Ana Sayfa Blog Sayfa 3336

Jean Giono’dan ilham veren bir öykü: Ağaç diken adam

Ağaç Diken Adam, Fransız yazar Jean Giono’nun 1953’te Amerika’da yayımlanan Reader’s Digest Dergisi’nin duyurduğu “Tanıdığım en olağanüstü karakter” teması için yazdığı bir öykü. Kitabın adından anlaşıldığı üzere hayatını ağaç dikmeye adayan sıra dışı bir karakteri anlatıyor. Derginin teması için oldukça olağandışı bir karakter olan Elzéard Bouffier, hayatının son otuz yılını çorak topraklara ağaç dikmeye adamıştır. Anlatıcı(Jean Giono) Fransa’nın Provence bölgesinde Alplerin eteklerinde çıktığı bir gezintide doğanın çoraklaştığına tanık olur ve susuzluktan bitkin düştüğü bir anda kendisiyle suyunu paylaşan ve anlatıcıyı evinde misafir eden Bouffier ile tanışır. Bouffier, sessiz ve kendi halinde yaşayan biridir. Onun özenle meşe palamutlarını ayıklayışı ile başlar gerçek gayesi. Amacı Provence’nin çorak topraklarını ağaçlarla yeşertmektir.

43

Anlatıcı, şaşkınlık ve hayranlık duygularıyla oradan ayrılır. 1.Dünya Savaşı başlar ve savaşa katılır. Terhis olduğunda aradan beş yıl geçmiştir. Aklında Bouffier vardır ve yine aynı topraklara döner. Ağaçların boyunu geçtiğine tanık olur. Savaşın gölgesinde, savaşı umursamadan ağaç dikmeye devam etmiştir Bouffier. On binlerce ağacın yemyeşil göverdiği o çorak arazi mucizevi bir değişime uğramıştır.

Anlatıcı bundan sonra her sene Bouffier’in yanına uğramaya başlar, doğadaki değişimi ve bu değişimin insanlar üzerindeki etkisini anlatır. O çorak arazinin ümitsiz insanları yaşam enerjisiyle dolmuş, sağlıklı ve mutlu insanlara dönüşmüşlerdir. Bir insanın bir ağaç dikmesiyle başlayan macera zamanla doğaya, insanlara dokunmuş ve geriye mucizevi bir orman çıkmıştır.

Giono’nun da dediği gibi “”İnsanoğlu yok etmenin dışındaki işlerde de Tanrı kadar yetenekli olabileceğini kavrıyordu.”

Kitabın çevirmeni Didem Nur Güngören, son söz notlarında Reader’s Digest’in öyküdeki Elzéard Bouffier karakterinin gerçekliğinden şüpheye düştüğü için öyküyü yayımlamadığını belirtiyor. Bunu üzerine Giono, Amerika’da yayımlanan Vogue’a yayın hakkı talep etmeden öyküyü vermiş. Ardından da Amerika’da kitap yüzbin adet basılıp ücretsiz olarak dağıtılmış. Bundan sonra da pek çok ekolojik dergide yayımlanmış.

‘Ağaç dikmeyi sevdirmek için yazdım’

Jean Giono, kitabın son sözünde öykünün pek çok dile çevrildiğini ve bunlardan hiçbir şekilde telif talep etmediğini söylüyor. Giono, bu öyküyü ağaç dikmeyi sevdirmek için yazdığını söylüyor. Böylesine güzel bir amaca para gibi kirli bir şeyi karıştırmak istemiyor. Aynı yüce davranışı kitabı basan yayınevinden de beklerdim.

Jean Giono
Jean Giono

Yazarın bile para talep etmediği bu güzel öykünün gelirinin ekolojik bir amaç için bağışlanması yazarın yüce amacına saygı göstermek olurdu. Öyküyü okuduktan sonra kitaba verdiğim paranın bir fidanın dikimine gittiğini bilmeyi kendi adıma çok isterdim.

Doğaya olan hassasiyetin bir eğitim meselesi olduğuna inanıyorum. Didem Nur Güngören’in titiz çevirisi ve Oğuz Demir’in güzel illüstrasyonuyla ve elbette Jean Giono’nun doğa sevgisi ile kaleminin uyumuyla oluşmuş bu güzel kitabın okullarda okutulması, doğaya olan hassasiyeti öğretmek adına en anlamlı eğitim olacaktır.

Kitaplar iyidir ve iyileştirir

Kitapların iyileştirici gücüne her zaman inanmışımdır. Devletin “Ağaç Diken Adam” öyküsü gibi doğa sevgisini anlatan eserleri, Giono’nun yaptığı gibi ücretsiz olarak öğrencilere dağıtıp bibliyoterapi olarak çocuklarda doğa sevgisini oluşturması gerekir. Hep sızlandığımız, Mungan’ın da dediği gibi “Biz büyüdük ve kirlendi dünya”  söylemi yeterli değil.

Kitapta hikayesi anlatılan Elzéard Bouffier (Foto: Montreal Botanik Bahçesinden, "The Man Who Planted Trees" (Ağaç diken adam)
Kitapta hikayesi anlatılan Elzéard Bouffier (Foto: Montreal Botanik Bahçesinden, “The Man Who Planted Trees” (Ağaç diken adam)

Şehirlerdeki yeşil alanların azlığı, modernleşmenin getirdiği yıkım, sanayileşmenin gelişim olduğuna kanıp ormanların katledildiği kapitalist düzende sesini çıkarmayan biz büyükler, çocuklara en büyük kötülüğü yapanlarız. Bir nesli ancak çocuklar kurtarabilir inancına sarılmak da biz büyüklerin utancı olarak kalacaktır. Bu utancı yaşayan biri olarak çocuklara doğa sevgisini aşılamanın bir yolu da Ağaç Diken Adam” gibi duyarlı kitapları okutmaktır. Süslü pankart cümleleri kurmanın ötesine geçemiyoruz. Bu da bir şeyi değiştirmiyor. Bu yüzden etiğim yani insanda davranış değişikliği oluşturmak daha anlamlı hale geliyor. Kitaplar, iyidir ve iyileştirir.

