Ana Sayfa Blog Sayfa 3177

Enflasyon canavarı durmuyor: Son 9 yılın zirvesi!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayı enflasyon verisini açıkladı. Nisan’da aylık enflasyon TÜFE yüzde 1.31 arttı. Yıllık enflasyon ise 11.87 oldu. Enflasyon rakamları 9 yılın zirvesine çıkmış oldu.

Yıllık enflasyonun tepe noktasına ulaşması beklenen Nisan’da TÜFE’de aylık yüzde 1.3 artış öngörülüyordu.

Reuters’ın 17 kurumun katılımıyla yaptığı ankete göre, aylık TÜFE değişim beklentileri yüzde 1.1-1.95 artış bandında yer alıyor. Reuters anketinde yer alan beklentilerin medyanına paralel gelmesi halinde yıllık enflasyonun Mart ayındaki yüzde 11.29’dan yüzde 11.90 civarına yükselmesi bekleniyor.

Martta enflasyon yüzde 11.29 olmuştu

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) martta yüzde 1,02, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 1,04 artmıştı. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 11,29, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 16,09 olmuştu.

Muğla’da köpek katliamı!

Muğla’da, tarım ilacı karıştırılmış et verilen 5’i sahipli 10 köpek öldü. Hayvanseverlerden Kemal Yarış, insanlık dışı olayı kınadığını belirterek, “Yapılan cinayetten farksız” dedi.

Muğla’nın merkez ilçesi Menteşe’ye 20 kilometre uzaklıktaki Gölcük Mahallesi’nde, bu sabah evlerinin önünde ve yolda acı içinde kıvranan, bazısı da hareketsiz şekilde yatan köpekleri gören mahalle sakinleri ve hayvanseverler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. Olay yerine gelen Ula İlçe Jandarma Komutanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü ekipleri çevrede yaptığı incelemede 5’i sahipli olmak üzere 10 köpeğin tarım ilaçlı et verilerek öldürüldüğünü belirledi.

Köpekleri zehirlenen mahallelilerden Kemal Yarış, Bayram Çomak, Ertuğrul Yoğuz, Salih Kanatoğlu ve Celal Çakır, duruma isyan etti. Kemal Yarış, “Bunu yapanların yarın bir başka canlıyı zehirlemeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Hayvanları katletmek hangi vicdana sığar. İnsanlık dışı olayı kınıyorum. Yapılan cinayetten farksız” dedi. Yapılan incelemelerinin ardından ölen 10 köpeğin belediye ekipleri tarafından bulundukları yerlerden alınarak, gömüleceği bildirildi. Jandarma, köpekleri zehirleyen kişi veya kişilerin tespit edilip, yakalanması için çalışma başlattı.

(BirGün)

AB Türkiye Raportörü’nden taviz yok: Yeni fasılların açılması kesinlikle söz konusu değil

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakereleri sürecinde yeni bir faslın açılmasının kesinlikle söz konusu olmadığını söyledi.

AB Türkiye Raportörü Kati Piri, AB’nin üyelik konusunda hiçbir ülkenin şantajına boyun eğmeyeceğini söyledi.

Deutsche Welle’nin haberine göre Die Welt’e konuşan Piri, Türkiye ile yeni fasılların açılmasının kesinlikle söz konusu olmadığını dile getirerek, “Türkiye gerçekten üyelikle ilgileniyor olsaydı, Ankara’nın bunu göstermesi gerekirdi. AB’ye girmek isteyen, kriterleri yerine getirmek zorunda. Ama Türkiye’de bunu hiç göremiyorum. Bu yüzden müzakerelerin kesilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün, “AB’nin müzakereler için yeni fasıllar açmak dışında bir seçeneği yok. Açmazsanız da güle güle. Sözlerinizi yerine getirmediğiniz, yeni fasıllar açmadığınız sürece sizinle konuşacak bir şeyimiz yok” demişti.

Almanya’ya ‘politika değiştirme’ çağrısı

Piri, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’den de Ankara’ya yönelik politikasını değiştirmesini istedi. Piri şu ifadeleri kullandı:

“Gabriel Türkiye ile üyelik müzakerelerinin kesilmesine direnişiyle, Avrupa Birliği’nin inandırıcılığını tehlikeye sokuyor ve Türk vatandaşlarının anayasa reformuna Hayır diyen yarısının görüşünü hiçe sayıyor.”

