Ana Sayfa Blog Sayfa 3214

Heinrich Böll’den yüksek lisans öğrencilerine burs imkanı

Heinrich Böll Stiftung Derneği, yüksek lisans tezini kırsal kalkınma, yenilenebilir enerji veya iklim değişikliği konularında yazmayı planlayan yüksek lisans öğrencilerine burs veriyor.

Son başvuru tarihi 23 Haziran 2017 olarak açıklanan burs hakkında daha fazla bilgiyi Heinrich Böll Stiftung Derneği web sitesi üzerinden edinebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Pansiyon işletmecisinden Booking.com isyanı: İnşaat işine girip güzelim beldeye dökeyim mi betonu?

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği, dün aldığı mahkeme kararıyla dünyaca ünlü seyahat sitesi Booking.com’a Türkiye’den erişimi durdurmuştu. Türkiye’de bu gelişmeden olumsuz yönde etkilenecek çok sayıda işletme var.

Ekşi Sözlük’te melih denizhan kullanıcı adıyla yayımlanan bir yazıda, küçük bir pansiyonda konaklama hizmeti veren ve menüsünü organik ürünlerden oluşturduğu restoranından elde ettiği gelirle yaşadığını belirten bir mimar, Booking.com’un kapatılmasına isyan etti.

melih denizhan adlı kullanıcı, yazısını “Ben şimdi ne yapayım? Mimarlık okudum. İyi de CV’im var. Devredeyim dükkanı inşaat işine girip güzelim beldeye dökeyim mi betonu?” sözleriyle noktaladı.

Ekşi Sözlük’te yayımlanan yazı şöyle:

bu ülkede doğru yaşamanın bir bedeli vardır.

şirin bir tatil beldesinde ailem kendi çaplarında pansiyon işletiyordu. pansiyonumuza da 6 masalık salaş bir balık lokantası eşlik ediyor.

işletmemiz 30 yıllık. beldenin en köklü işletmelerinden. öyle ki kurulduğumuzda kara yolu yok denilebilecek düzeydeydi ve müşterilerimizin %90’ı bize deniz yolu ile ulaşan avrupalı’lardı. hiç bir zaman çok para kazanmadık. ama ailem benim eğitimime önemli bir para harcayacak kadar para kazanabiliyordu. üstelik müşterilerimiz ile ilişkilerimiz öyle sıcaktı ki neredeyse hepsiyle arkadaş gibiydik. hala avrupa’nın her köşesinde bize evini açacak dostluklar kurduk.

önce teker teker yat turizmi yapan charter şirketleri elini ayağını türkiye’den çekti. sonra yollar açıldı, bakir koylara mass turizm anlayışı ile koca koca oteller yapıldı. dış politika-terör avrupalı turistleri korkuttu gelmez oldular. turizm anlayışı tatil kültüründen bir haber olan orta ve alt sınıf yabancıları turlar ile toplayıp, otellere yığmak oldu. bu yöntem ile belli insanlar büyük paralar kazandı. esnaf çakallığı öğrendi. hizmet kalitesi düştü. bu da tatil yapmayı bilen insanları türkiye’den iyice soğuttu.

turizm bu halde iken geçen senelerde daha 23 yaşımda büyük bir işe kalkışıp küçük pansiyonumuzu restore edip 5 oda daha eklemek istedim. bankadan krediler çektim. temel ekomomi bilgimle analizlerimi yaptım. 2018 yılında borçlarımı ödeyip kara geçebilecektim.

bu projemde sürdürülebilir bir tatil tesisi anlayışını benimsedim. amacım tesisimin beldedeki tatil anlayışını da değiştirmesi idi. insanlar şehirlerinde özlediği doğal yaşamı, şehrin lükslerinden vazgeçmeden bu beldede yaşayabilmeli. bunun için öncelikle kendi tesis binamın metre kare başına harcadığı enerji miktarını büyük oranda düşürmesi gerekiyordu. ayrıca yığın halde değil az ve öz olması gerekiyordu.

güneş enerjisi kullanan, yağmur suyunu biriktiren, ışık kontrolü sağlayan, doğal havalandırma kullanan, kahvaltıda vereceği yiyeceği kendi bahçesinde yetiştiren, yumurtayı – balı – reçeli direkt organik olarak köylüden temin eden. az sayıda oda ile yüksek kalitede hizmet veren bir tesis tasarladık.

bu tesiste de yapı malzemeleri olarak her şeyi doğa dostu seçtik. açık tavan ahşap çatı, el işlemeli ahşap mobilyalar. yüksek kalite ıslak mekan çözümleri, döşemeler, yer kaplamaları, duvar sıvasındaki kum, veranda, yöresel dokuma kilimler her şeyi ince ince düşündük.

totalde 20 oda yapabilecek iken sadece 10 oda ile yetindim.

haliyle bana da büyük masraflar çıktı. buna rağmen oda fiyatlarımı belde piyasasının üzerinde tutmadım.

