Ana Sayfa Blog Sayfa 3287

Alper Şirvan’dan Engelsiz Tribün’ün hikayesi: Herkes gibi, Herkesle beraber maç seyrettik

Bursa’da ‘Cerebral Palsy’ ile yaşayan Alper Şirvan‘ın (43) katkıları ile hayata geçen Türkiye’deki kapalı spor salonlarındaki ilk Engelsiz Tribün’ün hikayesini Şirvan’ın kendi kaleminden yazdığı haber ile Aralık ayının ilk günlerinde Yeşil Gazete’den sizlerle paylaşmıştık.

Haberin üzerinden geçen bir ayda Engelsiz Tribün hikayesi “Fiat Engelsiz Hareket | Türkiye’de ilk kez bir basketbol salonunda engeller kalktı” başlıklı kısa bir filme de evrildi ve filmi 26 Aralık’ta youtube’da yayınlandığı günden bu yana 215bine yakın kişi izledi.

Hem Engelsiz Tribün’ün kısa filmini sizlerle paylaşmak hem de bu olanağın diğer şehirlerimize de hızla bir an önce yayılmasını arzu ettiğimiz için süreci detayları ile öğrenmek maksadı ile bu sefer Alper’e Yeşil Gazete olarak biz sorularımızı yöneltmek istedik. O da her zamanki alçakgönüllü ilgisi ile sağolsun bizi kırmadı.

İşte Alper Şirvan’dan Bursa’da hayata geçen Engelsiz Tribün’e dair tüm detaylar

Yeşil GazeteMerhaba. Yeşil Gazete’ye gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler. Fiat Engelsiz Hareketi kısmına gelmeden önce Alper Şirvan kimdir, ne yapar, kısaca tanıyabilir miyiz?

Alper Şirvan: İlginize ben teşekkür ederim. Özetlemem gerekirse, ‘Cerebral Palsy’ ile yaşayan bir bireyim. Tekerlekli sandalye kullanıcısıyım.

Engelsiz Tribünün faaliyete geçtiği Tofaş- Fenerbahçe maçından bir kare

Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümü mezunuyum. 1998’de başlayıp kamu ve özelde aralıksız devam eden çalışma hayatıma, halen Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğüne bağlı Yıldırım TSM Sağlıklı Yaşam Merkezi KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi)‘de Bilgisayar Programcısı olarak devam etmekteyim.

Biri hikâye-deneme, ikisi şiir olmak üzere yayımlanmış üç kitabım ve biri yurtdışında olmak üzere açmış olduğum dört resim sergim var.

Bestelenip TRT repertuarına giren güftelerim mevcut

Bunlarla beraber 2012 yılında Dünya CPliler Birliğinin dünya çapında düzenleyip Türkiye’de Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı tarafından yürütülen ‘1 Dakikada Dünyamı Değiştir’ Kampanyasında ‘güneş enerjili tekerlekli sandalye’ fikrimle dünya birincisi oldum. Bekarım ve anne-babamla yaşıyorum.

Y. G.Film, 33 yıldır Tofaş taraftarı olduğunuz bilgisi ile başlıyor. Geçen 33 yılı özetleyebilir misiniz? Bir tekerlekli sandalye kullanıcısı taraftar olarak zorluklar nelerdi? Bursa dışında da spor salonu ya da stadyumlara gitme tecrübeniz oldu mu? Genel bir durum fotoğrafı çekebilir misiniz?

A.Ş.: Sadece basketbol değil, kendimi bildim bileli her tür sporu sevmişimdir. Yürüyemesem de mahalle maçlarında kalecilik yapmışlığım da vardır hani… Amcamla, evin büyükleri ve halaoğulları ile evde zaten top oynardım hep kaleci olarak…  Hatta çocukken evde babama, yarım daire şeklindeki soba kovası tutma teli ve pazar filesinden pota yaptırdığımı hatırlıyorum. Kitaplığımızın yan tarafına asmıştık onu; içinden geçebilecek plastik top da bulmuştuk. Arada atıyordum.

Babam ve Annem ile maç günü kahvaltısı

Basketbol maçına ilk gidişim 1982-83 sezonuna rastlar. O sezon basketbol ligi play off maçları Bursa’da yapılmıştı. Düşünsenize; günde üç maç, hem de üst düzey takımlar… Babam, ben, aile dostumuz Hanefi amca, oğlu Burak, hep birlikte gitmiştik o gün… Başlangıç noktası o oldu basketbol maçlarına gitme merakımın…

Bursa Atatürk Spor salonunda hiç zorluk yaşamayıp direkt girebiliyorduk. Mekân da çok iyiydi seyir zevki açısından ki süreçte daha da iyi hale getirebilmiştik. Futbolda maçlara girmek çok daha zor oluyordu o yıllarda; hatta kapıdan döndüğümüz çok olmuştur.

