Ana Sayfa Blog Sayfa 3434

Atık Toplayıcıları’ndan Geri Dönüşüm Emekçileri’nin sorunları çalıştayı

Ankara Sokak Atık Toplayıcıları Derneği, 29 Mayıs Pazar günü TÜM-BEL SEN’in Ankara’daki merkezinde, Geri Dönüşüm Emekçileri’nin Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı düzenliyor.

37

9:30 – 17:00 saatleri arasında tamamlanması planlanan  çalıştay dernek sözcülerinin açılış konuşması ile başlayacak. Ankara ve çeşitli illerde çalışan atık toplayıcıların kendi yerellerinde yaşadıkları problemleri paylaşmalarının ardından Kurum ve İşletme sözcüleri, “Tarafların gözü ile geri dönüşüm zinciri” başlığı altında sorunları ve çözüm önerilerini masaya yatıracak.

Örgütlenme deneyimleri 13 yılı bulan katı atık emekçileri bu çalıştayın da gösterdiği üzere kurdukları yeni sivil toplum kuruluşları ile örgütlenmelerini güçlendirirken, birlik ve dayanışmalarını da güçlendiriyorlar.

Çalıştay da bu bilinçle düzenleniyor. Çalıştayda katı atık emekçilerinin statüsüzlükten, güvencesizlikten, kötü yaşam koşullarından, sokakta atık depolama şartlarından, ayrıştırılan atıkları değerlendirme ve adil olmayan değer ve gelir bölüşümünden gelen sorunlar, talepler ve çözüm önerileri bizzat emekçiler tarafından seslendirilecek.

35

Çalıştayın öğleden sonraki ilk oturumunda “Dünyadan ve Yerelden Alternatif Modeller” başlığı altında Güney Afrika’daki Enformal Ekonomide çalışan işçilerin örgütlenme deneyimlerini Doç. Dr. Ercüment Çelik, Katı Atık Yönetiminin labarotuarı: Brezilya sunumunu Araştırma Görevlisi Serter Oran, Sürdürülebilir Kalkınma Kavramı ekseninde Geri Dönüşüm Kooperatifleri konusunu ise Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü Uzman Yardımcısı Melike Davaslı aktaracak.

Geri Dönüşüm Emekçileri’nin Sorunları ve Çözüm Önerileri çalıştayının günün sonunda gerçekleştirilecek İşçi Örgütlenmesi Üzerine Tartışmalar ana başlıklı işçi forumu ile tamamlanması planlanıyor.

Geri Dönüşüm Emekçileri’nin Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı
TÜM BEL-SEN
Sümer 2. Sokak No: 29/7 Kızılay Ankara

 

(Yeşil Gazete)

11 Temmuz’da Nükleer karşıtları Akkuyu’ya!

Türkiye’nin 2010 yılında Rusya ile milletlerarası bir anlaşma yapmak suretiyle Mersin/Akkuyu’da  inşa etmeye çalıştığı Akkuyu Nükleer Güç Santrali (Akkuyu NGS) için ve tüm Türkiye’nin geleceği için bir karar günü  11 Temmuz!  Bunun için meslek örgütleri ve seçilen bilir kişiler herkesin Mersin’e destek vermesini istiyor. Nükleer karşıtlarının ne kadar çok olduğunun görünmesi(evet sayıca!), Akkuyu’ya karşı ÇED iptal davası açanların yalnız bırakılmaması için haydi 11 Temmuz’da Akkuyu’ya!

Akkuyu NGS
Akkuyu NGS

İtirazlara rağmen!

Tüm doğa ve kültür varlıklarında yıkıma sebep olması başta olmak üzere projenin yapılması için hazırlanan ÇED raporlarındaki eksikliklerle beraber Akkuyu NGS için verilen ÇED olumlu kararı büyük tartışma konusu.

Zira 3130 sayfalık ÇED raporu  atıkların deniz yoluyla taşınacak olmasına dair Türkiye’nin Boğazlar’dan geçişi düzenleyen hukuk politikasıyla çelişmesi, radyoaktif salım envanterindeki bilgilerin yanlışlığı, atıkların doğaya vereceği hasara, santralin yaşam alanlarına etkisine ve santralin sökümü gibi konulara yer verilmemesi, kaza halinde herhangi bir tazminata dair bilgi bulunmaması, yine kaza halinde o bölgede yaşayan 3000 kişinin tahliyesine ilişkin tek bir cümle içermemesiyle tüm meslek örgütlerinin, bilim insanlarının nezdinde geçersiz ilan edilen, iptal edilmesi gereken hakkında da başvuru süresi dahilinde 3000 itiraz dilekçesi toplanmış bir rapor!

Fakat maalesef yukarıda bahsi geçen tüm itirazlara rağmen bu rapor Aralık 2014’te Rusya Devlet Başkanı Putin’in ziyaretine denk gelecek şekilde Çevre ve şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na Dava!

Tüm toplumsal itirazlara kulak tıkayarak Akkuyu NGS için onay veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın peşini ise meslek ve çevre  örgütleri bırakmadı.  25 Kasım 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği’nde bulunan hukuksuz geçici 1. maddenin, santralin ÇED olumlu kararına dayanak oluşturduğunu belirten örgütler (Türkiye Barolar Birliği, Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği(TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği(TTB)) dava açarak, hem ÇED Yönetmeliği’nin ilgili maddesinin hem de Akkuyu NGS’ye verilen ÇED olumlu kararının Danıştay tarafından iptalini istedi.

Davanın gerekçesi  yeni yönetmeliğin geçici 1. maddesine göre daha önceki yönetmelikler yürürlükteyken ÇED başvurusunda bulunan projeler için, farklı ÇED yönetmeliklerinin hangi hükmü proje lehineyse onun uygulanmasının öngörülmesiydi. Öyle ki eğer, Danıştay başvuruyu haklı bulursa, yeni ÇED Yönetmeliği’nin geçici 1. maddesi dayanak gösterilerek onaylanan tüm ÇED projeleri de geçersiz olacak durumda.

Keşif günü 11 Temmuz!

Neticede Mersin İli, Gülnar İlçesi, Büyükeceli Beldesinde yapımı planlanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesinin ÇED olumlu kararı’nın iptali için EGEÇEP, Av. Arif Ali Cangı; Ertuğrul Kürkçü, Av Mehmet Horuş diğer bir kanattan da Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan, Av.Semra Kabasakal ve diğer meslek örgütleri tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 01.12.2014 günlü ve 3688 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu kararının iptali istemiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığına karşı açılan davada; Danıştay 14.Dairesi  11 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilecek  keşif ve bilir kişi incelemesi yapılmasına karar verdi.

