Ana Sayfa Blog Sayfa 3202

Gandalf’a hayat veren Ian Mckellen: Her söylediğine ‘Evet’ denen bir liderden daha tehlikeli birisi yok

36. İstanbul Film Festivali programı kapsamında Türkiye’ye gelen Sir Ian Mckellen, “Her söylediğine ‘Evet’ denen bir liderden daha tehlikeli birisi yok bence.” dedi.

British Council’in katkılarıyla Türkiye’ye gelen ve 36. İstanbul Film Festivali’nde Onur Ödülü’nü alan Sir Ian Mckellen, Hürriyet’ten Yenal Bilgici’nin sorularını yanıtladı.

Mckellen’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

İngiltere’nin AB’den çıkmasına (Brexit) çok üzüldüğünüzü okudum. Neden?

– Siz anlayabiliyor musunuz Brexit’in mantığını?

Anlayan birini tanıyorum en azından. Londra’da bir taksi şoförüne sormuştum: “Bin yıldır Avrupa’dan ayrıydık, yine ayrı kalırız, bizim olayımız bu” demişti.

– Biliyor musun, Avrupa’yla ilk birleşmemiz oylandığında ben de “Hayır” demiştim.

Neden?

– Çünkü çok şeye mal olacağını düşünüyordum. Ama başımıza güzel şeyler geldi. Yeni kültürler tanıdık; onlardan çok şey öğrendik, çok şey öğrettik ve paylaştık. Şimdi kendi başımıza kalmak istiyoruz. Yani yine bir seçimde kaybettim. Ama Brexit’te esas mesele şu; AB sürecinde daha fazla çelik ya da kömür üretmemeye, daha fazla gemi yapmamaya karar verdiğimizde bir millet olarak işlerini kaybedecek, hayatları değişecek fertlerimiz için yeterince dertlenmedik, onlara çare sunamadık. Sonra Doğu Avrupa’dan ucuz işgücü gelince, bu işçiler olan işlerini de kaybettiler. Şimdi de intikam aldılar işte. Tıpkı ABD’de Trump’la yaşandığı gibi… Beni esas sinirlendiren, belki sizi de önünüzdeki referandumda ilgilendirecek olan şey şu: Referandum bizim bir millet olarak ikiye ayrıldığımızı gözler önüne serdi. Yüzde 48’e 52. Hükümet buna rağmen bir karar verdi. “Çıkalım Avrupa’dan” dedi. Sonuçta çoğunluk kazanmış oldu. Ama bir referandum böyle kazanılmamalı. Kazanan çoğunluğun oranı çok daha yüksek olmalı. Sizde de yakın oylar, değil mi?

Öyle görünüyor.

– Siyasetçilerin işleri işte… Shakespeare sayesinde onlar hakkında çok şey biliyorum.

Nasıl?

Çünkü o siyasetten çok iyi anlar. Gücün yollarını bilir. Gücün siyasetçilere ne yaptığını bilir. Onların neden öyle davrandığını bilir. Bir örnek: Eski günlerde kralın soytarısı vardı, bilirsiniz. Krallara her şeyi söylemeye hakları vardı; hatta ona aptal olduğunu bile söylerlerdi. Bence bir liderle birlikte soytarı da seçmeli belki. Çünkü her söylediğine “Evet” denen bir liderden daha tehlikeli birisi yok bence. Bay Trump’ın bir soytarısı var mı acaba?

Dağ gibidir, yağmur gibidir Shakespeare

Eski bir röportajınızdan alıntılıyorum: “Tüm oyunların modası da geçse, tüm tiyatrolar yakılsa bile; Shakespeare oynayan, ondan bahseden birileri olacaktır.” Siz çok önemli bir Shakespeare oyuncususunuz. Nedir sırrı?
– Shakespeare etrafınızdaki manzara gibidir. Karşıda duran dağlar gibi, ovalar gibi, deniz gibi, hava gibi, yağmur gibidir… Yağmura bayılabilirsiniz ya da belki ondan nefret ediyorsunuzdur. Aynısı Shakespeare için de geçerli. Size komik gelebilir ya da bilgeliğinden etkilenebilirsiniz. Bir aynaya benzer Shakespeare; sizi yansıtır.

Sir Ian Mckellen – Fotoğraf: Muhsin Akgün / Hürriyet

Gerçek büyücüyü ben oynadım

Gelelim Gandalf’a… Dumbledore’u oynayan Michael Gambon ile sizi sürekli karıştırdıklarını duymuştum. Doğru mu bu?

– Evet, hep karıştırırlar… İki yıl önce Michael’in bir oyununa gittim. Oyundan sonra laflarken sordum: “Beni hep Dumbledore zannedip senin resmini imzalatıyorlar; seni de Gandalf sanan çıkıyor mu?” O da “Hem de her gün” diyerek güldü. “Eee ne yapıyorsun peki” dedim. “Ne yapayım, senin adına imzalıyorum!!!” (Gülüyor) Bu arada sana bir sır vereyim mi, son Harry Potter afişindeki Dumbledore bence tuhaf şekilde Gandalf’a benziyor.

Neden sizce?

– Çünkü gerçek büyücüyü ben oynadım! Arada bir bunu Michael’a da hatırlatıyorum.

Eh, siz Tolkien’in büyücüsünü oynadınız sonuçta.