Bursa dışında yıllar evvel Manisa-Turgutlu’da, Ankara’da, İzmir’de ve İstanbul’da futbol maçlarına gitme fırsatı buldum. Süreç içinde bilhassa yeni statlarda (Bursa Timsah Arena, İstanbul TT Arena) şartların çok daha iyi noktaya geldiğini söyleyebilirim. Buna karşılık, salon sporlarında yeni yapılan salonlarda büyük sıkıntı var seyir zevki açısından…

Belki engelliye jest olduğu düşünülerek saha kenarına ve zemine yer ayrılıyor ama bu noktalarda seyir zevki olmadığı gibi, voleybolda top gelmesi, basketbolda hızını alamayan oyuncuların üstümüze gelmesi gibi ciddi tehlikeler var.

Tofaş Spor Salonunda bu tribün uygulaması ilk olma özelliğini taşıyor bu anlamda… Yaygınlaşmasını umuyorum.

Y.G.: Fiat Engelsiz Hareketi nedir? Siz nasıl buluştunuz bu hareket ile? Amaçları ve şimdiye kadarki çalışmaları hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?

A. Ş.: FİAT markası “Engelsiz Hareket” çatısı altında hareket kabiliyeti kısıtlı sürücü ve yolcuların olabildiğince bağımsız seyahat edebilmelerine yönelik çalışmalar yürütmeye de devam ediyor.

2013 yılında kendi imkanlarımla yüksek tavan Doblo satın alıp yine kendi imkanlarımla rampa tertibatı koydurmuştum ama sanırım böyle bir aracı o şekilde alan ilk engelli ben olmuştum ve o zamanlar henüz bu bir harekete dönüşmemişti.

 

Tofaş Spor Kulübü ve Fiat, engelsiz tribün talebime olumlu yaklaştıkları gibi, bu talebimi yakın geçmişte başlattıkları kendi projelerinin içine dâhil ederek, bu tribün ile başlayan ve ülkenin diğer bütün salonlarına yayılmasını istediğimiz “engelsiz tribün” hareketini de başlatmak istediler.

Sosyal Medya üzerinden yazışmamız sırasında yüz yüze görüşmek istediklerini ifade ettiler Tofaş kurumsal olarak… Efes maçıydı, salonda görüştük. Bu görüşmemizde onlar bana “engelsiz tribün” kampanyası için bir tanıtım filmi düşündüklerini, bu kampanyanın tribün ile sınırlanmayıp geliştirileceğini (engellinin maçlara gelişi, oradaki konforu vs.), bu kampanyanın yüzü olarak bu filmi benimle yapmak istediklerini ifade ettiler. Gönüllülük esasına dayanan bu kampanyanın içinde olmayı memnuniyetle kabul ettim.

Y. G.: Gelelim filme. Çekim süreci nasıl oldu, kaç gün sürdü, siz neler deneyimlediniz bu süreçte?

A. Ş.: Profesyonel bir ekiple iki gün süren benim daha önce deneyimlemediğim bir süreçti.  Yorucu ama keyifli iki gün geçirdik tüm ekiple beraber…

Projenin film çekim tarafını üstlenen “Fantastic Entertainments” ekibinde herkes hem işinde çok iyi hem de olayın insanî boyutunu kavrayabilecek kalitede insanlardı.

Fantastic Ent. Ekibi ile Toplu Halde

Bu vesileyle çok özel insanlarla tanıştım. Mesela detay gibi görünüyor ama, filme dış ses olarak benimle yapacakları röportajı koyacaklarını söylediklerinde “benim konuşmam anlaşılmayabilir, mesajın doğru bir biçimde iletilmesi açısından isterseniz ben konuşayım, söylediklerimi siz dış sese okutun” dediğimde, yapımcılarımızdan Romina Özipekçi “söylediğinin anlaşılmasında sıkıntı yok, gayet iyi anlaşılıyorsun, senin sesin olacak” demenin yanı sıra montaj sırasında beni arayıp “filme altyazı koyuyoruz ama, sen anlaşılmadığın için değil; işitme engelliler için…” diyecek kadar zarif bir insan…

