Ana Sayfa Blog Sayfa 3499

Cerattepe’ye kıyılamaz – Melis Alphan

Bu yazı hurriyet.com.tr/ den alınmıştır

Bizim gibi beton yapılardan uzaklardaki dağları göremeyenlerin hayal etmesi zor. Ama yine de bir deneyin.

Yemyeşil dağların arasında bir yerde yaşadığınızı hayal edin.

Canınız çektiğinde o dağlara tırmanma, ormanların içinde dolaşma, derelerden su içme lüksüne sahip olduğunuzu hayal edin.

Koca dünyada, korumada öncelikli 200 ekolojik bölgeden birinde yaşadığınızı hayal edin.

26

Burasının sadece sizlere değil, 60 ağaç ve çalı türüne, 100 bitki çeşidine ve 21 memeli hayvan türüne ev sahipliği yaptığını hayal edin.
Bir cennetle çevrili olduğunuzu hayal edin.

Ettiniz mi?

O zaman şimdi bir de şunların başınıza geldiğini düşünün…

Bir gün öğreniyorsunuz ki dağlarınızı oyacaklar, ağaçlarınızı kesecekler, suyunuzu kirletecekler. Yırtıcı kuşların iki göç yolundan birini kesecekler.

Bölgenin jeolojisine ve doğal kaynaklarına dair kapsamlı araştırmalar yaptırıyorsunuz ve ortaya çıkıyor ki burada yapılacak maden faaliyeti hem doğanızı mahvedecek hem de sizin yaşam hakkınızı ihlal edecek.

Öyle ki bir süre sonra doğup büyüdüğünüz, cennetten cehenneme dönen yeri terk etmek zorunda kalacaksınız. Orası artık yaşamaya uygun bir yer olmaktan çıkacak.

Tüm gücünüzle mücadeleye başlıyorsunuz.

Kim tahmin edebilir bunun en az 24 yıl sürecek bir mücadele olacağını?

Madenin ruhsatı mahkemece iptal edilecek, sonra üst mahkeme kararı bozacak, sonra yeniden iptal edilecek, sonra yeniden ruhsat verilecek ve hatta cennetinizden bir parça daha madencilik faaliyeti için o ruhsat kapsamına dahil edilecek.

Bir sürü dava açacaksınız. Ama her seferinde ruhsat başka bir şirkete geçerek cehennem tehlikesi karşınızda belirecek.

24 yıl durmadan aynı kabusu göreceksiniz. Bu 24 yılın sonunda karşınızdaki agresyon iyiden iyiye artacak. Bu kez şirket polis ve zırhlı araçlarla bölgeye gelecek. Siz sokağa döküleceksiniz.

Maden alanına gidemesinler diye bedenlerinizi siper edeceksiniz. Siz cennetinizi korumak için yol vermeyince polis sizi gaza boğacak. Copla dövecek. Mecburen tepelere kaçacaksınız.

6 ilden çevik kuvvet ve jandarma getirilecek. Sanki düşmansınız.

Bu arada, şirkete henüz yer teslimi yapılmış değil. O yapılmadan da maden çıkarma yetkileri yok aslında. Bunu da biliyorsunuz. Ama yine de şirketin makineleri arkada, asli görevi yurttaşları korumak olan polis önde sizi döve döve yukarı çıkmaya çalışacaklar.

Şimdi kabustan uyanın.

Ve şunu fark edin…

Bu ülkede birileri bu kabusun içinde yaşıyor. Artvinliler onlar.

Paranın satın alamayacağı eşsizlikteki doğaları paraya çevrilmeye çalışılıyor.

Hem de devletin cebine 3 kuruş bırakacak ama madeni çıkaracak şirketin zenginliğine zenginlik katacak bir paraya.

Hiç kimse bu kabusun içinde yaşamayı hak etmiyor.

Hiç kimse hiç kimseye böyle bir kabus yaşatamaz.

Hakkın, hukukun olduğu bir ülkede böyle hoyrat davranılmaz.

Doğaya hükmettiğini sanan insanı doğa en sonunda yutacak. Doğa kendini her zaman yeniden toparlayacak.

Olan insanlara olacak.

Para da, altın da kimseyi kurtaramayacak.

Bu yazı hurriyet.com.tr/ den alınmıştır

25-Melis-Alphan

 

 

Melis Alphan

Artvin’de kolluk gücüyle Anayasa ihlal ediliyor – Arif Ali Cangı

Artvin Kafkasör Yaylası’ndaki Cerattepe’de, Cengiz Holding tarafından yapılmak istenen altın madeni için kamu otoritesi iki gündür çevre illerden getirilen takviye Polis ve Jandarma ile operasyon yapıyor.Madene karşı yaşam alanlarını korumak için direnen Artvinlilere gazlı plastik mermili müdahaleler yapılıyor, en son haber Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan gözaltına alınmış.

Artvin Valisi bu iş beni aşar, İçişleri Bakanı ‘vurun geçin’ demiş. Bakan bu yetkiyi nereden alıyor? Anayasayı ihlal edilerek kullanılan yetki meşru bir yetki değildir.

