Ana Sayfa Blog Sayfa 3655

Bir mikro temsiliyet kaç ağaç eder: Ağaç katili oy pusulaları

Bu Pazar sandıklara gittiğinizde duvar kağıdından bozma oy pusulasını görüp şaşırmayanınız var mı? Günün sonunda bağımsızlar bir yana o pusuladan dört bilemediniz beş partinin makul seviyede iddiasının olduğunu cümle alem biliyordu. Nitekim sonuçlar da bunu doğrular nitelikte. Bu mikro partilerin seçimlere hangi saikle katıldığını oldum olasıya merak etmiş ve çok da yanıt bulamamışımdır. Temsiliyet üzerinden baktığınızda her siyasi görüşün partileşerek hayatta yer alması ve mücadele vermesi elbette önemli. Ancak onbinde birlerle ifade eden bir özgül ağırlığınız varsa başka siyasi yapılar içine entegre olmayı ben daha anlamlı görenlerdenim. Ancak parti konsolidasyonun artıları ve eksilerini siyaset bilimi ve sosyoloji uzmanlarına bırakıp çevresel bir boyuta dikkat çekmek istiyorum…

7 Haziran 2015’deki oy pusulaları 60 cm‘den genişti. Her bir pusulanın kapladığı alan yaklaşık 0.16 m2 idi. Yani 6 tanesinden çok güzel bir masa örtüsü elde edebilirsiniz. Resmi Gazete verilerine dayanarak her 60 gr/m2 yoğunluğunda kağıt kullanıldığını anlıyoruz. Buna göre her 1000 oy pusulasının 9,75 kg ağırlığında kağıttan imal edildiğini belirleyebiliyoruz.

55 milyona yakın seçmen için sayının iki katı pusula basıldığına dair yazılar buldum internette ama ben ihtiyatlı olmak istiyorum. %50 pay koyduğunuzda 21 partili oy pusulasının Türkiye’deki kağıt tüketimine ek yükü kabaca 800 ton oldu. Bu kadar kağıdı üretmek için ihtiyaç duyduğumuz ağaç adedi: 13 bin 700.

Ağaç katili oy pusulası
Ağaç katili oy pusulası (Görsel: Takvim)

Şimdi sıkı durun! Yaklaşık 14 bin ağaç ile ürettiğimiz bir kağıt tüketimi için 2015 Genel Seçimleri’nde 62 futbol sahası büyüklüğünde orman alanı rezervini sıfırladık.

Bir de alternatif tarih çalışması yapalım…

Tüm küçük partiler ve bağımsızlar 5 siyasal partide seçimlere girdiler ya da ittifak yaptılar. Ormanların bu işten kazancı ne olurdu? Küçülen pusula ile tasarruf edeceğimiz kağıt kütlesi yaklaşık 660 ton, ağaç miktarı ise 11 bin civarında olacaktır. Yani, 50 futbol sahası büyüklüğünde orman alanı kurtarılmış oluyor.

Sözün bittiği yerde çevre açısından üç mesaj:

  1. Barajı indirelim, evet! Ama parti patlamasını engellemek için de siyasi ittifakların önünü açalım!
  2. Çoğu dostlar alışverişte görsün ya da küskün siyasetçi refleksi ile kurulan, parça pinçik mikro siyasetten vazgeçelim! Seçmenin kafasını karıştırmayalım. Sadeleşelim.
  3. Denetlenebilir bir teknoloji mimarisi olması şartıyla dijital oylamaya geçelim!

Belki bir gün cep telefonlarımızdan katılabileceğimiz oturumlarla uzaktan oy verebilir, temsili olmayan doğrudan demokrasi deneyimi de yaşayabiliriz, kim bilir?

 

Türkiye halkı yine doğru kararı verdi: Oniki önemli mesaj – Fuat Keyman

Kritik dönemeçlerde, Türkiye halkı, her zaman, seçimler yoluyla, siyasi aktörlere, “Türkiye’nin yararı”na hareket edin mesajını vermiştir. İşte bu seçimde de verdiği 12 önemli mesaj…
Türkiye’nin çok partili demokrasi hayatı ilginç bir nitelik içerir.

Demokrasi serüvenimiz, darbeler, vesayet, otoriterleşme, krizler, çıkar kavgaları, güç-iktidar hırsı, v.b olumsuzlukları içerir. Fakat, bu serüvende, Türkiye halkı, farklı kimlikleri ve siyasi tercihleri içinde, bir bütün olarak, seçimlerde, özellikle kritik dönemeçlerde yapılan seçimlerde, her zaman doğru kararı vermiş ve olması gerekene dönük sonuçları çıkartmıştır.

Kritik dönemeçlerde, Türkiye halkı, her zaman, seçimler yoluyla, siyasi aktörlere, “Türkiye’nin yararı”na hareket edin mesajını vermiştir.

Dün de böyleydi, bugün de böyle oldu. 7 Haziran genel seçimleri, bu durumun devam ettiğini bize gösteren bir sonuçla bitti. Türkiye’yi rahatlatan, önemli mesajlar içeren bir seçim sonucu ortaya çıktı.

Bu nedenle de, evvelki seçimler gibi, bu seçimin esas galibi, bir bütün olarak Türkiye halkı oldu.

Peki, seçim sonuçları ne diyor?

