Ana Sayfa Blog Sayfa 3520

Suffragette filminin Londra’daki galasında feminist protesto

Suffragette filminin Başka Sinema kapsamında ülkemizde vizyona girmesi vesilesi ile filmin dünya prömiyeri sırasında meydana gelen protestonun The Guardian’dan Nicola Slawson imzalı haberini Yeşil Gazete’den Ayşe Zeynep Pamuk‘un çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Londra’daki Suffragette* filminin galasında yüzden fazla feminist protestocu bariyerleri aşarak kırmızı halıda gösteri yaptı.
7 Ekim günü İngiliz Film Enstitüsü (BFI – British Film Institute) Londra Film Festivali‘nin açılış galası beklenmeyen bir protestoyla başladı. Londra’daki Odeon sinemasında düzenlenen Suffragette filminin galası feminist aktivistlerin protestolarıyla bölündü.
Yüzden fazla feminist aktivist bariyerleri aşarak kırmızı halıya doğru atlarken, yeşil ve mor renkteki gaz bombaları Odeon sinemasının önünde uçuştu.

24

Sunucu Lauren Laverne, yönetmenlerle röportaj yapabilmek için sesini yükseltmek zorunda kalırken arkaplanda aktivistlerin “Ölü kadınlar oy kullanamaz” ve “Kadınların seçme hakkını savunan kadınlar biziz” sloganları inliyordu. Galada gecikmelere neden olan protesto, polis müdahelesi ve ekstra bariyerlerin getirilmesiyle önlenmeye çalışıldı. Polis gaz bombaları kullanırken, kadın protestocuları bariyerlerin arkasına itti.

Aile içi şiddete karşı kampanyalar düzenleyen Sisters Uncut organizasyonundan aktivistler, bu kırmızı halı etkinliğini protesto ederek aile içi şiddete karşı devlet servislerinde yapılan kesintilere dikkat çekmeyi amaçladıklarını ve “mücadelenin daha bitmediğini” belirttiler. “Aile içi şiddete maruz kalan tüm kadınların destek ve güvenceye erişimlerinin olması gerektiğine inanıyoruz. Fakat devlet yaşam kurtarıcı destek servislerine olan fonları kaldırarak bu inancı açıkça paylaşmamaktadır”.

Devlet Kesintileri, Özellikle LGBTi ve Etnik Azınlıklardan Kadınları Etkiliyor

Aktivistlerden soyadını vermeyen Latifa, kadın destek servislerinin önemine dikkat çekti: “Kadın özgürlüğü mücadelesi henüz bitmedi. Her hafta iki kadının erkek şiddetiyle hayatını kaybettiği Birleşik Krallık’ta mücadeleye devam etmeliyiz, çünkü ölü kadınlar oy kullanamaz, hakalrını savunamaz. Devletin tasarruf projesi kapsamında, kadınların sosyal barınma ve imityazlara, hukuki yardımlara olan erişimi kısıtlandı ve kadınlar ölmeye devam ediyorlar.”

25

Devletin tasarruf politikasının başka bir boyutu da var: Kesintiler orantısız bir şekilde özellikle etnik azınlık gruplardan kadınları hedef alıyor. 2010 yılından bu yana kapatılan kadına şiddete karşı çalışan 32 servisin hepsi LGBTi ve etnik azınlık gruplardan kadınlara destek veren uzman servislerdi.

Neden Suffragette Filmi Hedef Alındı?

Suffragette filminin özellikle kadın haklarını destekleyen içerğine rağmen neden prostetoların hedefinde bulunduğu sorusu üzerine Latifa, filmde kadınların özgürlük mücadelesinin bir kutlama edasıyla konu edildiğini ve bunun kadın haklarının durumuyla ilgili gerçeği yansıtmaktan çok uzak olduğunu belirtiyor: “Mesajlarımızın her zamankinden çok duyulmasına ihtiyaç var, çünkü burada bu hayali sunuş var”.

Aktivistler ayrıca, filmin oyuncularının tamamının beyaz olduğunun ve kadın hakları mücadelesinde diğer renklerden kadınların payının göz ardı edildiğinin altını çizerek filmin diğer gruplardan kadınları temsil etmediğini vurguladılar.

Filmin oyuncuları ise protestolardan rahatsız olmadı. Helena Bonham Carter, protestolara aldırmadan hayranlarının posterlerini imzalayarak ve fotoğrafçılara poz vererek “protestonun filme mükemmel bir cevap olduğunu” söyledi. Filmin diğer bir oyuncusu Carey Mulligan, kadın ve erkeklerin eşitsiz bir toplumda yaşadıklarının altını çizerek, filmin herkesin dünyaya bakışına ilham vermesini umut ediyor.

*suffragette, İngilizce’de kadınların seçme hakkını savunan kadın anlamına geliyor.

 

Haberin İngilizce Orjinali

Haber: Nicola Slawson 

Yeşil Gazete için çeviren: Ayşe Zeynep Pamuk

(Yeşil Gazete, Guardian)

Mit 3 – Zenginleri vergilendirmek yatırımcıyı korkutuyor ve ekonomik performansı düşürüyor

David Ransom tarafından New Internationalist Magazine‘de yayınlanan haberi Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Neoliberalizmin bir mitine göre özel teşebbüsler refah yaratır, vergilendirme ise bunu yok eder. O zaman daha az vergi ile daha zengin oluruz. Toplumlar arasında vergi indirimi için rekabet yatırımcıyı cezbeder ve zenginliğin yaratılmasını cesaretlendirir.

