Ana Sayfa Blog Sayfa 3196

Tarımda 2023 hedeflerine ulaşılabilir mi? – Ali Ekber Yıldırım

Ali Ekber Yıldırım’ın yazısı tarimdunyasi.net sitesinden alındı

Türkiye’nin diğer alanlarda olduğu gibi tarımda da önemli hedefleri var. Özellikle,2023 hedeflerine bakıldığında 150 milyar dolarlık üretim, 40 milyar dolarlık ihracat hedefi ülkenin potansiyelini ortaya çıkaracak hedefler. Uygulanan politikalarla bu hedeflere ulaşılabilir mi?

Bu soruya yanıt vermeden önce bir kaç önemli açıklamayı paylaşmakta yarar var.
– “Her yıl 50 ila 100 bin hektar toprağı kaybediyoruz.”
– “Türkiye’de üretilen yaş meyve ve sebzenin yaklaşık yüzde 25’i çöpe gidiyor. Bunun ekonomik değeri ise 25 milyar lira olduğu iddia ediliyor. Hem üretici,hem tüketici hem de ülke zarar görüyor.”
– “Gıda, fiyatları kontrol altına alınamıyor. Çünkü üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar uzun bir zincir var. Bu zincir fiyatları istediği gibi artırıyor. Bu zincirin kırılması gerekiyor. Kıramıyoruz”
– “Gıda fiyatlarını yukarıya çekenler var. İthalat silahıyla fiyatı indirmeye çalışıyoruz.”
– “Türkiye’deki küçükbaş hayvanların yüzde 30’u kayıtdışı. Ne kadar hayvanımız olduğunu bilmiyoruz.”
– ” Arazi toplulaştırılması yapılıyor. Toplulaştırma olan yerde su yok, su olan yerde toplulaştırma yok.”
– ” Yurtdışından ucuza hayvan geliyor, et geliyor. Fakat, tüketiciye pahallıya satılıyor.”
– “Yılda 400-500 bin baş hayvan ithal ediyoruz. Bu bize yakışmıyor.”

Yukarıdaki açıklamalar muhalefet partilerinin temsilcileri veya hükümetin tarım politikalarına muhalefet edenlerin sözleri değil. Bu sözler, 15 yıldan beri ülkeyi yöneten AKP Hükümetinin ekonomi,tarım,gümrük ve dış ticaret konularında şu anda görevde olan bakanların sözleri.

Referandum sürecinde halktan oy almak için söylenen sözler. Dinlediğinizde sanki iktidarda başkası varmış gibi, şikayet eden, mağduriyet içeren sözler.

Yukarıda sadece kısa bir özetini verdiğimiz sorunları çözmek için 15 yıl yeterli bir zaman değil mi?
Bugün görevde olanlar kendilerinden önceki bakanların bu sorunları çözemediğini mi anlatmaya çalışıyor?

İthalat politikası ile hedeflere ulaşılamaz

Bu 15 yıllık dönemde Hal Yasası veya ilgili mevzuat bir kaç kez değiştirildi. Her değişiklikte meyve ve sebze fiyatının yüzde 20 ile 30 arasında düşeceği iddia edilmişti. Fiyatların düşmesi bir yana bugün bakanlık koltuğunda oturanlar koro halinde “fiyatları düşüremiyoruz,aracı zincirini kıramıyoruz” diye şikayet ediyor.

Ya gerçekten kırılacak böyle bir zincir yok. Fiyatlar, yüksek girdi maliyeti ve üretimin az olması nedeniyle artıyor. Ya da bakanlar görevini yapmıyor.
“Hayvan ithal etmek Türkiye’ye yakışmıyor” deniliyor. Bir yandan da ithalat artarak devam ediyor. Kendinize yakıştıramadığınız ithalatta neden ısrar ediyorsunuz?
Yıllardır, tarımda ithalata dayalı politika uygulanıyor. Gıda fiyatları,özellikle kırmızı et fiyatı ithalatla düşürülemez,tarımın sorunları çözülemez diye yazıyoruz.
Hükümetin en etkili baklanlarından birisi “ithalat bize yakışmıyor” derken, bir diğeri, “fiyatları düşürmek için ithalat bizim en önemli silahımız” diyor.

İhracat yerinde sayıyor

Başlıktaki soruya gelince, son 15 yılda uygulanan politikalara,ortaya çıkan verilere bakıldığında tarımda 2023 hedeflerine ulaşmak en basit deyimiyle hayal.
Bu hedeflere ulaşmak için 6 yıl kaldı. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in 2017 bütçe sunuş konuşmasındaki verilere göre, tarım ürünleri ihracatındaki son 5 yıllık gelişim şöyle: 2012’de ihracat 15.2 milyar dolar iken, 2013’te 16.9 milyar liraya çıktı. 2014’te 17.9 milyar dolara ulaşırken 2015’te 16.7 milyar dolara geriledi. 2016 yılında ise yine 17 milyar dolar oldu.
Tarımda 2023 için belirlenen hedef 40 milyar dolar. Bu hedefe ulaşmak için kalan 6 yılda ihracatın yüzde 130 artması gerekiyor. Son 5 yılın ortalamasına bakıldığında ihracat bir kaç puanlık artış veya düşüşle yerinde sayıyor. Bu artış oranı ile 2023’te tarım ihracatı belirlenen hedefin ancak yarısına ulaşılabilir.
Üretim artmıyor
Uygulanan ithalat politikası ile tarımsal üretimde de artış bir yana gerileme yaşanıyor. Ekonomi büyürken tarım küçülüyor. Özellikle tarımsal hammaddeler, canlı hayvan ve yem bitkileri ithalatında ciddi artışlar var.
Kaldı ki, ihracatın artması için öncelikle üretimin artırılması gerekiyor. 2023 tarımsal üretim hedefi 150 milyar dolar. Bugün 150 milyar lira olduğuna göre, hedefe ulaşmak için üretimin yaklaşık 3.5- 4 kat artırılması gerekiyor.İthalatı tarımsal üretime karşı bir silah olarak kullanan bir anlayış bu artışı sağlayabilir mi?
Özetle, üretime dayalı,ülke potansiyelini ortaya çıkaracak ulusal politika ile bu hedeflerin ötesine ulaşmak mümkün.Fakat, tarımda bugünkü politika ve anlayışla 2023 hedeflerine ulaşmak mümkün değil.
Son sözümüz siz değerli okurlarımıza. Pazar günü Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli bir halk oylaması yapılacak. Kararınız ne olursa olsun, kendinize saklamayın, sandığa gidip oyunuzu kullanınız.Her oy değerli ve saygındır.

