Ana Sayfa Blog Sayfa 3190

Economist’ten Türkiye yorumu: Demokratik bir sistem olmadan da hızlı ekonomik büyüme mümkün

Economist dergisi, Türkiye’deki anayasa değişikliği referandumu sonrası piyasaların asıl endişesinin “ilerleyen otokrasiden çok olası siyasi çalkantılar” olduğunu yazdı.

Economist’in analizinde, demokratik olmayan sistemlerde de ekonomik büyümenin mümkün olabileceği ancak uzun vadede “ideolojik ayrımın keskin olduğu” bir ortamda yatırımcıların olası siyasi çalkantılardan endişe edeceği uyarısı yapıldı.

Yazıda 16 Nisan referandumunda “Erdoğan’ın zaferinin yorumcular tarafından otokrasi yolunda bir adım” olarak görüldüğü ancak Türk lirası, piyasalar ve tahvillerin referandum sonuçları gelirken kazanç sağladığı belirtildi.

Yazıda şu ifadeler yer aldı:

“Bu, piyasalar ve demokrasi arasındaki ilişkinin kaya gibi sert olmadığına ilişkin bir hatırlatmaydı. Serseri ruhlu kocalar gibi, yatırımcılar da demokrasiye olan bağlılığını yineler ancak yedekte başka birini tutmaya yanaşırlar.”

“Türkiye’de yatırımcılar Erdoğan’ın anayasa teklifinin yenilgiye uğraması halinde ülkede karışıklık çıkabileceğinden korkmuş olabilir. Eski ama oldukça güvenilir bir klişedir: Yatırımcı belirsizliği sevmez. Ancak Erdoğan iktidarı, İstanbul piyasalarında yüzde 760 kazanç ve hızlı ekonomik büyüme getirdi.”

“Otoriter” bir hükümetin, en azından kısa vadede “belirlilik” getireceği belirtilen yazıda şu görüşler dile getirildi:

“Ekonomistlere göre, İtalya’da Mussolini 1922’de iktidara geldiğinde o yıl ülkede hisse senetleri piyasası yüzde 29, devlet tahvilleri ise yüzde 18 kazanç sağladı. Hitler yükselirken Almanya’nın hisselerinin geri dönüşü yüzde 14, tahvilleri yüzde 15’ti.”

‘Demokratik sistem olmadan da büyüme mümkün’

“Dünyanın en gelişmiş ekonomileri, çoğunlukla demokratik ülkeler ve bunlar ticaret ve yabancı yatırımlara daha açıklar. Öte yandan, Çin örneğinde olduğu gibi, demokratik bir sistem olmadan da hızlı ekonomik büyüme mümkün. Hong Kong’la beraber Çin piyasaları, bu milenyumun en iyileri arasında.”

Economist’te yer alan bir başka görüş, demokrasilerin her zaman piyasa dostu politikalar çıkarmadığı, sokaktaki seçmenin çıkarlarıyla uluslararası yatırımcıların çıkarlarının her durumda aynı çizgide olmayacağı yönünde.

Yazıda şu ifadelerde yer buldu:

“Eğer seçmenler gümrük vergisi, şirket ve en yüksek maaşlılara daha yüksek vergiler ve kamulaştırmayı desteklerse, bu durumda piyasalar ve döviz hareketleri zorlanır.”

ABD seçimleri, Brexit ve Türkiye referandumu benzer

Yazıda, ABD seçimleri, Brexit oylaması ve Türkiye’nin anayasa referandumu arasında da benzerlikler olduğuna dikkat çekildi.

Bu üç örnekte de, seçmenler arasında ‘keskin bir bölünme’ olduğu ve zaferin oylar arasındaki küçük bir farkla yakalandığı hatırlatıldı.

“Üç örnekte de, zafer kazanan taraf desteği kırsal kesim ve küçük şehirlerden alırken büyük şehirlerdeki seçmen diğer tarafa oy verdi.

“Kazanan taraflar da çoğunluğu dar bir farkla kazandıklarını görmezden gelerek, radikal bir siyasi değişim için yeterli yetkiyi aldıklarını savundular.”