Gerçekte, kamusal olarak fonlanan eğitim, sağlık servisi, altyapı ve istihdam olmadan özel teşebbüs işlevini yerine getiremez. Vergilendirme özel teşebbüs kadar refah yaratır. Vergi seviyelerinde “en dibe kadar yarış”ı destekleyen “vergi savaşları”, “en tepeye kadar yarış”ın hilesi, fakirleşmek için bir tehdit hatta toplumu yok eden bir durumdur. Üreticinin vergi seviyelerinin “en rekabetçi” olduğu ortamda yatırım yapma düşüncesi safsatadır.

eat-the-rich1
“Bir iş adamı olarak vergi yasasını temel alan bir yatırım kararı hiç vermedim. Eğer parayı feda ediyorsanız, ben onu alırım. Eğer bana bir şey için teşvik veriyorsanız, her şekilde bunu yapacağım için, alırım. Fakat iyi iş insanları teşviklerden ötürü bir şeyleri yapmazlar.” Paul O’Neill, Alcoa’nın eski başkanı.

O zaman doğru ve müşfik vergilendirme seviyesi nedir? Bu ekonomik değil politik bir karardır. Bir demokraside adil olmanın temel prensipleri uygulanmaya daha çok meyillidir. “Kademeli” vergi geniş omuzların daha büyük yükü taşıması anlamına gelir. “Azalan” vergi, herkesin aynı seviyede ödediği tüketici vergileri gibi, tam tersi yönde çalışır.

Nordik ülkelerden İsveç, Norveç ve Danimarka, Dünya’daki en yüksek ve en kademeli vergi sistemine sahip olmalarıyla ünlüdür – buna rağmen genel itibariyle en zengin ve en başarılı toplumlar arasında yer alırlar. 2008’deki finansal krizde İsveç’teki vergiler 60%’a yükseldiğinde kamuoyu araştırmaları İsveçlilerin büyük kısmının bunları ödemekten memnun olduğunu gösteriyordu [1]. Kademeli vergilerin ekonomik performansı durdurmadığını bilmek için İsveç’te yaşamayı arzulamak zorunda değilsiniz.

Neoliberalizm vergi indirimlerini ve hileyi yarattı. Devasa danışman endüstrisini fonlamak ve güvenli sığınaklar arasında dikkatle bir ağ dokumak, zengin şirketler ve kişiler için açık farkla vergi memuruna ödeme yapmaktan daha kârlı oldu. Sonuçta aşırı zengin hiç vergi ödemez hâle geldi. Onlar köklü ve sayısız yerel işletme de dahil olmak üzere herkes tarafından sübvanse ediliyorlar.

Tüm bunlar Büyük Durgunlukla birlikte derin bir sıkıntıdan kurtuldular. Devlet borçları ve bütçe açıkları sadece vergi mükellefleri harcamalar için yetersiz kaldıklarında gerçekleşir. Bir daralma sırasında, vergi gelirleri düşer. Bu durumla karşılaşınca, vergileri yükseltmek işleri daha kötü hâle getirir – fakat sonra kamu giderleri azaltılır. Aslında bu da başka bir siyasi seçim.

“Her devlet kendi vergi oranlarını belirler, fakat küresel sermayenin dünyasında, birbirimizle rekabet ettiğimiz dünyada, iş kurmanı istiyoruz mesajını gönderdiğimiz bir dünyada, tamamen rekabete kapalı yüksek vergilerin olmasını yanlış buluyorum.” David Cameron, Britanya Başbakanı.

Vergi cennetleri için güvenli bir sığınak olmakla adı çıkmış Britanya’da şirketlerin ve zenginlerin vergileri düşürülürken KDV sert bir şekilde artırıldı. Vergi savaşları ve vergi indirimleri  “tasarrufların” tanımlayıcı özelliği oldu. Yatırımı teşvik etmek için hiçbir şey yapmadılar. 2014’ün sonunda yatırımlar 2009’daki seviyenin altına düşmüştü [2]. Zaten Avrupa Birliği’nin genelinin altındaydı ve 2009’dan beri sabit şekilde düşmekte [3].

Neoliberal vergi sistemi bir kader değil. Olayı başka şekilde görmenin yolları var, örneğin gelirler yerine kişisel servetlere – kişisel olduğu kadar şirket servetlerine de – bakarsak. Thomas Piketty’in tahminine göre ortalama olarak devletler artık bir servete sahip değiller. Borçları yaklaşık olarak varlıklarına eşit. Halbuki kişisel varlıklar kişisel borçların 6 katı. “Kişisel varlıklara bir seferlik yüzde 15 sabit vergi uygulansa” diye öneriyor Thomas Piketty, “yıllık ulusal gelire eş değer bir sonuç ortaya çıkar ve bu ödenmemiş kamu borçlarını kapatabilir” [4].

Piketty yakın zamanda böyle bir vergi artışı olacağından umutlu değil, en azından neoliberalizm kazanırken. Aynısı finansal spekülasyonlarda işlem vergisine de uygulanabilir, cesaret kıran finansal karmaşanın faydalı etkilerini arttıran para alışverişindeki “Tobin” vergisi gibi. İkisi de kalıcı ekonomik sorunların çözümüne yardımcı olabilir.

Daha iyi bir gelecek için daha adil vergi sistemi öneren bir gerçeklik, nasıl desek, çok gerçekçi değil. Bir başka gerçeklik neoliberal vergi sistemlerinin mitler ve propagandaya dayandığını anlatmakta. Gerçekte zenginlik üzerinde uygulanacak oldukça mütevazi vergiler bile Büyük Durgunluk’un yönünü değiştirmeye yetecek kaynağı yaratıyor. Hatta bu irade açıkgöz yatırımcıları bile memnun edecektir.

[1] The Guardian, 16 November 2008
[2] The Guardian, 15 February 2015
[4] Thomas Piketty, Capital in the Twenty-First Century, Harvard University Press, 2014

Haberin İngilizce orjinali

Haber: David Ransom

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil GazeteNew Internationalist blog )

Avrupa Yeşilleri: Barış imzacılarına gözdağı dalgası

Avrupa Yeşiller Partisi Türkiye’de akademisyenlere yönelik baskıyı protesto etti.