Ali Ekber Yıldırım – Tarım Dünyası

Uzmanlar uyarıyor: Küçük balıklar avlanmaya devam ederse Marmara’da ot bile bulamayız!

Denizlerimizde 1 Eylül’de başlayan balık avı sezonu bugün gece yarısı sona eriyor. Ancak uzmanlar tezgahların küçük balık dolu olduğunu belirterek avlanmanın böyle gitmesi halinde ot bile bulunamayacağını belirtti.

Uzmanlar ise balık çeşitliliğindeki azalmadan ve halen küçük balıkların avlanmasından endişe duyuyor, “Böyle giderse Marmara’da ot bile bulamayız” diyorlar

227 gün boyunca denizlere salınan gırgır ve trol ağları beklenen bereketle teknelere çekilemedi. Yaklaşık 19 bin balıkçı teknesi, Türk mutfaklarının vazgeçilmesi olan hamsi ve palamut başta pek çok balığı avlarken, bazı türler neredeyse hiç sofralarımıza gelemedi. Uzmanlar, son 10 yılda görülen balık miktarında ve çeşitlerindeki azalmanın hem balıkçılara hem de tüketiciye olumsuz yansımasını Milliyet’ten Gökhan Karakaş’a değerlendirdi.

İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Avlama Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Didem Göktürk, “Pek çok olumsuz faktörün bileşkesiyle bu noktaya geldik. Senelerdir süren kirlilik, yasadışı avcılık, ekosistem tahribatı yani insan eliyle denizlerimizdeki canlı hayat tahrip oldu. Bazı noktalarda artık geri dönüşümüz bile yok. Tezgâhlarda bereket yok. Balıkçılık, toplum ve doğal çevreyle ilişkilidir. Balıkçılık doğadan bağımsız yapılan insan aktivitesi değildir. Denizel ekosistemde yaşanan her olumsuz faktörden doğal olarak etkilenir. Azalmada dünyada da öne çıkan faktörler düzenli artan kirlilik ve av baskısıdır” dedi.

“Ot bile bulamayız”

İstanbul Su Ürünleri Kooperatifler Birliği Başkanı Erdoğan Kartal ise, birliklerine Marmara ve Karadeniz kıyılarında avlanan 3 bin 500 balıkçının üye olduğunu belirterek, “Balık stoklarımız çok azaldı. Her şey ortada. Bilime inanmak gerekli. Karadeniz’de palamut, Marmara’da hamsi olmasaydı balık yiyemezdik. Marmara Denizi’nde ışıkla avcılığa izin verildi. Böyle giderse Marmara’da bırakın balığı, ot bile bulamayız. Bu yanlışlardan hızlı şekilde dönülmeli. Kasım sonundan itibaren avlanamadığı için balık çok pahalı oldu. Tutulanların çoğu da yasadışı avcılıkla yakalanan balıklardı. Doğru ve dürüst avlanarak yaşam mücadelesi veren balıkçımızın kaderini yasak avcılık yapanlar belirlememeli” dedi.

“Balıklara üreme şansı verilmedi”

Av sezonu boyunca çalışmalar yapan Dr. Didem Göktürk, tespitlerini şöle sıraladı:

“Balıkçılara getirilen yasaklar içinde en önemlisi yasak av boyudur. Av boyu yasaklarına uyulmaması balık stoklarında azalmaya, bazı türlerin bölgesel olarak yok olmasına ve ekosistemin dengesinin bozulmasına yol açar. İstanbul’daki balıkçılarda satılan 6 türün asgari avlanabilir boyunu 7 ay boyunca inceledik. Lüferin yüzde 97’si istavritin ise yüzde 61’inin yasal sınırın altında olduğunu üzülerek gördük. Tekirin yüzde 16.7, sardalyenin yüzde 8.2, hamsinin yüzde 2.2 ve mezgitin yüzde 1.8’lik oranda küçük avlandığını belirledik. Ekosistemin ve balık türlerinin boylarının düzenli izlenmesi ve önlem alınması gerekiyor. Aşırı avcılığa engel olmak ve kaynakların verimliliğinin devamını sağlamak balıkçılık yönetimi ile mümkündür. Her canlıya en az bir kez üreme şansı vermeyi ilke edinmeliyiz. Asgari avlanabilir boy yani yasak av boyu en önemli yasak olmalı. Bu yasağa uyulmaması balık stoklarında azalmaya, bazı türlerin bölgesel yok olmasına ve doğal dengenin bozulmasına yol açar.”

(Milliyet)

46 kurumdan Çerkezköy, Vize ve Silivri’yi termik santrallere karşı savunma kararı

Aralarında Trakya Belediyeleri, kent konseyleri, çevre örgütleri ve meslek odalarının olduğu 46 kurum, Trakya ve Kuzey Ormanları’nı bölgeye yapılmak istenen Termik Santrallere karşı birlikte savunma kararı aldı.

Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin çağrısıyla 1 Nisan Cumartesi günü yapılan Termik Santral Teknik Danışma Toplantısı sonrasında bir sonuç bildirisi hazırlanarak kamuoyuna açıklandı.

46 kurumun Çerkezköy – Vize – Silivri arazisinde kurulması planlanan termik santrallerin bölgeye vereceği zararı da tüm detayları ile ortaya koyan bildirinin tam metni şu şekilde.

Gerekçe

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 27.10.2016 tarihinde onaylanan Çerkezköy – Vize – Silivri arazisinde termik santral kurulmasına cevap veren ve hiçbir sivil toplum kuruluşu ya da yerel yönetimden görüş alınmadan yapılan plan değişikliği ile zaten Trakya’da yoğunlaşmakta olan termik santral projelerine yeni santralların eklenmesinin önü açılmıştır. Termik santralların alt yapısını oluşturacak olan enerji üretim alanı planlamasının bölgemizde tarım, turizm, çevre ve insan sağlığı üzerinde yaratacağı tahribatın ve diğer olumsuz etkilerin yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve kamuoyu nezdinde dikkatlerin çekilmesi ve ilgililer ile halkın uyarılması için Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde 01.04.2017 tarihinde ilgili kişi, yerel yönetim ve STK’lar ile bir araya gelinmiştir.

