Ana Sayfa Blog Sayfa 3406

Bu deveyi gütmeyeceğiz, bu diyardan gitmeyeceğiz – Halil İbrahim Gürel

Darbe girişimi sırasında saldırılarda ölenler gündelik siyaset çukuruna meze edilemeyecek halk çocuklarıdır. Şahidim; biri İstanbul’da, biri Ankara’da iki adaşımı bu saldırılarda yitirdim.

Sokağa çıkanları ister beğenin, ister beğenmeyin, onlar halk idi, halk çocukları idi. Belki attıkları sloganlar birilerini tedirgin etti, ki Gezi’de de atılan sloganlar başkalarını tedirgin etmişti. Sokak böyledir, birileri çıkar eylem yapar, slogan atar, başka birileri bundan rahatsız olur.

Durumun vahametini kavramak gerekir, sokağa çıkanlar işçilerdi, köylülerdi, öğrencilerdi, kimisinin başı açıktı, kimisinin başı örtülüydü. Kimisi sarıklı cübbeli, kimisi Beşiktaş formalıydı. Meydana inen halkı beğenmiyor olabilirsiniz, tankların ve topların karşısında direnen onlardı. “AKP’liler bunlar” diyebilirsiniz, darbe girişimi AKP hükümetine karşı yapıldı, insanlar verdikleri oyun elbette peşinde olacaklar, insanlar lider gördükleri insanın elbette yanında olabilirler. Ne bekliyordunuz? Helikopter kurşunlarına boyun eğmeyenler, tank paletlerinin karşısında duranlar onlardı. Fazla teoriye gerek yok, komploya gerek yok. Her şey açıktır; Türkiye tarihi bir darbeler tarihidir ve bu darbelerin kimisinde sosyalistler, kimisinde İslamcılar, kimisinde ülkücüler hedef alınmıştır. Reaksiyonların büyüğü sizden farklı görüşe sahip halk kitlelerinden gelmiş olabilir, ancak reaksiyonun sebebi bellidir.

20’li yaşlarındaki erlere yapılan linç de kabul edilemez, adalet linç ile sağlanamaz. Bunu yapmak ayrıca halkı galeyana getirmektir. Hukuki yollarla bunların da hesabı sorulmalıdır. O linç görülüp, katliamlara göz yummak ise akıl karı değildir. Bunu defalarca söyledik; sarıklı cübbeli görünce IŞİD diye etiket vurmak ancak IŞİD’in işine gelir. O sarıklı cübbeli insanların Boğaz köprüsünde linç edilen askeri kurtardıkları, ölmüş askerlerin cesedine tekme atmaya çalışanları “dinde yeri yok yapmayın” diyerek hastaneye kaldırdıkları ortaya çıktı. Olaylara bu zamanlarda kılık kıyafet üstünden bakılmaz, hak ve hukuk çerçevesinden, adalet çerçevesinden bakılır. Ne olursa olsun yaşananlar ortadadır; tankların ezdiği, m61 mermileri ile insanların tarandığı bir yerde komplo teorisi kurmanın, dezenformasyonlarla konuşmanın yeri ve zamanı değildir.

Bu iğrenç saldırıların Türkiye’nin ne Doğu’sunda, ne de Batı’sında bir kez daha yaşanmaması için çaba göstereceğiz. Bu olaylar bittikten sonra darbeye, saldırılara karşı duranları, ileride sivilleri hedef alabilecek her türlü saldırıya, bombalamaya, şiddet eylemlerine karşı da aynı safı tutmaya, onlarla aynı safta durmaya çalışacağız.

Bu deveyi gütmeyeceğiz, bu diyardan gitmeyeceğiz.

47-Halil İbrahim Gürel

 

Halil İbrahim Gürel

Ne öğretildiyse odur sokakta yaşanan – Sennur Baybuğa

Sennur Baybuğa’nın bu yazısı basnews.com. sitesinden alındı

15 Temmuz’da gündüz saatlerinde ayrıldım oradan. Akşam, uzak bir ülkede, Beylerbeyi Sarayı’nın önündeki görüntüler düştü sayfalarıma ve takip eden saatler, kopan kıyametin, sosyal medyadan seyircisi olarak sabahladık. Tanklardan halkın üzerine ateş açan zavallı askerler, bombalanan meclis, spekülatif ölüm haberleri, gözaltına alınan genelkurmay başkanı, ezilip ölenler. Ve memlekete bir daha hiç mi dönemeyeceğim diye sabahı sabah etmemiz. Aklım fikrim geride kalanlardaydı.

