Ana Sayfa Blog Sayfa 3498

Diyarbakır’da askeri araca bombalı saldırı

Diyarbakır-Bingöl Karayolu üzerinde askeri aracın geçişi sırasında bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda altı asker hayatını kaybetti, bir asker ağır yaralandı.

16

Diyarbakır’da askeri aracın geçişi sırasında patlama meydana geldi. PKK’lıların yola döşediği patlayıcıyı uzaktan kumanda ile infilak ettirdikleri beliritliyor.

17

Diyarbakır-Bingöl karayolu üzerinde bulunan Mermer Jandarma Karakol Komutanlığı civarında gerçekleşen saldırı sonucunda altı askerin öldüğü, bir askerin ağır yaralandığı açıklandı.

 

(Bianet)

PYD lideri Müslim, “Ankara’daki bomba Suriye’ye müdahale için patlatılmış olabilir”

PYD lideri Salih Müslim, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Ankara’daki bombalı saldırıyı YPG militanı Salih Neccar yaptı” açıklamasını değerlendirdi. Neccar’ın PYD ve YPG ile ilişkisi olmadığını savunan Müslim, “Neccar’ı tanımıyoruz. Bomba Suriye’ye müdahale için patlatılmış olabilir” dedi. 

T24’ten Can Bursalı’nın haberine göre ’Bombalı saldırı AKP’nin bir haftadan beri başlattığı saldırının bir parçasıdır’’ iddiasını öne süren Müslim, “AKP saldırılarını Suriye’ye bir askeri müdahale ile tamamlamak istiyor. Bu hiç iyi bir şey değil’’ ifadesini kullandı.

PYD lideri Salih Müslim
PYD lideri Salih Müslim

‘’Bu çok tehlikeli bir oyun’’ diyen Müslim, “Türkiye şimdiye kadar desteklediği Nusra ve DAİŞ’ten vazgeçmelidir. Nusra ve DAİŞ şu an tutuşmuş haldedir. Onlara yardım etmek ve yanında durmak da yanlıştır’’ dedi.

Müslim, “Terör saldırısına ilişkin olarak Türkiye halkına bir mesajınız var mı” sorusuna, “Suriye’de şiddetin tırmanmasında Türkiye’nin rolü büyük. Türkiye politikalarını gözden geçirmelidir. Bu hem Türkiye halklarının, hem de Ortadoğu halklarının yararına olacaktır” karşılığını verdi.

Ankara’nın, PYD ve silahlı kanadı YPG’nin “terör örgütü” olduğunu belirterek müttefiklerini tavır alma çağrısına ABD “PYD/YPG’yi terörr örrgütü olarak görrmediği ve desteğinin süreceği” karşılığını vermişti.

Bu açıklama üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD’ye “Ey Amerika, siz bizimle mi berabersiniz, yoksa terör örgütü PYD ile birlikte misiniz” sözleriyle tepki göstererek şunları söylemişti:

“PKK nasıl terör örgütüyse PYD öyledir. Hele hele bunlar ana muhalefet temsilcilerinin temsilcileri olunca durum daha da vahim. PKK ile PYD’nin farkı yok. Biz ABD’ye diyoruz ki bunlar teör örgütü. Ey Amerika siz bizimle mi berbersizin yoksa terör örgütü PYD ile birlikte misiniz? DAİŞ’i de biz biliriz PKK’yı da biz biliriz. Ama siz bunları asla bilemediniz. Bunları tanıyamadığınız için bölge kan revan içinde. Karşımızda susup, gıyabımızda farklı konuşuyorlar.”

(T24)

Ankara saldırısı faili belli oldu iddiası

Ankara’da askeri servis araçlarına karşı düzenlenen bombalı saldırıyı düzenleyen kişinin kimliği Habertürk, Sabah ve Yeni Şafak’ın haberlerine göre belli oldu. Saldırıyı Suriye kökenli Salih Necar’ın düzenlediği belirtildi.

9

Reuters’ın, Habertürk, Sabah ve Yeni Şafak’a dayandırarak verdiği habere göre saldırganın Suriyeli sığınmacılarla birlikte Türkiye’ye girdiği belirlendi.

Saldırganın Türkiye’ye geldiği dönemde parmak izinin alındığı, kimliğininse patlama sonrası tamamen parçalanan vücudundan alınan örneklerle saptandığı belirtildi.

Ankara’da düzenlenen bombalı saldırıda en az 28 kişi hayatını kaybetmiş, 61 kişi de yaralanmıştı.

 

(Diken, Reuters, Habertürk, Sabah ve Yeni Şafak)

Sri Lanka, yasadışı fil dişi ticareti nedeniyle özür dileyen ilk ülke oldu

Güney Asya’da Hint Okyanusu üzerindeki ada ülkelerinden olan Sri Lanka, yasadışı fil dişi ticareti nedeniyle resmi olarak özür dileyen ilk ülke oldu. Resmi özrün ardından elllerinde bulunan 3,5 tonluk fil dişi stoklarının da imha edileceği açıklandı. Güney Asya ülkesi fil dişi stoklarını imha etme kararını daha önce alan Çin, Fransa ve Kenya gibi ülkelerin ardından bu kararı alan onbeşinci ülke oldu.