15Anayasa’nın 56.maddesini hatırlatalım; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir”. Artvinliler işte bu anayasa maddesine dayanıyor? Bakan neye dayanıyor?

Artvin’in Yaşam Alanı Olarak Kalması İçin

Artvin Cerattepe’de altın madeni girişiminin yirmi yıllık bir geçmişi var, bu süre için Artvin bütün olarak altın madeninin yaratacağı yıkıma karşı direndi ve madeni işletmeye açtırmadı. Türkiye Ekoloji Hareketi tarihine yazılacak bu yaşam hakkı mücadelesi sonunda yargı da onları haklı buldu. Çevre Bakanlığı tarafından altın madeni projesi için verilen 18.07.2013 tarihli 12045 sayılı ÇED olumlu belgesinin iptali için gerçek ve tüzel kişilerden oluşan 283 davacının açtığı dava sonuna Rize İdare Mahkemesi 24.12.2014 tarihli (2013/484 Esas 2014/747 Karar) kararı ile İPTAL kararı verdi. Karar davalı bakanlık tarafından yürütmeyi durdurma istemli temyiz edildi, Danıştay iptal kararını içeren mahkeme kararının yürütmesinin durdurulması istemini reddetti. Yani uygulanması zorunlu bir mahkeme kararı var.

Karardan küçük bir pasaj; “Bu bağlamda, bilirkişi raporunda da bilimsel gerekçeleriyle birlikte açıkça ortaya konulduğu üzere planlanan bu maden faaliyetinin hayata geçirilmesinin, Artvin İlinin yöre sakinleri açısından yasam alanı olmaktan çıkacağı, bu bölgede aynı anda dava konusu proje ile bu projenin etkisi altında bulunan yaşam alanları ve koruma altındaki alanların bir arada olamayacağı kanaatine varılmıştır”.

Bu aşamadan sonra maden işletmesi adı 17-25 Aralık operasyonunda da geçen Cengiz Holdinge devredildi. Şu meşhur 2009/7 sayılı genelgeye dayanılarak, Rize İdare Mahkemesi’nin verdiği karar çöpe atılarak yeni şirkete 09.06.2015 tarihli 2026 sayılı ÇED olumlu belgesi verildi (Çevrenin Düşmanı; 2009/7 Sayılı Genelge için; http://www.haberekspres.com.tr/cevrenin-dusmani-20097-sayili-genelge-makale,4186.html )

Artvinliller bu kez 760 davacı ile mahkemeye başvurdu, mahkeme yürütmeyi durdurma konusunda keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda karar vermek üzere keşif için 18 bin TL. para yatırılmasını istedi, para yatırıldı, keşif günü bekleniyor.

Yaşam Nöbeti;

İşte Artvinliler Rize İdare Mahkemesi’nin 24.12.2014 tarihli kararının ihlal edilmemesi, yeni davada alınacak kararının etkisiz kalmaması için, Anayasa’nın kendilerine yüklediği “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önleme” ödevini yerine getiriyorlar, yaşam nöbeti tutuyorlar.

Devlet yetkisini kullanan kolluk görevlileri ne yapıyorlar? Anayasanın 2.maddesindeki hukuk devleti ve 138.maddesindeki yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkelerini yok sayarak, 56.maddesindeki aynı zamanda devlete yüklenen ödevi yerine getirmedikleri gibi, Artvinlileri sağlıklı çevrede yaşama hakkından mahrum bırakmak istiyorlar.

Yaşananların özeti; Artvin’de devlet eliyle doğaya karşı ve halka karşı suç işleniyor, İçişleri Bakanın verdiği ‘vurun geçin’ emri konusu suç teşkil eden bir emirdir, bakan emri olması uygulayanları sorumluluktan kurtarmaz.

Dikkate alırlar mı bilmem; Artvin Valisi’ne ve İçişleri Bakanı’na sesleniyorum; Cerattepe’de yargı kararına uyun, doğaya ve halka karşı suç işlemekten vazgeçin. Hükümetler değişir, elbet bir gün bun hükümet de değişecek, hesabını veremeyeceğiniz yükün altına girmeyin.

Demokratik ve meşru yaşamı savunma direnişindeki Artvinlileri selamlıyorum, bize umut verdiniz, çocuklarınıza en güzel mirası bırakıyorsunuz.

Arif Ali Cangı

Mersin Üniversiteli akademisyenler Rektörlüğe savunmalarını verdi

Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi tarafından yayınlanan bildiriye imza attıkları gerekçesi ile haklarında idari soruşturma açılan 21 akademisyenden, Mersin Üniversitesi Rektörlüğü tarafından savunma istendi.

20

Mersin Ünivеrsitеsi Rеktörlüğü, ‘Bu suçа оrtаk оlmаyаcаğız’ bаşlıklı bildiriyе imzа аtаn 21 аkаdеmisyеnin sаvunmаsını аldı.