– Hem zamanın ruhuna da uygun biri o. Her yerde ‘Başkan Gandalf’ diye boşuna yazmıyor. Ben Gandalf’tan çok faydalandım. Nasıl kartallar Gandalf’ı sırtında taşıdıysa Gandalf da beni sırtında taşıdı. Bu da benim şansımdı. Çünkü herkes Gandalf’ı oynayabilirdi. Hatta Michael Gambon bile (Kahkaha atıyor).

John Hurt de oynardı belki….

– Ah, canım John Hurt… O kesin oynardı tabii. Aslında bu sette aramızda bir şakaydı. Peter Jackson’la aramızda bir anlaşmazlık olduğunda, Peter hemen seslenirdi: “John Hurt’ü getirin çabuk!” Son filmde de Cate Blanchett bir noktada Gandalf’ı taşımak zorundaydı. Tabii ki beni değil bana çok benzeyen bir cansız mankeni taşıyordu. Ona ‘Mike’ adını takmıştık. Hangi Mike dersin? Michael Gambon tabii ki (Gülüyor). Şaka bir yana, gerçekten şanslıydım. Üstelik direkten döndüm bu konuda.

Nasıl?

– ‘Görevimiz Tehlike 2’ çekilecekti. Benden kötü adamı oynamamı istediler. Senaryoyu görmek istedim. “Hayır” dediler, “Gösteremeyiz.” “Nasıl karar vereceğim peki görmeden” diye sordum. Yine de göstermediler. Bana sorarsan, yazmamışlardı zaten. Israr edince sadece benim sahnelerimden birini verdiler. Ben de “Hayır” dedim. “‘Görevimiz Tehlike’ bu, Tom Cruise falan; nasıl reddedersin, kariyerinde dönüm noktası olacak” dediler. Yine de istemedim, prensip meselesi…

Sonra mı geldi Gandalf?

– Evet, ertesi ay Gandalf teklif edildi. Sonra da X-Men’de Magneto. İkisinde de oynadım. ‘Görevimiz Tehlike 2’ ise uzun süre çekilemedi. Kabul etseydim ne Magneto olurdu ne de Gandalf. Erdem ödüllendirilmiş oldu böylece. Şans işte!

Siz en çok hangi yönünden etkileniyorsunuz?

– Beni en çok etkileyen herkesi anlayabilme kudreti. Bir kadın olmak ne demektir, bir kral ya da bir dilenci olmak neye benzer, bilir. Shakespeare’in “Beni inandıramadı” diyebileceğiniz hiçbir karakteri yoktur. Karmaşıktır hepsi, detaylıdır. Oyunları kendini dönemini anlattığı güçle bugünü de tasvir eder. O yüzden bir Shakespeare oyununda kendinizi rahatlıkla bulabilirsiniz.

Bugün neden hâlâ geçerliliğini koruyabiliyor?

– Kudretli insanların, kralların, liderlerin, zenginlerin perde arkasında neler yaptığını mükemmelen anlatıyor çünkü. Bir balkonda ya da televizyonda halklarına hitap etmedikleri anlarda neler yaptıklarını… Liderlerin sokaklardaki afişlere yansıyan hallerini değil evdeki hallerini gösteriyor bize. Bu beni büyülüyor. Örneğin sizin cumhurbaşkanınızın ev halini de merak ediyorum bu yüzden. Tam şu anda ne yapıyor acaba? (Önümüzdeki sehpada duran kurabiyeleri gösteriyor) Kurabiye seviyor mu mesela? Bir yiyeceğe takıntısı var mı? Var mı gerçekten, biliyor musunuz?

Bilmiyorum açıkçası. Kendi ülkenizdeki liderleri de düşünür müsünüz böyle?

– (Gülüyor) Hem de nasıl. Sürekli Kraliçe’yi düşünürüm. Ne yapıyor acaba? Bir gücü de yok gerçi ama… Şaka bir yana, birisiyle ilk tanıştığımızda ya da birisine âşık olduğumuzda da bütün mesele bu değil midir: Gerçekte nasıl biri bu kişi? İlginç birine benziyor ama sıkıcı mı aslında? Küçük şeylerden anlamlar çıkarmaya çalışırsınız… İşte Shakespeare’in gücü güçlülerin de tıpkı bizler gibi kırılgan olduğunu göstermesindedir. Bu rahatlatır hepimizi. Bir yandan da uyarır. Çünkü güçlü insanlar kırılganlaştıklarında tehlikeli olurlar.

LGBTİ mücadelesi, Kral Lear’ı oynamaktan daha önemli

Ülkenizde eşcinsel olduğunu açık açık söyleyen ilk sanatçısınız; eşcinsel hakları üzerine yürüttüğünüz kampanyayla tanınıyorsunuz; dünyanın her tarafında LGBTİ grupları için bir sembolsünüz. Sizin hikâyeniz nasıl başlamıştı?

– Gey olduğumu, herkesin cinselliğini keşfettiği yaşlarda, ilk gençliğimde anladım. Toplumda konuşulan bir konu değildi; okulda gündeme gelmezdi. Kamusal yaşamda kimse kendini gey olarak tanımlamazdı. Evde zaten konuşamıyordun. En tuhafı da okuldaki en yakın arkadaşımın da bir gey olduğunu bilmememdi. O da beni bilmiyordu. Gelişiminiz için hiç iyi bir şey değil bu. Tüm bunlara rağmen, kendimle barışıktım. Toplum “Sen böyle olmamalısın” demesine rağmen kendimi değiştirmedim. Tüm enerjimi aktör olmaya verdim. Çünkü bu dünyadan kaçmak aktörlükle mümkün olabiliyordu.

