Ana Sayfa Blog Sayfa 3433

Tavukçuluk şirketleri engellese de Yutmayız sitesi tekrar yayında

Banvit, Beypiliç, Keskinoğlu ve Şenpiliç şirketleri, Greenpeace’in yutmayiz.org kampanya sitesini kapatması talebiyle bir ihtarname göndermesinin ilgili siteye erişim engellendi.

12

Greenpeace’in endüstriyel tavukçuluğun çevreye ve insan sağlığına etkileri konusunda yaptığı uyarılar Türkiye’deki tavukçuluk şirketlerini rahatsız etti. Greenpeace’in açtığı yutmayiz.org adlı internet sitesine erişim mahkeme kararıyla engellendi. Balıkesir Bandırma Sulh Ceza Mahkemesi, siteye erişimin engellenmesine karar verdi.

Greenpeace ise site adresini yutmayiz2.org yaparak kampanyaya ve tavukçuluk şirketleri ile mücadele etmeye devam ediyor.

14

Kampanya web adresinin açılış sayfasında Yutmayız kampanyası şu şekilde aktarılmış:

“Sofra ailemizle, dostlarımızla bizi bir araya getiren en önemli buluşma noktasıdır. Bu sofranın baş köşesine yerleşmek isteyen tavukçuluk sektörü ise maalesef bu yeri hak etmiyor. Sadece soframızdan elde edeceği karı düşünerek, sağlığımıza, çevreye zarar veriyor ve hayvanlara kötü muamele ediyor. Sağlıklı ve çevre dostu bir üretim yapmadığı sürece tavukçuluk sektörünü soframıza buyur etmiyor, bahanelerini ve ürettiklerini yutmuyoruz.”

Tavukçuluk şirketleri, Greenpeace’in yutmayiz.org kampanya sitesini kapatması talebiyle bir ihtarname göndermişti.

Yutmayız! kampanyası, tavuk endüstrisinden tüm üretim zincirinin sağlığa ve çevreye zarar vermeyecek şekilde uygulamalarını yeniden düzenlemesini talep ediyor.

 

(Yeşil Gazete)

Açlık grevi yapan madencilerle irtibat kesildi

İşçi temsilcisi Ömer Kaplan, maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle açlık grevine giden 28 madencinin durumunun iyi olmadığını söyledi.

Hürriyet’ten Serkan Ocak’ın haberine göre Maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle açlık grevi yapan Zonguldak’taki maden işçileri, maden ağzını göçerterek dışarı ile irtibatını kesti. Dün (26 Mayıs 2016 Perşembe) 16.00’dan itibaren madencilerden haber alınamıyor. 85 kişiyle başlayan grev sağlık nedenleriyle 28 işçiyle devam ediyor.

11

Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde şirketlerine kayyum atanan 245 madenci yaklaşık 4 aydır maaş alamıyor. Madencilerden 85’i, 9 gün önce kendilerini madene kapatmıştı.

Madencilerin temsilcisi Ömer Kaplan, yaşananları şöyle özetledi: “9 gündür madendeyiz. Dün gece hastalandığım için beni yukarı çıkardılar. Hastaneye gittim sonra emniyette ifade verdim. Bugüne kadar da rahatsızlanan arkadaşları yukarı çıkardık. Şu anda 28 kişi içeride var. Bugün CHP’li vekillerden sonra arkadaşlar madenin ağzında göçük oluşturdu.

Bu konu konuşuluyordu ancak yapılıp yapılamaycağı net değildi. Şu anda madencilerin olduğu yere ulaşamıyorum. Ocaktaki işçiler madenen ağzına barikat kurar gibi, kontrollü bir göçük yaptı. Dışarıdan içeriye girilmiyor. Ama içeriden dışarıya da çıkış yok. Saat 16.00’dan bu yana içeriden haber alamıyoruz. Kendilerini ölüme terk ettiler…”

 

(Hürriyet)

Savcı Bharara, ‘Zarrab’tan Güler’e akan rüşvetin dökümü’nü de yayınladı

Reza Zarrab’ın ABD’de ‘kara para aklama’ ve ‘dolandırıcılık’tan yargılandığı davada savcılık 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında hazırlanan iddianameyi de delil olarak mahkemeye sundu. Böylece Sarraf ile eski bakan Muammer Güler arasında yürütüldüğü öne sürülen para trafiği de bir kez daha gündeme geldi.