Yazıyı Jean Giono’nun okura mektubundaki sözleri ile noktalıyorum.

“Sizi hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim ama Elzéard Bouffier kurmaca bir şahsiyet. Amacım ağaç sevgisini aşılamak hatta özellikle (benim daima en sevdiğim düşüncelerden biri olan) ağaç dikmeyi sevdirmekti. Şimdi sonuca bakarsak diyebiliriz ki bu amaca hayali bir karakterle ulaşılmış oldu.

 

Ağaç Diken Adam – Jean Giono

Çev. Didem Nur Öngören

İllüstrasyon Oğuz Demir

Everest Yayınları

46

 

Tunç Kurt

[Kuşlar, Orman ve Ben] Kısa çöp bana çıktı, yolum Strasbourg Su Kuşu Koruma Toplantısına düştü

Türkiye’de Doğa ve İnsan Konularının Yakın Tarihi’nde Tanıklıklar

Güneşin Aydemir

13

Kısa çöp bana çıktı, yolum Strasbourg Su Kuşu Koruma Toplantısına düştü

Ornitoloji Okulu 4 haftasonu sürerek rekor katılımla programını bitirdi. Arada bir de arazi gezisi yapıldı Nallıhan’a. Son dersten sonra Ankara Kuş Gözlem Topluluğu (AKGT) bir iç toplantı yaptı. Toplantıya Doğal Hayatı Koruma Derneği’nden (DHKD) Murat Yarar da katıldı. O toplantıda DHKD’nin Önemli Kuş alanları çalışmasına hız vereceğini, bu çalışmada kendilerinin yetişemediklerini  ve AKGT kuşçuları ile çalışmak istediklerini söyledi. Bu kapsamda da ilk olarak, birkaç ay sonra Strasbourg kentinde milleniumun son su kuşu koruma toplantısı yapılacağını ve burada iki atölye çalışmasına Türkiye’den DHKD adına birini göndermeye karar verdiklerini de ekledi. AKGT içinden dört aday belirlemişti DHKD, “hangisi olacağına siz karar verin, kim gidecekse benimle bağlantıya geçsin” dedi.

Adaylar yanlış hatırlamıyorsam, Sühendan, Okan Arıhan, Mehmet Gürsan ve bendim. Açıkcası benim, bir çömez olarak seçilmem biraz tuhafıma gitmişti. Herkes için için gitmek istiyordu ama bence kibarlıktan söyleyemiyorlardı. Ben de zaten gitmemeye baştan razıydım. Sonunda kısa çöpü çeken kazansın deyip kumar oynamaya karar verdiler. Kısa çöp çıka çıka bana çıkmasın mı?!

Ornitoloji Okulu Organizasyon Komitesi ayaküstü toplantısı
Ornitoloji Okulu Organizasyon Komitesi ayaküstü toplantısı

Elimde çöple telefona gittim. Murat ile neler yapılması gerektiğini konuştum (gerçi geçenlerde yazışıyorduk kendisiyle, o bu detayları hiç hatırlamıyor). “Nasıl karar verdiniz?” diye sordu, ben de kısa çöpü çekerek” dedim.

Neticede ben elimde bilet Strasburg’a uçtum (Aralık 1994). Milenyumun son toplantısına. İki atölyeye katılacaktım. Biri Dikkuyruk diğeri de Yaz Ördeği’nin Türkiye’deki durumu hakkında. Her ikisi de hassas türlerdi. Her ikisinin de yaşadığı alanlar üzerinde tehditler vardı. O toplantılarda yaklaşık 1 hafta boyunca dünyanın dört bir yanından değişik konularda çalışan insanlarla tanıştım. Burdur’a ilk gittiğimde tanıştığım Tony Fox ile orada karşılaştım. DHKD’nin o alanlarda saygın bir kurum olduğunu kavradım.

Bir avuç Ankara Kuş Gözlem Topluluğu üyesi
Bir avuç Ankara Kuş Gözlem Topluluğu üyesi

İlk Kırılma

Doğa Koruma konusundaki ilk kırılma da henüz yolun başındayken işte bu toplantıda yaşandı benim için. Dikkuyrukla ilgili toplantıda Hollanda’dan katılan temsilci sözlerine şöyle başladı: “çok müjdeli bir haber aldım, onu vermek isterim. Hollanda’da bugün itibariyle Dikkuyruk alanlarında görülen Ruddy Duck’ların (Amerikan Dikkuyruğu) vurulması yasallaştı”. Dinlediğimi çok anlamadığımı düşündüm bir an. Sonra yetersiz bilgim olduğu ortaya çıktı. Meğerse durum şuymuş diye konuyu anlatacağım ama bu da sivrisinek gibi uzayıp gidecek diye korkuyorum…

Yetersiz bilgi şuymuş: Dikkuyruk ördeklerin çok yakın akrabası olan Amerikan Dikkuyruğu Avrupa kıtasına insan eliyle getirilir. Hayvanat Bahçesi gibi bir yere. Rivayete göre bu hayvanlar buradan kaçmışlardır ve Avrupa sulakalanlarına yandan yandan yerleşmektedir. Lakin bu alanlar bizim Dikkuyruk’un da yaşama alanlarıdır. Ve Amerika’lı Dikkuyruk’lar bizimkilerle rekabete girmektedirler. Bununla da kalmaz bir de çiftleşerek karmakarışık türde ördekler çıkmasına neden olmaktadırlar.