Durum

İlimizde bazı yerlerde bazı firmalar tarafından gelişigüzel birçok noktada, planlanan termik santral projeleri ile kömür, petrol gibi fosil yakıt türevlerini tüketecek olan çok sayıda enerji üretim tesisinin kurulması planlanmıştır. Bu tesislerin büyük bir kısmı da yaşama ortamına yapacakları olumsuz etkiler sorgulanıp, değerlendirilmeden merkezî yönetim tarafından ruhsatlandırılmıştır. Mevcut durum zaten sorunlu olarak devam ederken, Çerkezköy/Silivri ve Vize arazisinde linyit kömürü ile çalıştırılacak iki termik santral için plan değişikliği yapılmıştır. Plan değişikliği askı süresinde bölgedeki yönetimler ile sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan itirazlar sonuçsuz kalmıştır. Bu doğrultuda da plan değişikliklerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebi ile görevli ve yetkili yargı mercilerinde davalar açılmıştır.

Yanlış enerji politikaları doğrultusunda ülkemizin enerji yönetiminde yaşanan aksaklıklar, gündeme enerji açığı olarak yansıtılmaktadır. Bu kapsamda enerji açığının kapatılması kömür ile çalıştırılacak termik santraller ile çözülmeye çalışılmaktadır. Bu çözüm, projelendirme aşamasında belirtilen bedeller dışında; yaşama ortamına (toprağa, suya, havaya) ve yaşama kalitesine de telâfi edilemez ölçüde ağır bedeller ödetmektedir.

Termik Santrallerle çözüm(!)de, yerli kömür çıktısından zarar görmeyeceğimiz iddia edilse de proje çerçevesinde bölgemizde yapılması planlanan tesisler bu iddianın tam tersini ortaya koymaktadır. Keza, santrallere paralel olarak limanlardan enerji üretim alanlarına uzanan demiryolu projeleri,  kömür ve petrokok indirme ve yükleme alanları ile kömür zenginleştirme (yıkama), ve depolama tesisleri de yapılan plan değişikliğine eş zamanlı olarak projelendirilmektedir.

Kömürden enerji üretiminde kullanılacak suyun miktarı Trakya’nın içme, kullanma ve tarım alanlarını sulama suyu ihtiyaçları için gereken su miktarını sıkıntıya sokacaktır. Yapılması planlanan enerji üretim tesislerinde kullanılacak su miktarı, bölgedeki ihtiyaçları karşılayan yıllık su tüketim miktarı ile eşdeğer düzeydedir. Kömür yıkama/zenginleştirme tesislerinde de, yüksek miktarlarda su kullanılacak ve yıkama işlemi sonrasında ortaya çıkacak ağır metaller içeren çamur tortusu çevre için tehlike oluşturacaktır. Ayrıca enerji üretimi sonucu oluşacak kül (cüruf ve atıkların) depolanma sorunu ortaya çıkacaktır. Bu külün bertaraf edilme imkânı yoktur. Çimento fabrikalarında “tras materyali” olarak değerlendirilmesi ise sınırlı ve sakıncalıdır. Kül ya tarım alanlarına, otlak alanlarına ya da orman arazisine dökülecek ve hem bölge topraklarının kirlenmesine, hem de suların kirlenmesine sebep olacak ve verimliliğini olumsuz etkileyecek kalıcı tahribatlara yol açacaktır.

Kömür ile enerji üretim tesislerinin bölgemize vereceği zararlar özetle aşağıda belirtilmektedir:

1-Baca gazları sebebiyle hava kirliliği,
2- Hem baca gazı emisyonundan, hem de sistemde kullanılacak suyun deşarjından kaynaklanacak akarsu, göl ve su havzalarında ısınma (İklim değişikliği) ve kirlilik,
3-Baca gazlarının ve bacadan çıkan nanopartiküller halinde çıkan arsenik ile diğer ağır metallerin tarım alanlarına ve bitkilerine (Orman, otlak, göl, akarsu vb) ve yerleşme alanlarına çökelmesi ile olumsuz etkileri,
4- Kirlenen hava, su ve toprağın durumunu fark eden toplumun günlük yaşamda baskılanan moral–motivasyonu, etkilenen toprak – hava – bitki – hayvan ve insanda gözlemlenen olumsuzluklar ile umut ve yaşam kalitesi üzerindeki kaygılardan kaynaklı ruhsal depresyonlar,
5-Solunan hava, kullanılan su, yiyecekler ile birlikte bitkisel ve hayvansal ürünler yoluyla insan vücuduna geçen ağır metallerin sebep olduğu kronik hastalıklar ve artan solunum yolları rahatsızlıkları ile kanser vakaları,
6- Kirli sanayinin merkezi haline gelecek bölgede yaşama kalitesinde meydana gelen düşüşle birlikte yerleşik nüfusun yaşama alanlarını terk etme/göç ve gecekondulaşma, işsizlik eğilimi göstermesi,
7- Bölgenin yaşanılabilirliği ile birlikte sosyal, kültürel, arkeolojik ve turistik sürdürülebilirliğinin sekteye uğraması.