Fildişi ticareti nedeniyle gerçekleştirilen özür ve fildişlerini imha törenini Budist Rahip Omalpe Sobitha yönetti
Fildişi ticareti nedeniyle gerçekleştirilen özür ve fildişlerini imha törenini Budist Rahip Omalpe Sobitha yönetti

Gaia Dergi’den Semih Özmeriç’in haberine göre yasadışı fil dişi ticareti nedeniyle gerçekleştirilen özür törenini Budist Rahip Omalpe Sobitha yönetti. Sobitha National Geographic’e yaptığı açıklamada, “Özür dilemek zorundayız. Bu filler birtakım insanların vahşetinin kurbanı olmuştur. Fakat bundan tüm insanlık sorumludur. Bu masumların canına dişleri için kıyanlar bizleriz. Onlardan af dilemeliyiz” diye konuştu.

8

359 dişten oluşan 1,5 tonluk fil dişi stoğu ülkenin elinde bulunan tüm stoğu idi. Yaklaşık 3 milyon dolar değerindeki fil dişleri 2012 Mayıs’ında gümrük yetkililerince Kenya’dan Dubai’ye giderken ele geçirilmiş, DNA testleri ise fil dişlerinin Tanzanya’dan geldiğini ortaya çıkartmıştı.

Sri Lankan Buddhist monks bless African tuskers killed by poachers for a better rebirth, as blood ivory or ivory obtained and traded illegally after poaching elephants are displayed before being destroyed in Colombo, Sri Lanka, Tuesday, Jan. 26, 2016. The stock of ivory captured while in transit in Colombo port three years ago, is traced to northern Mozambique and Tanzania and is estimated to be worth $2.5 million. (AP Photo/Eranga Jayawardena)
Törene katılan Budist, Hindu, Müslüman ve Hristiyan din insanları özür töreni ile birlikte gerçekleştirilen ve bir nevi fildişlerinin cenaze merasimi olan buluşmada dişleri için öldürülen fillerden de özür diledi

Dişlerin Sri Dalada Maligawa Budist Tapınağı’na bağışlanması planı kamuoyu tepkisinden çekinen hükûmet tarafından değiştirilmek zorunda kaldı. Fil dişlerinin bağışlanmasına karşı çıkanların dişlerin yeniden kara borsaya girmesinden endişe ettikleri belirtiliyor.

Sri Lanka bu kararı ile son dört yıl içinde stoklarını yok etmiş olan Gabon, Filipinler, ABD, Çin, Fransa, Çad, Belçika, Hong Kong, Kenya, Etiyopya, Birleşik Arap Emirlikleri, Kongo Cumhuriyeti, Mozambik ve Tayland’a katılmış oldu.

 

(Gaia Dergi)

 

Artvin’de valilik önündeki oturma eylemine bir günlük ara

Artvin’de Cerattepe’de maden karşıtı eylemcilerin valilik önünde sürdürdüğü oturma eylemine 1 günlüğüne ara verildi.

Cihan Haber Ajansı’ndan Doğan Olcabay’ın haberine göre Yeşil Artvin Derneği yöneticilerinin dün akşam 20.30’da bir araya gelerek verdiği kararı, dernek başkanı Nur Neşe Karahan duyurdu. Karahan, yaptığı açıklamada, “Mücadeleyi sürdürüyoruz, sürdürmeye devam edeceğiz. Bütün bunları değerlendirmek için çok acele bütün STK’lar, siyasi partiler bir araya geldik, toplandık. Her zaman olduğu gibi biliyorsunuz kararları asla tek başımıza vermiyoruz. Artvin halkının temsilcileriyle, hep beraber veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Oturma eylemine bir günlük ara

5

Son günlerdeki gelişmeleri değerlendiklerini belirten Karahan, şunları söyledi: “Bir takım karar verdik. Şimdilik oturma eylemimizi sonlandırıyoruz. Hepimiz çok yorulduk. Esnafımıza 2 gündür gösterdiği özveri ve duyarlılıktan dolayı ayrıca teşekkür ediyoruz. Yarın esnafımız artık kepenklerini açacak o eylemimizi sonlandırıyoruz. Yarın (bugün) saat 17.30’da büyük bir basın açıklaması yapacağız. Ona ağırlıkla hazırlanıyoruz hep beraber.” Karahan, daha sonraki gelişmeleri de sürekli Artvinlilerle paylaşacaklarını belirtti.

Valilik önündeki eyleme katılan gençlerin yere oturarak zeytin ekmek yediği görülürken, hemen karşılarında da emniyet güçleri, yine yerde oturarak akşam yemeklerini yedi. Havanın serinlemesiyle bazı eylemciler, buldukları karton kutuları yakarak ısındı.