Bir, verilen oylarla AK Parti’ye evet, fakat, Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın başkanlık sistemi arayışına hayır dendi;

İki, AK Parti’yi birinci parti olarak tutarak, toplumsal dönüşüm-değişim sürecine evet, fakat, aşırı güç isteğine, denetimsiz hakim parti anlayışına, ve, tek bir kimliğe, tek bir siyasi partiye, tek bir yönetim zihniyetine dayalı tanımlanmış “Yeni Türkiye” kavramına hayır dendi;

Üç, AK Parti dışındaki partilerin oy toplamını % 60’a çıkartarak, “Benim milletim”, “Millet bunu istiyor” söylemine son verdi;

Dört, kimlikler, kadınlar, siyasi ideolojiler, partiler, ve yaşam tarzları temelinde, 97% temsil gücüne sahip bir Meclis ortaya çıktı; “çoğulculuğa” evet, fakat, “çoğunlukçu demokrasi” anlayışına hayır dendi;

Beş, tek merkezli yönetim anlayışına hayır dendi, AK Parti’nin çoğunluk hükümeti kuracak oyu alamadı, ve, siyasi partilere “uzlaşın” çağrısı yapıldı;

Altı, hem Kürtlerin, hem Türkiye’nin partisi olacağım diyen, ve kapsayıcı ve olumlu bir siyaset izleyen HDP’yi, her bölgeden verilen oylarla, seçimlerin en başarılı partisi yaptı. Ve, “Çözüm Sürecini ve Kürt sorununa çözüm arayışını Mecliste ve siyaset yoluyla devam ettirin” mesajı net olarak tüm siyasi partilere ve aktörlere verildi;

Yedi, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın, “akıl-güler yüz-olumlu siyaset”i birleştiren söylem ve tavrına evet denildi, Demirtaş, seçimlerin en başarılı siyasi lideri konumuna getirildi. Demirtaş’a Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde verilen destek ve onay, bu seçimlerde de, artarak devam etti.

Sekiz, güler yüzlü ve kapsayıcı liderlik anlayışı kazanırken, sert, bağıran, dışlayıcı liderlik anlayışı kaybetti;

Dokuz, % 13 oy oranlı, 80 milletvekilli, güçlü liderli HDP, hem Türkiye siyaseti, hem de, Kürt sorunu içinde rüştünü ispat etti. HDP, artık, Türkiyeli bir parti olarak, Kürt Sorununun siyaset yoluyla çözümünün “ana ve kilit aktörü” konumunda. Böylece, bu seçimlerle, “çatışmadan siyasete geçiş süreci, çatışmaya dönüş olmaksızın bitmiş oldu.

On, anti-demokratik % 10 seçim barajı yıkılmış oldu. Dahası, daha önceki yazılarımda bir olasılık olarak ortaya koyduğum, % 10 barajının, bir “bumerag” gibi AK Parti’yi vurması olasılığı gerçekleşti. % 10 barajını destekleyen AK Parti, % 10 barajından zarar gördü. AK Parti’nin % 10 barajının altında kalması için çok uğraştığı HDP’yse, on kertede, % 10 barajından yararlanan parti oldu.

Onbir, MHP’nin oylarını arttırarak, ve CHP’ye, “daha fazla inandırıcı olman gerekiyor” diyerek, Türkiye siyasi ve kültürel sosyolojisine uygun, “4 Partili Meclis” yapısı bu seçimlerde güçlenmiş oldu;

Oniki, siyasetin tümüyle “darbe”, “iktidar kavgası”, “güç”, “tekçilik”, ve, “biz ve ötekiler” söylemine indirgenmesine hayır denilirken; toplumun, rejim değişikliği değil, “demokratik, adaletli, iyi yönetim”,  güler yüz,  olumlu siyaset, uzlaşı, ve çoğulculuk istekleri dört siyasi partiye yansıtıldı. “Uzlaşın ve Türkiye’yi birlikte iyi yönetin” çağrısını yaptı.

Seçim sonuçları, Türkiye’yi, bu kritik dönemde hükümetsiz bırakmanın, ya da, sadece kendi çıkarını düşünen adımlar atmanın siyasi maliyetinin yüksek olacağı mesajını da, içeriyor.

Bakalım, başta Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan olmak üzere, siyasi partiler ve liderleri, Türkiye halkının verdiği bu mesajları doğru okuyacak mı?  Göreceğiz…

Fuat Keyman – Radikal

10 madde ile HDP’nin başarısı – Evren Balta

7 Haziran Seçimi’nin kazananı HDP! Hem de %10 barajını sel altında bıraktığı için değil; sesi, sözü, kalbi, cesareti olan kampanyasıyla Türkiye siyasetinde taşı göstersem oy alır, zırvalasam duyan olmaz devrini kapattı(rdı)ğı için.  Kibir, adaletsizlik, vicdansızlık, nefret ve aşırı kendine güven ile balon gibi şişenlerin sonunun fazla şişen bir balon gibi olacağını gösterdiği için.

HDP, Türkiye’nin bu kritik dönemecinde seçime parti olarak girerek büyük bir risk aldı. Bu riski büyük bir başarıya çevirdi. Peki bu başarıyı nasıl açıklayabiliriz?

Şu 10 maddelik pek bir moda listelerden ben de hayatımın bir döneminde bir kez yapmak ister dururdum, kısmet bu “büyük bir eşitsiz yarışta muhteşem bir zafer, muazzam bir başarı” sonrasınaymış. Sosyal bilimci olma meslek hastalığından mustarip biri olarak öncelikle burada bahsi geçen 10 madde ile “bir  ‘çoklu nedensellik’ durumuna işaret etmekteyim” demeliyim, sonra biraz daha ileri gidip her bir maddenin kendi başına HDP’nin başarısını açıklamada “gerekli ama yetersiz koşul” olduğunu ilave etmeliyim.

Bu kısa girizgâhtan sonra HDP’nin başarısını açıklamaya başlayabilirim.