32

Zarrab’ı tutuklatıp hapse atan New York Güney Bölgesi Savcısı Preet Bharara’nın ofisince mahkemeye gönderilen 55 sayfalık ek basına sızdırılmıştı.

17 Aralık iddianamesine dayandırılan ekte, Reza Zarrab’ın bir suç çetesi kurup liderliğini üstlendiği, altın kaçakçılığı, dolandırıcılık, rüşvetçilik ve fuhuş suçlarını işlediği belirtilmiş, Sarraf’ın eski ekonomi bakanı Çağlayan, eski içişleri bakanı Güler, eski AB bakanı Bağış ve eski Halk Bankası genel müdürü Aslan’la rüşvet ilişkisi içinde bulunduğu kaydedilmişti. Zarrab’ın üç eski bakan ve Aslan’a ‘rüşvet’ verdiği aktarılarak para transferlerinin kayıtlarına da yer verilmişti.

‘Zarrab ile Güler’in çevirdiği dolaplar ve ikili arasındaki para trafiği’ekte şöyle anlatıldı:

Çevrilen dolaplar

1. Reza Zarrab’ın isteği üzerine İranlı adamlarına istisnai yöntemlerle vatandaşlık verilmesi

2. Reza Zarrab’ın ‘işlerine çomak sokan’ polis amiri Orhan İnce’nin İstanbul’dan sürülmesi

3. Sarkusyan adlı şirketin yönetiminin Zarrab tarafından ele geçirilmesi

4. Reza Zarrab’ın araçlarına trafikte ayrıcalık tanınması

5. Reza Zarrab’a polis koruması sağlanması

6.Reza Zarrab’ın usulsüzlüklerinin basında yer almasının önlenmesi

7. Reza Zarrab’a Çin’deki işlerinde kolaylık sağlanması için içişleri bakanlığı tarafından resmi mektup yazılması

8. Reza Zarrab’a yönelik adli işlemlerin gözetlenip önlenmesi,

Zarrav’tan Güler’e giden rüşvetler

Ekte, 2013’ün nisan ve ekim ayları arasında ‘Zarrab’ın Güler’e akıttığı rüşvetin dökümü’ de yer aldı. Miktar toplamda 5 milyon 800 bin dolar olarak kaydedildi (Bugünkü kurla yaklaşık 17 milyon TL).

Bharara, aynı ekte, 2012 ve 2013 yıllarında Zarrab’tan Çağlayan’a akıtılan paranın dökümüne de yer vermişti.

Bharara’nın, Zarrab’ın kefalet talebini reddederken ‘Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil üst düzey Türk yetkililerle ilişkilerinin bulunduğu, zenginliğini kullanarak birçok yolsuz politikacıya erişim sağladığını’ belirttiği, Zarrab’ı ‘rüşvetçilik’ ve ‘yalancılığı’ndan ötürü ‘güvenilmez’ diye nitelediği de ortaya çıkmıştı.

 

(Diken)

Zülfü Livaneli UNESCO elçiliğinden istifa etti

1996’dan beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür kurumu olan UNESCO’nun iyiniyet elçiliği görevini yürüten Zülfü Livaneli bu görevinden istifa etti. Livaneli, “Sur’da tarih yok edilirken İstanbul zirvesinde ikiyüzlülük yapıldı” dedi.