22Avrupa Yeşiller Partisinin (EGP) web sitesinde yer alan bir değerlendirme “Türkiye’de Barış için İmzacılara Gözdağı Dalgası” başlığıyla yayınlandı.

Yazıda akademisyenlerin imzaladığı bildiriri ve sonrasında yaşanan gelişmeler özetlenerek “mevcut korku vaziyeti ve hâlihazırdaki hükümetin şaşırtıcı ve gittikçe artmakta olan otoriter tavrı geçmişte bırakıldığına inandığımız günleri hatırlatıyor” deniliyor.

Durum üzerine yorum yapan Avrupa Yeşilleri Eş-Sözcüsü Monica Frassoni, “Hepimiz ifade özgürlüğünü ve kamusal ve açık bir tartışmayı Türkiye’nin sabitleşmiş gerçeği olarak görürdük; bugünlerde bu, vatandaşlar için riskli bir girişime dönüşüyor” diye görüş beyan etmiş.

Yazıda  Yeşillerin Türkiye hükümetinin sivil topluma karşı gözdağı verici tavrını kaygı verici bulduğu, ve her iki tarafa da barış görüşmelerine devam etmeleri ve saldırılar ve hukuk sistemi üzerinden yürütülen tehdit ve gözdağı üzerine somut araştırmalara başlamaları için çağrıda bulunduğu görüşü öne çıkıyor..

Eş-Sözcü Monica Frassoni “Avrupa Birliği yeni bir ateşkesi sağlamakta çok daha aktif bir rol üstlenmeli. Türkiye’nin, kendi insanlarının seslerini bile dinlemeye tahammül edemez bir hâlde iken mülteciler konusunda güvenilir bir ortak olacağına inanmak bir hüsnü hayalden ibarettir” diye eklemiş.

Avrupa Yeşiller Partisine göre Türkiye, AB adayı bir ülke ve Türkiye demokrasisinin tabiatı AB’nin artık gözlerini yumulu tutamayacağı bir mesele. İfade özgürlüğü ve demokratik muhalefetin tehlikeli şekilde küçülmüş olan alanı yeniden tesis edilmeli ve bunu yaparken bir yandan da Türkiye toplumunun acı verici çatlakları tedavi edilmeli.

Avrupa Yeşiller Partisinin  web sitesinde yer alan habere bu link üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

Tahsin Yücel hayatını kaybetti

Edebiyat dünyasının çok yönlü ismi Tahsin Yücel hayatını kaybetti. Öykü, roman, deneme, anlatı, inceleme, derleme alanında pek çok eseri bulunan ve Türkiye’deki göstergebilim çalışmalarının öncüsü sayılan Tahsin Yücel aynı zamanda önemli bir çevirmendi.

tahsinyucel

Tedavi gördüğü hastanede 83 yaşında hayatını kaybeden Yücel’in cenazesi yarın Şişli Camii’nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.

Tahsin Yücel kimdir?

Öykü ve roman yazarı, denemeci, eleştirmen ve çevirmen olan Tahsin Yücel, kunduracı olan Ahmet Yücel’le Nuriye Münevver Hanım’ın oğludur. İlköğrenimini Elbistan Gazi Paşa İlkokulu’nda tamamladıktan sonra 1945’te İstanbul’a geldi. 1953’te Galatasaray Lisesi’ni, 1960’ta da İÜEF Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. 1969’da doktorasını tamamlayan yazar, 1972’de doçent, 1978’de oldu. Özellikle Fransız edebiyatı ve göstergebilim konusunda uzmanlaşan Yücel, 2000 yılına kadar aynı bölümde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Öğrencilik yıllarından Varlık Yayınları için çevirmenlik yapmaya başlayan Yücel, aynı zamanda bir dönem Varlık dergisi yazı işleri müdürlüğünü yapmıştır.

Yurtiçi ve yurtdışında da ilgi gören çeviri ve incelemelerinin yanı sıra, öykücü, romancı ve denemeci olarak da tanınan Tahsin Yücel’in edebi anlamdaki ilk çalışmaları öykülerle olmuştu. İlk öyküsü olan ¨Dert Çok, Hemdert Yok!¨, bir derlemede (Yeni Hikâyeler 1950) yayımlandı. Bu yıllarda henüz Galatasaray Lisesi’ne yeni başlamıştı. Daha sonraları Varlık, Seçilmiş Hikâyeler, Yeryüzü, Beraber ve Mavi gibi dergilerde öyküleri yayımlanmaya devam etti. Bu dönemlerde; kullandığı yalın dil, modern sözcükler, Anadolu insanına yaklaşımındaki tutarlılık ve anlatımındaki ustalık dikkat çekti. Behçet Necatigil gibi isimlerden yorumlar aldı. “Uçan Daireler,” “Haney Yaşamalı” ve ” Düşlerin Ölümü “adlı öykü kitaplarında özlemini çektiği çocukluk günlerine dair izlenimlerini içten ve “kendi geçmişinden bazı öğeler “ kullanarak yazdı.

İlk edebiyat ödülünü bu öykülerinden aldı. 1970’li yıllara gelindiğinde, kişilerin iç dünyasını analize odaklanan öykülere ağırlık vermeye başlamıştır. Tahsin Yücel, Peygamberin Son Beş Günü, Mutfak Çıkmazı, Bıyık Söylencesi adlı romanlarında toplumun yapısal, düşünsel ve geleneksel yapısında gördüğü aksamaları ve çarpıklıkları dile getirmeye çalıştı.

Tahsin Yücel’in öyküleri başta İsveççe ve Fransızca olmak üzere yabancı dillere de çevrilmiştir.