Birkaç saat içinde tersine dönen bir senaryo, sokaklara, tankların önüne kendini atan halk ve elbette içlerinde durumu fırsata çevirmeye çalışanlar, bir yandan darbeye ve darbecilere karşı direnen bir yandan da kaosu olanağa çevirmeye çalışan suratlarına alışık olduğumuz sivil faşistler ve halk düşmanları. En çok da 1996 doğumlu mecburi görevini yapan asker çocuklara acıdı içim. Hep derim siyasette önemi olmayan tek şey insandır.

Ordunun yönetim kademesinde görevli, epeycesi bir yıldır Kürd kesen ‘cemaatçi’ komutanlardan oluşan bir grup, okuduklarıma göre, tasfiye edileceklerini haber almış ve son altın vuruşlarını yapmışlar gibi duruyor. Ama tümü yaşıyor, yüzlerce insan öldü, öldürüldü. Memlekette an itibarı ile kaos devam ediyor gibi görünüyor buradan, endişe ile izlemeye devam ediyorum. Sosyal medyada ve yorumlarda en çok siviller üzerine pervasızca ateş açılan askeri araçlardaki vicdanın şaşkınlık yarattığını görüyorum, o eller bir yıldan fazladır binlerce sivil Kürdün üzerine böyle ateş açtı diye itiraz ediyorum, terörist adını verip binlercesini kıtır kıtır doğradılar, aynı sorusuz vicdanlar.

Meclis’te bulunan tüm siyasi partiler net olarak darbenin karşısında durdular, tarihin bir ironisidir bu meclisten bir ay önce atılmasına karar verilen HDP’de bunların arasındaydı. Belki de en erken ve net açıklamayı, ülkedeki tüm askeri darbelerin gerçek mağduru olan Kürdlerin ve solcuların oluşturduğu HDP’nin yapmasında anlaşılamayacak bir şey yok. ‘Sivil darbe’ ve ‘askeri darbe’yi aynı kefeye koymak meselesine gelince, burada susacağım, yazıktır diyeceğim o kadar. Bizim ülkemizde problemlerimiz var, kadük bir demokrasi, güvencesiz ve hakim teminatının olmadığı siyasalaşmış yargı, bugünkü darbecileri iktidarın ortağı yaparak ittifak tercihini bunlardan yana koyup sonra anlaşmayı bozan ve darbe ile karşılaşan otoriter bir iktidar, sivil özelliğini kaybeden alanlar, en önemlisi Kürd meselesi. Aylardır ağır şiddet ve Doğudaki katliamlar nedeni ile yata kalka tüm potansiyeli katile dönüşmeye hazır bir halk. Ve darbe girişimi ile herkes içinde biriken zehri döktü ortaya, şaşırdık mı bu kadar ağır şiddete. Ülkede, şu anda tehlikeyi tam savmamış bir iktidar, darbecilerle nasıl baş edeceği ile ilgili en ufak bir tecrübesi olmayan seçmenleri ve bizler. Kaos, şiddet, birikmiş kinlerin dışa vurumu ve kültürümüzün sokakta kendine yer açması, tüm bunlar yıllardır tahayyül ettiğimiz her şeyin doğrulanmasından başka bir şey değil, ne olacaktı yani.

Demokrasi kültürü, ülke yönetimimin silahla değil inanın ya da inanmayın seçimle değişmesini kabul eder. Eğer halkın çoğunluğunun ya da azınlığının tercihlerini saygı değer bulmuyorsan, bildiğini anlatmakla işe başlarsın, ikna etmeye çalışırsın, ama mutlaka şiddetsiz bir arada yaşamayı savunursun har daim. Kürdünle, Alevinle, Ermeninle ve o ülkeyi kiminle paylaşıyorsan tümüyle adil bir biçimde paylaşmayı öğrenirsin, çoğunluk iktidarı değil çoğulcu iktidarı savunursun, kimse cesaret edip de tankların üzerinden ateş açamaz sana o zaman. Ve şunu da bilmen gerekir, Kürdüne acımayan, kimi Alevisine kimi Ermenisine ve kimi ‘sakallısına’ acımayan üniforma, bir gün sana da acımaz. O üniformaya sadece kendin için iyilik değil herkes için iyilik isteyerek dur demeyi öğrenmen gerekir. Sokakların gürültüsünün içinden iyi şeyler de çıkabilir, biraz sakin olalım yeter ki. Memleketim buradan yine de çok güzel görünüyorsun.

Sennur Baybuğa – basnews.com17-sennur-baybuga

Katliamın 1. yılında internet üzerinden yayında: Suruç Katliamı Dosyası

Suruç Katliamı’ndan sağ kurtulan yazar Mehmet Lütfü Özdemir, katliamın birinci yılına yaklaşırken hazırladığı “Suruç Katliamı Dosyası”nı internet üzerinden paylaştı.