31

Genel Direktör Irina Bokova’ya gönderdiği bir mektupla istifasını bildiren Livaneli, UNESCO’nun yapısı gereği hükümetlerarası bir kuruluş olduğunu, devletler tarafından finanse edildiği için, hükümet politikalarını eleştiremez konuma düştüğünü belirtti. İnsan hakları ihlallerine, düşünce ve basın özgürlüğüne vurulan darbelere dikkat çeken Livaneli, bunlar karşısında susarak İnsanlık Zirveleri yapmanın ve soyut barış söylemlerinde bulunmanın, UNESCO’nun temel idealleriyle çelişki oluşturduğunu vurguladı.

Birleşmiş Milletler’in uluslararası alanda atadığı tek Türk iyiniyet elçisi olan Zülfü Livaneli, 10 Mayıs’ta Paris’te yapılan “Goodwill Ambassadors’’ toplantısına ve iki gün önce İstanbul’da düzenlenen İnsani Zirve’ye de, bu zirveye verilen desteği eleştirerek katılmadı. Sur’daki tarih hazinesi yok edilirken İstanbul’da Dünya Kültür Mirasını Koruma konuşmaları yapmanın ikiyüzlülük anlamına geldiğini vurgulayan Livaneli, bu göreve 1996 yılında Federico Mayor tarafından “Müzik ve edebiyat alanında dünya barı şına yaptığı katkılar’’ nedeniyle atanmıştı.

UNESCO İyiniyet Elçileri grubunda Forest Whitaker, Jean Michel Jarre, Pierre Cardin, Mihriban Aliyeva, Christian Amanpour, Herbie Hanckok, Grand Düşes Maria Theresa, Monaco Prensesi Caroline, Claudia Cardinale gibi isimler bulunuyor.

 

(T24)

Rusya, IŞİD’e kimyasal madde gönderen Türk şirketlerini açıkladı

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vitaliy Çurkin, IŞİD’e patlayıcı üretiminde kullanılan maddeler sevk eden Türk şirketlerinin adlarını açıkladı.

(Fotoğraf: Sputnik/ Vitaliy Ankov)
(Fotoğraf: Sputnik/ Vitaliy Ankov)

BM Genel Sekreterliği’ne bir mektup gönderen Çurkin, Gültaş Kimya, Marikem Kimyevi ve Endüstriyel Ürünler, Metkim, Ekim Gübre ve Diversey Kimya şirketlerinin IŞİD’e kimyasal içerikler gönderdiğini belirtti.

‘ANALİZ TÜRKİYE’Yİ İŞARET EDİYOR’

Rus haber ajansı Sputnik’in haberine göre, Rus diplomat, “Irak’ın Tikrit ve Suriye’nin Kobani bölgelerinde IŞİD militanları tarafından kullanılan patlayıcı karışımlardaki temel kimyasal maddeler üzerinde, üretici firmaların tespit edilmesi ve bu maddelerin diğer ülkelere satış koşullarının öğrenilmesi için yapılan analiz, söz konusu maddelerin ya Türkiye’de üretildiğini ya da üçüncü ülkeler üzerinden yeniden ihraç hakkı bulunmaksızın Türkiye’ye gönderildiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

‘SURİYE’YE AMONYUM NİTRAT SEVKİYATI 7 KAT ARTTI’

Adı geçen şirketlerin IŞİD’e gönderdikleri kimyasal maddelerin türlerine de mektubunda yer veren Çurkin, Türk şirketleri tarafından IŞİD’e sevk edilen kimyasal maddeler arasında alüminyum tozu, amonyum nitrat, granül karbamit ve hidrojen peroksit bulunduğunu ifade etti. Çurkin, Türkiye’den Suriye’ye yapılan amonyum nitrat sevkiyatının 7 kat arttığına da dikkat çekti.

‘IŞİD’İN ÜRETTİĞİ EYP’LERİN AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİ…’

Öte yandan, IŞİD’in Ortadoğu’daki uzmanları tarafından üretilen el yapımı patlayıcıların (EYP) ayırt edici özelliğine dikkat çeken Rus diplomat, “Bu patlayıcıları diğerlerin ayıran özellik, ABD’li Microchip Technology firmasına ait ‘mikrokontrolör’, İsviçreli ST Microelectronics şirketi tarafından üretilen ‘transistör’ ve Nokia 105 RM-908 tipi cep telefonlarının kullanılması” dedi.