Eylemcilerin 3 gündür süren yoğun tempo, açlık, uykusuzluk nedeniyle sinirlerinin gerildiği görüldü.

 

(Cihan)

Yedikule Bostanları’ndan Cerattepe’ye… – Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net den alınmıştır

Doğal kaynak denilince, ülkeyi yönetenlerin aklına toprağın üstündekiler değil, sadece altındakiler gelir. Onlara göre, yerin altındaki kaynağa ulaşmak için doğanın katli vaciptir.

Toprağın üstünde ağacı, yeşili, hayvanı, bitkisel üretimi yok edip, yerine koca koca binalar dikmek istiyorlar.Tohum yerine, rant dikmek istiyorlar.

Dünyada çok az örneği olan ve sadece doğal yapıyı değil yüzlerce yıllık kültürü de barındıran kentsel tarım alanı Yedikule Bostanları’nın kaldırılmak istenmesi, Artvin Cerattepe’deki madencilik uğruna doğal yaşamın yok edilmek istenmesi bundandır.
Bir avuç duyarlı insan Yedikule Bostanları’nı korumak için, Cerattepe’deki doğal yaşamı ve ülkenin doğal zenginliklerini ranta teslim etmemek için yıllardır mücadele veriyor. Hem hukuk hem de demokratik hak mücadelesi. Daha doğrusu gelecek için yaşam mücadelesi bu. Hukuki mücadele genellikle kazanılıyor.Ancak, ülkede hukuk kararları da uygulanmıyor.

3

Artvin’in duyarlı insanları kurdukları Yeşil Artvin Derneği ile Cerattepe’yi korumak için yıllardır mücadele veriyor. Siz de bu mücadeleye destek olabilirsiniz. Bir imzanız Cerattepe’nin kurtulmasını sağlayabilir.

Yeşil Artvin Derneği’nin chance.org’ta başlattığı imza kampanyasında Cerattepe’nin neden korunması gerektiği şöyle anlatılıyor:

“Bilim insanları, Artvin’in Cerattepe ve Genya Dağı bölgelerinin “korunması gerekli ekosistem değerlerine” sahip olduğunu belirtiyor. Ülkemizin de imzaladığı BERN ve CITES gibi uluslararası anlaşmalar tarafından da bu özellikler açıkça belirtildi ve koruma altına alındı.

Bu nedenle de, farklı koruma statülerine sahip olan Kafkasör Turizm Merkezi, Kent Parkı, Hatila Vadisi Milli Parkı ve Çoruh Nehri Vadisi gibi alanlar söz konusu bu ruhsat alanının sınırları içerisinde yer alıyor veya yakın çevresinde bulunuyor. Tüm ruhsat alanı ile beraber bu alanlar, aslında, dünyanın biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ve aynı zamanda tehlike altındaki en önemli 34 Karasal Ekolojik Bölgesi’nden biri olan Kafkasya Sıcak Noktası içerisinde yer alıyor. Avrupa ve Orta Asya’yı içine alan geniş coğrafyadaki en büyük doğal yaşlı orman ekosistemine de yine burada rastlanıyor. Madencilik faaliyetleri başladığı takdirde bölge ne yazık ki bu özelliklerini kısa sürede kaybedecek.

Artvin Cerattepe’de halk, sivil toplum örgütleriyle birlikte ormanlarını, toprağını, suyunu ve havasını, kısaca yaşama alanlarını korumak için mücadele ediyor. Ilıman kuşak ormanları ile dünya üzerinde korumada öncelikli 200 Ekolojik Bölgeden birini ortadan kaldıracak madencilik faaliyetlerinin iptal edilmesine yönelik bu mücadele 20 yıldan uzun süredir devam ediyor.

İlk kez 1992’de Kanadalı bir şirkete maden çıkarma ruhsatı verildi. Halkın itirazı üzerine bu şirket maden ruhsatını 2002’de başka bir Kanadalı şirkete devretti. 2005’te Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde açılan dava sonucunda 2008 yılında bu ruhsat iptal edildi ve iptal kararı Danıştay tarafından da 2009 yılında onaylandı. Ancak, hukuksal olarak bu eşsiz doğa alanlarında madencilik yapılamaz kararına rağmen aynı alanlar, 2011’de ihale aracılığıyla ruhsatlandırılacağı duyurulan 1343 adet maden alanı listesine tekrar alındı.

2012’deki ihalede Özaltın İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından alınan ruhsat alanının işletilmesi konusunda, ihale sürecinde zaten ortak hareket ettikleri Cengiz Holding’e ait Eti Bakır A.Ş. ile bir anlaşma sağlandı. Firmanın hazırlattığı Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hızlı bir şekilde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca kabul edildi.

Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde ama bu defa çeşitli yerel ve ulusal STK(Sivil Toplum Kuruluşları), bazı kuruluşlar ve kişilerden oluşan yaklaşık 283 davacı tarafından 2014 yılında ÇED raporunun iptali için dava açıldı. İlgili mahkeme “bu projenin hayata geçmesi durumunda Artvin’in yaşam alanı olmaktan çıkacağını” gerekçe göstererek 2015 yılının Ocak ayında ÇED olumlu kararını iptal etti. Ancak şirket Cerattepe için mahkemelerin verdiği iki iptal kararını hiçe sayarak, bu defa 2009/7 sayılı bir genelgeye dayanarak, 3 yıl içerisinde üçüncü defa ÇED Raporu hazırlattı ve ne yazık ki bunu da kısa sürede Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na onaylattı.

Artvin halkının ve doğa savunucularının bu girişime karşı da mücadelesi son günlerde basın ve sanal ortamda da görüldüğü üzere bütün gücüyle devam ediyor.

Tüm kamuoyunu Artvin halkı ve doğa savunucularına destek vermeye davet ediyoruz. Artvin’in Cerattepe mevkii ile Genya Dağı’nda planlanan madencilik faaliyetlerinin durdurulması ve doğa katliamına son verilmesi için imzanızı ekleyin, kampanyaya destek verin.”
Özetle, sadece kendiniz ve bugün için değil, çocuklarımızın, ülkemizin, dünyamızın geleceği için İstanbul’un göbeğindeki tarihi Yedikule Bostanlarını da, Artvin Cerattepe’yi de korumak ve geleceğe taşımak hepimizin görevidir. Bir imzanız bile bu mücadeleye büyük katkı sağlayabilir.

4

Bunun için www.change.org’a girerek #‎ArtvineDokunma‬ bizim altınımız doğadır #CerattepeDireniyor kampanyasına katılabilirsiniz.

Bu yazı tarimdunyasi.net den alınmıştır

2-Ali-Ekber-Yıldırım

 

 

Ali Ekber Yıldırım

Fiji, Paris İklim Sözleşmesi’ni onaylayan ilk ülke oldu

Madeleine Cuff tarafından The Guardian‘da yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Mert Gevrek‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

BusinessGreen’e göre, Fiji parlamentosu önümüzdeki Nisan ayında New York’ta gerçekleşecek olan Birleşmiş Milletler İklim Sözleşmesini oy birliğiyle şimdiden onayladı.

Fuji, güney Pasifik'te 300'den fazla adanın oluşturduğu bir takımada ve iklim değişikliğine karşı en savunmasız ülkelerden biri. Görsel: Steve Bly/Corbis
Fuji, güney Pasifik’te 300’den fazla adanın oluşturduğu bir takımada ve iklim değişikliğine karşı en savunmasız ülkelerden biri. Görsel: Steve Bly/Corbis

Fiji, geçtiğimiz Kasım ayında Paris’te 195 ülke tarafından kabul edilen BM İklim Sözleşmesi’ni resmen onaylayan ilk ülke oldu.

Yerel kaynaklara göre, adanın ulusal parlamentosu (12 Şubat) Cuma günü Paris Sözleşmesi’ni oy birliğiyle kabul etme kararı aldı.

Söz konusu teklif, ülkenin başsavcısı Aiyaz Sayed Khaiyum tarafından önerildi. Nisan ayında New York’taki resmi törende imzayı Fiji başbakanı Voreqe Bainimarama atacak, fakat  Khaiyum, parlamentoya, sözleşmenin önceden imzalanması gerektiğini söyledi.

Khaiyum’a göre iklim değişikliğiyle mücadele gezegenin değişen ikliminin sonucu olarak geniş çaplı sel felaketleri, şiddetli tropikal fırtınalar ve tükenen balık stoklarıyla karşı karşıya kalma riski olan takımadalarının öncelikli konusu.

Pek çok ülke New York’ta düzenlenecek törene katılma hazırlıkları yaparken bu durum, gerçekleşmesi beklenen onaylama akımının başlangıcı oldu.

54 ülke daha onaylamalı

Paris Sözleşmesi’nin resmi anlamda etkili olabilmesi için, dünya toplam emisyonunun en az %55’ini temsil eden en az 55 ülke tarafından onaylanması gerekmekte. Fransa’nın başkentinde geçen yıl düzenlenen zirvede dünyanın başlıca ekonomileri Paris Sözleşmesi hakkında tam desteklerini ifade etmişlerdi ve gözlemciler New York etkinliğinin dönüm noktası olacağı konusunda umutlular.

Fiji, Ulusal İklim Eylem Planı çerçevesinde 2030 yılına kadar elektriğinin %100’ünü yenilenebilir kaynaklardan üretme taahhüdünde bulundu. Ayrıca sanayileşmiş ülkelerden iklim finansmanı sağlanması şartıyla 2030 yılına kadar tüm enerji sektöründeki emisyonu referans senaryoya göre %30 oranında düşüreceğini vaat etti.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Madeleine Cuff

Yeşil Gazete için çeviri: Mert Gevrek

(Yeşil Gazete, The Guardian)

Büyücünün çırağı – Ahmet Altan

Ahmet Altan’ın bu yazısı www.haberdar.com sitesinden alındı

Devletlerin tarihinde çok korkunç, çok kanlı, dehşet verici sahneler boldur, neredeyse her devletin tarihinde vardır bunlar ama insanda sanki derisinin üzerinde salyangoz yürüyormuş duygusu uyandıran kaygan sahnelere çok da fazla rastlanmaz.

