Ana Sayfa Blog Sayfa 3475

Avrupa Yeşilleri’nden Davutoğlu’na, “Akademisyenleri derhal serbest bırakın”

20 avrupa yeşilleri...Avrupa Yeşiller Partisi Eşsözcüleri ve Avrupa Partisi Yeşiller Grup Başkanları başbakan Ahmet Davutoğlu’na bir mektup göndererek akademisyenler üzerindeki baskılara son verilmesini  ve sınırdışı edilen akademisyen Chris Stephenson’a yapılan hukuk dışı haksızlığın giderilmesini istediler.

Ahmet Davutoğlu’na gönderilen mektup şöyle:

 

Başbakan Davutoğlu’nun dikkatine
Brüksel, 17 Mart 2016
Sayın Başbakan Davutoğlu,

10 Mart’ta bir basın açıklaması yaparak Türkiye’nin güneydoğusundaki askeri operasyonları eleştiren 3 akademisyenin terör propogandası yaptıkları gerekçesiyle 15 Mart’ta tutuklanmış olmalarını şiddetle kınıyoruz.

Barış için Akademisyenler’ce başlatılan kampanyaya imza atan bu akademisyenlerin ikisi hali hazırda işlerini kaybetmiştir. Polis aynı zamanda 25 yıldır Türkiye’de yaşayan ve son 14 yıldır Türkiye’de çalışmakta olan, İngiliz vatandaşı Chris Stephenson’ı çantasındaki HDP broşürlerini bahane göstererek adliye girişinde gözaltına almış, akabinde sınırdışı etme talebiyle Kumkapı Yabancılar Şubesi’ne sevketmiştir. Stephenson meslekdaşlarına destek için adliyede bulunmaktaydı. Bir hüküm verilene kadar hücrede kalmak istemediğinden gönüllü olarak ülkeyi terketmeye karar vermiştir.

Demokratik toplumlarda vatandaşlar barışçıl görüşlerini ifade etme hakkına sahiptir. Bu sebeple, Türkiye otoritelerini düşünce özgürlüğüne ve imzacıların akademik özgürlüğüne saygı göstermeye davet ediyoruz.

Barış için Akademisyenler’in barış talebinin karşılaştığı yıldırma girişimlerini endişe ile izliyoruz. 10 Ocak 2016’da, 105’i Türkiye, 329’u yurtdışı üniversitelerden toplam 2212 akademisyen Türkiye’nin güneydoğusundaki askeri operasyonları eleştirip barış talep eden bir metnin altına imzalarını koymuşlardı.

Barış için Akademisyenler’in topladığı verilere göre, 5 Mart itibariyle, imzacılara karşı medya, hükümet ve öğrencilerden 47 tehdit olayı vuku bulmuş; 7 akademisyen istifaya zorlanmış; 37 akademisyen işinden edilmiş ve bir diğer 37 imzacı görevden uzaklaştırılmıştır. 508 akademisyen idari soruşturmaya maruz kalmış, 161 imzacı mahkemede ifade verirken, 33 imzacı evlerinin aranmasına müteakip geçici olarak gözaltına alınmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “terörist” tanımını içine gazetecileri, sivil aktivistleri ve siyasetçileri ekleyerek genişletme niyetinden aynı oranda endişe duymaktayız. Mevcut terörle mücadele yasasında “terörizm” tanımı oldukça belirsizdir. Bu sebeple Türkiye’nin ceza ve terörle mücadele yasalarını AİHM içtihatlarıyla uyumlu hale getirme gereğinin altını bir kere daha çiziyoruz.

Tutuklanmış tüm akademisyenlerin derhal serbest bırakılmasını ve Tükiye hükümetinden, AB’ye aday her ülkenin üye olmak için sağlaması gerektiği üzere, fikir ve ifade özgürlüğünü demokrasinin ilkeleri, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı çerçevesinde sürdürmesini bekliyoruz.