Seçilen Bilirkişiler :

1-Prof. Dr. Niyazi Meriç, Ankara Üniv. Müh. Fak. Nükleer Bilimler Enstitüsü Bölümü

2-Prof. Dr. Haluk Yücel, Ankara Üniv. Müh. Fak. Nükleer Bilimler Enstitüsü Bölümü

3-Prof. Dr. Ayşe Nilsun Demir, Ankara Üniv. Ziraat Fak. Su Ürünleri Mühendisliği Bölümü

4-Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu, Ankara Üniv. Mühendislik Fak. Jeoloji Mühendisliği Bölümü

5-Prof. Dr. Üner Çolak, İstanbul Teknik Üniv. Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı

6-Prof. Dr. İsmail Toröz, İstanbul Teknik Üniv. İnş. Fak. Çevre Mühendisliği Bölümü

7-Prof. Dr. Kadir Alp, İstanbul Teknik Üniv. İnş. Fak. Çevre Mühendisliği Bölümü

8-Prof. Dr. Mustafa Sait Yazgan, İstanbul Teknik Üniv. İnşaat Fak. Çevre Mühendisliği Bölümü

9-Prof. Dr. Abdul Hayır, İstanbul Teknik Üniv. İnş. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümü

10-Prof. Dr. Ahmet Duran Şahin, İstanbul Teknik Üniv. Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühündesliği Bölümü

11-Prof. Dr. Lütfiye Eryılmaz, İstanbul Üniv. Fen Fak. Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı

12-Prof. Dr. İlhan Kocaarslan, İstanbul Üniv. Müh. Fak. Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü

13-Prof. Dr. Ali Osman Öncel, İstanbul Üniv. Mühendislik Fak. Jeofizik Mühendisliği Bölümü

14-Prof. Dr. Yusuf Güneş, İstanbul Üniv. Orman Fakültesi, Orman Müh. Bölümü, Çevre ve Orman Hukuku Anabilim Dalı

15-Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, Gazi Üniv. Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Bülümü

 

Haber:Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

“Bursa kazandı, sıra diğer kömür projelerinin de iptal edilmesinde”

Bursa’nın göbeğine kurulmak istenen DOSAB Termik Santrali hakkında Bursa İdari Mahkemesi son sözü söyledi ve proje’nin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu iptal edildi.

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif de 15 Mayıs Kömürden Kurtul etkinliğinin düzenleyicilerinden olan DOSAB Termik Santraline Hayır Platformu, 2.5 yıldır verdiği hukuki mücadeleyi kazanmasına dair bir açıklama yayınlayarak, “Bursa Kazandı, Sıra Diğer Kömür Projelerinde” mesajını verdi.

34

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif’in açıklaması şu şekilde:

“Bursa Kazandı, Sıra Diğer Kömür Projelerinde
Dosab Termik Santralı İptal Edildi.

Bursa’nın göbeğine kurulmak istenen DOSAB Termik Santrali hakkında Bursa İdari Mahkemesi son sözü söyledi. Fosil Yakıtlardan Kurtul İnsiyatifi’nin paydaşlarından DOSAB Termik Santraline Hayır Platformu, 2.5 yıldır verdiği haklı mücadeleyi sonunda kazandı. Proje’nin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu iptal edildi.

Kömürlü termik santraların halk sağlığına, çevreye, tarım arazilerine, yer altı ve yer üstü su kaynaklarına verdiği geri dönüşü olmayan zararların bilimsel çalışmalarla kanıtlandığı bir dönemde, Bursa şehir merkezinde günde 1200 ton kömür yakmayı hedefleyen termik santral projesine karşı Bursa kenti ayaklanmış; projeye karşı akademik meslek odaları, sağlık meslek örgütleri, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu DOSAB Termik Santraline Hayır Platformu kurulmuştu.

Bursa’nın göbeğinde yılda 524 bin ton kömür yakacak tesise, bilim insanlarının ve akademik meslek odalarının görüşlerini hiçe sayarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 23.07.2015 tarihinde ÇED Raporunu onaylanmıştı.

Ancak, haklı mücadelesine mahkemeler nezdinde devam eden DOSAB Termik Santraline Hayır Platformu, Bursa 2. İdari Mahkemesinin 23 Mayıs 2016’da verdiği nihai karar ile önemli bir zafer kazandı. Projenin ÇED raporu mahkeme kararı ile iptal edildi.

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatifi olarak, paydaşımız DOSAB Termik Santraline Hayır Platformu’na, #KömürdenKurtul mücadelemizin haklılığını ve kömürsüz bir Bursa ve kömürsüz bir Türkiye’nin mümkün olduğunu zaferi ile tekrar gösterdiği için çok teşekkür ederiz.

Türkiye’de Kömüre Yer Yok!

32
15 Mayıs 2016’da, 100’den fazla paydaş Aliağa’da hep beraber, Türkiye’deki tüm kömür projelerine karşı güçlü bir ses vermiş, yapılması planlanan 71 termik santralın her birine karşı mücadele edeceğimizi paylaşmıştık. DOSAB Termik Santraline Hayır Platformu, başarısıyla #KömürdenKurtul mücadelemizde bizlere önemli bir örnek teşkil edecek.

Hep beraber mücadeleye devam ederek, ülkemizin dört bir yanının, kömürlü termik santrallarla, kontrolsüz sanayileşmenin yarattığı zehirlenmeyle, sularımızın çalınmasıyla, doğa yıkımlarıyla yüz yüze kalmasına izin vermeyeceğiz.

Fosil Yakıtlardan Kurtul İnisiyatifi

 

(Yeşil Gazete)

Dünya İnsani Zirvesi: Beyhude mi, hayati mi? – Rengin Arslan

Bu yazı bbc.com/turkce/ den alınmıştır

Birleşmiş Milletler’in (BM) verilerine göre bugün 125 milyon insanın acil yardıma ihtiyacı var.

Yani Avrupa ülkelerinin toplam nüfusunun dörtte biri kadar insan yardıma muhtaç.

Yaklaşık 60 milyon kişi ise ülkelerinin içinde veya dışında mülteci konumunda, yerinden edilmiş vaziyette.

16

Save the Children isimli sivil toplum kuruluşunun verilerine göre dünya çapında 3,5 milyon mülteci çocuk eğitimden yoksun şekilde büyüyor. Bu, okul çağındaki her iki mülteci çocuktan birinin okula gitmediği anlamına geliyor.

Büyük insani kriz, BM’yi ilk kez dünya liderlerini, karar alıcıları, hükümetleri ve sivil toplum kuruluşlarını aynı çatı altında toplamaya itti.

İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nin kalabalık koridorları, bu krizin en etkili şekilde çözümlenmesi için rol oynayabilecek farklı kademeden ve bölgeden binlerce kişinin görüşmelerine, tartışmalarına sahne oluyor.

Öncelikler neler?

İstanbul’da toplanan Dünya İnsani Zirvesi görülmemiş düzeyde bir katılım ile yapılıyor. Peki zirve bu krize görülmemiş düzeyde bir yanıt verebilecek mi?