Benim için böyle sahnelerin en tipik örneği Enver Paşa’dır.

Sadrazam Said Halim Paşa’nın yalısındaki kabine toplantısına biraz geç gelen Enver, yüzünde gülücüklerle hükümet üyelerine aynen şöyle der:

“Bir çocuğunuz oldu beyler.”

Osmanlı kabinesi, tarihin en büyük imparatorluklarından birinin “cihan savaşına” katıldığını bu sözlerle öğrenir.

Almanlarla anlaşan Enver tek başına imparatorluğu savaşa sokmuş, “müjdeyi” de hükümet üyelerine bu garip sözlerle vermiştir.

Enver Paşa’nın savaşa girdikleri için böylesine sevinçli olmasının birçok nedeni olabilir ama en önemlisi, her istediklerinde devletin yönetimini ele geçirebilen ama devleti asla yönetemeyen İttihatçıların her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdıktan sonra “çıkış” yolu olarak sadece savaşı görmeleridir.

O “çıkışın” nereye çıktığını biliyoruz.

Milyonlarca insan öldü, imparatorluk paramparça oldu, o “müjdeyi” veren Enver Paşa binlerce kilometre uzaktaki bir tepenin eteğinde vurulup, “şehitlik” geleneğince kanlı elbiseleriyle gömüldü.

Bugünkü yöneticilerin, Suriye ve YPG ile ilgili açıklamalarını okudukça aklıma Enver’in “müjdesi” geliyor, “bir çocuğunuz oldu beyler,” hamasi palavraların arkasına saklanmaya çalışan sevinç, İttihatçıların sevincine çok benziyor.

Şişinen bir kurbağa gibi “kırmızı çizgilerinden” söz edip duruyorlar.

Bir devletin, “gidemediği” yerde “kırmızı çizgileri” olabilir mi?

Suriye’nin kuzeyinde bazı bölgeleri seçip oraların “kırmızı çizgileri” olduğunu söylüyorlar.

Azez “kırmızı çizgiymiş” bu iktidara göre.

Sen, Azez’e gidebiliyor musun?

Hayır.

Askerin gidebiliyor mu?

Hayır.

Uçağın gidebiliyor mu?

Hayır.

Diplomatın gidebiliyor mu?

Hayır.

Oraya gidebilmek için yalvarmadığın ülke kalmadı, “hadi beraber oraya gidelim” diye, kimse seninle gelmiyor.

Herkes bitti, Suudilerle “koalisyon ortaklığı” kuruyoruz.

“Ortak” dedikleri, “Ortadoğu’daki Sünnilerin lideri ben olacağım” diyerek Yemen’de savaş çıkartıp, oraya Latin Amerika’dan kiraladığı paralı askerleri göndererek, çıkamadığı bataklıkta debelenen bir devlet.

Umudumuz Suudiler.

Türkiye Cumhuriyeti çok zor günlerden geçmiştir ama bu kadar çaresizleşip zavallılaştığı azdır hakikaten.

İttihatçılar gibi bugünkü iktidarın da “belaya” ihtiyacı var, dışarda bir bela bulup içerdeki dertleri unutturacaklar.

Bu “tedavi”, başı ağrıyan adamın kafasını kesmenin ağrıyı bitireceğini söyleyen bir tedavi yöntemi.

İttihatçılar bu “yöntemle” Osmanlı’nın bütün ağrılarını, Osmanlı’yı öldürerek bitirdiler.

Bugünkü devleti bitirmek için çırpınanlar da AKP’liler.

Suriye’ye gireceklermiş…

Bu, Türkiye’nin değil, içerde başarısızlıktan başarısızlığa savrulan, “şiddetkeş” olup son bir “altın vuruş” arayan siyasi iktidarın savaşı.

Kiminle savaşacaksın Suriye’de?

“IŞİD’le” diyorlar, peki IŞİD’le savaşan Suriye ordusu, Kürtler, Rusya senin bu savaşta “ortağın” mı olacak yoksa IŞİD’le savaşırken onlarla da savaşacak mısın?

Bunun cevabını, bugün ülkeyi yönettiğini sanan adamların herhangi birinden duydunuz mu?

Uçağını düşürdüğün Rusya, bombalayıp durduğun Kürtler, beş yıldır her türlü cihatçı örgütü destekleyip yıkmaya çalıştığın Suriye rejimi seninle birlikte savaşır mı?

Zaten onlarla birlikte olacaksan niye onlara saldırdın?

Niye hala saldırıyorsun?

Suriye’ye girdiğinde onlarla dövüşeceksen, sen ülkeni yönetemiyorsun diye senin NATO müttefiklerin neden onlarla cephede karşı karşıya gelip bir dünya savaşını göze alsın?

Bu soruların cevabı var mı?

Yok.

