Ana Sayfa Blog Sayfa 3210

Ayakları tutmayan köpeğe pazar arabasıyla yürüteç yaptı

Kırıkkale’de bir hayvansever, araç çarpması sonucu yaralanan ve arka ayakları tutmayan sokak köpeğinin yürümesini, “yürüteç” işlevi gören pazar arabasıyla sağladı.

Kırıkkale’de yaşayan 49 yaşındaki Mehmet Köksal, araç çarpması sonucu arka ayakları tutmayan sokak köpeğine pazar arabasıyla çözüm buldu. Tekerlekli pazar arabasıyla köpeğin yürümesini sağlayan Köksal, hayvanın daha iyi koşullarda tedavi edilmesi ve iyileşmesi için yetkililerden yardım bekliyor.

Merkeze bağlı Ahılı köyü yolundaki sahipsiz köpeklere 10 yıldan beri baktığını anlatan Köksal, yaptığı açıklamada, öğleden önce hayvanlarla ilgilendiğini, öğleden sonra da özel bir şirkette çalıştığını söyledi.

Köy yolu boyunca çok sayıda sahipsiz köpek olduğunu ve onlara her gün yiyecek verdiğini dile getiren Köksal, “Her gün mahalle mahalle gezerek, insanların bıraktıkları ekmekleri topluyorum ve bütün hayvanlara veriyorum. Bir de kasap olan bir arkadaşım her gün ücretsiz kemikli tavuk eti veriyor, onları da köpeklere getiriyorum. Bunlar yetiyor zaten” diye konuştu.

“Bu hayvana çare olalım”

Köksal, daha önce beslediği bir köpeğe bir süre önce araç çarptığını ve hayvanın arka ayaklarının tutmadığını belirtti.

Köpeğin sürünmekten ayaklarının yara olduğunu aktaran Köksal, hayvana pazar arabasından yürüteç yaptıklarını ifade etti.

Köpeğin bu şekilde yürümesini sağladıklarını anlatan Köksal, “İmkanım olmadığı için böyle bir sistem düşündüm. Yetkililerden ve hayvanseverlerden ricam, bu hayvana çare olalım. Allah, insan olsun, hayvan olsun kimseyi süründürmesin. Köpeğin adını da ‘Kostak’ koyduk” dedi.

(T24)

Sınır Tanımayan Doktorlar: Suriye’de mayınlar sivillerin hayatını almaya devam ediyor

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF – Medecins Sans Frontieres) bugün (3 Nisan 2017) yayınladığı raporda, çatışmaların şiddetlendiği Suriye’nin kuzeyinde gerçekleşen patlayıcı madde ve mayın kaynaklı sivil ölümlerine dikkat çekiyor.

An MSF nurse is checking in on a patient injured from a mine, Kobane Hospital, Kobane, January 23, 2017.

Suriye’nin kuzeyinde bulunan MSF sağlık ekiplerinin, hasta ve hasta yakınlarının tanıklıklarına dayanarak hazırlanan “Patlamaya Hazır” (Set to Explode) adlı rapor, her geçen gün daha fazla insanın yollara, tarlalara ve evlere döşenen patlayıcılar nedeniyle hayatını kaybettiğini ya da sakat kaldığını ortaya koyuyor.

MSF raporda, evlerinden kaçan ve evlerine dönmeye çalışan insanların karşılaştıkları risklerin azaltılması için bu bölgede patlayıcı madde tespit ve imha çalışmalarına bir an önce hız verilmesi gerektiğini vurguluyor.

“Televizyonlardan oyuncak ayılara kadar her şeyde bubi tuzağı var”

Cephe hatlarının sürekli değiştiği bölgede evlerinden kaçan ve Irak ve Şam İslam Devleti’nin boşalttığı köylerde evlerine geri dönen insanların, mayınlar, bubi tuzakları ve patlamamış mühimmatla karşılaştığını belirten MSF Suriye Acil Durum Yöneticisi Karline Kleijer, “Evlerine dönen insanlar için son derece tehlikeli bir durum söz konusu. Halıların altına, buzdolaplarına, hatta çocukların oyuncak ayılarının içlerine bile bubi tuzakları kurulmuş” dedi.

Suriye’nin kuzeyinde halihazırda mayın temizleme çalışması yapan bir insani yardım kuruluşu ya da askeri kurum bulunmuyor. Bu nedenle bölge halkı bu görevi üstlenmeye çalışıyor, ancak bunun ölümcül sonuçları oluyor.

İnsanların köylerini güvenli hale getirmek için hayatlarını tehlikeye attığını belirten Kleijer, “Ayn Al Arab/Kobane’de para kazanabilmek için evleri mayınlardan temizlemeye kalkışan 5 kişi olduğunu duymuştuk, fakat bu insanların hiçbiri bugün hayatta değil” açıklamasında bulundu.

1 ayda patlayıcı kaynaklı 190 yaralanma

Rapora göre 2016 yazında yalnızca 4 hafta içerisinde Menbic’de bulunan hastaneye, patlayıcılar sonucu yaralanan 190 hasta başvurdu.

An MSF staff member walks by a building destroyed in the conflict, Kobane, January 23, 2017.

Arin hastanesinde görev yapan MSF doktoru ise, bu süre boyunca kamyonlar dolusu yaralının hastaneye gelmeye başladığını, çatışmadan kaçarak güvenli olduğunu düşündükleri yollardan gelmeye çalışan insanların mayın tarlalarının içine düştüklerini belirtti.

Raporda tanıklığına yer verilen Jasem de, Tel Abyad yakınlarındaki Jirn köyünde evinin kapısının 2 metre ötesine 2 adet mayın döşendiğini söylüyor ve “Uyku uyuyamıyorum. Sürekli 4 çocuğumdan birinin, bir köpeğin ya da koyunun bu mayınlara basacağı korkusuyla yaşıyorum. Evin yakınlarına bir hayvan geldiğinde mayını patlatacak korkusuyla evi boşaltıp kaçıyoruz” diyor.

Mayın temizleme çalışmaları acilen desteklenmeli

Suriye’nin kuzeyindeki patlayıcı madde tehdidiyle ilgili MSF çağrısını yineleyen Kleijer şunları söyledi: “Bu bölgenin acilen mayınlardan ve patlamamış mühimmattan temizlenmesi gerekiyor. Mayın imha çalışmaları yapılmadığı takdirde, patlayıcılar ve bubi tuzakları insanların hayatını ve geçim kaynaklarını tehdit etmeye devam edecek; bölge halkı evlerine geri dönemeyecek veya savaştan kaçamayacak.

Bu durum, aynı zamanda tıbbi ve insani yardım ekiplerinin bölgeye girişini büyük ölçüde engelleyecek. Bu da yıllardır süren savaş nedeniyle sağlık sistemi çökmüş olan bir bölgede insanların daha büyük acılar yaşamasına neden olacak.”