1. AKP’nin kutuplaştırıcı siyaseti. İtiraf etmeliyiz ki bu memleket AKP’ye kendi (cumhuriyet) tarihinin hiçbir siyasi aktörüne açmadığı kadar büyük bir kredi açtı. 2009 yerel seçimlerinde oy oranları %40’ın altına düştüğünde bile hiç kimse AKP’nin hegemonyasından bir nebze bile şüphe etmedi. Bizi demokrasiye kavuşturacak, parklarda çiçekler açtıracak, AB’ye kısa yoldan giriş tüneli yaptıracak “muhafazakâr demokratlarımızdı” onlar. Çevre merkeze gelmiş, ülke dinle bütünleşmiş, Müslümanlık kendi demokratik devrimini gerçekleştirmişti. Sonra ne olduysa oldu, bu büyü bozuldu. Kimi dedi biz önceden söylemiştik, kimi dedi “dönem” değişti. Her durumda artık bir zamanların “stratejik demokratlarının” stratejik demokrasiye ihtiyacı kalmamıştı. Mağduriyetleri bitmiş, inşa ettikleri bilmem kaç bin odalı saraylarında oturur olmuşlardı. Yaşlıların bütün bir cumhuriyet tarihi boyunca duymaktan yaka silktiği, gençlerin zaten nereden çıktıklarını anlamadıkları bir hamaset edebiyatının baş aktörü olmuşlardı. Steven Pincus “toplumsal devrimler niye olur?” sorusuna, “bir siyasal rejimin toplumu hızla kendi gündemi üzerinden dönüştürmesi arzusunun çıkarları birbiriyle örtüşmeyen grupları/aktörleri bir araya getirmesiyle” derken haklıydı. Türkiye örneğinde “Yeni Türkiye” sloganı o sloganın dışarda bıraktığı herkesi “Yeni Türkiye” karşıtlığında bir araya getirdi. HDP bu karşıtlığı en doğru biçimde siyasileştiren aktör oldu.
2.HDP’nin Kucaklayıcı Siyaseti: İtiraf etmeliyim etnik bir grubun (bizim örneğimizde Kürtlerin) çıkarlarını temsil eden bir partinin o ülkenin partisi olmayabileceği önkabulünü barındıran Türkiyelileşme tartışması bu seçimlerde benim en az hoşlandığım tartışma oldu. Ama bu önkabulü bir kenara bırakırsak HDP’nin Türkiyelileşmesi tartışmasının reel anlamı Kürtlerin Türkiyelileşmesi değildi. Tam tersine bir siyasi parti olarak HDP’nin etnik kimlik odaklı siyaset yapmak yerine, etnik eşitsizlikleri de içeren ama ondan daha geniş olan farklı eşitsizlik biçimlerini kendi programına ve taleplerine dahil edebilmesiydi. HDP programı ile, aday listesi ile kampanyasındaki somut talepler/ simgeler ile bunu başarabildi. HDP bunun sadece bir program/talep meselesi değil, ama aynı zamanda bir tutarlılık ve “aktarabilme” meselesi olduğunu da gösterdi. HDP Kürt, Alevi, eşcinsel olabildiğin ve böyle olduğun için ayrımcılığa uğramadığın bir Türkiye’nin mümkün olduğuna işaret ediyordu. Ama bunlardan daha önemlisi HDP’nin kendisine yönelik onca saldırıya rağmen bütün bir seçim dönemi boyunca sükûnetini bozmamasıydı. Her saldırıda kendi kitlesini sokağa değil, sükûnete çağırdı. Kavgayı değil, seçimi önemsediğine herkesi/hepimizi ikna etti. Bazen en radikal siyasetin sükûnetle de yapılabileceğini gösterdi. Daha ne isteyelim?
 3.Demirtaş’ın liderlik tarzı: Ne derseniz deyin, ne kadar “lidersiz siyaset” yanlısı olursanız olun siyaset biraz da liderliğin / liderlerin alanı değil mi? Öyle çünkü siyaset sadece aklın ve stratejilerin değil, aynı zamanda duyguların da alanı. Birinin gözünün içine bakıp işte istediğim böyle bir şey diyebilmenin ya da işte bu kişiye güvenebilirim diyebilmenin alanı. Selahattin Demirtaş özellikle kendi kuşağından olan ve kendisinden daha genç olanlara böylesi bir güven verdi. Güven verebilmesinin nedeni sadece mütevazılığı, alçakgönüllüğü, nüktedanlığı, içericiliği değildi, bunlarla beraber söylediklerinin ve söyleyebileceklerinin özellikle kendi kuşağında ve kendinden genç olanlarda bir “aynılık” hissi yaratmasıydı. “Ben de (biraz düşünsem) bir benzerini söylerdim” hissi kaçımızın içinden geçti? Bu his liderlerde kendi arzularımızı, kendi yapamadıklarımızı görmeye; onlarla kendi eksikliklerimizi doldurmaya programlandığınız bir dünyada önemliydi.
4. Cumhurbaşkanlığı seçimleri: Hiç kuşkusuz Recep Tayyip Erdoğan’ın bu seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilip, partisini bırakmak zorunda kalması (ama bir türlü de bırakamaması) AKP’nin yenilgisinin bir başka önemli nedeni oldu. Liderin kim olduğunun belli olmadığı, Başbakanın silik bir görünüm çizdiği, parti içi tartışmaların bütün örtme/saklama çabalarına rağmen dışarıya sızdığı bir durumda AKP, eskisi kadar güven vermiyordu. Üstelik güvenin kime duyulacağı da pek belirgin değildi. AKP bu sorunu başkanlık tartışmaları ile çözüp iki koltuğu tek koltuğa indirmek istedi, ama o plan da tutmadı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın halkoyuyla seçilmesi AKP için çözülmesi zor bir ikilem yarattı. En az bunun kadar önemli bir faktör Cumhurbaşkanlığı seçiminin seçmenlerin ilk turda tercihlerini “stratejik” oy kullanmadan istedikleri adaya verebilmelerinin önünü açmasıydı. Bu iki turlu seçim (olasılığı) sayesinde hem HDP parti olarak kendi gücünü sınadı, hem de Demirtaş Türkiye çapında bir siyasetçi olarak sivrildi, görünürlük kazandı, seçmen kitlesinin aklına kazındı. Bir önceki Cumhurbaşkanlığı kampanyası olmadan, genç bir siyasetçinin bir tek seçimde böylesi bir başarı kazanması çok zor olabilirdi. Sanırım AKP’li siyasetçilerin Cumhurbaşkanını halk seçsin derken akıllarında HDP’nin bir parti olarak öne çıkmasını sağlamak yoktu. Ama işte hayat planladığın gibi olmuyor her zaman, hele siyasette hiçbir zaman!