Bu sorunun cevabını hemen görmek mümkün olmayacak. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un Eylül ayında BM Genel Kurulu öncesinde zirvenin sonuçlarına ilişkin bir rapor yayımlaması öngörülüyor.

Zirvenin ana vaatleri ve üzerinde konuşulacak başlıkları ise şöyle:

  • Çatışmaları önlemek ve sonlandırmak.
  • Savaş hukukuna saygı
  • İhtiyaçlar için mücadele
  • İhtiyaçları ortadan kaldırmak için farklı bir yol
  • İnsanlığa yatırım yapmak

Liderlerin ise yapılacak yuvarlak masa toplantılarında vaatlerde bulunmaları, çözüm önerileri getirmeleri ve kendi ülkelerinin bu krize bakışını açıklamaları bekleniyor.

Örneğin bugün Norveç, eğitime insani destek için payını yüzde 2’den yüzde 8’e çıkardığını açıkladı.

Zirvenin en öne çıkan vurgularından bir tanesi ve sivil toplum kuruluşlarının üzerinde gittikçe daha ağırlıkla durmaya başladığı konulardan biri, çocuklar ve kadınların durumu. Zirvenin hedeflerinden biri, kadınlar ve kız çocuklarına yönelik cinsiyet eşitliğini desteklemek için harekete geçmek.

17

Önce kadınlar ve çocuklar

Artık bir neslin gönüllü olarak gittiği savaşlar öldüğü, yüz binlerce sivilin çatışmalarda hayatını kaybettiği gerçeği duruyor herkesin önünde. Sesli olarak söylenmese bile bundan sonra yapılacaklar neslin devamı ve çocukların daha iyi koşullarda büyümesine odaklanır durumda.

Bunlardan önde gelenlerinden biri ise elbette Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA).

Kuruluşun raporlarına göre Nisan ayı itibariyle Suriye ve komşu ülkelerde 430 bin Suriyeli kadın hamile. Bunların güvenli ve sağlıklı bir ortamda ve koşulda yaşamaları gelecek nesillerin sağlığı için büyük önem taşıyor.

Bunun yanında zirveye katılan kuruluşların pek çoğu geçmişin yaralarının sarılmasının yanı sıra geleceği iyileştirmenin anahtarının arayışı içinde. Fakat zirve için görüştüğüm pek çok kişinin söylediği gibi, bunun kolay bir formülü yok.

Ama vurgulanan cümle aynı: Kız çocuklarının ve kadınların durumunun iyileştirilmesi atılacak insani adımların merkezinde olmalı.

18

Bazı ülkelerin özellikle Suriyeli mülteciler ile ilgili yükü paylaşmak konusunda isteksiz olduğu en çok konuşulan konulardan biri artık. Zira yük ağırlaştıkça, el verecek yeni isimler aranıyor. Sorumluluğun paylaştırılması en çok konuşulan konuların başında geliyor.

Bunlardan biri de zengin Arap ülkeleri. Hükümetlerin tutumu bir yana, yardım kuruluşları da bu konu hakkında yorum yapmak istemiyor. Dünya İnsani Zirvesi’nde konuşmak istediğim Katar merkezli bir STK’dan yetkili, bu tür soruların kendi sorunları olmadığını, bunlara hükümetlerin karar verdiğini söylüyor ve hiçbir konuda yorum yapmak istemediğini açıkça belirtiyordu.

Bugün sona erecek Dünya İnsani Zirvesi’nin başarısı elbette iki gün boyunca verilen sözlerle değil, önümüzdeki aylarda bunları gerçekleştirmek için atılan adımlarla ölçülecek.

Bunun sonunda zirveyi beyhude ve gönülsüz bir çaba olarak eleştirenler mi, yoksa atılacak büyük adımların habercisi olarak görenlerin mi haklı çıkacağı daha net görülecek.

Bu yazı bbc.com/turkce/ den alınmıştır

19-Rengin Arslan

 

Rengin Arslan

Dünyayı değiştiren neslin sesi Bob Dylan 75 yaşında

Dünya tarihine 68’ler olarak geçen dönemin sesi Bob Dylan oldu. Dylan, direnişin ve devrimin ozanlığını yaptı. Bir devrin ikonu sanatın hemen her dalından sayısız ödüle layık görüldü.

13

75. yaşına dün adım atan efsanevi müzisyene dair Deutsche Welle Türkçe’nin yazısını paylaşıyoruz.

Bob Dylan sahne adıyla tanınan Robert Allen Zimmerman, 1950’li yılların ortalarından itibaren müzik gruplarında gitar ve piyano çalmaya başladı. Minneapolis’te üniversite okurken kendisine solcu müzisyenler Woody Guthrie ve Pete Seeger’i örnek aldı.

Folck rockçı Dylan

Yıl 1963. Bob Dylan ve Joan Baez, sivil haklar yürüyüşünde şarkılarını seslendiriyor
Yıl 1963. Bob Dylan ve Joan Baez, sivil haklar yürüyüşünde şarkılarını seslendiriyor

New York’un Greenwich Village semtine yerleşti. Burada Joan Baez ile tanıştı. Ortak turneye çıktılar. Şarkılarıyla bir protest figürü haline geldi. “Masters Of War” ve “A Hard Rain’s A-Gonna Fall” şarkılarıyla “protest folk” akımının temellerini attı.

Joan Baez ile birlikte sivil haklar yürüyüşüne (Civil Rights March) katıldı. Zamanla etkisi Joan Baez’i de aştı, kalıcı hale geldi. “Newsweek” dergisine göre fizik için Einstein neyse, Bob Dylan da pop müzik açısından o kadar önemli…

Zor yıllar

Dylan, 1966 yazında geçirdiği bir trafik kazasının ardından inzivaya çekildi. Eşi ve çocuklarıyla New York yakınlarındaki Woodstock’a yerleşti. 1969’da bir dönemin en önemli festivali burada yapıldığında, Beatles ve Rolling Stones ile birlikte bu döneme yön veren isim olmasına rağmen o etkinliğe katılmadı. 1970’li yıllar Bob Dylan açısından zor geçti. Sara Lowndes’den boşandı. Sanatçı olarak bir yaratıcı boşluğa düştü. Hristiyan olmaya karar verince hayranlarının tepkisini çekti.

1980’li yıllar da kayda değer geçmedi. Birkaç zayıf albüm, alkol sorunları ve kaotik konserler… İkinci evliliğini yaptı. “Traveling Wilburys” grubu ile ticari anlamda başarıyı yakaladı. Yılda 100 konser verdiği “Hiç bitmeyen turne” geleneğini 1988’de başlattı.

Dylan’ın aldığı ödülleri saymak zor: 11 Grammy ödülü ve bir film müziği için Oscar aldı. Şiirlerinden ötürü Pulitzer Ödülü’ne layık görüldü. ABD’de sivillere verilen en yüksek dereceli ödül olan “Özgürlük Madalyası”nı (Presidential Medal of Freedom) Başkan Barack Obama’nın elinden aldı. Hatta film oyunculuğu yaptı; aralarında “Pat Garrett and Billy the Kid”in de bulunduğu filmlerde rol aldı. 100 milyona yakın plak sattı.

