Ana Sayfa Blog Sayfa 3185

Erdoğan’dan Ermeni Patrikhanesi’ne 1915 mesajı: Hayatını kaybeden Osmanlı vatandaşlarına rahmet diliyorum

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’nde düzenlenen törene mesaj gönderdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ermeni Patrikhanesi’ne gönderdiği mesajında, ” Sıkıntılı şartlarda hayatını kaybeden milyonlarca Osmanlı vatandaşına rahmet diliyorum. Tek bir Ermeni vatandaşımızın dahi ötekileştirilmesine, dışlanmasına, kendini ikinci sınıf hissetmesine tahammülümüz yoktur.” ifadesini kullandı.

Halklar arasındaki bağları kuvvetlendirmenin ortak amaç olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

“Yüzyıllarca sevinç ve tasada ortak iki halkın, geçmişin yaralarını sarması ve insani bağlarını daha da kuvvetlendirmesi hepimizin ortak amacıdır. Bu doğrultuda son 14 yılda birçok adım attık, tarihi nitelikte reformları hayata geçirdik. Osmanlı Ermenilerinin hatırasına ve Ermeni kültürel mirasına sahip çıkmaya yönelik çalışmalarımızı, önümüzdeki süreçte artarak sürdüreceğiz.”

Erdoğan’ın 24 Nisan 2017 günü İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’nde düzenlenen dini törene gönderdiği mesaj şöyle:

“Türkiye Ermenileri Patrik Genel Vekili Sayın Aram Ateşyan,

Çok Değerli Ermeni Vatandaşlarım,

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini bu yıl da saygıyla anıyor, torunlarına taziyelerimi sunuyorum.

Bölgenin iki kadim toplumu olarak Türkler ve Ermeniler bin yıldır omuz omuza yaşadıkları bu coğrafyada, ortak bir tarihi ve kültürü paylaşmıştır.

Ermeni toplumu, gerek Osmanlı İmparatorluğu gerek Cumhuriyetimizin yüzyıla yaklaşan geçmişinde çok kıymetli evlatlar yetiştirerek ülkemizin gelişimine büyük katkılarda bulunmuştur.

Dün olduğu gibi bugün de Ermeniler, ülkemizin eşit ve hür vatandaşları olarak, sosyal, siyasi ve ticari hayatımızın her alanında önemli roller üstlenmektedir.

Yüzyıllarca sevinç ve tasada ortak iki halkın, geçmişin yaralarını sarması ve insani bağlarını daha da kuvvetlendirmesi hepimizin ortak amacıdır.

Bu doğrultuda son 14 yılda birçok adım attık, tarihi nitelikte reformları hayata geçirdik.

Osmanlı Ermenilerinin hatırasına ve Ermeni kültürel mirasına sahip çıkmaya yönelik çalışmalarımızı, önümüzdeki süreçte artarak sürdüreceğiz.

Bu vesileyle şu hususun altını özellikle çizmek isterim: Ülkemizdeki Ermeni cemaatinin huzuru, güvenliği ve mutluluğu bizim için özel öneme sahiptir.

Tek bir Ermeni vatandaşımızın dahi ötekileştirilmesine, dışlanmasına, kendini ikinci sınıf hissetmesine tahammülümüz yoktur.

Türkiye Ermenileri Patriği seçiminin kısa zamanda neticelenmesini temenni ediyor, çalışmalarınızda sizlere muvaffakiyetler diliyorum.

Bu düşüncelerle, yirminci yüzyılın başında yaşamını yitiren Osmanlı Ermenilerinin hatıralarını bir kez daha yâd ediyorum.

Birinci Dünya Savaşı’nın sıkıntılı şartlarında hayatını kaybeden milyonlarca Osmanlı vatandaşına Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Recep Tayyip ERDOĞAN
Cumhurbaşkanı”

(T24)

Trajedi sürüyor: Göçmenleri taşıyan tekne battı, en az 12 ölü!

Ege Denizi’nde Midilli Adası açıklarında sığınmacıları taşıyan teknenin batması sonucu 12 kişi hayatını kaybetti.

Yunanistan’ın Midilli Adası açıklarında göçmenleri taşıyan bir tekne battı, 12 kişi hayatını kaybetti.

Yunanistan Denizcilik Bakanlığından verilen bilgilere göre, Yunan sahil güvenlik ekipleri 8 sığınmacının cesedine ulaştı. Türkiye’de de sahil güvenliğinin denizden 4 ceset çıkardığı bildirildi.

Ölen sığınmacılar arasında çocuk ve kadınların bulunduğu belirtiliyor. Teknede yaklaşık 25 kişinin olduğu, şimdiye kadar biri hamile iki kadının sağ kurtarıldığı aktarıldı. Avrupa Birliği (AB) sınır koruma ajansı FRONTEX ekiplerinin de destek verdiği arama ve kurtarma çalışmalarının sürdüğü ifade edildi.

BM verilerine göre, 2017’nin ilk üç ayında 3 bin 629 göçmen Türkiye’den Yunanistan’a gitti. 2016’da ise en az 173 bin kişi Ege Denizi’ni aşmayı başardı. Göçmenlerin çoğu Suriyeliydi.

