Ana Sayfa Blog Sayfa 3234

İnsan kaçakçılığı ve kadınlar: Le Nuove Desaparecidas / Yeni Kayıplar

Birleşmiş Milletler’e göre bugün dünyada 21 milyon kişi insan ticareti ve kaçakçılığının kurbanı durumunda. Binlerce insanın köleliğe mahkum edildiği, fuhuşa zorlandığı, bedavaya çalıştırıldığı ya da organ mafyasına teslim edildiği Arjantin’de de insan kaçakçılığı oldukça yaygın.

Aralık 2016‘da insan kaçakçılığı kurbanı kişilerin annelerinin kurduğu Le Madres’in düzenlediği bir eylem. Derneğin açıklamasına göre Arjantin’de günde tam dört kız çocuğu kaçırılıyor

Kurban profili genellikle ülkenin kuzeyindeki fakir bölgelerden, diğer Latin Amerika ülkelerinden ve Karayiplerden ülkenin başkenti Buenos Aires basta olmak üzere diger büyük şehirlere gelen kadınlar veççogunlukla reşit olmayan genç kızlardan oluşuyor. Kaçakçılar genellikle kurbanlarını sahte çalışma izinleriyle ağlarına düşürüp fuhuşa zorluyorlar. Bunun dışında kadınların, aileleri tarafından kaçakçılara satıldığı durumlarla da karşılaşılabiliyor.

Arjantin, 2000 yılında Palermo’da onaylanan, insan ticareti üzerine oluşturulmuş Birleşmiş Milletler protokolünün 117 imzacı ülkesinden bir tanesi. Ayrıca Arjantin’de anayasa kaçakçılar için üç ile on beş yıl arasında hapis cezası öngördüğü halde insan ticareti ve kaçakçılığı oldukça yaygın. Hükümetin istatistiklerine göre 2008 yılından bu yana beş bin insan kaçakçıların elinden kurtulmuş. Lakin bir sivil toplum kuruluşu olan Le Madres hükümetten konuyla ilgili daha çok şey yapmasını bekliyor.

Bu nedenle 24 Mart 2016 tarihinde, 1976 yılında başlayan ve yedi yıl süren General Videla önderliğindeki cunta rejiminin 40. yıl dönümünde, Le Madres katıldığı bir eylemde “ Trentamila Desaparecidas in Democrazia” (Demokrasi’de Otuz Bin Kayıp) pankartı açtı. (Desaparecidos, yedi yıllık cunta rejimi döneminde kaybolan insanlar için kullanılan bir kelime)

NiUnaMenos hareketinden Arjantinli kadınlar 8 Mart için 40 ülkenin katıldığı kadın cinayetlerini ve kadına karsı şiddeti protesto etmek için global bir grev kararı alıp uyguladılar

Fabiola

Fabiola, 21 yaşında ve Paraguay vatandaşı. Abisi tarafından insan kaçakçılarına satılmış ve hazırlanan sahte çalışma izniyle Buenos Aires’e, bir geneleve getirilmiş. Bekareti bir turist tarafından bin euro karşılığında satın alındıktan sonra tam üç yıl boyunca günde tam 35 erkekle ilişkiye girmek üzere zorla çalıştırılmış.

Onu zorla çalıştıran kişi tarafından da cinsel istismara uğrayan ve uyuşturucu bağımlısı haline getirilen genç kadın bir müşterisinin yardımıyla kaçmayı başarabilmiş. Tam bir ay sokakta yaşadıktan sonra doksanlı yıllarda yine insan kaçakçıları tarafından bir kızı kaçırılıp katledilen Margarita Meira tarafından kurulmuş ve seks köleliğinin yol açtığı fiziksel ve psikolojik problemlerin çözümüyle ilgilenen bir dernek olan Le Madres ( L’ong Madres) ile bağlantı kurmuş. Bugun Fabiola tam 30 kilo ağırlığında ve böbrek hastası.

Gisele

Le Madres gönüllülerinden Gisele. Arkasındaki haritada son 20 yıldaki kaçırılma olaylarını ve genelevlerin yerlerini gösteren bir harita var. Bueno Aires’de tam 1.200 kaçak genelev olduğu tahmin ediliyor.

İsimsiz kadın

İsimsiz kadın insan kaçakçılarının başka bir kadın kurbanı. Birkaç erkek tarafından beyaz bir kamyonet ile kaçırılmış. Aynı gün ellerinden kurtulmayı başarsa bile birkac ay sonra yeniden kaçırılıp tam 3 yıl fuhuş yapmaya zorlanmıs. Kendine yeni bir hayat kurmuş ancak uyuşturucu bağımlısı ve yemek yeme bozukluğu var.

Sonia, 39 yaşında, kaçırılmadan önce, balerin olma hayali kuran 13 yaşındaki haline bakıyor. Kaçırıldıktan sonra geçirdiği üç yıllık hapis hayatından sonra kurtulmayı başarıyor ancak bir polis tarafından tekrar çalışmaya zorlandığı geneleve getiriliyor. Daha sonra bir müşterisinin yardımıyla kaçıp kurtulan Sonia ilerleyen yıllarda cinsel istismar neticesinde gebe kalıp bir erkek çocuk dünyaya getiriyor.

