Ana Sayfa Blog Sayfa 3186

102 yıllık acı: Ermeni soykırımında hayatını kaybedenler anıldı

Soykırımın yıl dönümünde Ermenistan’daki anma Erivan’daki Soykırım Anıtı’nın önünde yapıldı.

Ermeni soykırımının 102. yılında Ermenistan’ın başkenti Erivan’da adı Ermenice’de “Küçük kırlangıçların hisarı” anlamına gelen Erivan Tsitsernakaberd Anıt Kopleksinde anma yapıldı. Törene Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sargisyan ve eşi Rita Sargisyan’ın yanı sıra Ermenistan Parlamentosu sözcüsü Galust Sahakyan, Başbakan Karen Karapetyan ve diğer milletvekilleri, hükümet üyeleri, diplomasi çevreleri, siyasal partilerin temsilcileri, diasporadan Ermeniler, yurt dışından konuklar ile yurttaşlar katılarak soykırım kurbanlarının anısına saygı duruşunda bulundular.

Dünya Ermenileri Katolikosu Garegin II’de törende hazır bulundu.

Sargisyan, törende anıta çelenk koyduktan sonra katılımcılar birlikte Erivan Ermeni Kilisesi’ne giderek dua ettiler. Kilise’deki törene, Cumhurbaşkanı Sarkisyan ve eşinin yanı sıra tüm protokol üyeleri katıldı. Sarkisyan daha sonra yaptığı kısa açıklamada 1915’in 20. yüzyılın ilk soykırımı olduğuna dikkat çekerek “Bu soykırımla yüzleşmenin zamanı çoktan geldi. Soykırımın kabul edilmemesini çocuklarımıza miras olarak bırakmamalıyız” dedi.

Dünyanın birçok kentinde Ermeniler anılacak

Ermenistan’ın yanı sıra dünyanın farklı kentlerinde de 1915 Ermeni Soykırımı anısına çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

ABD’deki anma etkinliği 21 Nisan’da Massachusetts Eyaleti Capitolium’unda devlet yetkililerinin ve politikacıların katılımıyla gerçekleştirilmişti.

Fransa, İtalya, Almanya, Hollanda, Belçika gibi ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede de Ermeniler ile soykırımı tanıyan siyasetçi, yazar ve aktivistin katılımıyla anma törenleri düzenlenecek.

Ermeni Soykırımı 1965 yılında ilk olarak Uruguay tarafından kabul edildi. Daha sonra sırasıyla Rusya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Polonya, Litvanya, Slovakya, İsviçre, İsveç, Yunanistan, Kıbrıs, Lübnan, Kanada, Venezuella, Arjantin, Almanya, ABD’nin kırkı aşkın eyaleti soykırımı tanıdı.

Soykırım; Vatikan’ın yanı sıra Avrupa Parlamentosu ve Dünya Kiliseler Birliği tarafından da tanınıyor.

(Artı Gerçek)

Tarihi Paket Postanesi’ni yıkanlar hakkında yasal işlem başlatıldı

İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu, Galataport projesi kapsamında tescilli kültür varlığı Paket Postanesi’ni restorasyon projesine aykırı bir şekilde yıkan yetkililer hakkında yasal işlem başlatılmasına karar verdi.

Kültür varlığı Paket Postanesi ve Karaköy Yolcu Salonu’nun, Karaköy Sahili’nde devam eden Galataport projesi kapsamında yıkılması büyük tepkilere neden oldu. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin Galataport projesi kapsamında Koruma Kurulu’nun kararına rağmen yıkılan tescilli Paket Postanesi ve Kemankeş Caddesi’nde ortaya çıkan çatlaklar nedeniyle sorumlu yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Paket Postanesi yıkanlar hakkında yasal işlem

Diken’den Rıfat Doğan’ın haberine göre, İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu, suç duyurusu üzerine Paket Postanesi’nde yaptığı inceleme sonucunda KUDEB uzmanlarınca düzenlenmiş raporlar ve İBB İmar ve Şehircilik Daire Müdürlüğü’nün Yapı Tatil Tutanağı göz önüne alındığında Kurul’un geçen yıl 9 Haziran tarihinde onaylanan restorasyon projesine aykırı uygulamaların yapıldığını ve Paket Postanesi’nin kurul kararına aykırı bir şekilde yıkıldığını tespit etti.