 

(Cumhuriyet, Sputnik News)

ExxonMobil’in Bush döneminde iklimbilimcilere sansürü

The Guardian’dan Suzanne Goldenberg’in Çarşamba (25 Mayıs 2016 tarihli) günü yayınlanan özel haberine göre, ExxonMobil petrol şirketi 2001 yılında, George W. Bush’ın resmen göreve başlamasından dokuz gün sonra, ABD Kongre’sinde yapılmakta olan iklim değişikliği bilgi toplantılarını durdurmak için harekete geçti. Exxon’un bu girişimi, on yıllarca küresel ısınma bilimin belirsizliklerinden bahseden Exxon’un bir kez daha iklim bilimin durumu ve hükümet politikaları ve enerji sektörü üzerindeki etkilerini bildiğini ortaya koyuyor.

25

ABD Global Değişiklik Araştırma Programı (US Global Change Research Program – USGCRP) eski çalışanlarının verdikleri bilgilere göre Exxon, Bush yönetiminin ilk günlerinden itibaren küresel ısınma hakkında yapılan halka açık görüşmeleri bloke etmek, ulusal ve uluslararası sera gazı emisyonları düzenlemelerini geciktirmek için baskı uyguladı. Bush Yönetimi, iklim bilimcileri sansürlemekle ve ABD’yi Kyoto anlaşmasından çıkararak iklim değişikliğine karşı alınacak uluslararası eylemi bloke etmekle hatırlanıyor.

1990 yılında kurulan USGCRP, dört yılda bir Kongre’ye iklim değişikliğinin ABD üzerindeki etkileri hakkında kesin raporlar sunmakla görevlendirilen bir devlet kurumu. 1990’ların ortalarından itibaren ise bu doğrultuda Kongre üyeleri ve çalışanları için aylık iklimbilim seminerleri düzenliyor. Ancak 29 Ocak 2001’de, Bush’un yönetimi devralmasından dokuz gün sonra, Exxon’un bir üst düzey danışmanı Arthur Randol araştırma programının o zamanki iletişim direktörü Nicky Sundt’ı arayarak seminerlerin geleceğini hakkında konuşmak istediğini söylüyor. Şu anda WWF, ABD’nin iklimbilim program direktörü olan Sundt bu konuşmayı “Yeni yönetimin göreve başlamasından sadece birkaç gün sonra, bir fosil yakıt lobicisinin beni doğrudan araması ve bana doğrudan iklim değişikliğinin iletişimini Kongre’ye nasıl yapacağımız hakkında direktif vermesi çok sıra dışı, hatta uygunsuzdu” diye yorumluyor. Sundt, bu telefon görüşmesinin enerji endüstrisinin o sırada çalıştığı kurumunun iklim değişikliğini raporlamalarını ve hatta daha geniş kapsamlı olarak George W. Bush yönetimi sırasındaki geniş küresel ısınma tartışmalarını bastırmasının ilk işareti olduğunu ifade ediyor.

26

Hatırlanacağı üzere, Bush sadece ABD’yi Kyoto iklim değişikliği Protokolü’nden çıkarmakla kalmamış, Beyaz Saray yetkililerinin, bilim insanlarının iklim değişikliğinin tehlikeleri hakkındaki uyarılarını önemsiz gösterme çabaları 2003’te The Observer tarafından elde edilen eposta ve belgelerle ispatlanmıştı. 25 yıl çalıştıktan sonra 2003’te Exxon’dan ayrılan Randol’un Kyoto sürecindeki rolü de çok büyük. 6 Şubat 2001’de, Sundt’u aradıktan birkaç gün sonra, Randol Bush yönetimine yolladığı bir notta, Birleşmiş Milletler iklimbilim paneli, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) başındaki, çok saygın bir iklimbilimci olarak bilinen Bob Watson’ın görevden alınması konusunda ısrar ettiği görülüyor (Bu faksın orijinaline buradan ulaşabilirsiniz). Randol, Watson hakkında “Al Gore tarafından elle seçilmiş” dedikten sonra, “Clinton/Gore yandaşlarının hiçbir karar sürecinde olmamasını sağlamak için önümüzdeki IPCC toplantılarındaki ABD katılımını yeniden yapılandırın” diye ekliyor. Aynı belgede, Randol üç ABD iklim görevlisinin de işten çıkarılmasını öneriyor. Al Gore bu durum hakkında Nisan 2002’de The New York Times’a bir makale yazsa bile, Randol’un istedikleri oluyor ve IPCC’de Watson’ın yerine, geçen yıl cinsel tacizle suçlandıktan sonra istifa eden, Rajendra Pachauri geldiği gibi yönetime de çok sayıda iklim değişikliği karşıtı atanıyor.