Dylan bugün “Hiç bitmeyen turne”sine ara verecek. Belki de bugün müzik tarihine yaptığı katkılar üzerine kafa yoracak. Büyük ihtimalle başka bir işle ilgileniyor olacaktır. Bunu Dylan yerine başkaları üstleniyor. Dylan uzmanı olarak da bilinen Prof. Sean Wilentz bunlardan biri. Wilentz, “Bob Dylan, özellikle 60’lı yıllarda başka kimsenin yapamadığını, duygu ve düşünceleri kelimelerle dile getirerek yaptı” diyor.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Kabataş’a martı kondu: İstanbul’un Dubaileştirilmesi – Cihan Uzunçarşılı Baysal

Cihan Uzunçarşılı Baysal’ın bu yazısı evrensel.net sitesinden alındı

Kabataş sahilinde deniz, raylı sistem ve karayolu taşımacılığını entegre edecek denize dolgu transfer merkezinin imar planları yakınlarda İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylandı. “Kabataş Martı Projesi” isimli projeye göre, Dolmabahçe-Fındıklı arasındaki araç trafiği 400 metrelik dalış tünelleriyle yer altına alınacak, dolgu alan üzerine kanat çırpan dev martı şeklinde bir transfer merkezi binası inşaa edilecek ve 10 bin metrekarelik bir meydan yapılacak. Dev transfer merkezi, Kabataş İskelesi, Kabataş-Taksim Füniküler Hattı ve yapımına başlanan Mahmutbey-Kabataş Metro Hattı’nı birleştiriyor. Adlarının başında “Koruma” olan kurulların, depremini bekleyen kente dolgu alanlar kondurulmasının risklerini ve başta deniz canlıları olmak üzere çevresel etkilerini hesaba katmadan bu projelere vize vermelerindeki etiksizliği ve görev ihmalini bir kenara not edelim. Öte yandan, kentin en güzel manzaralı yürüyüş alanlarından biri olan Dolmabahçe-Fındıklı arasına kondurulacak dalış tünelleri, yayaların sahile geçişlerini zora koşacağından, otomobil merkezli kent tasavvuru burada da ortaya çıkmakta. 10 bin metrekarelik beton meydana gelince, binlerce metrekarelik meydan inşa etmek, o meydanın kentsel kamusal alan olacağını garantileseydi, Yenikapı dolgusu ya da Kongre Merkezi birer hayalet meydan değil cıvıl cıvıl kamusal alanlar olurlardı.

“Martı” ya dönersek, doktor mimar belediye başkanımız, 2009’dan bu yana özlemle beklediği “Kanat çırpan dev martı” kabataş martıformundaki projesine nihayet kavuşuyor. Başkan, bir zamanlar önce de ABD’nin Özgürlük Anıtı’ndan etkilenerek Sivriada’ya dev bir semazen heykeli tasarlamıştı; ancak, semazen heykeline ticari ve turistik fonksiyonlu bölümler eklemlemenin olanaksızlığı anlaşılmış olmalı ki, şimdilerde hiçbir imaj ya da gösteri kılıfına gerek görmeden Yassıada ile birlikte Sivriada’yı alenen rant projelerine açmakla meşguller! 70 bin metrekarelik bir alanda kanat çırpacak “Martı” kuşu ise “Zemin altında dükkanlar, sergi ve müze salonları, otopark” ve etrafında yer alacak “Yeme içme salonları” ile şenleneceğinden, kanatları altından çıkacak rantla ilgili sorun yok! Martı projesinin mimarı da yüklenicisi de aynı kişi. Haliç Köprüsü ya da nam-ı diğer adıyla Boynuzlu Köprü’nün mimarı Hakan Kıran. Kendileri, temellerine vereceği zararı göz ardı ederek metroyu dünya incisi Süleymaniye Cami’nin altından geçirten, dahası köprünün boynuzlarından birini  de 5. minare olarak eşssiz kültür hazinesine iliştiren kişi olup, tarihi yarımadanın kesintisiz peyzajını da projesi ile katletmiştir.

Ne var ki burası İstanbul

“Kanat Çırpan Martı” her ne kadar kamuoyu tarafından yeni bir proje olarak karşılanmış olsa da, yukarıda da belirttiğimiz üzere 2009’dan beri Topbaş’ın hayali. Projenin mimarı da olan Hakan Kıran’ın kazandığı ihale, 2 no’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından aynı tarihte, 2009’da onaylanmış. 1 Kabataş gibi çok merkezi bir kentsel kamusal alanda yapılacak bu projenin formunu kentliler mi seçmiş, sorusu bu ülkede laf-ı güzaf olduğundan es geçelim. 1 Kasım 2009 tarihli Milliyet’e verdiği mülakatta Kıran şöyle açıklıyor: “Alanı görmeye gittiğimde en etkilendiğim şey, inanılmaz bir dinamizmle denize dalan ve avını almak için olağanüstü bir siluet oluşturan martılar oldu. Gördüğüm dakikada kafamda oluşan şekli de projeye yansıttım.” 2 Okmeydanı’nı Şanzelize, Küçükçekmece’yi Miami, Sur’u Toledo yapan akıl Kabataş’ı da martıya çevirmiş ne gam! Mega şantiyeye döndürdükleri kentte inşaat molozlarını ne yapacaklarını bilemiyorlar ya, bakarsınız Martı’nın yanı başına simit formunda bir alışveriş merkezi de dikivermişler! Olmaz demeyin, sonuçta, projenin yan iskele binalarını da martı yumurtası şeklinde tasarlayan bir yaratıcılık ile karşı karşıyayız. 3 Ne var ki, burası çölün ortasında yoktan var edilecek bir kent değil, her köşesinden tarih fışkıran İstanbul. Martı’nın kondurulacağı alan ise Dolmabahçe Sarayı’na bitişik olup başta Dolmabahçe Camii olmak üzere tarihi camilere de komşu bir mekan.