Kurul, söz konusu uygulama nedeniyle 2863 sayılı yasanın 65. maddesi gereği sorumlular hakkında yasal işlem başlatılmasına karar vererek, yazısında şu ifadelere yer verdi: “Tescilli 3 parselde inşai müdahalenin durdurulmasına, Kemankeş Caddesi üzerinde yer alan tescilli kültür varlıkları ve ilgililerince yapılan şikayetler de göz önünde bulundurularak; alanda ve çevresinde can, mal ve her türlü güvenlik tedbirlerinin ilgililerince ve belediyesince sağlanmasına bahse konu 6-7 parsellere ilişkin iletilen restorasyon (reskonstrüksiyon) projesinin Kurulumuz üyelerince yerinde inceleme yapılmasından sonra değerlendirilebileceğine…”

‘Karaköy Yolcu Salonu da karara aykırı şekilde yıkıldı’

Koruma Kurulu ayrıca Paket Postanesi ile ilgili hazırlanan yeni tadilat restorasyon projesinin de uygun olmadığına karar verdi. Kurul, yerinde yaptığı incelemede Karaköy Yolcu Salonu’nun restorasyon projesi kapsamında sökülmesi gereken kısımları yerine iş makineleriyle yıkıldığını tespit etti.

Kurul, yapının ne kadar yıkıldığının tespiti için gerekli bütün belgelerin kendisine gönderilmesini talep ederken, belgeler gelinceye kadar herhangi bir uygulama yapılmamasına karar verdi.

(Diken)

“Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, şu an Meclis’te para babalarının değil emekçinin temsilcisi olurdu”

1954’te kapatılması hâlâ tartışılan Köy Enstitülerinden mezun 88 yaşındaki Halime Kocataş, “Enstitüler olsaydı referandumda yüzde 95 ‘Hayır’ çıkardı ve okuma-yazma oranı yüzde yüz olurdu” dedi. 89 yaşındaki Ethem Sezgin ise “Enstitüler kapanmasaydı şu an Meclis’te tarım ve hayvancılık yapan köylünün çocuğu olurdu. Para babalarının değil emekçinin temsilcisi olurdu” diye konuştu.

Köy Enstitüleri, öğretmen yetiştirmek, toplumu aydınlatmak ve ileri taşımak amacıyla 17 Nisan 1940 tarihinde yasal düzenlemelerle kuruldu. 1954 tarihinde kapanan ve etkileri günümüze kadar tartışılan Köy Enstitüleri unutulmayacak ve bugüne kadar aşılamamış bir özgün eğitim modeli olarak eğitim hayatımızda yer aldı. Köy Enstitülerinin kuruluşunun 77. yılı nedeniyle önceki gün Caddebostan Kültür Merkezi’nde “Köy Enstitülerinden Günümüze” başlıklı panel düzenlendi. Panel öncesi 1944 Arifiye Köy Enstitüsü mezunu Halime Kocataş ve 1946 Beşikdüzü Köy Enstitüsü mezunu Ethem Sezgin ile bir araya geldik ve Köy Enstitülerini konuştuk.

İnsanlığa hizmet

Cumhuriyet’ten Zehra Özdilek’e konuşan Halime Kocataş ve Ethem Sezgin’in sözleri şöyle:

– Kendinizden bahseder misiniz?

H. Kocataş: 1929’da Şile Kabakoz köyünde doğdum. 1940 yılında Arifiye Köy Enstitüsü’ne girdim. 1944 yılında mezun olarak kendi köyüme öğretmen olarak atandım. Burada 14 yıl öğretmenlik yaparak her alanda çalışmalarımı sürdürdüm. Evlenecek fakir kızların çeyizini diktim, iğne ve pansuman yaptım. O dönemin valisi Prof. Fahrettin Kerim ile görüşerek köye yol, su, elektrik gelmesini sağladım. Beşiktaş Ortaköy İlkokulu, Beşiktaş Turgut Reis İlkokulu, Etiler Hasan Âli Yücel İlkokulu’nda görev yaparak emekli oldum. 1981 yılında Beşiktaş ilçesinde yılın öğretmeni seçildim.

E. Sezgin: 15 Şubat 1928 yılında Trabzon’un Beşikdüzü ilçesine bağlı Korkuthan köyünde eğitimci bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. 1941’de Beşikdüzü Köy Enstitüsü’ne girdim, 1946 yılında enstitüden mezun oldum. Üç köy okulunun yapımında halkla beraber kazma kürekle çalıştık, 7 km yol yaptık. Toplam 33 yıl öğretmenlik yaptım.

– Köy Enstitüsü sistemi nasıldı?

H. Kocataş: Köylerin canlanmasında, eğitimden yararlanmayı amaçlayan bir okullaşma, kalkınma, demokratikleşme eylemidir. Enstitüler eylemi büyük bir çoğunluğa, nüfusun yüzde 80’ine yararlı olma hareketiydi. Gerçek yurt sevgisini geliştiren, ulusalcılığı insanlıkla bütünleştiren bir eğitim sistemi uygulandı.