Erdoğan, AB üyelik müzakerelerine ilişkin referandumu gündeme getirirken, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Türkiye’nin yeniden siyasi denetim sürecine alınmasına karar vermişti.

Avrupa Komisyonu ise Türkiye’nin AB kriterlerini yerine getirmesi imkansız hale geldiğini belirterek, Türkiye’nin AB üyeliğinin imkansız hale geldiğini açıklamıştı.

(DW)

Meclis’e fezleke yağdı: Kılıçdaroğlu ve 6 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması istendi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında düzenlenen fezleke Meclis’e gönderildi. Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması istendi. Dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili TBMM’de yapılan oylamada, çok sayıda CHP’li vekilin itirazına rağmen Kılıçdaroğlu ve parti yönetimi ‘evet’ oyu vermişti.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve altı CHP’li milletvekili hakkında fezleke düzenlendi.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ve CHP milletvekilleri Eren Erdem, Özkan Yalım, Aytun Çıray ve Namık Havutça için de fezleke düzenlendi. Fezlekelerin meclise gönderildiği öğrenildi.

(Siyasihaber, Yeşil Gazete)

Muhbir akademisyen: Meslektaşlarını PKK ve FETÖ’yle suçlayıp ihbar etti

Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Serdar Korucu, “Benim yerime atanmak istiyor” diyerek meslektaşını önce “Alevi ayrımcılığı yapıyor” diyerek şikâyet etti, sonuç alamayınca “PKK’lı” dedi. Diğer meslektaşını ise “FETÖ’cülük”le suçladı.

Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Serdar Korucu, 15 Temmuz darbe girişiminden bir ay sonra “kendisinin yerine atanmak isteyen akademisyen ile onu atamak isteyen fakülte yönetim kurulu üyesi” iki akademisyen hakkında savcılığa dilekçe vererek FETÖ ve PKK üyesi olduklarını iddia etti.

Cumhuriyet gazetesinden Kemal Göktaş’ın haberine göre, Barış İçin Akademisyenler Grubu’ndan Yrd. Doç. Dr. Hakan Mertcan hakkında takipsizlik verilirken Yrd. Doç. Dr. Günal Kurşun hakkında yazılarından ötürü FETÖ üyeliği iddiasıyla dava açıldı.

Korucu’nun Mertcan hakkında da darbe girişiminden önce “Alevi ayrımcılığı” yaptığı iddiasıyla verdiği şikâyet dilekçesinin YÖK tarafından reddedildiği anlaşıldı. Korucu ilk olarak 2015 yılında “kendisinin yerine atanmak isteyen” Mertcan hakkında savcılığa dilekçe verdi. Dilekçede, Mertcan’ın Alevi kimliğine vurgu yapılarak Alevi örgütlerinde yer aldığı iması yapıldı. Savcılık ihbar dilekçesini YÖK’e gönderdi. YÖK Yüksek Disiplin Kurulu, bu iddianın disiplin ve ceza soruşturması açılmasını gerektirmediği sonucuna vardı. Korucu, bu defa Ağustos 2016’da savcılığa verdiği dilekçede Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulu üyesi Kurşun ve Mertcan hakkında şikâyetçi oldu. Korucu, Kurşun’un kendisinin yerine Hakan Mertcan’ı atamak istediğini ileri sürerek eski Today’s Zaman yazarı olan Kurşun’un “FETÖ’cü” olduğunu ileri sürdü. Korucu, Mertcan’ın ise daha önce DGM’de yargılandığını, barış bildirisine imza attığını ve “PKK’nin amaçları doğrultusunda hareket ettiğini” öne sürdü. Savcılık soruşturma sonunda Kurşun hakkında “FETÖ üyesi olduğu” gerekçesiyle dava açarken Mertcan hakkında takipsizlik kararı verdi.