Kapalı bir hayat yaşadınız sanırım…

– Herkes gibi. Üniversitede bir erkek arkadaşım vardı artık. Sanat dünyasında da birçok gey vardı ama bir yalanı yaşıyorduk. Yine de o zamanlar resmen illegal bulunan eşcinsellik konusunda yasalar gevşemeye başlamıştı. Derken Margaret Thatcher hükümetinin “Eşcinselliği teşvik etmeyi” yasaklayan yasası geldi. Diğer herkes gibi öfkeliydim. Toplumun güya saygın bir üyesiydim. İngiltere’yi dünyanın her yerinde temsil ediyordum. Kraliçe bana bir madalya vermişti. Ama yine de ikinci sınıf bir vatandaştım. Böyle devam etmeyi kendime yediremiyordum. Bir gün radyo yayınında gey olduğumu söyledim.

Sonra da her şey hızla ilerledi…

– Evet, sonra bir anda sözcü haline geldim. Kendimden bahsederken başkalarına da ses olabildiğimi fark ettim. Halen de bunu yapmaya çalışıyorum. Çok çalıştık İngiltere’de; çok uğraştık ve sonunda İngiltere’deki bütün anti-gey politikaları dize getirdik. Bütün haklarımızı aldık. İngiltere’de bugün herkes mutlaka bir gey evliliği törenine katılmıştır; gey siyasetçi, öğretmen, öğrenci, gazeteciler var. Ve dünya da çökmedi. Okulları ziyaret ediyorum; öğrencilerin bu konuda kendilerini daha özgür hissettiğini görüyorum. Şimdi yeni bir yasamız var; “Cinsel yönelim yüzünden okullarda ayrımcılık yapılamaz!” Artık daha medeni bir yerde yaşadığımı hissediyorum. Bunda biraz payım olduğu için çok mutluyum ve bu ‘Kral Lear’ı oynamaktan çok daha önemli geliyor bana.

Shakespeare mutantları yazsaydı….

Son yıllarda neden bu kadar çok süperkahramanlı, büyücülü, mutantlı film çekiliyor sizce? Güçle kafayı mı bozduk?

– Kısmen. Buna, benim iki rolüm açısından cevap vereyim. Gandalf herkesin dedesi gibi… Serttir ama korumacıdır da. Size göz kulak olmak için epey derde katlanır ve hep doğrunun yanında durur. Bu da özellikle gençlere bir güvenlik hissi veriyor sanırım. Magneto’ya gelince… O bir tartışmanın parçası; “Bir toplumda azınlığa mensupsan, o toplumda nasıl davranırsın” sorusunun cevabı. X-Men, Marvel’in de en önemli yayını hem. Çünkü bir fanteziden ibaret değil, evrensel bir soruya fantastik bir çerçevede yanıt arıyor. “Azınlık hakları için ne yaparsın” diye soruyor. Zaten okurları da çoğunlukla genç siyahlar, genç Yahudiler ve genç eşcinseller. Toplumun dışına itilenler… Sorduğunuz türde filmler aslında bana çok çekici gelmiyor ama Orta Dünya hikâyeleri ve X-Men’i yine de ayırırım. Çünkü ikisinin de derdi var ve iyi yazılmışlar. Yönetmen Bryan Singer’a Magneto’yu sorup duruyordum; “Eh Shakespeare değil” dedi. Bence olabilirdi de. Shakespeare X-Men’i okusaydı severdi. Onun mutantlar hakkında bir oyun yazdığını düşünsenize… (Islık çalıyor) Muazzam bir oyun olurdu.

Peki siz Shakespeare’in en çok hangi oyunlarını seversiniz?

– Hımmm. Çok da kesin bir cevabım yok buna. Hamlet’i çok sevdiğimi söyleyemem; biraz uzun bulurum… (Biraz daha düşünüyor). Kral Lear’in hikâyesine bayılırım. Hem babaları hem çocukları iyi anlatır. Shakespeare’deki ‘kefaret’ temasını da severim. Yaptığı kötülüklerden pişman olan karakter çoktur onda. 3. Richard bile bir noktada vicdanını keşfeder. Bana çok ilginç gelen bir başka nokta da karakterlerinin biraz ‘karmaşık’ bir aşk hayatının olması. Erkek gibi giyinen kızları vardır. Gey karakterleri vardır. Venedik Taciri’nde daha açılışında “Neden bu kadar üzgün olduğumu bilmiyorum” der Antonio. Çünkü erkek arkadaşı evlenecektir. Bu karakterin ‘gey’ olduğunu anlamazsanız; oyunu da pek anlayamazsınız aslında.

 

İskoçya’da yenilenebilir enerji rekoru: Elektrik ihtiyacının yüzde 136’sı rüzgardan

İskoçya geçtiğimiz ay rüzgar enerjisiyle ülkede 3,3 milyon evin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek hâle geldi. Bu İskoçya’nın genel elektrik ihtiyacının yüzde 136’sına denk geliyor.

Gazete Duvar’dan Balkan Talu’nun The Independent’dan aktardığı haberine göre Doğa Koruma Derneği İskoçya’nın analiz ettiği (WWF İskoçya) Weaather Energy (Hava Enerji kurumu verilerine göre İskoçya’da şebeke içindeki rüzgar türbinleri saatte 1,2 milyon megawatt elektrik üretiyor. Bu rakam geçtiğimiz yıla göre yüzde 81’lik enerji üretim artışı anlamına geliyor.  İskoçya’nın aylık elektrik ihtiyacının yüzde 58’i rüzgar yoluyla karşılanıyor. Türbinler, iki günde bütün ülkenin bir günlük enerji ihtiyacını depolayabiliyor.