Margarita Meira 

Margarita Meira Le Madres’in kurucusu. Kızları kaçırılmış ailelere yardım ediyor. Margarita’nın kızı doksanlı yıllarda kaçırılıp öldürülmüş. Le Madres aynı zamanda kaçıp kurtulan kadınların ve genc kızların tedavilerinin yapılması için devletten bedava destek sağlanmasıyla ilgili çalışmalar da yürütüyor.

Jimena 

Jimena, 27 yaşında, Dominik Cumhuriyeti vatandaşı. İnsan kaçakçıları tarafından sahte çalışma izniyle Arjantin’e getirilmiş ve burada tam bir buçuk yıl boyunca hapis hayatı yaşamış. Bugün bir işgal evinde (squatting) kalıyor ve başka bir dernek olan Kaçakçılık Kurbanları Anneleri’ inde yemek ihtiyacını karşılıyor.

Bu haber Valerio Bispuri tarafından 2015-2016 yılları arasında gerçekleştirilmiş ve İtalya’da haftalık bir yayın olan Internazionale dergisinin 1194 nuramalı sayısında fotoröportaj olarak yayınlanmıştır.

 

Yeşil Gazete için çeviren: Nükhet Akgün Bordignon

(Yeşil GazeteInternazionale)

Yemen kıtlıkla mücadele için acil yardıma muhtaç

Birleşmiş Milletler (BM) ve insani yardım ortakları tarafından bugün yayımlanan son Bütüncül Gıda Güvenliği Evre Derecelendirmesi analizine göre Yemen’de çatışmalardan dolayı ciddi gıda güvensizliği 17 milyondan fazla insanı tehdit ediyor.

22 vilayetten 20’si gıda güvensizliği evrelerinden “acil durum” veya “kriz” seviyesinde bulunuyor. Halkın üçte ikisi şu an açlıkla karşı karşıya ve acilen hayat ve geçim kurtarma yardımına ihtiyaç duyuyor. İlave insani ve geçim desteği olmadan Taiz ve Al Hudaydah-ki bu iki şehir Yemen nüfusunun dörtte birini oluşturuyor-kıtlığa girme tehdidiyle karşı karşıya.

Gıda güvensizliği seviyesi bakımından yaklaşık 17 milyon insanın “acil durum” veya “kriz” durumunda olduğu Yemen halen dünyada en kötü açlık krizlerinden biriyle karşı karşıya. Bu rakamlar Haziran 2016’dan beri yüzde 21 artışa işaret ediyor ve Acil Gıda Güvenliği ve Beslenme Değerlendirmesi’nin Şubat 2017 bulgularının altını çiziyor.

Çatışmalar gıda güvensizliğini tetikliyor

Ülkedeki çatışma ortamı gıda güvenliği ve geçim kaynakları üzerinde çok yıkıcı bir etkiye sahip. Yemen’deki ailelerin neredeyse yüzde 80’i krizden önceye göre daha kötü ekonomik koşullara sahip olduğunu bildiriyor.

Yerel üretimdeki düşüş, insani ve ticari ithal ürünlerinin parçalanması, artan gıda ve petrol fiyatları, işsizliğin iyice yükselmesi, gelir kaybı, gıda yardımı sağlayan BM kurumlarının görece daha düşük kaynaklara sahip olması, kamu hizmetlerinin ve sosyal güvenliğinin çökmesi daha kötü bir gıda güvensizliği ortamına yol açan başlıca faktörler.

Geleneksel olarak gıda üretim vilayetleri olan Taiz ve Al Hudaydah son iki yılda çatışmaların yoğunlaştığı şehirler olarak dikkat çekiyor. Bu iki vilayet ülkede küresel akut kötü beslenme olarak en yüksek değerlere sahip durumda. Bu oran Taiz’de yüzde 17; Al Hudaydah’da ise yüzde 25 seviyelerinde seyrediyor.  Dünya Sağlık Örgütü tarafından konulan acil eşik ise yüzde 15.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Yemen Temsilcisi Salah Hajj Hassan “Çatışmalar tarımsal geçim kaynakları üzerinde çok yıkıcı bir etkiye sahip. Mahsul ve hayvan üretimi kriz öncesine göre çok ciddi seviyede düşüş gösterdi.” dedi.  FAO Temsilcisi Hassan “Sadece hayatları değil geçim kaynaklarını da kurtaracak gıda ve tarım yardımını içeren insani yardım müdahalesi kesinlikle çok önemli.” diye ekledi.

Dünya Gıda Programı Temsilcisi ve Yemen Ülke Direktörü Stephen Anderson çatışmaların tırmandığı iki yıl öncesine göre durumun hızlıca çok daha kötü hale geldiğini bildirdi.  Anderson “Yemen’deki süren çok şiddetli gıda güvenliği ve beslenme durumu ihtiyaç halindekilere acil, yeterli ve sürdürülebilir gıda, beslenme ve diğer yardımları ulaştırarak onları kıtlığa girmekten kurtarmak için önemli finansal kaynaklara ihtiyaç duyuyor.” dedi.