E. Sezgin: Biz eli nasırlı, ayağı çarıklı, toprağın özünü tırnaklarıyla sökmesini ve icabında bu topraklar için ölmesini bilenlerin çocuklarıyız. Köy Enstitüleri bizleri Ata’nın istediği gibi fikri, irfanı, vicdanı hür öğretmenler yetiştirdi. Atatürk ve devrimlerini, devlet, millet sevgisini yeni yetişen gençlere öğretmemizi sağladılar. Yeniliklere kapalı bağnaz bir öğretmen olmamamız gerektiğini insanlığa hizmetin en yüce ibadet olduğunu kavrattılar.

Eğitim destanı

– 16 Nisan’da gerçekleştirilen referandumda Anadolu’da ağırlıklı ‘Evet’ oyu çıktı. İnsanların aklına acaba biz Anadolu’yu ihmal mi ettik sorusu geldi…

H. Kocataş: Köy Enstitüleri kapatılmasaydı eğer 16 Nisan referandumunda en az yüzde 95 ‘Hayır’ çıkardı. Türkiye’de okuma oranı yüzde 100 olurdu. Atatürk 10 yıl daha yaşasaydı her şey çok farklı olurdu. Kütüphaneler çoğalacak, kitap okuma alışkanlık haline gelecekti. Kadın hakları tartışılmayacaktı. Şu an Türkiye’nin sıkıntı çektiği birçok konu yaşanmayacaktı. Köy Enstitüleri bir eğitim destanıdır.

E. Sezgin: Köy Enstitüleri devam ediyor olsaydı referandumdan böyle bir sonuç almak mümkün değildi. Anadolu’nun ‘Evetçileri’ oranın yoksul halkı doğrudan doğruya çıkarcıların para babalarının siyasi oyuncağı haline gelmiştir. Önce yoksullaştırdılar sonra da istedikleri istikamette oy kullanmaya sevk ettiler.

“Halk uyanmasın diye kapattılar”

– Köy Enstitüleri kapanmasaydı eğer Türkiye’nin şimdiki durumu nasıl olurdu?

H. Kocataş: Halk uyanmasın diye enstitüleri kapatma yoluna gittiler. Hangi kuruluş vardır ki kapanışından 67 sene geçmesi halinde bile güncelliğini korur. E.Sezgin: Köy Enstitüleri kapanmamış olsaydı eğer şu an Mecliste tarımcılık, hayvancılık yapan köylünün çocuğu olurdu. Halkı temsil ederdi. Para babalarının değil emekçinin temsilcisi olurdu. Bunun tehlikesini görmüş olan ağalar ayaklandı ve korku içerisinde Köy Enstitülerinin kapatılması konusunda kampanya başlattılar. Bugün hâlâ ağalık sisteminin etkisi sürüyor.

“Bir eğitim devrimi projesiydi”

Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitimi Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Güler Yalçın şunları söyledi:

“Köy Enstitüleri ezilen bireyin özgürleşmesi ve ülkenin eğitim yoluyla demokratlaşması niyetiyle kurgulanmış bir eğitim devrimidir. Günümüzde yararlanılması gereken ve bugün Finlandiya, Kanada ve hatta Amerika’da uygulamaları olduğunu bildiğimiz eğitim devrimi projesinin evrensel öğelerinin hayata geçirilmesi için günümüz koşulları ve aciliyet sırası göz önüne alınarak hayata geçirilmesi gerekmektedir.”

(Cumhuriyet)

Sinoplular, nükleer santrale ‘Hayır’ dedi

Sinop’ta Nükleer Santral Karşıtı Platformun çağrısıyla ‘Sinop Nükleer Santral İstemiyor’ mitingi düzenlendi.

Nükleer Santral Karşıtı Platform’un çağrısıyla Sinop’ta, ‘Sinop Nükleer Santral İstemiyor’ sloganıyla miting düzenlendi. Sinop Eeski otogar önünde buluşan yaklaşık 5 bin kişi sloganlarla mitingin yapılacağı Uğur Mumcu Meydanı’na yürüdü.

Mitinge CHP, EMEP, SYKP, ESP, Sinop Barosu, Halkevleri, Haziran Hareketi, İstanbul Demokrat Sinoplu Dernekleri Platformu, ADD, ÇYDD, Greenpeace, Küçük Çekmece Sinoplular Derneği, Samsun Devrimci 78’liler Derneği ve Samsun Hayır Buluşması gibi kurumlar katıldı.

Mitingde vatandaşlar ‘Nükleere karşı omuz omuza’, ‘Susma haykır nükleere hayır.”, ‘Nükleer santral ölüm demektir’, ‘Hırsız AKP iş birlikçi YSK.’, ‘Hayır daha bitmedi yeni başlıyor.’ sloganları attı.

Mitingde konuşan Sinop Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Murat Şahin, “Sinop Nükleer bataklığa sürükleniyor. Buna izin vermeyeceğiz. Siyasi iktidar bu konuda her türlü hukuksal denetimden kaçmaya çalışıyor. Çernobil ve birçok yıkıcı kazalara rağmen nükleerde ısrar ediliyor. Nükleer hem çok tehlikeli hem pahalı, hem dışa bağımlı enerjidir. Ülkemizin buna ihtiyacı yoktur. Nükleer santrale izin vermeyeceğiz” dedi.