Ödülleri ve ünvanları

  • 1956, Sait Faik Hikâye Armağanı (Haney Yaşamalı)
  • 1959, TDK Öykü Ödülü (Düşlerin Ölümü)
  • 1984, Azra Erhat ¨Çeviri Üstün Hizmet Ödülü¨ (Yaban Düşünce)
  • 1993, Orhan Kemal Roman Armağanı (Peygamberin Son Beş Günü)
  • 1999, Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (Söylemlerin İçinden)
  • 1999, Dünya Kitap Yılın Kitabı Ödülü (Komşular)
  • 2003, Yunus Nadi Roman Ödülü (Yalan)
  • 2002, Ömer Asım Aksoy Ödülü (Yalan)
  • 2007, Balkanika ödülü (Gökdelen)
  • 2008, Mersin Kenti Edebiyat Ödülü
  • 1997, Fransız Hükümeti Palmes Académiques nişanı Commandeur derecesi.

ESERLERİ

Öykü

  • Uçan Daireler (1954)
  • Haney Yaşamalı (1955)
  • Düşlerin Ölümü (1958)
  • Yaşadıktan Sonra (1969)
  • Ben ve Öteki (1983)
  • Aykırı Öyküler (1989)
  • Komşular (1999)
  • Golyan Devrimi (2008)

Roman

  • Mutfak Çıkmazı (1960)
  • Peygamberin Son Beş Günü (1992)
  • Bıyık Söylencesi (1995)
  • Vatandaş (1996)
  • Yalan (2002)
  • Kumru ile Kumru (2005)
  • Gökdelen (Roman) (2006)
  • Sonuncu (2010)

Masal

  • Anadolu Masalları (1957)

Anlatı

  • Dönüşüm (1975)
  • Vatandaş (1975)
  • Deneme-Eleştiri
  • Yazın ve Yaşam (1976)
  • Yazının Sınırları (1982)
  • Tartışmalar (1993)
  • Yazın, Gene Yazın (1995)
  • Alıntılar (1997)
  • Söylemlerin İçinden (1998)
  • Salaklık Üstüne Deneme (2000)
  • Yüz ve Söz (2003)
  • Göstergeler (2006)

İnceleme

  • Dil Devrimi (1968)
  • L’Imaginaire de Bernanos (1969)
  • Figures et Messages dans la Comédie Humaine (1972)
  • Anlatı Yerlemleri (1980)
  • Dil Devrimi ve Sonuçları (1982)
  • Yapısalcılık (1982)
  • Eleştirinin Abecesi (1991)
  • İnsanlık Güldürüsü’nde Yüzler ve Bildiriler (1997)
  • Eleştiri Kuramları (2007)

Derleme

  • Yazı ve Yorum (R. Barthes seçkisi) (1990)

Yurtdışında yayınlanan eserleri

  • The Citizen (Vatandaş, 1996) Published in French by Rocher in 2005
  • The Last Five Days of the Prophet (Peygamberin Son Beş Günü,1992) Published in French by Rocher in 2006
  • The Tale of the Moustache (Bıyık Söylencesi, 1995) Rights sold: French- Actes Sud