27

Suzanne Goldenberg’in the Guardian’da yayımlanan özel haberi için yorumları istenen Randol ve Exxon’dan yanıt gelmezken, Exxon şu sıralar, Al Gore’un da katıldığı bir basın toplantısında açıklandığı üzere, 18 ABD Başsavcısı tarafından iklim değişikliği konusunda kamuoyunu yanıltmaktan soruşturuluyor. Bugünlerde düzenlemesi beklenen yıllık genel toplantısında ise iklim değişikliğinin şirket kârı üzerindeki etkilerini hakkında daha açık olması konusunda yatırımcılarından büyük baskı görmesi bekleniyor.

Kaynak:

https://www.theguardian.com/business/2016/may/25/exxonmobil-climate-change-scientists-congress-george-w-bush

http://www.theguardian.com/environment/2003/sep/21/usnews.georgewbush

http://yaleglobal.yale.edu/content/bush-covers-climate-research

http://www.climatefiles.com/exxonmobil/2001-exxon-memorandum-to-the-white-house-on-replacing-team-for-ipcc-assessment/

http://www.nytimes.com/2002/04/21/opinion/21GORE.html

29-Ayşe-Bereket

 

Ayşe Bereket
https://aysebereket.wordpress.com/
twitter: @aysebereket

 

Ermenilere karşı nefret söyleminde bulunan Ülkü Ocakları Başkanı’na hapis cezası

Ermenistan’ın ünlü caz piyanisti Tigran Hamasyan‘ın Haziran 2015’te Ani Harabeleri’nde verdiği konsere ilişkin basın toplantısı düzenleyerek, “Kars caddelerinde Ermeni avına mı çıkalım?” diyen Kars Ülkü Ocakları Başkanı Tolga Adıgüzel, hakkında, HDP milletvekili Garo Paylan’ın açtığı dava sonuçlandı. Adıgüzel 7 ay 15 gün hapis cezası ve 11 bin 240 TL para cezasına çarptırıldı. Hüküm ertelendi.

12
Kars Ülkü Ocakları Başkanı Tolga Adıgüzel (ortada, kravatı olan kişi)

Ülkü Ocakları Kars İl Başkanı Tolga Adıgüzel, geçen sene Kars, Ani’de bir konser veren dünyaca ünlü piyanist Tigran Hamasyan hakkında ırkçı ve hedef gösteren bir basın açıklaması yapmıştı. Bunun üzerine HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan, Adıgüzel hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

HDP Milletvekili Garo Paylan
HDP Milletvekili Garo Paylan

Suç duyurusu üzerine Kars 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan dava 24 Mayıs’ta sonuçlandı. Mahkeme, Adıgüzel’in “üzerine atılı halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamak suçunu işlediği” gerekçesiyle 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildi.

Suçu basın yoluyla işlediği için hapis cezası 7 ay 15 güne çıkarılan Adıgüzel’e, ayrıca 11 bin 240 TL adli para cezası verildi. Sanığın başka mahkûmiyeti bulunmadığından hükümlerin açıklanması ertelendi.