Tofaş Kurumsal Proje Ekibinden İlk Görüştüğüm Ulaş Bozan ile

Onun yaklaşımı sayesinde röportajda sorduğu sorulara spontane, hiçbir metne bağlı kalmadan o kadar rahat, o kadar iyi cevaplar verip konuştuğumu filmde gördüm ve mutlu oldum açıkçası… Yönetmenimiz Aykut Tanrıkulu’na “İnsanlar beni hiç hareket edemiyor gibi algılamasın, ben sizin de gördüğünüz gibi evde dizlerimin üstünde hareket edip her işimi kendim görebiliyorum. Evin içinde tekerlekli sandalyeyi sadece yemek masasına rahat oturabilmek adına kullanıyorum. O açıdan tekerlekli sandalyeye kendi başıma binişimi mutlaka çekin” dedim ve kendisi bunu çekmekle kalmayıp o 1 dakika 42 saniyeye sığdırabilme duyarlılığını gösterdi.

Eh, böylesi insanlarla yapılan filmin sonucu da ortada zaten…

Y. G.: Engelsiz tribün deneyiminizi de sormak isterim. Neler değişti şimdi sizin ve sizinle birlikte engelsiz tribün deneyimini yaşayan diğer engelli taraftarlar için?

A. Ş.: Yakın bir geçmişe kadar engelliler olarak maçları zeminden ve refakatçimizden uzak seyretmek zorunda olduğumuz Tofaş Spor Salonunda artık bugün, refakatçimizle birlikte güzel bir açıdan ve belirli bir yükseklikten maç seyredebileceğimiz, Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan güzel bir “engelsiz tribün” var.

Ne değişti? Bir kere açı değişti… Artık zeminde değiliz. Yanı sıra refakatçimizle birlikte maç seyretme imkânımız var artık, zira eskiden biz zeminde, refakatçi tribünde oluyordu ve ihtiyaç anında engelli ve refakatçisinin birbirine ulaşması çok zordu. Maça birlikte geldiğimiz insanla, maç heyecanını birlikte yaşayamamak da cabası…

Bir de yapılan tribün zaten var olan bir tribünün engelli erişimine uygun hale getirilmiş şekli olduğundan, hep istediğimiz “herkes gibi, herkesle beraber” maç seyretme güzelliğini de beraberinde getirdiği için bana göre özel anlamı var.

Y.G.: Bundan sonraki süreç hakkında bilgi verebilir misiniz? Hem “Fiat Engelsiz Hareketi” adına hem de engelsiz tribünün diğer şehirlere yayılması anlamında soruyorum bunu

A. Ş.: Tribün olayı, işin “saha içi” kısmı… “Engelsiz tribün” kampanyası bu açıdan önemli mi, evet önemli… Çünkü ortam uygun değilse engellinin maçlara gelmesi bir şey ifade etmez. Evet ben kendi imkanlarımla, yakınlarımın desteği ile maçlara gidip geliyorum senelerdir… Ama spor sevip de maçlara gidemeyen, erişemeyen, ulaşamayan çok arkadaşımız olduğuna da eminim. Bu itibarla engellilerin spor salonlarına erişimi ve salonlarda rahat etmelerine yönelik de çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyim. Süreçte bunlar da yapılması düşünülen şeyler arasında…

Ama ilk etapta salonları uygun hale getirmek gerek… Bunun da ben kişisel olarak takipçisi olacağım kadar, Tofaş’ın da kurumsal katkısının olacağını düşünüyorum. Bursa için düşünürsek, henüz bu şekilde tribün düzenlemesi olmayan Cengiz Göllü Voleybol Salonu‘nda da bu süreçte uygun bir tribün yapılanmasına gidilmesi, kişisel anlamda bu sahadaki en yakın hedefim…

 

Röportaj: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Hemşinliler direndi ve kazandı: Hemşin Deresi üstüne yapılacak HES’e iptal kararı

Rize’nin Hemşin ilçesinde Şaraksel Elektrik Firması tarafından Hemşin deresi üstende yapımı planlanan HES projesinin ÇED olumlu raporuna karşı açılan davadan kazanım çıktı. Mahkeme, HES projesinin iptali yönünde karar verdi.

Mahkeme sürecini takip eden Hemşin Yaşam Derneği, HES iptalinin ardından sosyal medya hesaplarından bir açıklama yayınlayarak Hemşin halkına destekleri için teşekkür etti.

Hemşin Yaşam Derneği’nin açıklaması şu şekilde;

Hemşin halkına teşekkürler!

Hemşin’de yapılması planlanan HES, Danıştay kararıyla iptal edildi.