Kurşun’a dava

Kurşun, yaptığı savunmada sadece Today’s Zaman değil, Radikal, Habertürk, Hürriyet, Milliyet, TRT gibi kuruluşlarda görüş ve raportajlarının yayımlandığını, soruşturmaya sadece Today’s Zaman gazetesinde yayımlanan yazılarının konu edildiğini söyledi. Kurşun, “yazılarında bilimsel araştırma alanları olan ceza hukuku, ceza muhakemesi hukuku ve insan hakları konularını işlediğini” belirterek AİHM, AYM ve Yargıtay’ın ifade özgürlüğüyle ilgili kararları doğrultusunda görüşlerini açıkladığını söyledi. Savcılık ise Kurşun’un ‘FETÖ’ye karşı başlatılan soruşturmaları hukuk dışı olarak nitelemesinin “kamuoyunda algı oluşturma yönündeki örgüt politikalarını hayata geçirmek” anlamına geldiğini belirtti. Savcılığın Mertcan’la ilgili kararında ise PKK ile bağlantısı olup olmadığına ilişkin polis araştırması yapıldığı ifade edilerek “ByLock kaydının bulunmadığı, kapatılan derneklerde kaydının olmadığı, Bank Asya’da hesap açmadığı, terör örgütü üyeliği nedeniyle haklarında soruşturma yapılan şüphelilerle birlikte konaklama kaydının olmadığının anlaşıldığı” belirtildi. Savcılık, tüm bu delillerin Mertcan hakkında dava açılmamasını gerektirdiği sonucuna vardı ve takipsizlik kararı verdi. Korucu’nun Mertcan ve Kurşun dışında Çukurova Üniversitesi’nden başka akademisyenleri de şikâyet ettiği ancak sonuç alamadığı belirtildi.

(Cumhuriyet)

İthal kömüre kredi artık çok zor – Önder Algedik

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

OECD’ye bağlı ülkelerin ihracat kredi bankaları artık ultra-süper kritik adı verilen ve yatırımın kendisini 12 yıldan önce karşıladığı projeleri destekleyebilecek. Türkiye’de böyle bir santral pek yok. Yani bugün elimizdeki santralleri tekrar yapsak para verecek ihracat bankası yok gibi.OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) ülkelerinin ihracat bankaları pek çok kömür santrali projesine kredi vermeyecek. İhracat bankaları Paris İklim Anlaşması’na paralel olarak kömür santrallerine verilecek ihracat kredilerinde kıstaslarını yükseltti. Bu bilgiyi geçen günlerde yeni bir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci başlatılması ve karşısında itirazların örgütlenmesi sırasında öğrendik. Nasıl olurdu? Ülkemizin bu kadar enerjiye ihtiyacı var ve her türlü kömür santrali projelerine destek olunmayacak. Bu, ülkemizin kalkınması için bir engel değil mi?

Bakanlık iklim açısından sorun görmedi!

Çanakkale’ye yapılmak istenilen Kirazlıdere KES bakanlık tarafından olumlu bulunmuştu. Bakanlık iklim değişikliği açısından hiçbir problem görmemişti. 5 Mayıs 2015 tarihinde Kirazlıdere 1 ve 2 projeleri peş peşe Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ÇED olumlu kararı verilmiş, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından da lisans birleşimine gidilmişti. Eline ÇED olumu kararını alan şirket hemen kredi başvurularına başlamıştı.

Kredi kuruluşları olumsuz buldu!

Şirket ilk önce ihracat kredi bankalarına başvurdu. İhracat kredi bankası projeyi iklim değişikliği açısından olumlu bulmadı. Çünkü OECD, ihracat kredi standartlarını güncellemiş, daha istisnai durumlardaki santral projelerinde kredi vermeyi karara bağlamıştı. Bu durumda Kirazlıdere projesinin teknolojisi iklim değişikliği açısından OECD’nin standartlarını karşılamıyordu. Kredi alabilmek için şirket yakma teknolojisini değiştirmek zorunda kaldı.

Kötü olan, OECD gibi bir kurumun iklim değişikliği açısından bu projeyi krediye uygun bulmaması ama yerli ve milli bakanlığımızın uygun bulması.