(Artı Gerçek)

Fenerbahçe’nin sponsoru Borajet, seferlerine ara verdi: 400 kişi işsiz kalacak

Bir süre önce el değiştiren Borajet bugünden itibaren seferlerine ara verdi.

Geçen aralık ayında SBK Holding tarafından satın alınan BoraJet, seferlerine ara vereceğini duyurdu. Satışı yapılan 30 bin kadar bilet, THY’den alınan yeni biletler ile değiştirilecek. 400 kadar çalışan tazminatları ödenerek işten çıkarılacak. Şirkette çalışan personelin bir bölümü ile yollar ayrılırken, çeşitli şirketlere hizmet veren Bora Teknik A.Ş’nin ise faaliyetlerini sürdüreceği öğrenildi. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ise yaptığı açıklamada Borajet’in yolcularını THY ve Anadolujet’in taşıyacağını duyurdu. Borajet ile 3 yıllk sponsorluk anlaşması bulunan Fenerbahçe konuyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada sponsorluğun mevcut durumdan etkilenmeyeceği belirtildi.

Borajet’ten yapılan açıklama şöyle:

“Yurtiçinde ve dışında 80 farklı noktaya hizmet veren Türkiye’nin ilk ve tek bölgesel havayolu şirketi olan Borajet Havayolları SBK Holding bünyesine devredilmesinin ardından dünyanın en büyük havalimanlarından biri olacak İstanbul 3. Havalimanı’na çok daha güçlü olarak hizmet verme hazırlığını sürdürmektedir. Borajet Havayolları yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde filosunda aktif olarak bulunan 10 adet uçağın 6’sının teknik arıza ve parça eksikliğinden dolayı uzun süredir yerde kalması sebebiyle oluşan teknik sorunların giderilerek uçulabilir duruma gelmesi uzun süre alacağından dolayı, müşteri mağduriyeti ve ticari itibar göz önüne alınarak filonun yenilenip yeni uçuş rotalarının ve planlamaların yapılması için uçuşlarına geçici bir süre ara vermiştir”

Borajet için SHGM’den de duyuru

Hürriyet’ten Dinçer Gökçe’nin haberine göre, bölgesel bir havayolu şirketi olan Borajet’in müşteri mağduriyetini önlemek amacıyla bugünden itibaren uçuşlarına ara verdiğini açıklaması üzerine Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) konuyla ilgili olarak bir duyuru yayınladı.

Duyuruda şöyle denildi:

“Borajet Havayolları uçuşlarını geçici süreyle durdurmuş olup biletli yolcular THY ve Anadolujet tarafından taşınacaktır. Borajet Havayolları filosunda bulunan uçakların teknik sorunlarının giderilmesi ve filonun yenilenmesi amacıyla uçuşlarına geçici bir süre ara vermiştir.”

Borajet Havayollarından 1 Haziran 2017 tarihine kadar uçuşlar için bilet almış olan yolcular, THY ve Anadolujet ile yapılan anlaşma kapsamında seyahatlerini gerçekleştirebileceklerdir. Bu kapsamda Borajet yolcularının THY bürolarına başvurması veya çağrı merkezini aramaları gerekmektedir.

1 Haziran sonrası biletli yolcuların durumu ile ilgili tekrar duyuru yapılacaktır.ÿKamuoyuna saygıyla duyurulur.

30 bin bilet ne olacak?

Gelişme sonrası müşteriler şirketinden internet sitesinde yer alan telefondan çağrı merkezi görevlilerine ulaşamadıklarını belirtiyor. Firmadan yapılan açıklamaya göre ise satışı yapılan 30 bin kadar biletle ilgili mağduriyet oluşmaması için THY ile görüşüldüğü vurgulandı. Açıklamada müşterilerin bu biletleri THY uçuşlarında kullanılabileceği kaydedildi.

BoraJet uçuşlarının üçüncü havalimanının açılışına kadar yapılmayacağı tahmin ediliyor.

Yüklü borcu var

Ocak ayında devri yapılan Borajet’in yüklü miktarda borcunun bulunduğu iddia ediliyor.

Eski sahibine dava açtılar

Bu arada SBK Holding’in şirketin eski sabihi Yalçın Ayaslı’ya dava açtığı, icra takibi başlattığı öğrenildi.

Personelin yarısı işsiz kalacak

Şirketten alınan bilgiye göre, yolcu uçaklarında pilot, kabin memurlarının yanı sıra genel müdürlükte farklı birimlerdeki 400’e yakın çalışanın iş akdinin feshedilmesi bekleniyor. Çalışanlara tazminatların zamanında ödeneceği bildirilirken bu operasyonun kısa süre içinde gerçekleştirileceği öğrenildi.

“Fenerbahçe ile devam” kararı

BoraJet geçen Ekim ayında Fenerbahçe Spor Kulübü ile de bir sponsorluk anlaşması yapmıştı. Şirketten bir yetkili konu ile ilgili “Fenerbahçe’ye de bu süreçte sıkıntı yaratmadan sponsorluğu sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Fenerbahçe’den açıklama

Sarı-lacivertli kulüp, Avrupa maçlarında forma sponsoru olan firmayla anlaşmasının devam ettiğini ve herhangi bir aksaklığın söz konusu olmadığını açıkladı. Borajet’in uçuşlarına ara verdiğini açıklamasının ardından gözler Fenerbahçe’ye çevrildi. Sarı-lacivertli kulüple sezon başında Avrupa maçlarını kapsayan 3 yıllık forma sponsorluğu anlaşması imzalayan Borajet’in uçuşlarına ara vermesi, Fenerbahçe’yi etkilemeyecek. Kulüpten yapılan açıklamaya göre, anlaşma şartlarının aynen devam ettiği ve herhangi bir aksaklık ve olumsuzluğun olmadığı ifade edildi.