UNICEF Temsilcisi Dr Meritxell Relaño da “Yemen’in son dönem tarihinde en yüksek seviyede akut kötü beslenmeyi görüyoruz. 2.2 milyonun üzerinde çocuk akut kötü beslenmeden mustarip durumda ve bunların 462 bini Ağır ve Keskin Kötü Beslenme (SAM) aşamasında bulunuyor. Devam eden çatışmalar ve gıda güvensizliğinin Yemen’deki çocukların genel gelişimi ve sağlığı üzerine uzun vadeli yansımaları olacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Devamlı gıda güvensizliği geçim yollarına zarar veriyor

Kızıl deniz kıyılarında son aylarda yaşanan çatışmalar Yemen’in en büyük limanı Al Hudaydah’a ciddi zarar verdi. Bu da gıdasının yüzde 90’nı ithal eden ülkede ciddi yıkıma yol açtı. Kısıtlamalar ve botların kaybı önemli bir gıda ve gelir kaynağı olan balıkçılığı da yok etti.

Kıyı boyunca yaşanan güvensizlik ortamı ülkenin en önemli yerel üretim kaynağı tahılı da etkileyecek. Ticarete de zarar verecek bu durum daha fazla insanın evlerini terk etmesine yol açacak ve mevcut gıda varlığına da çok zarar verecek.

Yemen’de yaklaşık milyon aile tarımdan hayatını kazanırken şimdi tohum, gübre ve sulama için yakıt gibi kritik tarım kaynaklarına ulaşamıyor.

Yemen’deki Birleşmiş Milletler insanların giderek artan ihtiyaçlarını karşılamak için insani yardım organizasyonlarına bölgeye yardım ulaştırabilmesi için önkoşulsuz ve sürdürebilir erişim sağlanmasının kolaylaştırılması için taraflara çağrısını tekrarlıyor.

 

(Yeşil Gazete, FAO)

Hollanda’ya tepki için 40 inek sınır dışı edildi!

Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği üyeleri Hollanda’ya tepki için, ‘Holstein’ cinsi büyükbaş hayvanları kamyonete yükleyip bu ülkeye gönderdi.

Çanakkale’nin Biga ilçesindeki bir mezbahada üreticilerle bir araya gelen Birlik Başkanı Bülent Tunç Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, Hollanda ile yaşanan gerilime üreticilerin büyük tepki gösterdiklerini söyledi.

İneklerin bugün toplu olarak gönderildiğini söyleyen Tunç, geri gönderdikleri hayvan sayısının 40 civarında olduğunu belirterek “Sembolik sayıda hayvan gönderdik. Eğer bu hayvanları almazlarsa gerekirse keser dağıtırız” dedi.

 

(Hürriyet, Gazete Duvar)

Şam adliyesine bombalı saldırı; en az 25 ölü!

Suriye resmi haber ajansı SANA, başkent Şam’daki ana mahkeme binasını hedef alan intihar saldırısında en az 25 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Devlet televizyonu, merkezde yer alan Adalet Sarayı’nın içine girmeye çalışan intihar bombacısının polis tarafından durdurulunca, içeriye koşarak kendisini havaya uçurduğunu bildirdi.

Olay sırasında binada olan bir avukat AFP haber ajansına yaptığı açıklamada “Çok korktuk, çünkü patlama sesi çok yüksekti” dedi.

İsmini vermek istemeyen avukat “En üst kattaki kütüphaneye sığındık. Çok kanlıydı” ifadelerini kullandı.

Olay yerindeki bir AFP haber ajansı muhabiri binanın dışında ambulanslar ve itfaiye araçlarının olduğunu bildirdi.

Saldırı, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı gösterilerin başladığı 15 Mart’ın altıncı yıl dönümünde meydana geldi.

Hamidiye bölgesindeki binada hem kişisel davalara bakılan dini mahkemenin, hem de ceza mahkemesinin bulunduğu belirtiliyor.

Suriye’deki iç savaşta bugüne dek 320 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği, 11 milyon insanın evlerini terk etmek zorunda kaldığı belirtiliyor.

 

(BBC)

Aynalı Geçit’te ‘Belo Monte’ gösterimi ve Su Hakkı paneli

Dünya genelinde içilebilir temiz suya erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekmek, içilebilir su varlıklarının korunması konusunda somut adımların atılmasını sağlamak için her yıl 22 Mart “Dünya Su Günü” olarak kutlanıyor. Su Hakkı Kampanyası da Dünya Su Günü kapsamında bu Cumartesi Aynalı Geçitte film gösterimi ve panel düzenliyor.