21 Haziran 2015 tarihinde, Kars Ani Antik Kenti’nde dünyaca ünlü Ermenistanlı piyanist Tigran Hamasyan ve Erivan Devlet Oda Korosu’nun verdiği konserin ardından Ülkü Ocakları Kars İl Başkanı Tolga Adıgüzel bir basın açıklaması yapmıştı. Adıgüzel, açıklamasında “Yoksa bizler de Kars caddelerinde Ermeni avına mı çıkalım?” demiş, ırkçı söylemlerde bulunarak sanatçıları hedef göstermişti. Adügüzel açıklamasında şunları söylemişti:

“Geçtiğimiz günlerde Anı Ören yerinde papaz kıyafetiyle ne idüğü belirsiz insan müsveddeleri tarafından verilen konseri esefle, şiddetle ve nefretle kınıyorum. Yaptıkları bu hareketle ne amaçlanmak isteniyor? Bunların içerideki destekçileri kimlerdir? Hangi satılmış basın mensupları bunlar ile ortaklaşa hareket ediyor. Herkes haddini bilecek ve bu saatten sonra ayağını denk alacaktır. İçeriden ve dışarıdan satılmış hain beyinler tarafından sabrımız zorlanmak mı isteniyor? Yoksa bizler de Kars caddelerinde Ermeni avına mı çıkalım. Onların kutsal saydığı bir yerde konser verebilir miyiz ya da mehteran takımını yürütebilir miyiz? Bizler bunları belki şimdilik yapmıyoruz ama bu yapmayacağımız anlamına da gelmesin ve bunların hepsini not ettik.”

 

(T24)

Bursa Broke Free From Coal, onwards for the victory of others!

0

Following the Break Free Escalations in Turkey, one of the stakeholders of Break Free Movement has won the court case against the DOSAB Coal Plant in Turkey. With the final word of the Courts, the coal plant project in the city center of Bursa is cancelled. Platform against DOSAB Coal Plant has been rightfully campaigning against to project for last 2.5 years.

bursa_meme

The irrevocable consequences of coal plants on our climate, community health, the environment, agricultural land, and ground and surface water resources have made enough of a case to cease the construction of new power plants. Nevertheless, Bursa locals had to stand up against the project that aimed to burn 1200 tons of coal a day in the center of Bursa. Consequently, professional chambers, members of academia and health professionals, unions, and non-governmental organizations formed the Platform Against DOSAB Coal Plant.

Against professional opinions of scientists and academic professional chambers, Ministry of Environment and Urbanization has approved the EIA Report of the facility that aimed to burn 524 thousand tons of coal a year on 23 July 2015.

Platform Against DOSAB Coal Plant continued its rightful fight and sough justice in the courts. With the decision of local court, on 23 May 2016 the Platform won an enormous victory. The EIA Report of the project was cancelled by the judicial decision.

Break Free Turkey, is thankful to its partner Platform Against DOSAB Coal Plant for showing once again the rightfulness of our fight to #keepitintheground and the possibility of a coal-free Bursa and coal-free Turkey with its great victory.

People’s victory against DOSAB, is also very important moment for breaking free fossils in Turkey. As first victory after Break Free action on 15 May 2016, Platform against DOSAB Coal Plant showed us the pathway for breaking free from coal projects in Turkey.

No Place for Coal in Turkey!

On 15 May 2016, more than 100 partner organizations, we raised our voice against all the coal projects in Turkey from Aliağa and shared our will to fight against each one of the 71 coal power plants planned in Turkey.

We will continue to fight together and will not let our country face coal plants, intoxication due to lawless industrialization, theft of our water resources, environmental destruction. We will break free from fossils.

Break Free Turkey”

 

(Yeşil Gazete)

 

Şişme bebeğe forma giydiren taraftar ‘kadını aşağılamak’tan suçlu bulundu

Fenerbahçe ile Galatasaray futbol takımları arasında geçen yıl oynanan maç öncesinde, stadyum dışında Galatasaray flaması yaktığı ve şişme bebeğe Galatasaray forması giydirip rakip takımı küçük düşürmek için kadın cinsiyetini aşağılayıcı unsur olarak kullandığı gerekçesiyle hakkında dava açılan Fenerbahçe taraftarının yargılandığı davanın karar duruşması görüldü.

