Ana Sayfa Blog Sayfa 3634

2015 Dünya Nükleer Endüstrisi Durum Raporu açıklandı: Analizler güneş ve rüzgar diyor!

Her yıl yayımlanan Dünya Nükleer Endüstrisi Durum Raporu bu yıl da bugün itibariyle  açıklandı. Paris’te uluslararası bağımsız enerji danışmanlığını icra eden Mycle Schneider’ın,  ekibiyle birlikte 23 yıldır hazırlayıp dünya ile paylaştığı rapor 2015 yılında da nihayet  yayımlandı. Raporun aslına buradan ulaşabilirsiniz.

Nükleer santral verilerine dair geniş bir değerlendirme sunmasıyla, gerek üretim, gerekse inşaat süreçleri hakkında önemli bir bilgi kaynağı niteliği taşıyan rapor, dünyada nükleer enerji trendindeki düşüş ve güneş-rüzgar enerjilerindeki artış eğilimini geçen yıldan daha da fazla gözler önüne seriyor. Bu nedenle biz de haberin  fotoğrafı olarak yenilenebilir enerjiyi daha uygun bulduk.

Bu yılki rapor, güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerjilerle yatırım kapasitesi, teknoloji  niteliği açısından karşılaştırmalar sunması, yenilenebilir enerjideki yükselen trendi büyük resim içinde değerlendirmesi açısından açısından da ufuk açıcı.

Mycle Schneider
Mycle Schneider

Kısa adı World Nuclear Status Industry Report (WNSIR) olan rapor, mevcut nükleer tesislerin ve yeni kurulması planlanan potansiyel santrallerin durumu ve proje gelişimleri hakkında bilgiler içeriyor . Yine bu yıl da 2011 yılında meydana gelen Fukuşima Nükleer Kazası sonrasında olduğu gibi Japonya’daki nükleer santrallerin durumları mercek altına alınmış.

Raporun ekinde ise halihazırda dünyadaki 31 ülkede bulunan nükleer santrallerin durumu ele alınıyor ve ayrıca nükleer endüstride başı çeken Çin, Fransa, Rusya ve ABD hakkında detaylı bir dosya hazırlanmış bulunuyor. 202 sayfalık raporda dünyada yeni yapılan nükleer anlaşmalar kısmında da Türkiye’deki nükleer santral proje ve anlaşmalarına 3 sayfa ayrılmış.

Reaktörlerin durumu ve nükleer  programlar

2014 yılında 3’ü Çinde , 1’i Arjantin’de, 1’i de Rusya’da olmak üzere toplam 5 reaktörün devreye alındığını, ABD’deki Vermont Yankee santralinin ise kapatıldığını hatırlatan rapor 2015’e gelindiğinde 4 ü Çin’de, 1’i Kore’de olmak üzere toplam 5 reaktörün devreye alındığını, Belçika’daki Doel 1 reaktörü ile Almanya’daki Grafenrheinfeld reaktörlerinin de kapatıldığına değiniyor.

Rapor, nükleer endüstride düşüş trendinin 2014’ü izlediğini belirtiyor, zira ömrünü tamamlayan santrallerin haricinde, faaliyetteki 391 santral, 2002’de faaliyette olduğu tespit edilen toplam 438 nükleer santralden 47 adet daha az sayıda. Nükleer enerji üretiminin dünyadaki enerji üretimi içerisindeki payının %10,8 olduğunu söyleyen rapor, 1996’da %17,6 ile zirveye ulaşan paya göre gerilemeyi gösteriyor. Diğer taraftan geçmiş yıllarda olduğu gibi nükleer enerji üretimini gerçekleştiren başlıca ülkeler yine sırasıyla ABD, Fransa, Rusya, Güney Kore ve Çin olarak açıklanıyor, ki bu ülkeler 2014’te dünya nükleer enerji üretiminin üçte ikisinden fazlasını (%69) üretmişti.

Güneş ve rüzgar enerjisine vurgu

Rapor finansal analist ve yatırımcıların enerji üretimi pastasında gelecekte daha büyük pay alarak nükleer, kömür ve diğer fosil yakıtların yerini dolduracak olan yenilenebilir enerji alanındaki büyümeye dikkat çekiyor ve özellikle yenilenebilir enerjinin üretim maliyetleriyle bu enerjiden elde edilen elektriğin depolama maliyetlerindeki düşüşün çok etkili olduğunu söylüyor.

Grafik dünyada 2004-2014 arasında yenilenebilir enerji yatırımlarının nasıl değiştiğini gösteriyor.

Yıllara göre yenilenebilir enerji yatırımları
Yıllara göre yenilenebilir enerji yatırımları

2000 yılından 2014’e kadar şebeke kapasite artışı rüzgarda 355 GW, güneşte 180GW olurken, nükleer santrallerde bu artış sadece 20 GW.

Nükleer, rüzgar ve güneşin üretim miktarını da analiz eden rapor, Fukuşima kazasından sonra nükleerin terkedilmeye ve yenilenebilir enerjiye yönelimin hızlandığını gösteriyor.

Yıllara göre güneş, rüzgar ve nükleerden elde edilen elektrik enerjisi
Yıllara göre güneş, rüzgar ve nükleerden elde edilen elektrik enerjisi

Rapor tek tek ülke bazında da bu değerlendirmeleri yapmış olmasıyla tam bir referans kaynak niteliği taşıyor.

Nükleer reaktörler yaşlandı

Raporda 2015 ortasında ortalama reaktör yaşının dünya genelindeki nükleer reaktörler için 28,8 olduğuna işaret ediliyor.  Toplam 199 adet reaktörün 30 yaşın üstünde olduğu: bunlardan 54’ünün de 40 yıldır faaliyette olduğu, dolayısıyla ömrünü tamamladığı, üçte birinin ise 40 yaşını da aşmış olduğu belirtiliyor.

Ömrü (lisansı) uzatılan reaktörler

Nükleer santrallerin ömrünün uzatılması süreci ülkeden ülkeye değişiklik arz ediyor. Örneğin ABD’de ömrünün dörtte üçünü tamamlayan santrallerin lisansları 60 yıla kadar uzatılabilirken, Fransa’da güvenlik otoritelerince lisans uzatmaya sadece 10 yıllık bir süreç tanınıyor. Ama daha önemlisi nükleer santrallerin ömrünü uzatmaya dönük başvuruların Fransa hükümetinin 2025’e kadar toplam nükleer santral sayısını üçte birine kadar azaltma hedefleriyle uyuşmaması. Belçika’da da 3 reaktör için 10 yıllık uzatma Parlamento’da oya sunulmuş, fakat güvenlik otoritelerinin onayını henüz almamış bulunuyor. Uzatma olsa da ülkenin 2025’e kadar nükleer santraldan çıkış hedefini saptırmayacağı öngörülüyor.

