“Güneşe yelken aç!” sloganı ile Türkiye’deki turuna devam eden Greenpeace’in efsane gemisi Rainbow Warrior, Beşiktaş Kuruçeşme’ye demirledi. Gemide “Güneşe Yelken Aç” projesiyle ilgili basın açıklaması da yapıldı. Açıklamanın ardından Rainbow Warrior ya da Türkçesi ile söyler isek Gökkuşağı Savaşçısı gazetecilere tanıtıldı.
Türkiye yolculuğu 6 Eylül’de Bodrum’da başlayan ve ardından sırasıyla Seferihisar, Çeşme, Bozcaada ve Çanakkale’ye uğrayan Rainbow Warrior 3, İstanbul Boğazı’na demirledi. Geminin güvertesinde, Türkiye’de 1 milyon çatıya güneş paneli kurularak elektrik üretimi yapılması için başlatılan “Güneşe Yelken Aç” kampanyasıyla ilgili açıklama yapıldı.
Kampanya hakkında bilgi veren Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Sorumlusu Duygu Kutluay, “Amacımız ülkemizin güneş potansiyelinin altını çizmek. Biz, ülkemizin güneş potansiyeline hazinemiz diyoruz. Türkiye güneş potansiyeli 2 bin 700 saatle Avrupa’nın en zengin ikinci ülkesi. Peki biz bu potansiyeli ne kadar değerlendiriyoruz; sadece 560 megavat kurulu gücümüz var. Almanya’nın bin 600 saat güneşlenme gücü var; fakat kurulu gücü bizim 76 katımız” dedi.
“Ülkemizin enerji yatırımları açısından bir dönüm noktasında olduğuna inanıyoruz” diyen Kutluay, “Bizim artık yüzümüzü güneşe dönme vaktimiz geldi. Türkiye’de potansiyelimiz dünya lideri olmaya yetecek yükseklikte. Güneşe yatırım bireysel tasarruf, ülkemizin cari açığının azalması ve enerji bağımsızlığını sağlayacak. Güneş enerjisinin daha sağlıklı istihdam yaratılması ve bağımsız güçlü bir Türkiye için gerekli olduğuna inanıyoruz” ifadesini kullandı.
GEMİNİN ÖZELLİKLERİ
Açıklamanın ardından gemi basın mensuplarına gezdirildi. Rainbow Warrior’da, seyir esnasında yüzde 80 oranında rüzgar enerjisini kullanıyor. Gemideki su ihtiyacı, denizden arıtılmış suyla karşılanıyor. Gemi içinde sadece doğal ürünler tüketiliyor.
Warrior’da ayrıca 14 milletten 16 mürettebat bulunuyor.
Mısır açıklarında yüzlerce göçmeni taşıyan bir teknenin alabora olması sonucu en az 29 kişi öldü. Yetkililer, Kafr El Şeyh açıklarında alabora olan teknenin 600 kişi taşıdığını ve 150 kişinin kurtarıldığını söyledi.
Kurtarma ekiplerinin çalışmalarının sürdüğü ve onlarca göçmenin de hâlâ kayıp olduğu bildiriliyor. Güvenlik yetkilileri teknede Mısırlı, Suriyeli ve Afrikalı göçmenlerin bulunduğunu açıkladı.
Teknenin rotası henüz bilinmese de Reuters ajansına konuşan güvenlik kaynakları ise teknenin İtalya’ya gittiğini düşündüklerini söyledi.
Son aylarda, daha fazla sayıda göçmen Afrika kıyılarından İtalya’ya geçmeye çalışıyor. Tekneler genelde Libya’dan yola çıkıyor. Ancak yolculuğa Mısır’dan başlayanlar da var. Haziran ayında Girit Adası açıklarında batan bir teknedeki 320 kişi ölmüş, hayatta kalmaya başaranlar teknenin Mısır’dan yola çıktığını söylemişti.
Birleşmiş Milletlere bağlı Uluslararası Göç Örgütü’ne göre bu yıl 206 bin 400 göçmen Akdenizi geçti. Ocak-Haziran döneminde bu güzergahta 2800 göçmen hayatını kaybetti. Geçen yılın aynı dönemindeyse bu sayı 1838 olmuştu.