‘Piyasaları rahatsız edecek radikal değişimler getirir’

Yazıda, demokrasilerin ancak belli bir mutabakat ortamı olduğunda ve seçmenin yasal olarak kendi tarafının yenilgisini kabul ettiği durumlarda en iyi çalıştığı ifade edildi.

Economist’e göre, ideolojik ayrımın keskin olduğu ve seçim sisteminin “kazanan her şeyi alır” mantığıyla sonuç verdiği durumlarda bu çok daha zor.

“Bu durum, piyasaları rahatsız edecek daha radikal siyasi değişimlere neden olur. Genel akış daha otoriter, yaşam standartları durgunlaşmış olan seçmenlere çekici gelen milliyetçi politikaların olduğu bir yapıya doğrudur.”

Bu politikaların ticari ortaklar ve komşu ülkeler üzerinde ters etki yapacağı belirtilen yazıda, yatırımcıların yine de bazı otoriter liderlerin kısa dönem vergiler gibi politikalar oluşturabileceğine inanabilecekleri vurgulandı.

Yazıda, “uzun vadede bu gelişmeler yatırımcıları büyük ölçüde kaygılandıracaktır” denildi.

(BBC Türkçe)

Kara yetmedi, sıra denizde: İstanbul kıyılarına dev termik santral gemisi demir attı

Daha önce Irak’ta görev yapan 126 megavatlık gemi ürettiği elektriği artık Marmaray’a iletmeye başlayacak. 126 megavatlık bir kapasite, Türkiye’de faaliyette olan orta halli bir termik santralin kapasitesine eşit.

Ulaştırma Bakanlığı tarafından kiralanan ve Marmaray’a elektrik sağlayacak olan dev jeneratör gemi Doğan Bey, demirlediği Yenikapı’da elektrik tellerini karaya bağladı. Karada hızla süren çalışmaların ardından, daha önce Irak’ta görev yapan 126 megavatlık gemi ürettiği elektriği artık Marmaray’a iletmeye başlayacak. Bu sayede dev termik geminin elektriğini şehir şebekesinden alan Marmaray’ın neden olduğu elektrik kesintilerinin önüne geçmesi planlanıyor

Gemi Karadeniz Holding’e ait

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, Doğan Bey Gemisi daha önce Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde Karadeniz Holding bünyesinde faaliyet gösteren gemilerden bir tanesi. Karadeniz Holding enerji altyapısı sorunlu Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde zehir saçan termik santral gemileriyle faaliyet gösteren bir kurum.

İstanbul’un hava kirliliğinde yeni bir sayfa açılıyor

Karadeniz Holding bu sefer sonsuz kaynaklara sahipmişçesine büyüyen İstanbul’un enerji ihtiyacını İBB’nin daveti üzerine karşılamaya çalışacak. İstanbul-İzmit-Çorlu merkezli büyüyen Türkiye’nin enerji ihtiyacı için bütün kıyı şeritlerini termikle kirletilip, iklim değişikliğine karşı Türkiye’nin sahip olduğu sorumluluklar bir bir reddedilirken, bu geminin gelişi İstanbul için yeni bir sayfanın açılışını ‘müjdeliyor’. Fütursuzca devam eden büyümenin atmosfere saldığı hava kirliliği artık Türkiye’de de kıra ihraç edilemeyecek bir duruma gelmiştir. Kuzey Ormanlarının yok edildiği, şehrin bir beton yığınına dönüştüğü bir ortamda bu termik santral gemisinin faaliyete geçmesi halinde İstanbul’da yaşanan hava kirliliğinin çok daha büyük seviyelere yükseleceğini söyleyebiliriz.

(Dünya, Kuzeyormanlari.org)

Bodrum’da caretta caretta cinayeti: 3 kurşunla başından vurulmuş!

Bodrum sahilinde başından 3 kurşunla vurularak öldürülmüş caretta caretta türü deniz kaplumbağası bulundu.