Çeviri

  • Amok (S. Zweig) (1954)
  • Arı Maya (W. Bonsels) (1954)
  • Tom Amca’nın Kulubesi (E. H. Beecher-Stowe) (1954)
  • Usta İşçi (S. Zweig) (1954)
  • Malezya Tılsımı (S. W. Maugham) (1954)
  • Jane Eyre (C. Bronte) (1954)
  • Taraskonlu Tartain (A. Daudet) (1954)
  • Yarına Dönüş (U. Sigrid) (1954)
  • Bir Numaralı Evde Olanlar (J. Steinbeck) (1955)
  • Geçmiş Günler (F. Carco) (1955)
  • Genç Kızlar (H. de Montherlant) (1955)
  • Güzel Kadın Meyhanesi (R. Dorgeles) (1955)
  • Kadınlara Acıyın (H. de Montherlant) (1955)
  • Kedinin Masalları (M. Aymé) (1955)
  • İyilik Şeytanı (H. de Montherlant) (1955)
  • Kan (C. Malaparte) (1955)
  • Kanatlılar (J. Kessel) (1955)
  • Kolej Yılları (V. Larbaud) (1955)
  • Yeryüzünde Bir Yolcu (J. Green) (1955)
  • Katil (G. Simenon) (1956)
  • Kül Kedisi (C. Perrault) (1956)
  • Taşralı Kız (A. Moravia) (1956)
  • Madam Bovary (G. Flaubert) (1956)
  • Büyük Sürü (J. Giono) (1956)
  • Cüzzamlı Kadınlar (H. de Montherlant) (1956)
  • Ya Gerçek Olsaydı (R. Dorgeles) (1956)
  • Duvargeçenler (M. Aymé) (1956)
  • Tehlikeli Geçit (S. W. Maugham) (1957)
  • Colomba (P. Mérimée) (1958)
  • Küçük Prenses (F. H. Burnett) (1958)
  • Kar Topu (G. de Maupassant) (1958)
  • Vatikan Zindanları (A. Gide) (1958)
  • Kaçak (G. Simenon) (1959)
  • Pamuk Prenses (J. Grimm) (1959)
  • Kırmızı Zambak (A. France) (1959)
  • Sapho (A. Daudet) (1959)
  • Uzaktan (Colette) (1959)
  • Kadın ve Kukla (P. Louys) (1959)
  • Dünya Nimetleri (A. Gide) (1959)
  • Aynı Yol (A. Gide) (1960)
  • Kaz Baba (M. Aymé) (1960)
  • Diktatörün Kadını (A. Moravia) (1960)
  • Bella (J. Giraudoux) (1960)
  • Yeni Nimetler (A. Gide) (1960)
  • Paris Sıkıntısı (C. Baudelaire) (1961)
  • Eugenie Grandet (H. de Balzac) (1961)
  • Konuşan Hayvanlar (M. Aymé) (1961)
  • Swann’ın Bir Aşkı (M. Proust) (1961)
  • Bekârlar (H. de Montherlant) (1962)
  • Çoban Prens (H. C. Andersen) (1962)
  • Sisifos Efsanesi (A. Camus) (1962)
  • Kalpazanlar (A. Gide) (1963)
  • Tersi ve Yüzü (A. Camus) (1963)
  • Kamelyalı Kadın (A. Dumas) (1963)
  • Sinekler (J. P. Sartre) (1963)
  • Evlilik (A. Moravia) (1965)
  • Altenburg’un Ceviz Ağaçları (A. Malraux) (1966)
  • Başkaldıran İnsan (A. Camus) (1967)
  • İklimler (E. Herzog) (1967)
  • Kadınlar Okulu (A. Gide) (1967)
  • Ak Bıldırcın (J. Steinbeck) (1968)
  • Cennet Bahçesi (H. C. Andersen) (1969)
  • Politika ve Propoganda (J. M. Domenach) (1969)
  • Tolstoy’un Hayatı (R. Roland) (1969)
  • Kale (A. de Saint-Exupéry) (1970)
  • Yeşil Kısrak (M. Aymé) (1970)
  • İnsanların Dünyası (A. de Saint-Exupéry) (1970)
  • Becket: Tanrının Şerefi (J. Anouilh) (1972)
  • Parmak Kız (H. C. Andersen) (1972)
  • Goriot Baba (H. de Balzac) (1972)
  • Karlar Kraliçesi (H. C. Andersen) (1973)
  • Eleştiri Kuramları (J. C. Carloni-C. Filloux) (1975)
  • Nuhun Gemisi (M. Aymé) (1979)
  • Suluboya Kutuları (M. Aymé) (1981)
  • Yağmur Yağdıran Kedi (M. Aymé) (1981)
  • Yaban Düşünce (C. Lévi-Strauss) (1984)
  • Kral Solomon’un Bunalımı (E. Ajar) (1985)
  • Sevgili (M. Duras) (1986)
  • Yazının Sıfır Derecesi (R. Barthes) (1989)
  • Çağdaş Söylenler (R. Barthes) (1990)
  • Duygusal Sürgün (Colette) (1991)
  • Hastane Günlüğü (G. Hervé) (1992)
  • Kısa Düzyazılar (M. Tournier) (1993)
  • Yaz (A. Camus) (1994)
  • Sürgün ve Krallık (A. Camus) (1996)
  • Göstergeler İmparatorluğu (R. Barthes) (1996)

(Yeşil Gazete, Radikal, Wikipedia, Edebi Yâd ve Sanat Akademisi)

Istrancalar’daki koruma alanında RES tartışması

Istrancaların Bulgaristan sınırındaki Dereköy-Karadere-Şükrüpaşa köyleri bölgesinde bulunan ormanlık alanda kurulması planlanan 15 adet RES (Rüzgar Enerjisi Santrali) için Kırklareli ve ilçelerinden sivil toplum kuruluşları, il genel meclis üyeleri ve bireysel olarak toplam 15 imza ile açılmış olan davanın keşif ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirildi.

18

Kırklareli Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 15 adet RES için 5 Ağustos 2015 tarihinde ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) gerekli değildir kararı verilmesi üzerine bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve bireysel katılımcılar taarafından Kırklareli Valiliği’ne karşı açılan davanın keşif incelemesi dün (21 Ocak Perşembe) davayı açan ekoloji aktivislerinin de katılımı ile tamamlandı.

Konuya dair bilgi almak için Doğal Yaşamı Koruma Vakfı Kırklareli İl Temsilcisi Göksal Çidem ile görüştük. Kırklareli Valiliği önünden bölgeye gitmek üzere iken sorularımızı yanıtlayan Çidem, “Yapılması planlanan RES’ler Dereköy, Karadere ve Şükrüpaşa köyleri civarında olacak. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü “ÇED gerekli değildir” kararı verdi ve buna karşı dava açtık. Bildiğiniz gibi 50 megawatt altındaki RES’ler için bu karar alınabiliyor ancak bölgenin özelliği Avrupa’nın en önemli doğa alanlarından biri olması. Yapılması planlanan RES’ler doğa tahribatına yol açacak” diye konuştu.

Doğal Yaşamı Koruma Vakfı Kırklareli İl Temsilcisi Göksal Çidem
Doğal Yaşamı Koruma Vakfı Kırklareli İl Temsilcisi Göksal Çidem

Bölgenin Bulgaristan sınırına bitişik olduğunu belirten Çidem, Bulgaristan tarafında kalan bölgenin Mayıs 1992’de, Avrupa Birliği üyesi ülke hükûmetlerinin, Avrupa içinde tehlikede bulunan doğal yaşam alanlarının ve canlı türlerinin koruma altına alınması amacıyla hazırlanmış Natura 2000 doğal çevre koruma ağı dahilinde bulunduğunu ve Strandja PARK’a sıfır noktasında kurulmasının planlandığını aktardı.

21

Göksal Çidem sözlerini, “Türkiye kısmında yer alan ve 15 RES planlanan Istranca eteklerindeki Dereköy, Karadere ve Şükrüpaşa bölgesi de içinde barındırdığı su kaynakları ile biyosfer rezerv alanı olması nedeniyle Unesco tarafından koruma altına alınacağı belirtilen bir bölge. Planlanan RES’lerin faaliyete geçmesi halinde bölge habitatını olumsuz yönde etkileyeceğini düşünüyoruz” şeklinde tamamladı.