Bilirkişi: Kömür maksimum seviyede kullanılmalı

Kamu kuruluşlarının iklim değişikliği açısından problem görmemesi bir sorun olabilir. İklim değişikliğine gelmeden pek çok konuda da sorun görmediği için Çevresel Etki Değerlendirmesi için olumlu karar verdi. Bu durumda yöre halkı projeyi dava etti. Mahkeme projenin incelenmesi için aralarında profesörlerin de bulunduğu yedi uzmanı görevlendirdi. Bilirkişi raporda “Dünya üzerindeki ülkeler ve Türkiye, kömürü maksimum seviyede kullanmak zorundadır.” ifadesini iklim değişikliğini anlattığı paragrafta kullandı. Raporun sonuç kısmında ise “kurulum ve işletmesinde kanun ve yönetmelikler açısından önemli bir olumsuzluk olmadığı” sonucuna varıldı

Mevcut santraller kredi alabilir miydi?

OECD’ye bağlı ülkelerin ihracat kredi bankaları artık ultra-süper kritik adı verilen ve yatırımın kendisini 12 yıldan önce karşıladığı projeleri destekleyebilecek. Türkiye’de böyle bir santral pek yok. Yani bugün elimizdeki santralleri tekrar yapsak para verecek ihracat bankası yok gibi. Daha düşük basınçlı ve sıcaklıkta buhar üreten süper-kritik santraller içinse sadece belli ölçülerde (<500MW) ve belli ekonomik kıstaslarda kredi verebiliyor. Bu kıstası sağlayan Türkiye’de bir belki iki santral var.

Yani anlayacağınız, bugün bütün santralleri tekrar yapmaya kalsak, pek de kredi verecek ihracat bankası yok.

Bakanlık hala olumlu diyebilir mi?

Şimdi sorun şu, bakanlık hâlâ ÇED olumlu verebilecek mi? Kirazlıdere KES projesi sadece kendisi için krediye ve ÇED’e başvurdu. Ama o bölgede tam dokuz santral ya çalışıyor ya da proje halinde. O bölge dediğimiz ise Biga-Lapseki bölgesinde bisiklet ile bir saatte gidebileceğiniz bir mesafede tam dokuz santral ya da projesi var. Bu kadar santrali hesaba kattığınız zaman Türkiye’nin mevcut santralleri kadar iklimi değiştirecek.

Yani ihracat bankaları tek bir projede iklim değişikliğini mesele ederken bakanlık diğer sekiz santrali de hiç dikkate almadan hâlâ olumlu diyebilecek mi?

Yerli kömürde krediyi kim verir?

Norveç emeklilik fonlarının portföyünde kömür projesi olan şirketlere yatırım yapmama kararı büyük bir heyecan yaratmıştı. Ancak sorun şu ki, fon sadece gelirinin yüzde 30’unun üstünde kömür rolü olanları desteklemeyecekti. Yani büyük şirketlerin mütevazı kömür yatırımlarının olması durumunda fon desteklemeye devem edecekti. Ancak bu çok iki yüzlü bir durum.

İhracat bankalarının da her türlü kömür projesine destek vermeyip sadece belli bir kısmı desteklemesi ise benzer bir iki yüzlü durum. Açık ki hiçbir projeyi desteklememesi gerekiyor. Ancak bu hali bile kömür yatırımcıları için kötü haber.

Bu durumda bakanlığın iklim değişikliğini hiç dikkate almaması, etkilerini hesaba katmaması ve gayet cahilce yaklaşımları “ama iklim değişikliğinden bahsetmiş” diyerek toplumu kandırdığını zannetmesi ise çok daha kötü bir durum.

Bugün artık ithal kömür santrallerinin dışarından kredi alması çok kolay değil. Bunun bir örneği Eskişehir Yunus Emre Termik Santralidir. Santral Çek İhracat Kredi Bankası’ndan aldığı finansman ile santral projesini yapmıştı. Bugün başvursa böyle bir krediyi Çek İhracat Bankası’ndan alması neredeyse imkansız.

Kömüre dayalı kalkınma kredisi

Kömüre açık kapılar artık kapanırken, Makine Mühendisleri Odası, Termik Santraller başlıklı bir rapor yayınladı. Raporda finansman konusunda çok önemli bir tavsiyede bulunuyor. Rapor Kömüre Dayalı Kalkınma İdaresi gibi bir yapı önermekte. Bu yapıda yerel halkın katılımı gibi, bir dizi öneri ile enerji yatırımlarının finansman bulunabileceği gibi formüller geliştiriyor.