Öneriler

1. Enerji üretim tesisleri kurmak üzere yapılan bu plan çalışmaları ve tesislerin kurulması halinde gerçekleşecek tahribata ilişkin olarak halkın bilgilendirilmesi,
2. Bölgedeki yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşlarının çevre mücadelesi konusundaki çalışmalarının koordineli olarak sağlanması adına, dönemsel olarak bir araya gelinmesi,
3. Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları tarafından başlatılan hukuki süreçlerin işbirliği içerisinde takibi,
4. Bölgede yaşayan halka çevre bilinci kazandırılarak, “Bilinçli farkındalığı” arttırmak için gerekli etkinlik ve faaliyetlerin ön plana çıkarılması.
5. Temiz ve yenilenebilir enerji ile ilgili uygulamaları destekleme ve tanıtım faaliyetleri yapılması,
6. Yeni santraller kurulması yönündeki planlamadan önce dağıtım hatlarında yapılacak rehabilitasyon çalışmaları ile enerji kaybının ortadan kaldırılarak enerji ihtiyacının düşürülmesi,

Planlama

Benzer toplantıların yerel yönetimlerin öncülüğünde ve kısa dönemli olarak tekrarlanması ile sürekliliğinin sağlanması. Bu tür toplantılarda sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünün sağlanması. Toplantılara toplumun her kesiminin (Halkın) katılımının sağlanması bölgede çevre koruma bilincinin oluşturulmasına katkıda bulunacaktır. Bu doğrultuda ikinci toplantının Mayıs 2017 ayı sonunda planlanarak katılımcılara duyurulması kararlaştırılmıştır.
Ayrıca, fosil yakıt kullanımına karşı bölgedeki tüm yerel yönetimlerin de katılacağı bir toplantı organize edilerek konuya dikkat çekilmesi planlanmıştır.
Sonuç olarak 1 Nisan 2017 tarihinde Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi Salonunda yapılmış olan Termik Santraller Teknik Danışma Toplantısına katılan 46 kurum tarafından yetkilendirilen komisyon tarafından hazırlanan ve kamuoyunu yakından ilgilendiren termik santraller hakkındaki bu bildirgenin duyurulmasına karar verilmiştir. Kamuoyuna saygıyla arz olunur.

1. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, 2.Teski, 3. Kırklareli Belediyesi, 4. Silivri Belediyesi, 5. Saray Belediyesi, 6. M.Ereğlisi Belediyesi, 7. Ergene Belediyesi, 8. Çerkezköy Belediyesi, 9. Vize Belediyesi, 10. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Meclisi Çevre Komisyonu, 11. Kırklareli İl Genel Meclisi Çevre Komisyonu, 12. Tekirdağ Kent Konseyi, 13. Çerkezköy Kent Konseyi, 14. Edirne Kent Konseyi, 15. Süleymanpaşa Kent Konseyi, 16. Tekirdağ Baro Başkanlığı, 17. TMMOB İkk Başkanlığı, 18. TMMOB Mimarlar Odası Başkanlığı, 19. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, 20. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası, 21. TMMOB Şehir Plancıları Odası, 22. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, 23. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, 24. TMMOB Harita Mühendisleri Odası, 25. TMMOB Makina Mühendisleri Odası,26. Edirne TMMOB Mimarlar Odası, 27. Tekirdağ Tabip Odası, 28. Trakya Platformu, 29. Greenpeace,30. Termik Santrale Hayır Platformu, 31. Kuzey Ormanları Savunması, 32. Tema Vakfı Vize, 33. Tema Vakfı Kırklareli, 34. Tema Vakfı Süleymanpaşa, 35. Tema Vakfı Ergene, 36. NKÜ Genç Tema Topluluğu,37. Tema Vakfı Lüleburgaz, 38. Tema Vakfı Çorlu,39. Tema Vakfı Malkara, 40. M.Ereğlisi Çevre Gönülleri Derneği, 41. Dayko Vakfı, 42. Silivri Çevre Derneği, 43. Trakya Çevre Gönülleri Derneği, 44. Saray Doğayı Koruma Derneği, 45. Vize Doğa Derneği, 46. Vize Ziraat Odası.

 

(KOS Medya)

Yüzbin tohum ve fide Seferihisar’daki yerel tohum şenliğinde dağıtılacak

İzmir’in Seferihisar ilçesinde düzenlenecek yerel tohum şenliğinde 100 bin tohum ve fide dağıtılacak.

13 Mayıs Cumartesi günü Seferihisar’ın Ürkmez Mahallesi’nde düzenlenecek etkinlikte, Seferihisar’dan yola çıkarak Türkiye’ye yayılan tohumların meyve ve sebzeleri aynı masada buluşacak. Ürkmez’de yaşayan kadınların yöresel yemekleri ve Seferihisar’ın köylerinde üretim yapan köylülerin açacağı stantlarda yine lezzetli yiyecekler şenliğe katılanlarla bulaşacak. Seferihisar Belediyesi 100 bin tohum ve fideyi, yerel tohum mücadelesine katılmak isteyenlerle buluşturacak.

Yeni Türkü’nün de sahne alacağı şenlikte yerel tohumun üretimini yasaklayan tohumculuk yasasına karşı, tohum çeşitliliğini korumak ve yerel tohumun yok olmasına engel olmak amaçlanıyor. Tohum seferberliğinin Türkiye’ye yayıldığını söyleyen Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, artık ülkenin tüm bölgelerinde tohum takas şenliklerinin düzenlendiğini belirtti.

Soyer, “Tohum seferberliğinde aldığımız yol ve Türkiye’nin sahipleniyor olması, bu işe başlarken kurduğumuz düşe ne kadar yaklaştığımızı gösteriyor. İleriki günlerde şenlik ve tohum çalışmalarımızla ilgili çok daha detaylı açıklamalar yapacağız. Türkiye’nin dört bir yanından Seferihisar Can Yücel Tohum Merkezi’nden çıkıp toprakla buluşan ve sofralara taşınan meyve ve sebzeler ve bunları üreten yerel tohum gönüllüsü çiftçilerimiz Ürkmez’de olacak. Yerel tohumlarımızdan oluşan meyve ve sebzelerin sofralarımızda yer almasının mutluluğunu hep birlikte bayram havası içerisinde kutlayacağız. Ben şimdiden herkesi etkinliğimize davet ediyorum” diye konuştu.

 

(Haber Ekspres)

Karaburun’da kaçak kazı yapan 4 kişiye operasyon; 1 define avcısı tutuklandı

İzmir’in Karaburun ilçesinde, kaçak kazı yaptıkları gerekçesiyle 4 kişi gözaltına alındı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlılardan biri tutuklandı.

İzmir İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, geçen pazartesi günü, Kösedere Mahallesi Aşağı Ovacık mevkiinde bazı kişilerin tarihi eser bulmak amacıyla kaçak kazı yaptığını öğrendi.