Keşif Sonrası Basın Açıklaması

Keşif incelemesi sonrasında 21 Ocak 2016 tarihinde mahallinde ilk yapılan keşif ve inceleme aşamasında söz alan davacılar “Bizler Dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli çevresel sorunlardan birinin atmosfere salınan sera gazı sonucu küresel ısınma ve iklim değişikliği olduğunun, bu çerçevede yenilenebilir enerji üretimini öneminin bilincindeyiz.” ifadesi ile başlayan bir basın açıklaması paylaştı.

20

Göksal Çidem’in okuduğu ve RES’lere karşı olunmadığı belirtilen açıklamada, “Ancak doğru yerde kurulması gerektiğini savunuyoruz. Yenilenebilir ve temiz enerji üreten RES’ler yerelin ekonomik ihtiyaçları, yaşamsal gereksinimleri, doğa, yaşamı paylaştığımız bitki ve hayvan toplulukları gözardı edilerek tüm Istracaları etkileyecek şekilde kuruluyor..” denildi.

“Avrupanın en önemli 5 Doğa alanından biri ve ana kuş göç yolu üzerinde Istrancalar bu ölçüde yoğun ve yaygın RES inşaası, türbinlerin kapladığı alanların yanı sıra, interkonekte sisteme bağlantıları, yan yollar, türbinlerin trafo merkezine bağlanması için kurulan yer altı şebeke tesisleri, türbinler arası açılan yollar, geçici inşaat alanları, türbinlerin kanatları ve emniyet ışıklarının etkisi, çıkardığı titreşim ve gürültüyle Istrancalarda ki doğal ve yaşam hızla yok olacaktır..” bilgisinin de paylaşıldığı ayrıntılı basın açıklamasında Türkiye’nin da taraf olduğu 9 Ocak 1984 tarih ve 84/7601 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 20 Şubat 1984 tarih ve 18318 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Avrupanın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’ne de atıfta bululularak, “Aralarında endemik, nesli tükenmekte /tehlike altında olan türlerinde bulunduğu zengin kuş popülasyonu RES yatırımlarının tehdidi altındadır. Türbinlerin kanatları, emniyet ışıkları ve yok edilen doğal habitat bu değerli kuş popülasyonu için ciddi yaşamsal risk oluşturmakta olup, faaliyete geçmesi halinde telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğacaktır” bilgisi paylaşıldı.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

“945 yaşında ağacı taşımak onu kesmekle eş anlamlıdır”

Nisan ayında Antalya’da gerçekleşecek Expo 2016 için İzmir’den sökülerek Antalya’daki fuar alanına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İnşallah tutar” temennisi ile dikilen zeytin ağacı haberimiz geniş bir kesim tarafından ilgi gördü.

12

Ağaçların sökülüp taşınması işlemi hakkında bilgi almak için İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi mezunu, Orman Mühendisi Doç. Dr. Cihan Erdönmez ile görüştük.

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi mezunu, Orman Mühendisi Doç. Dr. Cihan Erdönmez
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi mezunu, Orman Mühendisi Doç. Dr. Cihan Erdönmez

İzmir’den Antalya’ya taşınan zeytin ağacı ile ile ilgili, “900 küsur yaşındaki ağacı taşımak o ağacı kesmekle neredeyse eş anlamlıdır” görüşünü aktaran Erdönmez sözlerine “Öncelikle uzmanlığımın çevre ve ormancılık politikası olduğunu hatırlatayım. Ama sorularınıza yanıt vermek için temel orman mühendisliği formasyonu da yeterli ve bu nedenle çekince duymuyorum” diyerek başladı.

İşte İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi mezunu, Orman Mühendisi Doç. Dr. Cihan Erdönmez’in konuya dair  bize aktardıkları:

Bitkiler taşınmaz

“Öncelikle bitkiler taşınmaz. Taşınmaları uygun olsaydı evrim süreci, doğa, onları hayvanlar gibi hareketli tasarlardı. Bitkilerin hareketsiz olması onların toprakla ve yerel spesifikasyonlarla bağlarının hayvanlardan çok daha güçlü ve hatta koparılamaz olmasından kaynaklanır.

O nedenle annelerimizin evdeki yeri değiştirilen süs bitkisi icin bile “yok yok, yerini sevmedi bu…” dediğini duyarız. O nedenle bir bitkiyi, hele hele koca bir ağacı bulunduğu, yetiştiği yerden söküp, nakledip, bambaşka bir yerde dikmek diye bir şey, istisnai zorunluluklar dışında olamaz.”

Ağaç Taşıma uygulaması doğaya karşı savaşı şirin gösterme çabası

13

Bugün, maalesef, Türkiye’de ve dünyada yaygınlaşan ağaç taşıma uygulamaları doğaya karşı giriştiğimiz ölümcül savaşı şirin gösterme çabasından başka bir şey değildir. Olayın içinde bu amaçla geliştirilen teknolojik bazı araçların pazarlanması dürtüsünün yattığını da unutmamak gerekir. Bu uygulamalar ne kadar artarsa onları üretenler daha çok kazanacaktır.

Teknik açıdan bakılacak olursa; genel olarak yapraklı türler ibreli türlere göre taşımaya daha dayanıklıdır ( dikkat! Dayanıklıdır; yani yapılan iş sorunludur ve ağaç buna dayanır). Haber içeriği açısından da Zeytin taşımaya en dayanıklı türlerden biri olarak bilinir.

Ağaç yaşlandıkça taşımaya direnci azalır

Ağaç yaşlandıkça taşıma işlemine karşı dayanıklılığı azalır. Dolayısıyla 900 küsur yaşındaki ağacı taşımak o ağacı kesmekle neredeyse eş anlamlıdır.