Cevabınızı bekliyoruz.
Saygılarımızla

Rebecca Harms ve Phillippe Lamberts
Avrupa Parlamentosu Yeşiller/Avrupa Özgür Birliği Grubu Eşbaşkanları

Monica Frassoni ve Reinhard Bütikofer
Avrupa Yeşil Partisi Eşsözcüleri

 

(Yeşil Gazete)

Karşı şiddet devlet şiddetini meşrulaştırıyor – Celal Deniz

Celal Deniz’in bu yazısı radikal.blog’dan alındı

13 Mart 2016 Ankara Kızılay’da patlatılan bomba yüklü araçla şiddet yeni bir boyut kazanmaya başladı. Şiddet artık yaşamımızda yanı başımızda en sıradan bir günde en sıradan insanların yaşamını almaya ve bizi alıştırmaya çalışıyor. Ülkede iç savaş konseptine destek verenler bizi hipnotize etmeye çalışıyorlar. Terörle yaşamaya alışın diyorlar.

Ülke öylesine bir şiddet sarmalına girdi ki toplum sokağa çıkmaya korkar oldu. Herkes herkesten şüphelenir oldu. Hobbes’in dediği gibi herkesin herkesle savaştığı, herkesin herkesle düşman olduğu ya da nefret çoğalttığı bir döneme girdik.

Şiddet güç ve erk yapısını ele geçirme ya da korumanın bir aracı, bir yöntemidir. Şiddet huzur bozucudur. Kuralsızdır. Kuralları dışlayan kaba bir güçtür. Şiddet güvensizlik ortamı oluşturur, toplumsal kargaşa yaratır, toplumda tehdit yoluyla korku hissini kamçılar. Şiddet, oluşturduğu korku hissini haklı kılabilmek için “düşman” yaratır. Şiddeti besleyen nedenler farklı zeminlerde oluşup hayatımızı etkiler.

Şiddet modern zamanda devletin tekelinde toplumu organize etmede bir yöntemsel araç olarak işlev görür. Devlet, şiddet kullanımını kendi tekeline alması yolu ile bireylerin şiddetten arındırılmasını sağlamayı hedeflemiştir. Devlet, elinde olanaklarla insana karşı şiddeti ve korkuyu İçeren araçları hegemonik bir araç olarak inşa etmiştir. Devlet “biat” etmeyen eşitlik özgürlük talepleriyle “kendisi” olmaya çalışan her kesimi “uslanlandırma” yoluna gitmektedir. Devletin hegemonyasını gerçekleştirmede kullandığı araçlar adil olmayan bir toplumsal düzene kaynaklık etmektedir.

Devlet şiddeti karşıtını yaratır. Adaletsizlik ve eşitsizlik karşısında “bir sorun çözme” aracı olarak şiddet kullanmayı seçenler tarihsel ve sınıfsal tutum alışlara göre değişir. Devletin hegomonik araçlarına karşı tepkisel şiddet bir çok nedene bağlı olarak kendine taban bulur. Yoksulluk , ayrımcılık, inkar, işkence vb. nedenlerle harekete geçen içinde nefret, öç alma duyguları taşıyan karşı şiddet sarmalı oluşur. Şiddet karşı şiddeti doğuran bir sarmal halini aldıkça demokratik sivil siyaset işlevsizleşir, devlet kendi güç tahkimatını toplum üzerinde egemen kılar. İfade özgürlüğünden, demokratik hak taleplerine kadar her türlü insani haklar devletin otoriter yönetiminde geriletilir hatta suç haline getirilir. Akademisyenlerin tutuklanmasına bu pencereden bakmak gerekir.

Şiddetin toplumsal ve siyasal alanda kullanımının yaratacağı tahribat sadece maddi olmakla kalmayıp, toplumun ruhsal çöküntüsüne de neden olmaktadır. Toplumsal kargaşanın yarattığı psikolojik atmosfer toplumsal çeşitliliğin bir arada bulunmasını, etkileşimini, kültürel ve sosyal gelişimini de etkilemektedir.

Devlet, karşı şiddetin yarattığı “terörize” ortamda tarihsel belleği flulaştırmayı becerdiği gibi, devlet şiddetinin gerekliliği fikrini de topluma empoze etmeyi başarmaktadır. Dün çözüm masasında ne görüşüldü, neden bu masa devrildi soruları bugün halkın ilgi alanına girmiyor. Girmediği gibi devletin “Kürt sorunu yoktur terör sorunu vardır” temelli söylemi toplumda indandırıcı bir etki yapmaktadır.