Burnunun dibindeki IŞİD’den zerre kadar rahatsız olmayıp, o IŞİD’i gerileten Kürtleri bombalamanı dünyaya anlatıp, kendine taraftar bulabilir misin?

Ancak Suudlarla Katarlıları bulursun.

Hadi üçünüz birlikte girin Suriye’ye de bak ne oluyor…

Bütün beceriksiz diktatörler, sonunda “dışarıdaki” bir belaya bulaşırlar, İttihatçılar böyle gitti, Yunan cuntası böyle gitti, Arjantin cuntası böyle gitti, Hitler böyle gitti, Saddam böyle gitti.

Diktatörler gidiyor bu belanın sonunda ama ülkeleri de çok büyük yaralar alıp, çok büyük acılar çekiyor.

Türkiye de adım adım bu belaya yaklaşıyor.

Çünkü bugün Türkiye “fiili başkanlık” denilen, yasadışı bir sistemle yönetiliyor… Sistemin temeli “yasadışı” olunca bütün sistem de yasadışına doğru bel veriyor.

Tayyip Erdoğan, anayasal sınırların dışına çıkıp “fiilen başkanlık” yapma iddiasından vazgeçmediği sürece de Türkiye tek bir gün “istikrar” görmeyecek, bela bu ülkede hiç bitmeyecek.

Alın saklayın bu yazıyı, bir yıl sonra yaşıyorsak tartışalım.

Çok açık söylüyorum, Türkiye bu iktidarla “tek bir gün” bile huzurlu olmayacak.

Erdoğan’la ve kendi yasal yetkilerini anayasaya aykırı biçimde cumhurbaşkanına devreden bu hükümetle, Türkiye’nin salaha ermesi mümkün değildir.

Sadece şiddet ve bela göreceğiz.

Çünkü ülkeyi yönetecek yeteneklere ve kadrolara sahip değiller.

Zaten böylesine yeteneksiz oldukları için sadece şiddet var ortada, ancak “yönetemeyenler” böyle şiddete sığınırlar, Cizre’de yüzlerce insanı “açıklamaya bile cesaretlerinin yetmediği” yöntemlerle yakıp öldürüyorlar, bebekleri vuruyorlar, evleri basıp genç kızları kurşunluyorlar, kasabaları yıkıyorlar, akademisyenlerin evlerini basıyorlar, gazetecileri hapsediyorlar, Suriye’yi bombalıyorlar.

Çaresiz iktidarların şiddetten ve şiddeti ivmelendirmekten başka gideceği yer yoktur.

Sonunda ülkeyi ve kendini yıkana kadar şiddet.

Bugün ülkeyi “tek başına” yönetmek isteyen Tayyip Erdoğan siyasi açıdan iyi bir “çıraktır”, çalışkan ve örgütçüdür.

Eğer ona iyi bir plan verirseniz, o da bunu başarıyla uygular.

Kemal Derviş’in “ekonomi planını” ve Avrupa Birliği’nin “hukuk planını” başarıyla hayata geçirip, önemli kazanımlar sağlar.

Ama kendini “usta” sanıp da “planları ben yapacağım” dedikten sonra ülke tam bir çıkmaza girer, Erdoğan’ın 2011’de kendisini “usta” ilan etmesinden sonra yaşadığımız da budur zaten.

2010 yılında biz Ortadoğu’nun en saygıdeğer, en önemli devletlerinden biriydik çünkü Müslüman dünyasında Avrupa Birliği’ne aday olabilen ve demokrasiye yaklaşabilen tek ülke bizdik.

Ortadoğu’yla birlikte bütün dünyanın saygısını ve hayranlığını böyle kazanmıştık.

Erdoğan, Avrupa Birliği’ni bir kenara itip Ortadoğu’nun “Sünni liderliğini ele geçirme” hayalleri kurmaya başladıktan sonra halimiz ortada.

Tayyip Erdoğan, seçim kazanmayı biliyor ama ülke yönetmeyi bilmiyor.

Bildiği zehabına kapılıyor sadece.

“Büyücünün çırağı” hikayesini bilirsiniz, çok da ünlü bir müziği vardır.

Çırak, ustasının bütün “sihirlerini” öğrendiğine karar vermiş.

“Ben usta oldum” demiş.

Bir gün büyücü kasabaya giderken çırağına, kulübeyi temizlemesini söylemiş.

Büyücü gidince, çırak “ben niye temizleyim, büyüyü biliyorum, büyüyle temizletirim, ben de yatarım” demiş.

Süpürgelerle kovalara, dereden su taşıyıp kulübeyi yıkamaları için sihirli sözleri söyleyerek emir vermiş.

Kovalar dereden su getirmeye, süpürgeler kulübeyi süpürmeye başlamışlar.

Kovalar gittikçe daha hızla su getiriyorlarmış.

Kulübe yavaş yavaş su dolmaya başlamış.

Çırak kovaları durdurmak istemiş ama birden “kovaları suya gönderecek” sihri öğrendiğini ama onları durduracak sihri öğrenmediğini farketmiş.