Bаrış İçin Akаdеmisyеnlеr İnisiyаtifi tаrаfındаn yаyınlаnаn bildiriyе imzа аttıklаrı gеrеkçеsi ilе hаklаrındа idаri sоruşturmа аçılаn 21 аkаdеmisyеndеn, Rеktörlük tаrаfındаn sаvunmа istеndi. Bunun üzеrinе Kаmpüs içindе bulunаn Cumhuriyеt Alаnı’ndа bir аrаyа gеlеn аkаdеmisyеnlеr, ‘Bаrış tаlеbi yаrgılаnаmаz’, ‘Sоruşturmаlаr gеri аlınsın, iştеn аtılаnlаr gеri аlınsın’ yаzılı pаnkаrt аçtı. Yаşаnаn sürеci аlkışlаrlа prоtеstо еdеn аkаdеmisyеnlеr, bildiriyе imzа аttıktаn sоnrа sözlеşmеsi yеnilеnmеyеn 2 аkаdеmisyеnin hukuksuz оlаrаk iştеn uzаklаştırıldığını önе sürdü.

Yrd. Dоç. Dr. Sеlim Çаkmаklı
Yrd. Dоç. Dr. Sеlim Çаkmаklı

Akаdеmisyеnlеr аdınа kоnuşаn Yrd. Dоç. Dr. Sеlim Çаkmаklı, rеktörlüklе yаpılаn görüşmеlеrdе diğеr imzаcılаrın dа görеv sürеlеrinin uzаtılmаyаcаğının nеt biçimdе ifаdе еdildiğini bеlirtеrеk şunlаrı söylеdi:

“4 imzаcı hаkkındа, gеçmiş dönеmdе sоsyаl mеdyаdа yаptıklаrı pаylаşımlаr nеdеniylе аdli sоruşturmа bаşlаtılmıştır. İmzаcılаrdаn еn güvеncеsiz kоnumdа оlаn uzmаn vе аrаştırmа görеvlisi kаdrоsundаki 3 аrkаdаşımız hаkkındа bаşlаtılаn idаri vе аdli sоruşturmаlаr gеrеkçе göstеrilеrеk görеv uzаtmа dоsyаlаrı gеri göndеrilmiştir. Mеrsin Ünivеrsitеsi yönеtiminin yürütmеktе оlduğu gаyri hukuki vе аnti dеmоkrаtik uygulаmаlаrа, hukukun bizе sаğlаdığı hаklаrı sоnunа kаdаr kullаnаrаk kаrşı durаcаğız.”

Yrd. Dоç. Dr. Mustаfа Şеnеr
Yrd. Dоç. Dr. Mustаfа Şеnеr

Sözlеşmеsi yеnilеnmеyеn Yrd. Dоç. Dr. Mustаfа Şеnеr isе hukuksuz şеkildе iştеn çıkаrıldıklаrını iddiа еdеrеk, “Ünivеrsitеlеrdе imzаcılаrа yönеlik bаşlаtılаn cаdı аvı kаpsаmındа iştеn çıkаrıldık. Bildiriyе imzа аttığımız için bu uygulаmаyа mаruz kаldığımız аçıktır” dеdi.

Açıklаmаlаrın аrdındаn аkаdеmisyеnlеr, аlkışlаr еşliğindе sаvunmаlаrını tеslim еtti.

 

(Haberin Gündemi)

Köln tacizcilerinin sadece üçü mülteci

Almanya’nın Köln kentinde yılbaşı gecesi yaşanan taciz skandalı ile ilgili yeni detaylar açıklandı. Alman polisi, olaylarla ilgili tutuklanan 58 kişiden sadece üçünün Almanya’ya yakın tarihte giriş yapmış mülteciler olduğunu açıkladı.

18

Yılbaşı gecesi Köln Ana Tren Garı çevresinde yaşanan skandaldan; Irak ve Suriye’den gelip ülkeye giriş yapan mülteciler sorumlu tutulmuş ve bu nedenle AlmanyaŞansölyesi Angela Merkel’in savaş mağdurlarına uyguladığı ‘açık kapı’ politikası şiddetle eleştirilmişti.

Köln savcısı Ulrich Bremer; olaylarla ilgili tutuklananların büyük bir çoğunluğunun uzun süredir Almanya’da bulunduğu tespit edilen Cezayir, Tunus ve Fas kökenli kişiler olduğunu, hatta tacizcilerden üçünün Alman pasaportu taşıdığını açıkladı.

Die Welt gazetesine konuşan savcı, ayrıca yılbaşı gecesi aldıkları 1.054 şikayetten 600’ünün cinsel tacizle değil, hırsızlıkla ilgili olduğunu da dile getirdi.

19

Yılbaşı gecesi Köln’de yaşananlar Almanya’da aktif olan aşırı sağcı grupların faaliyetlerini tetiklemiş ve olaylardan sonra PEGIDA birçok gösteri düzenlemişti.

Köln’de mültecilerin yaşadığı konutlara birçok ırkçı saldırı gerçekleştirilmiş ve bazı gruplar ‘Köln’ü mültecilerden temizleyecekleri’ yönünde endişe verici açıklamalarda bulunmuştu.