Ekim ayı içerisinde mahkemenin atadığı bilir kişi tarafından kefşe gelinen Hemşin’de halk bilir kişiyi karşılayarak suyun kendileri için önemini ve neden HES istemediklerini dile getirmişti. Bilir kişinin keşfinden sonra mahkeme Hemşin’de yapılması planlanan HES projesini iptal etti.

Mahkeme sürecini yürütenlere, HES’e karşı duran Hemşinlilere ve tüm destekçilere teşekkür ederiz…

Hemşin Yaşam Derneği

 

(Yeşil Gazete, Gazete Yolculuk)

Kardan Kadın da Roma Bostanı’nda

İstanbul’da kar yağınca hayat yavaşlar. Okullar tatil olur, araçlar trafiğe çıkamaz, bembeyaz olur ortalık ve biraz olsun temizlenmiş hava sessizleşir. Sokaklarda oynamayı öğrenemeden çocukluğunu geçirmek zorunda olan çocuklar dökülür sokaklara, bir onların kahkahası çınlar, sokaklar onlara kalır. Tabii bir yere gitmesi gerekenler için işkenceye döner tüm bu durum. Keza yolları açması, tuzlaması gereken belediyeler bunu hakkıyla yerine getirmez; ama bu başka bir konu.

Roma Bostanı insanları olarak toprağı ve yeraltı sularını besleyecek karı hevesle bekliyorduk. Kar yağışının başlamasından önce EM (etkin mikroorganizma) çözeltisi ve kül ile bitkilerimizi besledik. Pazar günü bostana gittiğimizde ise bembeyaz kardan başka hiçbir şey görünmüyordu.. Fidanlarımız karın ağırlığıyla eğilmişler, neyse ki hiçbiri kırılmamış. Hep beraber bitkilerimizi gün ışığına kavuşturduk, bağlanması gereken fidanları bağladık.

Bu arada içimizdeki çocuk durur mu? Kartopları kahkahalara karışıp havalarda uçuştu. Soğuktan en çok etkilenen hayvan dostlarımızı da unutmadık, arkadaşlarımız Cihan ve Hasan önderliğinde kediler için kartondan, yalıtılmış yuvalar yapıp kedi maması bıraktık. Gerçi kediler tahta kompost kutularımızı çoktan ev bellediler. Bir de komşumuzun bostanda gezen tavuklarına marul gibi yeşil artıklarımızı verdik.

Ve tabii ki kardan korkuluk diktik. Bostanın hiç korkuluğu olmamıştı. Doğa Ana’ya da selam olsun dedik, yapraklardan tacıyla, dev kardan kadını bostanın ortasına kondurduk.

Hep diyoruz; sayılı yeşil alanlarımızı korumak yapabileceğimiz en iyi savunma. Kar yağdığında doya doya oynayabileceğimiz bir alan Roma Bostanı. “İyi ki bostan var” dediğimiz günlerden birinin sonunda biraz yorgunluk, bolca mutlulukla dağıldık.

 

Rana Söylemez

Aslı Erdoğan’a insan hakları ödülü

Yazar Aslı Erdoğan, Avusturya’da 2016 yılının Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldü.

Aslı Erdoğan’a verilen ödülle igili kararı, Bruno Kreisky İnsan Hakları Vakfı adına tarihçi Oliver Rathkolb açıkladı.

Rathkolb, açıklamasında Türkiye’de terör iddiaları ile yargılanan yazar Aslı Erdoğan’ın her zaman “aktif ve koşulsuz bir biçimde insan haklarının hayata geçirilmesi için çaba gösterdiğini” kaydetti. Rathkolb, jürinin  Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü’nü “uluslararası insan haklarının geliştirilmesi ve korunmasına yaptığı üstün katkı” nedeniyle yazar Erdoğan’a oybirliğiyle verdiğini bildirdi.

Rathkolb, Aslı Erdoğan’a verilen bu ödülün insan haklarına yönelik büyük kısıtlamalara karşı bir sembol olduğunu bildirdi.

Erdoğan’ın bir sonraki duruşması 14 Mart’ta

1990 yılında vefat eden eski Avusturya Başbakanı Bruno Kreisky adına verilen İnsan Hakları Ödülü’nün mayıs ya da haziran ayında Aslı Erdoğan’a takdim edilmesi öngörülüyor.

Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü, 1979 yılından bu yana 15 kez verildi. Ödül 7 bin ile 30 bin euro arası para ödülü de içeriyor.