Bora Teknik AŞ şirketinin ise faaliyetini sürdüreceği öğrenildi. Şirketen konu ile ilgili yapılan açıklamada Bora Teknik A.Ş hizmetlerine kesintisiz olarak devam edecek. Bulunduğu bölgede Emraer ve ATR uçaklarına bakım hizmeti veren şirket yapılacak yatırımlarla servis kapasitesi ve etkinliğini önümüzdeki dönem yeni havaalanı ile geliştirerek devam edecek” denildi.

Şirketin uçakları

Havayolunun filosunda 6’sı yedek parça bekleyen toplam 10 yolcu uçağının yanı sıra iki adet de özel jet bulunuyor. Plana göre, Embraer 190 serisi yolcu uçakları, finansal kiralama şirketlerine iade edilecek. Ancak finansal kiralama şirketleri, bu uçakları borçları ödenip ve uçabilir duruma getirilip teslim edilmesini istiyor. Şirketin iki özel jeti bulunuyor. Bu uçaklardan biri, Türkiye’den ABD’ye doğrudan uçabilen uzun menzilli Bombardier Global Express. Koltuk kapasitesi 14. Filoda ayrıca Hawker 900XP tipi orta sınıfta da bir jet bulunuyor. Toplam 8 koltuklu uçağın menzili 5 bin 463 kilometre. Bu iki uçağın operasyonunun süreceği, böylelikle BoraJet’in uçuş yetkisinin kaybedilmemesi öngörülüyor. Uçak bakım hizmeti veren Borajet Teknik de açık tutulacak bir başka şirket. Bu şirket üzerinden bakımlar tamamlanacak.

(Hürriyet)

Bornova’da tohum takas şenliği: Tohumlarımızı çocuklarımıza emanet ettik!

22 Nisan 2017 Cumartesi günü İzmir Bornova Büyükpark’ta Bornova Belediyesi ve Yerel Tohum Derneği ortaklığında tohum takas şenliği düzenlendi. Şenliğe köylerden yerel üreticiler ve başta Can Yücel Tohum Merkezi olmak üzere Ege bölgesinden tohum takas toplulukları katıldı. Ayrıca Ege bölgesinde faaliyet gösteren ve kırk bileşeni olan Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) da şenlikte katılımcıydı. İzmir Merkezli ve Muğla ve Seferihisar Yarımada şubeleri  bulunan Yerel Tohum Derneği de bir EGEÇEP bileşeni.

Bu etkinlikte Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, Prof.Dr.Tayfun Özkaya, Dr. Füsun Tezcan  ve Dr.Zerrin Çelik yaptıkları konuşmalarda yerel tohumların önemine değindiler.

Şenliğe ilgi oldukça yoğundu. Özellikle Bornova Belediyesi Dost Bilim Evi çocukları etkinliğe varlıklarıyla renk kattılar. Yerel tohumlar da çocuklara emanet edildi. Tohum fide ve fidan dağıtımı yapıldı. Misket üzümü ve Bornova bamyası çok ilgi gördü.

2006 yılında çıkarılan bir yasayla yerel tohumların ve bunlardan elde edilen fidelerin  alınıp satılması yasaklandı. Sadece ihtiyaç için küçük miktarlarda takasına izin veriliyor. Ülkemizde doğa dostu grup dernek ve topluluklar 10 yıldır tohum takas şenlikleri düzenleyerek tohumların korunup yaygınlaşmasını gelecek kuşaklara aktarılmasını ve toplumda farkındalık yaratmayı amaçlamakta.. Özellikle Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde yerel tohum hareketi örgütlenmiştir. Ancak Doğu Anadolu Bölgesinde de Mezapotamya Ekoloji Hareketi  bünyesindeki bileşenler de o bölgede yerel tohum çalışmaları yapmaktadır. Ayrıca Diyarbakır ve Tunceli Ovacık belediyelerinin desteğiyle yerel tohumlarla üretim yapılmaktadır. Yani Doğudan Batıya tüm yurdumuzda bu hareket dalga dalga yayılmakta.

Ülkemizde faaliyet gösteren bütün yerel tohum dernekleri ve toplulukları yerel yönetimlerle güç birliği yaparak çok uluslu tohum şirketlerinin hegemonyasına ve onların işlerini kolaylaştıranlara dur diyor. Tohum takas şenlikleri tamamen Tarım Bakanlığından bağımsız olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Tüm bu faaliyetlerin artak noktası ise halen yürürlükte olan “Yerel Tohum Yasası”nın yeniden düzenlenerek yerel tohumlar ve bunlardan üretilen fideleri yeniden özgürlüklerine kavuşturmak.