Bunu gören kuşçular da “vay bizimkileri kovalarsınız ha, alın size” diyerekten en iyi yöntemin bu hayvanları öldürmek olduğuna karar verirler. Yetmez bunu bir de yasa ile onaylatırlar. Bu İngiltere’de uygulamaya konur. Amerikan Dikkuyruğunun yayıldığı alanlarda da aynı şeyin yapılması gerektiğinden diğer ülkeler de bu davranıştan örnek alır ve onlar da görüldüğü yerde vurulacak kuş olarak Avrupa kıtası sulakalanlarının başına musallat olmuş olan bu hayvanı kafaya takmışlardır. Yine bu rivayete göre Dikkuyruğun nesli bu kuş nedeniyle tükenmektedir. Lanet hayvan bir de utanmadan doğuya doğru yayılmaktadır. Ve eğer Türkiye sulakalanlarına giriş yaparsa artık iş işten geçmiş olacak ve Dikuyruk için umutlar sönecektir.

Bunları öğrenince neden bilmiyorum ama dünyam yıkıldı. Sen kalk insanoğlu, git sırf zevkin, sahip olma arzun nedeniyle başka bir kıtanın keyfi yerindeki kuşunu getir, sonra bir de sahip çıkama elinden kaçır, arkasından persona non grata ilan et, üstüne adam tut öldürt. Ne uğruna? Diye diye günler geceler geçti…

 

Devam edecek….

28-gunesin-aydemir

 

Güneşin Aydemir

Son dönemin Yeşil Kitapları

İnsan neden vegan olur?

35

Hayvanlara gereksiz yere acı çektirilmesini veya bir hayvanın ortada hiçbir neden yokken öldürülmesini yanlış buluyor musunuz? Mesela biri durup dururken bir yavru kediyi gözünüzün önünde tekmelese ona müdahale eder miydiniz? Bunu sormak bile saçma, öyle değil mi? Çünkü sırf canımız öyle istedi diye hayvanlara acı çektiremeyeceğimizin, hatta bunun bir suç olduğunun hepimiz farkındayız. Yazılı olmasına gerek dahi olmayan evrensel ahlaki yükümlülüklerimizden biridir bu ilke.

Şimdi de yavru kedinin yerine mesela bir kuzuyu ya da bir buzağıyı koyun. Arada bir fark var mı? Eğer yoksa, o halde bu hayvanları neden öldürüp yiyoruz? Bunun için sağlam bir gerekçemiz, geçerli bir sebebimiz var mı? Yol açtığımız bunca acıyı ve ölümü zorunlu kılan şey nedir? Yoksa hemen her gün, üzerinde bir an bile düşünmeden yaptığımız şey yavru bir kediyi tekmelemekten farksız mı?

Uzun yıllardır vegan yaşayan hukuk profesörleri Gary L. Francione ile Anna Charlton, hayvanlara davranış biçimimiz ile hayvanlara dair duygu ve düşüncelerimizin nasıl ve neden çeliştiğini bu sarsıcı kitapla gözler önüne seriyor. Vegan beslenme söz konusu olduğunda “İyi ama…” diye başlayan otuzdan fazla itirazı ve soru işaretini tek tek tartışan yazarlar, hayvanlar konusundaki ikiyüzlülüğümüze tuttukları aynayla bizi hayatımızın en önemli yüzleşme deneyimlerinden birine davet ediyorlar. 

İnsan neden vegan olur?
Gary L. Francione& Anna Charlton,
Çeviren: Cansen Mavituna
Metropolis Yayınevi
2016

 

Hayvan Olmak

 34

Bu değerli gezegeni herkes ve her şey gibi paylaşan insanlara, canlı olmaya dair samimi ve radikal bir bakış açısı sunan Hayvan Olmak, hayvan olmayı deneyimleyebilmek gerçekten mümkün müdür, sorusunu hep yakınında tutarak diğer canlı türleriyle aramızda zaman içinde oluşmuş sınırları belirsizleştirmeye dönük bir çabanın ürünüdür.

Bir imkansızın peşinden giderek hayvan olmanın doğasını keşfe çıkan tutkulu doğabilimci Charles Foster, porsuk, susamuru, alageyik, tilki ve ebabil “olmayı” tecrübe etmeye kalkışarak, yitirdiğimiz vahşiliğimizin, inkar ettiğimiz vahşiliğimizin ve vahşileşebilmemizin nükteli hikayesiyle zamanda unuttuğumuz tabiatımızı yeniden hatırlamamızı sağlıyor.

“Doğa yazını genellikle etrafı sömürgeci adımlarla arşınlayan ve iki metrelik mesafeden yeryüzünde gördüklerini anlatan insan hikayelerinden ya da hayvanların giyindiğini savunan insanlardan ibarettir. Bu kitap dünyayı, çıplak Welsh porsukları, Londra tilkileri, Exmoor susamurları, Oxford ebabilleri, İskoç ve West Country alageyikleriyle aynı düzlemde görerek anlatmak üzerine bir çabadır. Aynı zamanda koklama ve işitmenin görme duyusundan daha işlevsel olduğu bir yaşam alanında hareket etmenin nasıl bir his olduğunu öğrenmenin de hikayesi… Bir nevi edebi Şamanizm, ve itiraf etmeliyim ki, çok ama çok eğlenceliydi.”