şimdi tüm kazandığımı kredi borçlarına gidiyor. her sene kendime 2 yıl daha sık dişini diyorum. ardından yeni bir olay patlak veriyor.

mass turizmden beslenen çakallar yerli tatilciyi yunanistan’a yönlerdirdi. bi’şey diyemiyorum ben de olsam yunanistana giderdim. avrupalı zaten bitti. kalan yerli turist 2+1 daire kiralıyor 4 kişilik odaya 7 kişi geliyor. zaten gelirken de doblosundan tüm yiyeceğini depolamış oluyor. bu yüzden maksimum 3 kişi konaklanabilen oda+kahvaltı düzenindeki tesisimi tercih etmiyor (neyse ki) bu 2+1 dairelerin neredeyse tamamının ruhsatı yok zaten. yine çakal esnaf kazanıyor.

geçen sene yıllardan beri tanıdığımız misafirlerimiz ve onların önerdiği yeni arkadaşlar, üzerine de booking.com katkısı ile işlerimiz iyi gidiyordu. çat!! sezon ortası 15 temmuz. bütün rezervasyonlar iptal. e adamın izni iptal olmuş. doğal olarak kaporasını geri istiyor. ben o kaporaları kredi borçlarının aylık ödemesine yatırdım. olmayan paramla ipral edilen rezervasyonların kaporalarını verdim.

bu sene kosgeb kredilerine başvurdum. 20.000 lira kredi başvurusu yapabileceğim söylendi. bağkur borcunu yatırcaktım onunla. kredi kartlarım da tesis giderleri ile patlak vaziyette. onları öderim dedim. krediyi çekmeye gittim. banka diyor ki hiç borcun olmayacak. lan borcum olmasa niye 20.000 lira peşinde bu kadar koşayım.
o iş de yattı.

bu sene şimdiden booking rezervasyonları almaya başlamıştım.
çat!! booking.com u kapatıyorlar.

genç yaşımda bir girişimcilik yapmaya çalıştım.
sistamatik olarak beni bitirdiler.

ben oraya ruhsatsız bina çıksam. 20 oda koysam. tur ile anlaşsam. sabah akşam dayasam önüne hazır yemeği. tur harici müşteriye de kafama göre fiyat çeksem;
şu an derdim tasam yoktu.

ben şimdi ne yapayım? mimarlık okudum. iyi de cv’im var. devredeyim dükkanı inşaat işine girip güzelim beldeye dökeyim mi betonu? yoksa sevdiğim hayatı terk edip istanbul’da maaşla mı çalışayım?

ben mecbur muyum düzene uymaya?
doğru olanı yapmanın cezası bu kadar ağır mı?

(Ekşi Sözlük, Yeşil Gazete)

Cem Özdemir ‘kapıyı gösterdi’: Erdoğan’ın süper olduğunu düşünenler Türkiye’de yaşayabilir!

Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir çarşamba akşamı Duisburg`da sosyal problemleri fazla bir semt olarak kabul edilen Marxloh’da “Erdoğan, Uyum ve İslam” konulu bir etkinliğe konuk oldu. Özdemir, “Erdoğan’ın süper olduğunu düşünenler Türkiye’de yaşayabilir” diye konuştu.

Yeşiller Partisi’nin Duisburg temsilciliğinin organize ettiği etkinlikte Özdemir semt sakinlerinin sorularını yanıtladı. Programa uyum ve İslam konularından çok Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili tartışmalar damgasını vurdu.

Deutsche Welle Türkçe’den Başak Demir’in haberine göre, Yaklaşık 300 kişilik salonun yarısını Almanlar diğer yarısını da ağırlıklı olarak anayasa referandumu için “Hayır” diyen Türk kökenliler doldurdu. Yeşiller Partisi Duisburg temsilciliği de Cem Özdemir’in katıldığı Hayır kampanyasına destek verdi. Salonda birçok Kürt, Alevi ve Erdoğan yanlısı da vardı. Etkinliğin yapıldığı otelin çevresinde polisin aldığı geniş güvenlik önlemleri dikkat çekti.

Cem Özdemir konuşmasına etkinlikte görevli polislere teşekkür ederek başladı. Özdemir “Polisin hukuk devletini koruması dünyanın her ülkesinde bu kadar tabii bir şey değil“ diye konuştu.

Özdemir’e ilk soruyu semt sakini bir Alman yöneltti ve MİT’in Almanya’da istihbarat faaliyetinde bulunduğu iddialarına atıfta bulunarak bunun başka AB ülkelerinde de olup olmadığını sordu.