Operasyon yapan ekipler E.G., K.O., L.D. ve A.A.’yı suçüstü yakaladı. Kazı bölgedeki kontrolde ise 4.5 metre derinliğinde ve 1.5 metre çapında çukur açıldığı görüldü. Ekiplerin çevrede yaptığı aramalarda 1 jeneratör, 1 gaz maskesi, 1 hilti, 1 kazma, 1 kürek ve 1 levye ele geçirildi. Şüphelilerden E.G, A.A. ve K.O., ifadelerinin ardından savcılık talimatıyla serbest bırakıldı. L.D ise ‘kültür varlıkları bulmak amacıyla izinsiz kazı veya sondaj yapmak’ suçlamasıyla sevk edildiği adliyede tutuklandı.

(BirGün)

‘Bize her şey retro’ – Karin Karakaşlı

Karin Karakaşlı’nın yazısı gazeteduvar.com.tr sitesinden alındı
Ortalıktaki devasa afişlere bakıyorum. Mimiksiz, plastik suratların sırıtışa büküldüğü, gözlerin boşluğa baktığı ürpertici resimlere. Siyasetçilerin gülen, ağlayan, dalga geçen, kavga edenleri cezaevlerinde tutsak. Gerçeği anlatmaya yeminli gazeteci ve hukuk mücadelesi vermeye azimli avukatlarla beraber. Oldu bitti kimi o çok fütursuzca kullandığımız büyük büyük kavramlar güldürür beni. Aydınlanma da onlardan biri. Daha ziyade gözümün önüne çizgi film karakterlerinin çeşitli yanar döner ışıklar ve harelerle çevrelendikleri o bir şeylere ayma anlarındaki görüntüleri gelir. Benimki de işte tam böyle bir aydınlanma.

Büyük siyasi analizlere, felsefi çözümlemelere hacet yok. Meğer bir değil dört koca gezegen kesişimli olarak retroymuş. Geri gitmek anlamındaki ‘retrograde’ kelimesinden gelen retro hareketin ne demeye geldiğini Dr. Astrolog Şenay Yangel şöyle açıklıyor: “Güneş sistemi içerisinde her şeyin ekliptik düzlem üzerinde ileri doğru hareket ettiğini biliyoruz. ‘Retrograde gezegenler’ bu hareketi aniden terse çevirip geri gitmezler boylamsal hareketleri hızla düşer. Daha doğrusu durağanlaşır ve biz Dünya’dan gözlemlediğimizde geri gidiyormuş gibi gözlemleriz. Bir gezegen ‘retrograde’ ise onun temsil ettiği konularda yavaşlamaları beraberinde getirir. Dünya güneş sisteminin merkezi olmadığı için, diğer tüm gezegenlerin yön değiştirip yörüngelerinde tam aksi istikamette ilerliyormuş gibi göründükleri zamanlar vardır. Bu geri hareket, Dünya’nın ve diğer gezegenlerin Güneş etrafındaki yörüngelerine bağlı olarak ortaya çıkan bir yanılsamadır. “

KİBİRLİ GEZEGEN DÜNYA

Sizin anlayacağınız kendini her koşulda merkeze koyan kımıl gezegenimiz Güneş sisteminde yer alan diğer gezegenlerin hareketini geriye gidiyormuş gibi algılar. Ancak işin acıklı kısmı şu ki, bu geri gidişler sırasında da onların simgelediği enerjilerin teklemesine, yavaşlamasına koşut olarak zaten biz insanlığın en parlak konuları olan iletişim, aşk, denge, girişim gibi başlıklarda çuvallamaya başlar.

11 Nisan tarihli beni de yakinen ilgilendiren Terazi burcunda yaşanan dolunayı, ikişer ikişer yuttuğum ağrı kesicilere direnen feci bir baş ağrısıyla tamamladım. Oysa daha ziyade bana baş ağrısı olan kişi ve durumlara karşı saldırıya geçen bir kurt kadına dönüşmeyi ve “Her şey gezegenlerin suçu sayın Hakim. Akli melekeleri kaybetmiştim” cinsinden bir savunma yapmayı hayal etmiştim.

Kendimizi bitmez tükenmez bir geçmişi yeniden yaşama döngüsü içinde bulduğumuz kutsal retro zamanları bu kez 11 Nisan – 4 Mayıs Merkür retrosu, 5 Mart – 16 Nisan Venüs retrosu, 7 Şubat – 10 Haziran Jüpiter retrosu ve 7 Nisan – 26 Ağustos Satürn retrosu olmak üzere birbiri üzerine binen dörtlü voltran oluşturmuş. Yani bize birbirini doğrusundan anlamak, iş halletmek, sevmek, sevilmek haram. Ayrıntıları en hınzırından güzelim bir üslup içerisinde okumak için lütfen Kaos GL sitesinde 10 Nisan’da yayınlanan Mert Güzel’in ‘Dolunayın madiliçesi: 11 Nisan Terazi dolunayı’ yazısına bakınız efendim.

İLERİ DEMOKRASİ

Bu konuları hararetle anlattığım arkadaşım “Amaan, boş ver. Bize her şey retro” deyince, bir anda o anime halli aydınlanma sürecimi tamamladım. Doğru ya, bütün değerlerin alt üst olduğu bir düzeni mantığa oturtmaya çalışmak epey acıklı bir durum. Neresinden tutsan elinde kalan bir hayatta çılgınlar gibi bir anlam ve mücadele gerekçesi bulma çabasında bir an için başımı kaldırıp belki de Dünya’nın bütün galaktik sisteme yönelik bir haddini bildirme operasyonuna giriştiğini ve bizimki gibi kimi coğrafyaların da bu süreçte en önde yer aldığını düşündüm. Retro öyle değil böyle olur şiarlı operasyonun kod adı da İleri Demokrasi olmalıydı. Allahım, aydınlanma nasıl da nurlu bir an!

Şimdi çıkıp bu noktada zaten hep birlikte yaşamakta olduğumuz devasa retro halinin dökümünü yapmak istemem. Yine aydınlanma anında fark ettim ki bütün yazı külliyatım bu retro halin izini sürmekle, kaydını tutmakla geçmiş.