Yazar Aslı Erdoğan kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yayın danışma kurulunda yer aldığı gerekçesiyle ‘örgüt üyesi olmak’ ve ‘devletin birliği ve ülkenin bütünlüğünü bozmak’ suçlaması ile 19 Ağustos 2016’da tutuklanmıştı. Erdoğan, yaklaşık 6 aylık tutukluluğunun ardından 29 Aralık’ta ilk kez hâkim karşısına çıkıp hakkındaki suçlamalara karşı yaptıktan sonra tahliye edilmişti.

Davanın görülmesine 14 Mart’ta devam edilecek.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Ya barbarlık ya sürdürülebilirlik! – Barış Doğru

Bu yazı ekoiq.com/ dan alınmıştır

Francis Fukuyama düşünce dün­yasını dağıtan o ünlü “Tarihin Sonu” makalesini yayınladığında üniversite öğrencisiydim. Totaliter ve otoriter ideolojilerin bittiğini, liberalizmin zaferini ilan ettiğini duyurmasının ardından derin bir sessizlik sardı ortalığı ve arkasın­dan zincirlerinden boşanmış bir değişim çağı başladı hepimizin gözleri önünde. “Katı olan her şey buharlaşıp havaya karışıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve in­sanlar nihayet kendi gerçek yaşam koşulları ve diğer insanlarla iliş­kileriyle yüzleşmeye zorlanıyor”. Marx bu sözleri edeli 150 yıldan fazla olmuş. Bugünleri görseydi ne derdi bilmek zor ama cümle­ler sanki bugün için yazılmış gibi. Ama tabii fazlası var. Diyalektik yeniden işliyor ve küreselleşme kendi mikro karşıtlıklarını milliyet­çilik veya din-mezhep kimliklerini, belki de hiç görülmediği kadar güçlü bir biçimde tekrar doğuru­yor. Fukuyama’nın öngördüğü tarzda bir liberalizm ve tarihin sonu düşüncesi, zaferini kutlama­ya vakit bulamadan ta en derin­den sarsılmış durumda. Samuel Huntington’ın ünlü “Medeniyet­ler Çatışması” tezi ise önümüzde çatır çatır gerçekleşiyor gibi. Çatı­şan medeniyetler mi, bölgesel güç alanları mı emin olmak zor; kim, kimi gerçek anlamda temsil edi­yor, o da büyük bir tartışma ko­nusu (Trump, statü ve gelir kaybı yaşayan beyaz alt ve orta sınıfların temsiliyetiyle başkan oldu ama kabinesine bakınca, o beyaz alt ve orta sınıfların, kısa süre içinde “yandım Allah” diyeceğini tahmin etmek zor değil).

Peki bunların arkası nasıl gelecek? Bunu hiçbirimizi bilemiyor, sade­ce tahminler yapabiliyoruz…

Ama sanırım insanlık bir kez daha kendi önüne derin bir çukur açtı ve içine düşmek için hemen her­kes elinden geleni ardına koymu­yor. Ve bütün bunların üzerinde artık bir başka olgu ve değişken daha var: İklim değişikliği. İnsanlı­ğın kendi eliyle yarattığı en büyük tehdit, hiç de azımsanmayacak bir hızla ilerlerken, bu gidişata dur demek için on yıllardır uğraşanla­rın bir şekilde ayağa diktiği tüm uluslararası zemin, anlaşma ve ta­ahhütler de kimsesiz ve desteksiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya…

***

Bu çukura düşmemek veya çu­kurdan çıkmak nasıl mümkün olur; ulus aşırı, küresel sorunlar, kafasını bu kadar dar ulusal çıkar ve saplantılarla, kısa vadeli bakış açılarıyla ufkunu sınırlamış lider­ler ve ne yazık ki onların peşin­den sürüklenen insanlarla nasıl hal yoluna koyulabilir? Ne yazık ki sorunun tam cevabını verebil­mek için uzman değil, kahin ol­mak gerekiyor.