5. Yüzde on barajı: HDP’nin yüzde onu geçebilmesinin bir başka nedeni yüzde on barajının kendisiydi. Bir kere AKP’nin geriletilebilmesinin matematik hesabı HDP’nin yüzde on barajını geçmesiydi. Bu durumda HDP’ye oy vermeyecek hatırı sayılır bir kitle stratejik olarak HDP’ye oy verdi. Muhalif, küçük partilerin mecliste temsilini engelleme ve oyların büyük partilerde yığılmasını sağlama hedefi ile konulan ve bu açık hedefle devam ettirilen yüzde on barajı, bu seçimlerde tam da arzu edilmeyen bir sonuç yaratarak küçük bir partinin güçlenmesine neden oldu. Üstelik tam da bu baraj HDP’nin Kürt bölgeleriyle yetinmeyerek bütün Türkiye’den oy istemesinin önemli bir nedeni oldu. Yani yüzde on barajının çorbada böyle bir tuzu oldu. Farklı muhalif seslerin, ülkenin batısı ile doğusunun bir araya gelmesinde bir katkısı oldu.
6. Çözüm süreci ve Kürtler: HDP’nin yüzde 10 barajını geçebilmesinin belki de en önemli nedeni AKP’ye oy veren Kürtlerin, AKP’ye verdikleri desteği geri çekmiş olmasıydı. AKP ve HDP uzun yıllardır Kürtlerin oylarını neredeyse yarı yarıya paylaştılar, oysa bu seçimde bu denklem HDP’nin lehine radikal bir biçimde bozuldu. Bu denklemin bozulmasının AKP’nin dışlayıcı siyaseti ve HDP’nin kucaklayıcı siyaseti ile ilgisi olduğu kadar AKP’nin çözüm sürecinde tutunduğu kararsız, ikircikli, Kürt’e nasıl Kürt olunması gerektiğini öğretme heveslisi tavrının da etkisi vardı (bu konuyla ilgili daha geniş bir tartışma için Cuma Çiçek’in dünkü yazısına bakılabilir link).  Kürtlerin 13 yıl boyunca bir gün terörist, ertesi gün makbul vatandaş olmaktan yorulmuş olmalarının etkisi vardı. Kürt siyasetinin bölgede giderek kendi gücünü ve rüştünü ispatlamış olmasının ve legal bir siyasî hareket olarak geçtiğimiz on yılda tecrübe ve olgunluk kazanmış olmasının etkisi vardı.
7. Sosyal medya: Gezi olayları sırasında başka bir dünyanın kapılarını açan sosyal medya bu seçimde de HDP’ye başka bir dünyanın kapılarını açtı. Pek çok kişi gönüllü HDP yayıncısı oldu. HDP’nin sözünün/sesinin kendi etki alanından daha büyük kitlelere yayılmasının önemli bir faktörüydü sosyal medya. Üstelik gazete/TV’den çok daha güçlü bir yolu. Çünkü HDP’ye oy vereceğini söyleyen, ona neden oy vereceğini anlatan kişiyi tanıyordunuz. Belki ilkokulda aynı sınıftaydınız, belki profilini görüyordunuz. HDP’nin sözü bu nedenle güç kazandı, dalga dalga genişledi.
8. Toplumsal hareketler: Liste yapılır da HDP’yi önceleyen toplumsal hareketler anılmadan geçilebilir mi? Angela Davis’in bu yılki Hrant Dink anmasında yaptığı nefis konuşmada söylediği gibi “toplumsal hareketlerin sonucu olmaz, sadece tesiri olur.” HDP’nin bugün kazandığı bu başarı ‘90’lı yıllarda Kürtlerin verdiği insan hakları mücadelesi ile ilişkili. Doğanın tahribatına karşı verilen ekolojik mücadele; kadınların verdiği özgürlük mücadelesi ile ilişkili. Ve elbette bütün bir toplumu politikleştiren, büyük bir kitleyi sokağa döken, adaletsizlikle, polisle, devletle tanıştıran Gezi olayları ile ilişkili. HDP’nin aldığı oy tek başına hiç birinin sonucu değil ama bütün bu mücadelelerin tesiri. Ama aldığı oydan daha çok HDP’nin kadroları, adayları, talepleri, sözü bu mücadelelerle ilişkili.
9. Uluslararası toplumsal hareketler: Dünyanın başka yerlerinde, başka coğrafyalarda gerçekleşen mücadelelerin ve dönüşümlerin ulusal muhalefetlere etkisi belki de en az gördüğümüz, en az dikkate aldığımız faktör. Ama her toplumsal hareket ve toplumsal muhalefetin her başarısı ulus-devlet sınırlarının ötesinden gelen etkilere açık ve o sınırların ötesini etkiliyor/dönüştürüyorlar. Toplumsal hareketler birbirlerinin deneyimlerinden ders çıkarmayı öğreniyorlar, başarının mümkün olduğunu görüyorlar/ gösteriyorlar, birbirlerinin eylem biçimlerini taklit ediyorlar. Podemos, Syriza uzak ülkelerin bizim gerçekliğimizle alakasız aktörleri değiller. Aklımıza, duygumuza, hareketlerimize etki ediyorlar. HDP de hemen bütün dünyada anaakım partilerin çözüldüğü, otoriterleştiği bir iklimde yükseliyor. Anti-sistemik partilerin belirleyici bir güç olarak siyaset sahnesine çıktığı bir iklimde. Bu iklimden güç alıyor, ondan besleniyor ve muhtemelen onu da etkileyecek.
10. Son olarak şunu demek isterim: “koşullar olgunlaşmıştı” (maksat 10 madde tamamlansın!).