MMO politikacılar dışında yerli (linyit) ve yenilenebilir (HES) söylemini en iyi ifade eden kuruluş. Zaten kamu kaynaklarından aldıkları teşvikler ile yatırım yapan kömürcülere bir de Kömür İdaresi kurularak halkın desteğini arkasına alması ve 301 madencinin öldüğü bir ülkede “toplumsal kalkınma” için öyle bir model önermesi, iktidarın politikalarını eleştiriyor görünse de kömürün yaygınlaşması için oldukça yol gösterici.

Türkiye’de kömürü kim finanse edecek?

Türkiye’de kömür santralleri halka ödetiliyor. Bunu üç türlü yapıyorlar. Birincisi bütçeden alınan paralarla bu projelerin bir kısım yatırımları yapılıyor. İkincisi bu projeler rödovans ya da özelleştirme modeli ile ihale ederek yüksek fiyatla özel sektöre veriliyor. Mesela Çayırhan B termik santrali buna örnek. Şili’nin güneş elektriğine verdiğinin iki katı, Türkiye’nin toptan piyasa fiyatının neredeyse yüzde 50 pahalısına saha özelleştirildi. Nitekim bu modeldeki rolü nedeniyle EÜAŞ Fosil Yakıt Teşvikçi Ödülü’ne aday gösterildi. Üçüncü yöntem ise devletin verdiği garantiler üstünden halkın parasının olduğu bankaların kredi vermesi. Böylece yatırım dönemi, işletme dönemi ayrı ayrı finanse edilmiş oluyor.

Ülkenin kömür politikalarını zaten halk cebinden karşılıyor. Bütün bunlar olurken meslek odası Kömür Kalkınma İdaresi önerilirken, alanında uzman bilirkişi birbirine komşu dokuz projede hiçbir sorun görmüyor ve kömür kullanımının bir zorunluluk olduğunu söylüyor. Hâl böyle olunca bakanlık çevre ve iklim değişikliği açısından bu projeyi olumlu buluyor ama gayet kapitalist ve fosil yakıt ekonomisinin babası bir kuruluşun ihracat bankası, iklim değişikliği açısından sorunlu bulabiliyor.

Bize kalsa hiçbir kömür projesi bir kuruş kredi bulamaz, ama bizimkilere kalsa çok rahat bulabilir.

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

 

Önder Algedik

Trans Efe Bal ayrımcılığa dikkat çekmek için soyunma eylemi yaptı

İtalya’da travestilerin yaşadıkları sorunlara dikkat çeken eylemlerle tanınan Efe Bal, 1 Mayıs’ta Milano-Brüksel yolcu uçağında soyunma eylemi yaptı.

Trans birey Efe Bal, yolcuların bakışları arasında, eylemini transların ve seks işçilerinin uğradığı haksızlığa karşı yaptığını söyledi. Efe Bal, uçağın acil iniş yaptığı Milano Havaalanı’ndaki polis karakolunda gözaltına alındı.

“Terörist değilim, vücudumda bomba yok”

30 Nisan pazar gecesi Brüksel Havayolları’na ait uçakla Brüksel’e uçan Efe Bal, ertesi sabah aynı havayolu şirketinin Milano uçağına bindi. Uçuşun 50’nci dakikasında, yaklaşık 10 bin metre yükseklikte tuvalete gidip soyunan Efe Bal, yolcuların şaşkın bakışları arasında çıplak bir şekilde yerine oturdu.

Efe Bal, etrafını saran hosteslere, “Terörist değilim. Çıplak vücudumda bomba yok. Amacım, İtalyan devletinin fahişe haklarını tanıması ve haklarını vermesi. Brüksel uçağına bindim çünkü Avrupa ve İtalya Brüksel’den yönetiliyor. 1 Mayıs Dünya Emekçi Günü’nde sesimi duyurmak istiyorum” dedi. Uçak, Milano Havaalanı’na acil iniş yaptı.

“Amacım İtalyan basınında haber olmaktı”

Kendisini almak üzere uçağa gelen havaalanı polisine direnen Efe Bal, havaalanı polis merkezine götürüldü. İfade verdiği sırada büro kapısının açık olduğunu fark eden ve yerinden fırlayarak çıplak şekilde koşmaya başlayan Efe Bal, yolcuların bagaj bekleme salonuna giderek, eylemini yaklaşık dört saat daha sürdürdü. “Polisler çok nazikti. Bana hak verdiklerini söylediler. Evime kadar bıraktılar” diyen Efe Bal, bu eylemiyle amacına ulaştığını ve İtalyan basınında haber olduğunu söyledi.