Gerçeklikten ve kendi tarihsel ve kültürel bağlamlarından kopuk, salt gösteri toplumunun arzu ve taleplerine göre suni kentler inşa ederken giderek Dubaileşmekteyiz! Guy Debord, tüketim toplumunu eleştirdiği eserini “Gösteri Toplumu” olarak adlandırmıştı. Debord’a göre, kendini asla sorgulanamayacak geniş ve ulaşılmaz bir gerçeklik olarak sunan gösteri böylece görünenin iyi olduğunu dayatarak insanları boyunduruğu altına almakta. Dubai’ye gelirsek, gösterinin tam anlamıyla zıvanadan çıkartılmış biçimi olan Dubai artık tek bir kent-devleti Dubai ile ilişkili olmayıp neoliberal kentleşmenin dünyasında hemen her kenti ele geçirmekte, Dubaileştirmekte. Mike Davis, Dubai’yi anlattığı “Sand, Fear and Money in Dubai” (2007)  (Dubai’de Kum, Korku ve Para) adlı makalesine “Jetiniz alçalmaya başlarken, cama yapışırsınız. Aşağıdaki manzara şaşırtıcıdır” diyerek başlar. Hilaller içinde palmiyeler şeklindeki yapay adalardan yükselen eğlence parkları, lüks oteller, alışveriş merkezleri, binlerce malikane…, kızgın çölde, kar altında kayak yaptıracak kadar çılgın projeler, dünyanın en büyük marinası, yüksek katlı ikonik binalar, Ege’den Endülüs’e, Piramitlerden Coloseum’a replika kentler, anıtlar… Gösteriye ve bağlamından kopuk mimariye dayanan kent inşasının şahikası. Bu durumda, Dubai’de olmak hem her yerde hem de hiçbir yerde olmak anlamına gelmektedir.

Venedik ve Toscana’yı İstanbul’a, Boğaziçi’ni Küçükçekmece’ye taşıyan lüks emlak projelerinin  çıkış noktaları ve esin kaynakları da kuşkusuz gösterinin her şeyi ele geçirdiği böyle bir kentleşme, ya da Dubaileşme. Bugün geldiğimiz noktada, Dubaileşmenin özel proje alanları ile sınırlı kalmayarak kentsel kamusal alanlara yönelik projelere de sızdığını anlıyoruz. Bu nedenle, Kabataş’a kondurulacak Martı projesinin tüm olumsuzluklarını, kente, çevreye, kentsel yaşama vereceği tüm zararları göz ardı etmeden ancak en önemle üzerinde durmamız gereken, Dubaileşmenin kadim kentin önemli bir kentsel kamusal mekanından giriş yapmasıdır. Unutmayalım ki Kabataş’a kondurulacak o “Martı” aslında Dubai’ye konmuş olacaktır!

15-Cihan Uzunçarşılı Baysal

Cihan Uzunçarşılı Baysal- Evrensel

1: //megaprojeleristanbul.com/#kabatas-ulasim-ve-aktarma-merkezi
2 http://www.milliyet.com.tr/tasarladigi-marti-iskele-yakinda-kabatas-a-konacak/pazar/haberdetay/01.11.2009/1156672/default.htm
3 http://www.yapi.com.tr/haberler/hakan-kiran-mimarlik-ofisi-kabatas-marti-ulasim-ve-aktarma-merkezi-projesiyle-dubai-city-%20scapede_72986.html

Son Düzenlenme Tarihi: 22 Mayıs 2016 10:41

Çekmeköy’de ormanlardan sonra sıra Doğa Parkı’nda mı?

Kuzey Ormanları Savunması (KOS) ile Çekmeköy Dayanışma Derneği bugün (24 Mayıs 2016) bir açıklama yayınlayarak İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki büyük çaplı orman kayıplarına dikkat çektiler. Açıklama ,KOS aktivistleri’nin Pazar günü (22 Mayıs 2016) söz konusu alanı yerinde görmek üzere gerçekleştirdikleri keşif ziyaretinin hemen arkasından gelmesi ile de önem taşıyor.

Çekmeköy Dayanışma Derneği ile Kuzey Ormanları Savunması’nın ortak açıklamasının tam metnini paylaşıyoruz:

14

İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki büyük çaplı ilk orman kaybı 1999 Gölcük Depreminden sonra başlıyor. Zeminin sağlam olduğu bilgisi/iddiası yayıldıktan sonra ormanların içine, ağaçlar kesilerek yüksek duvarlar ardına saklanan villalar yapıldı. İkinci büyük katliam silsilesi ise son iki üç yıldır yaşanıyor: Üçüncü Boğaz Köprüsünün bağlantı yolları için yok edilen ormanlarımız. Yol için yok edilen orman alanları, ilçenin en büyük ve en güzel parkı Doğa Parkı da mı elimizden gidiyor, sorusunu akla getiren yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor.

Doğa Parkı Çekmeköy’ün sadece en büyük, en güzel parkı değil; dahası, havası en temiz parkı. Bu değerli park ne yazık ki artık park olma vasfını büyük ölçüde yitirdi. Bu yetmezmiş gibi, parkın güney girişindeki parka ait otopark yok ediliyor. Söylediklerimizi açalım.

15

Doğa Parkı, ormanlarıyla bilinen Çekmeköy ilçesinin Barış Yolu Caddesi’nin sonunda yer alan, iki girişi olan bir kent parkıdır. Eni çok fazla geniş olmayan bu parkın boyu bir kilometreyi bulurken şekli kabaca bir dikdörtgene benzetilebilir. Parkın uzun kenarlarından biri bir siteye (Ali Ağaoğlu My Country) bitişikken, öbür uzun kenarı askeriyeye ait ormana bitiştik(ti). Ancak ne yazık ki son iki ay içinde parkın sınır çizgisinden ormanın içine doğru 75-100 metrelik bir alan tıraşlanarak ağaçsız hale getirildi. İki ay öncesine kadar sadece rüzgarın ve rüzgarda yaprakların çıkardığı seslerin dinlenildiği, şimdi çöle dönüştürülmüş bu alanda hafriyat kamyonları ve beton mikserlerinin sesi duyuluyor.

12

Parkı ormandan ayıran tel örgülerin insan boyunu aşan bir biçimde jiletli tel örgülerle tahkim edilmiş olması, tel örgülere tutturulmuş “Askeri Güvenlik Bölgesidir, Girilmez” tabelalarının çoğunun sökülmüş olması, terk edilmiş askeri kontrol kuleleri insanda kasvet uyandırırken aklına onlarca soru da getiriyor. Mesela, hüzünlü bir şantiye alanına dönmüş ormanda kim, kim için ne yapıyor, ne kazandırıyor? Bu doğa katliamından halkın, çocuklarımızın, torunlarımızın kazancı ya da kabusu ne olacak? Sadece ormanlarımızı kaybetmekle mi kalacağız? Çekmeköy’den göç etmek zorunda kalmak da var mı kaderde? Evlerimiz değer mi kazanacak, yoksa… ? Böyle bir sürü soru…

Yaygın söylenti bu tıraşlanmış alandan üçüncü Boğaz Köprüsünün bağlantı yollarından biri geçecek. Söylenti diyoruz çünkü ormanda sürdürülen kesim/ inşaata dair bilgi veren bir levha ya da tabela yok. Doğa Parkını ilçenin en temiz havalı, dolayısıyla en çok ziyaret edilen parkı haline getiren, artık çöle dönmüş parka bitişik bu ormanlık alandı. Artık o orman parçası olmadığına göre, Doğa Parkı park olma vasfını büyük ölçüde yitirmiş demektir. Yol için kesilecek ağaç sayısı daha artacaksa da yazımızda bahsettiğimiz -Doğa Parkı hizasına gelen kayıp alan- 75-100 dönümlük bir orman parçasıydı.