Yeni nükleer santral inşaatları

Geçmiş yıllarda olduğu gibi halihazırda 14 ülkede nükleer santral  inşaatı bulunuyor. Temmuz 2015 itibariyle yaklaşık yarısı Çin’de yürütülen toplam 59 GW’lık 62 reaktörün inşaat halinde olacağı belirtiliyor. Raporda inşaat sürelerinin nasıl uzadığı konusu da ihmal edilmemiş.

Rapora göre dünyada 5 reaktör 30 yıldan uzun bir süredir inşaat halinde. ABD’nin Tennessee eyaletinde inşaatına 1972’de başlanmış Watts Bar 2 projesi ise bu alanda rekor kırmış bulunuyor. Yine Rusya’da 2, Slovakya’da 2 reaktörün inşaatına 30 yıldan uzun bir süredir devam edildiği belirtiliyor. Ukrayna’da da 29 yıl süren bir reaktör inşaatı var ki, projenin yürütücüsü olan Rusya ile anlaşmazlıklar neticesinde iptal olması olasılık dahilinde.

Yeni nükleer santral projeleri

Rapor 2014 yılında Arjantin, Belarus (Beyaz Rusya) ve Birleşik Arap Emirlikleri (UAE)’nde olmak üzere 3 santral inşaatının başladığını söylüyor. Tarihsel olarak en fazla reaktör inşaatı 44 adetle 1976’da başlamış ve 2011-2015 arasında sadece 26 reaktör inşa edilmiş. İptal edilen reaktör inşaatlarının sayısı ise 1977’den 2015’e kadar 18 ülkede toplam 92 adet olarak tespit edilmiş. Bangladeş, Ürdün, Polonya, Türkiye, Suudi Arabistan ve Vietnam’da ise yıllardan beri başlamak istedikleri programlarda maliyete de bağlı olarak gecikmeler yaşıyor.

Raporda nükleer santrallerin kurulum aşamalarında yaşanan finansal ve ekonomik zorluklarla nükleer santrallerin kurulum maliyetlerinin  projedeki maliyetten yüksek çıktığı da örnekleriyle veriliyor.

Akkuyu ve Sinop da raporda 

Raporda Türkiye ile ilgili kısımda ise genel açıklamanın ardından Akkuyu ve Sinop’ta 2 farklı ülkenin yürütmesinde kurulacak 2 farklı tipte 4’er reaktör inşa edileceğinden bahsediliyor. Hatta üçüncü bir nükleer santralin kurulması için de Çin Nükleer Teknoloji Şirketi (SNPTC) ile görüşmeler yapıldığına, ancak bir sistem içerisinde 3 farklı ülkeye farklı nitelikte nükleer santraller kurdurulmasının güvenli bulunmadığı değerlendirmesine de raporda yer verilmiş. Ayrıca nükleer santral kurulum aşamasında yasa ve yönetmeliklerin düzenlenmesi gereğine rağmen Türkiye’nin yasa ve yönetmeliklerdeki düzenlemelerden çok finansal darboğazın aşılmasına odaklandığından bahsediliyor.

Haber: Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

Yunan Parlamentosu acı Avrupa paketine onay verdi

yunanistan ekonomiYunanistan Parlamentosu, 86 milyar euroluk kurtarma paketi karşılığında taahhüt edilen kemer sıkma önlemlerini onayladı.

Kısıtlamalara karşı ‘Hayır’ oyu kullanan milletvekilleri arasında, Euro Bölgesi ile görüşmelerin tıkanması sonucu istifa etmeye zorlanan eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis de var.

AFP haber ajansı, oylamada kemer sıkma önlemlerine 229 ‘Evet’, 64 ‘Hayır’ oyu çıktığını ve 6 milletvekilinin çekimser kaldığını bildirdi.

Syzira üyesi 30’dan fazla milletvekilinin de ‘Hayır’ oyu kullandığı bildirildi.

Yeni yasal düzenlemeler, vergilerin artırılması ve emeklilik yaşının yükseltilmesini öngörüyor.

Oylama öncesi milletvekillerine seslenen Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras, “Anlaşmaya inanmıyoruz fakat kabul etmek zorundayız” dedi.

Syriza içinden tepki

‘Sorumluluklarından kaçmayacağını’ belirten Tsipras, siyasi ve toplumsal reformların hayata geçmesi için uğraşacağını ve yolsuzlukla mücadele edeceğini söyledi.

Tsipras, “Yunan halkı tam olarak bilinçli ve halk adil olmayan bir mücadele mücadelede savaşanlarla silahları bırakanlar arasındaki farklı anlayabilir” diye konuştu.

Tsipras, kemer sıkma önlemlerine karşı partisi Syriza için de sert muhalefetle karşılaştı. Fakat, önlemler milletvekillerinin çoğunlukla ‘Evet’ oyu kullanmasıyla parlamentonun onayından geçmiş oldu.

Meclis Başkanı Zoe Constantopoulo, oylama öncesi açıklamasında “Avrupa’da demokrasi için çok çok karanlık bir gün” dedi.

Syzia merkez komitesi üyelerinin yarısından fazlası, kurtarma paketini kınayan bir metin imzaladı ve anlaşmayı Avrupalı liderlerin ülkelerine yönelik bir ‘darbesi’ olarak tanımladı.

Avrupa yanlısı muhalefet partileri, önlemlere destek belirtmişti.

Atina’da karşı gösteriler

Görüşme öncesi parlamento binası önünde toplanan protestocular da polisle çatıştı.

Polis meclis yakınlarında kemer sıkma önlemlerini protesto eden ve molotof kokteyli atan göstericilere göz yaşartıcı gazla karşılık verdi.

Anlaşmaya karşı çıkan gruplar, oylama öncesinde sokaklara döküldü. Memurlar ve belediye çalışanları greve gitti, eczanaler kepenk kapattı.

Kamu borçlarını indirmeye yönelik kemer sıkma önlemleri neticesinde Yunan ekonomisi son beş yılda yüzde 25 oranında küçüldü.