Bodrum’un Koyunbaba Koyu’nda dün sabah yürüyüşe çıkanlar, sahile vurmuş caretta caretta ölüsünü farkedip, durumu Koyunbaba Mahallesi Muhtarı Yılmaz Çincik’e bildirdi. Bunun üzerine koya giden Çincik, 75 santimetre boyunda, 45 kilogram ağırlığındaki caretta caretta türü deniz kaplumbağasının başından 3 kurşunla vurularak telef edildiğini belirleyip, Gümüşlük Jandarma Karakol Komutanlığı ile Arama Kurtarma Derneği (AKUT) Bodrum ekibine bilgi verdi.

Jandarma, nesli tükenmekte olan türler arasında olan caretta carettanın kurşunlanarak öldürülmesiyle ilgili soruşturma başlatırken, AKUT Bodrum ekibi de Ortaca İlçesi, Dalyan Mahallesi’ndeki Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) ile irtibata geçti. Telef edilen deniz kaplumbağasının incelenmek üzere DEKAMER’e teslim edileceği bildirildi.

Koyunbaba Mahallesi Muhtarı Yılmaz Çincik, “Bu bir vahşet. Bunu yapanlar insan olamaz. Sorumlularının bir an önce bulunup, hakettikleri cezanın verilmesini istiyoruz” dedi.

(BirGün)

‘Kürtler Evet dedi’ safsatası – Aslı Aydıntaşbaş

Bu yazı cumhuriyet.com.tr sitesinden alındı

Referandum sonrası Kürt’ün oyu, herkesin derdi oldu.

İktidar partisine yakın isimler, kendi propagandalarına inanmak eğiliminde oldukları için, televizyonlarda sanki Evet’ler Doğu ve Güneydoğu’da büyük bir oy patlaması yapmış gibi konuşuyorlar. Oysa Türkiye’nin Batı’sında hayal bile edemeyeceğimiz uygulama ve baskılara rağmen, HDP’nin eli kolu bağlanmış olmasına rağmen, Kürtler bu seçimde ‘Hayır’ dedi. Bu böyle biline!
Tabii tek kızdığım yandaşlar değil. Bir de Hayır’cılardan bir grup var ki, onlar beni daha da çıldırtıyor. Beyaz Türk kibiriyle konuşup “Kürtler sattı” cümlesini kuran bile var. Bu ne saçmalık. Nasılsa İzmir yüzde 68 Hayır verince “Yaşşşaaa!”, Diyarbakır yüzde 68 Hayır deyince “Tüh!” deniyor.

Yahu delirdiniz mi? Bu referandum sürecindeki en büyük şaibe, Doğu ve Güneydoğu’da yaşandı. Kanıt mı arıyorsunuz? Şehirler ve kırsal kesim arasındaki oy farkına bakın. İnsanların özgürce oy kullandığı şehir merkezlerinde HDP oyunu büyük ölçüde korumuş; kırsal kesimde, ağanın ve kolluk gücünün baskısı her saniye hissedilen küçük yerlerde, Evet’ler yükselmiş.
Örneğin güvenlik güçleri ve PKK’yle operasyonlar sonrasında aylarca sokağa çıkma yasağı uygulanan, bazı mahalleleri Google Earth’den silinen Şırnak’ta Evet’lerin, AKP’nin oylarının iki katına çıkması mantıklı mı sizce? Bırakın siyaseti, insan doğasına bile uygun olmayan bir refleks değil mi bu?

Bir de insan “Kürtler yüzünü AKP’ye döndü” demeden önce biraz araştırmaz mı ne oluyor diye? Ana akım medya, sağ olsun, Kürt’ün evi başına yıkılırken yok, yarım milyon insan göçe zorlanırken yok, vekilleri tutuklanırken, HDP’li sandık müşahitleri sapır sapır elenirken yok, sonra da “Kürtler bizi sattı!” muhabbeti yapıyor. Ayıplıyorum. (Burada Cumhuriyet gazetesini ayrı tutuyorum. Bu gazete, ezelden beri, Yaşar Kemal’in Nadir Nadi’yi arayıp Van’da Ahtamar’ın yıkımını durdurduğu dönemlerden beri hak ihlallerine duyarlı oldu. Bizim kuşak Kürt meselesini Celal Başlangıç’ın en baskıcı dönemlerde yazdığı yazılardan öğrendi.)