Savaşın tüm taraflarına ve müttefiklerine sivillerin korunması yönündeki çağrısını yineleyen MSF, Suriye’nin kuzeyinde mayın temizleme çalışmaları yapılabilmesi için ilgili kuruluşlara giriş izni verilmesi çağrısında bulundu. Raporda uluslararası topluma da seslenen MSF, Suriye’nin kuzeyinde sivillerin korunabilmesi ve insani yardımın bölgeye ulaştırılabilmesi için, mayın temizleme kuruluşlarına acilen destek verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

İngilizce raporun tamamına bu bağlantıyı üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

Sarıyer Belediyesi, yenilenebilir enerji sistemine sahip, engelsiz, yeşil sertifikalı binasına taşındı

Sarıyer halkına kapılarını açan 93 bin metrekarelik Sarıyer Belediyesi Hizmet Binası, doğaya en az zarar verecek şekilde tasarlandı. İlk yeşil sertifikalı kamu binası sürdürülebilirlik konusunda ilk örnek olacak.

İstanbul’da Sarıyer Belediyesi Yeni Hizmet Binası görkemli bir törenle Sarıyer halkına kapılarını açtı. Yeni hizmet binası ekolojik ve sürdürülebilir olma özelliğiyle öne çıkıyor.

Sarıyer halkına kapılarını açan 93 bin metrekarelik dev merkez, yenilenebilir enerji sistemlerine sahip. Engelsiz olma özelliğiyle de dikkat çeken merkez, tüm yurttaşlara kolay ulaşım imkânı sağlıyor.

33 yıldır ilçe genelinde yaklaşık 20 farklı noktada hizmet veren birimlerini tek çatı altında toplayan bina ile büyük tasarruf sağlanacak. Yaşar Kemal Kültür Merkezi ile birlikte açılan belediye binası 450 milyon dolarlık varlığa sahip.

İlk yeşil sertifikalı kamu binası

Tüm dünyada geçerli “Yeşil Bina” sertifikasına (BREEAM) sahip bu büyüklükteki ilk kamu binası niteliğindeki Sarıyer Belediyesi Hizmet Binası ve Kültür Merkezi, enerjisinin bir bölümünü kendisi üretiyor. Türkiye’nin en büyük yeşil binasında; su güneş enerjisiyle ısıtılıyor, yağmur suları 800 bin litrelik kapasiteye sahip depolarda arıtılıyor. Kanalizasyona doğrudan gitmesi gereken su dışındaki lavabo suları, toplanıp arıtılarak, rezervuarlara tekrardan veriliyor.

Tasarrufta çıta yükseltti

Sürdürülebilir arazi planlaması, su ve enerji, ekolojik malzeme kullanımı, hava kalitesi, atıkların kontrolü ve kirlilik gibi özellikleriyle benzerlerine göre yüzde 30 daha fazla tasarruf sağlayan Sarıyer Belediyesi’nin yeni Ana Hizmet Binası, insan sağlığı ve doğal çevre üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirecek şekilde tasarlanarak, kamu binalarından beklenen çıtayı da yükseltti.

‘Kamu kaynağını verimliliğe harcadık’

Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç yeni hizmet binası ile ilgili, “Sarıyer Belediyesi Hizmet Binası sadece Türkiye’de değil dünyada da bir ilk” dedi. Genç, “Dünyada ilk olduğumuzu, bir mühendis olmanın gururuyla söylüyorum. Bu binanın temelinde çocukların sevgisi, Sarıyerlinin emeği, alınteri, parası var. Kendi öz bütçemizle ve akılcı harcamalarla kamu kaynağını en verimli şekilde kullanmış olmaktan gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

Avantaj ve özellikleri:

»Sürdürülebilir enerji performansı,

»Geri dönüşümlü malzeme,

»Tüm ofisler gün ışığı alacak, aydınlatmadan tasarruf sağlanacak,

»Daha verimli enerji ve su kullanımı,

»Altyapı hizmetlerinde minimum kaynak kullanımı,

»Geliştirilmiş ve daha verimli çalışma ortamı,

»Kullanım ve işletme maliyetlerinde tasarruf,

»Personel ilişkilerinde ve hizmet kalitesinde artış,

»Bina içi faktörlerinden hastalık riski minimum,

»Mesai saatleri bitimi ve hafta sonlarında adeta uyuyan bir bina haline geliyor ve enerji tüketimini en aza indiriyor.

»Aydınlatmalar led, lavabo ve pisuarlar sensörlü.

»Binadaki su güneş enerjisiyle ısıtılıyor.

»Kanalizasyona doğrudan gitmesi gereken su dışındaki lavabo suları, toplanıp arıtılarak rezervuarlara tekrardan veriliyor. Böylece su israfının önüne geçiliyor.

»Binanın ısınma ve soğutma sistemi bir odadan kontrol ediliyor.

»İklim konforu gözetilerek binaya az sayıda açılabilir pencere kondu.

 

Diyarbakır’da #hewseledokunma forumu

Amed Ekoloji Meclisi, Hevsel Bahçelerine yapılmak istenen talan projesine ‘Hayır’demek için 2 Nisan Pazar günü geniş katılımlı bir basın açıklaması ve forum gerçekleştirdi.

Hewsel Koruma Platformu tarafından, “Hewsel’e sahip çık! Amed’in doğasına beton dökmek, imara açmak istiyorlar. İzin vermeyeceğiz!” çağrısı ile saat 12:00’de Fakülte Köprü Girişi’nde toplanan doğa savunucularının basın açıklaması yapmalarına müsaaede edilmedi. Bunun üzerine Hevsel’e doğru yürüyüşe geçildi ve ardından gelinen forum mekanı Eğitim-Sen 1 Nolu Şube’de basın açıklaması okundu.

“Amed için Hewsel Bahçelerinin Önemi ve Mücadele Yöntemleri” başlıklı foruma ise HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, CHP Mersin Milletvekili Fikri Sağlar, HDP Ekoloji Sözcüsü Beyza Üstün ve Gazeteci yazar Naci Sapan ile Şehmus Diken katıldı.

Forum öncesinde Hewseli Koruma Platformu  tarafından okunan basın açıklamasının tam metni şu şekilde:

Sekiz Bin Yıldır Doğal-Ekolojik Dokusuyla Günümüze Gelmiş, Dicle Nehri Kuruyacak, Dicle Vadisi Yapılaşmaya ve Ticarete Açılacak, UNESCO Dünya Miras Listesindeki HevselBahçeleri Yok Olacak!

Bu yıkıma HAYIR diyelim!