 

Haber ve Fotoğraflar: Göknur Yazıcı

(Yeşil Gazete)

9 yaşındaki Ridhima Pandey Hindistan Hükümeti’ne iklim için harekete geç davası açtı

Dokuz yaşındaki Ridhima Pandey, Hindistan Hükümeti’ne iklim için iddialı bir adım atmakta başarısız olduğunu gerekçe göstererek dava açtı. Ridhima Pandey, hükümetin gelecek nesiller için gezegeni kurtarmasını istiyor.

İklim Adaleti.org’dan Sıla Özkavaf’ın Imdependent’dan alıntılayarak çevirdiği habere göre 9 yaşındaki Ridhima Pandey, Hindistan hükümetinin iklim değişikliği etkilerini azaltmak konusunda kendisine ve Hindistan halkına olan sorumluluklarını yerine getirmekte başarısız olduğunu dile getiren dava dilekçesi ile Hindistan Hükümeti aleyhine dava açtı.

Ridhima Pandey

Son üç yılda binlerce kişiyi öldürdüğü tahmin edilen yoğun yağışlar, ani seller ve sık rastlanan heyelanlar nedeniyle yıkıma uğrayan Kuzeydoğu Hindistan’nın Uttarakhand Eyaleti’nde yaşayan Ridhima Pandey, dünyanın üçüncü büyük karbon salıcısı olan Hindistan’ın, iklim değişikliği ile ilgili Paris Anlaşması’nı imzalayıp onaylarken verdiği sözleri yerine getirmediğini savunuyor.

Davada, Hindistan Anayasasının, kamu güveni doktrinin, Kuşaklar Arası Eşitlik İlkesinin ve 1980 yılına kadar dayanan dört çevre yasasının uygulanmamasından kaynaklı hukuka aykırılıklar ileri sürüldü. Ülkesinin artan iklim felaketlerini miras olarak almak zorunda kalacağını düşünen Ridhima Pandey, karar alma sürecine katılamamaktan dolayı hayal kırıklığı yaşadığını, ülkesinin çevre politikalarını şekillendirmeye yardımcı olabileceği yaşa gelene kadar oluşabilecek zararların daha da büyümesinin önüne geçmek için, hükümetine baskı yapmayı kendisine görev edindiğini söylüyor.

Ridhima Pandey, The İndependent’a yaptığı konuşmada; “Hükümetim aşırı iklim koşullarına neden olan sera gazı emisyonlarını düzenlemek ve azaltmak için adımlar atmakta başarısız oldu. Bu, beni ve gelecek kuşakları etkileyecektir. Ülkem fosil yakıtların kullanımını azaltmak için büyük potansiyele sahip ve Hükümetin bu konudaki eylemsizliği nedeniyle Ulusal Yeşil Mahkeme (National Green Tribunal/NGT)’ye yönelmek zorunda kaldım” değerlendirmesinde bulundu. Ulusal Yeşil Mahkeme (NGT) 2010 yılında kurulan ve yalnızca çevresel davalara bakan uzmanlaşmış bir mahkeme niteliği taşıyor.

Ridhima Pandey dilekçesi ile Mahkemeden Hindistan Hükümeti’ne, atmosferdeki CO2 miktarını bilimsel önerileri de dikkate alarak, 2100 yılına kadar milyonda 350 parçacığın altına düşürmek adına kendi üzerine düşeni yapmasını sağlamak için bir karbon bütçesi ve ulusal iklim iyileştirme planı hazırlamasını emretmesini istiyor. Ridhima Pandey ayrıca, hükümetin fosil yakıtlardan uzaklaşmasını; ormanları, otlakları, toprağı, mangrovları korumasını, büyük çapta ağaçlandırma yapmak suretiyle tarım ve ormancılık uygulamalarını iyileştirmesini talep ediyor.

Hükümet İklim Değişikliği Konusunda Hiçbir Şey Yapmıyor

Açılan davada, Ridhima Pande’yi Ritwick Dutta ve Meera Gopal ile birlikte temsil eden Çevre Avukatı Rahul Choudhary; Ridhima’nın basitçe Hükümetinden, kendisinin ve gelecek nesillerin hayatta kalmak için bağlı olduğu önemli doğal kaynakları korumak için kendi görevini yerine getirmesini istediğini söyledi.  Hindistan’daki çocukların iklim değişikliği ve etkileri konusunda şimdiden haberdar olduğunu vurgulayan Avukat Rahul Choudhary; Hindistan Anayasasının, ormanlar, göller, nehirler ve vahşi yaşam dâhil olmak üzere doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesi ve canlı varlıklar için merhamet göstermenin her vatandaşın vazifesine olduğunun altını çizdi.

Davada, yenilenebilir enerji seviyelerinde ilerlememe, kirletici projeler için çevresel etki raporlarının sağlıklı bir şekilde incelenmemesinin ve ağaçlandırma girişimlerinin izlenmemesi de dahil olmak üzere üç önemli unsurun vurgulandığını söyleyen Avukat Rahul Choudhary; “Bir yandan mevzuatta bir boşluk var, öte yandan mevzuat olduğunda ise uygulanmıyor. Bu dava ile ilgili en önemli şey, Hükümet’in iklim değişikliği konusunda hiçbir şey yapmadığını anlaması gerektiğidir. Dünya’ya bir şeyler yaptığını göstermek için evraklar imzalanıyor ama gerçekte hiçbir şey yapılmıyor” dedi.