Sadece hesapta evet ve hayır adlı iki seçenek arasında eşdeğer gitmesi gereken referandumda hayır’ın eşleştirildiği o vatan hainliği yaftasını ve fiili duruma meşru kılıf giydirerek halihazırdaki hukuksuz bir totaliter yapıyı demokrasi kisvesine büründürme debelenmelerini hatırlatmak isterim giderayak. Öyle ya ne olacağımız belli değil. Bütün cümleler artık giderayak.

Ortalıktaki devasa afişlere bakıyorum. Mimiksiz, plastik suratların sırıtışa büküldüğü, gözlerin boşluğa baktığı ürpertici resimlere. Siyasetçilerin gülen, ağlayan, dalga geçen, kavga edenleri cezaevlerinde tutsak. Gerçeği anlatmaya yeminli gazeteci ve hukuk mücadelesi vermeye azimli avukatlarla beraber. Sivil toplum kuruluşları, dernekler kapatılmış. Herkes elinde kalan kadarıyla birlikte aynen roketatar saldırısı sonrasında yıkıntılardan bir şeyler çıkarmaya, ortalığı temizlemeye çalışan insanlar gibi birbirine el vererek doğrulmakla, hayatta ve ayakta kalmakla meşgul.

Yani buralarda günlük hayatın kendisi çabalı. Siyasi mahkûmlar ölüm sınırına dayanmış süresiz dönüşümsüz açlık grevleri, hadi adını doğru koyalım ölüm oruçlarıyla, insan onuruna saygılı, tecrit ve işkence dayatmayan bir hayatın mücadelesini veriyor. Biz de oy kullanıyoruz.

Ne güzel söylemiş arkadaşım. “Bize her şey retro”. Ama işte, mesele buna rağmen yürümeye devam etmekte. Hayatları uğruna mücadele verenlere ve kendimize borcumuz bu. Gerisi hikâye.

Karin Karakaşlı – Gazete Duvar

Demirtaş’dan referandum mesajı: Tek adam’da değil tek yürekte buluşuruz inşallah

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 16 Nisan’da yapılacak Anayasa değişikliği referandumu için son mesajını gönderdi.

4 Kasım’dan 2016’dan beri tutuklu olan Demirtaş, Edirne Cezaevi’nden gönderdiği mesajında “Sandığa gidin, oylarınıza sahip çıkın. Referandum akşamı, ‘tek adam’da değil tek yürekte buluşuruz inşallah” dedi.

HDP’nin paylaştığı 12 Nisan tarihli mesajında Demirtaş şöyle seslendi:

“Sandığa gitsem bile sonuç nasıl olsa değişmeyecek diye düşünmeyin. Belki de toplumun ve ülkenin kaderini belirleyecek olan sizin oyunuzdur. Mutlaka sandığa gidin ve açık sayım ilkesi gereğince oy sayımını izleyin, oylarınıza sahip çıkın.

Pazar günü akşam saatlerinde sonuç ne çıkarsa çıksın demokrasi, özgürlük ve eşitlikten yana olanlar mevzilerini güçlendirmiş olacaktır. Elbette ‘Hayı’ çıkması iç barış, istikrar ve kardeşliğin güçlenmesine en fazla katkı sunacak seçenektir. ‘Evet’ diyen de ‘Hayır’ diyen de onurlu, değerli, saygın yurttaşlarımız, kardeşlerimizdir.

Bu kampanya adil ve eşit bir yarış şeklinde geçmedi tabii ki. Bizim tutuklanmamızın tek nedeni, meydanlardan ve medyadan halka seslenmemizi engellemekti. Devletin bütün olanakları ve halka ait paralar ‘evet’ kampanyasına harcandı. OHAL koşulları ‘evet’ kampanyasına hizmet etti. Bütün bunlara rağmen, toplum evetçiler-hayırcılar olarak kabul kamplaşmamalıdır.

Referandum akşamı, ‘tek adam’da değil tek yürekte buluşuruz inşallah. Referandum sonuçları hayırlı olur umarım. Selam ve sevgilerimle.”

 

(Bianet)

Çerkezköy’de kimyasal zehirlenme şüphesi: Bulantı ve kusma vakaları arttı, bazı okullar “Çocukları dışarı çıkarmayın” uyarısı yaptı!

Tekirdağ Çerkezköy’de bir fabrikada, kimyasal reaksiyon sonucu yangın çıktı. AFAD’ın yaptığı ölçümlerde zararlı maddeye rastlanmadığı belirtilirken, dün yaşanan olayın ardından bugün ilçede yangın nedeniyle yayılan dumanın rahatsızlıklara yol açtığı belirtildi.

Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde, dünkü yangının ardından bugün Yeşil Gazete’ye bilgi veren isminin verilmesini istemeyen bir doktor, ilçede baş dönmesi ve kusma şikayetleriyle hastanelere başvurulduğunu, bazı okulların mesaj göndererek çocukların evden çıkarılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunuduğunu ifade etti.

“Fabrika ve sahipleri korunuyor mu?”

Yeşil Gazete’ye bilgi veren doktor, yangın nedeniyle çok sayıda kişinin etkilenmesine rağmen zararlı maddeye rastlanmadığının açıklanmasının akıllara “Fabrika ve sahipleri korunuyor mu?” sorusunu getirdiğini belirtti. Fabrikada polyester reçinesi üretiminin yapıldığını ve üretimde çok tehlikeli kimyasallar kullanıldığını ifade eden doktor, bölgede kimyasal maddelerle üretim yapan çok sayıda fabrika olduğunu ve  Çerkezköy’de, Dilovası’na yakın derecede kanser vakalarının görüldüğünü söyledi.

Yangının yaşandığı Boyteks adlı fabrikanın çevre hassasiyeti ve iş güvenliği konusunda sicilinin parlak olmadığı biliniyor. Fabrikanın atıklarını Kocaeli’nin Gebze ilçesindeki tesisler yerine kaçak olarak kanalizasyona döktüğü tespit edilmişti. Şubat ayında, ilçede 10 gün süren kötü koku nedeniyle okullar tatil edilmişti.