Beş bin yıllık Diyarbakır kentinin var olma sebebi,  Dicle Nehrinden adını alan, Dicle Vadisi ve Hevsel Bahçeleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığının rant odaklı projeleriyle yok olmakla karşı karşıyadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Diyarbakır il müdürlüğünde 28 Aralık 2016 tarihinde ‘Dicle Vadisi Rekreasyon Alanı (Doğa Parkı) ve Ağaçlandırma Alanı 1. Uygulama Etabı ‘ adı ile kırklar dağı etekleri olarak bilinen 31,85 hektarlık alanda imar plan değişikliği yaparak otuz gün (30 ) askıya çıkarılmış ve onaylamıştır. Hazırlanan bu planlama çalışmaları Dicle vadisi ve UNESCO kültürel peyzaj alanı olarak miras listesinde giren Hewsel Bahçelerini ve Dicle Vadisinikentsel tasarım projeleri kapsamında yapılaşmaya ve ranta açılmasının önünü açacaktır.

Çevre ve şehircilik bakanlığı 2013 yılında Dicle Vadisinin Silvan Yolu ve tarihi ongözlü köprü arasındaki 1089 hektarlık alanını, 6306 afet riski altındaki alanların dönüşümü kanunu kapsamında ‘Rezerv Yapı Alanı’ ilan etmişti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından askıya çıkarılan  ‘Dicle Vadisi Rekreasyon Alanı (Doğa Parkı) ve Ağaçlandırma Alanı 1. Uygulama Etabı plan çalışmaları o tarihlerde ilk kez hazırlanmış Diyarbakır halkının gündemine getirilmişti. Rezerv Yapı Kararı UNESCO adaylık sürecinin devam ettiği ve kültür bakanlığı tarafından onaylanan “Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı” yönetim planının tampon bölge sınırının neredeyse tamamını kapsadığı, bu kararın UNESCO sürecini olumsuz etkileyeceği öngörüsüyle yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2014 yılında  iptal edilmişti. O dönem Rezerv yapı kararın bakanlık tarafından iptal edilmesinde Diyarbakır halkının ve STK larının yoğun tepkisinin etkisinin olduğu yadsınamaz.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2013 yılında ‘Dicle Vadisi Kırklar Tepesi Rekreasyon Alanı İmar Planı, Kentsel Tasarım Ve Peyzaj Uygulama Projesi Alım İşi’ olarak gündemine aldığı projesini bugün ‘Dicle Vadisi Rekreasyon Alanı (Doğa Parkı) ve Ağaçlandırma Alanı 1. Uygulama Etabı’ projesi adı ile OHAL sürecinde alınan 644 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamın da Özel ‘Proje Alanı İlan’edip planlama çalışmaları ile yapmaya devam etmektedir.

Biz diyoruz ki: Dicle Vadisi üzerinde yapılan planlama çalışmaları ve projeleri ‘Doğa Parkı Değil, Kentsel Bir Parktır!’ Daha projenin uygulama aşamasında alanda yüzlerce ağac kesilmekte, tarihi on gözlü köprünün de hiçbir uzman kontrolü olmadan iş makinaları ile hafriyat dolgusu yapılmakta. Bu proje ile Doğal ve ekolojik bir alan üzerinde geniş yollar, spor tesisleri, geniş otoparklar, nehir üzerinde regülatörleryapılması planlamaktadır. Böylece gelecekte ticari ve kentsel yapılaşmanın önünü açacak planlama kararlarının alındığı görülmektedir.

Bünyesinde birçoğu endemik olmak üzere 184 farklı kuş ve 20’nin üzerinde sürüngen ve kemirgen hayvanı barındırandicle vadisinin merkezi iktidar tarafındanalınan kararlar ve planlarla yok edilmesi doğaya ve insanlığa karşı işlenmiş bir suç niteliğindedir. Alan yönetim planı,mekansal kararları bir havza bölgesi olarak bütüncül bir yaklaşımla planlanması gerekliyken acele alınan masa başı kararlardır. Bakanlığın Dicle Vadisi Planlama çalışmaları ile alanın doğal ekolojik yapısının yok olması, kentsel bir alana dönüştürülmesinin önü açılarak,  rant odaklı projeler kapsamında değişimini zamanla sağlayacaktır. Ayrıca yoğun güvenlik koşulları altında doğal-ekolojik- kültürel bir alan, ohal sürecinde alınan acele kararlarla yok edilmeye çalışılmaktadır.

Yıllardır hazırlanan plan ve projelerle dicle nehri üzerinde suyun toplatılarak gölet haline getirecek regülatörlerin yapılması düşüncesi, nehir üzerinde yapılması planlanan, bu projede de yer almaktadır. Dicle nehri üzerinde regülatör yada hes projelerinin yapılması ile ‘Dicle nehrinin kumul alanlarını etkileyeceği, nehir içerisinde oluşmuş olan küçük adacık ve sazlık, bataklık alanları su altında bırakacağı, Dicle nehri ile bütünleşmiş yaban hayatını olumsuz yönde etkileyeceği ve alanda varlıklarını sürdüren yerel ve göçmen kuş türlerinin üreme alanlarını tahrip edeceği, kaplumbağaların (bölge görülen endemik tür refitus kaplumbağası)  üreme alanı olan kumulları yok edeceği, regülatörler nedeniyle balık ve kaplumbağa geçişlerinin olanaksızlaşacağı,  türlerinin  yok olma tehdidi altında olan kaplumbağalar, balık türleri ve sucul türlerin üreme alanlarını daraltmak, ve popülasyonlarını izole etmek bu türlerin nesillerinin tükenmesine yol açacağı’  uzaman kişi ve kurumlarca dile getirilmiştir.

Diğer taraftan hazırlanan plan ve proje kapsamında sekiz bin yıllık doğalekolojik yapısını günümüze taşımış, Amed kentini beş bin yıldır besleyen tarımsal bir alan yok olacaktır.Hewsel bahçeleri ve dicle vadisinde kentin mülksüz ve yoksul kesiminin tarım yaparak geçimini sağladığı yüzlerce ailenin; barınma ve geçimlik yaşamlarını sürdürdüğü bir alandır. Hazırlanan bu projelerle vadinin tarımsal potansiyelinden yararlanan yoksul ve mülksüz kesim görmezden gelinmektedir. Diyarbakır’da yaşayan herkesin kullanımında olması gereken bu ortak yaşam alanı sadece yüksek gelir sahibi kesiminin kullanımına açılacağı ortadadır.

Dicle Vadisinde tekrar gündemleştirilen bu plan-projeler kapsamında alan zamanla rant projelerine teslim edilecektir.  Diyarbakır’ın ciğeri ve hayat suyu Dicle Vadisi Ve Dicle Nehri böylesi acele kararla değil, daha hasas ve koruma-aktarma dengesine dikkat edecek projeler ile ele alınmalıdır. Çevre ve şehircilik bakanlığının gündemindeki plan-projelerin bu kapsamda derhal iptal edilmelidir. Dicle vadisi tarihi-ekolojik değerine uygun, Diyarbakır halkının ve kentteki STK’ların katılımı ve müzakereleri ile katılımcı bir ortamda hazırlanan projelerle düzenlenmelidir.