IMF’den Avrupalı liderlere eleştiri

Oylama öncesi Uluslararası Para Fonu (IMF) da Euro bölgesi liderlerinin Yunanistan’a ağır şartlar karşılığı yardım sundukları anlaşmayı eleştirdi.

IMF, Yunanistan’ın kamu borçlarının ‘sürdürülemez’ hale geldiğini söyledi ve borçların ertelenmesi gerektiğini ifade etti. IMF ayrıca, alacaklıların kesinlikle karşı çıktığı, borçların azaltılması seçeneğinin de değerlendirilmesi tavsiyesinde bulundu.

Kaynak: BBC Türkçe

Danıştay, Gezi Parkı içine Topçu Kışlası yapılmasına iptal kararını kaldırdı

Danıştay 6. Daire, Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılmasını ve ağaçların kesilmesini içeren, bu nedenle Türkiye çapında eylemlere neden olan Taksim Yayalaştırma Projesi’ne ilişkin geçen yıl verdiği iptal kararını oyçokluğuyla kaldırdı.

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin iptal kararını bozan Danıştay 6. Dairesi, yerel mahkemeden “uzman yeni bir heyetle mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması ve İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin daha önce verdiği yürütmeyi durdurma kararının kesinleşmesinin beklenmesi suretiyle” davada yeniden karar verilmesi gerektiğini vurguladı.

3

Danıştay kararıyla, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası yapımına olanak veren kararın iptal istemini reddettiği ortaya çıktı.

İstanbul 1. İdare Mahkemesi, “Beyoğlu İlçesi, Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesine ilişkin” imar planı değişikliklerini, 6 Haziran 2013’te iptal etmişti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin itirazını değerlendiren Danıştay 6. Dairesi, 29 Nisan 2014’de iptal kararını onadı. Ancak belediye, Danıştay 6. Dairesi’ne başvurarak karar düzeltme istedi. Normalde bu yol, istisnai olarak kullanılıyordu ve yüksek yargı maddi hata yapılmadığı sürece karar düzeltme taleplerini reddediyordu.

Ancak Danıştay 6. Dairesi’nin karar düzeltme talebini 31 Mart 2015 tarihinde kabul ettiği ortaya çıktı. Karara göre Danıştay 6. Dairesi, daha önce Taksim Yayalaştırma Projesine ilişkin verdiği iptal kararını kaldırarak davanın esasına girdi. Daire, İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin verdiği iptal kararının bozulmasına oy çokluğuyla karar verdi. Kararda, uzman yeni bir heyetle yeni bir keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını isteyen daire, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 21 Şubat 2014’te verdiği kararın söz konusu uyuşmazlığa etkisinin olacağını belirterek bu kararın keşinleşmesi gerektiğine hükmetti.

Kararda, kesinleşmesi beklenen kararın ne olduğuna da yer verildi. Buna göre, İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun Topçu Kışlası’na onay veren kararının iptaline ilişkin istemi reddetti.

Kararda, Taksim Topçu Kışlası’na örtülü destek verildi. Plan notlarında 1. grup taşınmaz kültür varlığı olarak Taksim Kışlası’nın yer almasına değinilen kararın gerekçesinde, 2863 sayılı Kültür ve Taibat Varlıklarını Koruma Kurulu Kanunun 6. maddesinde “tarihi kışla”ların da korunması gereken taşınmaz kültür varlıkları olduklarının “hiçbir yoruma mahal bırakmayacak şekilde açıkça belirtildiği” anlatıldı. Karara başkan Habibe Ünal ve üye Ünal Demirci muhalefet etti.

(Cumhuriyet, T24)

Diyarbakır’ın içme suyu için Güneş Enerjisi

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Sümerpark ile otobüs terminalinin ardından üçüncü Güneş Enerji Santrali’ni (GES) DİSKİ binası ve İçme Suyu Deposu’nda kuracak. Projeyle hem yenilenebilir enerji konusunda farkındalık oluşturulacak…

haberciniz.biz sitesinde yer alan habere göre, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Sümerpark ile otobüs terminalinin ardından üçüncü güneş enerji santralini DİSKİ binası ve İçme Suyu Deposu’nda kuracak. Projeyle hem yenilenebilir enerji konusunda farkındalık oluşturulacak hem de DİSKİ binası ve İçme Suyu Deposu’nun enerji ihtiyacı kesintisiz karşılanacak.

2

Diyarbakır Şehirlerarası Otobüs Terminali (DİŞTİ) GES projesini gerçekleştirerek kamusal kullanıma açık olan otogar binasının elektrik giderlerini sıfıra indirmeyi hedefleyen Belediye, geçen hafta Karacadağ Kalkınma Ajansı’yla protokol imzalayarak çalışmalara başladı.

Söz konusu proje için 635.849 TL hibe alan, 1.388.292 TL’yi kendi bütçesinden karşılayacak olan Belediye, üçüncü GES projesini de DİSKİ İçme Suyu Deposu’nda hayata geçirmek istiyor. DİSKİ binası ve İçme Suyu Deposu’nun enerji ihtiyacının karşılanması amacıyla hazırlanan proje, 1 milyon 245 bin 900 TL’ye mal olacak. DİSKİ hizmet binası içinde bulunan 5 bin 700 metrekarelik alandaki su deposu üzerine kurulacak proje maliyetinin 638 bin 268 TL’si (yüzde 51) Karacadağ Kalkınma Ajansı hibesi, geriye kalan 607 bin 631 TL ise (yüzde 49 ) Belediye bütçesinden karşılanacak.

GES projesiyle günlük 400, yıllık ise 640.000 KW’lık enerji üretilecek ve DİSKİ’nin yıllık 256 bin TL’lik elektrik faturası karşılanacak. DİSKİ hizmet binası ve İçme Suyu Deposu’nun yüksek enerji ihtiyacı hem sürekli ve kesintisiz kaynaklardan sağlanacak hem de enerji maliyetleri düşülecek. Maliyetlerin düşürülmesiyle uzun vadede kent halkına düşük maliyetli su hizmeti sunulacak. 9 ay sürecek GES projesinin hayata geçmesiyle, bölgede yenilenebilir enerji potansiyelinin değerlendirilmesine yönelik farkındalık artacak. Yeni projelerin hayata geçmesi diğer kurumlar ve işletmeler için cesaret verici bir örnek olacak. Çevre dostu teknolojilerin yaygınlaşmasıyla bölgede ‘Yeşil Enerji Bölgesi’ imajının oluşmasına, işletmelerin ve kuruluşların enerji maliyetlerini azaltmaya katkı sunacak. GES’lerin yaygınlık kazanmasıyla, bölgede bu teknolojilerin daha sağlıklı ve verimli olması için Yenilenebilir Enerji Test ve Uygulama Merkezleri’nin kurulması da bekleniyor.