(Tanıtım Bülteninden) 

Hayvan Olmak
Charles Foster
Çeviren:Eda Doğançay
Kolektif Kitap
2016
 

Yeşil Mutfak

36

“Tabağınızdaki politik şeylerden bıktınız mı? Yemek için alışveriş yaptığınız zamanlarda suçluluk duygusuyla kıvranıyor musunuz? Bu sevimli rehberde Lisa Jervis yalnızca bilinçli ve gezegenle barışık bir şekilde yemek yemenin ne kadar kolay olduğunu değil, ayrıca ne kadar ucuz ve kullanışlı olduğunu ve evinizin mutfağında nasıl neşeli hissedebileceğinizi gösteriyor.” – Stuffed and Starved: The Hidden Battle for the World Food System’ın yazarı Raj Patel.

“Yerel ve işlenmemiş yeme üzerine güçlü vurgusuyla Yemek Pişirmek, vegan olmakla veya vegan sucuk tüketmekle ilgili tereddütlerinizin üstesinden gelmenize yardımcı olacak. Bu, mutfağa adımını ilk defa atanlar ve daha sağlıklı bir gezegen yaratmak için işi sonuna kadar götürmek isteyen vejetaryenler için harika bir kaynak.” – Lickin’ the Beaters: Low Fat Vegan Desserts’ün yazarı Siue Moffat.

“Gün içinde birkaç kere, dünyayı daha iyi bir yer yapmak için bir fırsat istediğiniz oluyor mu? Lisa Jervis’in el kitabı Yemek Pişirmek’teki makul, esprili, sade ve etik kılavuzları izleyerek kendinizi beslemeyi öğrenin. O, yemek kitaplarının Dennis Kucinich: ufak, politik, güçlü ve dört yıllık üniversite diplomasına kesinlikle sahip değil. Okuyun ve yiyin.” – Manifesta: Young Women, Feminism and the Future’ın eşyazarı ve Look Both Ways: Bisexual Politics’in yazarı Jennifer Baumgardner.

“Yemek Pişirmek, ilham verici, kuşatıcı bir yemek okulu ve her şeyi daha lezzetli kılmak için bir rehber. Ayrıca günümüz yaşantısındaki yemekle ilgili önemli fikirlerle kendimizi nasıl bağdaştıracağımızı güçlü bir şekilde gözler önüne seriyor.” – Surprised by God: How I Learned to Stop Worrying and Love Religion’ın yazarı Rabbi Danya Rutenberg. 

Yeşil Mutfak
Lisa Jervis
Çeviren: Kerem Uğur
Sub Yayınları
2016

37-baris-gencer-baykan

 

Derleyen: Barış Gençer Baykan

[Yeşil Mutfak Denemeleri] Havuçlu ve Soğanlı Krep (Akıtma) – Sevin Turan Bettscheider

Sonbahar döneminde fazlaca kullandığım havuçtan değişik tarifler denemeye devam ediyorum. Bu sefer kahvaltıda yada öğle yemeğinde hem lezzetli hemde kolay yapılan tariflerden biri olan krep ile beraber denedim.

38

Katık yapılan malzemeye göre tatlı veya tuzlu yenilen, iç malzemesine yeni malzemeler ekleyip tamamen değişik bir tat elde edilebileceğimiz kolay bir tarif.  Yanına kremalı (kabaklı, mantarlı veya pırasalı) sosla veya acı sosla beraber doyurucu bir  öğün haline getirebilirsiniz.  Sosunu ise, sebzeyi biraz soteleyip krema,tuz , biber ve biraz peynirle kolayca yapabilirsiniz.

Malzemeler:

200 gr havuç

400 ml süt

3 yumurta

275 gr beyaz un

2 tatlı kaşığı köri

1 büyük taze soğan

Yapılışı:

Havuçları rendenin küçük tarafıyla rendeleyin. Bende mor , turuncu ve krem rengi havuçlar vardı. Bende karışık yaptım, o yüzden hamurun rengi daha koyu hale geldi.

39

Yeşil soğanı da ince doğrayın. Diğer tarafta süt, yumurta ve unu çırpın ve daha sonra havuçları ve soğanıda karışıma ekleyin. Tuz, biber ve köriyide ekledikten sonra krep hamuru pişirmeye hazır hale gelecek.

40

Sos yapmak istiyorsanız ilk önce sosa başlayın, bu arada hamur biraz beklemiş olur. Tavanız yapışmıyorsa hiç yağ kullanmanıza gerek yok. Çok kalın olmayacak şekilde krep hamurunu pişirmeye başlayın. büyük tavayla 5-6 parça elde edebilirsiniz.

Bu tarifi havuç yerine kabak, pırasa veya patatesle de deneyebilirsiniz.

Afiyet olsun

42-sevin-tbett

 

Sevin Turan Bettscheider

greenandsweet.wordpress.com/

Yol Hikayeleri / Siem Reap Kamboçya – Hülya Tosun

Gezgin Hülya Tosun, 2015’in son günlerinde başlayıp 2016’yı da kapsayan 2 aylık bir dönemdeTayland ve Kamboçya‘yı ziyaret etti. Tosun’un uzakdoğu seyahati ile ilgili notlarını tefrika halinde sizinle paylaşacağız.

Yazı dizisini bu link üzerinden takip edebilirsiniz

***

Önyargı, taassup ve dar görüşlülüğün en iyi tedavisi seyahattir.” – Mark Twain

Önyargılarımdan kurtulmanın en keyifli yolu –benim için- seyahat.