 

Evren Balta – www.birikimdergisi.com

Avrupa Yeşillerinden seçim değerlendirmesi: Demokrasi ve insan hakları için umut verici

avrupa yeşilleriAvrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu, Türkiye’deki yapılan seçimin sonuçları için “Türkiye’deki  demokrasi ve insan hakları için umut veriyor” dedi.

Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Rebecca Harms, Türkiye’deki seçim sonuçlarına ilişkin açıklamasında “Bu seçim, Türkiye’de demokrasi ve insan hakları için umut veriyor” dedikten sonra son dönemde Türkiye’de görülen “temel demokratik kurallar ve değerlerden dramatik sapmadan sonra bu seçim, Türk toplumun önemli bir bölümü bunu kabul etmeye istekli olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

 

Almanya’daki  Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir, Türkiye’de gerçekleştirilen  genel seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özdemir seçimlerde demokrasinin, hukuk devletinin ve özgürlüklerin kazandığını vurgul35 cem özdemir...adı.

‘Erdoğan’ın sarayında şimşekler çaktı’

Özdemir, “Seçim sonuçlarıyla Erdoğan’ın sarayında şimşekler çaktı. Erdoğan’ın Türkiye’de Putin gibi modern bir sultanlık kurma hayali sone erdi. Seçmen rejim değişikliği istemedi. Demokrasi, hukuk ve özgürlükler kazandı. Bir partinin uzun süre tek başına iktidar olmasının demokrasi için iyi bir şey değil. Bunu Türkiye’de de gördük. Uzun süre iktidar olanlar, ülkeyi kendi malı olarak görebiliyor” diye konuştu.

Seçimlerden önce Alman Yeşiller Partisi olarak HDP’ye destek çağrısı yaptıklarını hatırlatan Cem Özdemir HDP’nin yüzde 10 barajı aşarak Meclis’e girmesini ise şu sözlerle değerlendirdi:

“HDP’nin Meclis’e girmesi inşallah barış sürecine olumlu katkı verecektir. HDP’nin Türkiye partisi olması çabasına destek veriyor ve HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın sözlerini esas olarak alıyoruz. HDP Türkiye’de bütün sorunlara çözüm arayan, bütün kesimleri kucaklayan bir hareket olmalıdır. Türkiye’nin bütün sorunları HDP’nin de sorunu olmalı.”

Özdemir seçim sonuçları sonrası kurulacak hükümetin, demokrasi, yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğü konusundaki tutumunun Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde belirleyici olacağını sözlerine ekledi.

 

Yeşil Gazete

 

 

Sadun Boro: Bir hayalin peşinden gitmek

Sadun Boro ile hiç tanışmamıştık, yani hiç el sıkışmamış, kadeh tokuşturmamış, uzak denizlerden, zorlu fırtınalardan bahsetmemiş, denizin çırpıntı seslerine karışan kahkahalar atmamıştık. Ama Sadun Boro benim için bir masal kahramanıydı, daha doğrusu masal ile gerçeğin iç içe geçtiği o sisli bölgedeydi.

Hikaye zamanıydı. İki Sene Mektep Tatili’ni, Robinson Cruseo’yu, İki Çocuğun Devri Alemi’ni her çocuk gibi ben de ezbere bilirdim. Atlas’ı açar, tropik denizlerdeki serüven dolu adaların yerleri hakkında fikir yürütmeye çalışır, sönmeyen yanardağları, sonsuz nehirleri, dans eden insanları düşler, benim yolculuğumun ne zaman başlayacağına dair hayaller kurardım.

O günlerden birinde, daha çocukluğumun hikaye kitaplarını kapatmamışken günlük gazetelerden biri Caddebostan’lı çılgın bir boro'lardenizcinin Marmara’dan yelkenli bir tekne ile yola çıkıp dünyanın etrafını dolaşacağını yazıyordu. Havasını soluduğum şehirde tanımadığım bir insan hikayelerden örülü bir evrenden çıkıp ete kemiğe bürünmüş bir gerçeklikte karşıma çıkıvermişti.

Üç koca yıl boyunca Sadun Boro’nun, Oda’nın ve Kısmet’in yolculuğunu seyre koyuldum. Çocuktum. Çocukluğumun asude İstanbul’unda deniz kenarında oturmasak da denizin kokusunu her dakika içimizde hissederdik. Deniz kıyısına her gidişimde Marmara’nın o zamanlar bana uçsuz bucaksız gibi görünen maviliğinde Kısmet’in nerelerde olduğunu düşünürdüm.

Gittiği yerlerden gazeteye ara sıra haberler gönderiyordu. Uzak bir akrabadan mektup bekler gibi bazen haftalar, bazen aylar boyunca gazetede Kısmet’le ilgili yeni bir haber çıkmasını bekledim. Cebelitarık’tan Atlantik’e geçtiğini, Karayip adalarında teknesine bakım yaptığını, Panama kanalından Pasifiğe çıktığını gazeteden okudum. Dünyanın en gezgin kedisi Miço ile tanıştım.