Bu faaliyetlerin başka ülkelerde de olduğunu kaydeden Yeşiller Partisi’nin Eş Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Örneğin Danimarka’da bunun için bir nevi çağrı merkezi kurulduğunu öğrendik. Birini ihbar etmek isteyenlerin arayabileceği bir çağrı merkezi. Bazı gazeteciler birini ihbar etmek için arayan pozisyonunda bunu test ettiler ve ismini verdiklerine ne olacağını sordular. Onlara verilen yanıtta bu kişilerin pasaport kontrolüne gelir gelmez yakalanacağı söylenmiş.”

Bu durumun Almanya’da asla kabul edilmeyeceğini vurgulayan Özdemir, “Eğer temel haklarla bir sorunu olan varsa burada yaşamak zorunda değil. Erdoğan’ın süper olduğunu düşünen bu kişiler Türkiye’de de yaşayabilirler” dedi. Özdemir sözlerine açıklık getirerek “Almanya’da Erdoğan taraftarı olamayacağını kastetmiyorum, tabii ki yaşayabilirler ve otoriter liderleri savunabilirler. Ama kendi gibi düşünmeyen insanları ihbar etmek, onları bastırmak veya korkutmak ise asla kabul edilemez” diye konuştu. Özdemir, istihbarat teşkilatlarının suça karışmamış insanlar yerine radikaller ve teröristlerle ilgilenmesi gerektiğini kaydetti.

“Kim değişti?”

Tartışmada söz hakkı alan Cumhurbaşkanı Erdoğan taraftarı genç bir kadın ise Özdemir’e sert çıktı. Türk hükümetinin “sert müdahalelerini darbe girişiminin sonucu” olarak açıklayan başörtülü genç kadın “Bundan 15 yıl önce Türkiye’de ifade özgürlüğü yoktu, Kürtler kendi dillerini konuşamıyorlardı, başörtüsü ile eğitimi bir arada düşünmek mümkün değildi. Şu an üniversite sayısı üçe katlandı, alt yapı iyileştirildi. Eğer konu ifade özgürlüğü ise ben de Erdoğan yanlısıyım. Ama madem ifade özgürlüğü var neden ülkene git diyorsun?” şeklinde konuştu.

Cem Özdemir, bundan yıllar önce bir cem evinde kendisinin başörtülü kadınların üniversiteye gitme hakkı olduğunu savunanlardan biri olduğunu hatırlattı ve aynı biçimde de bir camide cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gerektiğini savunduğunu belirtti. Sadece “kendimizi ilgilendiren haklar” için mücadele edilmemesi gerektiğini savunan Özdemir, genç kadına Kürtler konusunda hak verdiğini belirtti. Erdoğan’ı Kürtlerle çözüm sürecinin başlatıldığı dönemde desteklediğini hatırlatan Özdemir “Şimdi size soruyorum, kim değişti? Ben mi o mu?” diye yanıt verdi.

Kürt sorunun tek çözüm yerinin parlamento olduğunu vurgulayan Özdemir, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra büyük bir fırsatın kaçırıldığını vurguladı. Yüzde 13’e varan oyla Meclis’e giren HDP ile Türkiye’de nadir bir dönüşüm şansı oluştuğuna dikkat çeken Özdemir “Ama bu şansı değerlendirmek, PKK’yı zayıflatmak yerine çözüm süreci bitirildi” dedi.

Merkel’e Türkiye eleştirisi

Özdemir, konuşmasında DİTİB’deki casusluk iddialarına da değindi. Bir Alman katılımcının DİTİB’in gerçekleştirdiği başarılı projelere dikkat çekmesi üzerine

Özdemir, DİTİB kadrosunda yıllar önce çok iyi işler başaran isimler olduğunu ancak yönetim kadrosunda değişikliğine gidilmesi ile büyük sorunların baş göstermeye başladığını kaydetti.

Yeşiller Eş Başkanı, Almanya Başbakanı Angela Merkel’i de Türkiye politikaları nedeniyle eleştirdi. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik yolunda önemli adımlar attığı 2005 yılında Merkel’in imtiyazlı ortaklıktan bahsederek büyük bir hata yaptığını söyleyen Özdemir, Merkel’in Türkiye’yi ancak mülteci krizi ile yeniden tanımaya başladığını kaydetti.

(DW)

Kömürün görünmeyen maliyeti açıklandı

Ülkemizde kömürlü termik santrallerin ormanlık, tarım ve deniz/kıyısal alanlar üzerinde yarattığı etkilerin gizli sosyal, ekonomik ve çevresel maliyetleri, yeni yapılan bir çalışma ile ortaya çıktı.