ABD’nin Charlotte kentinde, Keith Lamont Scott adlı siyahın polis tarafından vurularak öldürülmesinin ardından başlayan protesto gösterilerinde şiddet olaylarının artması üzerine olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi.
Gösterilerin yaşandığı Kuzey Carolina eyaletinin valisi Pat McCrory, Charlotte Polis Şefi Kerr Putney’in talebi doğrultusunda bu kentte OHAL ilan edilmesine karar verdi. Vali McCrory, yaptığı yazılı açıklamada, polise yönelik saldırıların ardından OHAL ilanına karar verdiğini bildirerek, “Vatandaşımıza, polisimize ya da çevreye yönelik herhangi bir saldırı hiçbir şekilde kabul edilemez” ifadesini kullandı.
Şef Putney de yerel basına yaptığı açıklamada, göstericilerin kontrolden çıktığını söyledi.
Kalabalığı yatıştırmaya çalıştıklarını dile getiren Putney, “Bu dakikaya kadar sabırlı bir şekilde bekledik fakat göstericiler şiddete dönük eylemler gerçekleştiriyor. Polise pet şişe ve benzeri nesneler fırlatıyorlar. Tekrar düzenin sağlanmasının vakti geldi” dedi. ABD’de polisin siyahlara yönelik şiddeti devam ediyor. Yaşanan son olayda, siyah Keith Lamont Scott’ın ailesi, ‘elinde sadece kitap bulunmasına rağmen polisin onu vurduğunu’ iddia etti. Putney ise Scott’ın, ‘elinde silah olduğu ve bunu bırakması çağrısına cevap vermediği gerekçesiyle vurulduğunu’ savunmuştu. Olayın ardından yüzlerce ‘Siyahların Hayatı Değerlidir’ (Black Lives Matter) üyesi, Charlotte sokaklarında ‘adalet ve özgürlük’ temalı sloganlar eşliğinde protesto yürüyüşü başlatmıştı.
Birleşmiş Milletler, Halep’e giden konvoyun saldırıya uğramasının ardından durdurulan Suriye’deki yardım faaliyetlerinin yeniden başlatıldığını duyurdu.
Cenevre’deki Birleşmiş Milletler İnsani İlişkiler Koordinasyon Ofisi’nden yapılan açıklamadı, “İnsani yardım için konvoylarının hazırlıkları kaldığı yerden devam ediyor ve kuşatma altındaki ulaşması güç bölgelere yardım ulaştırmaya mümkün olan en kısa sürede hazır olacağız” dendi.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Suriye’deki temsilcisi Elizabeth Hoff da Şam’ın banliyölerine medikal yardım sağlamaya hazırlandıklarını söyledi. Reuters’a konuşan Hoff, “Moadamiya’ya mümkün olan en kısa sürede sağlık malzemeleri ulaştırmaya hazırlanıyoruz. Malzemeler bugün araçlara yüklendi ve yarın yola çıkmaları bekleniyor” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler, Halep kentindeki Urum el Kubra bölgesinde yardım götüren konvoyun saldırıya uğramasının ardından Suriye’ye insani yardım konvoyu göndermeyi askıya aldıklarını duyurmuştu. Saldırıda 20 kişi hayatını kaybederken, 31 araçlık konvoydaki 18 araç da kullanılamaz hale gelmişti.
BM’nin işkence konusundaki özel raportörü Juan Mendez’in 10-14 Ekim tarihlerinde Türkiye’ye yapacağı ziyaret Ankara tarafından ertelendi.
Mendez, Ankara’nın ziyareti “kasım ya da aralık ayına” erteleyerek 15 Temmuz darbe girişimi sonrası dünyaya “yanlış bir mesaj” verdiğini ifade etti.
Juan Mendez konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Türkiye’de son aylardaki gelişmelerin hükümetin tüm dikkatini gerektirdiğini anlamakla birlikte, ziyaretimin son aşamada ertelenmesinin yanlış bir mesaj verdiğine inanıyorum” dedi.