İklim Değişikliğini Önleme Eylemi Eksikliği Nedeniyle Açılan İlk Çocuk Davası Değil

Ridhima Pandey tarafından açılan dava, iklim değişikliğini önleme eylemi eksikliği nedeniyle açılan ilk dava değil.

Amerika’da, yaşları 9 ila 20 arasında değişen 21 kişilik bir genç grup, Federal Hükümet’in fosil yakıt üretimini desteklediğini ve gelecek kuşakların hayatta kalmasını tehlikeye atan sera gazı emisyonlarının yarattığı risklere karşı ilgisiz kaldığını iddia ederek dava açmıştı. Benzer davalar Belçika ve Yeni Zelanda’da da devam etmekte; Pakistan, Avusturya ve Güney Afrika’da şimdiden kazanılmış durumda. Hollanda’da ise, mahkeme Hükümet’e karbon salınımlarını önümüzdeki beş yıl içinde dörtte bir oranında azaltmasını emretti.

Amerika’daki “İklim Çocukları” davasında öncü olan ve çocukları iklim değişikliğinden korumak amacıyla hareket eden kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan “Our Children’s Trust ” oluşumunda yetkili yönetici olan Julia Olson’a göre, “Bu iklim davası, isyan eden ve kendilerinin en temel hakkı olan stabil bir iklim sistemini koruma arayışıyla ve bilimsel dayanaklı bir iklim eylemi talebiyle hükümetlerini mahkemeye veren küresel gençlik hareketinin bir kanıtıdır.”

 

(İklim Adaleti.org)

Referandum sonrası Türkiye: Şimdi ne olacak?

Friedrich Ebert Stiftung, KUYEREL, SODEV ve TÜSES’ in 22 Nisan Cumartesi günü Nippon Otel/ Taksim’ de düzenlediği ve Prof. Dr. Ayşen Candaş‘ ın yönettiği panele konuşmacı olarak Bekir Ağırdır ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu katıldılar.

Panelin açılış konuşmasını Celal Yıldırım yaptı. Ardından Prof. Dr. Ayşen Candaş söz aldı. Bekir Ağırdır’ ın konuşmasıyla panel devam etti. 1 Mayıs’ ta KONDA’ nın WEB sitesinde yayımlanacak olan kapsamlı istatistik verileriyle konuşmasına başlayan Ağırdır, referandum sonrasında 4 parti arasında her an geçişlerin olabildiği, Cihangir %25, Hakkâri %15 ve diğerleri %60 olarak özetlediği üç parçalı bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıya kaldığımızı ve yeni bir partinin uzunca bir dönem için şansının olamayacağını belirtti. Referandumda asıl mücadelenin AKP ve Erdoğan’ ın kitlesi arasında geçtiğini belirten Ağırdır, HAYIR kampanyasının sadece bizleri bir arada tutmaya yaradığını, bir kazanımdan söz edilemeyeceğini belirtti. Siyasi partilerin kemikleşmiş kitlesi dışında kalan %32’ lik bir kesiminin yeni bir söyleme açık olduğunu ve bu yeni söylemin en önemli hedefinin ev kadınları olabileceğini vurguladı.

Ağırdır, referandumun kimlik ve yaşam tarzları temelinde bir kutuplaşmayı da beraberinde getirdiğini belirtti. Demokrasi krizi ve ulus devlete dönüş de konuşmasında öne çıkan noktalardı. Bu durumun sürdürülemez olduğunu belirten Ağırdır, Selamsız Bandosu olarak devam edip, etmemeye karar vermek ve kendimize kutsamak yerine, durup- düşünüp, Türkiye için yeni bir ütopyayı kurgulamak, bir çıkış yolu bulmak zorunda olduğumuzu vurguladı. Her türlü baskıya rağmen alınan %48,5’ luk sonucun bu bağlamda umut verici olduğunu da belirtti.

 

Panel Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’ nun konuşmasıyla devam etti. 1977’ den bugüne kendisinin de içerisinde yer aldığı demokratikleşme çabalarının referandumla çöpe atıldığını ve bundan dolayı da acı çektiğini vurgulayarak sözlerine başlayan Kalaycıoğlu durumu hezimet olarak niteledi. 82 Anayasasına eklenen 18 madde ile rejim değişikliğinin önünün açıldığını, yürütme ağırlıklı bir başkanlığın gündeme geldiğini, kuvvetler birliğine dayalı ceberrut bir devlet ile karşı karşıya kalacağımızı vurguladı.

Siyasal bir istikrarın bu sistemle mümkün olmayacağını belirten Kalaycıoğlu kültürel fay hatları üzerinde çatışmanın derinleşeceğini ve şiddetin artabileceğine de dikkat çekti. Orta sınıfın zayıf olduğu ülkelerde demokrasinin gelişemeyeceğini ve otoriter bir yönetimin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Kalaycıoğlu konuşmasında kısa vadede olası gelişmeleri de özetledi. AKP’ nin halkla ilişkilerde çok başarılı olduğunu da belirten Kalaycıoğlu büyük bir hapı yuttuğumuzu belirterek konuşmasını sona erdirdi.