Son olarak, taşıma kış mevsiminde fakat don tehlikesi olmadığı zaman yapılırsa daha iyi olur.”

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

Alman sanatçılardan Merkel’e Türkiye’ye sessiz kalma çağrısı

Almanya’da aralarında Fatih Akın ve Sibel Kekilli’nin bulunduğu sanatçılar Başbakan Angela Merkel’e hitaben bir çağrı metni hazırladı. Merkel, Davutoğlu ile yapacağı görüşmede hak ihlallerini gündeme getirmeye çağrıldı.

10

Berlin’deki Maxim Gorki Tiyatrosu’nun sanat direktörü Shermin Langhoff’un başını çektiği bir grup sanatçı tarafından hazırlanan çağrı metnini şimdiye kadar çok sayıda insan hakları savunucusu, gazeteci ve bilim insanı imzaladı.

Maxim Gorki Tiyatrosu'nun sanat direktörü Shermin Langhoff'
Maxim Gorki Tiyatrosu’nun sanat direktörü Shermin Langhoff’

Merkel’e hitaben yazılan bildiride Türkiye’deki çatışmalarda ölen sivillere, tutuklu gazetecilere, gözaltına alınan akademisyenlere değinildi.

Sanatçı ve yazarlar, Merkel’den Türkiye ile istişarelerde demokrasi, hukuk devleti ve çoğulculuk konularını gündeme getirmesini istedi.

Kampanyanın çağrıcıları arasında yer alan bazı isimler şöyle:

Shermin Langhoff (Maxim Gorki Tiyatrosu Yönetmeni)
Fatih Akın (Yapımcı ve Yönetmen)
Benno Fürmann (Oyuncu)
Katja Riemann (Oyuncu)
Sibel Kekilli (Oyuncu)
Navid Kermani (Yazar ve İslam bilimci)
Philipp Ruch (Performans sanatçısı)

Almanya – Türkiye Hükümetler Arası Stratejik İstişareler toplantısı bugün (22 Ocak Cuma) ilk kez Berlin’de yapılacak.

Öte yandan Af Örgütü (Amnesty International) de Alman hükümetine Türkiye’deki hak ihlalleriyle ilgili çağrıda bulundu. Af Örgütü’nün Türkiye uzmanı Marie Lucas, “Alman hükümeti dış ilişkilerini düzenlerken insan haklarına riayet edilmesini sağlamak mecburiyetindedir” dedi.

Change.org’da Almanca olarak imzaya açılan çağrı metnine bu link üzerinden erişim mümkün.
(Deutsche Welle Türkçe, Diken)

Gazeteci Refik Tekin vurulma anında bile haberciliğe devam etti

Cizre’de haber takibi sırasında bacağından mermiyle yaralanan imc tv kameramanı Refik Tekin, vurulma anında haberciliğe devam etti, saldırı anı görüntülere yansıdı.

9

Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde haber takip ederken yaralanan imc tv kameramanı Refik Tekin’in bacağından mermiyle vurulmasına rağmen çekimden çıkmadı, saldırı anını videoya kaydetti.

Yaralı halde çekim yapmaya devam eden Tekin’in kamerasındaki görüntüler yayınlandı. Görüntülerde, sokakta silah sesleri ve saldırıda yaralananlar ile yaralanmamak için duvar diplerine sığınanlar görülüyor.

https://youtu.be/Ekkw5f1XqRc

Tekin Cizre’de vurulan ve AİHM’in tedbir kararına rağmen iki gündür mahalleden alınıp hastaneye götürülmesine izin verilmeyen Serhat Altun’un yaşamını yitirmesi üzerine, yaralıların da bulunduğu mahalleye yürüyen aralarında HDP milletvekili Faysal Sarıyıldız‘ın da içinde bulunduğu heyeti takip ederken yaralanmıştı. Tekin’in yanı sıra yürüyüşe katılan dokuz kişi daha yaralanmıştı.

Tekin’in yaralandığı olayla ilgili Anadolu Ajansı açılan ateşle yaralananları “terörist” diye duyurmuş, haberde “Şırnak’ın Cizre lçesi’nde güvenlik güçleri ile teröristler arasında çatışma çıktı. Çatışmada 3 terörist etkisiz hale getirildi, 9 terörist yaralandı. Çatışma alanındaki yaralı teröristler, Cizre Belediyesi’ne ait cenaze araçları ve ambulansla kaçırılmaya çalışıldı. Yaralılar arasında bir televizyon kanalında kameraman olduğu ileri sürülen bir kişinin de yer aldığı belirtildi” ifadesi yer almıştı.

Olayın ardından Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve DİSK Basın-İş de ayrı ayrı açıklama yaparak bölgede çalışan gazetecilerin can güvenliğinin olmadığına dikkat çekmişti.

 

(Bianet)

AKP, bütçeyi düşen petrol fiyatlarıyla mı denkleştiriyor?

Petrolün varili 28 dolara kadar geriledi. Petroldeki düşüş % 75’i geçmişken bunun benzin fiyatlarına yansıması % 15’i bile bulmadı. Bu farkın temelinde ise devletin vazgeçemediği rekor vergiler bulunuyor.

Küresel petrol fiyatlarındaki düşüş devam ediyor. Rusya krizinden sonra hızlanan düşüş, İran’la yapılan anlaşma sonrası hız kazandı. Uzmanlar, senelik 600 milyon varil petrol ihraç etmeyi planlayan İran’ın da etkisiyle petrol fiyatlarında düşüşün devam edeceği öngörüsünde bulunuyor. Dünyada birçok ülke vatandaşı bu gelişmeyi olumlu yönde hissederken Türkiye’de akaryakıt fiyatlarında gözle görülür bir düşüş yaşanmadı. Rafineri çıkış fiyatı litresi 1 lirayı bulan benzin, pompada 4.23 TL’den satılıyor.