Erdoğan da iktidarı ele geçirecek, anayasayı çiğneyip “fiilen başkanlık” yapacak sihri öğrenmiş ama ülkeyi huzurla ve adaletle yönetecek sihri öğrenememiş.

O, siyasi açıdan kendini “usta” sanan bir çırak çünkü.

Şimdi ülke karmakarışık.

Kovalarla kan akıyor.

Çoluk çocuk öldürülüyor, Kürt kasabaları yıkılıyor, tanklar mahallelere giriyor, yatırımcılar Türkiye’den kaçıyor, turizm bitiyor, ekonomi çöküyor, savaş kapımıza kadar geliyor, Ortadoğu’da neyi tutsak elimizde kalıyor, dünyadaki bütün ciddi güçlerle çelişiyoruz.

Ve “fiili başkanlık” sisteminden bir türlü vazgeçmeyen Tayyip Erdoğan bunu nasıl durduracağını bilmiyor.

Ankara’da bombalar patlayıp “yüzden fazla insan” öldüğünde başbakanın çıkıp “patlamalarla oylarımız artıyor” demesi, o patlamaların yarattığı felaket rüzgarlarıyla 1 Kasım seçimlerini kazanması kadar kolay olmuyor değil mi bir ülkeyi doğru dürüst yönetmek?

Çatışmaları, savaşları, düşmanlığı başlatmayı öğrendiniz ama bunları bitirmeyi bilmiyorsunuz değil mi?

Barışı, huzuru, refahı getirecek “sihri” öğrenememişsiniz, değil mi?

Ülke kovalarla kanla kıpkızıl oluyor, değil mi?

Gazetelerinize, “şehit haberlerini küçük görmeleri” için bu nedenle emirler veriyorsunuz, değil mi?

Şiddeti başlatmayı öğrendiniz ama şiddeti durdurarak iktidarda kalmayı öğrenemediniz, değil mi?

İktidarınızı, şiddet uygulamadan sürdüremiyorsunuz, değil mi?

Gazetecileri hapsetmeyi öğrendiniz ama fikirlerin özgürce tartışıldığı bir ortamda tartışmayı öğrenememişsiniz, değil mi?

Korkutmayı öğrendiniz ama korkmamayı öğrenemediniz, değil mi?

Sahte mahkemeler kurup her kızdığınızı içeri atmayı öğrendiniz ama adalet getirmeyi öğrenemediniz, değil mi?

Her şeyi yarım yamalak bilen, ülkeyi yakıp yıkan beceriksiz çıraklardan başka bir şey değilsiniz.

Kendilerini “usta” sanıp ülkeyi mahvettiler.

Şiddeti başlattılar ama bitiremiyorlar.

Kanla dolu bir evde gittikçe daha çok insanımızın ölmesini seyrediyoruz, kovalar kan taşıyor evimize, her an biraz daha hızlı, biraz daha hızlı, biraz daha hızlı kan taşıyor.

Şimdi de Suriye’de savaşa gireceklermiş.

Bu şiddet sizin sonunuz olacak.

Yasaları çiğnemeyi, adaleti buharlaştırmayı, anayasayı yok etmeyi, şiddeti tırmandırmayı “ustalık” sandınız.

“Ustalığın” ancak barış ve huzurla olacağını hiç öğrenemediniz.

Barış ve huzur getirecek bir yeteneğiniz yok çünkü…

Ahmet Altan – Haberdar20ahmet altan mehmet baransu

Ankara’da askeri servis otobüslerine bomba yüklü araçla saldırı

Ankara Kızılay’da Genelkurmay Başkanlığı’na 300, TBMM’ye 500 metre mesafede askeri servis araçlarının geçişi sırasında bomba yüklü bir araçla saldırı düzenlendi. Saldırıda 28 kişi hayatını kaybetti, 61 kişi de yaralandı.

Ankara Çankaya’da Genelkurmay Başkanlığı Kavşağı’na 300 metre mesafede bombalı saldırı gerçekleşti. Bomba yüklü araçla gerçekleştirilen saldırıyla, 3 askeri servis aracı hedef alındı.

34

Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı’nın da yanıbaşındaki Devlet Mahallesi’nde askeri lojmanların bulunduğu bölgede 18:32 sıralarında askeri servis otobüslerine bombalı araçla saldırı düzenlendi.

36

Ankara Valisi, saldırının bomba yüklü araçla gerçekleştiğini tahmin ettiklerini söylerken, ilk belirlemelere göre 18 kişinin hayatını kaybettiğini, 45 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Saldırıda yaralananlar, 20 ambulansla çevredeki hastanelere kaldırıldı.

BAŞBAKANDAN İLK AÇIKLAMA

37

Ankara’daki patlama sonrası Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan açıklama geldi. Davutoğlu yaptığı ilk açıklamada, “Patlama sesi geldi, bakacağız” ifadesini kullandı.