Panelin ilk bölümünün ses kaydı

Panelin son bölümünün ses kaydı

 

Haber, Fotoğraflar ve Multimedya: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

102 yıl oldu! Yüzleşin! – Nurcan Kaya

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

24 Nisan günü 234 Ermeni siyasetçi, gazeteci, hukukçu, sanatçı, aydın gözaltına alındı; dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkarıldı. Ermenilerin sesi olan bu insanların büyük kısmı öldürüldü.

24 Nisan 1915’te, tam 102 yıl önce bugün başladı her şey. Aslında kaç yıl öncesinde başlamıştı Ermenilere yönelik münferit ya da planlı ya da toplu katliamlar ama Anadolu’daki Ermenilerin varlığı için öngörülen ‘nihai çözüm’ için düğmeye 24 Nisan’da basılmıştı. Eşitlik talep etmekten öte hiçbir ‘kusur’u olmayan ve küçülen imparatorlukta ‘Türkleştirilmesi’ mümkün görülmeyen, dolayısıyla yaratılması planlanan tek dilli, tek dinli toplumun önünde engel olarak görülen bir halkın yok edilmesine karar verilmişti.

Bir toplumu yok etmek için önce seslerini kesmekle, öncülerini ortadan kaldırmakla işe başlamak gerekiyordu demek. 24 Nisan günü 234 Ermeni siyasetçi, gazeteci, hukukçu, sanatçı, aydın gözaltına alındı; dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkarıldı. Ermenilerin sesi olan bu insanların büyük kısmı öldürüldü. Bu sadece başlangıçtı. O dönem, tahmini olarak Anadolu nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan Ermenilerin neredeyse tamamı ölüm yolculuğuna çıkarıldı; ‘tehcir’ edildi.Tehcir edilen insanların büyük bir kısmı da yani 1 milyon civarında insan hayatını kaybetti. Dile kolay 1 milyon civarında insanın hayatını kaybettiğini söylemek. Öyle anlatıldığı gibi sadece zorlu tehcir koşullarında da kaybetmedi bu insanlar hayatlarını. Göç yollarında planlı plansız pek çok saldırıya maruz kaldılar, tecavüze uğradılar. Kimi zaman askerlerin, kimi zaman komşu bildikleri halkların haram süt emmiş olanlarının ellerinde verdiler son nefeslerini. Hayatta kalanlar dünyanın dört bir yanına savruldular. Anadolu’da arkalarında bıraktıkları binlerce kilise, okul; binlerce yılda inşa ettikleri medeniyet de yok edildi. Sanki hiç yaşamamışlardı bu topraklarda; izleri öyle silindi… Ermenilerle beraber Süryanilerin, Ezidilerin bir kısmı da aynı akıbeti paylaştı. O gün bugündür Anadolu gün yüzü görmedi.

Ermenilerin maruz kaldığı soykırımın üzerinden tam 102 yıl geçti. 102 yıl boyunca bu halkın yaşadığı acılar inkâr edildi veya çarpıtıldı veya ama ile başlayan cümleler kuruldu. Hiçbir katliamla ilgili cümle ‘ama’ ile başlamamalıydı oysa. Hayattaki her acı gibi bu acı da inkâr edildikçe katmerlendi.

102 yıldır Ermeniler dedelerinin, ninelerinin öldürüldüğünü, bir zamanlar Anadolu’da var olduklarını ispatlamaya çalışırlar; hakikatin anlatılmasını, kendilerinden özür dilenmesini beklerler.  102 yıldır, soykırımın başlangıç günü olarak kabul edilen 24 Nisan günü, dünyanın dört bir yanında Ermeni soykırımını anma etkinlikleri düzenlerler.

Onlarca yıldır bu topraklarda türlü yolsuzluk, hırsızlık, zulüm ve katliam yaşanır. Merak eder bazen insanlar bunca haksızlığa nasıl sessiz kalınır diye. O sessizliğin miladıdır 1915. Katliam ve mallara el koyma üzerine inşa edilen bir devlette o gün bugündür kötülük kendini gerçekleştirecek türlü failler ve sessiz kalan seyirciler bulur. Yalnızca 1915 konusunda değil, bu ülkede yaşayan ve tekçi zihniyetten nasibini katliamlarla, sürgünlerle, hapisle, işkenceyle alan tüm halklar konusunda bir resmi söylem üretilir ve bu söylem siyasette, medyada eğitim sisteminde, hayatında her alanında vücut bulur. Yalanlarla dolu tarihe, yeni yalanlar eklenir.

Türkiyeli bir grup insan 2010 yılında Ermenilerin maruz kaldığı soykırımın tanınması, hakikatin ortaya çıkması için 24 Nisan günü Taksim’de anma etkinliği düzenlemeye başladı. İstanbul’da başlayan anmalar geçen yıllar içinde dalga dalga Anadolu’ya yayıldı. Binlerce insan atalarının ve devletin yerine özür diledi. Devlet ise ‘taziye mesajı’ yayınlamaktan öteye gidemedi. Kendi vatandaşı olan Ermenileri öteki, aslen Anadolulu olan Ermenistanlı göçmenleri ‘rehine’ olarak görmekten vazgeçmedi. Bu yazıyı kaleme aldığım anda devletin bu yıl 24 Nisan sebebiyle bir açıklama yapıp yapmayacağı dahi belli değildi.