Urfa, iyi-kötü bildiğim bir yer. Yıllardır “blok oy” sorunu vardır: Bazı bölgelerde aşiretler tüm köy için oy verir. Yine de Urfa’da Evet’lerde büyük artış var. Merak edip bölgeyi iyi tanıyan ve yıllarca il başkanlığı yapmış HDP Urfa milletvekili İbrahim Ayhan’ı aradım. “Her seçimde yaşanan klasikler, yani açık oy, blok oy, mükerrer oy bu sefer göz göre göre oldu” diye söze başladı:
“Bizler doğru dürüst çalışma bile yapamadık. Ben koskoca Urfa’da ufak bir minibüsle dolaştım. Birçok HDP’li gözaltında. Seçim için her gittiğimiz yerde panzerler var. Halk konuşmaya bile çekiniyor. Buna rağmen oyumuzu koruduk. Ama kırsal kesime hiç gidemedik. Kırsalla ilişkimizi kopardılar. Tam bir seferberlik atmosferi vardı. Valiler, kaymakamlar devredeydi. Ufak köylerde böyle tehditler çok etkili oluyor. İnsanlar haklı olarak korkuyor.” Peki HDP’li müşahitler yok muydu? “Köylerde bizimkileri sandık binalarına bırakmamışlar” diyor.

Bu bölümü Kürt oyları üzerine kelam edenlerin özellikle okumasını istiyorum:

“Örneğin seçim günü Suruç’taydım. 20-30 kişi bir AKP milletvekilinin peşine takılmış, her sandıkta oy kullanıyorlar. Ve tüm ilçe farkında. Benim gittiğim okula öğlen 100 tane mühürsüz zarf geldi. 355 seçmen var, 405 oy çıktı. Tutanakta 240 imza var. Bazı yerlerde imzalar hep aynı. Birçok sandıkta durum böyle.”

Bütün bunlara rağmen, Doğu’daki AKP oylarında Evet’ler, toplamda yüzde 10 artış yapmış. Türkiye genelinde seçim sonucunu değiştirebilecek bir rakam değil.

Kimse faturayı Kürt’e kesmeye kalkmasın…

Aslı Aydıntaşbaş – Cumhuriyet

Yeşil hareketin öncülerinden ve Gümüşlük Akademisi’nin kurucusu Ahmet Filmer yaşamını yitirdi

Yeşil hareketin Türkiye’deki öncülerinden Ahmet Filmer, uzun süredir mücadele ettiği kansere yenilerek yaşamını yitirdi.

Türkiye’de yeşil hareketin öncülerinden ve 1994’e kadar faaliyetlerini sürdüren ilk Yeşiller Partisi’nin aktivistlerinden biri olan Ahmet Filmer, kanserle olan savaşını kaybetti.

Filmer, Bodrum Gümüşlük’te kurucularından biri olduğu Gümüşlük Akademisi Vakfı’nda ekolojik yaşama ilişkin çalışmalarını sürdürüyordu.

Yeşil Ahmet olarak da tanınan Ahmet Filmer, İzmir Aliağa’daki termik santralin kurulması sırasında Pasaport heykelinden başlayıp Aliağa’ya kadar uzanan insan zinciri eyleminin de örgütleyicilerindendi.

Dün akşam saatlerinde yaşamını yitiren Filmer’in cenazesi, Cuma günü defnedilecek.

(Yeşil Gazete)

Oy ve Ötesi referandum sonuçlarını değerlendirdi

Oy ve Ötesi 16 Nisan 2017 referandumu sonuç tutanakları değerlendirmesini gönüllülerine attığı e-mail ile paylaştı. Oy ve Ötesi yola çıkış noktası ve tek dayanakları olarak gördükleri 298 sayılı Seçim Kanunu ve Yüksek Seçim Kurulu genelge ve kararlarının, referandumun şeffaflığının ve hukuka uygunluğun 16 Nisan akşamı YSK’nın aldığı mühürsüz pusulaların geçerli sayılması yönündeki kararı ile, kararın referandum sonuçlarına etkisinden bağımsız olarak, geri dönüşü olmayacak şekilde zedelendiğini belirtti.