Bakanlık alanda ekolojik tahribata sebep olacak bu Projesini durdurmadığı taktirde her türlü demokratik yol ve yöntemlerle mücadelemizi yükselteceğiz.

Tüm ekolojistleri, çevrecileri, duyarlı çevreleri hevsel bahçelerine sahip çıkmaya ve mücadele ağını örmeye davet ediyoruz.

Hewseli Koruma Platformu

 

(Yeşil Gazete)

 

Avustralya’nın Sydney kentine gitmek isterken kendini Kanada’da buldu

Hollandalı bir öğrenci, Avustralya’nın Sydney kentine yaz tatiline gitmek isterken yanlış bilet alınca 1.5 derecenin sıcak sayıldığı Kanada’nın kuzeyindeki Sdney kasabasına gitti.

18 yaşındaki Milan Schipper, bileti ucuz olduğu için aldığını söyledi. Havayolu şirketi, Schipper’i Amsterdam’a ücretsiz geri götürdü.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Schipper, Toronto’da uçak değişirdiklerini belirterek “İkinci uçak çok küçüktü. Aslında bu uçak Sydney’e nasıl gidecek diye şüphelenmiştim” dedi.

2002’de genç bir İngiliz çift de aynı hatayı yaparak Kanada’ya gitmişti.

(BBC Türkçe)

Mersin’de polise bombalı saldırı: Yaralılar var

Mersin’de Söğütlüpınar Kavşağı’nda polis ekiplerine yönelik düzenlenen bombalı saldırıda 2 polis memuru yaralandı. Parça tesirli bombanın, poşetle kavşaktaki otların arasına bırakıldığı ve uzaktan kumandayla patlatıldığı belirlendi.

Saldırı saat 07.30 sıralarında Merkez Mezitli İlçesi Süğütlüpınar Kavşağı’nda meydana geldi. Tece Polis Merkezi’nde görevli asayiş ekipleri, 33 A 6257 plakalı ekip aracı ile kavşakta beklemeye başladı.

Güvenlik amacıyla her sabah aynı kavşakta önlem alan polis ekiplerinin aracı park etmesinden kısa süre sonra, büyük gürültüyle patlama oldu. Yaklaşık 50 metrelik alanda etkili olan patlamada araçta bulunan polis memurları Olcay Solak ile Hayrullah Poyraz yaralandı. Çevreden yetişenlerin ilk müdahalesini yaptığı polis memurları, ambulanslarla Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Tedaviye alınan yaralı polisler Olcay Solak ile Hayrullah Poyraz’ın hayati tehlikelerinin bulunmadığı açıklandı.

Uzaktan kumanda ile patlatıldı

Patlamanın ardından bölgeye çok sayıda ekip sevk edildi. Olay Yeri İnceleme ve Terörle Mücadele ekipleri tarafından yapılan incelemede, büyük hasar gören ekip aracının bulunduğu noktadaki otların arasına poşetle daha önce bırakılan parça tesirli bombanın, teröristlerce uzaktan kumanda ile patlatıldığı belirlendi.

Her gün aynı kavşakta güvenlik önlemi alan polis ekiplerine yönelik düzenlenen bombalı saldırıyı gerçekleştirilen teröristlerin yakalanması için kentte geniş çaplı operasyon başlatıldı.

 

(Cumhuriyet)

Orman Bakanı: Baraj havzasına, deniz kenarına moloz dökene ‘orman kanunu’ uygulanacak

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, baraj havzaları, deniz kenarlarına moloz ve çöp dökerek kirliliğe neden olanları uyarıp, “Hele bir döksün bakayım. O kişilere ’Orman Kanunu’ uygulanacak. Kamyonlarına el konulacak” dedi. Eroğlu bazı yerere gizli kamera ve ekipler yerleştirildiğini de söyledi.

Yenice, Çan ve Biga ilçelerindeki programlara katılmak üzere Çanakkale’ye gelen, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, ilk ziyaretini Valiliğe yaptı. Burada bir de basın toplantısı düzenleyen Bakan Eroğlu, Yenice, Biga ve Çan ilçelerinde 86 milyon TL yatırım bedeli olan 14 tesisin temelini atacaklarını söyledi. Bakanlığı tarafından Çanakkale’ye bugüne kadar yapışan yatırımlarla ilgili bilgiler veren Bakan Eroğlu’na, basın mensuplarının İstanbul’da baraj havzalarına ve deniz kenarlarına moloz ve çöp yığınları dökerek kirliliğe neden olunduğunu hatırlatıp, bu kişileri yönelik nasıl bir yaptırım uygulayacakları yönündeki soruya şöyle yanıt verdi:

“İstanbul’da Belgrad ormanlarında yol kenarına birkaç kamyon moloz dökülmüş. Hemen tespit ettik. Ayrıca bu Kilyos tarafından sahile moloz dökülmüş. Bunları da tespit ettik. Şimdi buradan şu mesajı veriyorum; orman teşkilatıma talimat verdim. Bu kişileri yakaladığın zaman ’Orman Kanunu’ uygulayacaksınız. Buradan bütün kamyoncular bilsin. Bir takım kameralar ve gizli ekipler kurduk. Yakaladığımız zaman ’Orman Kanunu’nu uygulayacağız. Kamyonuna, her şeyine el koyacağız. Bu işin şakası yok. O kişiyi de ormanı tahrip ettiği için ’Orman Kanunu’ gereğince savcılığa, mahkemelere sevk edeceğiz. Kamyonuna da el koyacağız. Talimatım bu. Kusura bakmayın. Hiçkimsenin havzalara kaçak çöp döküm yapma hakkı yoktur. Dolayısıyla bunu ihlal edenler, kesinlikle cezalandırılacaktır. Hele bir döksün bakayım. Orman Kanunu’na göre bütün her şeylerine el koyacaksınız. İdari mal olarak kayda geçeceksiniz.”

“Barajlarda suyumuz var”

Bakan Veysel Eroğlu, basın mensubunun barajlardaki su durumu ile ilgili soruları üzerine ise Bakan Eroğlu, “Barajlarımızda suyumuz var. Hem içme suyu açısından da bir problem yok. Bu sene çok büyük bir kuraklık yaşanmadı. Yağışlar büyük ölçüde normal. Biz esasen büyük kuraklıklarda bile sıkıntı yaşamadık. 2007 ve 2014’te büyük kuraklıklar oldu ama sorun yaşamadık. Başta çiftçilerimiz olmak üzere herkese yeteri kadar su vereceğiz” dedi.

El Salvador metal madenciliğini yasaklayan ilk ülke oldu

Orta Amerika ülkesi El Salvador’da çevreyi, özellikle su kaynaklarını korumak amacıyla metal madenciliği yasaklandı. El Salvador böylece metal madenciliğini tamamıyla yasaklayan dünyanın ilk ülkesi oldu.