22 Mart’ın Dünya Su Günü ilan edilmesi üzerinden 23 yıl geçti. Geçen yıllar içinde su sorunu azalmadığı gibi hızla kriz boyutuna doğru ilerledi.  22 Mart’ı bir kutlama günü değil, su krizine dikkat çekecekleri, insani ve ekolojik kaygılara dayanan çözümleri daha gür bir şekilde dile getirecekleri bir mücadele günü olarak gördüklerini belirten Su Hakkı Kampanyası aktivistleri de bu bağlamda 18 Mart Cumartesi günü Beyoğlu’nda bulunan Aynalıgeçit Toplantı Salonu’nda film gösterimi ve panel düzenliyor.

Su Hakkı Kampanyası Dünya Su Günü kapsamında Belo Monte filminin Türkiye’deki ilk gösterimini de organize etmiş olacak.. Hemen ardından ise “Su Hakkı: Daha fazla baraj değil, suyun verimli kullanımı” paneli var.

Ücretsiz olduğu da belirtilen etkinliğin programı şu şekilde.

Tarih: 18 Mart Cumartesi
Saat: 14:00
Yer: Aynalıgeçit Toplantı Salonu
Adres: Meşrutiyet Cad. Avrupa Pasajı Kat 2, Beyoğlu – İstanbul

Panel – Su Hakkı: Daha fazla baraj değil, suyun verimli kullanımı
Saat: 15.00
Konuşmacılar: Nazif Korkmaz (Kandıra Köylüleri)
Akgün İlhan (Su Hakkı Kampanyası)
Kolaylaştırıcı: Nuran Yüce (Su Hakkı Kampanyası)

Facebook etkinlik sayfası için tıklayınız.

 

(Su Hakkı.org)

Enerji ihtiyacı söylemi yine çöktü! – Önder Algedik

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

Sadece kağıt üstünde enerji talebini yükseltmek ile “enerji ihtiyacı” söylemi yeterli olmuyor. Bunun alt yapısını oluşturmanız gerekiyor. Kış aylarında yaz saati uygulamasını sürdürürseniz tüketiminiz artar. Daha çok AVM yapar ve enerji verimliliği mevzuatını uygulamazsanız tüketimiz artar.

Nükleerden kömür santraline kadar pek çok yatırımın yapılmasının ana dayanağı olan enerjiye ihtiyacımız var söyleminin çöktüğünü çöktüğünü daha önce tartışmıştık. Bu tartışmada alışveriş merkezlerinin dahil olduğu ticaret sektöründeki artışı ortaya koymuş, şişirilen talebi dolu göstermek için bu sektörün önemini ortaya koymuştuk. Ancak mesele sadece bununla sınırlı değil.

Geçen hafta önemli bir gelişme daha oldu. Meclis’te bir soru önergesine verilen cevap ile “enerji ihtiyacı söylemi” için nasıl bir politika uygulandığının bir boyutu ortaya çıktı.

YAZ SAATİ ENERJİ TALEBİ SÖYLEMİNE YARIYOR

Kasım ayında Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) kış saati uygulamasına geçmemenin tasarruf değil, israf getirdiğini kamuoyuna açıklamıştı. Yaz saati uygulamasının devam etmesi sonucunda 2016 Kasım ayında önceki yılın aynı ayına göre tüketimin yüzde 6,53 arttığı verisini açıklamasında paylaşmıştı. Bu artışın sonraki aylarda da devam etmesi enerji israfına yol açtığı iddialarını güçlendirecekti.

Sonraki aylar bunun cevabını verdi. Önceki yılın aynı ayına göre tüketim artışı diğer aylarda da oldukça yüksek gerçekleşti. 2016 Aralık ayında bu artış yüzde 5, ardından 2017 Ocak ayında yüzde 5,7 oldu ve geçen hafta ise Şubat ayındaki oranın yüzde 6,1 olduğu açıklandı.

Açık ki yaz saatine devam ederek artan elektrik israfı enerji ihtiyacı söylemini beslenmeye devam etmiş oldu. Böylesi kısa vadeli bir politika yanında, geçen hafta uzun vadeli bir politikanın da uygulandığı ortaya çıktı.

BUZDOLAPLARININ YÜZDE 100’Ü MEVCUT BİNALARIN BİNDE 6’SI BELGELİ

Balıkesir vekili Ahmet Akın binalardan sorumlu Çevre ve Şehircilik Bakanı’na sorduğu soru önergesinin cevabını geçen hafta açıkladı. Akın, soru önergesi ile binalarda enerji performansı yönetmeliğinin uygulanmasını sordu. Malum, 2 Mayıs 2017 tarihine kadar bu yönetmelik gereği büyün binalar enerji kimlik belgesi almak zorunda.

Gelen cevap çok önemliydi. Mevcut ya da 2015 yılına kadar yapı ruhsatı almış binalar ile birlikte Türkiye’de tam 9 milyon 152 bin 635 adet bina bulunuyordu. Bu binaların yönetmelik çıktıktan sonra yapılan 450 bini enerji kimlik belgesi almıştı. Geriye kalan 8,7 milyon binanın ise sadece 50 binine enerji kimlik belgesi verilmişti. Yani yönetmeliğin verdiği sürenin bitmesine 2 ay kala eski binaların yüzde yüzü değil, anak binde 6’sına kimlik belgesi verilmişti.