(Duvar)

İklim Gazeteciliği Atölyesi makale yarışmasının kazananları Bonn iklim değişikliği konferansına katılıyor

23 – 24 Mart tarihlerinde İstanbul Galatasaray’da bulunan Cezayir Toplantı Salonu’nda Yeşil Gazete , Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği ve Climate Tracker ortak organizasyonu ile gerçekleştirilen “İklim Gazeteciliği Atölyesi” katılımcılarından Elif Cansu İlhan ve Barış Can Sever’, 8 – 18 Mayıs 2017 tarihlerinde Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenecek “İklim Değişikliği Konferansına katılmaya hak kazandı.

İlhan ve Sever atölye sonrasında iklim değişikliğine dair hazırladıkları yazılarının bir gazete ya/ya da kendi bloglarında yayınlanmasının ve Climate Tracker seçici kurulu ile paylaşılmasının ardından düzenlenen makale yarışması sonucunda kazanan isimler oldu.

Elif Cansu İlhan ve Barış Can Sever’den tüm bu süreci Yeşil Gazete okurları için değerlendirmelerini istedik.

Elif Cansu İlhan: Bonn’dan da Yeşil Gazete için bildirmeye devam edeceğiz

Yeşil Gazete , Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği ve Climate Tracker ortak organizasyonu ile gerçekleştirilen “İklim Gazeteciliği Atölyesi” sonuncunda verilen burs ile, Barış ve ben, Climate Tracker’dan eğitmenlenlerimiz ile birlikte, Bonn’da düzenlenecek UNFCC konferansına katılacağız.

Climate Tracker ve Yeşil Gazete’den, hepimize ilhan olan insanların eğitmen olduğu, Andreas’ın, Jedi yeteneklerimiz dahil pek çok şeyi kullanmayı öğrettiği eğitim inanılmaz keyifli ve motive ediciydi. En büyük kazanımının Bonn olmadığını, yarışma için makale yazarken anlamıştım. Güzel insanlarla tanıştım, çok kıymetli bilgiler edindim, keyif alarak bir şeyler ürettim.

Şimdi 6-14 Mayıs tarihlerinde, Barış’la birlikte, Climate Tracker eğitmenlerimiz rehberliğinde, Bonn’dan UNFCC izlenimlerimizi paylaşacağız. UNFCC, her yıl Bonn’da ve Mayıs ayında düzenlenen, iklim değişikliği üzerine bir BM konferansı. Yani iklim meselesine ilgi duyanlar için orada olmak büyük heyecan.

Marakeş sokaklarında serseri mayın gibi dolaşma deneyimimin ardından, böyle bir ekiple birlikte olacak olmak benim için çok rahatlatıcı. Orada zaten, Alper‘in her ihtiyaç duyduğumda yardım edip, toparlayacağını öğrenmiştim.

Biz, Yeşil Gazete’den bildiriyor olacağız, görüşmek dileği ile…

Barış Can Sever: Kariyer planım iklim değişikliği nedeniyle yaşanacak göçler üzerine çalışmak

İklim değişikliği ve buna eklemlenen konulara ilgim son yıllarda oldukça artmıştı. Bu nedenle araştırmalar yapıyordum ve daha şimdiden ileride doktoraya başvurursam, iklim değişikliği nedeniyle yaşanacak göçler üzerine çalışabileceğimi düşünüyordum. Aynı zamanda yaklaşık 4 yıldır, yerel online bir gazetedeki yazı deneyimim beni iklim konusunda yazılar yazmaya teşvik ediyordu.