(Cihan Haber Ajansı, haberciniz.biz, Alternatif Enerji.com)

Akkuyu’nun uluslararası sorun olma potansiyeli

2014-2018 dönemini kapsayan 10. Kalkınma planının  ilgili bölümleri ile  2015-2019 dönemlerini kapsayan Enerji Bakanlığı Strateji belgesinin bazı detayları , Makine Mühendisleri Odasının Şubat 2015’te  yayımladığı Türkiye’nin Enerji Görünümü raporuna 19 maddelik eleştiri niteliğinde ek bir rapor olarak yansıdı . 13 Temmuz tarihinde yayımlanan ek rapora buradan [1] ulaşabilirsiniz. Rapordaki  eleştiri niteliğindeki değerlendirmeler nükleer anlaşmanın yapılış şeklinden tutun da işletim sürecinde kullanılacak yakıtın tedarikine kadar geniş bir yelpazede çeşitleniyor . Raporda ağırlıklı olarak Akkuyu üzerinden örnek getirildiği için biz de Yeşil Gazete olarak konuyu Akkuyu’nun tüm diğer olumsuzluklarının yanında bu kez Türkiye’nin gelecekteki uluslararası politikaları açısından  nasıl bir sorun teşkil edeceğini açıklamak amacıyla daha geniş başlıklar altında  yorumlayarak  ve ilgili haberlerden hatırlatmalar yaparak paylaşıyoruz .

15 akkuyu ngs...
Akkuyu Ngs

 

Uluslararası anlaşma ile gelen bağımlılık

Rapor Türkiye’de kurulması planlanan nükleer santrallere yönelik olarak kurulum aşamasındaki çarpıklığa dikkat çekerek başlıyor : Dünyada Nükleer santral kurmak isteyen ülkelerin bir  ihale sürecinden geçerek ülkenin enerji ihtiyacına en uygun reaktör teknoloji tipinin belirlenmesi yoluna başvururken Türkiye’nin uluslararası anlaşma yapmak suretiyle ülke ihtiyaçlarının açıklanacağı belge ve şartnamelerin sunulmasını olanaksız kıldığı, gizli kapılar ardında yürütülen bir süreci tercih ettiğini söylüyor zira Türkiye’de nükleer santraller üzerine şartname sunmayı mümkün kılacak bilgi birikimi ve altyapı da yok.

Başka bir ülkeye nükleer santral kurdurmak riskli

Rapor,  Türkiye nükleer teknoloji hakkında bilgi birikimi ve alt yapıya sahip değilken kendi ülkesinde bir başka ülkeye nükleer santral kurdurduğunu bununla birlikte dünyada ABD  gibi bazı ülkelerin nükleer santrallerin olağanüstü tehlike potansiyeli sebebiyle bir başka ülke tarafından nükleer santral kurmasını yasakladığından da bahsediyor.

 Ulusal standardizasyon ilkesine engel

Raporun işaret ettiği ancak bugüne kadar kimsenin değinmediği bir husus da standardizasyon ilkesine dair .  Açıklamaya göre Türkiye’de enerji politikaları içerisinde bahsi geçen Nükleer enerjinin standardizasyonu  açısından da bir çok sorun bulunuyor: Biri Rusya diğeri Japonya ve üçüncüsü henüz belirlenmeyen ama ABD ya da Çin tarafından kurulması planlanan nükleer santrallerin kendilerine ait prosedür , yönetmelik hatta uygulamalarının bulunması  ulusal standardizasyon ilkesinin sağlanmasında  engel teşkil etmeyecek midir sorusu ortaya atılıyor.

Nükleer Enerji yönetiminin bağımsızlık ilkesini  ihlal

Türkiye ‘nin 1960’lı yıllardan itibaren nükleer enerji sürecini yönetmiş olan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK)’in lağvedilerek danışmanlık statüsüne geçirilmesi,[2] yerine Enerji Bakanlığına ve Başbakanlığa bağlı bir yapı üzerinden nükleer santralin kontrol ve idaresinin sağlanması için yasa ve yönetmeliklerdeki değişikliklerin yapılması diğer bir sorun teşkil ediyor ki bu durum ,   Uluslarası Güvenlik Konvansiyonundaki  nükleer santrallerin idaresinin bağımsız olması gereğini ihlal anlamına geliyor.

Satınalma süreçlerinde usulsüzlük

Rapor Türkiye’deki yasa değişiklikleriyle nükleer santrallerin malzeme ve ekipman tedarik süreçlerinin  ihale sürecinden muaf bırakıldığını da hatırlatıyor .[3] Şüphesiz bu durum nükleer santrali kurması beklenen ülkenin dilediği ucuz veya kalitesiz bir malzemeyi de kullanabilmesinin veya gereğinden pahallı da olsa bu girdileri kendi tedarikçisi/firmasından edinmesinin önünü açacaktır.

Rusya’ ya uygulanabilecek ambargolar ve sonuçları

Raporda Batının Rusya’ ya uyguladığı ambargo gelecekte de devam ederse Türkiye’nin Akkuyu projesinin Batı ile arasında sorunlar yaratabileceğine de işaret edilmektedir .  Nitekim Rusya 2014 yılında Kırım’ı ilhak ettiği zaman ABD ve AB’nin Ukrayna’ya uyguladığı ambargo  neticesinde Rus tipi VVER 1200 ( Akkuyu’ ya kurulacak olan reaktör tipidir) nükleer santralin yakıtı  Amerika’nın Ukrayna’yı Belçika firması Westinghouse ile anlaşma yapmaya yöneltmiştir ki[4] VVER 1200 Rus nükleer santraline Westinghouse’dan tedarik edilen yakıtın uygun olmadığı bilim insanlarınca  ifade edilmektedir .

Rusya’nın reaktör deprem testi yok

Raporda Akkuyu sahası için VVER 1200 reaktörünün depreme dayanıklılık testinin bulunmadığının altı çiziliyor.  Bu bağlamda Dünyada sadece Japonya’nın reaktörün depreme dayanıklılık test teknolojisine sahip olduğuna işaret ediyor . Ancak unutmayalım ki Japonya’da kurulan nükleer santraller bu teknolojiyle kurulmadığı için güvenlik unsuru taşımadıkları için 2012 den itibaren kapalı bulunmaktadır.