Bazen bile bile lades, bazense işte böyle ters köşe!

Sakin adımlarla hostele vardı, selam verdi.
Al sana bir Türk daha, bunlardan kurtuluş yok!” dedi hostelin sahibi beni göstererek ve gülerek.
Fal taşı gibi açıldı gözleri adamın.
“Türk müsün?”
Evet.
“Seyahat mi ediyorsun?”
Evet.
“Yalnız mı?”
Evet.
Yanıma oturdu hemen. Köln’de yaşıyormuş. Birçok da Türk arkadaşı varmış. Yalnız bir Türk kadının seyahat edeceğini tahmin bile edemezmiş ama. “Fotoğrafını çekebilir miyim?” dedi. Türk arkadaşlarına gösterecekmiş.

26

Başladı sohbet. Türkiye’den gelen haberlerle yanarken içim, söz politikaya da geldi elbet. Ben ki siyasi tarihim –maalesef- gezi ile başlar ve kalbimin bildiğinden başka edecek beylik laflarım yoktur, yarım saatin sonunda gözleri daha da ışıdı.

Sonra nereden geldi, nasıl açıldı bilmem, konu dansa, salsaya geldi.
“Biliyor musun yoksa?” dedi. LA tarzı mı yoksa Küba mı yapıyorsun dedim, gülerek.
İki dakika sonra hostelin ortasında salsa yapıyorduk, atmışlarındaki Alman Abi ile.

27

 

Dağ gibi bir ön yargıyı yıktığımı düşünüp bıyık altından gülerken ben, henüz bilmiyordum ava giderken avlanacağımı.

Öyle etkilenmiş ki, bir Türk kadının böyle maceraya atılmasından, aslında ertesi sabah gidecekmiş ya, bir gün daha kalıp benimle vakit geçirmek istermiş.

Gitmek için önerdiği yerler bana pahalı gelince, masrafımın bir kısmını ödeme teklifini de ben kibarca rededince, onun bildiği bir köyün yolunu tuttuk.

Dört beş yıl önce Kamboçya’ya ilk geldiğinde bir yerel dans olan Apsara’yı izlemeye gitmiş. Sahnedeki ışıklar, parıl parıl kıyafetler, dünya güzeli kızlar gözlerini kamaştırmış ya, bu güzelliğin arkasındaki hikayeyi merak etmiş. (Bir hikaye kovalayıcısı daha)
O zaman tanışmış dansçı kızla da hikayesiyle de. Doğal olmayan yollarla babaya gelen ölüm, ona dayanamayıp sağlığını yitiren anne, başı beladan kurtulmayan akrabalar ve ev denmeye bin şahit baraka.

Hikayenin tam burasında varıyoruz evin önüne. Hayır barakaya değil, yenice bir ev. Destek oldum yeni bir ev yaptırmalarına diyor. “Destek” kelimesi mütevaziliğinden. Karşılamış işte tüm masraflarını. Bununla da kalmamış, kızı birkaç yıllık bir kursa göndermiş, dükkan açmasını sağlamış, yeğenlerini okula göndermiş.

30

Daha birkaç gün önce ben, Tayland’ta bankadan paramı çekemezken ve çözümler ararken, Alman yol arkadaşlarımın konuya bakışı ve bana verdikleri destek şekliyle allak bullak olmuş, yeni bir ön yargı tohumunu avuçlarımın içinde buluvermiştim. Parayı marayı unutup, sulamak ve beslemek istemediğim bu tohumu elimde tutup ilk iş bir dostumu aramıştım. Neyse ki kalbim ve aklım karıştığında fizanda olsam arayıp, empati alacağım ve kalbimden gelen sesi berraklaştıracak dostlarım var benim. Telefonda “biliyorum Şirvan, kültür farkı” dediğimde “Belki bu cümle de bir yargı içeriyordur.” Demişti Şirvan. Kibar değil, gerçek olma yolundaki yol arkadaşım Şirvan. Sonra en iyi bildiğim şeyi yapıp, hislerimi paylaşmıştım Alman yol arkadaşımla. Ben anlattım o dinledi, o anlattı ben dinledim. Sarıldık, hisleri paylaşabilenlerden olduğumuza şükrederek.

Helalleşmiştim helalleşmesine de, “Avrupalıların –belki de Almanların- paraya olan bakışı ile ilgili o ön yargı tohumu, sulamasam, beslemesem de durmuş cebimde.

29

Taa ki bu Alman Abi’nin hikayesini dinleyene kadar.
O tohum yandı bitti kül oldu o gün.
“Bir çok hayal kırıklığına da uğradım, bu destek yolculuğunda.” Demişti Alman abi. Belki biraz romantikliğimi de kaybettim, ama insanlığımı asla…

Fizana da gitsek, Fizandan da gelsek, kültürler, kalıplar, bakışlar, alışkanlıklar farklı da olsa, insan olduğumuzu hatırlatan yollara şükranla!

Hülya’nın gezi yazılarını Ruhu Bohçada Gezen blogundan ve aynı adlı facebook sayfasından takip edebilirsiniz

31

 

Hülya Tosun

Korsan Parti, İzlanda’da iktidara yürüyor

İzlanda seçimleri yarın. Anketlerde Korsan Parti önde. Dün diğer muhalefet partileriyle bir basın açıklaması düzenleyen Korsan Parti, koalisyon yapacaklarını açıkladı.

İzlanda’da parlamento seçimleri 29 Ekim Cumartesi günü gerçekleşecek. İktidara en yakın aday ise Korsan Parti (Píratar).