Saldırının ardından Beştepe’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğanbaşkanlığında güvenlik zirvesi düzenleniyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu, saldırının ardından Brüksel ziyaretini iptal etti.

Saldırıyla ilgili haberlere yayın yasağı getirildi.

32 AMBULANS SEVK EDİLDİ

Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise şu bilgiler verildi: Patlamadan 4 dakika sonra ilk ambulansımız olay yerine ulaşmıştır. Hemen ardından 32 ambulansımız olay yerine ulaşarak yaralı sevklerini süratle gerçekleştirmiştir. Yaralılar en yakın hastanelere sevk edilmiştir. Kan ihtiyacımız bulunmamaktadır. Tüm branşlarda uzman hekimimiz mevcuttur. Yoğun bakım, yanık ve ameliyat üniteleri konusunda herhangi bir yer sıkıntısı bulunmamaktadır

 

(T24, Radikal)

 

[Özel Haber] Cerattepe’ye en şiddetli saldırı, yaralılar var

Artvin halkının Cerattepe altın madenine karşı direnişindeki en şiddetli jandarma saldırısı 16:30 sıralarında Kafkasör mevkiinde yaşandı. Plastik mermi kullanılarak ve yoğum gaz atılarak gerçekleştirilen saldırılarda çok sayıda insanın yaralandığı da gelen bilgiler arasında.

Dün kendisinden bilgi aldığımız ve Artvin Valisi’nin, “Benim elimden gelen bir şey gelmez” beyanını aktaran Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi PM üyesi ve HDP’den Artvin milletvekili adayı Recep Demirci’ye telefonla ulaştık ve kendisinden son durum hakkında bilgi aldık.

28

Yoğun gaz atılan saldırı dolayısı ile zorlukla konuşan Demirci, jandarmanın çok şiddetli saldırısının direnişi önemli ölçüde kırdığını ve kendilerinin şu anda Kafkasör’den Artvin Valiliği önünde bekleyen 2.000 kişiye katılmak üzere yola çıktıklarını belirtti.

Artvin Valisi Kemal Cirit‘in gün içinde müdahale yapılmayacağı yönünde beyanı olduğunu ve buna mukabil 14:00’de saldırıların durduğunu belirten Recep Demirci, valinin bu beyanına karşın 16:30 sıralarında en şiddetli saldırının başladığını ve direnişte olan gençlerden çok sayıda kişinin yaralandığını söyledi.

2bin kişi Artvin Valiliği önünde bekliyor
2bin kişi Artvin Valiliği önünde bekliyor

“Biz şu an maden açılmak istenen mevkiye 10 km mesafede Kafkasör Mevkiindeyiz. Müdahele bizim bulunduğumz yerin 50 metre

Yeşiller-Sol PM üyesi Recep Demirci
Yeşiller-Sol PM üyesi Recep Demirci

önünde gerçekleşti. O kadar yoğun gaz atıldı ki ilerleme imkanı bulamadık. Direnişi bu son saldırı sonrası önemli ölçüde kırdılar diyebilirim. Çok sayıda yaralı olduğu bilgisi var.

Yolu kapatan araçları paletli iş makinası getirip kaldırmışlardı ancak direnişçilere ait olan ve yolu kapatan iş makinalarını o getirdikleri araç kaldıramamıştı. Bunun da çözümünü yeniden yol açarak o araçların yanından geçmek sureti ile buldular.

İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, “Vurun geçin” talimatının ardından saldırı şiddeti çok artmış durumda. Direnişte olan arkadaşlarımızın çevresini kuşatan jandarma onları çembere aldıktan sonra müdahaleye başlamış.

Şu anda burda görünen önde paletli bir iş makinası yolu aça aça ilerliyor, ardından çevik kuvveti taşıyan otobüsler ilerliyor. Savaş alanında gibiyiz.

31

Yaralıların durumu ve kaç kişinin yaralandığı konusunda henüz bilgimiz yok. Dediğim gibi bizim önümüzde cereyan etti saldırı. Jandarma yolu açmak için müdahale ediyor, yolu açıp geçtikten sonra da geride kalanlara ayrıca bir müdahale olmuyor.

Benim aldığım bilgiye göre 7 arkadaşımızı gözaltına aldılar ve halen de serbest bırakmış değiller.

Ben bu son noktadan sonra ileride ayrı bir direniş bölgesini tahmin etmiyorum ama daha yukarıya giden arkadaşlarımız da olabilir. Son saldırı çok ama çok şiddetliydi. Şu anda biz Artvin’e, Valilik önünde bekleyen 2bin kişinin yanına gidiyoruz. Artvin’de karayolu işlemiyor şu anda, esnaf da kepenkleri kapatmış durumda.”

Son dakika gelen bilgiye göre gözaltındakiler serbest bırakıldı
Son dakika gelen bilgiye göre gözaltındakiler serbest bırakıldı

Recep Demirci ile görüşmemizin ardından Yeşil Artvin Derneği’nin geçtiği son dakika bilgisinde gözaltına alınanların serbest bırakıldığı bilgisi geçildi.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)