Kısmet’in köpekbalıklarından, tayfunlardan, yamyamlardan, korsanlardan, sinsi kayalıklardan uzak kalması için, aşina yıldızların hep yol göstermesi için geceler boyu dua ettim.

hürriyetGalapagos adalarını, Fiji’yi, Tonga’yı ve adını ilk defa duyduğum bir çok ülkenin varlığını bu yolculuk sayesinde öğrendim, hepsini kendi dünya haritamda ayrıntılarıyla işaretledim. O topraklarda yetişen lezzetli meyveleri, rengarenk balıkları, bilumum acayip mahlukatı, oralarda yaşayan insanlara dair hikayeleri Sadun Boro’nun notlarından okudum.

Kısmet yolculuğuna devam ederken dünya dönüyor ve ben de büyüyor, çocukluğumun hikaye kitaplarından uzaklaşıyordum. Sadun Boro yola çıkalı iki senden uzun bir zaman geçmiş, 1968 baharı gelmişti. Kısmet’in Akdeniz’e dönüp Türkiye’ye yaklaşmaya başladığı günlerde gazetelerde Kısmet haberleriyle beraber Avrupa’dan isyan haberleri çıkmaya başlamıştı. Paris’te öğrenciler sokaklara çıkmışlardı, kaldırım taşlarının altındaki kumsalları arıyorlardı. Gazete başlıklarında ayaklanma haberleri ile Boro’ların haberleri yan yanaydı.

Kısmet’in İstanbul’da karşılanışı muhteşem oldu. Dünya çevresinde 30 000 mile yakın köpükten bir iz bırakan Kısmet  ulusal bir kahraman gibi karşılandı, dün gibi hatırlarım.

kısmet istanbul'daSadun Boro’nun bu ilk dünya seferi öncesi ve sonrası olmayan benzersiz bir olay olarak Türkiye’nin denizcilik tarihine geçti.  Daha sonra tek tük yapılan dünya seferlerin hiç biri Boro’larınki  gibi bir heyecan yaratmadı. Sadun Boro da medyatiklikten uzak, sade bir yaşamı seçip Gökova’ya yerleşti, denizden hiç kopmadı ve yıllarını Gökova’nın korunması mücadelesine verdi. Paris’te başlayan fırtına da bir süre sonra yavaşladı, bitti sanıldı ama aslında hiç eksilmedi.

Nedense zihnimde 1968 bahar aylarına dair Kısmet’in dönüş yolculuğu haberleri ile Paris öğrenci isyanı haberleri iç içe geçmiş. Kısmet İstanbul’a yaklaşırken, bölük pörçük hatırladığım kadarıyla aynı anda Avrupa’da bir şeyler oluyordu. Henüz olup biteni tam olarak yerli yerine oturtacak yaşta değildim.

Seneler sonra yine Sadun Boro sayesinde kafamdaki bazı taşlar yerine oturdu. Sadun Boro’nun Kısmet öncesi denizle ilişkisini anlattığı  kitabı “ Bir Hayalin Peşinde”yi okuduğumda 1968 baharını benim için özel ve unutulmaz kılanın ne olduğunu anladım. Sadun Boro hayatın önüne serdiği bir çok maddi imkanı teperek hayalinin peşinden gitme kararlılığını göstermişti.  Bir masal dünyasının kapısından geçerek yalın gerçekle masal arasındaki aşılmaz sanılan mesafeyi yok etmişti. Bana daha önce ancak muhayyilede kurgulanacak bir serüvenin bu dünyada gerçek olabileceğini hissettirmişti. 68 baharında genç insanların peşine düştükleri de böyle bir şey değil miydi?

Sadun Boro’nun kitabının başlığı belki de 1968’de içinde yaşadıkları soğuk gerçeklik dünyasının ötesinde başka bir dünyanın mümkün olduğunu haykıran gençliğin, yani gerçekçi olup imkansızı talep edenlerin hikayesine de pekala uygun düşmüyor mu?

 

 

 

Sadun Boro’nun kitapları:

 

·      Pupa Yelken – Kısmet’in dünya seyahati, Denizler Kitabevi

·      Bir Hayalin Peşinde – Yarım asır evvel bir Atlantik serüveni, Denizler Kitabevi

·      Vira Demir – İstanbul’dan İskenderun’a denizciler için rehber, Denizler Kitabevi

·      Kısmet’in Dümen Suyunda – Karadeniz, Akdeniz Sahillerimiz, Ege, İyon denizi ve Adriyatk gezileri, Denizler       Kitabevi

·      Yeni Dünya’ya Fora Yelken – Kısmet’in Atlantik ve Amerika seyahati , Denizler Kitabevi

Sadun Boro toprağa verildi

Sadun boro cenazeDünya etrafında Kısmet isimli teknesiyle 1965 – 1968 yılları arasında üç sene süren yolculuğu tamamlayan ünlü denizci ve doğa koruyucusu Sadun Boro bugün Gökova körfezindeki Karacasöğüt’te toprağa verildi.

Cenaze töreni için ailesi, dostları çok sayıda  deniz ve doğa aşığı Karacasöğüt’te bir araya geldi.

Törende önce Sadun Boro’nun cenazesini taşıyan kendi teknesi ile Okluk Koyuna gidildi. Orada bulunan deniz kızı heykeline çelenk konuldu. Boro’nun her zaman teknesini bağladığı 8 no’lu ağaca Kısmet’in maketi bağlandı. Ardından cenaze karaya çıkarılarak köy meydanına getirildi. Dini tören sonrası cenaze Karacasöğüt mezarlığına defnedildi.