Ama belki insanlığın birikimini de çok hafife almamak gerekli. Bilimden sanata, toplulukların  enerji ve yaratıcılıklarına kadar uzanan o geniş birikim olmasaydı, insanlık büyük ihtimalle çok daha uzun süre önce kendini çukurla­rın birinde bulur, bir karış suda boğmuş olurdu… O büyük birikim ne yazık ki bugün gerçek-sonrası (post-truth) çağın kaosunda geniş kitleler tarafından, demagojinin ve hamasetin gürültüsünde duyul­maz durumda. Ama inanın, insan­lığı hâlâ ayakta tutan bir şey var­sa, işte o birikim ve ortak akıldan başkası değil. Tarih kolay kolay biten bir şey değil, insanlık sürgit demagogların ve lafazanların pe­şinden gitmez, bugüne kadar git­memiş, bundan sonra da gitmez. Önümüzde, çok uzaklarda, karan­lıkların arasında parıldayıp duran küçük bir ışık var. O ışık, insanlı­ğın geleceğiyle, ekosistemin, tüm canlıların geleceğini birlikte anla­yıp kavrayanların, şartlar ne kadar umutsuz olursa olsun bu uğurda uğraşanların, okuyanların, yazan­ların, söyleyenlerin ve eyleyenlerin ışığı… O ışığı bilenlerin, fark eden­lerin, hissedenlerin, başka bir yola, umutsuzluğun karanlığına kapılıp yola devam etmekten vazgeçmesi pek mümkün değil. Bunun da öte­sinde bir kere bildin mi, bir daha hiç bilmemiş gibi yapmak da hiç kolay değil. 2016, o ışığın ateş bö­cekleri gibi bir parlayıp bir söndü­ğü simge bir yıl oldu. Daha iyisini yapabilmek için, daha çok dayanış­maya, en küçük umut kıvılcımları­nı büyütmeye, ateşli bir sabırla yü­rümeye, düşünmeye ve söylemeye devam etmemiz gerekiyor.

İnsanlığın önünde, biraz iddialı olacak ama iki seçenek kaldı gibi; bende daha fazlası yok: Ya barbar­lık ya sürdürülebilirlik!

Bu yazı ekoiq.com/ dan alınmıştır

 

Barış Doğru

TMMOB Mimarlar Odası, ’60. Yıl Göztepe Parkı metro istasyonuna feda edilemez!’

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi yaptığı yazılı açıklama ile İBB Meclisince onaylanan Göztepe Ataşehir-Ümraniye Metro Hattı Projesi içinde yer alması planlanan 60. Yıl Göztepe Parkı’nın yanlış planlama ürünü olduğunu belirttiği metro istasyonuna feda edilemeyeceğini ifade etti.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin açıklamasının tam metni şu şekilde.

60. Yıl Göztepe Parkı Yanlış Planlama Ürünü Metro İstasyonuna Feda Edilemez!

Bir kamusal hizmet, diğerini yok etmeden planlanabilir!
60. Yıl Göztepe Parkı yanlış planlama ürünü metro istasyonuna feda edilemez!
İBB Meclisince onaylanan Göztepe Ataşehir-Ümraniye Metro Hattı Projesine ilişkin imar planı değişikliği ile metro yer altı ve yer üstü yapıları ile havalandırma bacaları 60. Yıl Göztepe Parkının ortasına konumlandırılmıştır.

Kamu ve toplum yararına aykırı planlama süreci odamızca yargıya taşınmıştır.

Sahil yolu ile Bağdat Caddesi arasındaki 60. Yıl Göztepe Parkında yakın bir zamanda büyük bütçelerle yeni düzenleme yapıldığı, bu düzenleme sırasında az bulunur birçok ağaç ve bitki çeşidinin dikildiği bizzat belediyece ilan edilmişti. Yeşil alan fakiri İstanbul’un merkezinde farklı fonksiyonlar için değişik yaş gruplarınca yoğun şekilde kullanılan parkın önemli bir işlevi bulunmaktadır.

Söz konusu 13 kilometrelik metro hattının 11 istasyonu bulunmaktadır. Bu istasyonlardan birinin istasyon sahası, yer üstü yapı alanı, istasyon çıkışı, merdivenler, asansör, havalandırma bacaları, acil çıkış vb yer üstü yapıları ile gereğinde bu yapıların çevre düzenleme alanları ile inşaat kazı alanları için bu önemli parkın ortası seçilmiştir.

Öngörülen yapılaşma ile park dokusunun değişeceği, ulaşım yolları da dahil yeni fonksiyonların parkın kullanım alanını daraltacağı açıktır. Park içinde yapılacak inşaatın büyüklüğü donatı alanı hesabını da etkileyecektir.

97 dönümlük park, 2 adet çocuk oyun alanı, süs havuzu, biyolojik gölet, yürüyüş yolları, geniş bir meydan, 7 tenis kortu, engelliler için kılavuz yol, rampa, korkuluklar ile 3 adet çocuk oyun grubu, 1842 adet ve 30 tür ağaç, mevsimlik çiçek, sarmaşık, çalı ve diğer bitki türlerinin bulunduğu önemli bir rekreasyon alanıdır.