Atölye duyurusunu görür görmez bu çalışmaya başvurumu kesinlikle yapmalıyım diye içimden geçirmiştim. İçimden geçirmekle kalmayıp hemen başvurumu yaptım. Türkiye’de gazetecilik alanında filizlenmeye başlayan bir alan olan iklim gazeteciliği adına atölye çalışması düzenlenmesi çok iyi bir fikir ve fırsattı. Bilgi dolu ve verimli geçen iki günün ardından Bonn’a gitmeye hak kazanmamı sağlayan makale yarışması başlamıştı. Şimdiye kadarki bilgi ve deneyimlerimi yazıya döküp, kamuoyuyla paylaşmanın önemli bir dönüm noktası olacağını hissettim. Yarışmanın ödülü ise, yaşam deneyimlerime adını kazıyacağım türden bir davetti. Bu makalemin incelenmesi ve devamında yapılan online görüşme sonrası Bonn’a gideceğimi öğrendim ve geldiğim noktanın şaşkınlığı içerisinde ileriye dönük fikirler üretmeye ve iklim değişikliği konularını nasıl daha iyi aktarabilirim gibi sorular üzerine düşünmeye başladım.

Bonn’da gerçekleşecek İklim değişikliği konferansı boyunca çeşitli uzmanlarla bir araya gelip, onlardan konuya dair detaylı bilgiler alabilmeyi dört gözle bekliyorum. Aynı zamanda yoğun bir şekilde bu bilgileri çevremle paylaşma gayreti içerisinde olacağım. Umarım güzel bir deneyim olur ve tüm canlılar adına olumlu işler çıkarırız.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Fukuşima’da yüksek radyoaktif sahada orman yangını!

 

Fukuşima Nükleer Felaketi’nin 6 yılında radyoaktif kirliliğin en yoğun olduğu komşu kasaba  Namie’nin ormanında 29 Nisan gecesi 448 metre yükseklikte yangın  başladı. Fukuşima, Miyagi ve Gunma eyaletlerinden 8 helikopterle itfaiye ekipleri sahaya sevkedildi. Fukuşima’nın kıyı kesimlerinin hemen arkasında yükselen bu ormanlık alan oldukça radyoaktif üstelik dekontaminasyon çalışmasının yapılması da zor. Yangınlar nedeniyle atmosfere ne kadar radyasyon karışabileceği ise öngörülemiyor.

Fukuşima’da yangın, 30.04.2017

Çernobil Felaketi’nden sonra gayet iyi bildiğimiz gibi  radyoaktif kontaminasyon olan bölgede çıkan  bu yangın, radyoaktivitenin, yarılanma sürelerine göre onyıllardan milyonlarca yıla kadar uzanan geniş bir yelpazede etkisi devam edecek olan stronsiyum, sezyum, plütonyum gibi izotopların çok geniş alanlara yayılmasına neden olur. Çernobil Nükleer Santrali’nin yanıbaşındaki ormanlık bölgede yangın çıktığı zaman   Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden  Biyolog Timothy Mousseau yaptığı analizlere dayanarak 2002, 2008 ve 2010 yıllarında çıkan yangınlarda Çernobil nükleer santralinde patlamayla açığa çıkan sezyum 137’nin %8’inin atmosfere tekrar yayılmış olduğunu açıklamıştı. Radyoaktif bölgede yürütülmeye çalışılan dekontaminasyon çalışmaları için milyarlar harcanıyorsa da  yangınlarla hiç bir çalışma yapılmamış gibi oluyor hatta  radyoaktif kirlilik kontrol edilemez şekilde yayılıyor. Çernobil bölgesinde 2015 yılında çıkan yangınlarda 35 itfaiye aracı , 1 itfaiye uçağı ve 200’ün üstünde personel görev almıştı.

Çernobil’de yaşananlara benzer şekilde 29 Nisan akşamı Fukuşima Nükleer felaketine bağlı olarak oluşturulan tahliye alanı içindeki Namie  kasbasında başlayan yangın  nükleer santrale de oldukça yakın bir yerde ve hala söndürülmüş değil. Yaklaşık 200 bin metrekareyi kül eden yangın henüz  radyoaktif açıdan temizlenmiş bir  arazi de olmadığı için  ağır radyoaktif kirlilik içeriyor. Buna rağmen devlet ve Tokyo Elektrik Şirketi(TEPCO) tarafından ne kadar radyoaktivitenin yayıldığına dair  1 Mayıs gününe kadar bir açıklama yapılmadı.  1 Mayıs günü ise Çevre Bakanlığından bir yetkili  radyaoktivite oranlarında değişiklik olursa kamuoyuyla paylaşacağız demekle yetindi. Lakin TEPCO’nun eski bir çalışanına göre rüzgarın yangınla dağılan radyoaktif külleri Tokyo’yu da içine alan bir şekilde  400 kilometre mesafeye taşıması mümkün.