“Güç kazanmak için değil, gücü dağıtmak için buradayız.” (İzlanda Korsan Parti)
“Güç kazanmak için değil, gücü dağıtmak için buradayız.” (İzlanda Korsan Parti)

İzlanda Korsan Partisi, kamuoyu anketlerinde yüzde 22,6’lık oranla ilk sırada yer alıyor. Korsan Parti’yi sırayla yüzde 21,1’lik oranla şu an koalisyon hükümetinde yer alan merkez-sağ Bağımsızlık Partisi, yüzde 18,6’yla Sol-Yeşiller, yüzde 9,1 ile de şu an koalisyon hükümetinde bulunan merkez-sağ İlerlemeci Parti takip ediyor.

51

Dijital gözetlemeyi yasaklamak isteyen anarşistler, libertaryanlar ve hackerlardan oluşan İzlanda Korsan Parti, hükümet politikalarını online kamu anketleriyle şekillendirmeyi ve internet gözetlemesini sonlandırmayı amaçlıyor.

2013 seçimlerinde yüzde 5,1 oy alarak üç milletvekili çıkarmıştı. Bu seçim için yapılan anketlere göre, Korsan Parti’nin 18-20 milletvekili çıkartması bekleniyor.

Muhalefetten seçim öncesi koalisyon açıklaması

Korsan Parti, geçtiğimiz hafta bir açıklama yaparak, şu an iktidarda olan merkez-sağ Bağımsızlık Partisi  (‘Sjálfstæðisflokkurinn’) ve İlerlemeci Parti (Framsóknarflokkurinn) ile koalisyon yapmayacaklarını açıklamıştı.

* Fotoğraf: Birgitta framtíð- Korsan Parti, Óttarr Proppé – Parlak Gelecek, Oddný Harðardóttir - Sosyal Demokrat Birlik, Katrín Jakobsdóttir – Sol Yeşiller.
* Fotoğraf: Birgitta framtíð- Korsan Parti, Óttarr Proppé – Parlak Gelecek, Oddný Harðardóttir – Sosyal Demokrat Birlik, Katrín Jakobsdóttir – Sol Yeşiller.

Korsan Parti, üç muhalefet partisine (Sol-Yeşiller, Sosyal Demokratlar, Parlak Gelecek) ve yeni kurulan Yeniden Oluşum Partisi’ne mektup yazarak, seçim öncesi koalisyon görüşmelerine çağırmıştı.

Dün biraraya gelerek bir basın açıklaması yapan muhalefet partileri “Bu partiler arasında bir koalisyonun, mevcut iktidar partilerine karşı net bir seçenek sunduğuna inanıyoruz, İzlanda toplumu için yeni fırsatlar yaratacak bir seçenek” diye konuştu.

İzlanda’da seçim barajı yüzde 5

İzlanda parlamentosunda 63 milletvekili bulunuyor.

53

32 milletvekiline ulaşan parti ya da partiler koalisyonu, çoğunluk hükümeti kurabiliyor.

İzlanda’nın yakın tarihinde koalisyon hükümetleri norm olmuş durumda.

Parlamentoya vekil sokmak için seçim barajı yüzde 5.

Korsan Parti’nin lideri yok

Korsan Parti’nin bir lideri yok. Kendilerini ne sağda ne solda tanımlıyorlar.

 Fotoğrafta elinde megafon olan Birgitta Jónsdóttir
Fotoğrafta elinde megafon olan Birgitta Jónsdóttir

Parti kurucularından Birgitta Jónsdóttir, medyaya partinin lideri gibi yansıyor. Ancak 49 yaşındaki feminist, şair, sanatçı ve eski WikiLeaks aktivisti Jónsdóttir, Korsan Parti’nin yatay örgütlenmesine dikkat çekerken, “başbakan olmaya hevesli olmadığını” ifade ediyor.

“Kendimizi ne sağda ne solda tanımlıyoruz. Biz daha çok, bu modası geçmiş hükümet sisteminin hackerlarıyız.”

Yönetimde şeffaflık ve hesapverebilirlik ilkesini savunan Korsan Parti, vatandaşların politik karar alma süreçlerine sınırsız katılımını ve seçmenlerin yeni yasalar önerebilme ve referanduma karar verebilme hakkını savunuyor. Ayrıca Bitcoin’in bir kabul haddi olacağı da partinin vaatleri arasında.

 

(Bianet, Iceland Monitor, Guardian)

Avrupalı küçük çiftçiler Romanya’da, ‘Gıda Egemenliği Forumu’nda buluştu

Romanya’da beş gün sürecek Gıda Egemenliği Forumu‘na Türkiye’den Çiftçi-Sen katıldı. Açılış konuşmalarında çiftçilerin gıda ve iklim krizinde çözümün önemli bir parçası olduğu vurgulandı.

Avrupa 2. Nyeleni Gıda Egemenliği Forumu, 42 farklı ülkeden 700 civarında delegasyon ve gözlemcinin katılımıyla Romanya’nın Cluj-Napoca şehrinde 26 Ekim’de başladı.

48

Forum beş gün sürecek. Çiftçi-Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem La Via Campesina adına açılış konuşmalarını yapan üç konuşmacıdan birisiydi.

Konuşmacılardan La Via Campesina Genel Koordinatörü Elizabeth Mpofu, konuşmasında tarımın şirketleşmesi nedeniyle küçük çiftçilerin topraklarından olduğunu söyledi.