Sadun Boro cenazesinin teknesini bağladığı 8 no’lu ağacın dibine gömülmesini vasiyet etmişti. Ancak bu isteğin yerine getirilmesi için Bakanlar kurulu gerektiği için vasiyeti şimdilik yerine getirilemedi. Ailesi, Sadun Boro’nun denizden uzak kalmasının haksızlık olacağını, vasiyetin gerçekleşmesi için mücadele edeceklerini ve Karacasöğüt mezarlığının Sadun Boro’nun geçici istirahatgahı  olacağını belirttiler.

 

Yeşil Gazete

Sadun Boro: Türkiye’nin ilk sivil ve çevreci denizcisi – Süleyman Yılmaz

0

sadunboroBugün Türkiye’nin belki de tek gerçek kahramanı olan Sadun (Boro) babayı enginlere uğurlamak için denizin sesini her zaman duyarak uyuyabileceği Karacasöğüt’teyim.

Son görevimiz  için Türkiye’nin her yerinden onu şahsen tanıyan- tanımayan insanlar olarak toplanıyoruz. Deniz Kuvvetleri komutanlarından,  iş adamlarına,  tekneleriyle denizde alternatif yaşam peşinde koşanlardan, kendi imkanlarıyla küçük bir tekne yapan işçi emeklisine veya bir tekneye sahip olma hayali kuranlardan, kadınlara, çocuklara kadar herkes. Hele Türkiye’nin özellikle kültürel olarak bölünmüş olduğu böyle bir zamanda, Türkiye toplumundan bir kesit aldığınızda herkese bu kadar değen başka bir insan bulmak zor.

Eski kuşakların çoğu tanır onu ama genç kuşaklara yeterince tanıtılamadı. Politik bir kanat içinde yer almadı ama etrafına her zaman neşe saçan , sofrasında denizin bereketinden herkese bir şeylerin nasip olduğu, gittiği her ortamda sonsuz saygı gören, herkese eşit samimiyet gösteren bu insan, giderek bilgeye dönüşen değil  yaşamın her anında bir bilgeydi, bana göre gerçek alternatif politik bir kişilikti.

Bu  toplumunun geçmişteki  deniz kahramanları Caka Beylerden , Kemal Reislere, Barbaroslara, Turgut Reise, Piri Reise, Piyale Paşalara, Kılıç Ali Reisler gibi Selçuklu – Osmanlı tarihinden gelen asker denizcilerle kıyaslandığında cumhuriyet tarihinin tek sivil denizci kahramanıydı.

Tek  başına hem yaşam biçimiyle, hem yaptıklarıyla gerçek bir doğa koruyucuydu. Bilgeliğinden gelen gücüyle tek başına Cumhurbaşkanlarına, Başbakanlara, Bakanlara , bürokratlara doğanın ve denizlerin korunması için söz geçirebilen bir insandı. Bizler kentlerde beton binaların arasında yeni bir yeşil yaşam nasıl kurulabilir diye tartışırken, sayfalarca metin ortaya koyarken o uzun yaşamı boyunca bunu basitçe pratikte gösterdi. Tüm denizcilik deneyimlerini  ve doğa koruma mücadelesi için yaptıklarını yazıya döktü.

Bu bilge insanla  ilgili büyük üzüntülerimden biri çevre / ekoloji mücadelelerinin içinde yer alan bir çok insanın Sadun Boro ‘yu yeterince değerlendirememiş ve ondan yararlanamamış olmalarıdır .

Ben onu şahsen tanıma şansına ve sofrasına oturma şansına ulaşmış biriyim. Biliriz ki babalarımız  hepimiz için hayatımızın kahramanıdırlar ama  Sadun Boro hepimizin babasıydı .

 

Süleyman Yılmaz

10’dan sonra Mersin bir başka güzel: 1. Mersin Onur Haftası bu akşam başlıyor!

Mersin’de lgbti, kadın ve engelli stkları üyelerinden imece usülü yaklaşık 1,5 ay önce kurulan “1. Mersin Onur Haftası Hazırlık Komisyonu” bu akşam saat 17:00’de Mersin Barış Meydanı’nda start alacak ilk onur haftasının heyecanını yaşıyor.

30

Yeşil Gazete olarak bizim de dahil olduğumuz hazırlık komisyonunda sık sık dile getirilen en büyük endişe şu idi, “Ya HDP barajı geçemez ise. HDP’siz bir meclis gündemde iken 8-14 Haziran diye ilan ettiğimiz 1. Mersin Onur Haftası’nı gerçekleştirme imkanımız olur mu?”

İşte şimdi 8 Haziran’da, barajı aşmış, 10’u devirmiş bir HDP’nin 80 vekilli varlığı ile başlıyor 1. Mersin Onur Haftası.

Sizin belki gözünüze ilk önce bizim tanıtım filmimiz, “But Tarz Benim” takılmıştır.

Hani Akdeniz Belediyesi Konferans salonunda birlikte yazıp, birlikte çekip, birlikte oynayıp, birlikte kotardığımız.

1. Mersin Onur Haftası’nda baştan bugüne her hazırlık imece usülü hayata geçti. Kadınlar, Engelliler ve LGBTİ’ler kendi gönüllü emeklerini koydular hazırlık aşaması sırasında.

İşte şimdi de saat 17:00’de Mersin Barış Meydanı’nda bizimle olmak isteyen herkes ile buluşmanın tatlı heyecanı içerisindeyiz.

Geçtiğimiz sene sistematik transfobiye uğrayan ve intihar eden Figen’e adanan 1. Mersin Onur Haftası’nın ana teması “Başka” olarak belirlendi. Bu tema çerçevesinde tüm etkinliklerde bu ana tema çerçevesinde şekillendi. Başka Forum, Başka Ritm, Başka Dil, Başka İşçilik, Başka Film, Başka Annelik ve Başka Party.

Son dakika sürprizleri, 1. Mersin Onur Haftası Hazırlık Komisyonu olarak bizde saklı kalmak kaydı ile haftanın programını sizlerle paylaşalım.