Bu nedenle geniş ölçekte insanların dahili ve harici radyoaktiviteye maruz kalması söz konusu. Tüm bu felakete rağmen ne hükümet ne de TEPCO tarafından tatmin edici bir açıklama yapılıyor. Yurttaşlar ise kendi kaderlerine terk edilmiş durumda, ne kadar radyasyona maruz kaldıklarını kendi kendilerine ölçmeye çalışıyorlar. Çocuklarında radyasyon var mı yok mu diye araştırmak yine ebeveynlere bırakılmış bir konu  ve maalesef  tespit ettiklerinde yüksek radyasyon aldıklarını anladıklarında  iş işten geçmiş olabiliyor.

(NHK Jp, Mainichi,Yeşil Gazete)

Haber : Pınar Demircan

 

 

 

 

Avrupa Birliği: Türkiye’nin üyeliği neredeyse imkânsız hale geldi

Avrupa Birliği’nden (AB) üyelik müzakerelerinin geleceği hakkında dikkat çekici bir açıklama geldi.

Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn, “Türkiye’nin Avrupa perspektifinden uzaklaştığını ve gelecekteki ilişkilerin ekonomi temelli olabileceğini” söyledi. Hahn, Türkiye’de “basın özgürlüğü konusundaki sınırlamaların, kitlesel gözaltıların ve sivil hakların alanının daralmasının AB üyeliği için gerekli kriterlerin sağlanmasını şu an için neredeyse imkânsız hale getirdiği” yorumunu yaptı.

Johannes Hahn

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Hahn, Reuters ajansıyla yaptığı söyleşide, iki tarafın yeni bir ilişki biçimi geliştirmesi gerektiği tezini yineledi. Söyleşinin öne çıkan bölümleri şöyle:

“En azından şu an herkes şunda hemfikir ki, Türkiye AB perspektifinden uzaklaşıyor. İlişkilerimizin odak noktası başka bir şey olmalı.

“Gelecekte ne yapılabileceğine, başka bir tür işbirliği başlatıp başlatamayacağımıza bakmalıyız. Ancak, Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin öngördüğü ekonomi görüşmeler geçen yılın ocak ayından bu yana yapılmadı.”

Hahn, Türkiye’de “basın özgürlüğü konusundaki sınırlamaların, kitlesel gözaltıların ve sivil hakların alanının daralmasının AB üyeliği için gerekli kriterlerin sağlanmasını şu an için neredeyse imkânsız hale getirdiği” yorumunu yaptı. Avrupa’nın kurallarının “müzakere edilemez olduğunu” belirten Hahn, birliğin “insan haklarına dair durumu müzakerelerden ayıramayacağının” altını çizdi.

AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi, “Demokrasinin Türk versiyonu diye bir şey yoktur. Sadece bir tür demokrasi vardır. Türk halkı, özgür yaşamak konusunda Avrupalılarla aynı haklara sahiptir” dedi.

Hahn, “Türkiye’de yaşananlardan kısmen AB’nin sorumlu olup olmadığına” dair soruya şu yanıtı verdi: “Kimse suçsuz olduğunu iddia edemez. Fakat bir politika, her zaman için egemen bir devletin kararıdır… Kafanızda belirli bir vizyon varsa, anlamlı bir biçimde müdahale etmek zordur.”

AB yetkilisi, üyelik müzakerelerinin gerektirdiği reformlar hakkında da şu yorumu yaptı: “Bu reformlar AB için değil, Türkiye vatandaşlarının iyiliği için yapılıyor. Mesele Avrupalılara hizmet etmek değil.”

Türkiye’nin statüsü için rapor sunulacak

Hahn, önümüzdeki yılın başında AB üyesi ülkelere Türkiye’nin statüsünü netleştirmek için bir rapor sunacağını da söyledi. Reuters’a konuşan diplomatlar, raporun hemen hazırlanmayacak olmasını “AB’nin Ankara’yı rahatsız etmek istemediğinin göstergesi” olduğunu, AB’nin göçmenlerin Avrupa’ya girişi konusunda Türkiye’ye bağımlı olduğunu belirtti.

(Duvar)