kayıp.

(******) PMUM tarafından uygulanacak ticari ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından uygulanacak hukuki müeyyidelere maruz kalır.

(Yeşil Gazete)

İstanbul’un Marul Bayramı, Mayıs’ta Yedikule Bostanları’nda

Yedikule yağlı marulu onuruna yıllar önce her Mayıs ayında kutlanan Marul Bayramı tekrar sahne alıyor.Marul şenliği, Fikir Sahibi Damaklar’ın organizasyonuyla 9 Mayıs 2015 Cumartesi günü geri dönüyor.

20.marul bayramı

Bayram mekanı Yedikule Bostanları olarak açıklandı. Bostanlar bilindiği üzre rant tehdidi ile karşı karşıya. Yedikule marulu günümüzde hava kirliliği, pazar kaygısı, sulamanın değişmesi gibi sebeplerle artık yetiştirilemiyor.

Fikir Sahibi Damaklar’ın bayram hakkında bilgilendirmesi şu şekilde;

“1500 yıllık kentsel tarım alanı Yedikule Bostanları’nı kaybetmenin eşiğinde hırsla, hüzünle burkulmak yerine, itirazımızı kuvvetlendirelim, sırtımızı dikleyelim istedik. Yedikule’nin yağlı marulunu, Langa’nın hıyarını hatırlamanın en güzel yolu bir araya gelmek ve bu bostanların bir vakitler kutlanan bayramlarını yeniden kutlamaya başlamaktır diye düşündük. Hampartsum’dan Marul Bayramı’na İstanbul denir, gün gelir anlatılır belki. Tarihini de yakın seçtik: 9 Mayıs 2015, Cumartesi.”

Marul Bayramı programının ileriki günlerde netlik kazandıktan açıklanacağı belirtildi.

(Yeşil Gazete)

“Terör Propagandası” iddiası ile dört gazeteye soruşturma

Hürriyet, Cumhuriyet, Posta ve Bugün gazeteleri hakkında, öldürülmeden önce rehin Savcı Kiraz’ın görüntülerine yer verdikleri iddiasıyla “Terör örgütünün propagandası” şüphesiyle soruşturma başlatıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın Çağlayan Adliyesi’nde öldürülmeden önce rehinken fotoğrafını yayınlayan Hürriyet, Cumhuriyet, Posta ve Bugün gazeteleri hakkında, “Terör örgütünün propagandası yapmak” şüphesiyle soruşturma başlattı.

19.gazetelere soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu, Savcı Kiraz’ın rehin alındıktan sonra öldürülmesiyle ilgili dört gazetenin dünkü (31 Mart) sayılarında “DHKP-C’nin propagandasının yapıldığı” şüphesiyle Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2 maddesine dayanarak resen soruşturma açtı.

BirGün gazetesi muhabiri Ece Aydın da, Halkın Hukuk Bürosu avukatlarına yönelik gözaltı işlemini izlerken kendisi de gözaltına alınırken Savcı Kiraz için öldürüldüğü Çağlayan Adliyesi’nde yapılan cenaze törenine, 1 Nisan 2015 tarihli sayılarında Savcının rehinken görüntülerine yer veren medya kuruluşlarının temsilcileri alınmadı.

Olaydan etkilenen medya kuruluşları arasında Cumhuriyet, Hürriyet, Sözcü, Milat, Taraf gazeteleri; Samanyolu, Bugün, Doğan Haber Ajansı, CNN Türk ve İMC TV muhabirleri etkilendi.

Sevgili oğlum – Sedef Erken

Sevgili oğlum,

İşte yine 2 Nisan. Dünya Otizm Farkındalık Günü.

Geçen yıldan bugüne ne değişti dersen, bazen yıllar geçse de ülkemizde otizm adına hiç bir şey değişmemiş gibi geliyor. Çünkü 3 yıl önce büyük uğraşlar vererek hazırladığımız ve sonra da ülkenin en yetkili ağızlarından açıklanan ‘Otizm Eylem Planı’ hala bir taslak.

Ancak aslında belki de içinde olduğumuz için göremediğimiz bir döngü de var. O an anlamasak da üzerinden zaman geçince görüyoruz ki pek çok şey hızla değişiyor.