Son olarak yine Köln şehrinde düzenlenen karnavalda 22 kişi cinsel taciz suçlaması ile tutuklanmış, hatta Belçikalı bir sunucu canlı yayında cinsel tacize uğramıştı. Gazeteciyi taciz eden erkeklerin Avrupa kökenli oluşu ise dikkat çekmişti.

 

(Hürrriyet)

“Çocuklar ölmesin, Maça gelsin” pankartına da ceza

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Amedspor’un Fenerbahçe maçına sahaya “Çocuklar ölmesin maça gelsin” pankartıyla çıkmasına beş bin lira para cezası verdi. PFDK cezayı “talimatlara aykırı davrandığı” gerekçesiyle verdiğini duyurdu.

17

Spor Toto 2. Lig ekibi Amed Sportif Faaliyetler, Ziraat Türkiye Kupası çeyrek finalinde 3-3 sonuçlanan Fenerbahçe maçına ‘Çocuklar ölmesin maça gelsin’ pankartıyla çıktığı gerekçesiyle 5 bin TL para cezasına çarptırıldı.

Diyarbakır’da oynanan Fenerbahçe-Amedspor maçı, Disiplin Kurulu’nun Amedspor’a verdiği ceza nedeniyle seyircisiz oynanmış, iki takımın futbolcuların maça çıkarken birlikte taşıdığı pankart da maçı naklen yayınlayan kanal tarafından sansürlenmişti.

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun (PFDK), bugün gerçekleştirdiği toplantıda aldığı karar şöyle.

“AMED SPORTİF FAALİYETLER Kulübünün, 09.02.2016 tarihinde oynanan AMED SPORTİF FAALİYETLER – FENERBAHÇE A.Ş. Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında, seremoniye izinsiz pankart ile çıkılmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle takdiren 5.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.”

Amedspor’a Fenerbahçe maçından daha önce grup aşamasında oynadığı İstanbul’daki Medipol Başakşehir maçında atılan “Her yer Cizre, her yer direniş, Çocuklar ölmesin maça gelsin” sloganları nedeniyle de bir maç seyircisiz oynama ve 20 bin TL para cezası verilmişti.

Seyircisi oynama cezası en son cezaya gerekçe olan pankartın açıldığı Fenerbahçe maçında uygulandı.

 

(Bianet, Agos, Yeşil Gazete)

 

Mit 9 – Herkes borcunu ödemelidir

Dinyar Godrej tarafından New Internationalist Magazine‘de yayınlanan haberi Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Bir seferinde bir Kızılderili köyünde, tüm çocukluğunu ve gençliğini toprak ağasının babasına verdiği bir battaniyenin borcunu ödemek için köle olarak geçirmiş bir adamla tanışmıştım. “Borç” adamın orta yaşlarında bir sivil toplum kuruluşu tarafından kurtarıldığında hâlâ ödenmemişti.

Herkes borcunu ödesin
Herkes borcunu ödesin

Bu aşırı örnek borçlanmanın borç almak ya da borç vermekle alakalı olduğu kadar gelir adaletsizliğiyle de ilişkili olduğunu göstermekte. Bu yıl en zengin yüzde 1’lik kesime ait dünyadaki toplam servet, dünyadaki toplam servetin yüzde 50’sini geçti. Bu sırada dünya nüfusunun  %71’ini oluşturan en fakir 3.386 milyar insan ise bu servetin sadece %3’üne sahipti [1]. Kendi yağında kavrulmaya yepyeni bir bakış açısı kazandırılmakta.

Küresel ölçekte servetin bu ölçüde yoğunlaşması insanları ve ülkeleri sadece borca bağımlı hâle getirmemekte, aynı zamanda yüksek meblağlardaki paranın tamamen üretim dışı ve riskli spekülasyonlara aktarılmasına izin vermekte. Yüksek risk yüksek kazanç getirir [2]. Ve bu durum tek fonksiyonu hepimizden, borçlanma enstrümanlarını kullanarak daha çok servet üretmek olan küçük bir rantiye sınıfı yaratıyor [3].

“Şiddet üzerine kurulmuş ilişkileri anlamlandırmanın, böyle ilişkileri ahlaki yapmak için, borçlanmanın diliyle yeniden sınırlandırmaktan daha iyi hiçbir yolu yoktur. Borçlanmanın dilin herşeyin üzerinde tutmak, kurbanın bir şeyleri yanlış yaptığına dair genel bir kanı oluşturur.”