6 ayda bombalı eylemlerde yüzlerce insan öldürüldü. Bu eylemlerin mesajı toplumda korkuyu hakim kılmaktır. Yapanı kim olursa olsun bu şiddet devlet şiddetini meşrulaştırmakta toplumsal destek sağlamada bir zemin olmaktadır. Çünkü bu eylemlerde “tek bir karşı taraf’ yoktur. Savaşın bire bir  öznesi olmayan milyonlarca insan vardır. Şiddetin bu kitlelerin üzerinde bıraktığı psikolojik algı ve etki düşünülmeden şiddeti siyasetin bir aracı haline getirmek sürürülebilir bir yol değildir.

Kürt sorununun haklılığının ülke de Kürtler açısından yarattığı meşru ve mağdur olma hali şiddetin sivil insanları hedeflediği ortamda karşıtını da yaratır. AKP’nin “Kürt sorunu yok terör sorunu var” temelli yaklaşımının ardında Kürt siyasetini itibarsızlaştırmak için onu şiddet sarmalına doğru çekme taktiği vardır. Bugün HDP’nin siyaseten işlevsizleşmesinde bunun payı fazlasıyla etkilidir.

Devletin silahlı muhalefeti sadece savaşarak değil, şiddet ortamında halk desteğini ortadan kaldırarak yok etmeyi hedeflemesi tarihte denenmiş yöntemler olarak görülmelidir. Bugün siyasetin çatışma üreten söyleminin ardında bu düşünce yer almaktadır.

Devlet aklının hesapları görülmeden savaşı şehirlere yayacağız düşüncesi, intikam siyaseti, bugün dış politikada iflas etmiş AKP siyasetini iç politikada güçlendirmekten başka bir etki yapmayacaktır. Çözüm sivil siyasetin önünü açmakta ve sivil direniş yöntemlerinin üretilmesindedir.

63-Celal-DenizCelal Deniz – blog.radikal.com

[Yeşil İşler] Gambiya’da çalışacak Gönüllü Proje Koordinatörü

Ulusal ve uluslararası alanda sınır tanımaksızın, sosyal ve ekonomik alanda nitelikli ve sürdürülebilir gelişimi sağlamak amacıyla yoksullukla mücadele ederek, istihdam yaratarak, kadınların ve gençlerin gelişimine yönelik projeler üreterek, ulusal ve uluslararası alanda sivil ve diğer benzer hedefleri bulunan kuruluşlarla işbirliği yaparak, Birleşmiş Milletler Bin Yıl Hedeflerine sadık kalarak ve özellikle “en az gelişmiş ülkelerin” sorunlarını gözeterek yapılandıracağı projeleri hayata geçirmek amacıyla kurulan Sosyal ve Ekonomik Yaşamda Nitelikli Değişim ve Gelişime Destek (Sen de gel) Derneği, 2016-2017 için Gönüllü Proje Koordinatörü arıyor.

33

Gönüllü olarak görev üstlenecek kişi SEN DE GEL Derneği’ne sorumlu olacak ve derneğin ilkeleri doğrultusunda, derneğin amacını geliştirmesi için en az 12 ay süreyle Gambiya’da veya bir başka En Az Gelişmiş ülkede çalışacak.

Detaylı bilgiyi Sen de Gel Derneği’nin web sitesindeki bu link üzerinden edinmek mümkün.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklynz

(Yeşil Gazete)

Sabah Gazetesi, Malta’da yaşayan LGBTİ aktivistini hedef gösterdi

Sabah Gazetesi, Malta’da yaşayan LGBTİ aktivisti Hasan Hüseyin Şehriban Karabulut’u yalan haberle hedef gösterdi. Karabulut yaptığı açıklamada, “Mail attım geri dönmediler, başıma bir iş gelirse sorumlusu Sabah’tır” dedi.

32
Sabah Gazetesi manşetinde yer verdiği (sözüm ona) haberde Ankara Saldırısında yakını yaralanan kişi ile Hasan Hüseyin Şehriban Karabulut’u aynı kişi gibi göstermişti

Kaos GL’nin haberine göre Yaklaşık 4 aydır Malta’da yaşayan ve saldırı sırasında Malta’da olan Karabulut’un Ankara katliamının ardından yapılan canlı yayında “İktidarınız batsın” dediğini iddia eden Sabah gazetesi “Yeri geldi gezici oldu, polise kitap okudu!”, “Yeri geldi Ayşe Arman’a röportaj verdi. Gay tiyatrocu oldu!” ifadelerini kullandı.