Çorlu’da da etkisi görülüyor

Yeşil Gazete’ye bilgi veren bölgede görev yapan bir doktor, yangında yayılan dumanın rüzgarla Çorlu ilçesine kadar ulaştığını ve Çorlu’da da karın ağrısı, bulantı, kusma gibi şikayetlerle hastanelere başvuruların olduğunu belirtti.

Dün yaşanan olayın ardından çevredeki fabrikaların boşaltıldığını hatırlatan doktor, Çerkezköy’deki büyük bir fabrikada bugün de bulantı, kusma gibi şikayetlerin sürdüğünü, fabrikanın revirinde ve çeşitli hastanelerde işçilere müdahale edildiğini kaydetti.

Velilere mesaj gönderildi

Eğitim kurumlarının velilere mesaj gönderdiğini ifade eden doktor, öğrencilerin dışarıyla temas etmemesi için gerekli önlemlerin alındığının kendilerine aktarıldığını söyledi.

Eğitim kurumlarından velilere gönderilen mesaj şöyle:

“Değerli velimiz, Çerkezköy bölgesinde yaşanan patlama konusunda müdürlüğümüz bilgi sahibi olup, öğrencilerimizin dışarı ile temas etmemesi gibi önlemler alınmıştır.”

(Can Bursalı – Yeşil Gazete)

Perovskit güneş pilleri ile en yüksek verimlilik derecesine ulaşıldı

Science Daily.com‘da Wilson da Silva imzası ile yayımlanan yazı İzzet Okbay tarafından Türkçe’ye çevrildi

***

Onlar esnek, üretimi ucuz ve basitler. Bu yüzden perovskitler, güneş pili tasarımında en sıcak yeni materyal olarak gözüküyor. Avustralyalı mühendisler bu yeni bileşen ile dünya verimlilik rekorunu başka bir düzeye çıkardı.

Anita Ho-Baillie, UNSW’de Avustralya Yüksek Fotovoltaikler Merkezi’nde araştırmacı ve yeni perovskite hücre araştırmacısı.

2 Aralık Cuma günü Canberra’daki Asya Pasifik Solar Araştırma Konferansı‘nda konuşan Avustralya Gelişmiş Fotovoltaikler Merkezi (ACAP)‘nin Kıdemli Araştırma Görevlisi Anita Ho-Baillie, UNSW’deki (University of New South Wales) ekibinin perovskit güneş pilleri ile bugüne kadarki en yüksek verimlilik derecesine ulaştığını açıkladı.

% 12,1 verimlilik derecesi, en yüksek enerji dönüşüm etkinliği ile sertifikalandırılmış en büyük tekli perovskit fotovoltaik hücre olan 16 cm2‘lik bir perovskite güneş pili ve bağımsız olarak, Bozeman, Montana’daki Newport Corp uluslararası test merkezi tarafından doğrulandı. Yeni hücre, kayıtlı mevcut sertifikalı yüksek verimli perovskit güneş pillerinden en az 10 kat daha büyük.

Ekibi ayrıca 1.2 cm2 tekli perovskite hücrede %18 verimlilik derecesine ve 16cm2 dört hücreli bir perovskite mini modül için% 11.5’e ulaştı ve her ikisi de bağımsız olarak Newport tarafından onaylandı.

Ho-Baillie, “Bu, fotovoltaik tasarımı ilerletmek için birçok takımın yarıştığı çok sıcak bir araştırma alanı” dedi. “Perovskitler, %3.8 verimlilik derecesi ile 2009 yılında çıkageldiler ve o zamandan beri sıçrayış gösterdiler. Bu sonuçlar UNSW’yi dünyanın en gelişmiş yüksek performanslı perovskit güneş enerjisi üreten en iyi grupları arasına yerleştirdi. Bence bir yıl içinde %24’e varabiliriz” dedi.

Perovskit, hibrit bir organik-inorganik kurşun veya kalay halojenür temelli malzeme ışık hasat eden aktif kat olarak işlev gören yapılandırılmış bir bileşiktir. Şimdiye kadarki en hızlı gelişen güneş enerjisi teknolojileri olup, caziptir çünkü bileşik üretmek için ucuzdur ve üretimi basittir ve hatta yüzeylere püskürtülebilir.

Ho-Baillie, “Çözünür perovskite çözeltisinin çok yönlülüğü, püskürtme-kaplama, baskı veya güneş pilleri üzerine boya yapılmasını mümkün kılıyor” dedi. “Kimyasal bileşimlerin çeşitliliği ayrıca hücrelerin şeffaf olmasına veya farklı renklerden oluşmasına izin veriyor, binaların, cihazların ve arabaların güneş hücreleriyle her yüzeyini kapatabildiğini hayal edin.”

Dünya ticari güneş pillerinin çoğu rafine edilmiş, yüksek oranda saflaştırılmış bir silikon kristalden yapılmış ve en verimli ticari silikon hücreler (PERC hücreleri olarak bilinir ve UNSW’de icat edilmiştir) gibi 800°C’nin üzerinde çoklu yüksek sıcaklıkta pişirilmesi adımları gerektirir. Öte yandan, perovskitler düşük sıcaklıklarda ve silikon hücrelere göre 200 kat daha ince yapılır.

Silikon hücrelerin üretiminde harcanan enerji yukarıda bahsedilen çoklu yüksek sıcaklıkta pişirilme işlemi yüzünden yüksektir.

Her ne kadar perovskitler uygun maliyetli güneş enerjisi için çok fazla umut veriyorsa da, şu an dalgalanan sıcaklık ve neme maruz kalmaktadırlar, bu da korunmadan sadece birkaç ay sürmektedir. Dünyadaki diğer her takımın yanısıra Ho-Baillie’ın takımı da dayanıklılığı uzatmaya çalışıyor. Mühendislerin katmanlı silikon ile 40 yılı aşkın bir süreden beri öğrendiklerinden dolayı, bunu genişletebileceklerinden eminiz.

Bununla birlikte, afetlere müdahale, cihaz şarj etme ve dünyanın elektriksiz bölgelerinde aydınlatma gibi atılabilir düşük maliyetli, yüksek verimli güneş pilleri olarak şimdiden cazip birçok mevcut uygulama vardır. Perovskite güneş pilleri, uygulanabilir fotovoltaik teknolojiler arasında en yüksek güç / ağırlık oranına sahiptir.