YASAMANIN ÇIKARDIĞINI YÜRÜTME UYGULAMAMIŞ!

İkinci el eşya satan bir dükkanda bugün bile bir buzdolabı alsanız, mutlaka üstünde enerji kimlik karnesini görürsünüz. 2007’de Enerji Verimliliği Kanunu’nun, 2008’de Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’nin çıktığını ve yönetmeliğin 2011 yılında da yürürlüğe girdiğini dikkate aldığımızda, durum oldukça vahim. Açık ki TBMM’nin çıkardığı bir kanun yürütme tarafından işleme konulmamış. Kanunun çıktığı 2007’den bu yana 4 enerji bakanı, 6 şehircilik bakanı değiştiğini düşündüğümüzde uygulanmamasında hepsinin bir payı olduğunu kestirebilirsiniz. Böylece enerji tüketiminin azalması için yasama yetkisine sahip TBMM’nin çıkardığı kanunun uygulamaya geldiğinde yürütmenin uygulamadığını görüyoruz. Yani TBMM’nin iradesi ile yapılan yasama faaliyeti ve bakanlığın yetkisi ile çıkardığı yönetmeliği yine o bakanlık yerine getirmemişti. Bir anlamda kanunun hayata geçirmemiş, verilen görevi yerine getirmemişti.

KAMU BİNALARINDA KİMLİK BELGESİ VAR MI?

Soru önergesinde önemli bir ayrıntı daha var ki, evlere şenlik. Kamunun vatandaştan önce bu mevzuatı uygulamış olmasını bekler, bu binaların enerji kimlik belgesi almış olabileceğini düşünebilirsiniz. Ancak yanılırsınız. Kamunun enerji kimlik belgesine dair bilgi olmadığı bilgisi önergenin cevabında yer almış. Yani kamu binaları kimlik belgesi almamış. Yani devlet binaları küçülmediği gibi enerji verimliliğini dikkate almadığını burada öğreniyoruz.

NE OLACAK?

Bundan sonra ne olacak?. Enerji kimlik belgesi almayanlara bir şey yapılacak mı? Evet yapılacak ve kanuna uygun olarak önerge cevabında Bakanlık alım satım ve kiralama yapılamayacağını söylüyor. Bu o kadar net ki, mevzuatın uygulanmadığını gören verimlilik şirketleri kapılara bunun ilanlarını asmaya başladı bile. Mesela benim binamda birkaç aydır verimlilik firması hem kapıyı kapatmamı hem de kira ve alım satım için verimlilik belgesi almamı istiyor.

Ama diyebilirsiniz ki kimlik belgesi için binaların peşine düşmeyen bakanlık şimdi kira ve ya da alım satım için düşer mi? Düşmeyebilir ama burada asıl sorun hepimizin her yıl ödediği enerji faturası. Böyle olduğu için kentsel dönüşüm rantı düşünmeyenlerin çoğu izolasyon çalışmasını bitirdi bile. İşin özü zaten verimlilik değil mi?

KÖMÜR İÇİN AĞACI KESTİLER

Enerji üretimini arttırmak için tüketimi şişirmek, o tüketimi şişirmek için alışveriş merkezi gibi, yaz saati uygulaması gibi israf politikaları yetmezmiş gibi verimlilik mevzuatını hayata geçirmemek bir bütün olarak enerji israfı söyleminin/yönteminin bir parçası. Burada tek eksik nokta, daha fazla doğalgaz, kömür yakılması için o ağacın kesilmesi.

1990 yılında Türkiye’de binalarda yakılan kömür, doğalgaz ve petrolden çok daha fazla enerjiyi odun, hayvan ve bitki artığı ile jeotermal ve güneş sağlıyordu. Enerji verimliliği kanunu daha ortada yokken Türkiye’de binaların toplam enerji tüketimi 2002’ye geldiğinde pek artmadı. 2014 yılında ise 2002 yılının tam yüzde 50 fazlası enerji harcandı. Bir başka deyişle 1990-2002 arası onca bina yapılırken ve binalar kısmen doğadan toplanılan odun ve hayvansal atıkları değerlendirebilirken, 2002-2014 arası sihirli bir el o binaları doğadan kopardı. O koparma sonucu bitkisel ve hayvansal atıkların düşen payını ve artışı kömür ve doğalgaz doldurdu. Böylece fosil yakıt olmayan yakıtlar 1990, hatta 2002’de binaların ısınma, mutfak gibi ihtiyaçlarının yarısını karşılarken, 2014’de bu oran altıda bire düştü.

Sadece kağıt üstünde enerji talebini yükseltmek ile “enerji ihtiyacı” söylemi yeterli olmuyor. Bunun alt yapısını oluşturmanız gerekiyor. Kış aylarında yaz saati uygulamasını sürdürürseniz tüketiminiz artar. Daha çok AVM yapar ve enerji verimliliği mevzuatını uygulamazsanız tüketimiz artar. Kentsel dönüşüm diyerek kırı, bahçeli evleri yok ederseniz kesilen ağacı budamak, bahçedeki ineğin tezeğini kullanmanın önüne geçerseniz fosil yakıt tüketimimiz yine artar. Bütün bu zorlamalar ise ülkenin değil politikacıların enerjiye ihtiyacını ortaya koyacaktır, ihtiyaç söylemi bir kez daha çökecektir.