84

Demokrat Haber’den Deniz Güneş’in haberine göre İnternetten indirilerek okunabilecek 191 sayfalık çalışmada Mehmet Lütfü Özdemir kendi tanıklığı üzerinden Suruç katliamının öncesi ve sonrasını anlatıyor.

Hayatını kaybedenlerin hikayeleriyle katliama tanık olanların ifadelerinin de yer aldığı dosyada çeşitli rapor ve fotoğraflara da yer veriliyor.

85

Suruç Katliamı Dosyası’na buradan ulaşabilirsiniz.

 

(Demokrat Haber)

Suruç katliamının 1. yılında il il anma programı

Katliamda hayatını kaybedenler eş zamanlı olarak İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Diyarbakır ve Eskişehir’de anılacak.

Suruç katliamının 1. yıl dönümünde katliamda hayatını kaybeden 33 kişi bugün birçok kentte anılacak. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Suruç katliamının 1. yıl dönümüne ilişkin yazılı açıklama yayımladı. SGDF, yarın yapılacak 33 düş yolcusunu anma etkinliklerine katılım çağrısı yaptı.

83

20 Temmuz 2015 tarihinde 33 kişinin katledilişinin üzerinden tam bir yıl geçtiğini hatırlatan SGDF, “Onlar Kobanê’nin hawar çığlığına yanıt olmak için yollara düştüler. Gezi’nin çocukları, Kobanê’ye gidiyor diyerek umudu sırt çantlarına koydular.” dedi.

Gençlik örgütleri de Suruç katliamının 1. yıl dönümünde adalet isteyen herkesi meydanlara çağırdı. Twitter’da ise katliamın 1. yıl dönümünde birçok kişi #20TemmuzSuruç başlığı altında toplandı.

Katliam saati olan 11.50’de Amara Kültür Merkezi’nde olunacak. Eş zamanlı olarak ise hayatını kaybedenler mezarları başında anılacak. Ayrıca, İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Diyarbakır ve Eskişehir’de basın açıklamaları yapılacak.

İstanbul

İstanbul’da katliamın gerçekleştirildiği saatte mezar anmaları, akşam ise kitlesel basın açıklaması gerçekleştirilecek.

Suruç’ta ölenlerden Büşra Mete’nin Pendik’te bulunan Yeni Şeyhli Mezarlığı’nda, Ece Dinç’in Kadıköy Karacaahmet Mezarlığı’nda,Polen Ünlü ve Hatice Ezgi Sadet’in Ümraniye Çırçır Mezarlığı’nda;Bahar Nazegül Boyraz’ın Küçükyalı Mezarlığı’nda; Duygu Tuna,İsmet Şeker ve Cemil Yıldız’ın Gazi Mezarlığı’nda; Vatan Budak’ın Gaziosmanpaşa Karlıtepe Mezarlığı’ndaki mezarları başında saat 11:50’de anmalar düzenlenecek.

Suruç şehitlerinin aileleri ve arkadaşları, yarın saat 19:00’da Kadıköy İskele Meydanındaki Haldun Tanel Tiyatro Salonu önünde de kitlesel basın açıklaması gerçekleştirecek.

İstanbul’da ayrıca 24 Temmuz saat 14:00’te Gazi Cemevi önünde toplanılarak Gazi Mezarlığı’nda bulunan Suruç şehitliğine yürünecek, anma yapılacak.

SGDF’nin askeri darbe girişimi nedeniyle 16 Temmuz’da ertelediği anma etkinliği de, 30 Temmuz günü Saat 17:00’de Bostancı Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Diyarbakır

Veysel Özdemir ve Nazlı Akyürek’in mezarları başında saat 11:50’de anma düzenlenecek. Saat 13.00’te Veysel Özdemir için yemek verilecek.

Samsun

Mert Cömert’in Bafra’da bulunan mezarı başında saat 11:50’de anma düzenlenecek, akşam saatlerinde ise ESP Samsun Temsilciliği binasında anma etkinliği yapılacak.

Bursa

Ferdane ve Nartan Kılıç için saat 18:30’da Hamitler Mezarlığı’nda anma gerçekleştirilecek.

Hayatını kaybedenler için 23 Temmuz Cumartesi günü 16:00 ile 20:00 saatleri arasında Konak Kültür Evinde Nartan Kılıç fotoğraf sergisinin açılışı yapılacak, ardından anma etkinliği düzenlenecek.

Eskişehir

Eskişehir’de saat 18:30’da Cemevi yanında bulunan Gezi Şehitlerinin Fidanlığı’nda anılacak, 33 Suruç şehidi anısına fidan dikilecek, basın açıklaması yapılacak.