David Graeber, ‘Debt: The first 5,000 years’, 2012

Bu şekilde çıkarılan bir bakış açısıyla geçmiş zamanın mide bulandırıcı borçlarının yakışıksızlığı tamamen anlamlandırılabilir. 1970’lerde Batılı bankaların petrol kazançlarıyla dolup taşması, “Çoğunluğun Dünyasında”ki yozlaşmamış rejimlerin büyük kısmının yüksek miktarlarda borçlanmasını teşvik etmişti. Hepsi diktatörlerin müdahil olduklarını ve ilk işlerinin parayı cebe atıp sonuç olarak o ülkelerin halklarının korkunç borç bataklarına batacaklarını biliyorlardı. Bu borç bazen öyle bir ölçekte oluyordu ki, orijinal borç birden çok kez ödeniyor ve bu da o ülkelerin ekonomilerini harabeye çeviriyordu.

Bu tür borçlar “tiksindirici” olarak ifade edilebilir ve borç verenler kesinlikle cezalandırılmalıdır. Bunun yerine borçlanmış bir çok ülke için tek rahatlama yeni milenyumda borçların iptal edilmesi için yapılan kampanyaların sonuçları olarak geldi. Günümüzde en fakirleşmiş bazı uluslara yeni bir borç tuzağı kurulduğuna dair işaretler mevcut [2].

Ve bu tiksindirici borçlar bir takım güçlü kişilerce takip edilmektedir, sağ kanat Batılı hükümetler elit dostları tarafından yaratılan gelecek finansal krizlerde ülkelerinin ihtiyaç duyacakları borçları meşrulaştırmaktan sorumlu olmayı reddediyorlar.

Kamu yatırımlarındaki kesintiler ve özelleştirme satışlarını meşrulaştırmak için borçlar bir şeytan olarak anlatılmakta. Fakat kamuoyu güvenini ve ekonominin ilerlemesini sağlamak için bunun tersi gerek, bizim sürekli olarak onu azaltmak yerine borç yönetimine ihtiyacımız var. İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda Avrupalı birçok ülke büyük borçları çeviriyor ve ekonomilerini canlandırmak için kamu yatırımları yapıyorlardı, daha sonra borçlarını yönetilebilir seviyelere indirebildiler.

Dış borçlanma eğer çok yüksek seviyelere ulaşırsa ve borçlanan ülke ekonomik olarak zayıfsa bu çok tehlikeli olabilir, fakat borç verenin de tutumu borç alanınki kadar dikkate alınmalıdır. Yunanistan günümüzde artan borçların en korkunç örneği. Yunanistan yolsuzluklara batmışken çok miktarda borçlandı. Bugün ülkenin ekonomisi çalışmaz hale geldi, kurtarma paketleri Yunan halkı yerine doğrudan borç verenlere yönlendirilmekte ve gereken zaman – yüksek miktarlarda borcun yeniden yapılandırılması ve hukuka aykırı borçların silinmesi için – tanımlanamamaktadır.

ABD’li ekonomist Jeffrey Sachs durumu şu şekilde tanımlamaktadır: “Borç servisi bir üçkağıtçılıktır, Yunanistan’a her birkaç yılda bir on milyarlarca Euro ver sonra Yunanistan borcunu ödeyebilsin. Profesyoneller bu politikaya “yapar gibi görün ve ötele” diyorlar. Sorun şu ki borç büyür, Yunan bankaları ölür ve Yunan küçük ve orta ölçekli işletmeler batar. Bu borçlanarak ölmektir” [4].

Referanslar:

[1] Credit Suisse, Global Wealth Report 2015, October 2015, nin.tl/global-wealth2015

[2] Jubilee Debt Campaign, The new debt trap, July 2015, nin.tl/debt-trap

[3] David Graeber, ‘Can debt spark a revolution?’, The Nation, 5 September 2012.

[4] ‘Death by debt – My response to the German Finance Ministry’, Süddeutsche Zeitung, 31 July 2015, nin.tl/Sachs-debt

Haberin İngilizce orijinali

Haber: Dinyar Godrej

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil GazeteNew Internationalist blog)

Yurtta Kürtlerle savaş, Cihanda Kürtlerle savaş – Celal Başlangıç

Bu yazı haberdar.com/ dan alınmıştır

Çatışma ve ölüm haberleri geliyor Cizre’den,Sur’dan.

10’larla başlayıp 50’lere, 100’lere çıkıyor Cizre’de üç evin bodrumunda öldürülenler.

15

Bir katliamı neredeyse naklen izliyoruz canlı yayında.

Yakılmış cenazeler, vücut bütünlükleri bozulmuş, uzuvları kesilmiş, koparılmış ölü bedenler karşısında herkesin kanı çekilmiş, neredeyse altı aydır Kürt illerinde süren bu katliam ablukasından öfke beyine sıçramış.

Bir yandan ülke içinde vahşet sürerken diğer yandan İŞİD gibi El Nusra gibi cihatçı çetelerle çarpışan YPG savaşçılarının üzerine sınır ötesinden bomba yağdırıyor Türkiye.