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

 

Önder Algedik

‘Aliağa’daki İzdemir Kömürlü Termik Santrali’ne dur demek için BİMER’den itiraz edin!’

İzdemir Kömürlü Termik Santralinin ÇED olumlu kararı mahkeme tarafından iptal edildiğine dair mutlu haberi 17 Şubat tarihli haberimizde sizlerle paylaşmıştık.

İzdemir Kömürlü Termik santralini işleten şirket yeni bir Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başlattı, İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı ise 6 Mart’ta gerçekleşti. Toplantıda itirazlar dillendirildi. Fakat İDK’den geçen karar, 10 günlük askı süresinde halkın görüşüne açıldı.

İzdemir Termik Santrali ve Sabriye Teyze, Kerem Yücel / CAN Europe

Tam da bu noktada Aliağa’nın desteğimize ihtiyacı var. Şimdi bu duruma itirazlarımızı iletme vakti. Çok vaktimiz kalmadı. 16 Mart yani yarın askı süresinin son günü.

Eğer İzmir Valliliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne elden iletebiliyorsanız lütfen aşağıdaki dilekçenin çıktısını alarak iletin. Eğer İzmir’de değilseniz, BİMER üzerinden itirazlarımızı iletmek mümkün.

350 Türkiye, nasıl itiraz edebileceğinize dair yöntemleri sıraladı.

Eğer İzmir Valliliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne elden iletebiliyorsanız lütfen aşağıdaki dilekçenin çıktısını alarak iletin. Eğer İzmir’de değilseniz, BİMER üzerinden itirazlarımızı iletmek mümkün.

BİMER’DEN İTİRAZIMI NASIL İLETİRİM?

1- bimer.gov.tr ye giridiğinizde “Başvuru Yap” ekranı üzerinden itirazınızı iletebilirsiniz.

2-Bu ekran üzerinden itirazını iletmek için yapmanız gereken ise şuı: İster e-devlet şifrenizle, ister onay kodu ile girdikten sonra Yeni başvuru seçeneğinden Görüş ve Öneri’yi tıklayın.

Fakat ben bununla yetinmek istemiyorum, bu çağrıyı sosyal medya hesaplarımdan da duyurmak istiyorum diyor iseniz Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif ‘in de bu konuda size önerecekleri var.

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif’in çağrısını da aynen paylaşıyoruz:

“Dostlar,

17 Şubat’da size verdiğimiz haberi hatırlarsanız, faaliyetteki İzdemir Kömürlü Termik santralının ÇED olumlu kararının mahkeme tarafından iptal edildiğini coşkuyla duyurduk. 30 yıldır devam eden haklı mücadelemiz mahkeme kararı ile tescillendi. Kyme Antik Kenti’nin öneminin altı bir defa da mahkeme tarafından çizildi. Aliağa’da planlanan kömürlü termik santralların üstü bir bir çizilirken, faaliyettekine itirazlarımız da kabul edildi.

Şimdi size tekrar bu konu ile ilgili yazmamızın nedeni var. Harekete bir kere daha azimle geçerken yardımınıza ihtiyacımız var: Şirket, yeni bir Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başlattı, İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı ise 6 Mart’ta gerçekleşti. Toplantıda itirazlarımızı dile getirdik, fakat İDK’dan geçen karar, 10 günlük askı süresinde halkın görüşüne açıldı.

Şimdi itirazlarımızı iletme vakti. Üstelik sadece 3 günümüz var. Lütfen bir an önce itirazınızı yapın ve çevrenizi de yapması için teşvik edin.

Biz vazgeçmedik, yılmadık, devam ediyoruz. Haklı davamızda sürece itirazımızı ne kadar çok kişi iletirsek, açacağımız davada elimiz o kadar güçlü olacaktır. Kömürlü termik santralların gazabına tek başımıza uğramadığımızın, kirlenen havamızın, ısınan ve doğal felaketleri olağanlaştıran iklimimizin farkındayız. Aslında bir avuç değil, binlerce olduğumuzun da farkındayız.

Zaferlerimizi coşkuyla paylaştığımız sizlerden bu defa mücadelenin bu en can alıcı noktasında destek bekliyoruz. Bir kere daha omuz omuza duralım: Dilekçenizi BİMER’e iletin. Sağlığımız, iklimimiz, geleceğimiz kömüre kurban edilemez. 

Bimer’den itiraz iletmek çok kolay. Üstelik yaklaşık 2 dakika sürüyor.

İlk defa yapacaksanız, detayları için tıklayın.

Arkadaşlarınızı Facebook’tan eyleme çağırmak için tıklayın.