Mitingde TMMOB adına Cemalettin Küçük, Şehir Plancıları Odası adına Orhan Sarıaltun, Sinop Nükleer Karşıtı Platform adına Can Ergün, Sinop Nükleer Karşıtı Platform Derneği adına da Avukat Mehmet Horuş söz aldı.

Fransa’da demokrasi sınavı: AB yanlıları faşistlere karşı önde

Fransa’da dün yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda katılan adayların hiç biri %50 çoğunluğu sağlayamadığı için sonuçlar 2. tur seçimler sonucu belli olacak.

Seçimin ikinci turunda % 23. 90 oy alan liberal eğilimli Macron ile  oyların %21.70ini alan aşırı sağcı Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen Cumhurbaşkanlığı için yarışacak.

İlk tur sonuçları büyük bir sürprize yol açmazken alacağı oy oranı merakla beklenen faşist Le Pen’in ilk turdan ikinci olarak çıkması Fransa’da ve Avrupa’da demokrasi cephesinin geleceği açısından sınav niteliğinde olacak. İlk turda elenen Cumhuriyetçi aday Fillon’un  ve Sosyalist Parti adayı Hamon’un 2. turda Macron’u destekleyeceğini açıklaması Le Pen’in Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını imkansıza yakın hale getirdi. Sol Soyalistlerin adayı melenchon ise tavrını şimdilik belli etmedi.

7 Mayıs’ta yapılacak 2.tur sonrasında Fransa Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması  beklenen 39 yaşındaki Emmanuel Macron ‘En Marche’ (Yürüyüş) hareketini başlatarak AB yanlısı merkez/liberal politikaları savunuyor.

Macron’un   kömürden yenilenebilir enerjiye geçişe ağırlık vermesi en önemli seçim vaadleri arasında.

Avusturya ve Hollanda’nın ardından Fransa’da da faşistlerin yenilgiye uğraması Avrupa’da sevinçle karşılandı. İlk tur sonuçlarının belli olmasının ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker Macron’u tebrik ederek başarılar diledi.

Seçimin ardından Euro’nun  Dolar karşısında değer kazanmaya başlaması da Macron’a Avrupa desteğinin gösetrgesi olarak yorumlandı.

Yeşil Gazete

Papa: Türkiye-AB mülteci mutabakatı insan haklarına aykırı

Papa Françesko, Avrupa’daki mülteci kamplarını, “toplama kamplarına” benzeterek, AB ile Türkiye arasındaki anlaşmanın insan haklarını ihlal ettiğini söyledi.

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Françesko, Avrupa ülkelerindeki bazı mülteci kamplarını, Naziler dönemindeki “toplama kamplarına” benzetti. Katoliklerin ruhani lideri ayindeki konuşmasında, “Anlaşılan o ki, uluslararası sözleşmeler insan haklarından daha önemli tutulduğu için çok sayıda, dolu toplama kampı bulunuyor” dedi.

Papa Françesko, Roma’daki San Bartolomeo Kilisesi’nde 20’inci ve 21’inci yüzyılda inançları uğruna ölenler için Cumartesi akşamı yapılan ayin sırasında yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mülteci mutabakatının, insan haklarını ihlal ettiğini belirtti.

Papa Françesko, AB’nin mülteci politikalarını eleştirdiği konuşmasında, en fazla mülteciyi kabul eden Yunanistan ve İtalya’yı övdü. Papa, mültecilerin Avrupa ülkelerinde eşit dağılımının engellenmesinin de doğru olmadığını belirtirken, Avrupalıların artık daha az çocuk yapma eğiliminde olduklarını ve aynı zamanda mültecilere kapıları kapattıkları eleştirisinde bulundu.

Bu durumu, “intihar” olarak tanımlayan Papa Françesko, ayinde Akdeniz üzerinden Avrupa’ya kaçmayı başaran mültecilerle de bir araya geldi.

Yunanistan’da mültecilerin ilk kabul merkezi konumundaki kamplarda durumun son aylarda oldukça vahim olduğu bildiriliyor. Adalardan Yunanistan ana karaya geçmeyi bekleyen yaklaşık 13 bin 800 mülteci olduğu belirtirtiliyor. Yunanistan’da da halihazırda yaklaşık 50 bin mülteci bulunuyor.