Ankara

ESP ve SGDF üyeleri, Yunus Emre Şen’in anısına Tuzluçayır’da açılan Yunus Emre Şen Gençlik Kültür Merkezi önünde saat 19:00’da toplanarak, Feyzulah Çınar Parkı’na yürüyüş düzenleyecek, anma gerçekleştirecek.

Mersin

Emek ve Demokrasi Platformu, hayatını kaybedenleri anmak için yarın saat 18:00’de Özgür Çocuk Parkı’nda anma düzenleyecek.

Adana

ESP ve SGDF üyeleri, anma töreni için saat 17:30’da İnönü Parkında anma gerçekleştirecek.

 

(T24)

Zehire bandırılmış elmalar – Göknur Yumuşak

Ülkemiz aylardır çok zor bir süreçten geçiyordu. Ölümler yıkımlar göçler hepimizi derinden etkiledi. Yüreğimiz bu acılara dayanamaz oldu artık . Bu günlerde daha da zor bir sürece girdik. Ama yaşam her şeye rağmen devam ediyor.
Evet bizde her gün düzenli olarak zehir (tarımsal ilaç yada bitki koruma ilaçları ) kalıntılarıyla zehirlenmeye devam ediyoruz.

Zehirlerle ilgili imza kampanyamız 40 binlere ulaştı. Bu çok güzel bir gelişme ancak yetersiz. Çünkü 80 milyon nüfusun tahminen 70 milyonu zehir kalıntılı ürünleri tüketiyor. Destekçi sayımızın daha fazla olması gerekir bu koşullarda. Tüketicilerin desteklerini bekliyoruz.

Meyve sebze alışverişimi her zaman pazarlardan yaparım. Küçük üreticilerle, satıcılarla ve çiftçilerle sohbet eder hal hatır sorarım. Tüketicilerle alışveriş esnasında sohbet eder bilgilerimi paylaşırım. Zaten pazarlar en güzel sosyalleşme ortamlarıdır. Yüzyıllardan beri tüm dünyada pazarların toplumsal yaşamda çok önemli bir yeri vardır.

Pazarlardan meyve sebze almak çok önemli. Çünkü en azından tek tükde olsa örneğin İzmir Narlıdere pazarında tarla salatalığı bulabiliyorum. Bütün yaz doyasıya salatalık yiyorum. Yine küçük üreticilerin getirdiği ve daha az kimyasal içeren ürünleri bulma şansım var. Çünkü üreticiler küçük alanlarda çok ilaç kullanamıyor olabilirler. İlaçlar pahalı olduğu için maliyeti kurtarmayabiliyor.

Oysa çok uluslu market zincirleri tamamen konvansiyonel (yoğun ilaç ve gübre kullanılan üretim sistemi) tarım sistemi ile üretilen ürünleri satıyorlar. Yaz kış o marketlerde sadece sera ürünleri bulabilirsiniz.

Serada yada tarlada pek fark etmiyor yine zehir ve kimyasal gübre kullanılıyor. Ancak seralarda yoğunluk daha fazla. Çünkü birim alandan daha çok ürün elde etmek için tarlaya kıyasla çok daha fazla ilaç ve gübre kullanılıyor.

Alışkanlığım olduğu üzere Çarşamba günü sabah saatlerinde yine pazara gittim. Pazar sabahları daha sakin oluyor. Satıcılarla çiftçilerle sohbet etme olanağım daha çok oluyor.

Daha kapıdan girer girmez bir büyük bir meyve satıcısı vardır. Yaz kış her türlü meyveyi satarlar bu tezgahta.

Baktım albenili güzel yeşil elmalar dizilmiş alıcısını bekliyor. Biraz yaklaştığımda şok oldum. Elmaların üzeri beyaz bir ilaçla kaplıydı. Bunlar depolanmış elmalardı ve bozulmamaları için ilaçlanmışlardı muhtemelen.

80

Fakat bunca yıl çalışırken alanda zehir kalıntılı ürünler görmeme rağmen bu kadarını da beklemiyordum. Zaten çok uluslu ilaç devleri ilaçların çoğunu renksiz ve kokusuz üretiyor masum göstermek için fark edilmiyor zehir kalıntıları. Fakat bunlar ilaca batırılmış gibiydiler.

Zehirlerle ilgili birlikte çalıştığımız ekipten bir arkadaşımı aradım hemen ne yapabiliriz diye sordum.

Yapabileceğimiz hiç bir şey yoktu . Daha önce ALO 174‘e iki kez şeftalileri kontrol etmeleri için aramış sonuç alamamıştım.