Park Bahçeler ve Yeşil Alanlar Daire Başkanlığı’nın internet sayfasında bu parkla ilgili bilgi ve görseller incelendiğinde, peyzaj bütünlüğü olan parkta hassas yapılı bitkilerin yer aldığı görülecektir. Alandaki hafriyat ve yapılaşma sonucu mevcut ağaçlar yaşayamayacak ve yağmur sularının geçişi için gerekli olan doğal zemin yok olacaktır.

Metro hattı üzerindeki havalandırma bacalarından çıkan gazların insan sağlığı ve parktaki bitki örtüsü açısından çok sakıncalı sonuçları olacaktır.

Bütün bunların yanı sıra, 21.12.2015 onaylı Ümraniye-Ataşehir-Göztepe Metro Hattı 1/5000 ölçekli Nâzım İmar Planı Değişikliği ile 22.04.2016 onaylı Ümraniye-Ataşehir-Göztepe Metro Hattı 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliğine ilişkin paftaların sınırlarının uyuşmadığı, 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı onama sınırının 1/5000 ölçekli Nâzım İmar Planı onama sınırından daha büyük alanı kapladığı görülmektedir. Bu durum da plan hiyerarşisine aykırılık teşkil etmektedir.

İBB Meclisi’nin 15.04.2016 tarih ve 675 sayılı meclis kararıyla onaylanan nâzım ve uygulama imar planının 60. Yıl Göztepe Parkı içinde yer alan istasyon sahası ve yerüstü yapı alanına ilişkin kısmının yasalara, yönetmeliklere, kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama tekniklerine aykırı olması nedeniyle iptaline ve telafisi güç zararlar doğabileceği için öncelikle ve ivedilikle yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi için 06.01.2017 tarihinde idare mahkemesinde dava açılmıştır.

İBB Başkanlığının konuyu ivedi olarak tekrar değerlendirerek bir kamusal hizmet ile diğer kamusal hizmet alanını ve zengin bitki örtüsünü yok etmeyecek bir çözüm bulunması için ilgili ilçe belediyesi ile ortak çalışma yapmasını dileriz.

Saygılarımızla,

TMMOB Mimarlar Odası
İstanbul Büyükkent Şubesi

 

(Mimarist.org, Yeşil Gazete)

Ankara’da 1 ay boyunca gösteri ve yürüyüş yasağı

Ankara Valiliği, bir ay boyunca güvenlik gerekçesiyle açık alanda gösteri ve yürüyüş yapmayı yasakladığını açıkladı.

Valilikten yapılan yazılı açıklama şöyle:

“Valiliğimize ulaşan istihbarı bilgilere göre, yasadışı terör örgütlerinin ilimizde eylem arayışı içinde oldukları ve bazı hazırlıklar yaptıkları tespit edilmiştir. Özellikle insanların toplu olarak bulundukları açık ve kapalı alanlarda toplantı, gösteri yürüyüşleri ve benzeri faaliyetlerde eylem yapılmak istendiği tahmin edilmektedir. Bu nedenle, can ve mal güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin ve esenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla Ankara il sınırları içinde; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında yol, meydan, cadde, sokak, park gibi umuma açık alanlarda yapılacak her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşleri ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun Ek 1 inci maddesi kapsamında umuma açık alanlarda düzenlenecek oyun, temsil, açıklama ve çeşitli şekillerdeki gösteriler ile basın açıklamaları ve stantlar, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 11 inci maddesinin verdiği yetkiye istinaden 30 gün süre ile yasaklanmıştır. Yukarıda belirtilen emir ve yasaklamalara uyulmaması halinde, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde adli ve idari işlem yapılacaktır.”

 

(T24)

Dolar’da yeni rekor, Euro 4 TL’yi aştı

Pazartesi günü, Türk lirasına karşı yüzde 2,5 değer kazanan ABD Doları, bugün de yükselişini sürdürüyor. Dolar/TL kuru 3,77’yi aşarken Euro da 4 TL’den işlem görüyor.

Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, güne yüzde 0,26 düşüşle 77.195,79 puandan başladı.

Lira karşısında dolar ile birlikte yükselen Euro, yeni günde arayı açmaya başladı.

Küresel piyasalarda ABD para birimi karşısında da yükselen Avrupa para birimi, Türk Lirası karşısında da 4 TL’yi aştı.