BM’nin işkence konusundaki özel raportörü Juan Mendez “15 Temmuz 2016 tarihindeki başarısız darbe girişimini müteakip yapılan binlerce tutuklama, ülke genelinde birçok tutukevindeki ağır yoğunluk ve kötü koşullarla ilgili iddialar ışığında ziyaretim son derece önem taşıyor” dedi.
31 Ekim’de görev süresi sona erecek olan Juan Mendez, Ankara’dan yerine gelecek kişiye insanların tutuklu olduğu yerlere “serbest giriş” hakkı verilmesini istedi. Juan Mendez’in yerine İsviçreli insan hakları uzmanı ve Nils Melzer aday gösterilmişti.
Birleşmiş Milletler hukuk ofisi sözcüsü Jon Izagirre Fransız haber ajansı AFP’ye verdiği demeçte Türkiye‘nin ertelemeye gerekçe olarak “ziyarete zaman hasretmek açısından çok meşgul olmasını” gösterdiğini söyledi.
Uluslararası Af Örgütü darbe girişimi sonrasında gözaltına alınan ve tutuklanan insanlara kötü muamele ve işkence yapıldığı konusunda ellerinde “sağlam kanıtlar olduğunu” açıklamış, bu iddia Ankara tarafından reddedilmişti.
Kasvetli, kurşuni bir hava.
Yağmur çiseliyor. Çağlayan’da güvenlik yine çok sıkı, araba sokmuyorlar..
Adliye Sarayı bugün de gazeteci milleti kaynıyor.
Adliye koridorları bu kadar gazeteci milleti kaynayan ülkede özgürlük olur mu?
Benim dava sabah erken. Cumhurbaşkanı’na hakaret… Savunma yapacağım.
Ocak ayında yazdığım, “Her Allah’ın günü anayasayı ihlal eden bir Erdoğan” başlıklı yazımdan dolayı ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ten yargılanıyorum. Fikret İlkiz’le hâkim karşısındayız. Doğan Akın da izleyici sırasında.
Son derece nazik ve dikkatli bir yargıç.
Savunma kısa, özetle diyorum ki:
“Evet, sert bir eleştiri ama Cumhurbaşkanı’na hakaret değil. Demokrasinin özü olan ifade özgürlüğü içinde bir yazı. Devleti yönetenlerin eleştiri karşısında tahammüllü olmaları gerekir.”
Kısa sürüyor, çıkıyoruz.
Karar, Ankara’daki mahkemede verilecek.
Bir başka kalabalığa doğru yürüyoruz. MİT TIR’ları davası başlamış. Erdem Gül içeride, hâkim karşısında.
Gizlilik kararı olduğu için avukatlar ve eşler dışında kimse alınmamış. Dilek Dündar’la Aslı Gül eş kontenjanından duruşmayı izliyorlar.
Ortalık bir an dalgalanıyor. Odatv duruşmasından dışarı sızan bir haber… Ahmet Şık demiş ki: “Cemaate destek veren Cumhurbaşkanı Erdoğan da yargılanmalı!” Yalçın Küçük de damardan girmiş: “Darbe teşebbüsü diyorsunuz, darbe olmuş gibi yönetiyorsunuz.”
Hasan Cemal, Dilek Dündar, Erdem Gül
Koridorda yine telaşlı bir hava.
Erdem Gül bariyerlerin üstünden sarkıyor, duruşmaya ara verilmiş. Davanın erteleneceği anlaşılıyor.
Avukatlarla sohbet ediyoruz. Ergin Cinmen ‘çile’nin bunca yıldır bir türlü bitmediğini söylüyor.
CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Avukatlık yaparken, yolum bu kadar adliye koridorlarlarına düşmemişti” diyor.
Yılların dostu, CHP milletvekili Enis Berberoğlu da koridorda, onun davası da MİT TIR’ları ile birleştirilmiş.
Duruşma bitiyor.
Koridorun ucunda Dilek Dündar ve Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı avukat Akın Atalay gözüküyor, “Oh ne güzel!” diye bana laf dokunduruyor, “Benim pasaporta el konuyor, sana gelince bişey yok.”
Gülüşüyoruz.
Bir hatıra fotoğrafı:
Dilek Dündar, Aslı Gül, Erdem Gül ve ben…
Telefon yurt dışından, Cengiz Çandar arıyor:
“Duydum, bugün festival günüymüş Çağlayan’da… Benim de doğum günüm.”