İngiltere’nin sahil boyu rüzgar türbinlerine yönelik teşvik uygulamasını durdurmasının ardından WWF İskoçya hükümete rüzgar enerjisinin ardında durmaya devam etme çağrısı yaptı.  WWF iskoçya direktörü Lang Banks, İngiliz hükümetini teşvikten vazgeçme kararının karbon azaltım yükümlülüklerini yerine getirmeyi zora sokabileceği konusunda da uyardı.

 

(Gazete Duvar, The Independent)

Seropyan’ın doğum günü yeni kitabı ile kutlandı: Aşiq û Maşûq, Ermenice Kaynaklardan Kürt- Ermeni Aşk Masalları

İki yıl önce, 28 Mart 2015’ de hayata veda eden Sarkis Seropyan, 10 Nisan 1935’ de İstanbul’ da dünyaya gelmişti. Doğumunun 82. Yılında Seropyan’ ın doğumu mütevazi bir toplantıyla kutlandı.

8 Nisan günü ailesi, arkadaşları, meslektaşları ve sevenleri önce Şişli Mezarlığındaki kabrini ziyaret ettiler.

Sarkis Seropyan’ ın doğum günü kutlaması AGOS gazetesi’nin Harbiye, Anarat Hığutyun binasındaki Havak salonunda devam etti.

Aşiq û Maşûq, Ermenice Kaynaklardan Kürt- Ermeni Aşk Masalları

Kısa bir süre önce Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan, Sarkis Seropyan’ ın Ermenice kaynaklardan derleyerek Türkçeye çevirdiği üç aşk masalının yer aldığı Aşiq û Maşûq, Ermenice Kaynaklardan Kürt- Ermeni Aşk Masalları kitabı da ilk kez bu toplantıda okuyucusuyla buluştu.

19. yüzyılda folklor ve etnoloji çalışmaları yürüten üç önemli araştırmacının, Rahip Karekin Srvantzdyants’ ın, Sarkis Hayguni’ nin ve Vrtanes Papazyan’ ın, sırasıyla 1884, 1900 ve 1904’te yayımladığı bu masallar hem evrensel sevda öyküleri olarak hem de Anadolu coğrafyasında Ermeni ve Kürt halklarının asırlar boyunca süren kültürel etkileşimine yaptıkları vurguyla değerli. Bu toprakların sadece etkin gerilimlere değil büyük sevdalara da kaynaklık ettiğini gösteren ve ressam Zeynep Özatalay’ ın resimleriyle renklenen kitabın tanıtım etkinliği, aynı zamanda, Sarkis Seropyan’ ın emeğine bir saygı duruşu niteliğinde gerçekleştirildi.

Kitabı resimleyen Zeynep Özatalay

Karin Karakaşlı’ nın konuşmasıyla başlayan programda Aras Yayıncılık’ tan Yetvart Tovmasyan, Seropyan ile 1970’ lerde başlayan ve Seropyan’ ın ölümüne kadar süren dostluklarını anlattı.

Kürt şair Mehmed Said Aydın’ ın konuşmasını takiben Erhan Arık ve Erhan Yeşildağ’ ın hazırladığı Sarkis Seropyan: Baron filmi izlendi.

Daha sonra Kardeş Türküler mini bir dinletiyle Seropyan’ a bir selam gönderdiler.

Havak Salonundaki kutlama Seropyan’ ın eşi Manuşak ve kızı Garine’ nin konuşmalarıyla sona erdi. AGOS’ da yapılan kutlama AGOS’un bahçesinde Seropyan için yapılan helvanın dağıtılmasıyla devam etti.

Yeşil Gazete editörlerinden Alper Tolga Akkuş aynı zamanda bir masal anlatıcısı. Seropyan’ ın derlediği bu üç masal bundan sonra onun sesiyle de Anadolu çocuklarına ulaşacak.

Bizler, Yeşil Gazete emekçileri, ağabeyimiz, ustamız Sarkis Seropyan’ ın aziz hatırası önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. Kürt şairi Mehmed Said Aydın’ ın toplantıda yaptığı konuşmasının sonunda söylediği gibi: Yattığı yer gül olsun!

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

REN21 raporu: Dünyada %100 yenilenebilir enerji hem gerçekçi hem de mümkün!

21. Yüzyıl için Yenilenebilir Enerji Politika Ağı (REN21) tarafından yeni yayınlanan Yenilebilir Enerjinin Küresel Geleceği: %100 Yenilenebilir Enerjiye Doğru Mühim Tartışmalar” raporu, dünyanın dört bir yanından uzmanların görüşlerini ortaya koyuyor. Raporda 114 yenilenebilir enerji uzmanı 2050 yılına kadar küresel düzeyde %100 yenilebilir enerji hedefinin gerçekçi ve mümkün olduğunu ifade ediyor.

Geçtiğimiz hafta, yenilenebilir enerji uzmanlarını bir araya getiren ve New York’ta düzenlenen Herkes için Sürdürülebilir Enerji Forumu’nda (Sustainable Energy for All Forum), REN21, yenilebilir enerji alanındaki koşullar ve zorlukları analiz eden raporunu yayınladı. 100% yenilenebilir enerji hedefinin önündeki fizibilite ve zorlukları konu alan rapor, dünya çapında önde gelen 114 uzmanın görüşlerini ortaya koyuyor. Uzmanların bu görüşleri, raporda “12 Muhim Tartışma” olarak toparlanıyor.