Oy ve Ötesi 2017 referandumunda tutanak verilerinin toplanmasını kolaylaştıran T3 Tutanak Gönder mobil uygulamasını geliştirdi. 90.000 T3 gönüllüsü 3 milyon üzerinde veri girişi yaptı. Bu şekilde 432.000 taranmış tutanağın karşılaştırılması mümkün oldu. Oy ve Ötesi’ne gelen tutanaklar ve gönüllülerin yaptığı veri doğrulama çalışmalarının çıktıları şu şekilde:

  1. Tutanak Teyit:

Toplam 166.679 tutanaktan 158.181 tekil tutanak T3 içinde teyit edildi. Tutanakların %94.9‘unun sağlamasını yapıldığı T3’te, Bayburt, Erzurum, Ağrı ve Gümüşhane‘de %40‘ın altında sağlama yapılabildi.

Teyit ve analiz işlemleri sonunda 290 sandıkta kullanılan toplam 99.680 oyun dağılımları arasında uyuşmazlıklar tespit edilmiştir. Bu oy sayısının Türkiye genelindeki toplam geçerli oy sayısına oranlandığında etkisinin %0,22 olduğu belirlenmiştir; resmi Sandık Sonuç Tutanağı ve Sayım Döküm Cetvellerine göre oy sayısı değişiminin de 5 bin civarında olduğu göz önüne alınınca buradaki doğrudan etkinin %0,01 seviyelerinde olduğu öngörülmektedir. Önemle vurgulamak isteriz ki, yaptığımız çalışma sandık başında tespit edilen sonuçların YSK’nın açıkladığı sonuçlarla tutarlılığı üzerinedir; oylama ve sandık başında oy sayımı sırasında oluşabilecek sorunları kapsamamaktadır.

Bu verilerin hepsini detaylı olarak, tutanaklarıyla beraber siyasi partilerin tamamıyla, itiraz süresi içinde paylaştık. Tespit edilen bu farklılıkları önümüzdeki günlerde paylaşacağımız detaylı analizler vasıtası ile sandık ve oy bazında inceleyebilir, 90.000 T3 gönüllümüz aracılığıyla karşılaştırılan tutanakları görüntüleyebilirsiniz.

  1. Resmi verilere göre; 100% Tek taraflı oy kullanılmış sandıklar:

Tercihin bir tarafa %100 oy oranı çıkan sandıkların sonuçları şu şekildedir.
Evet tercihi: Sandık sayısı: 960, Toplam oy sayısı: 89.158
Hayır tercihi: Sandık sayısı: 173, Toplam oy sayısı: 6.739

  1. Resmi verilere göre; Seçmen sayısından daha fazla oy kullanılan sandıklar:

YSK 16 Nisan halk oylamasında bir yenilik getirerek seçmen listelerine görevlileri de ekledi. Buna göre özel durumlar dışında sadece seçmen listesinde olan seçmenler sandıkta oy kullanabilecekti. Diğer yandan analizimiz sonucunda 2.397 sandıkta seçmen sayısından fazla oy kullanıldığını görüyoruz.

Bu aşamada, sayısal analizin yorumlanarak kamuoyundaki tartışmalara ışık tutması, ancak bu verilerin alındığı sandıkların detaylı ve münferit incelenmesi ile mümkündür. Siyasi Partilerle söz konusu tüm veriyi itiraz süresi dahilinde paylaşmış bulunuyoruz. Elimizdeki imkanlar dahilinde bu konuda gelen ek taleplere de katkı sağlamaya hazırız.

  1. Karşılaştırma verisini herhangi bir kaynaktan alamadığımız sandık sayısı:

20.202 sandığı ve bu sandıklarda kullanılan 3.746.637 oyu bizimle veri paylaşmaya gönüllü siyasi parti sandık kurulu üyesi, müşahit ya da T3 gönüllüsü olmayışı nedeniyle ikinci bir kaynaktan teyit etmemiz mümkün olamadı. Resmi sonuçları, sadece resmi Sandık Sonuç Tutanağı ve Sayım Döküm Cetveli ile karşılaştırabildik.