Bu bitti, Tuğrul Eryılmaz’dan SMS:
“Özgür Gündem ifadesi cuma günü saat 14.30’da…”
Genç muhabirler cıvıl cıvıl.
Aralarında tek tük erkek var. Benim zamanımda böyle olmadığını söylüyorum, kıkırdıyorlar.
Meslek hayatlarında ilk kez böyle zor zamanlarda gazetecilik yapıyor olmanın heyecanı içindeler.
“Haber çok, basan olduktan sonra…” diyor birisi…
Genç habercilerle birlikte olmak, onların heyecanını hissetmek nedense beni her zaman mutlu eder, motive eder.
Doğan’la kafeteryaya gidiyoruz, bir şeyler atıştırmak için.
Bilgisayarımı açıp 21 Eylül 2106 tarihli ‘adliye notları’mı yazmaya başlarken telefonum çalıyor. Yasemin Çongar nefes nefese:
“Birazdan geliyorlar!”
Heyecanla beklenen iki kişi, ‘sübliminal’den -akıl alır gibi değil ama- gözaltındaki Ahmet Altan’la Mehmet Altan…
Bir an olsun görebilecek miyiz? Sevgili Ahmet’e seslenebilecek miyim:
“Tam tatile çıktığım günün gecesi 15 Temmuz oldu. Mecburen yazıya devam ettim. Tam artık dünya yıkılsa yazıları kesiyorum dedim, denizlere açıldım. Sabah gözümü açtım, Yasemin’den telefon: Mehmet’i aldılar, şimdi Ahmet’e geliyorlar. Yine oturdum yazıya… Ahmetçim, tam zamanını buldun gözaltına alınacak!”
Sıkıntılıyız ama.
Önce savcı, sonra mahkeme…
Kerem Altan, Yasemin Çongar, Hasan Cemal, Sanem Altan
Yasemin Çongar, Sanem Altan, Kerem Altan…
Fotoğraf çektiriyoruz, Sanem bir aplikasyonla, hepimizi zayıflatıyor, boylarımızı uzatıyor.
Altan’ların avukatları Ergin Cinmen’le Veysel Ok, sohbetse klasik:
15 Temmuz ve sonrası…
Ve şuna kulak veriyorum:
“Savcı, Altan’lar için gözaltı talimatı verip tatile çıkıyor; Ahmet’le Mehmet 11 gün gözaltında kalıyorlar. Ve ancak salı gece yarısı ifadeye çağırıyor polis… 11 gündür elinde olanları gece yarısı çağırıyor, eziyet değil de nedir bu?..”
Yüz ifadelerini okumaya çalışıyorum, pek öyle iç açıcı değil. Tutuklanabilirler mi?..
Adliye Sarayı’nın dokuzuncu katında toplanıp Altan kardeşleri bekliyoruz, çay kahve eşliğinde…
Akşam oldu hâlâ bekleşiyoruz, ama tedirgin bir bekleyiş bu.
Gece yarısına doğru gelen haberler de iç açıcı değil.
Saat gece yarısını 10 dakika geçerken kötü haber ulaşıyor:
Savcı Ahmet ve Mehmet Altan’ı tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etmiş.
Özgürlük açısından utanç verici bir karar! Saat 01.15: Bu sefer de hakimliğin kararını bekliyoruz. Saat 02.20: Garo Paylan tweet atıyor:
“Sorgular kilitli kapılar ardında başladı. Ahmet Altan’ın sesi yankılanıyor duruşma salonundan: ‘Benim bütün hayatım darbelerle mücadele içinde geçti.”
Yasemin Çongar’la bakışıyoruz, gözleri bugün kim bilir kaçıncı kez doluyor. Saat 02.40: Bu memlekette ne hukuk var, ne de yargı bağımsızlığı…
Hukukun üstünlüğü tam anlamıyla çökmüş durumda… Altan kardeşler hakkında ‘darbecilik’ten tutuklama isteyebilmek, başka türlü yorumlanamaz. Saat 03.30: 18 saattir buralardayız, hâlâ mahkeme kararını bekliyoruz sevgili Altanlar hakkında… Saat 03.45: Veysel’den mesaj: “Bitti bekliyoruz!” Saat 04.15: Mehmet Altan tutuklandı. Ahmet Altan serbest… Sevgili Mehmet’in tutuklanması özgürlüğe ağır bir darbe daha!