Mesela senin AİHM’de süren davan için toplanan imza sayısı bir önceki yıl 30.000 iken bu yıl 210.000 kişiden fazlası bu davayı, seni ve arkadaşlarını destekledi.

Geçtiğimiz aylarda ben gidip Strasbourg’ta mahkemenin önüne bir çadır kurdum ve ülkemizdeki otizmli çocukların sesini tüm Avrupa duydu. Basının ilgisini, tüm imzacıların aileleri ve yakın çevreleriyle de bu konuyu paylaştıklarını düşünürsek, hep birlikte milyonlarca kişiye otizme dair önemli mesajlar ulaştırdığımıza inanıyorum.

Ben seni zaman zaman evde bırakıp gitmeyi göze alıp defalarca Otizm Eylem Planı hayata geçebilsin diye Ankara yollarına çıktığımda, ‘bu çocuklar bizim de çocuğumuz, gereken her şey yapılacak’ diyenlerden ise hala iyi bir haber yok.

Ama merak etme biz o duvarları ne yapıp edip kaldıracağız, onlara sizi ve size olan görevlerini hiç bıkmadan hatırlatmaya sürdüreceğiz.

İkimiz için bazı şeyler hep aynı kaldı. İyi ki de öyle. Biz seninle yine aynı şekilde öğrenmeye, birbirimizi sarmalayarak yaşamaya, sabahları senin ‘gülüyorum günaydın’ ların ile karşılamaya, bazen tatlı bazen ekşi günleri el ele devirmeye, geceleri yine de yeni günün umuduna sarılıp uyumaya devam ettik. Bunlar aynı kalanlar.

Ama çok şey de değişti aslında. Çünkü her şey aynı gibi görünürken, gün be gün yaşananlar bizi de değiştiriyor, birlikte büyütüyor, birbirimizle harmanlıyor. Her gün başka bir umuda uyanabilmek bile büyük bir değişim göstergesi.

Senin günden güne kendi yolunda daha da kararlı yürüdüğünü görüyorum. Öğreniyorsun, öğretiyorsun. Bazen köşene çekilmeyi tercih ediyor, bazense  hayatın içine karışıyor, seni tanıyan herkese iyi hissettirecek değişimler yaratıyorsun. Diğerlerinden farklısın ama asla az değil, aksine iç güzelliğinle bin katsın. İyi ki senin annenim, iyi ki sen bize geldin.

Ben hala acemi hissetsem de senden yaşama başka bir boyuttan bakmayı ve kendimi olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmeye devam ediyorum.  Seninle geçen her günüm bir öncekinden daha farklı ve daha derin anlamlar yaratmayı sürdürüyor.

Her ne kadar ilk günden beri otizm adına, bizimle aynı yolda yürüyenlere de faydalı bir şeyler üretmek için, geleceğin hepinizin lehine olacak şekilde iyiye doğru umut vermesi için çalışsam da aklım öncelikle hep sende. Ama seni düşünmenin, ‘benden sonraki sen’ için endişelenmenin hiç bir faydası olmadığını, bunun yerine istikrarlı ve bilinçli bir çabaya ihtiyaç olduğunu artık biliyorum. Bu yüzden de hep sende olan aklımın bir kısmını bu çalışmalara ayırmaya devam ediyorum ve her zaman da elden geldiğince edeceğim.

Geçenlerde elime sen ilk doğduğun günlerde yazdığım satırlar geçti.

Çok değil topu topu 8 yıl önce yaşananlara dönüp bakınca hayatta planlar yapmanın ne kadar saçma olduğunu bir kez daha anlıyor insan. Yapmamız gereken yaşamın akıl ermeyen döngüsünde teslimiyetle yaşamak. Ve yaşamımızdaki her iyi şey ve her güzel insan için binlerce şükran duymak.

Birlikte bir 2 Nisan’ı daha gördük ya, daha ne isterim…

Bugün yine el eleyiz ya, yarın Allah Kerim…

Bu yazı hthayat.com/ dan alınmıştır

Change.org’da başlatılan kampanyaya buradan katılabilirsiniz

18 sedef erken

 

Sedef Erken