Arkadaşlarınızı Twitter’den eyleme çağırmak için tıklayın

Sevgi ve dayanışmayla,

Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif adına Bahadır

 

(Yeşil Gazete, 350 Türkiye, Fosil Yakıt Karşıtı İnsiyatif)

Adalet Bakanı, Venedik Komisyonu’nun raporunu Yozgat’da eleştirdi

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan Venedik Komisyonu’nun Türkiye raporuna, “CHP ve HDP logolarını çıkarıp altına Venedik Komisyonu yazmış olsalardı daha zahmetsiz ve masrafsız bir rapor olurdu.” diyerek tepki gösterdi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AKP Yozgat İl Teşkilatı tarafından düzenlenen bir dizi toplantı ve ziyaretlere katılmak üzere geldiği Yozgat’ta basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Bozdağ yaptığı açıklamada, Venedik Komisyonu’nun 10 Mart 2017 tarihinde kabul etmiş olduğu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ilişkin Anayasa değişikliğiyle ilgili raporun CHP ve HDP’nin görüşleriyle aynı olduğunu iddia ederek , “Venedik Komisyonu Cuma günü Türkiye aleyhinde bir rapor kabul etti. Venedik komisyonu teknik bir komisyondur. Sadece uzman görüşü verir. Ancak Türkiye hakkında Venedik Komisyonu’nun kabul ettiği rapor teknik bir rapor değildir. Tamamen siyasi bir rapordur. Venedik komisyonu Türkiye’de ki anayasanın halk oylaması sürecine, bu ortaya koyduğu raporla hayırdan yana çok net bir şekilde taraf olmuştur. Çünkü Venedik Komisyonu raporu adil değildir, objektif değildir. Sübjektif ve siyasidir. Tamamen baştan sona CHP ve HDP’nin anayasa ve anayasa komisyonu, genel kurul görüşmeleri sırasında söylediklerinin ve kendi internet sitelerinde yayınladıkları görüşlerin derli toplu bir arada ifade edilmesinden ibaret bir rapordur” dedi.

Venedik Komisyonu’nun, boş yere Türkiye’de inceleme yapıp para harcadığını belirten Bozdağ, “Ben buradan Venedik Komisyonu’na diyorum ki. Keşke bu kadar zaman harcayacağınıza para harcayıp bu raporu yayınlayacağınıza HDP ve CHP’nin internet sitesinden indirip oradaki CHP ve HDP logolarını çıkarıp altına Venedik Komisyonu yazmış olsalardı daha zahmetsiz ve masrafsız bir rapor olurdu” diye konuştu.

 

(Gazete Duvar)

Suudi Arabistan’da Kadınlar (!) Konseyi kuruldu

Kadınlara kamusal hayatta yer verilmeyen Suudi Arabistan’ın Kassım vilayetinde bir Kadınlar Konseyi kuruldu. Ama konseyin kuruluşunun duyurulduğu toplantının fotoğraflarında önemli bir eksik var: Kadınlar.

Bir süredir kadınların kamusal yaşama katılımı konusunda bazı açılımların işaretini veren Kraliyet yönetimi kadın sorunlarının tartışılacağı bir konsey oluşturdu ama Kassım Kadınlar Konseyi kuruluş toplantısı fotoğraflarında sadece 13 erkek görülüyor.

Verilen bilgiye göre, bir başka odada kadınlar da vardı ve video bağlantısıyla toplantıya bağlanmıştı. Ama toplantının kamuya yansıyan yüzü yine erkekler oldu.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, geçtiğimiz Cumartesi günü gerçekleşen toplantıdan sadece erkeklerin göründüğü fotoğraflar yayımlandı.

Sosyal medyada bu durum bir çokları tarafından yine milyonlara yayılan bir başka fotoğrafla kıyaslandı: ABD Başkanı Donald Trump’un Ocak ayında çevresindeki erkek danışmanları ile birlikte Kürtaj Yasası’nı imzaladığı fotoğraftı bu.

Suudi yönetiminin yeni oluşturduğu Kadınlar Konseyi Kassım vilayetinin valisi Prens Faysal bin Mişal’in girişimiyle kuruldu.

Prens Faysal bin Mişal böylesi bir platformun ülkedeki ilk örneğini oluşturmaktan gurur duyduğunu söyledi:

“Kassım vilayetinde biz kadınları erkeklerin kardeşleri olarak görüyoruz ve kadınlar ile genç kızların çalışma hayatına katılımı için daha çok imkan yaratmaktan gurur duyuyoruz.”

Prens Faysal konuşmasında kadınların toplumun yarısını oluşturduğunu da söylediyse de fotoğraflardan bu sonucu çıkarmak kolay görünmüyordu.

Kadınlar Konseyi’ne aslında fotoğrafta olmayan bir kadın, Prensin eşi Prenses Abir bint Salman başkanlık ediyor.

Kadınların araba kullanmaları yasak

Suudi Arabistan’da akraba olmayan erkek ve kadınların aynı mekanda bulunmamaları kuralı resmi düzeyde hala epey sıkı bir şekilde uygulanıyor.

Dünyada kadınların araba kullanmasının serbest olmadığı tek ülke Suudi Arabistan ve hak savunucusu kadınlar araba kullanırken yakalanırsa tutuklanabiliyor.