ACAP Direktörü ve Ho-Baillie’nin danışmanı Martin Green, “Perovskitlerin avantajlarını değerlendireceğiz ve daha büyük alanlara ölçeklendirme ve hücre dayanıklılığını iyileştirmek gibi ticarileştirme için önemli konular üzerinde çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Projenin amacı perovskite güneş pil verimliliğini% 26’ya yükseltmek.

Araştırma, Avustralya Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (ARENA) ‘solar mükemmellik’ girişimi aracılığıyla 3.6 milyon dolarlık finansmanla desteklenen bir işbirliğinin bir parçası. ARENA CEO’su Ivor Frischknecht, başarının erken dönem yenilenebilir enerji teknolojilerini desteklemenin önemini gösterdiğini söyledi:         “Gelecekte, bu dünyanın önde gelen Ar-Ge’leri, çatıdaki güneş enerjisi ile hane halkı ve işyerleri için hem de ARENA’nın büyük ölçekli güneş enerjisine yaptığı yatırımla gelişmekte olan büyük solar projeleri için verimlilik kazanımları sağlayabilir.”

Bir perovskit solar hücre yapmak için, mühendisler kristalleri, onu keşfeden Rus mineralojisti Lev Perovski’den alan ‘perovskite’ adı verilen bir yapıya dönüştürürler. Önce bir bileşim seçmesini bir sıvıda eritip ‘mürekkep’ haline getirirler, bunu elektrik ileten özel bir cam üzerine bırakırlar. Mürekkep kuruyunca hafif ısı uygulandığında camın üstünde kristalleşen ince bir filmin arkasında bırakılır ve ince bir perovskit kristal tabakası oluşur.

Zor kısım, solar hücrenin maksimum miktarda ışığı emmesini sağlamak için ince bir perovskit kristal film geliştirmektir . Dünya çapında mühendisler fotovoltaik verimi artırmak için büyük kristal taneleri olan pürüzsüz ve düzenli perovskit tabakaları oluşturmak için çalışıyorlar.

2004’te UNSW’de doktorasını tamamlayan Ho-Baillie, günümüzde Sydney, Şanghay ve Hong Kong suyollarında işletmeci olan ticari amaçlı deniz feribotlarına güneş enerjisi hücrelerini entegre eden Avustralyalı bir şirket olan Solar Sailor‘un eski bir şef mühendisi.

Avustralya Gelişmiş Fotovoltaik Merkezi, ortakları Queensland Üniversitesi, Monash Üniversitesi, Avustralya Ulusal Üniversitesi, Melbourne Üniversitesi ve CSIRO Üretim Sancak Gemisi olan UNSW’de kurulu ulusal bir araştırma işbirliğidir. Bu işbirliği, ARENA ve ortakları Arizona Devlet Üniversitesi(ABD), Suntech Power(Çin) ve Trina Solar(Çin) tarafından verilen yıllık hibe ile finanse edilir .

 

Yazının İngilizce Orjinali

Türkçe’ye Çeviren: İzzet Okbay

 

Wilson da Silva

 

CHP’li Hüsnü Bozkurt’un annesi, 2,5 yıldır tedavi gördüğü hastaneden, baskı nedeniyle tahliye edildi!

CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un referanduma ilişkin tartışma yaratan sözlerinin ardından, 88 yaşındaki annesi Fahire Bozkurt, 2,5 yıldır tedavi gördüğü hastaneden tahliye edildi.

16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliği referandumuna ilişkin “Diyelim ki ‘evet’ çıktı, kimse heveslenmesin. Sizi de sizin yedi göbek sülalenizi de bütün emperyalistleri de yine İzmir’den denize dökeriz” sözlerinin ardından iktidar kanadı tarafından sıklıkla eleştirilen CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un annesi, çoklu organ yetmezliği, ileri alzheimer tanılarıyla tedavi gördüğü hastaneden tahliye edildi.

Hüsnü Bozkurt’un annesi Fahire Bozkurt

Yeşil Gazete’ye konuşan Bozkurt, annesinin tahliye edilmesinin gerekçesinin, tartışma yaratan sözleriyle ilgili olduğunu düşündüğünü belirtirken, annesinin baskı nedeniyle tahliye edildiğini ve sözlerinin arkasında olduğunu da ifade etti.

Hastanenin pazartesi günü kendisine annesinin taburcu edilmesi ricasında bulunduğunu belirten Bozkurt, hastanenin ricasının ardından annesinin İstanbul’daki bir hastaneye nakledildiğini söyledi.

Bozkurt, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ben sözümün sonuna kadar arkasındayım. Ne dediğimi gayet iyi biliyorum. Milletime dönük hiçbir şey demedim. Bu ülke bölünmek isteniyor.”

Ne olmuştu?

Hüsnü Bozkurt, katıldığı bir televizyon programında “Diyelim ki ‘evet’ çıktı, kimse heveslenmesin. Biz yine Samsun’dan başlarız, Amasya’ya gideriz, Sivas’a gideriz, Ankara’ya geliriz. Buradan İnönü’ye Sakarya’ya Dumlupınar’a… Ulan sizi İzmir’e kadar kovalamazsak anamızdan emdiğimiz süt helal olmasın. Sizi de sizin yedi göbek sülalenizi de bütün emperyalistleri de yine İzmir’den denize dökeriz” sözleri nedeniyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve iktidar kanadının hedefi olmuştu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da, CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt hakkında, 16 Nisan’da yapılacak referanduma ilişkin bir televizyon programındaki açıklamaları nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan soruşturma başlatmıştı.

Hüsnü Bozkurt da hakkında başlatılan soruşturmayla ilgili olarak kendi sitesinden “O programdaki tüm sözlerimin arkasındayım. Sözlerim, ülkemizi bölmek isteyenlere, emperyalist güçlere ve işbirlikçilerine. 1 saatlik konuşmamın tek bir cümlesini bağlamından koparıp çarpıtarak ‘Evet, diyenleri denize dökecekmiş’ diye bir yalanla beni karalamaya çalışanların amacını anlıyorum” açıklamasını yapmıştı.

(Can Bursalı – Yeşil Gazete)