82

Keşke bu elmaları tahlil ettirebilme şansımız olsaydı. Elmalardaki zehir kalıntılarının miktarını ve çeşitlerini öğrenebilseydik. Ama maalesef böyle bir şansımız yoktu. Çünkü bireysel olarak emekli maaşımın hepsini bile versem bu tahlili yaptıramam.

İzmir meyve ve sebze hali aracılığıyla bu elmalardan kaç ton piyasaya sürüldüğünü bilmiyoruz. Üç milyon nüfusu olan bir kentte yaş meyve ve sebze tüketiminin çok olduğu bir gerçek. Bu tüm dünyada olduğu gibi inanılmaz büyük bir sektör bu alan.

Depolardaki bu yeşil elmalar yoğun ilaç ve gübre kullanılarak üretilmişlerdir muhtemelen. Birde üzerine depoda yoğun ilaçlama yapılmış belli ki.

Oysa en azından üretim ve depolama aşamalarında sık sık kontroller yapılarak en alt seviyede ilaç kullanımı sağlanabilirdi.

Zehir kalıntılarını en aza indirmek için Entegre mücadele (alternatif mücadele yöntemleri) iyi tarım uygulamaları (kontrollü ilaç kullanımı) uygulanabilir. Bunlar bakanlık tarafından şart koşulabilir.

Elbette kısa sürede konvensiyonel tarımdan daha sağlıklı başka üretim sistemlerine geçemeyiz. Bu bir süreç ister. Fakat gelişmiş ülkelerde olduğu gibi daha zehirsiz ilaçlar ithal edip kullanabiliriz. Sıkı denetimlerle daha sağlıklı ürünlerin yetişmesini vb. sağlayabiliriz Bunu gibi daha pek çok şey var yakın zamanda yapılabilecek.

Ama asıl bizim insan olarak hakettiğimiz sıfır zehirli sağlıklı gıdadır. Bunu sağlamak devletin en önemli görevidir. Çünkü insanlar beslenemeden yaşayamazlar. Sağlıklı beslenmekte en doğal insan hakkıdır.

İyi hazırlanmış tarım politikalarıyla uzun vadede de yapılacak pek çok çalışma vardır.

Bunları zaman zaman paylaşacağım.

Sağlıklı günler diyemiyorum. Çünkü maalesef sağlıklı beslenemiyoruz.

 

79-Göknur Yumuşak

 

Göknur Yumuşak

HDP’li Baluken: Kürtleri bombalayan uçaklar sizi de bombalar demiştik

idris balukenHDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın darbe girişimi sonrasında önerdiği ‘liderler zirvesi’ne dahil edilmemesine tepki gösterdi. Baluken, “Hükümetin darbeden doğru sonuçlar çıkarmadığının göstergesi. Darbeyi engellemeye çalışan, bu yönüyle her türlü pratiği gösteren HDP’ye ayrımcı bir yaklaşım yapılabilecek en büyük yanlış olur” dedi.

Baluken, HDP’nin görüşmelere dahil edilmemesine ilişkin, “Bu AKP ve Erdoğan’ın darbeden doğru sonuç çıkarmadığı, kutuplaştırıcı, ötekileştiren siyasette ısrarcı olduğunu gösteriyor” ifadesini kullandı.

“HDP, darbeye karşı en net tutumu ortaya koyan, demokratik değerlerle, toplumsal barışla hukuk devletini yeniden tahkim edilmesini öneren siyasi partidir” ifadelerini kullanan Baluken,  “Hükümetin böylesi bir darbe girişiminden sonra bu tavrı ortaya koymuş, bu önerileri dile getirmiş bir siyasi partiye karşı böyle bir tutum ortaya koyması anlaşılır değildir.

“Önümüzdeki günlerde hükümetin bu tutumu değişir mi bilmiyoruz ama değişmezse, kaybedecek olanların kendileri olduğunu belirtmek isteriz” dedi.

DİHA’nın haberine göre darbeye giden sürecin AKP’nin savaş politikalarından bağımsız ele alınamayacağını savunan Baluken,”Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının 3 siyasi parti tarafından kaldırılarak askere dokunulmazlık getirilmesidir. Bu darbe mekaniğini engellemeye çalışan, bu yönüyle her türlü pratiği ortada olan HDP’ye yönelik ayrımcı bir yaklaşım ortaya koyarlarsa bu yapılabilecek en büyük yanlış olur” ifadelerini kullandı.

AKP’nin politikasıyla kaos ve iç savaşı hedeflediğini savunan Baluken, “Umarız bu yanlış içerisinde ısrar etmezler. Yanlışların tamamı uyarılarımızın dikkate alınmaması ve bu uyarıların pratikte doğrulanması anlamına geliyor” dedi.