16

Çekmeköylülere yapılan kötülük bununla -en değerli parklarının kötürümleştirilmesi, ormanlarının yok edilmesi- sınırlı kalmıyor ne yazık ki. Parkın güney girişinin (ikinci giriş kuzey tarafta) önündeki otopark alanı parkı genişletmek bahanesiyle ortadan kaldırılıyor.

İnşaatı başladıktan birkaç gün sonra asılan görsellerden anladığımız kadarıyla otopark yerine bir süs havuzu yapılacak. (Çekmeköy’de çöp konteynırı, yeterli çöp tenekesi yok iken ve her sokak başı açık bir çöplükken belediye süs havuzu yaptırıyor!) Yani parka yürüyüş, dinlenme, spor vb. amaçlı gelen insanlar artık araçlarını parkın yakındaki bir alana, ama bu sefer para karşılığı park edebilecekler. Süs havuzuna ek olarak parkın giriş kapısı da hiç ihtiyaç yokken yenilenecek. Kadıköy, Üsküdar arası çalışan sarı minibüslerin durağını da içeren bu otopark alanının ortadan kaldırılması minibüs şoförlerini de, yolcuları da zor durumda bırakacak. Çok daha önemlisi, ihtiyaç zamanlarında bir toplanma mekanı, küçük bir meydan olarak da iş gören bu çevresiyle uyumlu mekan artık bu işlevlerini de göremeyecek.

11

Kısaca, ilçenin en değerli parkı temiz hava deposu ormanlarını kaybederken parkın güney girişine, son derece kullanışsız bir yere, (geçen haftaya kadar)otopark, gerektiğinde bir meydan, toplanma alanı olarak da kullanılan bu çok amaçlı mekana durup dururken bir süs havuzu konduruluyor. Doğa Parkı olduğu yerde kalsa bile insanlar artık temiz hava değil, bağlantı yolundan geçecek araçların zehirli gazlarını solumaya, trafik gürültüsü dinlemeye gelecekler, adına Doğa Parkı denilen yere! Hem de arabaları için de para ödeyerek.

Çekmeköy Dayanışma Derneği

Kuzey Ormanları Savunması

 

(Yeşil Gazete)

Cerattepe için uluslararası katılımla imza kampanyası

ARTVİN’in Kafkasör yaylası Cerattepe mevkiinde madencilik faaliyetine karşı, 131 ülkeden 335 sendikanın üyesi olduğu İnşaat ve Ağaç İşçileri Enternasyoneli (BWI), Tarım Orman Hayvancılık ve Çevre Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orman İş ) ve Yeşil Artvin Derneği’nin ortaklığıyla, ‘Cerattepe’deki doğa katliamına ve baskılara hayır’ imza kampanyası başlatıldı.

46

Konuya ilişkin olarak Yeşil Artvin Derneği’nin internet sitesinde yapılan açıklamada, Şubat ayında Cerattepe’de bir araya gelen binlerce insanın Cengiz Holding’in maden işletmesi kurma planlarını protesto ettiği ve eylemin polisin sert müdahalesi ile engellenmeye çalışıldığı hatırlatıldı.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkililerinin, protestolara katılan ve maden projesi için planlanan hukuksuz arazi teslimini gerçekleştirmeyi reddeden Tarım Orman İş sendikası üyelerini sürgün etmekle tehdit ettiği belirtilen ve sendikanın da bu gelişmeye ‘dur’ diyebilmek için yardım istediğine işarete edilen açıklamada, “Cerattepe’deki mücadele sadece ormanları ve su kaynaklarını değil aynı zamanda bölge insanının işini de korumakla ilgili hale gelmiştir. Bununla beraber, ormanlarımızı korumanın bizler ve gelecek nesiller için yaşanılabilir bir dünya bırakmak anlamına geldiği unutulmamalıdır. Cerattepe’deki maden planlarına ve sendika üyelerine yapılan baskılara dur demek için kampanyamıza katılın. Gelin Cerattepe’nin eşsiz doğal güzelliklerinin sonsuza kadar yok olmasını engelleyelim” denilerek imza kampanyası için çağrı yapıldı.

47

Kampanyaya katılmak isteyenlerin, “Cengiz Holding adındaki şirketin Artvin Cerattepe’deki maden işletme talebine karşı yürütülen hukuk mücadelesi 2014 yılında Artvin halkı ve çevreciler tarafından kazanılmıştır. Kazanılan yargı kararına rağmen Cengiz Holding çıkarları uğruna devletin tüm kolluk güçlerinin desteği ile şantiye çalışmaları başlatılmıştır. Bir şirketin çıkarı uğruna Artvin halkının doğal yaşam alanını katledecek bu müdahalenin acilen durdurulmasını talep ediyoruz ! Ayrıca şirketin yasal koşulları yerine getirmemesi nedeniyle saha teslimi yapmayı reddetmeleri üzerine yasal olmayan bu teslimi yapmaları adına Tarım Orman İş üyelerine başta Orman ve Su İşleri Bakanı, Artvin Valisi ve Orman Genel Müdürlüğü tarafından yapılan hukuksuz baskıların bir an önce son bulmasını istiyoruz ! Kendi geleceğine ve doğasına sahip çıkan Artvin halkını temsilen Yeşil Artvin Derneği ve Tarım Orman İş’ in haklı mücadelesini destekliyoruz” mesajını kullanmaları, ya da kendi mesajlarını yazarak imzalamaları istendi.

İmza Kampanyasına katılmak için: labourstartcampaigns.net/Cerattepe

 

(Hürriyet, DHA)

Kadınlar’dan ‘Boşanma Komisyonu’ tepkisi: Sessiz kalmayacağız!

Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu, kamuoyunda ‘Boşanma Komisyonu‘ olarak bilinen komisyonun taslak raporuna karşı Pazar günü (22 Mayıs 2016)İstanbul Kadıköy’de bulunan Süreyya Operası’nın önünde bir eylem gerçekleştirdi.

42

Eylemde yapılan basın açıklamasında, Meclis’te kurulan ‘Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması Ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu‘nun kadınların lehine yasa ve politikalara karşı faaliyet yürüttüğü belirtilerek, kadınların haklarının gasp edilmesine izin verilmeyeceği belirtildi.

Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu’nun eylem sırasında yaptığı yazılı açıklama şu şekilde:

“TBMM Boşanma Komisyonu haklarımızı gasp etmek için işbaşında!
Sessiz kalmıyoruz! Taslak geri çekilene kadar sokaklardayız!

41

Komisyonun taslak raporu, kadınlar olarak on yıllara dayanan mücadelemiz sonucunda kazandıklarımıza göz dikti. Raporda sahip olduğumuz birçok hak konusunda geri adım atılması amaçlanıyor. Komisyonun benimsediği bu zihniyeti bizler, senelerdir AKP’nin haklarımıza yönelttiği tehditlerden biliyoruz! Mantık aynı mantık, hedef aynı hedef: Kadını değil aileyi koru, erkek şiddetini değil boşanmayı engelle!