Gazetecinin adliye koridorlarında 19 saat boyunca tuttuğu notlar işte böyle.
15 Temmuz darbe girişimi öncesi ‘subliminal mesaj’ vererek darbeye iştirak ettikleri iddiasıyla 12 gün önce gözaltına alınan gazeteci yazar Ahmet Altan ile Prof. Mehmet Altan, savcılıktaki ifadelerinin ardından tutuklama istemiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edildi. Hâkimlikteki sorgunun ardından Mehmet Altan tutuklandı, Ahmet Altan adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcısı Can Tuncay, Ahmet ve Mehmet Altan’ın suçlamaları reddeden ifadelerini aldıktan sonra saat 23.45 sıralarında “FETÖ’ye üyelik, yardım ve propaganda, hükümeti devirmeye teşebbüs” iddiaları eşliğinde tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk etti. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ndeki sorgu yaklaşık iki saat sürdü ve 03:40’ta bitti. Karar ise 04:15 sularında açıklandı.
Ahmet Altan, mahkeme sorgusunda, hâkim Selami Yılmaz‘a, “Benim bütün hayatım darbelere karşı mücadele ile geçti” dedi.
Altan kardeşler darbe girişiminin ardından Gülen cemaatine yönelik başlatılan soruşturma kapsamında 10 Eylül’de gözaltına alınmıştı.
Üretici ile tüketici arasındaki zincirde yüksek fiyat artışının önlenmesi amacıyla yaş sebze ve meyvede “künye” zorunluluğu getiren tebliğ yürürlüğe girdi.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı ve Resmi Gazete’nin 21 Eylül 2016 tarihli sayısında yayınlanan “Sebze ve Meyvelerin Toptan ve Perakende Ticaretinde Kullanılacak Künyelere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ” ile toptan ve perakende satılacak yaş sebze ve meyvelere künye zorunluluğu getiriyor.
Yaş sebze ve meyvenin perakende veya toptan satışında doldurulması zorunlu ürün künyesinde, malın üretim veya ithal edilmişse ithal tarihi, adı, cinsi ve türü, malın üretildiği veya ithal edilmişse ülkeye girdiği gümrük kapısının bulunduğu yer, malın gideceği/tüketime sunulduğu yer, üreticinin adı soyadı/ticaret unvanı, malın sahibinin adı soyadı/ticaret unvanı, bildirimcinin adı soyadı/ticaret unvanı, malın miktarı,araç plaka/belge numarası, sertifikasyon kuruluşunun adı ve kod numarası,ürünün sertifika numarası,bakanlıkça uygun görülecek diğer bilgilerin yer alması gerekiyor. Toptan veya birden çok ürünün bir arada sevkiyatında tekli veya çoklu künye kullanılması, son tüketiciye yapılan satışta ise etiket kullanılması zorunluluğu getiren tebliğ 21 Eylül itibariyle yürürlükte.
Organik ürünler de künye ile satılacak
Organik Tarım Kanunu kapsamında organik tarım faaliyetleri esaslarına uygun olarak üretilen mallar ile iyi tarım uygulamaları kapsamında sertifikalandırılan ürünler için de yine künye ile satış yapılması zorunluluğu getirildi. Künye ve etiketin şekli
Ürünle ilgili künyeler A4 formundaki kağıtlara üzerindeki bilgilerin okunabilir ve sorgulanabilir punto büyüklüğünde ve aralığında basılması gerekiyor. Etiket formatındaki künyeler; en az 9X9 ebadında, Times New Roman yazı karakterinde ve en az 7 punto büyüklüğünde basılması gerekiyor.