Baluken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yarın yapacağını belirttiği önemli açıklamasına ilişkin,”Hiçbir bilgiye sahip değiliz. Toplumsal sorunları dikkate alarak bir açıklama yapacaksa, yapacağı en hayırlı iş çözüm sürecine geri dönmektir, Öcalan üzerindeki tecridi kaldırmaktır. Algıları üzerinde toplayan açıklamadan beklentimiz, tek çıkış noktası budur” yanıtını verdi.diye konuştu.

Baluken, anti-demokratik uygulamaları derinleştirecek her türlü girişimin karşısında yer alacaklarını ve askeri darbeyi gerekçe göstererek başka bir darbe yapılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

AKP’nin çözüm önerilerini dikkate alması gerektiğini kaydeden Baluken, “Lider zirvesi çağrısı vardı. Liderler zirvesi son derece anlamlı ve çözüm için ön açıcıdır. AKP ayrımcı yaklaşımlar yerine kolektif aklı öne çıkaracak önerileri dikkate alması gerekir” dedi.

Ankara’yı bombalayan uçakların Diyarbakır’dan havalanmış olmasını da değerlendiren Baluken, bu konuda hükümeti uyardıklarını dile getirerek şunları söyledi:

“Kürdistan’da yürüyen savaş sürecinin gerekli barış ve demokratikleşme çabalarıyla bir kenara bırakılmaması durumunda Türkiye’nin batısına taşınabileceği endişesini dile getiriyorduk. Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur’da yaşanan tabloların benzeri, İstanbul, Ankara’da 15-16 Temmuz gecesi yaşandı. Savaşın insanlığa karşı suçlarını sorgulamayan insanlara karşı suç işleyen mekanizmanın neler yapabileceği ortaya çıkıyor. Dün Kürt halkını bombalayanlar, meclisi bombalayabiliyorlar. Resmi ve özel kurumları bombalayabiliyorlar. Bu Türkiye kamuoyu tarafından sorgulanmalı ve görülmelidir.”

 

KAYNAK: DİHA

Darbe mağdurunun ilk işi kışla yapmak mıdır? – Pelin Cengiz

Pelin Cengiz’in bu yazısı www.haberdar1.com sitesinden alındı

Türkiye, geçen hafta daha öncekilerden çok farklı bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Son 10 yılda askeri vesayetin ve militarizmin geçirdiği süreçlere bakınca Türkiye’de artık bir daha darbe olmaz demek mümkündü. Oysa ülkenin darbeler tarihine bakıp da hiçbir sorununu darbelerle çözememiş olduğunu görememe körlüğü, 2016’da hukuku işlemeyen, temel hak ve özgürlükleri kısıtlanan, medyası baskılanan, Kürt coğrafyasında çatışma yaşanan, muhalifleri hapse atılan, doğası her gün talan edilen Türkiye’nin kucağına yeni bir sorun daha bıraktı. Ne tezgahtı, ne tiyatroydu, ne de oyundu, gün gibi gerçekti. Her ne kadar girişim başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da, 15 Temmuz’da yaşananların dehşeti, acımasızlığı ve beceriksizliği zihinlerimizden asla kolay kolay silinmeyecek.

Erdoğan’ın “Allah’ın bize büyük bir lütfudur” dediği darbe girişimini planlayanlar kimlerdi, nasıl bir plan içindeydiler, darbe gecesi halkla askerin karşı karşıya gelmesine kimler sebep oldu? Yüzlerce masum insanın kanının döküldüğü gecenin ertesinde “demokrasi şöleni” diye sokak kutlamaları yapılmasında bir anormallik yok muydu? Bunlar elbette bir süre daha tartışılacak. Şu anda bakmamız gereken tam da 15 Temmuz gecesinin ardından darbeye maruz kalan iktidarın ne yaptığı olmalı.

Darbe kaybetti ancak demokrasi kazanmadı.

İktidar, darbe girişimini savuştururken, askıya aldığı, zamana yaydığı, yarım kalmış işlerini görmeye başladı.

Darbe girişimi gecesi ölenlerin cenazeleri kalkmamışken, kimsenin ölülerden bahsetmeden bizzat Erdoğan’ın çağrısıyla bastırılan darbeyi protesto etmek amacıyla meydanlarda tekbir getirip, davullu zurnalı şarkı söylemesi normal mi?

İktidarın kitlesinin büyük zafer sarhoşluğunu normal görmeye çalışsak bile, sınırsız bir öfke ve cehaletle Alevilere, Suriyelilere, kiliselere saldırıları, kıyafetini kendince beğenmediği kadınlara tacizleri nasıl açıklayacağız?