Sonuç ve AB raporundaki tavsiyeler neticesinde Türkiye’nin raporun iadesi

 Türkiye’nin yukarıdaki açıklamalar ışığında nükleer endüstrinin kurulum standartlarıyla  güvenlik şartlarına aykırı bir pozisyon aldığı açıkça görülüyor . Hatırlayacak olursak, Mayıs 2015’te  Türkiye’den sivil toplumun katkılarıyla kurulan Nükleersiz Akdeniz Ağı’nın[5] kuruluş toplantısına katılan Avrupa Yeşiller Başkan Yardımcısı Rebecca Harms’ın da katkı sunduğu Türkiye AB İlerleme Raporunda Kıbrıs’ın olası bir kazada 1.derecede tehdit altında olduğu gerekçesiyle Akkuyu sürecine katılmasının uygun olacağı  belirtilmiş , nükleer enerji yönetiminin bağımsız olması şartından, kaza halinde tahliye ve atık alanı ve sevkiyatı konularındaki eksikliklere kadar tavsiyelerde bulunulmuştu . Türkiye’nin Akkuyu konusunda  tavsiyelerin de yer aldığı raporu   “kabul etmeyip iade edileceği” ni açıklaması [6] , Akkuyu nükleer santralinin, içerdiği eksiklik ve tehdit unsurlarıyla şimdiden uluslararası arenada uyuşmazlıklara sebep olduğunu göstermektedir.

 

[1]http://www.mmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=43883&tipi=1&sube=0#.VaYeVssw_Dc

[2] http://ekonomi.haber7.com/ekonomi/haber/991964-turkiye-atom-enerjisi-kurumu-kapatiliyor

[3] http://etest.enerjienstitusu.com/2013/10/14/nukleer-tesisler-ihale-kanunundan-muaf-tutulacak/

[4] http://tr.sputniknews.com/politika/20141231/1013312975.html

[5] http://yesilgazete.org/blog/2015/05/11/nukleersiz-akdeniz-icin-ilk-adim-kibrista-atildi/

[6] http://yesilgazete.org/blog/2015/06/11/ap-turkiye-raporunda-akkuyu-nukleer-santralini-durdurun-vurgusu/

 

Haber: Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi kuruluyor

Hollanda’nın güneyindeki, Uluslararası Adalet Divanı’na, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne ve çatışma yaşanmış çeşitli ülkelerde işlenen savaş suçlarını ve katliamları soruşturan mahkemelere ev sahipliği yapan Lahey kentinde, bundan böyle hayvan hakları konusunda söz sahibi olacak bir mahkeme de yer alacak.

BBC muhabiri Valeria Perasso’nun haberine göre bu hafta faaliyete geçecek olan Yaban Hayatı Adalet Komisyonu‘nun görevi, türleri tehlikede olan hayvanları avlayan ve bunların kaçakçılığını yapan grupların peşine düşmek olacak.

Söz konusu komisyon yaban hayvanı kaçakçılığı yaparak milyonlarca dolarlık kazanç elde eden şebekeleri ortaya çıkaracak bir uluslararası mekanizma oluşturmayı hedefliyor. Uluslararası düzeydeki en büyük suç şebekeleri sıralamasında, yaban hayvanı kaçakçılığı, uyuşturucu madde, sahte para ve insan kaçakçılığından sonra, dördüncü sırada yer alıyor.

Güney Afrika'da son 7 yılda avlanan hayvan sayısı neredeyse 100 kat arttı. 2007'de 13 gergedan avlanmışken, geçen yıl bu sayı 1215'e çıktı.
Güney Afrika’da son 7 yılda avlanan hayvan sayısı neredeyse 100 kat arttı. 2007’de 13 gergedan avlanmışken, geçen yıl bu sayı 1215’e çıktı.

Komisyonun kurucu üyelerinden Andrea Costra, “Bunlar, uluslar ötesi suç örgütleri. Silah veya uyuşturucu kaçakçıları gibi faaliyet gösteriyorlar. Ticareti küresel düzeye yayabilecek imkanlara ve ilişkilere sahipler. Bu işi nasıl yapacaklarını, kime rüşvet vereceklerini biliyorlar. Yerel politikacılar ve tacirlerle iyi ilişkiler içindeler” dedi.

Uzmanlar, yaban hayvanları av ve kaçakçılığının yolsuzluk, kara para aklama ve hatta terör eylemlerinin finansmanı gibi diğer belli başlı suçlarla ilişkili olarak yürütüldüğünü kaydediyor.

Gergedan avcılığından ton balığı avlamaya, fildişi ticaretinden kereste toplanmasına kadar çok geniş bir alanda yürütülen bu faaliyetler, sayısız canlı türünün geleceğini tehlikeye sokmakta.

Özellikle Güneydoğu Asya ve Çin’den gelen talebin artması nedeniyle bu alandaki kaçakçılık faaliyetleri tırmanıyor.

Bu krizi en iyi anlatan örnek Afrika gergedanı. Bu tür gergedanın en çok sayıda yaşadığı Güney Afrika’da son 7 yılda avlanan hayvan sayısı neredeyse 100 kat arttı. 2007’de 13 gergedan avlanmışken, geçen yıl bu sayı 1215’e çıktı.

Yaban Hayatı Adalet Komisyonu’nun raporunda, “Hiçbir şey yapılmazsa yabani gergedanlar bu on yıl içinde tükenecek” deniyor.

Lahey’deki diğer mahkemelerin tersine, bu komisyon gerçek anlamda mahkeme oturumu düzenleyemiyor; sadece kamuya açık celse yapabiliyor. Komisyonun gözaltına alma yetkisi yok ve tavsiyeleri de bağlayıcı değil.

Yaban Hayatı Adalet Komisyonu yetkilileri, izleyecekleri stratejinin, ‘şok etkisi yaratan’ verileri açığa çıkarmak olacağını; hükümetleri hesap vermeye zorlayıp gergedan ve türleri tehlikede olan diğer hayvanların kurtarılabilmesi için önlemler almalarını bekleyeceklerini vurguluyor.