Araştırmacı ve ekonomist Dr. Bengi Akbulut’un, ülkemizin en önemli meselelerinden biri olan enerji tartışmalarına alternatif bir maliyet hesabı sunan “Termik Santrallerin Maliyeti-  Alternatif Bir Değerlendirme” adlı çalışması Ekoloji Kolektifi tarafından yayınlandı. Yapılması gündemde olan 5 termik santral projesinin incelendiği çalışmada, uluslararası literatür baz alınarak, bu proje alanlarında çevre ve ekosistem üzerinde yarattıkları “görünmeyen” maliyetler hesaplandı.

5 Termik Santralde Gizli Maliyet: 15.6 Milyon Türk Lirası

The Value of the World’s Ecosystem Services and Natural Capital adlı çalışmadan da yararlanan Dr. Bengi Akbulut, alım gücü paritesini baz alarak bu projelerin arazi kullanımı üzerinden hektar başına çevresel maliyetlerini ortaya çıkardı.

Çalışmanın sonuçları, CENAL Entegre Enerji Santrali, SOCAR Power Termik Santrali, HEMA Termik Santrali, DOSAB Buhar ve Enerji Üretim Tesisi ve SANKO Gölbaşı Termik Santrali’nin sadece arazi kullanımı üzerinden* proje döngüleri boyunca en az 15.6 Milyon Türk Lirası “gizli” maliyet yaratacağını gözler önüne serdi.

Bu maliyetler, ilgili termik santrallerin kurulacağı bölgelerdeki ormanlık, tarım ve deniz/ kıyısal alanlarının barındırdığı doğal varlıklar üzerinden ekosistem hizmet değerlerini kapsıyor. İlgili termik santrallere kömür teşvikleri üzerinden yılda yaklaşık 725.3 Milyon TL da kamu desteği sağlanıyor. Kamu tarafından teşvik edilen bu termik santrallerin yarattığı bu hasarlar, doğa, yerel halk ve kamu tarafından yükleniyor.

ÇED Raporları, Tüm Maliyetleri Kapsamıyor

Dr. Bengi Akbulut

İlgili 5 termik santralin sunduğu Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Süreçlerini de incelendiği çalışmada, sunulan ÇED raporlara, başta ekosistem hizmetleri ve kamu teşvikleri olmak üzere birçok sosyal, çevresel etkinin, bu etkilerin yarattığı ekonomik maliyetlerin yansıtılmadığını da ortaya çıkarıyor.

Ekoloji Kolektifi tarafından yayınlanan “Termik Santrallerin Maliyeti –  Alternatif Bir Değerlendirme” adlı çalışmaya bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

(İklim Adaleti.org)

Bir ihtimal daha var: İhraç edilen akademisyen, okuluna öğrenci olarak girecek

Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden ihraç edilen Araştırma Görevlisi Dr. Cenk Yiğiter, aynı okula bu kez öğrenci olarak dönmeyi hedefliyor.

Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na (YGS) katılan Yiğiter, tüm puan türlerinde 180 barajını aştı. En iyi dereceyi ise YGS-4’te 389.11774 puan ve 21 bin 45 başarı sırasıyla elde etti.

Hürriyet’ten Gülseven Özkan’ın haberine göre, 6 Ocak’ta KHK ile ihraç edildiği üniversiteye öğrenci olarak dönmek istediğini söyleyen Yiğiter şöyle konuştu:

“20 yılım orada geçti”

“Sınava hiç çalışmadan 2-3 saat uykuyla katıldım. Şimdi Lisans Yerleştirme Sınavları’nda (LYS) almayı planladığım puanla Ankara Üniversitesi Cebeci Kampusu’na öğrenci olarak girmeyi hedefliyorum. Çünkü akademisyen olarak her zaman içeri giremiyoruz, meslektaşlarımızı göremiyoruz. Mezun olarak da her zaman giremiyoruz. Cebeci Kampusu’na 17 yaşında öğrenci olarak girmiştim ve şu an 37 yaşındayım. 20 yılım orada geçti. 1997’de tek tercihle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmiştim. ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’ni de tercih edebiliyordum ancak ben Ankara Hukuk’u istiyordum. Şimdi ihraçtan sonra giremediğim kampusa öğrenci olarak girmek için üniversite sınavına katıldım. Bir yandan avukatlık stajıma devam edeceğim diğer yandan kampusta bir bölümü; gazetecilik, çalışma ekonomisi veya bilgisayar öğretmenliğini kazanıp 10-15 yılda eğitimimi tamamlayacağım. Sık sık af çıktığı için atılır, geri döneriz.”

Rektöre mesaj

Yiğiter, sosyal medya hesabından Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş’e, “Eğitim Bilimleri Fakültesi bilgisayar öğretmenliği garanti. Cebeci’ye öğrenci kimliği ile gireceğim. Var mı bir planınız?” diye sordu.