6

Meydan Gazetesi’nden Ahmet Çıngır’ın haberine göre Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, benzinde ve mazotta yapılan indirimin gerçeği yansıtmadığını belirtti. İndirimin esnafa ve vatandaşa fayda sağlamadığını belirten Palandöken, “Akaryakıt fiyatlarında yapılan indirimler yeterli değil. Neden eşzamanlı indirim yapılmıyor?

Petrol fiyatı, 116 dolardan 29 dolara düştü. Varil fiyatı yükselince derhal akaryakıt fiyatlarına zam yapanlar, şimdi petrol fiyatlarındaki inişte akaryakıt fiyatlarını düşürmüyor” dedi. Palandöken, petrolde yaşanan düşüşün esnaf ve çiftçiye yansıtılmasını istediklerini belirtti.

Türkiye dünyanın en fazla enerji tüketen ve ithal eden ülkelerinden birisi. Türkiye, GSYH’nin yüzde 6’sını enerji ithalatına harcıyor ve bu oranla en büyük 6. enerji ithalatçı konumunda. Petrolün yıllık ortalama fiyatındaki her 10 dolarlık düşüş 2015 yılında Türkiye’nin net enerji ithalatını ve cari açığını 5 milyar dolar azaltıyor. Düşük petrol fiyatının enflasyonu da düşürmesi gerekiyor.

2013 yılında net enerji ithalatı 49.2 milyar dolar. Bu rakam aynı yılın cari açığının yüzde 70’i. 28 dolar olan 1 varil ham petrol 159 litre. Bundan 68 litre benzin, 29 litre motorin, 17.5 litre LPG ve başka türler elde ediliyor.

 

(Meydan Gazetesi)

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan atık kağıt toplayıcılarını işsiz bırakacak uygulama

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın atık toplayan işçilerden kağıt alanların 140 bin TL ceza ödemesine ilişkin uygulaması üzerine Geri Dönüşüm İşçileri Derneği bu durumun binlerce işçinin kış koşullarında işsiz kalmasına yol açacağını açıkladı.

5

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 20 Ocak sabah saatlerinde atık kağıt işçilerinden geri dönüştürülmek üzere kağıt alan şirketlere tebligat ve denetim memurları yolladı. Firmalara sokakta kağıt toplayan atık kağıt işçilerinden atık almaları durumunda 140.000 TL ceza ödeyecekleri söylendi. Bu düzenleme 500.000’den fazla kağıt işçisinin işsiz kalması anlamına geliyor.

Sokaklardan toplanan atık kağıtlar geri dönüşüm sektörünün içerisinde önemli bir yer tutsa da atık kağıt Türkiye’de halen bir iş kolu olarak görülmüyor. Atık kağıt toplayan işçiler 2013 yılında Geri Dönüşüm İşçileri Derneği’ni kurmuştu. Türkiye’de yaklaşık 500.000 kağıt işçisi topladığı kağıtları atık toplama tesislerine satarak geçimini sürdürüyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “şartları iyileştirmek” adı altında uygulamaya koyduğu düzenleme ile birlikte firmaların sokaktaki toplayıcılardan atık almasını yasaklandı. Böylece belirli şirketlerde çalışabilecek az sayıda işçinin dışında kalan binlercesi işsiz kaldı. İşçilere karşı şirketlerin eli düçlendirilmiş oldu.

Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Dinçer Mendillioğlu sosyal medyadan yaptığı çağrıda düzenleme ile geri dönüşüm işçilerinin yaşayacaklarının duyurulması, yaygınlaştırılmasını istedi.

Dinçer Mendillioğlu’nun açıklaması şöyle;

20/01/2016 sabah saat 10:30 itibariyle Çevre Şehircilik Bakanlığı sokaklardan kağıt toplayan binlerce Atık Kağıt İşçisini işsiz bıraktı. Bakanlık kağıt işçilerinden, kağıt alan lisanslı firmalara yolladığı tebligat ve denetleme memurları ile, toplayıcıdan kağıt almaları durumunda yasal çerçevede 140.000 TL. ceza uygulayacağını belirterek binlerce ailenin yaşamını berbat hale dönüştürdü.

Sözde şartları iyileştirme adı altında binlerce emekçi ve aileleri sırf Ankara menşeili iki firmanın diğer firmaları ihbarı sonucu işsiz kaldı. Çevre Şehircilik Bakanlığına sokaktan kağıt toplayan işçilerin yaşamlarını iyileştireceğiz sözünü ve brifingini veren iki firmanın ahlaksızca tutumu yüzünden, binlerce Atık Kağıt İşçisi şu an itibariyle sokaklarda kendi kaderlerine terk edilmiş durumdalar.

Kağıt işçilerinin yaşam şartları iyileştirilmeli deyip Bakanlığa yalan, yanlış ve ahlaksızca bilgiler verip, birkaç işçiyi kendilerine köle edip diğer binlercesinin işsiz kalmasının önünü açan Firmaların isimleri;

1- Ekber Çavuşoğlu ve Haydar Çavuşoğlu isimli ekmek ve emek düşmanı kişilerin işlettiği SİMAT Geri Dönüşüm Sistemi isimli firma

2- Kemal Şahin isimli emek ve ekmek düşmanı isimli kişinin işlettiği ÇINAR Kağıt Atık Ambalaj isimli firma

Bu iki firmanın aylardır Çevre Şehircilik Bakanlığının kapısını aşındırıp, sözde sokak toplayanları sisteme dahil etmeliyiz sunumlarının karşılığı, bir anda binlerce kağıt toplayan işçinin bu kış şartlarında işsiz kalmasına sebebiyet vermiştir. Bu yazıyı elden ele dolaşımını tüm duyarlı dostlardan rica ediyorum.”

 

(Sendika.org)