El Salvador Kongresi’nde alınan yasak kararı çerçevesinde yeraltı, yer üstü ve elle madencilik yapılamayacak. Karara göre, çoğunlukla siyanür ve cıvanın sürece dahil olduğu maden arama, çıkarma ve işleme faaliyetleri tamamen yasaklandı.

Altın, gümüş ve bakır açısından zengin yer altı kaynaklarına sahip El Salvador’da 2008’den bu yana yeni maden ocaklarının açılmasına izin verilmiyordu. Metal madenciliğinin San Sebastian’da su kaynaklarını kirletmesinin ardından baş gösteren temiz su krizi üzerine dönemin Devlet Başkanı Antonio Saca, yeni madenlerin açılması için yapılan başvuruları reddetmeye başlamıştı. Kabul edilen bir karar olmamasına rağmen, hükümet de yeni maden açılmasına izin vermemişti.

El Salvador ve FMLN

Sánchez Cerén

Eski gerilla lideri olan Sánchez Cerén’in iktidara geldiğinden bu yana El Salvador’da olumlu gelişmeler yaşanıyor. 2009-2014 yıllarında Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Cerén, 2014 yılından bu yana El Salvador’un Devlet Başkanı. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, solcu Farabundo Martí Ulusal Kurtuluş Cephesi (FMLN) adayı olarak yarıştı ve Cumhurbaşkanı olarak seçildi.

1 Haziran 2014 tarihinde göreve başlayan ve 1980 yılında Salvador İç Savaşı’nın başlaması ile birlikte, “comandante” (komutan) pozisyonuna atananan Sánchez Cerén, takma adı Leonel González olarak biliniyordu. 1992 yılında Chapultepec Barış Anlaşması’nın imzalanması sonrası FMLN yasal siyasi parti oldu.

 

(Demokrasi.com)

Puglia’nın her daim yeşil anıtları: Zeytin!

Baharda İtalya’nın Puglia bölgesine  yolunuz düşerse eğer  empresyonist bir ressam paletinden geçeceğinizi unutmayın. Rüzgar,  geçtiğiniz yollarda tılsımlı bir buhurla size  İyon Denizi’nin  mavi, tembel sahiline; gri kayalara doğru  size eşlik edecek. Eğimli arazi  kırmızılı, sarılı çiçeklerle donanmış olacak, sonunda kıyıya ulaştığınızda denizin mavisi, gökyüzünün mavi ufku ile birleşecek.

Kokular, renkler arasında zaman durmuş da, bu topraklarda sırtınızı efsanevi zeytin ağaçlarına dayamış  hiç hareket etmeden  binlerce yıldır bu manzarayı seyrediyormuş hissine kapılacaksınız.

Sırtınız dayadığınız asırlık zeytin ağaçlarından kulağınıza fısıltılar gelirse şaşırmayın,  çünkü onlar Puglia’da binlerce yıl önce yaşamış çoban çocukları. Kolofon’lu ( İzmir’in Menderes İlçesine bağlı Değirmendere Köyü ) Yunan şair Nicander’in dediğine göre; Mesappe köyünde kutsal taşlardan biri yerinden oynatılır. Taş yerinden oynayınca taşın arkasında danseden periler de gün yüzüne çıkarlar. Bu danseden güzel perilerin haberini duyan çoban çocuklar koşup gelirler. ‘ Biz bu perilerden çok daha güzel dansedebiliriz’ derler ve aralarında bir yarışma yapılmasını isterler. Bu bizim kaba saba çoban çocukların dansı kendileri gibi kabacadır, perilerin ki ise öylesine zariftir ki bizim Puglia’lı çobancıklar yarışı kaybederler ve çok da utanılar. Boylarında büyük bir işe kalkışlarından da cezalandırılmalarını isterler. Tanrılar da onları orada zeytin ağacına çeviriler. Bizim çobancılar da binlerce yıldır o ağaç bedenlerinin içinde kıpırdanıp dururlar.

Efsane böyle der de, bu ağaçlar uzun bir geçmişe sahiptir gerçekten. Puglia’ya zeytini ilk kez 4000 yıl önce Fenike’liler getirip dikerler. O günden bugüne Puglia bölgesinin en önemli karakteistik  özelliğidir zeytin. Bunlar, bölgesel ve ulusal doğal mirasın gerçek sembolleri olmalarının yanı sıra halk  için en önemli ekonomik gelir kaynağıdır.

Puglia’da bulunan Apulia zeytin ağaçları UNESCO  dünya miraslarınan biri  haline gelmesi bekleniyor.  Apulia zeytin ağaçları yüzyıllar boyunca insanoğlu tarafından yaratılmış anıtlar gibi doğal sanatının nadir örneklerinden  ve tarih, kültür, halk yaşamı ve geleneklerinin sembolize eden bir hazine; ama onların korunmasını sağlamak o kadar kolay değil.

Bir  süre önce katil bir bakterinin sözde tehdidi altında ölme riski altında kalan  Puglia’nın zeytinleri bu katil bakteriden kurtarıldılar diye sevinirken, bu kez Puglia’lıların karşına katil TAP projesi çıktı.  Azarbeycan’dan Avrupa’ya gaz getirmeyi planlayan Trans Adriyatik Doğalgaz Boru Hattı (TAP) Projesi yaşları 400’ün üzerinde neredeyse 10 bin anıt zeytin ağacının ölümüne neden olacak. Hükümet ağaçları söküp başka yer dikme sözü vermiş olsa da biz kendi memleketimizdeki deneyimlerimizden sökülüp taşınan ağaçlara neler olduğunu iyi biliyoruz. Hükümetin endüstri gelecek, fakir bölge zenginleşek,  eliniz para görecek  hikayelerini yemeyen Puglia’lar sokağa dökülüp ağaçlarını korumak için direndiler, direniyorlar. Antik Yunan tarihçisi Tukididis asırlar önce, “Akdeniz halkları zeytin ekmeye başladıklarında barbarlıktan kurtulacaklar” dediğinde bugün  zeytin ağaçlarını korumaya çalışan Puglia’lılara acımasızca saldıran polisi görse ne derdi kimbilir?

 

Şenay Boynudelik

Bronz raylardan demiryollarına: Amerika

Sizde de oldu mu hiç? Atila İlhan gibi “Bir trene binip rastgele defolup gitmek istiyorum.” diye düşündüğünüz anlar. Bende oldu. Bir kez kentin kapısını vurup, Anadolu’ nun küçük köylerini, kasabalarını, dağları oyup açılan kısa- uzun, ucunda ışık olan karanlık tünellerini, sessiz- sakin akan ırmakların üzerindeki demirden köprülerini geçen bir trenin penceresinden, başka yaşamlara bakarak, ailemin tarihinde geriye doğru gidip, (10. Yıl marşını pek sevmem, faşizan bir vurgusu var, ama içerisinde bir tanım var ki onu sevmiyorum desem yalan olur) yurdu demir ağlarla ören Abbas dedemin, demiryolcu ailemin hat boylarında kalan izlerini aradım. Şair Haydar Ergülen bir söyleşisinde tren için “Hatıralar evi” tanımını kullanmış. Tren benim için böyle bir şey…

Doğuya doğru giden her tren yolculuğu bana zamanla kurulan bir başka ilişkinin kapısını açıyor, zamanda geriye doğru yolculuk yaptığım duygusunu veriyor. Gidilen yer Ankara dahi olsa bu duygu her zaman gelip yüreğimin bir köşesine oturur ve tarifi imkânsız bir haz yaratır bende.