(Hürriyet)

Kanserden mizahla kurtuluşun sergisi: Kemoterapi var dediler geldik!

Uzman Mehmet Acar, Mersin Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü. Daha ötesi benim fotoğraf sanatı öğretmenim. 28 Mart Salı günü bir sergisi oldu Mersin Üniversitesi Prof. Dr. Uğur Oral Kültür Salonu’nda: ‘KEMOTERAPİ VAR DEDİLER GELDİK! adında.

Kanser ile mücadelesinde, kendisini güçlü tutan üretimlerini paylaştı bizimle. Hastalık sürecini karikatuze ettiği bu sergiye söyleşi için Mehmet Acar’ın doktorları Prof. Dr. Emel Sezer ve Prof. Dr. Hüseyin Abalı’da katılarak, kanser hakkında bilgi paylaşımı yaptılar.

Uzman Mehmet Acar’ın ücretsiz verilen karikatür kitabı

Genetik Sabıkam

Kanserle kötü geçmişi olan bir aileden geliyorum. Genetik olarak sabıkalıyım. Yakınlarımın yakalandığı kanserle çocuk yaşta tanışınca ve kaybedince onları; bu konuda mutlu sona olan inancım azaldı ve hassaslaştım. Zaman ilerledikçe, beyaz kan hücrelerimin anormalliklerini gördü bir doktor.

İstanbul’a gittim Mersin’den apar topar. İçine düştüğüm şüphe beni hasta etmeye yeterdi. İleri derecede kemoterapi gören hastalar ile aynı koridorda bekletilirken, avuçlarımın içinin sarardığını görmek gülümsememi bir süre engelledi. Güneşe doğru sahilde yürüdüğümde, ya sonuçlarım pozitif çıkarsa diye burnuma vuran sızıyı artık unutmam mümkün değil. Benim kansere en yakın durduğum mesafe işte bu andı. İçine düştüğüm bu korkunun yelkenini, kendi rüzgarımla ilerlettim. Gülümseyemediğim ve bilincimi korkuyla doldurduğum bu zamandan sonra, ilk kez kanserin  konu olduğu bir sergide gülümseyebildim. Mehmet Acar hocamın, mücadelesini konu ettiği bu karikatür sergisinde, kansere mizahla karşılık vermesinin sağlığa yakınlaştırdığını gördüm.

‘Amaç mücadeleye odaklanmaktır, korkuya değil!”

Mehmet Acar hocamın kanserle verdiği mücadeleyi bu sergiyle beraber öğrendim. Yaşadıklarını karikatüze ettiği bu paylaşım, kansere karşı ilk kez gülümsetti beni. Kendisi de amacını şöyle açıklıyor:’’Bugün burada hastalığın zorluklarını konuşmak için değil, bu hastalıkla mücadele eden insanların yüzlerinde bir nebze de olsa tebessüm bırakmak, onların yüzlerini güldürebilmek ve bu konuda ki bilgi kirliliğini biraz da olsa engellemek için bir araya geldik. Hastalığım süresince hem kendimi rahatlatmak hem merak eden arkadaşlara bilgi vermek için sosyal medyadan tedavi sürecimi anlatıyordum. Bu paylaşımları yaparken de mizahi bir dil kullanıyordum. ‘’

Mehmet hocam, hastalık süresince kullandığı mizah ile yaşatıyor gülüşünü.

Karikatür kitabıyla Uzman Mehmet Acar

‘Ben korkmuyorum, siz de korkmayın!”

Söyleşiye katılan ve Mehmet Acar’ın doktoru olan  Prof. Dr. Hüseyin Abalı da Mehmet Acar’ın, kanserin nasıl yenilebildiğini gösteren doğru bir örnek olduğunu söyleyerek, uygun tedavi ve doğru yaklaşımla insanların bu hastalığı atlatabileceğini ifade etti.

Mehmet Acar, kanserin kendisini korkutmasına izin vermediği için ve onunla baş etme yöntemini üreterek gösterdiğinden dolayı bugün bizim aramızda; daha güçlü ve sağlıklı olarak.

’Ben korkmadım, mücadele etim. Onlarda korkmasınlar, mücadele etsinler. Doktorlarının sözünden çıkmasınlar. Hastalıkla dalga geçmeyi başarsınlar

Prof. Dr. Emel Sezer ise, erken teşhisin hayat kurtardığını belirtip, kanseri doğru tedavi ve yaklaşımla yenebilirsiniz dedi.

Sergiye katılanlar karikatür kitabını keyifle okudular

Kanser hastalarını gülümseten ve birçok insanın korkusunu hafifletmeye yardımcı olan bu sergi ve söyleşi için öncelikle Mersin Üniversitesi öğretim görevlisi Uzman Mehmer Acar’a ve Prof. Dr. Emel Sezer ile Prof. Dr. Hüseyin Abalı’ya teşekkürler.