 

Kaynak: Deutsche Welle

 

Yükselen otoriteye sivil itaatsizlik ayarı – Pelin Cengiz

Bu yazı artigercek.com sitesinden alındı

Erken dönem gerçek bir çevreci olarak nitelendirilen Amerika’nın en özgün düşünür ve yazarlarından Henry David Thoreau, kült kitabı “Doğal Yaşam ve Başkaldırı”da Walden Gölü kıyısında iki yıl boyunca yaşadığı doğal hayat deneyimini anlatır. Türkiye’nin gündemi tam olarak şu sıralar Thoreau’nun bir diğer önemli yönüne denk düşüyor. Daha önce farklı platformlarda yazmıştım ancak referandum vesilesiyle içinden geçtiğimiz süreci göz önünde bulundurunca, tekrar gündeme getirmek gerekti.

Thoreau, aynı zamanda “sivil itaatsizlik” (civil disobedience) terimini siyasi literatüre ilk kazandıran kişidir. Thoreau, 1849’da “Civil Disobedience” adlı makalesini yazdığında, ortaya attığı kavramla geleceğin en önemli siyasi eylemlerine ilham vereceğini öngörmüş müydü bilinmez ancak, ortaya koyduğu fikrin siyasi tarihte bıraktığı iz tartışma götürmez. Thoreau’ya göre, devlet bir makineye benzer ve bu makine zamanla çok fazla adaletsizlik oluşturabilir. Makine, çok fazla adaletsizlik ürettiğinde vatandaş, makineye müdahale etmek ya da makineyi durdurmak için bir direnç oluşturur. Bu da vatandaşın “sivil” olmasının gereği olarak, “şiddetsiz” şekilde gerçekleştirilir.

“Sivil itaatsizlik”, temel olarak şiddeti dışlayan, haksız bir uygulamaya karşı tüm yasal yollar denendikten sonra başvurulan bir yöntem olarak benimseniyor. Bir eylemi sivil itaatsizlik eylemi haline getiren en güçlü faktör, toplumun bir kısmının hak ve özgürlüklerinin tehdit altında olmasıdır. Yine, kavramın en önemli unsurları arasında eylemin kamuya açık şekilde hareket etmesi, kişisel çıkar arayışının ötesinde herkesin “adaletsizlik” karşısında çözüm arayışına katılması, dolayısıyla sivil itaatsizliğin kitlesel olması yer alıyor. Bireyler açısından bakıldığında ise, vicdani bir düşünsel ve duygusal süreçten söz edilebilir.

Zaman içinde direnme, itiraz etme hakkıyla ve hak arama ile birlikte başvurulan sivil itaatsizlik, en kritik anlarda tarihin seyrini değiştirdi, yine değiştirmemesi için hiçbir sebep yok. Sivil itaatsizlik her zaman yönetenlere, yasalara karşı ama şiddetsizliğiyle ve barışçıllığıyla karşı okunan tarafı şaşkınlığa uğratan bir özelliğe sahip oldu.

Günümüzde genel olarak, anti-otoriter, anti-ırkçı, ekoloji tabanlı hareketlerin, etnik kimlik, inanç ya da LGBTİ referanslı grupların oluşturduğu pasif direniş ve sivil itaatsizlik eylemleri, yeni toplumsal hareketlerin ortak paydasını oluşturuyor. Eylem ve ifade biçimleriyle de geleneksel işçi ve sınıf mücadelesinden ayrışıyor. Küresel finansal krizlerin dalga dalga derinleştiği yıllarda ise Avrupa’da ve ABD’de yayılan Occupy, Indignados benzeri eylemler dikkat çekmişti.

Sivil itaatsizlik kavramının, modern dönem tanımlamalarına göre en önemli özelliği kamuya açık olması. Sivil itaatsizlik, doğrudan vicdanla ilgili olduğundan sadece olaydan mağdur olanın değil, “her insanın böyle bir olguya karşı tepki duyması gerektiği” öngörüsünden hareket ediyor. Çünkü, yazılı kanunların üzerinde bir kanuna, akla ve vicdana hitap etmek, işin doğasında var. Kişisel çıkar arayışlarının ötesinde, “aynı durumdaki herkes için adalete yönelik bir çözüm arayışı” olan sivil itaatsizliğin, bu yönüyle kamusallık vurgusu önemli…

Thoreau’nun sivil itaatsizlik kavramının etkileri 20. yüzyılda Mahatma Gandhi’ye, ortalarındaysa Martin Luther King’e ve onları takip eden binlerce adalet arayan insana uzanıyor. Gandhi’nin pasif direnişin sembolü haline gelen Tuz Yürüyüşü, ilhamını esas itibariyle Thoreau’dan alır. ABD’de 1955’te belediyenin otobüslere koyduğu ırklara göre oturma düzeninin çiğnenmesi, hafızalara en fazla yer etmiş sivil itaatsizlik eylemlerindendir. 1967’de Vietnam Savaşı’nı protesto etmek için askerlik dairesinin önündeki oturma eylemi de bunlardan biri.