Sosyal medyada birtakım anonim hesaplar üzerinden gözaltına alınacak isimler listeleri yayınlayarak korku, sindirme ve cadı avı iklimini yaygınlaştırmaya kimin hakkı olabilir?

Halihazırda ülkede şiddeti ve sayısı giderek artan antidemokratik uygulamalar gerçekleşiyorken, yargı erkinin bağımsızlığı giderek zorlanıyorken, Erdoğan’ın toplumun tek ve öncelikli beklentisiymiş gibi lanse ederek, “Parlamento’dan idam kararı çıkarsa onaylarım” demesi sorunlu değil mi?

Akabinde Başbakan Yıldırım “İmtina etmeyiz” derken, MHP Lideri Bahçeli’nin trafikte ambulans arkasına geçen kurnaz şoför edasıyla, “AKP hazırsa, idam talebine evet demeye biz de varız” açıklamasının yeri ve zamanı mı?

Darbe, her zaman sadece tankla, topla, tüfekle, kışladan emirle hayata geçirilen bir süreç değil. Pekala, sivil iktidarlar da dikta uygulamalarıyla darbeyi aratmayabilir. Sivil darbe, krizden çıkış esnasında dengelerin anayasal yollar dışında yöntemlerle yeniden düzenlenmesidir. Darbeye meyledenler askerden demokrasi beklentimiz yok ama seçilmiş iktidardan sonuna kadar var.

Avrupa Komisyonu’ndan Johannes Hahn’ın, darbe girişimi sonrası binlerce kişinin tutuklanmasına değinerek, hükümetin darbe girişimi öncesinde tutuklanacakların listesini hazırladığını söylemesi son derecek dikkat çekici.

Günlerdir asker, polis, yargıda gerçekleşen büyük çaplı toplu gözaltı ve tutuklamalar, bakanlıklar, eğitim kurumları, üniversiteler başta olmak üzere temel kurumların 50 binden fazla kişinin görevden uzaklaştırılması suretiyle içinin boşaltılması, tam da iktidarın darbe sonrası korkunç fırsatçılığına işaret ediyor.

Uluslararası Af Örgütü, cuntacı askerlerin başarısız darbe girişiminden sonra yaptığı açıklamada, Türkiye’de insan haklarının tehlike altında olduğunu ifade ederek, “Türkiye yetkililerinden, gerekli soruşturmaları yürütürken hukukun üstünlüğüne bağlılık ve saygı göstermelerini, tutukluların adil yargılanmasının sağlanmasını ve suç unsuru taşıyan eylemlerde yer aldığına dair aleyhinde somut delil olmayanların salıverilmesini talep ediyoruz. Türkiye’nin insan haklarının daha da kötüleşmesine ihtiyacı yoktur” dedi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Raad Hüseyin de, “Kalkışılan darbeye karşı Türkiye’nin müdahalesi insan hakları ve hukuk devleti temelli olmalıdır” açıklaması yaptı. Haksızlar mı?

Daha dün 34 gazetecinin milli güvenliği tehdit ettikleri gerekçesiyle basın kartları iptal edildi. YÖK, 1577 dekanın istifasını istedi. Gazeteciler, dekanlar mı kışlalarda plan yapmış, silah kuşanmış?

Darbe, aşağı yukarı tam da böyle birşeydir. Açık veya gizli başka ajandaların devreye girdiği zamanlardır.

Kimse demokrasiden, insan hakları ve hukukun üstünlüğünden bahsetmezken toplumu en fazla kutuplaştıran Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılması gündemini kaşımanın süreci sorunsuz atlatma iyi niyetiyle uzaktan yakından ilgisi yok. Darbe tehlikesinin bile içinden Topçu Kışlası çıkıyorsa, Gezi’nin açtığı yara belli ki darbeden betermiş…

Son derece tehlikeli ve kanlı bir darbenin mağduru olan bir Cumhurbaşkanının “isteseler de istemeseler de yapılacak” açıklaması, toplumun en gerilimli damarlarından birine ısrarla basmak, toplumun taleplerini gözardı etmek değil de nedir? Erdoğan’ın Gezi direnişi sırasında “evde zor tuttuğu” kitlesi sokaktayken, kışladan çıkanların katliam yaptığı, Meclis bombaladığı günlerde adıyla simgesel Topçu Kışlası açıklaması, toplumun diğer kesimlerini de sokağa dökme çabası mı? Bugün darbeye karşı tankın önünde olanların, yarın Gezi’de Topçu Kışlası’na hayır diyenlerin karşısına çıkmayacağının garantisini kim verebilir?