Tanıl Bora’nın derlediği Tren Bir Hayattır’ ın girişinde yer alan “Tren, sadece bir ulaşım aracı değil. En azından meraklısı için öyle değil. Tren, bir seyyar penceredir, aslında kendisi de bir manzara. Tren bir hayattır. ‘Demiryolcu’ diye bir insan türü var: Meslekten demiryolcular ve demiryolu-tren tutkunları. Kendine mahsus bir romantizmi vardır trenin.” cümleleri bendeki bu hazzın nedenlerini de çok güzel açıklıyor.

Bu hazzı demiryolunu düşündüğümde- yazmaya giriştiğimde de duyumsuyorum. Bu Yeşil Gazete’ ye yazdığım 3. tren yolu yazısı olacak. Geçen hafta Dünya Demiryolu Emekçileri Günü nedeniyle bir yazı kaleme almış ve demiryollarının dünyadaki dağılımına da kısaca değinmiştim.  Affınıza sığınarak birkaç hafta daha bu hazzı yaşamak istiyorum.

***

Geçen gün demiryollarının tarihine bakarken öğrendim. Rayları icat edenlerin M.Ö. 2600’ de piramitleri yapan eski zaman mühendisleri olduğu yazıyordu. Ölümsüz Mısır kralları için görkemli yapıların inşasında kullanılan devasa taşların bir yerden bir yere taşınmasında bronzdan rayları kullanmayı ilk onlar akıl etmişler.

Demirden rayı taşımacılıkta kullanmayı ilk akıl edenler de sanayi devriminin İngiliz mühendisleri olmuş. 1738’ de ilk demir ray İngiltere’ de bir maden ocağında kullanılmış. İlk lokomotif ise yine İngiltere’ de, Galler’ deki bir kalay madeninde, 1804’ de kullanılmaya başlanmış.

İlk kamu demiryolu dünya karasal yüzölçümünün %28,4’ ünü, nüfusun ise %14’ ünü kapsayan ABD’ de açılmış ve bugün 1,5 milyon kilometreye yaklaşan dünya demiryolu ağının 250 bin kilometresi ABD’ de yer almaktadır.

1848’ de Chicago’ dan hareket eden ünlü Pioneer (Öncü) lokomotifi ile demiryolları kamuya açılmış. İlk yazıma ABD’ nin simgelerinden birisi olan demiryollarının yeni dünyadaki hikayesiyle başlamak istiyorum. İlk kamu treninin 1848’ de yola çıktığı Chicago bugün dünyanın en büyük demiryolu ağının merkezinde yer alan bir kent.

Amerikan demiryolları tarihçisi Albro Martin, Amerikan şehirlerinde “şehir merkezi” kavramını demiryollarının yarattığını ileri sürmektedir. (Aslında kendi ülkemize baktığımızda da bunun böyle olduğunu görebiliriz. Demiryolunun geçtiği Anadolu kentlerinin hemen hepsinde bir “istasyon caddesi” vardır ve bu genellikle şehrin en hareketli caddesidir.)

Bugün sanayi devi ABD’ de taşımacılığın %90’ ı trenlerle yapılıyormuş. Amerikan sermaye gruplarının (J.P. Morgan and Company vs.), sanayi tekellerinin trenlere ilgisi ilk günden beri yoğun olmuş. Demiryolu hatlarının inşa edilmesi devasa bir yatırım gerektirdiğinden, lokomotif üreticilerinden, demir işçiliğine, sinyalizasyon teçhizatından istasyon binalarına kadar her aşamada kullanılacak malzemeyi tedarik edecek bir dizi sanayiyi de hayata geçirmiş. Bu sayfalara sığmayacak bir hikâye.

Yolcu taşımacılığında da trenler sık kullanılan araçlarmış. Tren biletleri Avrupa’ ya oranla oldukça ucuzmuş. Yaklaşık üç gün süren New York- San Francisco yolculuğunun bedeli 300 dolar civarındaymış. Aynı mesafeli bir yolculuk için Kanada’ da 1000 dolar ödemek gerekiyormuş.

Dört marşandiz tarafından ancak çekilebilen yüzlerce vagonluk bir yük treni

Bir de şu ilgimi çekti: ABD demiryolları genellikle tek hatlıymış. Trenler geçiş noktalarında birbirlerini beklerlermiş. Beklenen yan hatların 3,5 kilometreye kadar uzadığı da biliniyor. Yani vagonlarıyla birlikte 3,5 kilometre uzunluğa ulaşabilen trenlerin bu bekleme hattına geçip diğer trene yol vermek için epey bir süre beklemeleri gerekiyormuş!

ABD halkının devasa tren katarlarına, otomobillere, binalara, ordulara, barajlara, binalara, petrol arama platformlarına, uzay üslerine vs.… olan ilgisi her halde yer altı ve yer üstünde eşsiz zenginliklere sahip topraklarının da devasa, uçsuz- bucaksız olmasıyla ilgilidir sanıyorum.

Her halde kıtanın Atlantik’ e bakan ucu Newfoundland’ a, İngiltere kralı 7. Henry’ nin de talimatıyla 1497’ de ayak basan, Avrupalı yatırımcıların (!) Yeni Dünyadaki öncüsü olan John Cabot, bu yolculuğunu finanse eden İngiltere’nin Bristol şehrinden Richard Amerike‘ e, bir güvercinin paçasında gönderdiği notunda şöyle diyordu: “Abi öyle devasa bir yer ki burası, topraklarının ucu bucağı yok!”  Büyük ihtimalle aynı güvercinle geri gelen Amerike’ nin notunda da şöyle bir şey yazıyordu: “Şimdi çak oraya bir Amerika tabelası ve yürü koçum!” Bu ilk adım daha sonra İngilizlerin bu topraklarda hak iddia etmelerini de berberinde getirdi. Bu iddia uzun yıllar süren bir mücadeleye de sahne oldu.