14 Ocak 2015 tarihinde bir araya gelen, ana akım medya kanallarının genel müdürlerinden, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet alanında çalışmayan, bizzat hükümet eli ile kurulmuş sivil toplum kuruluşlarına ve hatta kadınların haklarını kullanmasından rahatsız olan erkekler de dahil olmak üzere birçok kişi ve kurumu dinleyen; fakat, feministleri, alanda çalışan kadın örgütlerini bilerek ve sistematik olarak dışlayan TBMM boşanma komsiyonunun, 6 Mayıs 2016 tarihli taslak raporu kamuoyuna sızdı.

Kadınları sadece aile içinde tanımlayan, aksi takdirde yok sayan bu rapor, erkek şiddetine karşı yasal mekanizmaları zayıflatan ve kadınların boşanmasını zorlaştıran öneriler getiriyor. Rapordaki önerilerle kadınların ve çocukların hakları açıkça gasp ediliyor! Rapor kamuoyunda çocuk evliliği ve tecavüzcüyle evlendirme gibi konularla daha çok ön plana çıksa da, raporun kadınların bugüne değin kazanılmış olan tüm haklarına yönelik benzeri görülmemiş bir saldırı yönelttiğinin farkındayız!

Boşanma Komisyonu’nun önerileriyle yasa değişiklikleri meydana gelirse;

1. Fiilen yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulamada kadınların erkek şiddetine karşı mekanizmalara başvurmasını daha da güçleştiren 6284 Sayılı şiddet yasası, komisyonun önerileri ile kadınlar açısından daha da güvencesiz hale gelecek. Kadınlar 15 günden fazla koruma kararı almak için delil sunmak zorunda bırakılacak.

2. Şiddet yasası ile şiddete maruz kalan kadınlara sığınak, barınma yeri, geçici maddi yardım, iş edindirme gibi birçok şiddet tedbiri ve sosyal hizmeti sunmayı vaad eden, aradan geçen 3 yılda bir adım dahi ileri gitmemiş hükümet, tüm sosyal hizmet kurumunu, aileyi temel alarak yeniden yapılandırma politikası güdüyor. Kadınları sadece aile içinde tanımlıyor, aksi takdirde kadını birey olarak görmeyi reddediyor. Kadınların arasında evlilik temelli eşitsizlik yaratıyor.

3. Boşanma öncesi, boşanma sırasında ve sonrasında “danışmanlık” adı altında, fiilen kadınların boşanmalarını engelleyici keyfi uygulamalara açık bir nevi “ikna mekanizmaları” kurulmak isteniyor. Oysa, binlerce kadın şiddete karşı sosyal, psiokolojik ve hukuksal destekten yoksun.

4. Sığınakların sayısı artmıyor, belediyelere de sığınak açtırılmıyor. Ancak, aile danışmanlık merkezleri için hükümetin hedefi, 81 ilde aile merkezi açmak, belediyelere zorunlu merkezler açtırmak.

5.  Cüzi miktarlarda nafaka alan kadınlar, erkeklerin mağdur olduğu gerkeçesi ile bundan sonra nafaka alabilmek için kusurlu olmadıklarını ispat etmek zorunda bırakılmaları teklif ediliyor. Onlarca yıl önce edinilen kazanılmış hakkımız, şimdi kadınlara karşı işletiliyor.

6.  Kadınların çocukları ile birlikte yaşdıkları evi, şiddet uygulayan koca satamasın, kira sözleşmesini feshedemesin diye kadınların aile konutu şerhi koydurma hakkı, delil uygulamasına bağlanmak isteniyor! Yıllardır kadınların en en önemli güvencelerinden biri  fiilen işlevsiz hale getirilmek isteniyor.

7. Kadına, sadece evil ise bir statü sahibi olma hakkı tanıyan komisyon, evlenmemiş ama sevgilisi, partneri ile birlikte yaşayan kadınların anne ya da babasından alabildiği yetim aylığına dahi el koyma iradesi taşıyor. Kadınları heteroseksüel aile içine hapsediyor!

8. Kadınların şiddet ortamından uzaklaşması için gerekli olan sosyal hizmetler profesyonelce hasır altı edilirken boşanma danışmanlığı, uzlaştırmacı, aile danışmanı, adı her ne olursa olsun, eğitimleri, nitelikleri tek tipleştirilerek aile bütünlüğü adı altında din insanlarının yoğunluğu ile kadınların boşanma iradesine karşı topyekün bir saldırı başlatılıyor.

9.  Çocuklara karşı işlenen cinsel saldırı suçlarında, etkili bir ceza yöntemi olmayan ceza mekanizmalarına atıfta bulunulması, suçların önlenmesi amacını taşımıyor,

10. Komisyon, ceza kanununa göre, 15 yaşın altında çocuklarla cinsel ilişkinin çocuğun cinsel istismarı suçu olmasına ragmen, eğer bu 15 yaş altındaki çocuk ile evlilik yapılması ve 5 yıl sorunsuz, başarılı evliik yapılması halinde suç olmaktan çıkarıyor. 15 yaşın altında çocuklara karşı işlenen cinsel istismar suçu sonrası zorla evlilklere, “başarılı ve sorunsuz” evlilik kılıfı altında cezasızlık getiriliyor.

TBMM Boşanma Komisyonu kime çalışıyor?

Kadınlara olmadığı kesin! Raporu hazırlayan ve onaylayan komisyon üyeleri, her gün en az 3 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü, kadınların eve kapatılmak istendiği bir ülkede yaşadıklarının farkında mı? Taslak raporun yayılmasıyla kadınlardan gelen itirazlara karşı Komisyon başkanı Ayşe Keşir’in “kadınların faydasına” şeklinde savunduğu bu önerilerden kadınlar ne şekilde faydalanabilir? Bu öneriler aksine, kadınların şiddetten uzaklaşmasını zorlaştıracak ve hatta yaşadığı evin bile şiddet uygulayan erkekler tarafından elinden alınmasına imkan oluşturacak.

Bu komisyon, biz kadınlara, “evli değilsen sana sosyal hizmet yok” diyor! Şiddet gördüğümüzde, “delil yoksa tedbir de yok” diyor! Evlenen kadınlara, maruz kaldığı şiddet ve baskıya rağmen “boşanma, bir daha düşün”, her boşanana ise “nafaka yok” diyor.