Şu ana kadar iktidar karar ve uygulamalarıyla, darbe girişimi sonrası sürecin demokratik şekilde normalleştirilmesi bakımından sınıfta kaldı.

Hepimizi gerilimli, zorlu günler bekliyor, herkese sabır, sağduyu ve sakinlik diliyorum.

Pelin Cengiz – www.haberdar1.com58-pelin-cengiz

YÖK, bütün devlet ve vakıf üniversitelerindeki dekanların istifasını istedi!

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili yürüttüğü soruşturmada bin 577 dekanın istifasını istedi.

76

İstifası istenen dekanların 1176’sı devlet, 401’i ise vakıf üniversitelerinde görev yapıyor.

Akdeniz Üniversitesi’nden 19 istifa

Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) haberine göre, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), bütün devlet ve vakıf üniversitelerinin dekanlarının istifasını istemesi üzerine Akdeniz Üniversitesi’nde 19 dekanın istifa dilekçesi verdiği belirtildi.

(DHA, T24)

Milli Eğitim Bakanlığı’nda 15 bin 200 personel açığa alındı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 15 bin 200 personelin açığa alındığını duyurdu. Ayrıca özel eğitim kurumlarında görev yapan 21 bin öğretmenin de lisansı iptal edildi. Böylece 36 bin 200 öğretmenin görevine son verilmiş oldu.

75

Duyuru MEB’in Twitter hesabından da paylaşıldı.

74

MEB’den yapılan açıklamada, “Bakanlığımız merkez ve taşra teşkilatında görev yapan FETÖ ile irtibatlı kamu personeline yönelik olarak kapsamlı bir çalışma yürütülmektedir. Bugün itibarıyla, Bakanlığımızın merkez ve taşra teşkilatında görev yapan 15 bin 200 kamu personeli açığa alınmış, bu kişiler hakkında soruşturma başlatılmıştır” ifadeleri kullanıldı.

 

(Hürriyet)

İHD, “Er aileleri çocuklarına ulaşamadığını belirtiyor”

İnsan Hakları Derneği (İHD) yaptğı açıklama ile, “İHD’ye telefonla başvuran er ailelerinin hemen hepsi askerde olan çocuklarına ulaşamadıklarını belirtiyor. Savcılıklarda kayıt yok. Bilgiyi kimin tuttuğu bilinmiyor.” bilgisini paylaştı.

Bianet’den Beyza Kural’ın haberine göre İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi darbe girişiminin ardından yaşananlara ilişkin basın toplantısı düzenledi.

73

İHD’den avukat Eren Keskin ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul temsilcisi Ümit Efe, darbe girişimcilerinin emri altındaki erlerin durumu, hapishanelerdeki mahpusların görüşlerinin engellenmesine dair açıklama yaptılar.

Eren Keskin, darbeyi lanetlemekle birlikte darbe sonrası yaşanan hak ihlallerine ilişkin eleştirilerini dile getirdi. Öldürülen ve şiddete uğrayan er ailelerine kendilerine başvurma çağrısı yaptıklarını söyledi.

Keskin, “Telefonla genel merkezimize ve buraya çok sayıda aile başvuru oldu. Aileler genel olarak çocuklarına ulaşamadıklarını söylüyorlar. Dün bir aile dernek şubemize geldi. Ellerinde oğullarının işkence edilmiş fotoğrafı vardı. Toplantıya katılacaklardı ancak son anda vazgeçtiler. Aileler de korku içinde.” dedi.

Savcılıklarda kayıt olmadığını belirten Eren Keskin, “Savcılıkla görüşmeye gittiğimde vekaletimin olup olmadığını sordular, bu durumda nasıl vekalet çıkarabilirler ki? Son derece fütursuz bir tavır var. Bugün adliyede Asliye Hukuk mahkemesindeki duruşmamda hakim yoktu. İki bini aşkın hakime el çektirildi. Devletin yargısı çalışamaz durumda. İnsanlar çocuklarından bilgi alamıyor. Bilgiyi kimin tuttuğu belli değil.” diye konuştu.

Eren Keskin, er ver er aileleri ile darbe girişiminde bulunanlarca öldürülen, vurulan işkence edilen sivil halktan insanları derneğe başvurma çağrısı yaptı. İHD’nin başvurular, ücretsiz avukat ve TİHV aracılığıyla tedavi konusunda yardımcı olacağını belirtti.

Ümit Efe de işkence ve kötü muamelenin mutlak bir suç olduğunu belirterek “işkencecilere de işkence yapılmasının önlenmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

İHD’ye başvuruların ardından TİHV’in her türlü tedaviyi ücretsiz olarak sağlayacağını belirtti.

 

(Bianet)