Rapora göre, görüşleri alınan uzmanların %90’nından fazlası yenilenebilir enerji teknolojilerinin toplulukların enerji hizmetlerine erişmekte karşılaştıkları engelleri azalttığı konusunda hem fikir. Günümüzde, tahminen 100 milyon insan, yenilenebilir enerji sayesinde elektriğe erişiyor, yenilebilir enerji pazarı her geçen gün daha da büyüyor.

Raporda belirtilen diğer temel bulgular ise şu şekilde:

· Avrupalı ve Avustralyalı uzmanlar başta olmak üzere, görüşü alınan uzmanların %70’den çoğu küresel düzeyde 100% yenilenebilir enerjiye geçmenin hem gerçekleştirilebilir hem de gerçekçi olduğunu düşünüyor.

· Yenilenebilir enerjinin geleceğe hükmedeceğine dair çok güçlü bir fikir birliği var. Birçok uzman ise büyük uluslararası şirketlerin, kamu hizmetleri aracılığıyla ya da kendi enerji üretim kapasitelerine doğrudan yatırım yaparak, yenilenebilir enerji ürünlerini giderek daha fazla tercih ettiğinin altını çiziyor.

· Çok sayıda şirket, bölge, ada ve kent 100% yenilenebilir enerji hedefleri belirledi.

· Görüşü alınan uzmanların hemen hemen %70’i, yenilenebilir enerji maliyetlerinin düşmeye devam edeceğini ve 10 yıl içinde tüm fosil yakıtlardan daha düşük maliyetli olmasını bekliyor. Rüzgar ve solar fotovoltaik şimdiden çoğu OECD ülkesindeki yeni kurulan geleneksel enerji santralleriyle maliyet açısından rekabet etmeye başladı.

· Çin ve Danimarka gibi birbirinden çok farklı ülkeler, GSYİH artışının git gide artan enerji tüketiminden ayrıştırılabileceğini ortaya koyuyor.

REN21 raporunda yenilenebilir enerjiye dair  tanımlanan birkaç zorluk ise şu şekilde belirtildi:

Başta Afrika, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya olmak üzere, bazı bölgelerden uzmanlar kendi ülkeleri ya da bölgelerinde 2050 yılına kadar %100 yenilenebilir enerji tedariki gerçekleştirme konusuna, büyük ölçüde geleneksel enerji endüstrisinin çıkarları nedeniyle, şüpheyle yaklaşıyor.

Ulaşım sektörünün dönüştürülmesinde içten yanmalı motorların elektrik motorlu düzenlerle değiştirilmesi gibi anahtar teslim çözümler yeterli olmayacak. Karayollarından raylı sistemlere kadar bir yöntemsel değişim gerekecek.
Uzun dönemli politikaların belirsiz olması ve enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımları için gereken istikrarlı bir ortamın olmaması, çoğu ülkede büyümeyi aksatıyor.

REN21 Yönetim Kurulu Başkanı Arthouros Zervos’a göre: “REN21 2004 yılında kurulduğunda, yenilenebilir enerjinin geleceği bugün baktığımızdan çok farklı görünüyordu. O zamanlar, hiç kimse 2016 yılında Avrupa Birliği’ndeki tüm yeni enerji santrallerin %86’sının yenilenebilir enerji santralleri olacağını, Çin’in yenilenebilir enerjide dünyanın en etkin oyuncusu olacağını ve küresel yenilenebilir enerji yatırımlarının yarısından fazlasının gelişmekte olan ekonomiler ve ülkelerde yapılacağını tahmin edemezdi. O zamanlar %100 yenilenebilir enerji çağrıları ciddiye alınmıyordu. Bugün ise, dünyanın önde gelen enerji uzmanları yenilenebilir enerjinin fizibilitesi ve hangi süre zarfında gerçekleşeceği konusunda rasyonel tartışmalar sürdürüyor”.

REN21 yöneticilerinden Christine Lins ise “Bu rapor çok sayıda uzman görüşüne yer vermekte ve 2050 yılına kadar %100 yenilenebilir enerji hedefini gerçekleştirmenin hem fırsatları hem de zorluklarının tartışılmasını amaçlıyor. Hayal kurarak bu hedefe ulaşamayız; hükümetler ancak zorlukları iyice anlar ve bunların nasıl aşılacağına dair bilgiye dayanan tartışmalara katılırsa, yenilenebilir enerjiye geçiş hızı artıracak doğru politika ve finansal teşvikleri uygulamaya geçirebilirler” açıklamasında bulundu.

Raporun İngilizce orjinal metnine bu link üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

Avrupa’daki fosil yakıt teşvikçilerini ifşa etmek için halk oylaması başladı

CAN Europe ile birlikte Friends of the Earth, HEAL, OCI, ODI, WWF, Bankwatch, Counter Europe ve Green Budget‘ın ortak projesi olan, Avrupa’daki fosil yakıt teşvikçilerini ifşa ödülleri (European Fossil Fuel Subsidies Awards) bugün (10 Nisan 2017 Pazartesi) itibariyle halk oylamasına açıldı. Halk oylamasının son başvuru tarihi ise 8 Mayıs.

Can Europe’un web sitesindeki Fossil Fuel Subsidies Awards (Fosil Yakıt Teşvikçileri Ödülleri) sayfasından oylamaya katılmak mümkün.