Karabulut: Mail attım geri dönmediler, başıma bir iş gelirse sorumlusu Sabah’tır

Gazeteye mail attığını ancak cevap alamadığını belirten Karabulut KaosGL.org’a yaptığı açıklamada şöyle konuştu:

“Gezi sırasındaki yaptığım pasif direniş bile devlet için tehlikeli gözüküp yıllar sonra bekleyerek bunu hedef gösterecek bir yer aramaları ve ‘gey tiyatrocu’ tabiriyle kendilerince aşağılamaya ve cinsel yönelim de dahil olmak üzere hedef haline getirilmem…

“Patlayan bombadan çok bunun konuşulması, evimizde oturan bizlerin verdiği tepkiyi canlı yayında veren bir insanı nasıl hedef göstereceklerini şaşırmaları ve bu kişiyi bana benzetip apaçık hedef olarak sunulmam hayatıma bile bile kast edilmesidir. Bundan sonra yaşanılacak nefret söylemi ve canıma kast edilme gibi durumların suçluları yalan haberleri ile sosyal medya ve Sabah gazetesidir.

“Kendilerine haberin yalan yanlış olduğunu, 4 aydır Malta’da yaşadığımı, beni hedef olarak gösterdiklerini, haberin tekzip edilmesini, özür yazısı yazmalarını istememe rağmen tarafıma dönüş yapılmadı.”

 

(Kaos GL)

19 Mart Dünya Saati’nde Çanakkale de, “Change climate change” diyecek

WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak ve Çanakkale Belediyesi Başkanı Ülgür Gökhan, 19 Mart’ta Dünya Saati için ışıklarını kapatacak Truva Atı’nın önünde bir araya gelerek Çanakkale’nin de iklim mücadelesine katılacağını açıkladı.

27

Bu yıl 19 Mart Cumartesi günü 20.30-21.30 saatleri arasında gerçekleşecek tarihin en büyük çevre hareketlerinden biri Dünya Saati için birçok anıtsal yapı, kurum binası ve ev ışıklarını bir saatliğine iklim için kapatacak. Çanakkale Belediyesi de Truva Atı’nın ve Saat Kulesi’nin ışıklarını kapatarak iklim mücadelesine bir ışık tutacak. Türkiye’den her yıl daha fazla kentin destek verdiği etkinliğe şimdiye kadar 39 valilik ve belediye katılacağını açıkladı.

Türkiye’den 27 kentsel simge ışıklarını kapatıyor

Dünya Saati 2016-İklim Mücadelesine Bir Işık Tut! from WWF TÜRKİYE on Vimeo.

Dünya Saati’nin bu yıl bir rekor kırarak tam 178 ülkede birden gerçekleştirileceğine dikkat çeken WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak “Dünya Saati için 2010 yılında ilk defa Boğaziçi köprüsü ışıklarını kapatarak Türkiye’de etkinliğe katılan anıtsal yapıların önünü açtı. Bu yıl Dünya Saati için Türkiye’nin dört bir yanından 27 kentsel simge ışıklarını kapatıyor. Dünya Saati’nin 10.yaşını kutladığımız bu yıl amacımız iklim mücadelesini tüm Türkiye’ye taşımak ve Çanakkale gibi büyük küçük tüm kentlerin desteğini arkamıza almak. Bizi ve mücadelemizi destekleyen herkesi Dünya Saati’ne katılmaya çağırıyoruz” dedi.

30

Dünya Saati (Earth Hour), iklim değişikliği sorununa dikkat çekmek için düzenlenen dünyanın en büyük çevre etkinliklerinden biri. Yüzlerce kentte, milyonlarca insanın bir saatliğine ışıklarını kapatarak küresel iklim değişikliğine dikkat çektiği Dünya Saati, 2007 yılında Avustralya’da başladı. WWF’in organizasyonuyla kısa sürede yedi kıtada 150’den fazla ülkeye ve 7 binden fazla kente yayıldı

28

Etkinliğe katılmak isteyen birey ve kurumların www.dunyasaati.org adresine girerek katılımlarını onaylamaları ve 19 Mart 2016 Cumartesi 20.30-21.30 saatleri arasında ışıklarını bir saatliğine kapatmaları gerekiyor.