İtalyan Esse Gesse Yayınevi’ nin yayımladığı çizgi roman serisi 1956- 1987 yılları arasında Ceylan Yayınları tarafından Samim Utkun’ un kapak çizimleriyle Türkçe’ de yayımlanmıştı. Teksas ismi de Türkiyeli okuyucunun daha çok dikkatini çekmesi amacıyla Utkun tarafından önerilmişti

Bu mücadelenin tarihini çok küçük yaşlarda sağlam bir kaynaktan okumuştum! Teksas çizgi romanı, genç savaşçı Çelik Blek’ in (İngilizce’ deki Black’ den geliyor), en büyük zaafları yemek yemek ve özellikle turtaları mideye indirmek olan arkadaşları, ergenlik çağındaki Rodi ve Profesör Oklitüs’ le birlikte, 1770 yıllarında Kuzey Amerika’da İngiltere’ye ait kolonilerin bağımsızlık savaşı vererek, Amerika Birleşik Devletleri’ ni kurmasını konu alıyordu. Kitabın konusu New England, Portland ve Boston eyaletinde geçiyordu. Romanın kahramanı Çelik Blek ve arkadaşları bir avcı kasabasında yaşıyorlar ve kırmızı urbalılara (İngiliz askerleri) karşı direniyorlardı. Boston’da yaşayan Avukat Connoly de Amerikan bağımsızlık savaşında istasyon şefi olarak görev yapıyor ve ara sıra Çelik Blek’ i ziyaret ederek ona gizli ve tehlikeli görevler veriyordu. Bu çizgi romanının kahramanları hayal ürünü olmakla beraber romanda tarih açısından gerçekçi bazı kişi ve olaylara da yer veriliyordu. Amerikan bağımsızlık savaşının önderi ve ABD’ nin ilk başkanı George Washington’ u ve gene ABD’ nin kurucularından biri olan bilim adamı Benjamin Franklin’ i de ilk kez bu çizgi romanda tanımış, sevmiş ve İngilizlerle iş birliği yapan bazı vahşi (!) Kızılderili kabilelerine de diş bilemiştim. Yani, ABD tarihi hakkındaki derin bilgim çocukluk günlerime kadar gidiyor!

Temporary and Permanent Bridges and Citidal Rock, Green River

Gerçek hikâyeye dönersek: Amerikan tarihi kadar, sanayisinin gelişmesinde İngilizler’ in etkisi biliniyor. Raylı sistem- lokomotif teknolojisinin İngiltere’ de başladığını biliyoruz. Teknoloji oradan Yeni Dünya’ ya transfer edildi.  Bazı tarihçilere göre Avrupa ülkeleri demiryollarını, Amerikan demiryolları ise ABD’yi geliştirdi. ABD neredeyse demiryolları sayesinde şekillendi ve yaratıldı.

Atlantik- Pasifik Demiryolu’ nun yapımı insan evladının doğayla verdiği en çetin savaşlardan birisine sahne olmuş. Okuduk veya filmlerde izledik. Vahşi Kızılderililerle (!) savaşmayı da göze alan bu cesur girişimciler hattı bitirmek için ağır bedeller ödemişler. Tarihte ilk kez bir kıtayı baştan başa aşan tren yolculuğu Mayıs 1870’de, Boston’dan San Fransisco’ ya yapılmış ve tam 8 gün sürmüş. Bugün onların açtığı yoldan her vagonunda çift konteyner yüklü, 200 vagonlu trenler kıtayı bir uçtan diğer uca 3 günde geçebiliyorlar.

Amerikan başkanı Grant 1869’da başkanlık koltuğuna oturduktan kısa bir süre sonra demiryollarının Utah’ daki Promontory’ de birleşmesine karar vermiş. 10 Mayıs 1869’da Union ve Central hatları burada buluşmuş ve altından yapılan son çivinin çakılması ile birleşmişler.

Büyük buluşmanın anısına basılan 1944 tarihli posta pulu

Bu sadece bir demiryolu olayı değildi. Bugün Amerika’nın tarih kitaplarında ülkenin birleştiği ve farklı eyaletlerin gerçek anlamda Amerika Birleşik Devletleri haline geldiği gün olarak anılmaktadır. Demiryolu başta Amerika olmak üzere tüm dünyada ulus olma bilincini geliştirmiştir. (Türkiye Cumhuriyeti’ nin tarihi de tren ritüelleriyle doludur. En son Kenan Evren’ in Ankara’ dan İstanbul’ a trenle gelişini hatırlıyorum. En son öbür tarafa gidişi ise kimileri için bir ders niteliğindeydi!)

Cohs Long tüneli, 1880

Peki bu kilometrelerce uzayan hat boylarında dağları delenler, taşları taşıyanlar, rayları taşıyıp çelik çivilerle ahşap traverslerin üzerine iliştirenler kimlerdi? Tarih kitaplarında onların isimleri hep en altta, küçük bir dip not gibi duruyor!

Demiryolu inşaatı işçileri, 1862-63

Amerika’da demiryolu inşaatlarında önce işsiz- güçsüz çobanlar, Latin Amerikalı ve Avrupalı yoksul göçmenler ve özellikle Afro- Amerikalı mahkumlar kullanılmışlar.

Sonra yaşanan yerli işgücü sıkıntısı sebebiyle doğudan Çinli işçiler getirilmiş. Ortalama ağırlıkları 50 kg. olan Çinli işçiler zamanla demiryolu iş gücünün %95’ini oluşturmuşlar. Bu aynı zamanda Amerika’da demiryolu inşaatı tarihindeki en trajik olaylardan birine de yol açmış. Demiryolu inşaatlarında neredeyse köle koşullarında çalışılmak üzere getirilen Çinli işçiler korkunç dramlar yaşamışlar. Sıtma, kolera, dizanteri, çiçek ve tedavisi olmayan ya da bilinmeyen enfeksiyonlar, yılanlar, timsahlar, zehirli böcekler ve kaçınılmaz kazalar çok büyük teleflere sebep olmuş. Ölüm oranının en düşük olduğu dönem olan 1852 yılında her ay iş gücünün %20’si ölüyormuş.

Nihai ölüm sayısı tam olarak bilinmemekteymiş. Çünkü demiryolu şirketi sadece beyazların kayıtlarını tutuyormuş. Yaklaşık 6 bin kişinin öldüğü tahmin edilmekteymiş. Bu durumda Southern Pacific demiryolu inşaatında demiryolunun her km.si başına 2 işçinin öldüğü söylenebilir. Panama Demiryolu inşaatında bu sayı her kilometre için 75 işçiye kadar ulaşmış.

Acaba Teb şehri kurulurken veya Mısır firavunları için piramitler inşa edilirken kaç işçi ölmüştür? Kitaplar hep kralların, firavunların, devlet başkanlarının veya mega proje baronlarının adını yazıyor nedense!

Demiryolu inşaatları aynı zamanda Amerika’da yaşayan Çinli toplumun doğuşuna da neden olmuş. Çinli demiryolu işçilerinin çoğu hat tamamlandıktan sonra Amerika’da kalarak birçok şehirde Çin mahallelerini oluşturmuşlar.

ABD’nin ilk Emek Bayramı 5 Eylül 1882’de New Yorklu duvar ustalarının, matbaacılarının, demir yolu ve sigara işçilerinin sokaklara çıkmasıyla başlamış. Ulusal bir bayram olmaktan öte, işçi sınıfının taleplerini dile getirdiği bir gün olarak ortaya çıkan bugün, ABD’de 1877 grevlerinin bütün ağırlığını taşımakta ve ulusal bayram ilan edilmesini de dönemin mücadelesinin getirisiymiş.