Türkiye Boşanma Nedenleri Araştırması’nda, ”şiddet kadınların başlıca boşanma sebeplerinden biridir” tespiti yapılmasına rağmen, komisyon raporunda kadın ve çocuklara karşı erkek şiddeti nasıl görmezden gelinebilir? “Ev içi şiddet” derken kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizlikleri yok sayarak, kadınlarla erkekleri aynı kefeye koyarak bu işi çözemezsiniz! Güya “rehabilite etme” amaçlı uygulamalarla katilleri, tecavüzcüleri topluma kazandıramaz, erkek şiddetini engelleyemezsiniz! Ve siz bilimsel olduğunu iddia ettiğiniz araştırmalar ile bu raporlar ile kadınlar lehine çalışıyormuş gibi davranarak, suç ortaklığınızı da saklayamazısınız.  Erkek şiddetini engellemek için, kadınları değil, erkekleri engellemeniz gerekir! Devlet kadınların boşanmasını engellemek yerine, kadınlara şiddet yuvasından çıkması için her türlü hizmeti sağlamalıdır! Sosyal hizmetin sunulmasında, aile olmak, evli olmak, heteroseksüel olmak bir kriter olmaz.

Biz kadınlar Çorum’da bir boşanma hakiminin, “kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” lafına karşı 80’lerde sokaklara dökülmüş kadınlarız. Boşamayan mahkemelere karşı, boşanma eylemleri ile boşanan kadınlarız. Medeni yasa, ceza yasası, şiddet yasasını ve daha nice yasayı değiştiren, kürtajı yasaklatmayan, İstanbul sözleşmesinin imzalanması için, tüm ülkelerden kadınlar ile uluslararası kadın dayanışması kuran kadınlarız.

Boşanma komisyonu ve onun nezdinde bütün TBMM’ye sesleniyoruz. Kadınların mücadele tarihi, bu hakların geriye sarılmasıyla değil, kadınlar lehine yasa ve politikalarla kadınlar için daha eşit ve özgür bir hayatın kurulması adına devam edecek. Siz ise yapacağınız politikalar ile bugün olduğu gibi ya utancın tarihinde yanlış tarafta yer alacaksınız ya da kadınların mücadelesini kabul etmek zorunda kalacaksınız!

Biz kadınlar, boşanma komisyonunun raporunun yok hükmünde kılınmasını, kadın örgütleri ve alanda çalışan kadınların sürekli üyesi olduğu, kadınların lehine yasal değişiklik ve politikaları oluşturacak bir komisyon kurulmasını ve haklarımızın daha etkili kullanımının sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz.

Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu

 

(Yeşil Gazete)

Hamak’tan “Kendi defterini Kendin yarat” atölyesi

Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübü bünyesinde ve bireysel olarak, çeşitli alanlarda atölyeler düzenleyen HAMAK Atölye ekibinin 5 hafta sürecek ilk çalışması “Defter Atölyesi” 4 Haziran 2016 itibariyle başlıyor.

37

Üç yıldır Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübü bünyesinde ve bireysel olarak, çeşitli alanlarda atölyeler düzenleyen kişilerin biraraya gelmesi ile kurulan HAMAK Atölye ekibi ilerleyen süreçlerde serigrafi ve monoprint teknikleri ile çanta yapım ve süsleme gibi daha birçok atölye açmayı da düşünüyor.

Ekip çalışmalarının ortaya çıkış sürecini, “Alternatif ürünlerin tüketimi bir hayli revaçta. Ancak bu beğenerek aldığımız, sanayi tipi üretimin dışındaki ürünler nasıl yapılıyor diye sorduğumuzda, internet çağının nimetleri ile her türlü bilgi de ‘bir tık’ ile önümüzde.

İnsanlar pek tabi bu ürünleri DIY(Do it yourself) videoları aracılığıyla internetten öğrenebilir ve gerekli malzemeyi alıp uygulayabilir. Ancak zaten niyetimiz satın alma kültürü ve hız kültürü içinde kaybettiğimiz kollektif üretimi ve birlikte yaratım sürecini de canlandırmak.” olarak betimliyor.

33

“Çoğu zaman, tek başına üretim için gerekli malzemeleri bulmak ve almak birçokları için heveskıran bir süreç olurken, atölyeler sırasında insanların birarada ortak bir yaratım sürecine girdiğini, öğrenilen teknikleri birbirileri ile konuşarak ve yapılanları gözlemleyerek çok farklı şeyler ürettiklerine şahit olduk. Bu sebeple yazmayı, çizmeyi ve defterleri seven herkesi atölyede birlikte üretmeye davet ediyoruz.” diyerek ilgilenenleri bünyelerine davet eden HAMAK ekibinin 4 Haziran’da başlayacak “Kendi Defterini Kendin Yarat” atölyesi hakkındaki açıklamaları ise şöyle:

Kendi defterini kendin yarat!

34

Daha fazla tüketerek ve tüketimle şekillenerek yaşarken, ufak da olsa bir arka kapı niyetine eskilerimizi yaratıcı fikirlerimizle buluşturacağımız ve kendi defterlerimizi yapacağımız bir atölye kuralım dedik.

Çeşitli defter dikim ve ciltleme tekniklerini öğreneceğimiz atölyede eski kıyafetlerinizi, malzemelerinizi, ya da canınız ne isterse, tasarım veya geri dönüşüm amaçlı kullanabilirsiniz.

Bir şey yaratmanın ve üretme halinin kendisi bile iyileştirici bir etkiye sahip. Bu sebeple, temel malzemelerin atölyeler tarafından karşılanacağı 5 haftalık bu programın sonunda sadece kendi yarattığınız defterle değil, bir şey yaratmanın ve üretmenin mutluluğuyla da atölyeyi tamamlamak niyetindeyiz.

Yazmayı, çizmeyi, üretmeyi ve tabi ki defterleri seven herkesi bekleriz!

Kayıt İçin / For Registration:
Emin Türk Eliçin Kültür ve Sanat Vakfı
Osmanağa Mah. Ali Suavi Sok. No:10/4-5, Kadıköy-İstanbul
Tel: 0216 349 9992

Atölye Programı: 
Atölyeler 4 Haziran Cumartesi günü başlayıp 5 hafta sürecektir.

Atölyeler sabah saat 10.30-12.30, öğleden sonra saat 13.30-15.30 arasında düzenlenecektir.

1. Hafta: Genel bilgilendirme ve tek formalı defter
2. Hafta: Kumaş kaplı tek formalı defter
3. Hafta: Çok formalı, kapalı sırt koptik dikiş
4. Hafta: Çok formalı, açık sırt koptik dikiş
5. Hafta: Süsleme teknikleri

*Atölyeler 15’er kişi ile sınırlıdır.
*Tek giriş ders ücreti 100 TL, toplam atölye ücreti 350 TL’dir.
*İlk iki hafta düzenlenen giriş derslerine katılmayanlar daha sonraki çalışmalara katılamazlar.
*Malzemeler bizim tarafımızdan temin edilecektir ancak geri dönüştürmek istediğiniz ya da süsleme için kullanabileceğiniz malzemeleri kendiniz getirebilirsiniz.
*Atölye 13 yaşından büyük herkesin katılımına açıktır.

Ayrıntılı bilgi ve son dakika güncellemerini atölyenin etkinlik sayfasından edinebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)