Fakat “2030 programı” diye anılan bir reform planı çerçevesinde hükümet bazı adımlar da atıyor.

Programda kadınların Suudi iş gücü içindeki yüzde 22 olan oranının dönem sonunda yüzde 30’a yükseltilmesi de öngörülüyor.

Bu arada resmi sahnenin dışında bir çok rahatlama da dikkat çekiyor. Geçtiğimiz Cuma günü Cidde’de ilk kez yapılan YouTube FanFest festivaline kadınlı erkekli 2500 kişinin katıldığı bildirildi ve canlı konser salonu kayıtları YouTube’a kondu.

 

(BBC)

 

Hollanda’da seçim günü: Wilders mi Rutte mi?

Hollanda genel seçimler için sandık başında. Türkiye ile son günlerde yaşanan gerilimin, gerek aşırı sağcı Gert Wilders gerekse Başbakan Mark Rutte’nin işine yarayabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

Türkiye ile yaşanan kriz, Mark Rutte için son dakikada gelen bir seçim hediyesi olarak görülebilir. Son günlerde sık sık televizyonlarda boy gösteren Hollanda Başbakanı, “Kırmızı bir çizgi çektik“ diyerek gövde gösterisi yaptı. Rutte, ülkesinde yaşayan yaklaşık 400 bin Türk asıllı Hollandalının, Ankara’nın savunduğu gibi “Türk vatandaşı“ değil, Hollanda vatandaşı olduğunu vurguladı. Hollanda Başbakanı, aynı zamanda Türk mevkidaşı ile sekiz kez telefonda görüştüğünü belirterek, tansiyonu düşürmeye çalıştığını da söyledi. Ancak şu mesajı vermeyi de ihmal etmedi: “Bize şantaj yapılmasına asla izin veremeyiz!”

DW’den Barbara Wesel’in haberine göre son yapılan seçim anketlerine göre, Rutte’nin liberal Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD) yüzde 16 ile önde görünüyor. Bunda, Türkiye ile yaşanan gerilimin etkisinin büyük olduğu yorumları yapılıyor. Ancak Mark Rutte’nin ekonomik krizle başarılı bir şekilde mücadele etmesi de başarı hanesine artı puan olarak yazmak mümkün. Ekonomik büyüme yüzde 2 civarında, işsizlik oranı yüzde 5’e geriledi ve refah düzeyi arttı.

Fakat tüm bunlara rağmen Rutte’nin seçmen nezdindeki popülaritesi hayli düşük. Bu, partisinin oy oranını da olumsuz etkiliyor. Bunun en önemli nedeni, ikinci görev süresi öncesinde verdiği sözleri yerine getirmemesi. Sosyal hizmetlerin iyileştireceğini vaat eden Başbakan, bunu gerçekleştirmek şöyle dursun, bütçe açığını kapatmak için halktan ek kesintiler yapmak zorunda kaldı.

Ayrıca Mark Rutte’nin kişiliği de çoğu Hollandalıya antipatik geliyor. İnsanlar arası ilişkilerde genelde şeffaflığın hakim olduğu Hollanda’da, bekâr bir politikacının özel hayatını tümüyle gizlemesi itici bulunuyor.

Sağ açıktan Gert Wilders geliyor

Rutte’nin en güçlü rakibi ise sağ popülist politikacı Geert Wilders. Özgürlük Partisi, halen Liberallerin üç puan kadar gerisinde görünüyor. Bir başka ifadeyle Hollandalıların yüzde 87’si Wilders’e karşı. Bu ise hükümet kurmak için yeterli bir desteğin olmadığı anlamına geliyor.

Son hafta hariç, seçim kampanyasını daha ziyade Twitter üzerinden yürüten Wilders, Türkiye ile kriz patlak verince ekranlarda prim yapmaya çalıştı. Başbakan Rutte ile birlikte katıldığı açık oturumda Wilders sadece öfkesini dile getirmekle yetindi.

En az dört partili koalisyon

Son anketlere göre altı parti, iki haneli oy oranlarına ulaşıyor. Bir koalisyon hükümetinin kurulması için bunlardan en az dördünün işbirliği yapması gerekiyor. Uzun süren koalisyon pazarlıklarının neredeyse geleneksel olduğu Hollanda’da, Liberaller ile koalisyonun muhtemel adayları olarak Merkez Partisi D66, Hıristiyan Demokratlar, Sosyalistler ve Yeşiller sıralanıyor.

Bu seçimin en büyük başarı hikayelerinden biri de Yeşillerin yükselişi olacak. Yeni Genel Başkan Jesse Klaver, yüzde 3 seviyelerinde devraldığı partisinin oylarını yüzde 11’lere yükseltmeyi başardı. Hollanda siyasetinin parlayan yıldızını, daha şimdiden Kanada Başbakanı Justin Trudeau ile kıyaslayanlar bile var.  Fas ve Endonezya kökenli Klaver, umut ve hoşgörü içerikli söylemleriyle özellikle genç seçmenlerin gönlünü şimdiden fethetmeyi başarmış görünüyor.

 

(Deutsche Welle Türkçe)