Ancak 1886’ya doğru olan süreçte Chicago Pullman demir yolu işçileri grevinin ülke çapında yayılması ve ardından şiddetle bastırılması Amerikalı yönetici sınıflarda 1877 korkusunu tekrar yaşatmış. Akabinde 1886’da Haymarket meydanını ‘8 saatlik çalışma’ talebiyle dolduran işçilerin eylemi tekrar şiddetle bastırılmış. 1 Mayıs’ın ortaya çıkmasına neden olan Haymarket olaylarının devrimci karakteri gören eyalet hükümetleri 1887’de Oregon’dan başlayarak 5 Eylül’ü Emek Bayramı olarak resmî tatil ilan etmişler. Dönemin Grover Cleveland başkanlığındaki Amerikan hükümeti 1894’de ülke çapında tanıyan yasalar çıkartarak resmileştirmiş. Böylece Amerikan işçi sınıfının uluslararası işçi hareketleriyle hem buluşmasını engellemiş hem de 1 Mayıs’ın ortaya çıktığı ortamdan Amerikan işçi sınıfının etkilenmemesini sağlanmış.

Amerikan demiryolu İşçilerinin tarihinde en büyük başkaldırı 1922’ de yaşanmış. Rea Altona’ daki Juniata Lokomotif Fabrikası çalışanlarının maaşında %12’ lik bir kesintiye gidilince 20 bin işçi işi bırakmış. Pennsylvania demiryolu başkanı Samuel Rea müzakere etmek yerine İsyanı şiddetle bastırmış ve çıkan olaylar sırasında 10 kişi yaşamını yitirmiş. Bu çatışmadan her ne kadar işçiler yenik çıksalar da o yıllarda demiryollarında çalışan 2 milyon işçinin sürdürdüğü mücadeleyle 1926’ da Demiryolu İşçi Yasası Amerikan senatosunda kabul edilmiş.

ABD’de her eylül ayının ilk pazartesi günü Emek Bayramı olarak kutlanıyormuş. Bir dergide okudum. Geçen yıl geçit töreni New York’un Manhattan bölgesinde gerçekleşmiş. Tören gayet resmi bir devlet töreni edasıyla kutlanmış. Her işçi, emekçi ve sendika kortejinin önünde liselerin okul bandoları bulunuyormuş. Ağır bir popüler kültürün etkisi çalınan şarkılarda kendisini hissettiriyormuş. Yürüyüşte Amerikan emekçi halk şarkılarının izine de pek rastlanılamamış. Kortejde Demokrat Parti adayı Clinton’ u destekleyen dövizlere de sıkça rastlanıyormuş.

ABD’ de son aylarda gelişen Trump karşıtı hareketlerle işçi hareketlerinin bağı nedir acaba? Örneğin işçi örgütleri Trump’ un geçen hafta temiz enerji politikalarına son veren kararına ne diyorlar?

Tren ve sanat ilişkisine geçmeden son bir kısa not: Bugün birçok ülkede kullanılan tek raylı bir sistem olan Safage, 1956’da Teksas’ ta denenmiş. Vagonlar, dizel motoruyla yürütülen, lastik tekerlekli, inip kalkabilen arabalar aracılığı ile raylara asılıyorlarmış.

***

Tren imgesi birçok sanat disiplininde sık kullanılan bir imgedir. Amerikan müziğinde konusu trenler, demiryolları olan çok sayıda şarkıya rastlıyoruz. Anadolu halk edebiyatında trene “hasret kavuşturan” da denir ama daha çok uzak diyarları, ayrılığı, kavuşamamayı, hasreti ve hüznü ifade eder bu imge. Bu imge Amerikan Folk ve Blues müziğinde de sık sık karşımıza çıkar.

J.M.V. Turner, demiryolunu konu alan ilk büyük sanat eseri olan Rain, Steam and Speed (Yağmur, Buhar ve Hız) resmini 1844 yılında yapmış.

https://youtu.be/TndqSMxGf94

Sinema tarihçileri, sinemanın mucidi olan Lumiere Kardeşlerin Paris Grand Cafe’ deki ilk sunumlarını sinemanın gerçek doğuşu olarak kabul ederler. Geçen hafta yazımda bu kısa filmi paylaşmıştım. Dünyada beyaz perdeye düşen ilk görüntü istasyona giren bir trenin bu 49 saniyelik görüntüsü olmuştu. Amerikan sinemasının da her döneminde demiryollarına sıkça rastlamak mümkün. Burada özellikle 1903’ de yönetmen Edwin S. Porter tarafından 150 dolarlık bir bütçeyle çekilen, Amerikan sinemasında akılda kalıcı konusuyla ilk western filmi olarak kabul edilen 12 dakikalık “Büyük Tren Soygunu” filmini anımsatmak istiyorum.

Trenler edebiyata her zaman çok yakıştı. Amerikan edebiyatında demiryolları Jack London’ dan John Steinback’ e, Graham Green’ e kadar birçok yazarın kitaplarına konu oldu. Bitlis doğumlu Amerikalı yazar William Saroyan da gençliğinde demiryollarında çalışmış ve o günleri kitaplarına konu etmiştir. Amerikan şiirinde de demiryolu imgesi yaygın olarak yer almıştır.

Bu yazıda demiryollarının ABD’ deki hikayesini öğrenmeye ve bir gazete yazısının sınırları içerisinde kalmaya çalışarak edindiğim bilgileri paylaşmaya çalıştım. Haftaya Avrupa hikayesini öğrenmeye ve sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Şu an dünyanın dört bir tarafında trenler yollardadırlar. Onlara Cahit Sıtkı Tarancı’ nın şiirinden bir dize ile seslenmek istiyorum: “… Haydi yolun açık olsun/ Geçtiğin köprüler sağlam/ Tüneller aydınlık olsun”

 

Bu yazının yazımında onlarca metinden faydalandım. Hepsini burada sıralamama imkân yok. Tren düşünmeye, tren yazmaya hep birlikte devam edelim ama. Değişen iklim koşullarının olumsuz sonuçlarını her geçen gün daha çok hissetmeye başladığımız günümüz dünyasında, bu değişimin bütün olumsuzluklarını gerisin geri döndürebilmek için, fosil yakıtlarla çalışan otomobil uygarlığına, atmosfere tonlarca karbon atığı bırakan süper uçaklara karşı her zaman eski dostumuz trenlere güvenelim, anımsayalım ve herkese anımsatalım. Demiryollarının hikayesi sanayi devrimleri tarihi ile başlamış olsa da trenlerin hala geleceği simgelediğini düşünüyorum. Faydalandığım yazıları yazanlara teşekkür ediyorum.

 

Ercüment Gürçay