(BBC)

 

Yeni iklim rejimi ve Türkiye – Dr. Ethemcan Turhan, Arif Cem Gündoğan

Türkiye’nin yeni iklim rejiminde geçmişte yaşanan stratejik sorunların tekrar etmesini istemiyorsak değişimin anahtarı iklim politikası yapıcılarının elinde. OECD ve G-20 üyesi, AB aday ülkesi Türkiye aralık ayında 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21) netleşecek yeni iklim rejiminde yer almalı. Bu da enerji, madencilik ve kentleşme gibi son yıllara damga vuran ekolojik ihtilafların sebeplerine dikkatli bir bakış gerektiriyor.

37

2015 yılı kalkınma ve çevre konularına kafa yoranlar için yoğun bir gündem barındırıyor. 13 Temmuz itibarıyla Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da “3. Uluslararası Kalkınma Finansmanı” toplantısı başladı. Bunu, eylül sonunda Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin yerini alacak Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni kabul etmesi beklenen BM Genel Kurulu izleyecek. Aralık ayında ise Paris’te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) kritik öneme sahip 21. Taraflar Konferansı (COP21) gerçekleşiyor. İşte bu yoğun kalkınma-çevre gündemi öncesinde iklim bilimine dair toplantılardan biri “İklim Değişikliği Altında Ortak Geleceğimiz” başlığıyla 7-10 Temmuz tarihlerinde Paris’te UNESCO ve Fransız hükümeti desteği ile gerçekleştirildi.

İklim değişikliği ile mücadele, uyum ve sürdürülebilir kalkınma konularına disiplinlerarası, bilimsel verilere dayalı çözüm önerileri geliştiren ve kritik COP21 zirvesi öncesinde bilim-toplum-politika arasındaki diyaloğa katkıda bulunan bu sürecin tüm dünya gibi Türkiye’de de dikkatle izlenmesi gerekir. Özellikle de IPCC başyazarlarından Prof. Thomas Stocker‘ın konferansta hatırlattığı gibi küresel ortalama sıcaklık artışını 2°C ile sınırlandırmak istiyorsak 2050’ye kadar sera gazlarını en az yüzde 40 ile yüzde 70 arasında azaltmamız gerektiği akılda tutulduğunda. IPCC’nin var olan iklim biliminin en rafine halini sunduğu AR5’teki analizlerine göre ise 2°C’yi tutturamayıp 4°C ve belki daha ötesinde bir artışa yol açma riskimiz mevcut. Bu tip bir köklü değişiklik insanlık tarihinde benzerini görmediğimiz bir dünyaya yol açabilir.

İklim değişikliği ve uyum stratejileri

İklim değişikliği etkileri ve sebepleri itibarı ile 21. yüzyılın en belirleyici sorunu. Yerel ve küresel ölçekleri bağlayan bu problemin ana sebepleri ise enerji sistemlerimiz, üretim biçimlerimiz, mekanlar ile etkileşimimiz, eşitsiz coğrafi gelişim ve tüketim alışkanlıklarımızda yatıyor. Küresel olan bu sorunları en hızlı ve adil biçimde çözerken de hiçbir ülkenin sorumluluktan kaçmaması gerekiyor. Zira iklim değişikliğine yol açan sera gazlarını zamanında, etkili, adil ve eşitlikçi bir biçimde azaltamazsak yıkıcı etkiler eşit olmayan bir biçimde dağılacak. Bu yıl sonunda imzalanacak olası bir iklim anlaşmasının da bu anlamda tarihsel sorumluluklar kadar, ülkelerin teknik ve finansal yeterlilikleri de göz önüne alması gerekiyor. Diğer senaryolara göre görece güvenli kabul edilen küresel sıcaklık artışını 2°C ile sınırlama hedefini gerçekleştirmek istiyorsak adalet bilinciyle hareket etmeliyiz. Bu da Oslo Üniversitesi’nden Prof. Karen O’Brien‘ın altını çizdiği gibi iklim değişikliği risklerini ve toplumsal sistemimizin altında yatan bazı önkabulleri ve değer yargılarını (örneğin üretim-tüketim ilişkilerimize, kentleşmeye, enerji ihtiyacına dair) sorgulamamızı gerektiriyor. Bu bağlamda iklim değişikliği ile mücadele ve uyum konularında sosyal ve beşeri bilimlerin rolünün hızla belirginleşmesi kritik görülüyor.

Bahsettiğimiz değer yargısı çatışmasının en net örneklerinden birisi Paris’teki konferansta Uluslararası Enerji Ajansı’nın yeni direktörü Dr. Fatih Birol ile Potsdam İklim Değişikliği Araştırma Merkezi’nden Prof. Ottmar Edenhofer arasında geçti. Dr. Birol, küresel karbonsuzlaşmayla ilgili iyimserliğini yakın tarihli ABD-Çin iklim mutabakatı, AB’nin 2030 sera gazı azaltım hedefleri ve kalkınmış/kalkınmakta olan ülke ayrımının azaltım perspektifinde ortadan kalkmaya başlamasına dayandırıyor. 2014’te devreye giren enerji yatırımlarının yüzde 50’sinin yenilenebilir olduğunu belirten Birol, hem enerji verimliliğinin meyvelerinin toplanmaya başladığının hem de Çin’in kömür kullanımının azaldığının altını çiziyor. Prof. Edenhofer ise bu iyimserliğe AR5’in şu bulgularıyla yanıt veriyor: 1) 2000-2010 arası sera gazı emisyonlarındaki artış önceki 30 yılda daha fazla, 2) sera gazı emisyon artışı ekonomik büyüme ve nüfus ile doğru orantılı ve 3) küresel enerji tüketiminde karbonsuzlaşma eğilimi sona erdi. Aklın kötümserliği haziran ortasında prestijli akademik dergi PNAS’de yayınlanan J.C. Steckel ve diğerleri imzalı araştırmada belirtildiği gibi bir küresel kömür rönesansı yaşadığımızı gösterirken, iradenin iyimserliği HEAL’in (Sağlık ve Çevre Birliği) Mayıs 2015 tarihli raporunda (The Unpaid Health Bill: How coal power plants in Turkey make us sick) altı çizilen Türkiye’nin 80 yeni termik santral ile 2019’a kadar yerli kömürden enerji üretimini 60 milyar kilovatsaate çıkarma planlarından vazgeçmesi gerektiğini söylüyor. Fosil yakıt sübvansiyonlarının sona erdirilmesi, karbon salımlarına küresel ve bağlayıcı bir vergi getirilmesi ve yatırımların toplum-temelli yenilenebilir enerji altyapılarına kaydırılması gerekmekte. Bütün bunlara rağmen karbona bir fiyat biçilmesi de başlı başına çözüm değil. Şu ana kadar garantilenen iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden tamamen kaçınmak mümkün olmayacağı için uyum konusuna en az mücadele konusu kadar önem göstermek gerekiyor. Bu da araştırma ve finansmanda iklim değişikliğine uyum için özel stratejiler geliştirilmesi anlamına geliyor.