Anadolu 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ikinci duruşmaya tutuksuz sanık S. M. Eyigör, müşteki Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği temsilcileri ve tarafların avukatları katıldı. Duruşmada söz alan müşteki avukatı Birsen Atakan sanığın cezalandırılmasını talep ederek, “Kamu barışına karşı işlenmiş bir suçtur. Kadını aşağıladığını gösterir emaraler var” dedi.

41

Sanık avukatı Faris Berber ise, eylemi yapan kişinin müvekkili olmadığını savundu.

Duruşmada söz alan sanık, cansız kadın mankeni olay yerine kendisinin getirmediğini söyleyerek, “Basında linç kampanyası başlatıldı şişme bebek yakıldı diye. Ben yakmadım. Şişme bebekle alakam yok” dedi. Son sözü sorulan sanık Eyigör, “Ben kadınlara karşı herhangi bir aşağılayıcı davranışta bulunmadım. Benim de annem, kardeşim var. Ancak Galatasaray bayrağını yaktığım için Galatasaraylı arkadaşlardan özür diliyorum” diye konuştu.

İki ayrı suçtan ceza

Mahkeme hakimi, sanığın 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunu’nda düzenlenen “Spor alanı çevresinde hakaret içeren tezahüratta bulunmak” suçunu işlediğini belirtti. Sanık bu suçtan günlüğü 20 liradan 12 gün karşılığı 240 lira adli para cezasına çarptırıldı.

Mahkeme tutanağa, “Sanığın ayrıca rakip takım olan Galatasaray futbol takımının aleyhine tezahürat yaparken çıplak bir kadın figürüne karşı aşağılayıcı hareketlerde bulunmak ve bu figürü yakmak suretiyle cinsiyet farkı gözeterek hakaret içeren söz ve davranışlarda bulunduğunu anlaşılmıştır” cümlelerini geçirdi. Eyigör, yine 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunu’nda düzenlenen “Halkın bir kesimini cinsiyet farkı gözeterek aşağılama” suçundan da 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti.

Mahkeme, sanığın bir daha suç işlemekten kaçınacağına dair olumlu kanaat oluştuğu gerekçesiyle her iki ceza ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Öte yandan mahkeme, sanık hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanmasına karar verdi.

“Emsal bir karar”

Duruşma sonrası adliye bahçesinde açıklama yapan Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği Başkanı Hilal Esmer kararı olumlu bulduklarını belirterek, “Emsal bir karar, olumlu bir karar. O yüzden de biz bu konuda mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Dernek avukatı Birsen Atakan ise, “Bu kararı emsal bir karar olarak görüyorum. Bildiğim kadarıyla ilk kez spor alanında kadınların aşağılanmasına yönelik emsal nitelikte bu karar çıktı. Tribünlerde, spor alanlarında ve çevrede herzaman kadınların aşağılandığı söz, davranış ve hareketlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bunlar meşru olarak görülüyor. Çok basitçe küfür olarak nitelendirilen bir takım sözler aslında kadınların öldürülmesine, tecavüzüne, tacizine aslında bir anlamda davetiye. Bir nebze olsun adalet duygusunu tatmin edecek bir kararla karşılaştığımız için bu bize iyi geldi” diye konuştu.

 

(DHA, Zete)

2. Amed Kitap Fuarı’nda, ‘Ekolojik Bisiklet’ tanıtımı

2. Amed Kitap Fuarına katılan JİNGEH Ekoloji Kolektifi ve Diyarbakır Doğa Sporları Kulübü, kirli enerji politikalarına karşı temiz enerji şiarıyla ‘ekolojik bisiklet’in tanıtımını yapıyor.