Çağrı Merkezimizin Bulguları

Seçim günü, 07:00’den itibaren Türkiye Barolar Birliği ve Oy ve Ötesi gönüllü avukatlarının çalışmaya başladığı çağrı merkezimize ve sosyal medya üzerinden gelen 2000’e yakın çağrıya hukuki destek verdik. Çağrı merkezimize ulaşan 298 Sayılı Kanun ve 135 Sayılı Genelge kapsamındaki itiraz konuları içerisinde yoğun olarak olarak öne çıkan maddeler şunlar oldu:

  1. Sandık kurullarının seçim pusulalarını mühürlememesi veya yanlış (ön kısmını) mühürlemesi
  2. Referandumda kullanılan mühürlerde, “tercih” yerine “evet” yazması
  3. Kimlik kontrolü yapılmadan oy verme işlemine başlanması nedeniyle seçmenlerin yanlış sandıkta oy kullanması
  4. Vatandaşların oy kullandıkları sandıklarda sayımı izlemeye alınmaması (Açık sayım ilkesinin ihlali)

 

İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü’nden Şebnem Korur Fincancı’ya insan hakları ödülü

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı, Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü’nce (Physicians for Human Rights/PHR) her yıl verilen “İnsan Hakları Ödülü”ne layık görüldü.

Korur Fincancı, Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde, yerel saatle dün (18 Nisan) akşam gerçekleşen törenle ödülünü aldı.

PHR, Korur Fincancı’ya dair “İşkenceyle mücadele uzmanı Şebnem Korur Fincancı kariyerini, insan haklarını savunmaya adadı. PHR onun çalışmasını onurlandırıyor” açıklamasında bulundu.

TİHV: Dayanışmamız güçleniyor

TİHV bugün yaptığı açıklamada, “başta işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları olmak üzere insan hakları ihlallerinin önlenmesi amacıyla, PHR ile uzun yıllardır birlikte çalışmalar yürüttüklerini” ifade ederek Şebnem Korur Fincancı’nın ödülü ile ilgili şu açıklamayı yaptı:

Şebnem Korur Fincancı’nın asla umudu yitirmemek ve dayanışmayı her daim güçlü kılmak adına vurguladığı üzere ‘Bizler birbirimize yaslanırız. İnsanlığın birbirine ihtiyacı vardır.

TİHV olarak, sahip olduğumuz bu uluslararası dayanışma ortamının öneminin bilincinde olan bizler, bu ödül vesilesiyle başta İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü (PHR) olmak üzere dayanışma içerisinde bulunduğumuz tüm dostlarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz.

İnanıyoruz ki insan hakları değerleri için yürüttüğümüz bu ortak mücadele doğrultusunda sahip olduğumuz kıymetli dayanışma ortamımız her zorluk karşısında ve her geçen gün daha fazla güçleniyor.

 

(Bianet)

PKK ve PJAK davalarından tutuklu ve hükümlülerin açlık grevi sonlandırıldı

PKK ve PJAK davalarından tutuklu ve/veya hükümlü olanların 64 gündür sürdürdüğü açlık grevi, KCK’nin çağrısının ardından bugün sonlandırıldı.

Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı, dün açlık grevlerinin sonlandırılmasına dair yazılı açıklama yapmıştı.

KCK’nin çağrısı üzerine bitirildi

Mahpuslar adına açıklama yapan Deniz Kaya, “Tüm zindan alanlarında süresiz dönüşümsüz açlık grevimizi KCK eşbaşkanlığımızın çağrısı üzerine sonlandırıyoruz” dedi.

Deniz Kaya imzasıyla yayınlanan açıklama özetle şöyle:

“64. gününde olan Şakran başta olmak üzere Sincan, Bolu, Trabzon, Tarsus ve diğer tüm zindan alanlarında süresiz dönüşümsüz açlık grevimizi KCK Eşbaşkanlığımızın çağrısı üzerine sonlandırıyoruz. Direnişimize ses olan tüm halkımızı, demokrasi çevrelerini ve sorumluluk duyan herkesi selamlıyoruz.