 

Röportaj Haber: Gökçe Atik

(Yeşil Gazete)

 

 

Ürününü satamayan çiftçi elinde kalan marulları koyunlara yedirdi

Bilecik’in Söğüt ilçesine bağlı Geçitli Köyü’nde kötü ekonomi nedeniyle satılamayan marullar koyunlara yedirildi.

Kötü ekonomi üreticiyi zor durumda bırakmaya devam ediyor. Bilecik’in Söğüt ilçesine bağlı Geçitli Köyü’nde üreticiler satamadıkları yüzlerce kilo marulu koyunlara yedirdiler.

Geçitli Muhtarı Metin Çakır, seralarda yetiştirdikleri marulların büyük bir bölümüne alıcı bulamadıklarını söyledi. Geçen yıl da aynı sıkıntı ile karşılaştıklarını belirten Çakır, “Önceki yıllarda ürünlerimiz para ediyordu. Ancak son yıllarda alıcılar para kazanamadıklarını söyleyerek ürünlerimizi almıyor. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da marulları hayvanlara yem olarak verdik” diye konuştu.

Marul üreticisi Nazmi Yanık da 4 dönümlük serasında bulunan marullarını satamadığını söyledi. Yanık, koyunlarını seraya getirerek marulları yedirdi.

(Evrensel)

Karaçay deresi fabrika atıkları nedeniyle tehlike saçıyor

Karaçay deresi kirlilik nedeniyle tehlike saçıyor. Organize sanayi atıklarının suya bırakıldığı bölgede, tarım arazilerinin bulunduğu dere boyuna da kimliği belirsiz kişilerce inşaat molozları ve evsel atıklar dökülüyor.

Sanayi atıkları nedeniyle can çekişen Gediz Nehri’ni besleyen damarlardan biri olan Karaçay Deresi, kirlilik nedeniyle tehlike saçıyor. Manisa Organize Sanayi Bölgesi atıklarının bırakıldığı dere, Yunus Emre ilçesine bağlı Fevzi Çakmak mahallesinde birçok tarım arazisinin arasından geçerken, derenin suyu atıklar nedeniyle siyah renge bürünmüş durumda. Özellikle yaz aylarında koku yapan dere, halk sağlığını tehdit ediyor.

Öte yandan yaşanan kirlilik yalnızca sanayi atıklarının suya bırakılması ile sınırlı değil. İnşaat molozlarından evsel atıklara kadar birçok atık da kimliği belirsiz kişilerce tarım arazilerinin bulunduğu dere boyuna bırakılıyor. Dere boyunca atıklardan tepeler oluştuğu görülürken, bölgede yaşayan yurttaşlar ise kirlilik nedeniyle tedirgin.

Mahalleli tedirgin

Dere boyunda bulunan Fevzi Çakmak mahallesindeki yurttaşların birçoğu müstakil evlerde tarım faaliyeti yaparak yaşamını sürdürüyor. Dönem dönem sulama amaçlı kullanılan deredeki kirliliğin tarım arazilerini de tehdit ettiğini belirten yurttaşlar, son dönemde kirliliğin daha da arttığını söyledi. Özellikle sanayi atıklarının bu dereye arıtılmadan bırakıldığından şüphelendiklerini söyleyen yurttaşlar, deredeki suyun adeta “çamur” halini aldığını kaydetti. Yurttaşlar yetkililerin bir an önce yaşanan duruma müdahale etmesini istedi.

“İki üç farklı renkte su akıyor”

Mahalle Muhtarı Musa Sezer de, yaşanan durumdan şikâyetçi olduklarını belirtti. Söz konusu kirliliği defalarca gündeme getirmeye çalıştıklarını söyleyen Sezer, “Mahallenin alt tarafında çarşıdaki yıkık inşaat molozlarını getirip döküyorlar. Kaçıyorlar. Bunun önüne geçilmesi gerekiyor. Rahatsızız. Bir iki bölgede dereyi bile doldurmuşlar. Su akan dereye bile döküyorlar bu molozları” diye konuştu.

Deredeki suyun kirlilik nedeniyle iki üç farklı renkte aktığını söyleyen Sezer, yetkililere çağrıda bulundu. Sezer, “Mahallenin içindeki kanalda yazları bazen su akmıyor. Kışın ve şu anda iki üç farklı renkte su akıyor. Bir mavi akıyor bir beyaz. Park kafeterya yaptıkları bölgede bu derenin üzerini kapatmışlar. Bizim burada üstü açık bir şekilde akmaya devam ediyor. Yetkililere çağrımız bir an önce müdahale edilmesidir” dedi.