Künyenin kullanımı
Malların üretildiği yerden veya giriş yaptığı gümrük kapısının bulunduğu yerden toptan ya da perakende satış merkezleri ile depo, tesis, dağıtım merkezlerine, malları kendi tüketiminde kullanan lokanta, otel, hastane, yurt ve diğer kuruluşlar ile sanayi kuruluşlarına, ambalajlama ve tasnifleme tesislerine ve çıkış gümrük kapısına sevki esnasında tekli veya çoklu künyeler kullanılacak. Bu künyelerin kap veya ambalaj üzerine yapıştırılması zorunlu değil,denetim sırasında ibrazı ise zorunlu olacak.
Etiket formatındaki künyeler, kap veya ambalaj içinde perakende satışa sunulan malların kap veya ambalajlarının üzerine yapıştırılması zorunlu. Kap veya ambalajlarından çıkartılarak perakende satışa sunulan mallarda, barkodlu etiket formatındaki künyeler, mevcut fiyat etiketlerinden farklı ve bağımsız olarak tüketicilerce kolayca görülebilen ve okunabilen şekilde satış yerine konulması gerekiyor.Künyeler, diğer yazılı veya resimli unsurlar vasıtasıyla herhangi bir şekilde saklanamaz, kapatılamaz veya kesilemez.
İstisna
Kendilerince üretilen malları, üretim yapılan yerde, yakınında veya pazar yerlerinde perakende satışa sunan üreticiler ile henüz satışa konu edilmemiş mallarını üretim yapılan yerdeki tasnifleme ve ambalajlama tesisi, sınai işletme veya toptancı haline götüren üreticiler künye ve etiket zorunluluğu olmayacak.
TSK’daki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişimi öncesinde ‘subliminal mesaj’ vererek darbe girişimine iştirak etmekle suçlanan gazeteci Ahmet Altan ve akademisyen Mehmet Altan bugün saat 13.00’te Çağlayan Adliyesi’nde savcıya ifade verecekler.
Ahmet ve Mehmet Altan darbe girişiminin ardından Gülen cemaatine yönelik başlatılan soruşturma kapsamında 10 Eylül’de gözaltına alınmıştı.
Ahmet Altan akademisyen Mehmet Altan’ın gözaltı süresi 11. gününe girdi. Altan kardeşlerin avukatı Veysel Ok, müvekkillerinin bugün saat 13.00’te Çağlayan Adliyesi’nde ifade vereceğini duyurdu.
Altan kardeşlerin avukatları Ergin Cinmen ve Veysel Ok‘tan müvekkilleriyle ilgili bazı yayın organlarında yer alan iddialara yalanlama gelmiş; açıklamada “Müvekkillerimiz Ahmet ve Mehmet Altan’ın şahsında büyük bir hukuk trajedisi yaşanmaktadır” denen açıklamada, Mehmet Altan’ın evinde F serisinden 1 dolar bulunduğu iddialarıyla ilgili olarak “İçinde F serisi bir dolarlık bulunduğu söylenen kırmızı çanta Mehmet Altan’ın aile bireylerine ait eski bir kadın çantasıdır. Bu çanta içinden çıkan yırtık bir dolar, Mehmet Altan ve ailesinin 1990’lardaki bir yurtdışı seyahatinden kalmıştır” ifadelerine yer verilmişti.
Öte yandan darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal uygulamasının 667 sayılı ilk kanun hükmünde kararnamesi (KHK) kapsamında daha önce -toplu suçlarda uygulanmak üzere- en fazla dört gün olan gözaltı süreleri 30 güne uzatılmış, şüphelilerin avukatlarıyla yapacakları görüşmelerin gerektiğinde kayıt altına alınması hükme bağlanmıştı.
***Bu yazı Ken Loach‘un Adana Film Festivali (Altın Koza) kapsamında gösterimi yapılan “I, Daniel Blake” filmi hakkında detaylar içermektedir. Filmi izlemek isteyen okurlarımız lütfen bu duruma dikkat etsinler***
***
‘…
Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler…
…’
Adnan Yücel
Önce arabanızı otoparka park ediyorsunuz, sonra asansör ile medeniyet katlarını tırmanıyorsunuz. Medeniyet katında ilginç bir dip ses hakim. Bu dip ses belki sayısı binlerden fazla olan insanın konuşmalarının etrafa yaydığı dalgaların birleşmesi sonucu ortaya çıkıyor. Birbirine temas etmekten çekinen, güvenlik algısının yüksek derecelerde gezindiği ve aynı derecede algı ile oynanan mekanda medeniyet ile tanışıyorsunuz. Avm…
Yoğun bir günden sonra Ken Loach’ın son filmi ‘I, Daniel Blake/ Ben, Daniel Blake’ izlemek için girdiğimiz avm’de biletleri alıp yerimize geçtik. Festivaller her zaman öteki diye kendini konumlandıran insanların normal hayatlarında yapamadıkları/yapmadıkları ego patlamalarının vitrin mekanları olmuştur. Böyle bir ortamda başladı film.