298 Haziran Pazartesi

Yer: Barış Meydanı
17:00 Basın Açıklaması
17:30 “Queer” temalı Park Forumu

9 Haziran Salı

Yer: Hadra Hamamı
17:00 “Kürdan” kısa film gösterimi ve Forum

Yer: Marina Yanı
20:00 Ritim Atölyesi

10 Haziran Çarşamba

Yer: Cevelan Kitap Kafe
17:00 Lubun Dili ve Edebiyatı Atölyesi

Yer: Kadın Emeği Derneği
18:30 Seks İşçiliği Atölyesi

11 Haziran Perşembe

Yer: Park Kafe
20:00 Film Gösterimi: 3 Bülent- 3 Film

12 Haziran Cuma

Yer: Akdeniz Belediyesi Konferans Salonu
16:00 Panel: Annelik Halleri

14 Haziran Pazar

Yer: Mersin Sahili
17:00 1. Mersin Onur Yürüyüşü
ve
21:00 Pride Party

1. Mersin Onur Haftası Komisyonunda Mersin 7 Renk LGBTİ, Mersin Kadın Emeği Kollektifi, Türkiye Sakatlar Derneği Mersin Şubesi, Mersin SDP LGBTİ, Mersin HDP  LGBTİ, Yeşil Gazete ve Mersin Üniversitesi LGBTİ İnisiyatifi bulunuyor

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Arınç’tan CHP ve MHP’ye, “HDP sizin eseriniz”

Türkiye’deki seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan mevcuttaki Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, HDP’nin CHP ve MHP’nin eseri olduğunu savunarak üç partiyi koalisyon kurmaya çağırdı.

28

CHP ve MHP’nin iddia ettiklerinin aksine seçimlerde başarılı olamadığını savunan Arınç, her iki parti genel başkanlarının açıklamalarının bir çelişki olduğunu söyledi. AKP’nin seçimlerden birinci parti olarak çıkması açısından başarılı olduğunu belirten Arınç, ancak iktidarlara alıştıkları için alınan sonucun üzücü olduğunu kaydetti. Arınç, parti içinde seçim sonuçlarıyla ilgili dürüst bir değerlendirme yapmak gerektiğini belirterek, olası erken seçimlerle ilgili olumlu bir tablo çizdi.

“Yiğit düştüğü yerden kalkar” diye konuşan Başbakan Yardımcısı, bir erken seçime gidilmesi durumunda partisinin yeniden tek başına iktidara gelme şansının çok yüksek olduğunu savundu.

Seçimde HDP’nin başarılı olduğuna dikkat çeken Arınç, CHP ve MHP’yi, AKP’yi yıpratmak için HDP’yi kullanmakla suçladı. Bu partilerin arasında açıkça bir gizli ittifak olduğunu savunan Bülent Arınç, HDP’nin AKP’nin kalesine girmek için koçbaşı olarak kullanıldığını kaydetti. Arınç, seçim kampanyaları sırasında söz konusu partilerin birbirlerine yüklenmemelerinin dikkat çekici olduğunu belirterek, CHP-MHP-HDP koalisyonu kurulması önerisinde bulundu.

Bülent Arınç MHP ve CHP’ye hitaben, “HDP sizin eseriniz, zahmet olmazsa koalisyonu siz bir deneyin” diye konuştu.

(DW Türkçe)

HDP MYK Üyesi LGBTİ aktivisti Cihan Erdal, “Bizler kazandık, gökkuşağı kazandı!”

“Bizler Gökkuşağıyız” diyerek seçim kampanyasının ana başlıklarından birini LGBTİ hakları olarak belirleyen Halkların Demokratik Partisi (HDP) yüzde 10 seçim barajını geçti. Büyük bir başarıya imza atarak yüzde 13 oranını yakalayan ve parlamentoya 80 milletvekili yollayacak HDP’nin bu başarısını Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, LGBTİ aktivisti Cihan Erdal değerlendirdi.

27

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın sorularını yanıtlayan Cihan Erdal, HDP’nin başarısında, parti ve yine aynı şekilde Halkların Demokratik Kongresi (HDK) içerisinde yer alan LGBTİ oluşumları ve aktivistlerinin de büyük payı olduğunu hatırlattı.

“Açık bir şekilde LGBTİ haklarını savunan, seçim programında ayrı bir başlıkla çok detaylı bir şekilde LGBTİ eşitlik ve özgürlüğünü öneren, bunu da her yerde ilan eden bir siyasi parti oylarını arttırdı, barajı yıktı geçti” şeklinde konuşan HDP Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, LGBTİ aktivisti Cihan Erdal, eşcinsel ve trans haklarını savunmanın oy kaybettirmediğini bir kez daha gösterdiklerini vurguladı.

“Bundan sonra mecliste LGBTİ aktivisti gibi çalışacak, LGBTİ haklarını amasız savunacak 80 milletvekilimiz var. Seçim öncesinde 550 milletvekili adayımız için söylediğimizi şimdi 80 milletvekilimiz için gönül rahatlığıyla söylüyoruz. Bizler kazandık, gökkuşağı kazandı!” diyen Erdal, “Özellikle son bir haftalık süreçte partimiz LGBTİ haklarını savunduğu için hedef gösterildi, homofobik nefret söylemlerine maruz kaldı. Aynı şekilde Ermeni Soykırımı konusundaki duruşumuz, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ilişkin açıklamalarımız da kara propaganda aracına dönüştürüldü. Özellikle Diyarbakır’da imzasız bildiriler dağıttılar. Ancak Diyarbakır yüzde 80 oyla gereken cevabı verdi. ‘Biz sizin yalan ve hilelerinizi kabul etmiyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.

(Kaos GL)