Halk oylaması aşamasına gelene kadar proje 4 aylık bir zaman diliminde hazırlandı. 2 – 28 Şubat tarihleri arasında ödüllere aday gösterilecek kurumlara dair yapılan çağrı üzerine Avrupa’daki farklı ülkelerden sivil toplum temsilcileri seçimlerini gerçekleştirdi. Mart ayında ise aday gösterilen fosil yakıt teşvikçileri arasından yapılan seçimlerle son liste oluşturuldu. 10 Nisan – 8 Mayıs tarihleri ise bu adayları oylama zamanı.

Oylamalar tamamlandığında ve Avrupa’nın halk tarafından belirlenen fosil yakıt teşvikçileri belirlendiğinde 22 Mayıs’ta Brüksel’de düzenlenecek törenle ödüller sahiplerini bulacak. Böylelikle iklim değişikliği eylem planı kapsamında hareket ediyormuş gibi görünen ama öte yandan fosil yakıtlara da teşvik sağlayan hükümetler ile şirketlerin de foyası meydana çıkmış olacak.

Fosil Yakıt Teşvilçileri Ödülleri adayları arasında Türkiye’den da tanıdık isimler mevcut. “The Sneaky Special Treatment Award (Sinsice Verilen Özel İmtiyazlar)” kategorisinde, EÜAŞ kömür projelerini “kılçıksızlaştıma” gerekçesiyle yarışıyor. Ayrıca yine aynı kategoride, Çek İhracat Kredi Ajansı da Eskişehir’deki Yunus Emre/Adularya termik santraline verdiği finansman yüzünden yarışıyor.

Şimdi fosil yakıt teşvikçilerini oylama zamanı!

 

(Yeşil Gazete)

 

Topuk Yaylası Türkiye’nin 210’uncu tabiat parkı oldu

Kütahya’nın Domaniç ilçesi sınırlarında yer alan Topuk Yaylası, Orman ve Su işleri Bakanlığınca “Türkiye’nin 210’uncu tabiat parkı” olarak ilan edildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye’nin tabii, kültürel ve rekreasyonel kaynak değerlerine sahip yöreleri, 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu’na göre “milli park, tabiat parkı, tabiatı koruma alanı ve tabiat anıtı” olarak Bakanlık tarafından koruma altına alınıyor.

Bu doğrultuda son olarak, Kütahya’nın Domaniç ilçesi sınırlarında bulunan Topuk Yaylası, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından “Türkiye’nin 210’uncu tabiat parkı” ilan edildi.

Kütahya merkeze 101 kilometre mesafede ve Domaniç-İnegöl Karayolu’nun 11’inci kilometresinde yer alan tabiat parkı, 780 dekarlık orman alanı içerisinde yer alıyor.

“Vatandaşlarımız muhakkak gidip görmeliler”

Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Topuk Yaylası Tabiat Parkı’nın orman ve göl ekosistemini bir bütün olarak ihtiva ettiğinin altını çizerek, “Bu eşsiz tabii güzelliğe sahip tabiat parkımız, yeşil ve mavinin iç içe geçmesi ile yüksek bir peyzaj değeri taşıyor. Koruma altına aldığımız bu alanı vatandaşlarımız muhakkak gidip görmeliler.” ifadesini kullandı.

(BirGün)

Adli Tıp aynı olaya iki farklı rapor verdi, zihinsel engelli kıza tecavüz edenler beraat etti!

Edirne’de 1997’de dünyaya gelen B.A. dört kez cinsel istismara uğradı. Zekâ geriliği ve vücudunda da yüzde 70 oranında fonksiyon kaybı vardı. Ailesi bakamayınca yurda yerleştirildi. Yurtta bir grup kızın ‘şişli’ tecavüzüne uğradı. 17 yaşındayken bir kişinin, 18 yaşında ise iki kişinin tecavüzüne uğradı. İlk sanık, 19 yıl ceza alırken diğer iki kişi ise Adli Tıp Kurumu’nun iki ‘farklı’ raporu dolayısıyla beraat etti. Bu dava sürerken yurttaki görevlilerce ‘hortumla’ dövüldüğü ve yine başka biri tarafından istismar edildiği ortaya çıktı.

B.A., Edirne’de 1997’de dünyaya geldi. Doğuştan orta derecede zekâ geriliği olan B.A.’nın bu nedenle vücudunda yüzde 70 oranında fonksiyon kaybı vardı. Tedavisi aksadığı gerekçesiyle ailesinden alınıp Edirne Çocuk Yurdu’na verildi.

İlk saldırı 16 yaşında

B.A.’nın anlatımına göre 20 Şubat 2013 tarihinde yurtta bir grup kızın saldırısına uğradı. 16 yaşındaki B.A., kendisinden büyük kızlar tarafından “Kızlık muayenesi yapacağız” denilerek ‘şişli’ tecavüze uğradı. Saldırgan kızlardan üçüne “çocuğun cinsel istismarı” suçundan 2 yıl 6 ay, birine de 1 yıl 10 ay hapis cezası verildi.