İşte böylesine ağır bir savaş tünelinden geçtiğimiz günlerde Hollanda ziyaretinden dönüyor Başbakan Ahmet Davutoğlu. Geçtiğimiz hafta sonu, 12 Şubat günü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. Yaşanan bütün bu kanlı sürecin sorumluluğunu tek başına üzerine alıyor Davutoğlu bir soru üzerine:

“6,7,8 Ekim kalkışması sonrası yaptığımız güvenlik toplantılarında, kafamın bir yerinde bunların çözüm sürecini bitirebilecekleri ihtimali güçlü bir biçimde belirdiği için, askerlerimize, polisimize talimat verdim. ‘Çözüm sürecinin bitmesi ihtimaline hazırlıklı olun’ dedim. Ben bir gün size ‘O gün geldi’ diyeceğim. O güne bütün hazırlıklarımız tamam olmalı. Bütün eksiklerinizi tamamlayın’ dedim.”

Davutoğlu’nun sözünü ettiği tarih 2014’ün Ekim ayı. HDP, İmralı, Kandil ve AKP devleti  arasında görüşmeler tüm hızıyla sürüyor. “Çözüm süreci”nde izlenecek yol tartışılıyor, başlayacak olan “müzakere”nin “müzakeresi” yapılıyor.

İşte bu süreçte Başbakan Davutoğlu’nun verdiği talimat “Çözüm sürecinin bitmesi ihtimaline karşı hazırlıklı” olun yolunda mıydı, yoksa çözüm sürecini bitirmeyi kafasına koymuş bir iktidar olma anlayışının “savaşa hazır olun” talimatı mıydı?

Bu sorunun yanıtını almak için gelin biz çözüm sürecinin yürüyormuş gibi göründüğü günlere,  2014’ün 25 Aralık tarihine gidelim.

O gün, emniyet amiri, 4. ve 3. sınıf emniyet müdürü olmak üzere toplam 54 emniyet personeli, Emniyet Genel Müdürlüğü binasının Y Blok toplantı salonuna davet edilir. Toplantıya Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz, Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gülcü olmak üzere diğer Genel Müdür Yardımcıları, Terörle Mücadele, İstihbarat, Özel Harekat, Personel, Kaçakçılık, Güvenlik, İkmal Bakim, İdari Mali İşler Daire Başkan’ları da katılır.

Devamını, bir mektupla bu toplantıyı Yeniçağ Yazarı Ahmet Takan’a anlatan (adı kendisinde saklı) Emniyet Müdürü’nün yazdıklarından izleyelim.

“Başlangıçta amacını tam kavrayamadığımız toplantı ilerledikçe katılımcılar olarak hepimiz şoke olduk. İlk oturumda Genel Müdürümüz Lekesiz ve Genel Müdür Yardımcısı Zeki Çatalkaya ile Personel, Terörle Mücadele, İstihbarat Daire Başkan’ları konuştular.”

Mektubu yazan emniyet müdürünün aktarımına göre ilk oturumda özetle “Çözüm sürecinin yanlış anlaşıldığı ve devlet otoritesinin zaafa uğratıldığı, bu zafiyeti ortadan kaldırmak üzere-toplantıya çağrılan- vatan severlerin seçildiği, bizim fedakarlığımızla Güneydoğu’daki başıbozukluğun giderileceği, seçim sürecinin istenen şekilde anlatılacağı ve seçimde işbirliği içinde çalışılacağımız (ne demekse!?), Genel Müdür Yardımcısı Zeki Çatalkaya ile Terörle Mücadele, İstihbarat, Özel Harekat, Personel, Kaçakçılık, Güvenlik, İkmal Bakım, İdari Mali İşler Daire Başkan’larının bazı Şark illerini gezerek zaaf olan 54 kritik noktayı tesbit ettikleri ve bizleri buralara gönderecekleri, vatanın kurtarılmasının bizim elimizde olduğu anlatılarak bolca gaz veriliyor.”

Toplantıya katılan emniyet mensuplarına göre ortada bir çarpıklık vardı. Zaten katılımcılar toplantıdaki yöneticilerin yüzlerindeki endişeli ifadeyi de görmüştü. Bunun üzerine katılımcılardan kimi konuşulanları not etmeye, kimi cep telefonuyla ses kaydı yapmaya başlar.

Yapılacak “sıradışı görevlendirme”nin  nedenini henüz tam olarak anlayamamışlardı. Ama Genel Müdür konuşmasında bu görevlendirmenin bir-iki yıl sürebileceğini ifade edince katılımcılarda büyük bir duygusal patlama yaşanır ve oturuma ara verilir.

Hatta emniyet yöneticileri toplantı arasında çevresini saranlara gerekirse gönderilecek personele çift terfi verileceği, örtülü ödenekten ekstra maaş ödeneceği, 24 maaş taltifinin sürekli verileceğini ve geçmiş disiplin suçlarının bir şekilde temizleneceği vaadlerinde bile bulunurlar.

Toplantıyı anlatan emniyet müdürü “İşin özeti şuydu” diyor:

“Çözüm süreci çakılmıştı! Şimdiye kadar ‘çözüm süreci’ işe yarıyormuş gibi yaparak oy toplayan AKP, önümüzdeki seçimde milliyetçi oylarla durumu kurtarmak için kan dökmeye karar vermişti! Kurban da bizdik!