Yüzyıllık ağaçlar kesildi

Öte yandan molozların döküldüğü bölgede bulunan bazı yaşlı ağaçların da kesilmesi dikkat çekiyor. Ağaçların kim tarafından kesildiği bilinmezken, kesilen ağaçlar arasında yüz yıllık ağaçlar da bulunuyor. Mahalleli de ağaçların gece kesildiği yönünde duyum aldıklarını ifade etti.

(Dihaber)

TBB’den, uluslararası katılımcılarla Sinop’ta Nükleer ve Hukuk Sempozyumu

Hukuk, genel bir ifadeyle ekonomik, politik ve sosyal sistemler içerisinde insan-doğa ilişkilerini, toplumsal düzeni sağlamanın, toplumun ortak iyiliğini savunmanın normatif bir aracıdır. Hukuka en başta yaşam hakkı  ihlallerini önlemek için  ihtiyaç duyulduğu üzere direkt ve endirekt toplumsal,ekolojik etkileriyle enerji üretimi ve kullanımı da hukuki çerçevede ele alınması gereken meselelerdir. Zira etkileri bugün de devam eden Çernobil Felaketi’nin 31.  ve Fukuşima Felaketi’nin 6. yıldönümlerinde nükleer santrallerin sadece meydana gelebilecek kazalar neticesinde yaşatabilecekleri kabus dünya kamuoyu tarafından yeterince idrak edilmiştir. Kaldı ki nükler santrallerde meydana gelecek bir kazanın yol açacağı bu felaketler meselenin sadece bir yönüdür.  Nükleer santraller,  işletim sırasında meydana getirdiği  çevresel ve yaşamsal hasarla, yüksek üretim maliyetleriyle, yüz yıllarca etkisi sürebilecek olan atıklarıyla, ham maddesi olan uranyum yakıtının çıkarılmasıyla, silahlanma sürecini beslemesiyle ve nükleer savaş ihtimalleriyle bütüncül yapıda ele alınmasını gerektirmekte ve gezegenin geleceği adına yaşam hakkının hukuki çerçevede değerlendirilmesi ihtiyacını doğurmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de de Hükümetin  2010 yılında Mersin/Akkuyu’ya nükleer santral kurulması için Rusya ile  2013 yılında Sinop/İnceburun için Japonya ile anlaşma imzalamış olması ve üçüncü nükleer santrali Trakya/İğneada’ya kurulabileceğini duyurmuş olması, nükleer santrallerin hukuk süzgecinden geçirilmesine ihtiyaç duyurmaktadır.

Yer: 1 Nisan Cumartesi, Sinop/Zinos Otel Saat:10:00-17:30

Türkiye Barolar Birliği(TBB), Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu,  1 Nisan 2017 Cumartesi günü 10:00 itibariyle Sinop’taki Zinos Otel‘de halka açık olarak gerçekleştireceği iki oturum ve forum kısımlarından oluşan “Nükleer ve Hukuk Sempozyumu” yla bu ihtiyaca karşılık vermeyi amaçlıyor.  Bu bağlamda nükleer santral kurulması halinde yasal alt yapının nasıl olması gerektiğine, santrali kurmak üzere konsorsiyuma taraf olan ülkelerdeki hukuki çerçevenin; aktüel yaklaşım ve uygulamaların ne ve nasıl olduğuna dair bilgi paylaşımında bulunulacak sempozyumun konuşmacıları arasında ise Fransa ve Japonya’dan uzmanlar bulunuyor.  Zira Sinop’ta kurulması öngörülen nükleer santral için anlaşma imzalanan Japonya’nın Mitsubishi şirketini görevlendirmesi ve Mitsubishi şirketinin de reaktör kurulumunu Fransız Areva konsorsiyumuyla gerçekleştirmesi öngörülüyor.

Sempozyumun içeriği ise program akışına göre şöyle:

Açılış konuşmalarını TBB Yönetim Kurulu Üyesi Av. Ali Arabacı ile Sinop Baro Başkanı Hicran Kandemir ve  Sinop Baro Başkanı Av.Kerami Gürbüz’ün yapacağı sempozyumun ilk oturumunda  nükleer santraller anayasal düzlemdeki yeri ve hukuki boyutlarıyla değerlendirilecek. Anayasa Hukukçusu Prof. İbrahim Kaboğlu’nun moderatörlüğünü yapacağı ilk oturumun konukları ise Fransa’dan Nükleer Güvenlik konusunun uzmanları olan Limoges Universitesi Hukuk Bölümü’nden  Prof. Michel Prieur Prof. ve Bordo Politik Calismalar Enstitüsü’nden  Dr. Hubert Delzangles olacak.