Film, Daniel’in kalp krizi geçirip doktorundan çalışamaz raporu alıp işşiz maaşı alabilmek için sigorta şirketi yetkilisi ile konuşmasıyla başlıyor. Konuşan yetkilinin karar verici pozisyonda olmasına rağmen doktor veya hemşire olmadığını öğreniyoruz. Bu sahne bize şunu çok net bir şekilde göstermektedir; İnsancıl temellere oturmayan bir düzenden, insanı önemsemesi beklenemez. Onun için önemli olan kendi lehine dizayn ettiği kurallardır.
Daniel’in yaşaması için gerekli olan maddi imkanlara sahip olabilmek için verdiği çaba bürokrasi ve emekten yana olmayan politikaların deşifrasyonu olarak yansıyor. Bu deşifrasyon seanslarından birinde Katie ve çocukları ile tanışıyor. Katie’nin sigorta kurumları tarafından Londra’dan çeşitli bahaneler ile sürülmüş olduğunu öğreniyoruz. Kaderleri aynı olsa da buna direnen iki insanın dayanışması ile yönetmen toplumsal birliktelik için gerekli olan paylaşım duygusunu Daniel ve Katie’nin ailesinin ilişkisi ile bize gösteriyor.
Daniel, bu süreçte direnmekten vazgeçmiyor. Teknoloji ile olan kopukluğundan kaynaklı çoğu şeyi uzun süren uğraşlar sonucu halledebiliyor. Ken Loach hikayeyi o kadar güzel dizayn ediyor ki her yerimizden teknoloji fırlamasına rağmen Daniel’in durumunun aslında olması gereken durum olduğunu fark ediyoruz. Bunlar yaşanırken sigorta işlerini düzenleyen şirketteki Anna ise Daniel’e çekinik bir şekilde yardım etmeye çalışıyor. Ama o da çoğu zaman patron veya müdür faktörü ile karşılaşıp susmak zorunda kalıyor.
https://www.youtube.com/watch?v=Pneq3xkRn5M
Katie’nin yaşadığı ve umutsuz olarak görünen durumun içinden çıkabilmesi için çoğu zaman filme girmek istiyorsunuz. Daniel’in ‘Çinli’ diye hitap ettiği komşusu ise emeğinin karşılığını alamadığını farkedince sistemin açıklarından yararlanarak para kazanma yoluna gidiyor.
Film aynı zamanda çoğu metaforu da içinde barındırıyor. Katie’in evine giderken topallayan, üç ayağı olan köpeğin de yaşam alanını paylaştığı insanlar ile aynı kaderi taşıdığı görünüyor. Katie’in banyoyu temizlerken yere düşen fayansın, bize yansıttığı çürümüşlük ve bu çürümüşlüğe maruz kalan ötekinin durumu fayansın kovaya atıldığı planda özdeşleşiyor.
Filmin tamamını analiz etmek istemiyorum. Çünkü bazen filmin analizine dalıp filmi film olmaktan çıkarıp sadece teknik ve bilmecelerle dolu bir mesele haline getirebiliyoruz. Bu film size bir çok şeyi gösterebilir. Çoğu sahnede kendi hayatınızla özdeşleştirip ya da karakterlerin durumuna üzülebilirsiniz. Bunun hiç bir anlamı yoktur. O avm’den çıkıp akışına maruz bırakıldığımız bu insancıl olmayan düzene dahil olduğumuz yerden devam edersek bu film evet cidden güzel bir film.
Eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız, bu film başlangıç olabilir ama devamı tamamen sizin elinizde.