Thoreau, sivil itaatsizliği tarif ederken, “En iyi yönetim en az yönetendir” diye başlıyor ve bunun hayata geçmesi halinde “en iyi yönetim hiç yönetmeyendir” durumuna gelineceğini ifade ediyor. Ve çoğunluk hükümetinin her durumda doğruluk üzerine kurulmadığını düşünen Thoreau, “İyi ve kötü üzerinde çoğunluğun değil yalnızca vicdanların karar verdiği bir hükümet olmaz mı” diye soruyor.

Türkiye’nin bugünkü yükselen otoriter siyasi ikliminde ne yapmak lazım?

Politikalarıyla ülkede ne olup bittiği konusunda kendi seçmenini bile ikna edemeyen, güven veremeyen muhalefet partilerinin işaretini beklemeyin, gelmeyecek… Geçmişin siyasi sloganlarıyla, kınamalarla, birbirinin aynı demeçlerle oyalananlardan umudu kesin. Evinizde oturup hiçbir risk almadan birilerinin sizi kurtarmasından medet ummayın. Güçlü, kararlı, yeri geldiğinde bireysel yeri geldiğinde toplumsal tepkilerle, bir dizi sivil itaatsizlik eylemiyle, pasif direnişle, ekonomik boykotla karşı durmak, Türkiye’nin içine çekilmek istenen politik yıkıma razı olmadığınızı göstermek mümkün. Şikayet etmekle reddetmek arasındaki büyük fark burada. Bugünün farklı kesimlerinin oluşturduğu muhalifler safı, buna imkan verebilir.

Bu yazıyı artık Thoreau’dan alıntıyla bitirmek gerek: “Eğer haksızlık, devlet makinesi içindeki zorunlu sürtünmelerden biriyse, bırakın devam etsin, belki bir yerleri düzleştirir, makine kesinlikle eskiyecektir. Ancak haksızlığın kendine ait bir yayı, makarası, halatı varsa, çarenin var olan dertten daha beter sonuçlar doğurmayabileceğini düşünmeye başlarsanız, bu makine sizin bir başkasına yapılan kötülüğe aracı olmanızı gerektirecek bir yapıdaysa, o zaman yasayı çiğneyin derim. Yaşamınız bu makineyi durdurmaya yarayacak bir karşı sürtünme olsun. Yapmam gereken, ne pahasına olursa olsun kınadığım yanılgıya düşmemektir.”

Pelin Cengiz – Artı Gerçek

Eko Okullar programında öğrenim gören Güneş ve Defne’den ekolojik yaşam tüyoları

Eko okullar programı çevre bilincini, çevre yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma anlayışını geliştirmek için uygulanan bir proje olup Şişli Terakki Okullarında da uygulanmaktadır.

Şişli Terakki Okullarında 2010-2011 eğitim yılında ‘’çöp ve atık’’ temasıyla başlayan program, 2013-2014 döneminde ‘’su’’ temasıyla sürdürülmüş, 2016-17 yılının teması  olarak da ‘’enerji ‘’ saptanmış.

Ayçiçeği sınıfından Güneş ve Ergüvan sınıfından Defne

Defne ve Güneş ile konuştuk

Yeşil Gazete olarak biz de 23 Nisan’ın arefesinde okul öncesi dönem öğrencileriyle kısa bir söyleşi yaptık. Ayçiçeği sınıfından Güneş Kurtonur ve Ergüvan sınıfından Defne Çömlek’le yaptığımız söyleşide bazen biz sorduk bazen de onlar birbirlerine sordu.

Defne Çömlek: Evde ve okulda eko okul sorumlusu kim?

Güneş: Benim

Defne Çömlek: Evde ve okulda eko okul için ne yapıyorsunuz?

Güneş : Evde posterler yapıyoruz sonra da okulda anlatıyoruz.

Defne: Evde beyaz eşyaları kapatmayı unutuyor musunuz?

Güneş: Yoo unutmuyoruz!

Defne: Eko okul sorumlusu bir toplantıya gidip orda ne yapıyor?

Yeşil Gazete: Güneş sen eko okul sorumlusuymuşsun galiba. Hangi sınıfın sorumlususun?

Guneş: Ayçiçeği

Yeşil Gazete: Neler yapıyorsunuz toplantılarda?

Guneş: Enerjiyle ilgili şeyler yapıyoruz? Posterler hazırlayıp duvarlara asıyoruz

Yeşil Gazete: Bu posterlerde ne yazıyor, nelerden söz ediyorsunuz?

Güneş: Enerjiyi tasarruflu kullanmak lazım. Bir de denizleri kirletmememiz lazım. Güneş panelleri kullanmak iyi bi şeymiş

Yeşil Gazete: Niçin enerji tasarrufu yapmak lazımmış?

Güneş: Dünyamız boşuboşuna kirlenmesin diye.