Fukuşima Nükleer Felaketi ve Sinop’ta kurulması öngörülen santrali kurmaya talip olan Japonya’da son durumun ve nükleer santrallere karşı verilen hukuk mücadelesinin ele alınacağı, Moderatörlüğünü Nükleersiz.org Kampanya sorumlusu ve Gazetemiz nükleer enerji yazar ve editörü Pınar Demircan’ın yürüteceği  ikinci oturumda ise Japonya’dan Nükleerden çıkış için Ulusal Avukatlar Ağı’ndan Avukat Kazuki Homori ile Türkiye’ye daha önce Yeşil Düşünce Derneği ve Nükleersiz.org tarafından üç defa  davet edilerek Fukuşima hakkındaki gerçekleri hiç çekinmeden tüm detaylarıyla anlatmış olan Fukuşima Tanığı olarak bilinen Bağımsız Gazeteci Toshiya Morita birer sunum yapacak.

Sempozyumun son ayağını Dünya çapında nükleer santral karşıtı direnişe çalışmalarıyla örnek olduğu için Kasım ayında Nükleersiz Gelecek Ödülü‘nün sahibi olan Arif Ali Cangı’nın yürüteceği ve katılımcılarının Sinop NKP temsilcileriyle çevre ve ekoloji sorunlarının çözümünde aktif bir isim olan Av. Yakup Okumuşoğlu’nun olduğu Forum kısmı oluşturuyor.

Sempozyumun gereçekleştirileceği mekanda,  Volkan Atılgan‘ın Sinop’un doğal güzelliklerini anlatmak suretiyle nükleer santralin kurulması halinde bir kaza ve ya sızıntı ihtimaliyle radyoaktif dışsallıklar nedeniyle ipotek altına alınacak doğal güzellikler olduğunu, kaybedilecek zenginlikleri gözler önüne seren “Nükleer mi?… Sinop’a mı?…Oldu canım!” adlı sergisi de katılımcılarla buluşacak .

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

 

Erişilebilir gösterimler ve atölyeler Engelsiz Filmler Festivali’nde çocukları bekliyor

5-7 Mayıs tarihleri arasında Eskişehir; 12-14 Mayıs tarihleri arasında İstanbul; 18-23 Mayıs tarihleri arasında Ankara’da seyircilerle beşinci kez buluşacak Engelsiz Filmler Festivali’nde bu sene de erişilebilir gösterimler ve atölyeler çocukları bekliyor.

Festival boyunca her gün ücretsiz olarak gerçekleştirilecek çocuklara özel gösterimler sırasında, görme, işitme ve ortopedik engeli bulunan çocuklar, görebilen, duyabilen yaşıtlarıyla birlikte aynı salonda filmleri izleyebilecekler.

Eskişehir’de Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi Kırmızı Salon; İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu SineBu; Ankara’da ise Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu’nun ev sahipliği yaptığı gösterimler, sesli betimleme, işaret dili çevirisi ve ayrıntılı altyazı ile takip edilebilecek.

Çocukların sinema yoluyla kendilerini ifade etmelerini ve sanatsal yaratıcılıklarını ortaya koymalarını teşvik etmek amacıyla düzenlenen Kahramanların Animasyonu atölyesi, çocuklara kendi animasyon filmlerini yaratma fırsatı verecek.

Festival’in 2015 yılında daha kapsayıcı olmak adına gerçekleştirdiği Otizm Dostu Gösterim’de ise otizm spektrum bozukluğu olan çocuk ve gençler, yakınları ile birlikte film izleyebilecekler.

Otizm Dostu Gösterim

Engelsiz Filmler Festivali, ilk kez 2015 yılında gerçekleştirdiği Otizm Dostu Gösterim ile otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençler için de erişilebilir olmaya devam ediyor. Bu özel gösterim kapsamında Denizin Şarkısı Song of the Sea adlı canlandırma film, loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gösterilecek. Seans öncesi herhangi bir tanıtım filmi ya da reklam gösterilmeyecek; seyirciler gösterim sırasında salonda yiyecek ve içecek bulundurabilecekler ve salonda diledikleri gibi hareket edebilecekler. Böylece öğrenme güçlüğü ya da duyusal problemler yaşayan çocuklar ve yakınları bu gösterim sırasında birlikte film izleyebilecekler.

Otizm Dostu Gösterim İstanbul’da 12 Mayıs Cuma saat 12:00’de Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu SineBu’da; Ankara’da ise 22 Mayıs Pazartesi saat12:00’de Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Erişilebilir mekanlarda engelsiz gösterimler

Puruli Kültür Sanat tarafından düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, tüm filmlerini göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile erişilebilir mekanlarda sunuyor. Seyirciler, tüm gösterim ve etkinliklere ücretsiz olarak katılabiliyorlar.

Açık Toplum Vakfı’nın ana destekçisi olduğu Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye Festival’in www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir, Facebook ve Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)