Türkiye hangi noktada?

Son yıllarda AB ilerleme raporlarında iklim politikalarının yetersiz oluşuyla ilgili eleştiriler alan, OECD ülkeleri arasında sera gazı salımı artış hızında açık ara önde (TÜİK verilerine göre 2013 yılında 1990 seviyesine göre yüzde 110,4 artış) olan Türkiye‘nin COP21’teki pozisyonuna dair net bir bilgiye ulaşmak ne yazık ki henüz mümkün değil. Türkiye’nin iklim değişikliği başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, 29-30 Haziran’da New York’ta düzenlenen etkinlikte Türkiye’nin COP21’den beklentisinin “eşitlik ve ortaklık fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkelerine dayanan adil, etkili ve yasal bağlayıcılığı olan kalıcı bir anlaşmanın elde edilmesi” olduğunu ifade etmiş, Türkiye ulusal katkısının (INDC) Eylül ayına dek netleşeceğini belirtmişti. Öte yandan bu sürecin örneğin Şili’nin yürüttüğü 4 yıllık azaltım stratejisi projesi gibi geniş katılımlı, bilim temelli tüm alternatifleri net olarak ortaya koyan ve kamuoyu önünde şeffaf yürüyen bir süreç olduğunu söylemek maalesef mümkün değil. Türkiye’nin fosil yakıta dayalı enerji projeksiyonlarına bakıldığında yeni iklim rejiminde geçmişte yaşanan stratejik sorunların tekrar etmesini istemiyorsak değişimin anahtarı da iklim politikası yapıcılarının elinde. OECD ve G-20 üyesi, AB aday ülkesi konumundaki Türkiye’nin COP21’de netleşecek yeni iklim rejiminde adaleti her ölçekte uygulayarak yerini alması gerekiyor. Bu da enerji, madencilik ve kentleşme gibi son yıllara damga vuran ekolojik ihtilafların sebeplerine dikkatli bir bakış gerektiriyor. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine en çok maruz kalacak bölgelerden birinde yer alan Türkiye’nin COP21’de çözüme etkin ve ilerici katılımı sadece bu ihtilafları azaltmakla kalmayacak aynı zamanda kuşaklararası adalet, gezegensel sınırlar içinde ekolojik bütünlük ve toplumsal refaha da hizmet edecektir.

 

Bu yazı zaman.com.tr/ den alınmıştır

35. ERthemcan Turhan

 

DR. ETHEMCAN TURHAN – İstanbul Politikalar Merkezi, Sabancı Üniversitesi,

 

 

36. Arif Can Gündoğan

 

ARIF CEM GÜNDOĞAN – King’s College London

Demirtaş’tan PKK’ye silah bırakma çağrısı

demirtaşHDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş PKK’ye Türkiye içinde silah bırakma çağrısı yaptı.

Bir televizyon programında Fatih Altaylı ‘nın sorularına cevap veren Demirtaş KCK’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı “ateş kes bitti “açıklamasına” KCK bu gibi durumlarda daha sabırlı davranmalı “diye yorumda bulundu.

Demirtaş “PKK’yi tehdit olmaktan çıkarmanın yolu müzakeredir. Bizim çağrımıza kalmış olsa sabah kalkar akşama kadar çağrı yaparım. Çağrıyla olacak iş değil. Buradan çağrı yapıyorum PKK kesinlikle Türkiye’ye karşı silah bırakmalıdır. Ama benim çağrım çözüm değil ki… Kim yaparsa bırakacak: Öcalan… O da hangi şartlarda yapacağını açıkladı“ diye konuştu.

Demirtaş,’ın konuşmasında öne çıkan görüşler şöyle:

“Ordu Suriye’ye gideceğine siyasetçiler gitsin. Sınırların güvenliği PYD ile daha mümkün olur. Ancak PYD de de şunu görmeli Türkiye’siz olmaz. Türkiye’nin ve PYD’nin çözümü yeni bir Suriye’ye hizmet etsin”

“Kürtlerin derdi bölünmek değil, haksızlıklar bitsin isteniyor. Ayrı bir devlet kuralım demiyoruz, birlikte yaşayalım ama özgürlükleri genişletelim. Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü için kabaca ilkesel çözümümüz bu. “

HDP’yi Meclis’e bütün Türkiye’nin taşıdığını söyleyen Demirtaş olası bir erken seçimde HDP’nin oyunun yüzde 20’ye kadar çıkarabileceğini söyledi.

Yeşil Gazete

İran’la nükleer anlaşma

nükleer anlaşmaİran ile 5+1 bilinen (BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya) ülkeler arasında 2006 yılından beri süren görüşmeler anlaşmayla sonuçlandı.

Varılan anlaşma ile  uluslararası ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında, İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırılması amaçlanıyor.

Anlaşma ile dünyanın daha güvenli bir yer olduğunu söyleyen ABD Başkanı Obama artık İran için nükleer silahlara giden yolun kesin olarak kapandığını söyledi.

Türkiye anlaşmadan duyduğu memnuniyeti ifade ederken İsrail karara tepki gösterdi ve anlaşmanın İran’ı cesaretlendireceğini söyledi.

Anlaşma ile:

    • İran nükleer tesislerinin kontrol edilmesini kabul ediyor.
    • BM müfettişleri askeri alanları kontrol edebilecek ancak İran’ın da giriş izni taleplerine itiraz hakkı bulunacak.
    • Petrol, doğal gaz, finans, havacılık ve deniz taşımacılığı alanlarında yıllardır süren yaptırımlar kalkacak, İran yurtdışındaki milyarlarca dolarlık varlığına yeniden ulaşabilecek.
    • BM silah ambargosu beş yıl, füze yaptırımı ise sekiz yıl daha yürürlükte kalacak.

Eğer İran anlaşmayı ihlal ederse yaptırımlar 65 gün içinde tekrar başlayacak

Yeşil Gazete

Celladının canını alan kadınlara methiyeler düzer olduk: Ölür müsün, öldürür müsün? – Elif key

Gazetelerin ana sayfalarında irili ufaklı Çilem Doğan fotoğrafları… Ana sayfayı yapan editörler fotoğraftan, Doğan’ın yüzündeki ifadeden psikolojisini anlamaya çalışıyorlar.