Tigris Haber’den Ali Abbas Yılmaz’ın haberine göre Ekolojik Bisiklet projesinin amacıyla ilgili gazetemize değerlendirmelerde bulunan JİNGEH Ekoloji Kolektifi aktivisti Gültekin Aydeniz, “İlk olarak bisiklet kullanımının devrimci bir duruş olduğunu ve yaşadığımız kentleri araçlara karşı bisiklet kentleri haline dönüştürmeyi hedefliyoruz. Buradaki amacımız hem bisiklete dikkat çekmek hem de bunu yaparken özellikle kapitalist sistemin sürekli olarak tüketimi körükleyen anlayışıyla gündemleştirilen enerji açığı ve kirli enerji politikalarına karşı ekolojist bir duruş sergilemektir” diye konuştu.

JİNGEH Ekoloji Kolektifi'nden Gültekin Aydeniz
JİNGEH Ekoloji Kolektifi’nden Gültekin Aydeniz

Aydeniz, ‘Ekolojik Bisikletin’ tanıtımını yaptı ve porojenin amacına ilişkin şunları söyledi:

“JİNGEH Ekoloji Kolektifi ve Diyarbakır Doğa Sporları Kulübü olarak standımızda, ekolojiye duyarlı insanlara %20 indirimli kitaplar ulaştırmaya çalışıyor, herhangi bir kar amacı gütmüyoruz.

Ekoloji mücadelesi yürüten bir grup arkadaş olarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Aynı zamanda Amed Ekoloji Meclisi içerisinde de yer alan birçok arkadaşımız var. Bizler standımızdaki bu bisiklet ile iki şeye dikkat çekmek istiyoruz. İlk olarak bisiklet kullanımının devrimci bir duruş olduğunu ve yaşadığımız kentleri araçlara karşı bisiklet kentleri haline dönüştürmeyi hedefliyoruz. Buradaki amacımız hem bisiklete dikkat çekmek hem de bunu yaparken özellikle kapitalist sistemin sürekli olarak tüketimi körükleyen anlayışıyla gündemleştirilen enerji açığı ve kirli enerji politikalarına karşı ekolojist bir duruş sergilemektir.

39

Kapitalist sistemin kirli enerji politikalarıyla doğayı tahrip etmesine karşı, sanıldığının aksine temiz enerji üretim kaynaklarının çok zor olmadığını, kendi ihtiyacımız olan enerjiyi basit imkânlarla ve kendi öz gücümüze dayanarak üretebileceğimize bir örnek olarak bu bisikletimizi ziyaretçilerimizin dikkatine sunmak istiyoruz.

Bisikletin çalışma sistemi şöyle: Bisikletin pedallarının çevrilmeye başlanmasıyla bisiklet üzerinde bulunan alternatör tekerleğe sürtünüyor. Burada elde edilen doğru akım kararlı hale getirilerek şarj motor ünitesinden geçirildikten sonra elde edilen enerji ile telefonlarımızı şarj edebiliriz. Bir saatlik bir pedal çevirme işlemi ile hem günlük sporumuzu yaparak sağlığımızı korumuş oluyoruz hem de yaklaşık 20 Cep telefonunu şarj edecek enerjiye kavuşmuş oluyoruz. Bizim bu projemizin amacı dünyadaki kirli enerji politikalarına karşı çevreyle ilgili bir duruştur.”

40

Fuara gelen ziyaretçilerin JİNGEH Ekoloji Kolektifi ve Diyarbakır Doğa Sporları Kulübü standına ilgisi yoğun olurken, ziyaretçilerin çevreyle ilgili bisikletin dışarıda da kullanımı konusunda çalışmalar yapılması talepleri oldu. Ekolojist bisiklet hali hazırda sadece sabit mekânlar için kullanılabiliyor ancak ziyaretçiler işlerine gidip gelirken ya da hareket halindeyken de bisikletin enerji üretmesi gerektiği konusunda hemfikirler.

JİNGEH Ekoloji Kolektifi’nden Gültekin Aydeniz de, ziyaretçilerin beklentilerinin teknik açıdan mümkün olduğunu kabul ederken böyle bir tasarımın ekonomik olarak külfetli olduğunun da altını çizdi.

 

(Tigris Haber)