“AKP-MHP kirli ittifakı biliyoruz ki, Önderliğimiz üzerindeki tecrit, halkımıza yönelik gerçekleştirilen siyasi soykırım operasyonları ve tüm zindanlarda yaşanan hak ihlalleri devam ederse daha büyük eylemlerle direnişe geçeceğimizi bir kez daha buradan belirtiyoruz.”

Açlık grevindekilerin talepleri neydi?

PKK ve PJAK davalarından tutuklu veya hükümlü olan 17 cezaevindeki 148 mahpusun devam ettirdikleri açlık grevinin talepleri şöyleydi:

“PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecrit koşullarının kaldırılması.”

“Kürt illerinde gerçekleşen yıkım ve yasaklara son verilmesi.”

“Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine son verilmesi.”

 

(DihaberBianet)

Suudi Arabistan, yenilenebilir enerji forumunda 2023 hedeflerini açıkladı

Suudi Arabistan Enerji Bakanı Khaled el-Falih, Suudi Arabistan Yenilenebilir Enerji Yatırım Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan ülkesinin yenilenebilir enerji ve teknolojisini yurt dışında satacağını söyledi.

Suudi Arabistan Krallığının hemen hemen tümünün iç gücü şu an ham petrolden, rafine edilmiş ya da doğal gazdan geliyor. Ancak, petrol krallığını durdurmak için yapılan bir ekonomik reform planının bir parçası olarak hükümet, Falih’in güneş ve rüzgar enerjisi içeren “iddialı” bir yenilenebilir enerji programı başlattı. Yetkililer, projelerin 30 milyar ila 50 milyar dolar arasında maliyete sahip olabileceğini söyledi.

Falih, forumun “2023 yılına kadar yenilenebilir enerji yüzdesi krallığın toplam elektriğinin yüzde 10’unu temsil edecek” dedi ve ekledi, “Orta vadede yenilenebilir enerji üretiminin ileri teknolojilerini geliştiren, üreten ve ihraç eden bir ulus haline gelmek için krallığı aramaktayız” dedi.

 

Falih, enerji sektörünün özerk bir düzenleyici kurulu ve özelleştirilmiş üretim kapasitesi içerecek şekilde tamamen yeniden yapılandırıldığını söyledi.

 

Suudi Arabistan’daki hükümetin tahminlerine göre Suudi tepe enerjisinin 2032 yılına kadar 120 gigawatt’ı aşması da bekleniyor.

 

(Enerji Haber)

Tire Süt Kooperatifi, süt işleme tesisinin çatısını güneş panelleri ile kapladı

Tire Süt Kooperatifi, yenilenebilir enerji ve çevre teknolojileri alanında örnek bir projeye imza attı. “Gücümüz Kooperatif, Enerjimiz Güneş” projesi kapsamında süt işleme tesisinin çatısına güneş panelleri kuran kooperatif, elde ettiği enerjiyle topladığı sütü soğutmaya başladı.

Yeni Asır’dan Nadir Uysal’ın haberine göre toplam 800 bin liralık fizibilite hazırlayan kooperatif, projeyi İZKA’nın yüzde 75 hibe desteğiyle hayata geçirdi.

Kooperatif Başkanı Mahmut Eskiyörük, santral ve tesis çatısına konumlandırılan panellerle 200 KWp enerji üretimine başlanıldığını söyledi.

Eskiyörük, “Dünyanın en değerli besinlerinden birisi olan süt, soğuk zincirde muhafaza edilmesi gereken bir ürün. Bu nedenle kooperatif olarak önemli maliyetlerimizden birisi de sütü soğutmak için harcanan enerji giderleri. Bu giderlerimizi düşürebilmek için kooperatifimizin Ar-Ge ekibi uzun zamandan beri yenilenebilir enerji kaynakları konusunda fizibilite çalışması yapıyordu. İZKA’nın bu konuda hibe programı açmasıyla projemizi hayata geçirdik. Projeye öncelikle süt işleme tesisimizle başladık. İlerleyen süreçte, toplam 62 köydeki nokta alımlarımızın tamamında bu projeyi uygulayacağız. Sütümüzü güneş enerjisinden elde ettiğimiz elektrikle soğutacağız” dedi.

 

(Yeni Asır)