Ailesine verildi ancak…

Hürriyet gazetesinden İsmail Saymaz’ın haberine göre, B.A. yurttan alınıp ailesine verildi. B.A. 2014’te, o tarihte 42 yaşındaki C.G. ile tanıştı. Evli olan C.G., “Seninle evleneceğim” diyerek B.A.’ya defalarca tecavüz etti. Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu’nun 20 Mart 2015 tarihindeki raporunda, “B.A.’nın zekâ geriliği, fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak mahiyette” dendi. C.G.’ye 21 Mayıs 2015 tarihinde ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından 19 yıl 9 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Büfe çalışanı ve sahibinin istismarı

B.A. bu yaşadıklarından sonra Çankırı Eldivan Zihinsel Engelliler Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ne gönderildi. Genç kız 19 Ekim 2015 tarihinde ilçede gezerken, saat 21.30 sıralarında Şelale Tekel Bayisi’ne gelerek tuvaleti kullanmak istediğini söyledi. Büfede temizlik görevlisi olan C.Ö. (24) genç kıza tuvalette tecavüz etti. Ardından büfe sahibi E.D. (43) genç kızı hem otomobilde hem de evinde istismar etti. Ertesi sabah E.D., 20 lira verdiği genç kızı bir marketin önünde bıraktı. Kızın akıl hastası olduğunu ve davranışlarında gariplik bulunduğunu anlayan bir market sahibi, polise haber verdi. B.A. savcılık ifadesinde, istismar edildiğini anlattı ve “Yurtta anneler beni sürekli dövmektedir. Hatta hortumla dövdüler. Bu yurtta kalmak istemiyorum” dedi.

Adli Tıp’tan bu kez farklı rapor

Büfeci E.D., polise cinsel ilişkiye girdiğini söylerken savcılıkta bu suçlamayı reddetti. Savcılık, büfenin kamera kayıtlarına el koyunca ‘tecavüz’ ortaya çıktı. B.A.’nın iç çamaşırlarında da C.Ö. ve E.D.’nin DNA örnekleri bulundu. ‘Nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan Çankırı Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Yine Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu’ndan rapor istendi. Ancak kurulun bu seferki raporu öncekinden farklıydı. Kurul 27 Ocak 2016 tarihinde, “Kendisindeki zekâ geriliği hekim olmayanlarca anlaşılamayabilir ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabilir” diye rapor verdi.

İki sanığa oyçokluğuyla tahliye

Rapor, davanın 8 Mart 2016’daki ikinci duruşmasına yetişti. Duruşmada Bakımevi Müdürvekili Hilal Ak, “Kanımca ilk bakışta rahatsızlığı anlaşılabilirdi” dedi. Polis Hakan Dönertaş da “Mağdureyi gördüğümde görünüm olarak rahatsız olduğunu anladım” dedi. Bu ifadelere rağmen mahkeme, Adli Tıp raporu doğrultusunda iki sanığı oyçokluğuyla tahliye etti. Karara şerh koyan Hâkim Fatma Ekinci, “Raporda akıl sağlığının hekim olmayanlarca anlaşılamayacağı belirtilmiş ise de mahkeme heyetince ve vicdanen mağduredeki rahatsızlığın hekim olmayanlarca ilk bakışta anlaşılabileceğini” söyledi. İki sanık 12 Ocak 2017’de beraat etti. Gerekçeli kararda şöyle denildi: “Sanıkların B.A.’nın zihinsel engelli olduğunu bilmedikleri, Adli Tıp raporu uyarınca engeli anlayamayabilecek durumda oldukları, mağdure ile geçerli bir rızasının olduğu hususunda esaslı hataya düşerek, cinsel ilişkiye girdikleri…”

B.A.’nın avukatları Özge Çetin ve İsmail Demirci, raporun gerçeği yansıtmadığını belirterek itiraz etti. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi, yeniden yargılama kararı verdi.

Yurtta dayak dışında istismar

İki kişinin tecavüzüne uğradığı davanın bitimine günler kala B.A. dördüncü kez istismara uğradı. B.A.’nın 13 Ocak 2017’de Çankırı Başsavcılığı’nda alınan ifadesine göre, 31 Aralık 2016 gecesi yurtta yılbaşı kutlaması yapılırken binadan çıktı. Tanımadığı bir erkek kendisini arabasına çağırıp genç kızı istismar etti. B.A., son ifadesinde, “E., H., ve A. isimli hastabakıcılarım beni yere yatırıp dövüyor. Kafama elleriyle vuruyorlar. Hortumlu soğuk su döküyorlar. H. ‘Sana cereyan vereceğim’ diyor. Ben yaramazlık yapmadım” dedi. B.A.’nın avukatları yurt yöneticileri hakkında şikâyetçi oldu. B.A., şu anda farklı bir yurda yerleştirildi.

(Hürriyet)

Finlandiya’da Yeşiller’in büyük seçim başarısı

Finlandiya’da geçtiğimiz Pazar günü (9 Nisan 2017) yapılan yerel seçimlerde Yeşiller Partisi büyük başarı elde etti.

Yeşiller Partisi 2012’de elde ettiği sonuçları beş puan arttırarak %13.4 oy aldı. Yeşiller Partisi lideri Ville Niinisto seçim sonuçlarını “umut baharı” olarak nitelendirdi. Bu seçim sonuçları Yeşiller Partisi’nin Finlandiya’da elde ettiği en iyi seçim sonucu oldu.

Oyların %98’i Pazar gece yarısına kadar sayıldı. Kesin olmayan sonuçlara göre hükumette olan muhalif Koalisyon Partisi %20.4 oy ile seçimin galibi olurken, ana muhalefet partisi Sosyal Demokratlar %19.2 oy alarak seçimlerin ikinci partisi oldu. Başbakan Juha Sipila’nın Merkez Partisi ise %17.5 oy ile üçüncü oldu. Yeşiller Partisi ise %13.4 ile dördüncü parti oldu.