Yani anlayacağınız bu toplantıyı anlatan emniyet müdürünün ifadesiyle daha çözüm süreci yürüyor görünüyorken, 2014’ün Aralık ayında “kan dökülmesine” karar verilmişti AKP iktidarı tarafından.

Mektubu yazan emniyet müdürü toplantıya katılanların, birbirinin işiteceği şekilde sürekli aynı tepkileri verdiklerini söylüyor:

“Madem bölge bu hale geldi, şimdiye kadar neredeydiniz? Hani çözüm süreci iyi gidiyordu? Gelinen noktada devletin kazanımı nerede? Şimdiye kadar barış getiriyoruz diye oy topladınız, bundan sonra da kan dökerek mi oy toplayacaksınız? Hamasetle oy toplamak için çoluk çocuk sahibi olan bizleri mi kurban seçtiniz? Önce hukuksuz kullanılıp sonra da yargılanacak günah keçisi olarak mı seçildik? Bizi üç kuruş para ve haksız rütbe vaat ederek mi kullanacaksınız? Bizleri mitinglerde topladığınız serseri kalabalıklar gibi güdebileceğinizi mi, dolmuşa bindirip ölüme/katliama göndereceğinizi mi düşünüyorsunuz?”

Bu mektubu Ahmet Takan, Yeniçağ’daki köşesinde 25 Ocak 2015’te yayınlıyor. O tarihte ne Dolmabahçe’de “mutabakat metni” okunmuş, ne 7 Haziran seçimleri olmuş, ne HDP barajı aşmış, ne Suruç, ne Ankara katliamları gerçekleştirilmiş, ne de Ceylanpınar’da iki polis karanlık eller tarafından öldürülmüştü.

Bu mektubu okuyunca hala nasıl inanmamızı bekliyorlar Başbakan Davutoğlu’nun geçen gün Hollanda dönüşü uçakta söylediği “Çözüm sürecinin bitmesi ihtimaline hazırlıklı olun” talimatı verdiğini. Belli ki buz gibi savaş kararı verilmiş daha çözüm süreci devam ederken ve hazırlıklar daha 2015 yılına girilmeden başlatılmış.

Elbette, “Kürtlerle savaş” kararının çok önceden verildiğine ilişkin başka kanıtlar da var ortada. Tek kanıt bu mektup değil. Örneğin “Çöktürme” planı da bugün yaşadıklarımızın çok önceden verilen habercisi.

Daha “müzakere süreci” yaşanırken, daha “savaş haline dönülmeden” aylar önce yayınlanan bu mektup, ortaya dökülen “Çöktürme” gibi savaş planları da “çatışmasızlık” durumunu kanlı bir savaşa kimin dönüştürdüğünü çok net biçimde gösteriyor.

Ancak “Kürtlerle savaş” Türkiye ile sınırlı kalmıyor, sınır ötesine; Suriye’ye, Azez’e, Afrin’e taşıyor. Suriye’de cihatçı çetelere karşı savaşan Kürt savaşçıların, Demokratik Suriye Güçlerinin üzerine bomba yağdırıyor Türkiye.

Çok açık olan şu ki, artık bu devletin yaşadığı “Kürt fobisi” sınır tanımıyor, sınır ötesine taşıyor.

Gerçekler ortaya çıktıkça, halka söylenen yalanlar da, Kürt sorununa “AKP usülü çözüm”ün ana hatları da çok kesinin biçimde beliriyor.

Mevcut iktidar olma anlayışı bas bas bağırıyor sanki; “Yurtta Kürtlerle savaş, cihanda Kürlerle savaş!”

Bu yazı haberdar.com/ dan alınmıştır

14-Celal Başlangıç

 

 

Celal Başlangıç

İdil’de sokağa çıkma yasağı

Şırnak’ın İdil ilçesi ve Dirsekli köyünde dün gece 23.00’ten itibaren ikinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Şırnak Valiliği’nin yaptığı yazılı açıklamada şöyle denildi:

13

“16.02.2016 Salı günü saat 23:00′ den itibaren, İlimiz İdil İlçe merkezinde ve Dirsekli Köyü’nde, bölücü terör örgütü mensuplarının yakalanması, patlayıcılarla tuzaklanmış çukurların ve barikatların bertaraf edilmesi, halkımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması için 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi gereğince, ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir”

Bölgeye Şubat ayı başından beri askeri sevkiyat yapıldığı medyaya yansımış, bölgede büyük bir operasyon hazırlığı olduğu iddia edilmişti. Öte yandan, İdil’de görev yapan bin 200 öğretmen, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı ‘haftalık seminer’ tebliğiyle ilçe dışına çağrılmıştı.

 

(Agos)

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda, “Başkanlık” krizi

ANAYASA Uzlaşma Komisyonu’nda “dörtlü uzlaşma” arayışı üçüncü toplantıda bitti.