Yeşil Gazete: Peki Defne siz ne yapıyorsunuz okulda enerjiyi boşuna harcamamak için?

Defne: Sınıfımızdaki ışıklar bizim enerji tasarruflu ampuller kullanıyoruz. Suyu açık bıraktığımızda kapatıyoruz. Bizim okulda bir tane kağıt bir tane normal çöp kutusu var. Onları doğru çöplere atıyoruz.

Yeşil Gazete: Siz de çöpleri ayrıştırıyor musunuz Güneş?

Güneş: Evet mesela öğretmenim su şişeleri çöp kutusuna atıyor biz de kağıtları geri dönüşüm kutusuna atıyoruz. Ama bazı arkadaşlarım kağıtları boşu boşuna harcıyor. O yüzden de sınıfımızda bir sürü kağıt yenilemek zorunda kalıyoruz. O yüzden de kağıtlara yazık oluyor.

Defne: Ve aynı zamanda ağaçlara da yazık oluyor. Çünkü kağıtlar ağaçtan yapılma.

Yeşil Gazete: Peki evde ve okulda  neler yapıyorsunuz?

Güneş: Kağıtları geri dönüşüme atıyoruz.

Defne : Okulda gereksiz ışıkları kapatıyoruz, Evde de kapatıyoruz. çamaşır makinası, fırın, bilgisayar gibi eşyaları da kullanmazken kapatıyoruz.

Yeşil Gazete: Defne sizin evdeki ‘eko ev’ sorumlusu kim?

Defne: Benim

Yeşil Gazete: Peki sizin sınıfın eko okul sorumlusu kim Defne?

Defne : Herkes

Yeşil Gazete: Son olarak söylemek istediğiniz bi şey var mi?

Güneş: Enerjiyi tasarruflu kullanmazsak dünyamız boşu boşuna kirlenir!

Defne: Eğer Kağıtları  boşuna harcarsak bütün ağaçlar kesilir, oksijenimiz kalmaz.

Yeşil Gazete: Bize zaman ayırdığınız için ikinize de çok teşekkür ederiz.

 

Röportaj: Savaş Çömlek

(Yeşil Gazete)

İstanbul’dan Şanlıurfa’ya masal dolu bir 23 Nisan – Ayşe Pınar Böke

Umudumuz yarındır kuşlar uçuracak bizi,umudumuz yarındır güneş kucaklayacak bizi. Siz hiç bir çocuğa umut oldunuz mu? Hiç canınızdan kanınızdan olmayan bir çocuk yolunuzu gözleyip, sizi gördüğünde heyecanla kucağınıza koştu mu?

Biz bu 23 Nisan’da bunu yaşadık.Çocuklar ülkesiniin yeni yol arkadaşı Kızılay Maltepe Şubesi ile Şanlıurfa Sarım Köyü İlkokulu‘na heybemize koyduğumuz sevgi, umut, neşe ve heyecan ile bizi İstanbul’a 1060 km ötede bekleyen bedenleri küçük ama yürekleri kocaman çocuklara doğru yola çıktık.

Bir gün boyunca süren aktivitelerle ruhumuzu şenlendirdik. Şiirler okuduk, şarkılar söyledik, oyunlar oynadık, masallar diyarına yolculuk ettik, birbirimizin hayallerine, gözlerindeki ışığa mutluluğa ortak olduk.

Huzur bulmak için, hayata tutunmak için, yeniden başlamak için, gülmek için nedenler arıyoruz ya hani. Çocukların yüzlerine bakın. Tekrar düşündüğünüzde bundan daha güzel bir neden bulamayacağınızı anlayacaksınız.

 

Demem o ki, bu bayram solan çiçeklerimin yerine yepyen filizler toplamak gibi mesela. Nisan gelince üzerimizden kalkan kara bulutlar ve yeniden içimizi ısıtan güneşin aldığı yer gibi. Kalbim attığı sürece her sabah tekrar doğan ve yeşeren umut gibi bir bayram.

Hayat bitmek tükenmek bilmeyen bir serüven. Hikayenin sonu sende gizli. Yaptıkların ve yapmadıklarında gizli.

Bu yolda yanımızda olan, bize güç katan, emeği, ekmeği, sevgisi, heyecanı, hayali geçen herkes; Var Olun. Nice güzel günler büyütelim, masal olalım hep beraber.

 

Ayşe Pınar Böke

Bozcaadalı belgesel festivali BIFED, dört yaşında

“Hakikatin gittikçe daralan dünyasında bırakın sesini çıkaramayanın hakkını, kendi hakkımızı savunmak bile imkansızlaşıyor. Köpek balıkları, orkinoslar, içme suları, tilkiler, filler, yağmur ormanları, ıstakozlar… İnsanoğlu, sesini çıkaramayan, ağlayamayan, bağıramayan her şeyi tüketiyor. Bütün bu olan bitene direnişimizi seslendirebileceğimiz alanlar da gittikçe azalıyor.”