 

(Yeşil Gazete)

IRENA: “Yenilenebilir Enerji ile yıllık 4.2 trilyon dolar tasarruf mümkün”

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA), Yenilenebilir Haritası: Yenilenebilir Enerji Geleceği için Yol Haritası (REmap: Roadmap for a Renewable Energy Future) raporunun ikinci versiyonu yayınlandı. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 144 ülkenin ve AB’nin üyesi olduğu IRENA’nın hazırladığı Yenilenebilir Enerji Rol haritası, yenilenebilir enerjinin kullanımını 2 katına çıkararak yıllık ortalama 4.2 trilyon dolar tasarruf sağlanabileceğini ortaya koyuyor.

Yenilenebilir enerjinin, küresel enerji dağılımındaki payının 2030 itibari ile ikiye katlanması trilyonlarca dolar tasarruf sağlayacak. Bu rakam, yapılması gereken yatırımın 15 katı anlamına geliyor.

24

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA)’nın yaptığı son araştırma, yenilebilir enerjiye geçişin küresel ekonomiye potansiyel katkısını ortaya koydu. Araştırmaya göre, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının 2030 yılına kadar iki katına çıkarılması ile yılda 4.2 trilyon Dolarlık dolarlık tasarruf sağlanabilir, ki bu artışın sağlanması için gerekli olan yatırımdan çok daha yüksek. Bugün IRENA tarafından yayınlanan; REmap: Roadmap for a Renewable Energy Future (Yenilenebilir Haritası: Yenilenebilir Enerji Geleceği için Yol Haritası) adlı rapor, şu anda küresel elektrik üretiminde payı %18 olan yenilenebilir enerjinin payını 2030 yılına kadar %36’ya çıkarılması için yapılabilecek basit adımları da özetliyor.

IRENA Genel Direktörü Adnan Z. Amin
IRENA Genel Direktörü Adnan Z. Amin

IRENA Genel Direktörü Adnan Z. Amin, Yenilenebilir enerjiyi iki katına çıkarmak sadece mantıklı ve makul değil aynı zamanda da yapmamaktan çok daha ucuz derken, “Yenilenebilir Haritası Raporu, sadece en ekonomik yolu değil, çevresel ve sosyal olarak en vicdani yolu da gösteriyor. Bu yol daha fazla iş yaratacak, düşecek olan hava kirliliği ile milyonların hayatını kurtaracak ve Paris’te anlaşılan 2 derece hedefi için izlenmesi gereken yola da girmemizi sağlayacak” diye konuştu.

Bu rapor, IRENA’nın daha önce hazırladığı küresel yol haritası raporunun ikinci versiyonu, bu seferki analiz, küresel enerji kullanımının yüzde 80’ni yapan 40 ülkeyi kapsıyor. Kapsanan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor. Rapora göre, elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı önemli aşamalar kaydetti, bu adımlar devam ederse, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjinin payı yüzde 45 düzeyine çıkabilir, ancak elektrik üretimi dışında da yenilenebilir enerjinin kullanımı için, ulaşım sektörü, binalar ve sanayi sektöründe önemli bir potansiyel var. Ancak bu sektörlerde olan gelişmeler, olması gerekenden daha yavaş ilerliyor.

Yenilenebilir enerjiyi iki katına çıkarmanın temel faydaları raporda şu şekilde özetlenmiş:

25

– 2030 yılında 24.4 milyon insana yenilenebilir enerji sektöründe istihdam sağlanabilir, Bu 2014 yılının rakamlarına göre, sektörde 15 milyondan daha fazla yeni istihdam anlamına geliyor,
– Küresel gayri safi hasılayı 1.3 Trilyon dolar yükseltebilir,
– Kömür gibi fosil yakıtlar gibi kaynaklardan kaynaklı hava kirliliğini düşürerek yıllık ortalama 4 milyon kişinin hayatını kurtarılmasını sağlayabilir,
– Küresel sıcaklık artışını, sanayi öncesi dönemlere göre 2°Cnin altında tutulmasını sağlayabilir,
– 2030 yılına kadar enerji kaynaklı sera gazı emisyonunu 12 milyar ton düşürebilir – Bu rakam, ülkelerin Paris Anlaşması öncesi verdiği Ulusal Katkı Niyet Beyanlarındaki rakamın tam 5 katı emisyon azaltımı anlamına geliyor.