Seçimlerin en büyük kaybedeni ise Avrupa Birliği’ne muhalif, populist Finns Partisi oldu. 2012’deki seçim sonuçlarına göre dört puan düşerek %8.4 oy aldı.

(Yeşil Gazete)

 

‘İnsan ayağının dahi basmaması gerekiyor’: Koruma altındaki Kıyıköy’e santral tehdidi!

Uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan Kıyıköy, santral tehdidi altında. Zorlu Enerji, çoğunluğu tarım arazileri olan alana Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı kurmak için harekete geçti.

Proje 30 Mart Perşembe günü Edirne Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nda görüşüldü. Santral, Papuçdere 1. derece doğal sit alanına 50 metre mesafede ancak santralın “su alma yapısı” ve “derin deniz deşarj hattı” 1. derece doğal sit alanı içerisinde kalıyor.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, bölge sakinleri, balıkçılık ve hayvancılığa darbe vuracağı için projeye tepki gösteriyor.

“Canlıları yüksek sesle kaçıracağız”

Elektrik üretecek santralın tanıtım dosyasına göre, orman ekosistemi içerisindeki proje alanı ve çevresinde, doğal “kumullar” yer alıyor. Santralın faaliyet alanı içerisinde 341 bitki türü var. Bunların 12’si “endemik ve endemik olmayan veya nesli tehlike altında olan bitki türleri” olarak geçiyor. Proje çalışmalarının “habitat bölünmesi, deniz canlıları ve bitki örtüsü üzerinde oluşacak baskı ve deniz tabanında rahatsızlık” gibi etkilere yol açacağı öngörülüyor. Proje dosyasındaki “çalışmalar sırasında, kaçırma-kovalama veya yüksek ses çıkararak rahatsız etme yöntemiyle canlıların yani fauna türlerinin alandan uzaklaşması sağlanacak” ifadesi dikkat çekici. Santral için mevcut yolların kullanılması planlanıyor. Santralın yakıt ihtiyacı Lüleburgaz doğalgaz ana istasyonu ile proje sahası arası yapılacak 65 km uzunluğundaki doğalgaz iletim hattı ile karşılanacak. Projede soğutma sistemi olarak deniz suyu kullanılacak.

“Yürümek bile eziyet”

Trakya Platformu Yürütme Kurulu Üyesi ve Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Göksal Çidem, komisyon toplantısına katıldı. Çidem, projeyi şöyle değerlendirdi:

“Kıyıköy’ün kumulları, kum zambağı, kum incisi, kum midyesi gibi nadir endemik türlerin yetişme ve yaşama alanı. 1. derece sit alanı ve kesin kaydıyla koruma altında. Değil santral kurmak, neredeyse insan ayağının dahi basmaması gereken yerlerdir. Kıyıköy geçimini turizm, balıkçılık ve hayvancıklıkla sağlıyor. Tek gelir kaynağı bu. Karadeniz’in en önemli balık üreme alanı burası. Deniz çayırları yok olacak. Köye de zarar verecek. Kimse artık Kıyıköy’e gelip yürümek, denize girmek istemeyecek.”

(Cumhuriyet)

Çözüm sürecini bitiren cinayette parmak izleri eşlemedi

Ceylanpınar’da çözüm sürecini bitiren olay olarak anılan 2 polisin öldürülmesine ilişikin davada ilginç detaylar ortaya çıkmaya devam ediyor.

Cinayetlerin ardından Urfa Emniyeti’nin detaylı olay yeri inceleme tutanağı 10 Mart tarihinde mahkemeye sunuldu. Raporda, polislerin öldürüldüğü evde tespit edilen parmak izleriyle, davada yargılanan 9 sanığın parmak izlerinin eşleşmediği ortaya çıktı.

Evrensel’den Tamer Arda Erşin’in haberine göre, Urfa’da, 20 Temmuz 2015 tarihindeki Suruç Katliamı’ndan sonra 22 Temmuz tarihinde polis memurları Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar evlerinde ölü bulunmuştu. Yumuşak ve Acar’ın kafalarına sıkılan kurşunla öldürüldüğü tespit edilmişti. Bu olaydan sonra çözüm sürecinin bitirildiği açıklanmıştı.

Parmak izleri uyuşmuyor

Cinayete ilişkin Urfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 4’ü tutuklu, 9 sanık bulunuyor. Dava devam ederken cinayetlere dair yeni bilgiler de ortaya çıkıyor. Olay yeri inceleme raporlarına göre davada yargılanan 9 sanığın parmak izleri, cinayetin gerçekleştiği evdeki parmak izleriyle karşılaştırıldı. Raporda sanıkların parmak iziyle, evden çıkan parmak izlerini uyuşmadığı belirtildi. Davada cinayeti işlediği ileri sürülen Ö.K’nin polislerin kaldığı dairenin karşısındaki boş dairede parmak izi bulunmuştu. Ö.K. arkadaşı M.A’nın evlendiğinde oturmak için bu daireyi kiraladığını, düğünden 1 hafta önce temizlemek için daireye gittiklerini söylemişti. Ö.K. arkadaşı M.A. ve M.A’nın ağabeyi L.A. uzun süren tutukluluğun ardından 8 Kasım 2016 tarihinde tahliye edilmişlerdi. Cinayete yardım ettiği ileri sürülen M.C.Y., Sedat A., Hüseyin A. ve Hasan A. ise halen tutuklu bulunuyor.

(Evrensel)