Bu satırlar, Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED) ekibinin geçen haftalarda kaleme aldığı, festival hazırlıklarının başladığını duyuran mektuptan. Daimi teması ekoloji olan, doğa, toplum, göç, tarım, yerel haklar, tohum, gıda, kentleşme, çöp, işçi, enerji konularında belgesel film üretilmesine, gösterimine ve ödüllendirilmesine ciddi ve bağımsız bir alan yaratmak için Bozcaada’da doğan BIFED, dördüncü yılında, umudu paylaşarak var olmaya devam ediyor.

Bağımsız belgeselciler için bağımsız festival

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali, bu yıl 11-15 Ekim 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek. Son üç yıldır olduğu gibi, sonbahar Bozcaada’ya BIFED ile gelecek. BIFED ekibinin yayınladığı mektupta, dünyanın farklı coğrafyalarında aynı sorunlarla mücadele edenlerin hikayelerini perdeye yansıtan, küçük, kalabalık salonlarda belgesel film yönetmenleriyle izleyicilerini buluşturan festivalin, neden büyümemekte ısrar ettiği şöyle anlatılıyor:

“Her şeyin hızla tüketildiği bir dünya düzeni içinde bağımsız ve hakikati arayan belgesel yapmak artık çok daha zor. Ana akım medyanın gerçeğe neredeyse tamamen gözlerini kapadığı bu sistem içinde bağımsız belgeselcilere kalan tek alan festivaller. Ancak tüm dünyada başvuru ücreti alan festivallerin sayısı her yıl artıyor ve çok seslilik azalıyor. Bozcaada Belediyesi, Bozcaada Turizm İşletmecileri Derneği ve tüm Bozcaadalıların desteği ile Bozcaada’da yapılan BIFED, büyümemekte inat ediyor. Katılımcılarına festival boyunca kalacak güzel bir yuva sunmaya, yönetmenleri ve iyi örnekleri ödüllendirmeye, ekibinde yüzde doksan kadın istihdam etmeye devam ediyor.

BIFED başvuru ücreti, gösterimlerde bilet ücreti almamakta, Asya, Afrika, Güney Amerika ve tüm diğer sesini duyuramayan büyük coğrafyaların sesi olmakta, farklı ve yeni pencereler, bakış açıları sunmakta inat ediyor. BIFED herkese açık, herkese eşit yaklaşan, paylaşan, tartışan ve üreten bir platform olmaya devam ediyor.”

Son başvuru tarihi 15 Mayıs

11-15 Ekim 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek olan BIFED’in Fethi Kayaalp Uluslararası Belgesel Yarışması ve Gaia Öğrenci Ödülleri Yarışması için başvurular sürüyor. Yarışmaya başvuran filmlerin konusunu çevre sorunlarından almış ve 1 Ocak 2013 tarihinden sonra çekilmiş olması gerekiyor. Geçen yıl üçüncüsü düzenlenen festivale 58 ülkeden 280 film başvurmuş ve bunlar arasından seçilen, 10’u dünyada ilk kez gösterilen 60 film festival izleyicisiyle buluşmuştu.

Adalı festivalden dünyaya

Çevre belgeselleri konusunda uluslararası bir ağ olan Green Film Network‘e ilk yılında kabul edilen BIFED’in yönetmenliğini Petra Holzer, koordinatörlüğünü Ethem Özgüven, başkanlığını Bozcaada Belediye Başkanı Dr. Hakan Can Yılmaz üstleniyor.

BIFED Yönetmeni Petra Holzer Özgüven’le geçen yıl festival ofisinde

Festival Yönetmeni Petra Holzer Özgüven, festivalin bu yıl da dünyanın en seçkin belgesel filmleri üzerinden hem sorunları hem de çözümleri tartışmayı, umudu paylaşmayı, dayanışma köprülerini güçlendirecek farklı çabaları içine alan anlamlı bir program sunma amacında olduğu ifade etti:

“Bütün bir yıl festival için emek veriyor ve izleyicilerle birlikte biz de sabırsızlıkla bekliyoruz. Geçen yıl salonlar çok doluydu. Bu durum, yaptığım işi ulaştırdım hissiyle, yönetmenleri çok mutlu ediyor. Seyirci ve ada halkı da yönetmenlerle buluşmaktan, festivali adada izliyor olmaktan çok mutlu. Küçük bir ekiple, ada halkının dayanışmasıyla, dünyanın her yerinde benzer yöntemlerle direnişi yıkmaya çalışan sisteme karşı umut veren bir festival yaşıyoruz.”

BIFED’in 15 Mayıs Pazartesi günü sona erecek yarışma başvuruları için katılım şartnamesi ve başvuru formu http://www.bifed.org/ adresinde.

 

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)