5 temel adım

Bu hedefe ulaşmak için raporda 5 öncelik belirleniyor:

(1) Fosil yakıtlar lehine sonuç veren, piyasa aksaklıklarını gidermek

(2) enerji sistemlerinin esnekliğini arttırarak farklı yenilenebilir enerji formlarının sisteme girişini kolaylaştırmak

(3) yeni kentsel dönüşüm projelerinde ve sanayide ısınma ve soğuma kullanımı için yenilenebilir enerji kullanımını önceliklendiren çözümler üretmek

(4) yenilenebilir enerji ve biyo-yakıtların ulaşımında kullanımını arttırarak hava kirliliğini düşürmek

(5) biyo-enerjinin sürdürülebilir, ekonomik ve güvenilir bir şekilde teminini sağlamak.

Türkiye, yenilenebilir payını %51’e çıkarmalı

Türkiye’nin, yenilenebilir enerjiyi iki katına çıkarma hedefi için, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjinin payını güç üretiminde yüzde 51’e çıkarabilmesi gerekiyor. Bu da, ülkenin tüm enerjideki payının yüzde 38’e ulaşması gerektiği anlamına geliyor. (Türkiye’nin 2014’te yayınlanan Ulusal Yenilenebilir Enerji Eylem Planı’nda ise “2023 yılına kadar yenilenebilir enerjinin toplam elektrik enerjisi talebinin en az yüzde 30’unu karşıladığı bir üretim portföyü oluşmasını ve ulaştırma sektörü ihtiyaçlarının yüzde 10’unun yenilenebilir enerjiden karşılanmasının” hedeflendiği belirtiliyor.

IRENA tarafından yayınlanan; REmap: Roadmap for a Renewable Energy Future (Yenilenebilir Haritası: Yenilenebilir Enerji Geleceği için Yol Haritası) raporuna bu link üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

NOAA: Karbondioksit seviyelerinde son 56 yılın en büyük artışı gerçekleşti

Alex Pashley tarafından Climate Change News‘de yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Binnaz Çiftçi‘nin çevirisiyle sunuyoruz.

***

 

binnaz1
NOAA fosil yaktı kullanımı ve El Niño’nun CO2 seviyelerini artırdığını belirtti. Fotoğraf: Pixabay

NOAA (ABD Ulusal Deniz ve Atmosfer İdaresi), karbondioksit seviyelerinde son 56 yılın en büyük artışının gerçekleştiğini bildirdi.

NOAA dünyanın böylesine güçlü bir artışı en son 11 bin yıl önce gördüğünü belirtti. Kurumun haberine göre, geçen sene atmosferdeki karbondioksit birikme oranı kayıtlar içindeki en yükseğiydi.

NOAA, Hawaii’deki Mauna Loa Rasathanesi’ndeki ölçümlere göre, fosil yakıt kullanımı ve güçlü El Niño hava olaylarının sonucu olarak, karbondioksit seviyelerinde 1 sene önceki 402,6 ppm seviyesinin 3,05 ppm arttığını belirtti.

NOAA Küresel Sera-Gazı Referans Ağı öncü bilim adamlarından Pieter Tans, ‘Karbondioksit seviyeleri yüzyıllardır olmadığı kadar hızla artıyor. Doğal artış süreciyle kıyasladığımızda bu oran bir patlamayla eşdeğer’ diye konuştu.

Karbondioksitteki bu hızlı yükseliş, başka bir güçlü El Niño senesi olan 1998’den beri olan rekoru kırdı.

Keeling Eğrisi (Grafik: Scripps Institution of Oceanography)
8 Mart 2016 ölçümlü Keeling Eğrisi’nde atmosferdeki karbondioksit yoğunluğundaki değişimleri görmek mümkün(Grafik: Scripps Institution of Oceanography)

Kuraklık ve düzensiz yağışların sonucu olarak, kurak arazilerin ve sıcaktan kavrulmuş ormanların görece daha az karbondioksit tutması da fosil yakıt salımlarının etkisini artırdı.