Euro günün ilk işlemlerinde 3.9533 liraya kadar çıkarken, dün 3.74 lira ile rekoru gören dolar da 3.77 lira ile güne tarihin en yüksek değeriyle başladı.

Pazartesi kaybı yüzde 2,5

Pazartesi sabah güne 3.6580’den başlayan Dolar / TL kuru Kasım ayı sanayi üretim verilerinin ardından kademeli olarak 3.74’e yükselmişti.

Kur akşam saat 18:40’da 3.7440 ile tarihi zirveyi görmüştü.

Yıllardır istikrarlı büyüyen Türkiye ekonomisi, geçen yılın üçüncü çeyreğinde 7 yıl sonra ilke kez küçülmüş, bu küçülme yüzde 1.8 olarak gerçekleşmişti.

Amerikan Federal Merkez Bankası’nın (Fed) geçen haftaki tarım dışı istihdam verileri karşısında yeniden faiz yükseltebileceği sinyali vermesiyle yükselişe geçen Dolar, dün 3,75’i geçmişti.

“Ay bitmeden 3,85’i aşabilir”

Reuters’a konuşan Kapital FX Direktör Yardımcısı Enver Erkan, “Dolar yıl sonu tahminimiz olan 3,85’i bu ay bitmeden aşabilir” öngörüsünde bulundu.

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s ise, Türk bankacılık sektöründe kârlılığın takibe düşen kredilerdeki artış nedeniyle bu yıl zayıflayacağını öngördü.

Moody’s raporunda, banka kârlarında ciddi düşüş beklendiği ifade ederken, bankaların varlık kalitesinin de kötüleşeceği tahmininde bulundu.

Canikli: Rasyonel olarak böyle bir değerlendirmenin hiçbir geçerliliği yok

Bugün 9. Büyükelçiler Konferansı’nda konuşan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli ise Moodys’in raporuna “Moody’s, Türk bankacılık sistemi ile ilgili bir değerlendirmede bulundu. Rasyonel olarak böyle bir değerlendirmenin hiçbir geçerliliği yok. Moody’s, kurdaki gelişmelerin reel sektörü ve bankacılık sektörünü etkileyeceğini iddia ediyorsa, bu da doğru değil” tepkisini gösterdi.

Fed’in faiz artırma olasılığı

Fed’in faiz artışının beklenenden de çok olma olasılığı, başta TL olmak üzere gelişmekte olan ülke para birimleri üzerindeki satış baskılarını artırdı.

Fed’in bu yıl içerisinde üç faiz artırımı gerçekleştirmesi bekleniyordu.

Ancak gelen olumlu veriler, faiz artırımı sayısının daha fazla olabileceği beklentilerini ortaya çıklarmış durumda.

 

(BBC Türkçe)

Anayasa Değişikliği maddelerinin görüşmeleri oylandı

AKP’nin, “Yasama, Yürütme ve Yargı erklerini elinde toplayan Cumhurbaşkanı” modeline ilişkin Anayasa değişikliği teklifi, bugün TBMM’de görüşülmeye saat 14.00’te başlandı. Gece 01.00 civarında ise anayasa değişikliği teklifinin maddelerinin görüşmelerine geçilmesi, 338 oy ile kabul edildi.

Kabul: 338
Red:162
Çekimser: 2
Boş: 5
Geçersiz: 1

Bundan sonraki iki hafta boyunca anaysa değişikliği için hazırlanmış maddeler Meclis’te görüşülecek. Görüşmelerden sonra Anayasa Değişikliği’nin kendisi oylanacak. Değişikliğin oylanmasında 367 oy çıkarsa direkt kabul edilecek, 330’u gecemezse paket düşüyor ve bir yıl meclise getirilemiyor.

 

(Yeşil Gazete)

 

Sosyolog ve felsefeci Zygmunt Bauman yaşamını yitirdi

Sosyolog ve felsefeci Zygmunt Bauman hayatını kaybetti.

91 yaşındaki Polonyalı düşünür, modernizm, totalitarizm ve postmodernizm üzerine yaptığı çalışmalarla biliniyordu.

Sunduğu disiplinlerarası yöntemle sosyoloji ve felsefe alanında büyük etki bırakan Bauman, 1998 yılında Theodor Adorno Ödülü’nü almıştı.

Bauman, ‘Postmodern Etik,’ ‘Sosyolojik Düşünmek,’ ‘Küreselleşme,’ ‘Modernlik ve Müphemlik’ ve ‘Bireyselleşmiş Toplum’ kitaplarıyla tanınıyordu.

 

(Diken)