Mpofu konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Çokuluslu şirketlere karşı geleneksel gıdayı korumak, sürdürülebilir tarıma devam ederek toprakanaya iyi bakmak gerekiyor. Özelleştirme ve kota kontrolleri çiftçiler gibi balıkçıların da haklarını gasp ediyor. Endüstriyel tarıma agroekoloji ile karşı konulmalı. Gıda politikalarının oluşturulması sürecine yerel örgütler, tüketiciler ve küçük üreticiler dahil olmalı. Çiftçiler gıda ve iklim krizinin çözümünün de asıl parçası. Nihai amaç, herkesin birlik ve beraberlik içinde, sıkı çalışmayla sağlıklı gıdaya ulaşmasıdır. Bu forum siyasi bir forumdur, burada bir araya gelen üreticiler, değişimi sağlayacak olanlardır.”

47

La Via Campesina’yı temsilen “mülteciliğin nedenleri” hakkında konuşan Çiftçi-Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem ise konuşmasına Türkiye ve Ortadoğu’daki savaş nedeniyle en fazla mültecilik sorunuyla karşı karşıya kalan bir ülkeden geldiğini belirterek öncelikli olarak Savaşa karşı Barış’ı savunmak gerektiğinin altını çizdi.

“Madencilik, İnşaat, yol, enerji yatırımları ve tarımın şirketleşmesi toprak gaspına neden oluyor, gerek yasa zoruyla, gerekse satın almalarla köylüler topraklarını kaybediyor. Bu nedenle  yaşadıkları yerleri terk ederek mülteci olmak zorunda kalıyor.

“Devletler kendi vatandaşlarına siyasal baskı yapıyor, bu nedenle de baskıya maruz kalan insanlar mülteciliğe zorlanıyor. Bu siyasi baskılara karşı demokrasi mücadelesi verilmeli.

“Bütün bu kötü gidişatı durdurmamız gerekmektedir. Mülteciliğe neden olan problemler bir sistem sorunudur, bu sistemi değiştirmemiz gerekmektedir. Bu forum kötü sisteme karşı çözüm arayışlarının ve mültecilerin örgütlenmesinin de tartışılacağı bir platform olacaktır” dedi.

Ali Bülent Erdem, örgütlemenin önemine vurgu yaparak, “örgütlenmeliyiz, örgütlenmeliyiz, örgütlenmeliyiz” diyerek sözlerini bitirdi.

 

(Bianet)

‘Çengelköy Bademi’nin adı yadigar kaldı, kendisi ise tarih oldu

Bir zamanlar yüzü sürekli güneşe bakan Çengelköy sırtlarında yetiştiği için bu semtin adıyla anılan, kokusuyla nam salmış ‘Çengelköy Bademi’ artık yok.

Çengelköy’de yaklaşık 30 yıl öncesine kadar hıyar tarlaları bulunduğunu belirten semt sakinlerinden Salim Porsu, rant baskısıyla artan ve “yabani mantar” gibi etrafı saran konutların bu tarlalarda yükseldiğini söyledi.

40

Porsu, “Çengelköy bademi dediğin zaman, sen ne dersen de Çengelköy Bademi diye sat, onun kokusu olmadığı zaman zaten kimse yanına gelmez ki. Ayrı bir kokusu, lezzeti vardı onun. Mest ederdi adamı, kokladığın zaman iştahın kabarırdı. Öyle güzel kokardı ki yemeye doyamazdın.” dedi.

“Kokusundan geçtim, tadı bile yok”

Çengelköy Bademi’nin hasadının ağustos ayında başladığını söyleyen Porsu şunları söyledi:

“Hasat iki ay kadar sürerdi. Küçük motorlar vardı, motorlu tekneler, onlarla hale götürürlerdi. Eski ticaret odasının olduğu yer haldi o zamanlar. Mahsül çok bereketli olurdu bu arada. Şimdi mümkün mü? Yalova’dan getiriyorlar, seralarda yetişiyor beş para etmez. Şekli benziyor, ufak, açık yeşil renkli ama hepsi o kadar. Eskiden hasat zamanı Çengelköy hıyar kokardı şimdi, kokusundan geçtim, tadı bile yok. Çengelköy Bademi diye halkı kandırıyorlar.”

‘Kıymetli materyal olarak saklamışlar’

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı Tarla Bitkileri Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Rukiye Murat Duran, Tarım Gen Bankası’nda “Çengelköy Hıyarı” şeklinde kayıt olduğunu belirterek, çimlendirmeyi denediklerini, ancak çıkmadığını yani şu anda sonucun sıfır olduğunu söyledi.

Normalde Gen Bankası’na materyal geldiği zaman canlılığına bakılır. Uygun şartlarda muhafaza edilmediği ve çok uzun zaman geçtiği için çimlendirmesi sıfır çıktı. diyen Duran, “Hatta çimlendirmeyi Gen Bankası’nda görevli olduğum dönemde bizzat kendim yapmıştım. Tabii bizde embriyo da önemlidir. Başka tekniklerle canlandırma yapılabilir. Özel kimyasallarla canlı embriyoya ulaşılırsa yapılabilir. Ama şu anda sıfır görünüyor. Kıymetli materyal olarak saklamışlar” dedi.