Endüstri, sera gazı salımlarını artırdıkça havadaki karbondioksit seviyesi 1880’den beri %40’tan fazla artış gösterdi. Bu gazların varlığı, ısının tutulmasına ve dolayısıyla gezegenin aşırı sıcaklarla kavrulmasına sebep oluyor. Geçen sene birçok hava ajansına göre kayıtlardaki en sıcak yıldı.

Gezegen böylesine güçlü bir artışı en son 11.000 ila 17.000 yıl önce, karbondioksit seviyelerinin 80 ppm arttığı bir dönemde yaşamıştı. Tans’ın söylediğine göre günümüzdeki artış bundan 200 kat daha hızlı.

Hawaii sahasındaki bilim insanları 1958’den beri karbondioksit seviyelerinin kaydını Keeling Eğrisi adı verilen grafikle tutuyorlar.

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Alex Pashley

Yeşil Gazete için Çeviri: Binnaz Çiftçi

(Yeşil Gazete, Climate Change News)

 

Columbia Üniversitesi İfade Özgürlüğü Ödülü Altıparmak, Akdeniz ve Cengiz’e

Columbia Üniversitesi’nin düzenlediği “2016 Columbia Küresel İfade Özgürlüğü Ödülleri”ne ifade özgürlüğünü korumak için önemli adımlar atmış olan Yaman Akdeniz, Kerem Altıparmak ve Serkan Cengiz layık görüldü.

22

20’den fazla aday kurum ve kişilerin değerlendirildiği ödül Türkiye’den, İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak ve Av. Serkan Cengiz’e verildi.

Üç hukukçu, YouTube’a erişimin engellemesi kararına karşı Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yaptıkları itirazın reddedilmesinin ardından davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımaları ve Aralık 2015 başında kararın başvurucuların lehine olumlu sonuçlanması sebebiyle “2016 Columbia Küresel İfade Özgürlüğü Ödülleri’nde Yasal Hizmetlerde Mükemmellik Alanı”na layık görüldüler.

Akdeniz, Atıparmak ve Cengiz’e ödülleri, Columbia Küresel İfade Özgürlüğü tarafından her yıl düzenlenen ve Yaman Akdeniz’in davetli konuşmacı olarak katılacağı “İfade Özgürlüğü Küresel İçtihat” konferansının bir parçası olarak 4 Nisan 2016 tarihinde Columbia Low Kütüphanesi’nde takdim edilecek.

Ödül hakkında

“2016 Columbia Küresel İfade Özgürlüğü Ödülleri”, uluslararası hukuk normlarını teşvik ederek ifade özgürlüğünü güçlendiren yargı kararlarını ve dünya çapındaki hukuki temsillerin önemini vurgulamak amacıyla geçen yıl Columbia Üniversitesi Başkanı Lee C. Bollinger’in girişimiyle başlatıldı.

 

(Sivil Düşün, Bianet)

Ankara saldırısını TAK üstlendi

Ankara’da 13 Mart pazar günü düzenlenen, 37 kişinin öldüğü saldırıyı PKK’ya yakın Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) üstlendi. Örgüt saldırıların süreceği tehdidinde de bulundu.

20

Kürdistan Özgürlük Şahinleri’ne (TAK) ait olduğu belirtilen internet sitesinde yer alan açıklamada, 13 Mart pazar günü Ankara’da meydana gelen saldırının ‘Doğa Jiyan kod adlı Seher Çağla Demir’in komutasında düzenlendiği’ belirtildi. Açıklamada, Demir’in TAK adına intihar saldırısı düzenleyen ilk kadın olduğu belirtilerek, 2013 yılında örgüte katıldığı kaydedildi. Açıklamada, ‘Düşmanın Kürt anaları, bebekleri ve genç kızlarını hedef alarak vurma, çıplak kadın bedenlerini teşhir etme, yakarak tanınmaz hale getirme barbarlığının büyüttüğü kin öfke ardından; yüzlerce yoldaşımız gibi eylem konusunda büyük bir ısrar içerisinde olmuştur’ denildi.