12

Hürriyet’den Bülent Sarıoğlu’nun haberine göre CHP’li üyelerin “kurucu ilkeler ve parlamenter sistemden ödün vermeyeceklerine” dönük tavırları üzerine Başkan Kahraman, “Bu komisyon nihayete ermiştir” dedi ve toplantıyı sonlandırdı. Hızla “B planı” arayışına giren AK Parti’de Başbakan Davutoğlu komisyon üyeleriyle acil toplandı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, yeni anayasaçalışmasını HDP ve MHP ile yürütmeye hazır olduklarını söyledi. HDP ve MHP yönetimleri, yetkili kurullarını toplayarak yeni süreçle ilgili tavırlarını belirleyecek.

USULDEN ESASA GEÇTİLER

Komisyonun dün basına kapalı olarak 5 saat süren toplantısında çalışma ilkelerine geçilmeden önce “adı ve görev tanımı” tartışıldı. Liderlerin süreçle ilgili tutumlarını, irade beyanlarını vurgulayan Kahraman, komisyonun adının “gayesini” de ortaya koyacağını vurguladı. Komisyonun adının “Darbe hukukundan arınmayı” da kapsamasını öneren CHP, diğer üç partinin “Bunun için başka bir komisyon kurulabilir” tavrı üzerine bunda ısrarlı olmadı. CHP’li üyeler, diğer şartlar olarak “Bir rejim tartışmasına girmeyiz. Kurucu ilkeleri tartıştırmayız. Anayasa’nın ilk 3 maddesi, onu koruyan 4’üncü madde, 6’ncı madde ve 175’inci maddeye dokunulamaz. Kurucu iradenin bizi sınırlayan hükümleri var. Parlamenter rejimi güçlendirelim” görüşünü dile getirdiler. CHP, “25 aylık çalışma iki noktada tıkandı; birincisi başkanlık, ikincisi yerel yönetim. Daha önce anlaşılan 60 maddeye yargı bölümünü ekleyerek çıkaralım” önerisinde bulundu.

ÖN ŞART OLMAZ

AK Parti Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, “Ön şart olmaz. Burası bir fikri platformdur, her şey tartışılmalı. Ehem ve mühim şeyler öncelikle görüşülmeli” derken, AK Parti Genel Sekreteri Abdülhamit Gül, “Başkanlık rejimi mutlaka gelmeli. Türkiye artık 7 Haziran’daki krizleri yaşamamalı. Yeni anayasa yapılacaksa hiçbir ön şart olamaz” dedi. MHP’li üyeler ise “esasa” ilişkin tartışmaya erken girilmesini onaylamayarak, “Biz de bu konularda hassasız, ama bunlar ileride konuşulacak konulardır” görüşünü dile getirdiler. HDP’li üyeler, “Bu komisyonun devam etmesi Türkiye’nin tüm sorunlarının masada konuşulacağının göstergesi olacaktır. Masayı dağıtmayalım” diyerek Kahraman’a bir liderler turu yapmasını önerdiler. CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ise “Kamuoyunu oyalamayalım. 6 ay sonra masadan kalkacaksak toplumun güven duygusunu daha fazla zedelemeyelim” dedi.

 

(Hürriyet)

Bursalılar “Artvin’de maden istemiyoruz” dedi

16 Şubat Salı günü Artvin Cerattepe’ de açılmak istenen altın madeni işletme sahasına karşı direniş gösteren Artvin halkına güvenlik güçlerinin müdahale etmesi üzerine, Artvin’de Madene Karşı Bursa Platformu’nun çağrıcısı olduğu eylem için 18:30’da Heykel önünde toplanan Bursalılar “Artvin’de maden istemiyoruz” dediler.

11

Artvin’de Madene Karşı Bursa Platformu adına açıklama yapan ASDER başkanı Yalçın Akbulut, 2008 yılında iptal kararı verilen projenin yeniden başa dönüldüğünü, Artvin’e çok yakın bir bölge olan Hod’da maden sondaj çalışmalarının başladığını ifade ederek,
“Eğer Cerattepe de madencilik faaliyeti başlarsa dünyada sayılı olan doğal yaşlı ormanlarımız ve bölgeye özgü 22 endemik tür canlı yok olacaktır. Bunun sonucu olarak Artvin heyelana maruz kalacak, içme ve kullanma sularına ağır metaller ve siyanürle ayıklanan altın madeniyle zehir karışacak, bu durum orada yaşayan 25.000 insanın sağlığını ve hayatını tehlikeye sokacaktır.” şeklinde konuştu.

Direnen halka yapılan müdahaleyi kınıyoruz

10

Bursa’da yaşayan Artvinliler olarak Bursa, Artvin ve Türkiye’ye karşı sorumlu olduklarını belirten Akbulut;

“Bu mücadelede Artvin halkına sonuna kadar destek olacağız. Artvin’in madenle yok edilmesi için değil, bir eğitim, kültür, ekoturizm ve sağlık kenti olması için yatırım yapılmasını bekliyoruz.” şeklinde konuşarak eylemi sonlandırdı.

 

Fotoğraflar: Necla Türemen

Haber: Özgecan Aşlamacı Şahin

(Yeşil Gazete)