Aslında hiçbir şey yazmasalar da olur, üçüncü sayfalara tıkılan şiddet hikayelerinden biridir nihayetinde. Ama Çilem Doğan, “Hep kadınlar mı ölecek? Biraz da erkekler ölsün” dediği için artık bu haber, ‘İnsan köpeği ısırdı’ haberi gibi, hak ettiği yerde, anasayfada.

‘İşler yolunda’ diyor olabilirmiş

çilem doğan

Çilem Doğan’ın fotoğrafının altına, ‘Kelepçeli iki elinin başparmaklarını kaldırarak ‘İşler yolunda’ imasında bulundu. Rahat hareketleriyle dikkat çeken ve kendinden emin adımlarla yürüyen Çilem Doğan, sağlık kontrolünün ardından adliyeye götürüldü’ yazmışlar.

Gazetelerin birinci sayfalarını çoğunlukla erkekler yapınca, haber aşağılarda, resim küçük, altında da epey uzaktan geçen analizler. Çilem Doğan ‘İşler yolunda’ diyor olabilirmiş, rahat hareketleriyle dikkat çekiyormuş. Çünkü kimbilir, memleketin dört bir yanında öldürülen, öldürmese öldürülecek onca kadın. Ve artık canına tak eden kadınlar ülkesinde bir gün daha!

Canlarına Tak Eden Kadınlar’

Sibel Hürtaş’ın kitabı ‘Canlarına Tak Eden Kadınlar’ (İletişim Yayınları) tam da bu kadınlardan bahsediyor. Ölür müsün öldürür müsün sorusuyla başbaşa kalan, sabahı, bir başka işkence sabahını bekleyemeyen, sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyen erkeklerden kurtulmak için kendini, hayatını yakan kadınlardan bahseden bir kitap.

Hürtaş’ın cezaevinde görüştüğü kadınların hikayeleri epey sert, ortak noktaları: Pişmanlık yok. Çilem’in tişörtünde yazan son cümle gibi: ‘Sevgili gelecek, artık hazırım.’ Hazır oldukları yer ise dört duvar arası, bir cezaevi.

Hürtaş cezaevinde kadınlarla görüşüyor, kadınların hikayelerini yazıyor:

“…50’lerinde bir kadın, kocası 38 yıl boyunca kocasından türlü eziyetler gördüğünü anlatırken, utana sıkıla onun dışkısını evin ortasına yapıp zorla kendisine yedirmeye çalıştığını ima etmişti. Hem de bir iki kez değil, evli oldukları 38 yıl boyunca, defalarca. Bu şiddetten kaçmak için bir kez ikinci kattaki evinin balkonundan atlayıp topuklarının kırılmasını göze almış, birkaç kez de köy yerinde gece vakti tarlada nefesini tutup saklanmıştı.

Yaşadıklarını şöyle anlatmıştı: ‘Eve girmek istemezdim, korkardım, sesimi de çıkaramazdım. Kaç saatlere kadar ‘tarlada çalışıyorum’ derdim de gidemezdim. Tam 38 sene o eve girmemek için, ne çileler çektim. Ben evde olup da o akşam geldiğinde, kolumda hırkama bıçak saklayıp açardım kapıyı, bir şey yapacağımdan değil ya. Tam 38 sene ben öyle açtım kapıyı. En son günü yine dövmeye başladı, kaçtım. Kapıya kadar ulaştım, kapıyı kilitlemiş yine anahtarı cebine koymuş, geldi arkamdan saçlarımdan tutup sürükleyince, ben de elimdeki bıçağı vurdum sonra balkondan atladım, orada bayılmışım. Ayılınca söylediler öldüğünü…’ Yaşlı kadın, yargılandığı sırada adamın sapkınlıklarını anlatmaya utanmış, görüşmeyi yaparken bizden Yargıtay’a dilekçe yazmamızı istemişti.”

Bir delilik hali

Başka bir kadın, ilk eşinden olan oğlunu, ikinci eşinin taciz ettiğini anlatıyor. İlkokula giden oğlunun öğretmeni sayesinde olaydan haberdar olur olmaz kocasını öldürüyor. Öyle basit bir vurdum, öldü vakası değil. Önce kocasını kasap bıçağı ile 42 yerinden bıçaklıyor, ardından üzerine kolonya döküp yakıyor, sonunda tüm evi yakıyor ve dışarı çıkıp izliyor. Bir delilik hali! Çünkü çocuğu onun canı, canını yakanı her kadın yakar!

Zonguldak’ta, kendisine cinsel ve fiziksel şiddet uyguladığını öne sürdüğü emekli madenci eşi, 57 yaşındaki Bilal Korkmaz’ı, namaz kılarken başına kazmayla vurarak öldüren 55 yaşındaki Hanım Korkmaz da aynı kaç kurşun yağdırdığını bilmeyen, eline ilk kez silah alan Çilem Doğan gibi, ‘Kaç kere vurduğumu hatırlamıyorum’ diyor.

Bir başka yerde, Konya’nın Çumra ilçesinde kocası tarafından 11 yıl boyunca işkence ve cinsel istismara maruz kalan T.G, eziyetlere daha fazla dayanamayarak kocasını tabancayla vurarak öldürüyor. Çünkü kocası Ömer G.  misal kafası atınca, karısını traktörün arkasına iple bağladıktan sonra 200 metre sürüklermiş, ardından karşısına geçip keyif sigarası içermiş. Kemerle dövmesi ise gündelik hobilerinden biri. Ömer bir gece silahını eşinin eline tutuşturuyor, “Al şu tabancayı kendi öldür. Beni uğraştırma, bitir bu işi” diyor. Son cümlelerini kendi elleriyle dövüp hayatından bezdirdiği karısına kendisi veriyor! Yerde son nefesini verirken karısının adını sayıklıyor.

Bu ruh hali düzelir mi?

Gazeteler bu haberlerle dolu.

Canına tak eden kadınların ülkesinde bir kadın bir erkeği öldürdü diye sevinip ‘Helal olsun’ diyen, celladına aşık olan sonra da onun canını alan, gülerek cezaevine giden kadınları anlar, onlara methiyeler düzer olduk.

Konuşmazsak düzelirmiş ya, bu ruh hali düzelir mi?

Elif Key – Diken