Anma etkinliklerinin düzenlenmesi bu ülke tarihine bakıldığında oldukça önemliydi, halen de öyle. Yıllardır bu etkinlikleri düzenleyen insanları, çabaları, aldıkları riskler için takdir etmek boynumuzun borcu. Sağ olsunlar, var olsunlar. Ancak maalesef bugüne kadar anma etkinliklerinin her birine birkaç yüz insandan fazla katılan olmadı. Resmi tarihin bu kadar etkili olduğu bir coğrafyada belki olağan karşılanabilirdi bu durum ama bu ülkede kendine demokrat ve ilerici diyen pek çok kesim de bugüne kadar hakikatin ortaya çıkması, yüzleşme için gerekli dirayeti, anmalara kitlesel katılım gösterilmesi için gerekli çabayı göstermedi. Siyasi partiler, yapılar, örgütler, yüzleşme gayreti konusunda yer yer halkların, bireylerin gerisinde kaldılar. Bu nedenle ben derim ki mensubu ya da sempatizanı olduğunuz partilerin, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin,fraksiyonların ne dediğine, bugün ne yaptığına bakmaksızın, 1915’te kaybettiğimiz insanlar anısına bir şeyler yapmayı deneyin.

İstanbul’daysanız 24 Nisan’ı Anma Platformu’nun ve diğer kurumlarınİstanbul’da düzenleyeceği anma etkinliklerine katılabilirsiniz mesela. (Detaylar aşağıda)

İnançlıysanız hayatını kaybeden 1 milyon civarında insanın ruhlarının huzur bulması için dua edebilirsiniz; (Müslüman annem şu anda 1915 kurbanlarının ruhuna mevlit okuyor mesela.) bir mum yakabilirsiniz.

Spiritüel işlere pek meraklı değilseniz bu hafta zengin Ermeni edebiyatından bir eser, mesela William Saroyan’ın, Zabel Yesayan’ın, Zaven Biberyan’ın, Mıgırdiç Margosyan’ın yazdığı bir kitabı alıp okuyabilirsiniz. Bunu yaparak yalnızca güzel bir edebi eser okumakla kalmazsınız; doğrudan ya da satır aralarında bu insanların ve halklarının yaşadığı zulme ve duygu dünyalarındaki etkilerine, başka ülkelerde yaşarken çektikleri memleket hasretine de tanıklık etmiş olursunuz.

Aras Yayıncılık’ın yakın zamanda yayımladığı ‘Aşıq û Maşuq’ isimli şahane kitapta yer alan Ermeni ve Kürt aşk masallarını okuyup, kendinizi dili, dini, rengi olmayan, hudut tanımayan aşkın büyülü kollarına bırakabilirsiniz. Bu coğrafyada yaşayan halkların pek çok şeyin yanı sıra aşklarının, destanlarının benzerliğini anımsayıp, kimliklerin ne kadar suni ve önemsiz olduğunu hatırlamaya çalışabilirsiniz.

Hiç olmadı, internetten Ermenice bir şarkı dinleyebilirsiniz.

En önemlisi, bir an için olsun kendinizi Ermenilerin yerine koyabilirsiniz. Katliama ve tecavüze uğrayan, malları yağmalanan, yaşadıkları inkâr edilen, çarpıtılan, İzleri Anadolu’dan silinen ve ismi bir küfür olarak kullanılan bir halkın çocuğu olduğunuzu düşünebilirsiniz. Anadolu’da yaşamaya devam ettiğinizi, on yıllarca ibadet yerinizin taşlandığını, sokakta saldırılara ve küfürlere maruz kaldığınızı, sokakta kendi dilinizi konuşamadığınızı ve bugün halen güvercin tedirginliğinde yaşadığınızı hayal edebilirsiniz. Belki o zaman Ermeniliğin sadece bir ‘renk’, Anadolu mozaiğinin bir parçası olmadığını da hissedebilirsiniz.

Program:
24 Nisan 2017, Pazartesi
Saat: 19.15
Yer: Taksim, Tünel Meydanı, İstanbul
Düzenleyen: 24 Nisan’ı Anma Platformu

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

 

Nurcan Kaya

Yine izin çıkmadı: Emekçi, bayramını Taksim’de kutlayamayacak

Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlamasına izin verilmedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, DİSK Başkanı Kani Beko ile bir araya geldi.

Yapılan görüşmenin ardından, Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarının yapılmayacağı açıklandı.

Akademi susmuyor

OHAL kapsamında çoğu Barış İmzacısı yüzlerce akademisyenin işten atılması üzerine bir çok kurum tarafından başlatılan Akademi Susmuyor etkinlikleri bu hafta da iki etkinlikle devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta Mülkiyeliler Birliği İstanbul şubesinde gerçekleşen Sevilay Çelenk ve Canberk Gürer’in konuşmacı olduğu “KHK’ler ve Üniversite Tasfiyesi” konulu oturumun ardından bu hafta Tarih Vakfı ve Mimar Sinan Üniversitesi’nde yapılacak etkinliklerle sürecek.

26 Nisan’da İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde geleneksel Çarşamba  seminelerinin konuğu Bülent Şık olacak.

Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümünde öğretim üyeliği yaparken 22 Kasım 2016’da çıkarılan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Akdeniz üniversitesindeki kamu görevinden Akdeniz üniversitesindeki görevinden uzaklaştırılan barış imzacısı Bülent Şık, Gıda Mühendisi. Doktora konusu çevre dostu analiz yöntemleri geliştirilmesi üzerine olan Şık 2009 yılından itibaren öğretim üyesi olarak Akdeniz Üniversitesi’nde çalışıyordu. Gıdalarda ve sularda katkı maddelerinin ve çeşitli toksik kimyasal maddelerin kalıntılarına dair yazılarına Yeşil Gazete’de sık sık yer verdiğimiz ve görüşlerin başvurduğumuz Bülent Şık “Savaş, Göç ve Ekoloji” başlıklı sunuşunda savaş ve toksik kirlenmeye dair konuşacak.

Tarih Vakfının İstanbul Eminönü’ndeki merkezinde 27 Nisan’da düzenlenecek “Türkiye Sendikal Hareketinin Fay Hatları ve Kırılmalar“ başlıklı toplantısı Olağanüstü Akademi Konferansları serisinde yapılacak. Konuşmacılar Süreyya Algül ve M. Hakan Koçak. Toplantıda Türkiye Sendikal tarihinde  iki kırılma örneği olarak 1947 Sendikacılığı deneyimini ve DİSK’i ortaya çıkartan 1960’ların ortasındaki kırılmanın tartışılması hedefleniyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim elemanı olarak görev yapan Süreyya Algül ve Kocaeli Üniversitesi İİİBF. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Hakan Koçak Barış imzacısı oldukları gerekçesi ile KHK ile üniversitelerinden ihraç edilmişlerdi.

 

(Yeşil Gazete)

‘Bu iş artık çığrından çıktı’: 8 bin nüfuslu beldeye yapılan 5. termik santrale halk tepkisi

Zonguldak’ın Kilimli İlçesi’nin 8 bin nüfuslu Çatalağzı Beldesi’nde mevcut 4 termik santralin yanına yapılması planlanan 160 megavat gücündeki yeni termik santral ve kül barajına tepki gösteren halk, bilgilendirme toplantısında “Termik santral istemiyoruz” sloganları attı.

Beldede 1946 yılında faaliyete geçen 300 megavatlık Çatalağzı Termik Santrali’nin yanına, Eren Enerji Elektrik Üretim A.Ş. tarafından 2010’da 160 ve bin 300 megavat, geçen yılda bin 300 megavat gücünde toplam 3 termik santral kuruldu.

Yeni santral sahile

Deniz kenarındaki Ömerağzı sahilinde Demir Madencilik A.Ş. tarafından yapılması planlanan 160 megavat gücündeki termik santral ile kül barajı için 25 Nisan’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu Toplantısı yapılacak. Çatalağzı Belediyesi ve çevre dernekleri, ÇED süreci devam eden termik santral için Çatalağzı Belediyesi Düğün Salonu’nda bilgilendirme toplantısı düzenledi. Yapılacak santralin çevreye vereceği zarar ve etkilerinin anlatıldığı toplantıda beldede yaşayanlar termik santral istemediklerini söyledi. Halk, “Termik santral istemiyoruz” sloganları attı. Çatalağzı Çevre Koruma Derneği tarafından başlatılan imza kampanyasıyla toplanan imzaların da bakanlıktaki toplantıya götürüleceği açıklandı.

Belediye Başkanı: Bu iş artık çığrından çıktı

Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün, bakanlıktaki toplantıya 7 muhtarla birlikte katılacaklarını söyledi. Sağlıklı şekilde yaşam haklarını korumak için mücadele ettiklerini ifade eden Akgün, şöyle dedi:

“3’üncü defa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ben termik santral yapımı için değerlendirme toplantısına gidiyorum. 4 termik santral çalışıyor burada. Bu iş artık çığırından çıktı. İnsanların bu kadar üzerine gelinmez. Şimdiki termik santrali yapmayı düşündükleri yer Ömerağzı sahili. İnsanların denize girdiği tek yer. O Çanakçı Vadisi denilen yer bir doğa harikası. Bu tip iki yer var Çatalağzı’nda doğası bozulmamış. Oraları katletmek gibi bir şey. Buna hiç kimsenin vicdanı olur vermez. Deniz dolgusu yapılacak ve ayrıca bir tarafında da yerleşim alanları var. Ayrıca bu Çatalağzı’nın sorunu değil Zonguldak’ın sorunu. Bacalardan çıkan toz, duman veya gaz 60 kilometre çapa dağılıyor.”
Beldede yaşayan 57 yaşındaki Makbule Kınay da yeni bir santral planına isyan ederek, “İnsanlar kanserden ölüyor, nefes alamıyoruz. Bu santrali yapanların hanımları burada 3 gün yaşasın, madalya takmazsam ben insan değilim. Gelsinler bu pisliğin içinde yaşasınlar, pislikten bıktık, evlerimiz çatladı. Kamyonların pisliğinden, çamurundan. Biz bıktık artık istemiyoruz” dedi.
Toplantı, konuşmaların arından sona erdi.

(Cumhuriyet)