“Her şey her yerde ekilmez, Çengelköy Hıyarı da böyle” diyen İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Atalık ise “Tohumun yeri tarlasıdır, bahçesidir. Yani Çengelköy Hıyarı, Çengelköy’de üretilmelidir. Kıyıda köşede bostanlar var. Böyle yerler devletin desteğiyle yaşatılmalı. Yarın öbür gün AB ile ciddi ilişkilerimiz başlarsa kent için tarım arazilerimizi soracaklar. Var mı? Yok, olanın yerinde AVM, otopark yapmaya çalışıyoruz.” şeklinde konuştu

 

(Birgün)

Harry Potter ve Lanetli Çocuk’un Türkçe edisyonu 3 Kasım’da raflarda

İngilizcesi Harry Potter’ın doğum günü olan 31 Temmuz’da yayınlanan ve Türkiye’deki birçok hayranın da çevirisini beklemeden satın aldığı Harry Potter and Cursed Child (Harry Potter ve Lanetli Çocuk) oyunu Türkçe çevirisiyle 3 Kasım’da raflarda yerini alacak. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkacak oyunun çevirmenleri ise serinin önceki kitaplarını da çeviren Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu.

39

Film Hafızası’ndan İlkyaz Altuğ’un haberine göre Lanetli Çocuk Kitabı serinin 8. kitabı olarak değerlendirilmiyor, çünkü J.K.Rowling tarafından kaleme alınmadı, bu durum yazarın hayranlarını biraz üzse de yazar Jack Throne, orijinaline sadık kalarak ortaya sevilen bir oyun çıkardı ve yazdan beri İngiltere’de sergilenmekte olan oyun hem eleştirmenler hem de seyirci tarafından beğenildi; fakat senaryonun bazı sıkı hayranlar için hayal kırıklığı yarattığı da bir gerçek. Kendilerine “potterhead” diyen hayranlar özellikle hikayede bariz boşluklar olmasından, eskiden bildiğimiz karakterlerde çok radikal değişimler göstermesinden ve oyunun hiçbir yeni fenomen sunamamasından şikayetçi.

Oyun, babasının gölgesinde büyümüş Albus Severus Potter çevresinde gelişiyor. Genç Potter ve arkadaşının özellikle üçüncü film olan Harry Potter ve Azkaban Tutsağı‘ndan aşina olduğumuz zaman döndürücüyü kullanarak Cedric Diggory‘nin ölüm gününe gidip onu kurtarmaya çalışmaya karar vermesinin ardından gelişen olayları okuyacağız. 3 Kasımda raflara çıkacak kitaba online kitap sitelerinden ön sipariş vererek 1 Kasım’da sahip olmak da mümkün.

 

(Film Hafızası)

Yeryüzü Derneği Gıda Topluluğu’ndan 4. yaşında ‘Gıda Toplulukları Çalıştayı’

Yeryüzü Derneği Gıda Topluluğu, 4, yaşını, 5 Kasım’da “Gıda Toplulukları Çalıştayı” ile kutluyor. Çalıştayın mekanı ise Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs – New Hall 1. Kat.

Herkesin katılımına açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek çalıştaya katılım için bu linkteki başvuru formunu doldurabilirsiniz.

38

Gıda Toplulukları, Dünya’da ve Türkiye’de yüz güldüren bir ivmeyle kök salıyor. Aradan geçen uzun zamana inat, üreticiler ve türeticiler, geleneksel olarak asırlarca sürmüş olan doğrudan ilişkilerini, bu kez şenlikli bir şekilde ve çağın imkanlarını kullanarak tekrar kurmak için el ele veriyor. Gerçek Gıda bu işbirliğinin meyvesi olarak, sofralarımızı süslüyor. Dayanışma, özgür paylaşım ve yatay katılımcılık sözden çıkıp, günlük hayatımızın pratiğine dönüşüyor.

Yeryüzü Derneği Gıda Topluluğu 4. yaşını kutluyor.

Topluluk, 5. yaşı için umutlarını, dertlerini, kendi akıl edemediği çözüm önerilerini üretmek, tanışmak, kaynaşmak ve motivasyonunu artırmak için düzenlediğimiz çalıştaya, bu konuda düşünen, eyleyen, fikrini söyleyen ve farklı fikirleri dinlemek isteyen herkesi de çalıştaya davet ediyor.

Çalıştay Programı

09:00-10:00 Fermantasyon Atölyesi (Sirke, Kombuçay, Ekşi Mayalı Ekmek, Bira)

09:00-10:00 Video gösterimi

10:00-10:15 Açılış

10:15-10:45 İstanbul’daki Gıda Toplulukları

10:45-11:15 Topluluk Destekli Tarımla Tanışma: Ceyhan Temurcu

11:15-11:30 Çay Molası

11:30-12:30 Dünyadan TDT Örnekleri (Konuk: AMAP – Fransa)

12:30-13:30 Öğle Yemeği

13:30-15:00 Paralel Oturumlar A

A-1: Gıda Topluluğu Olmak

A-2: Sağlıklı, Sömürüsüz, Adil Bedelle Gıdaya Erişim

A-3: Topluluk Destekli Üretim – El Emeği Ürünler

A-4: Üreticilerin Gıda Topluluklarından Beklentileri

15:00-15:15 Çay Molası

15:15-16:15 Üreticileri kendi masalarında ziyaret, tanışma ve tadım

16:15-17:15 Paralel Oturumlar B

B-1: Üreticilerin Karşılaştığı Sorunlar

B-2: Gıda Topluluklarının Çoğalması

B-3: Biyoçeşitliliği Destekleyen Tüketim

B-4: Gıda ve Çevre Politikaları: Reel Siyasete Yön Verebilecek Eylemler ve Birliktelikler

17:15-17:30 Çay Molası

17:30-19:00 Film

19:00- Akşam Yemeği

TARİH: 5 Kasım 2016 Cumartesi
YER: Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs – New Hall 1. Kat

(Yeşil Gazete)