‘Devlet güçleri hedef alındı, sivil kayıplar nedeniyle üzgünüz’

TAK’ın açıklamasında, saldırının Cizre’deki operasyonlar nedeniyle ‘hükümetten hesap sorulması’ amacıyla Ankara’da düzenlendiği ve devlet güçlerinin hedeflendiği belirtildi. Ancak intihar saldırganının hedefe yöneldiğinde polisin müdahale etmesi nedeniyle sivil kayıpların da yaşandığı ileri sürüldü. Açıklamada, “Bu sebeple kirli savaşın sorumlu ve yürütücüleriyle hiçbir bağı bulunmayan sivil kayıplardan dolayı üzüntümüzü belirtiyoruz” denildi. Açıklamada ‘Şubat ayında TAK’ın yine Ankara’da düzenlendiği saldırıda olduğu polis ve asker kayıplarının gizlendiği’ iddia edilerek çok sayıda polisin de hayatını kaybettiği savunuldu.

Açıklamada, Güneydoğu’daki operasyonlarda sivil Kürtlerin de hedef alınarak öldürüldüğü belirtilerek, “Kamuoyunun yalnızca Cizre’de 300’ün üzerinde sivil insanımızın hedef alınarak vahşice katledilmesi, cenazelerin yakılması, verilmemesi üzerinden Kürt halkına yaşattırılan acıları anlamalarını umuyoruz” denildi.

TAK açıklamasında saldırılara devam edileceği, AKP hükümetinin aldığı önlemlerin kendileri için engel teşkil etmediğini kaydetti. TAK Kürtlere yönelik operasyonlar devam ettiği sürece saldırıların da süreceğini vurguladı ve ‘kimse güvende değil’ ifadesine yer verdi.

TAK Şubat ayında yine Ankara’da saldırı düzenlemiş, 29 kişi hayatını kaybetmişti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Almanya, Türkiye’deki temsilciliklerini ‘saldırı tehdidi nedeniyle’ kapattı

Almanya Dışişleri Bakanlığı, Ankara Büyükelçiliği’nin ‘olası bir saldırı tehdidi nedeniyle’ kapatıldığını açıkladı. İstanbul Başkonsolosluğu ve başkonsolosluğa bağlı Alman Lisesi’nin de kapatıldığı gelen bilgiler arasında.

19

Dışişleri Bakanlığı Türkiye’deki Alman vatandaşlarına da ‘olası bir saldırı konusunda’ uyarıda bulundu. Başkonsolosluk ve Alman Lisesi önüne takviye polis güçlerinin gönderildiği görülüyor.

Ankara’da 13 Mart’ta düzenlenen, 37 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından Ankara’daki Almanya Büyükelçiliği, İstanbul’da bulunan Başkonsolosluğu, Alman Lisesi ve çocuk yuvası terör tehdidi nedeniyle kapatıldı.

Haber ajansı Reuters’in haberinde Alman Dışişleri Bakanlığı’nın ‘kesin olarak doğrulanmamış terör uyarısının incelediği’ belirtildi.

Bu açıklama öncesinde ise Almanya’nın İstanbul’daki başkonsolosluğuna terör saldırısı uyarısı geldiği belirtildi. Bu uyarının ardından konsolosluk binası, Alman Lisesi ve çocuk yuvasının kapatılması kararının alındığı bildirildi.

Konsolosluktan Alman vatandaşlarına hitaben yapılan açıklamada, “Lütfen Konsolosluk binası çevresinde bulunmaktan kaçınınınız. Alışveriş merkezlerinin de aralarında bulunduğu yerlere somut saldırı tehlikesi söz konusu” denildi. Açıklamada daha fazla ayrıntıya yer verilmedi.

İstanbul’daki Almanya Başkonsolosluğu Taksim Meydanı yakınlarında, Gümüşsuyu’nda bulunuyor. Alman Lisesi binası ise yaklaşık bir buçuk kilometre uzaklıkta, İstiklal Caddesi yakınlarında.

İstanbul’da ocak ayında Sultanahmet’te düzenlenen saldırıda 12 Alman turist de hayatını kaybetmişti. Saldırıyı radikal IŞİD örgütü üstlenmişti. Almanya Dışişleri Bakanlığı bu saldırının ardından vatandaşlarını İstanbul’da turistik noktalar ve toplumsal gösteriler konusunda uyarmıştı. 13 Mart’ta Ankara’da düzenlenen 37 kişinin öldüğü saldırıyı ise Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) üstlendi.

(Deutsche Welle Türkçe, ReutersBBC Türkçe)