Ana Sayfa Blog Sayfa 3178

Cizre’de ‘tünel araması’ gerekçesiyle su kuyuları kapatılıyor

Şırnak’ın Cizre ilçesindeki karakol ve resmi binaların etrafında bulunan evlerde yapılan ‘tünel araması’ gerekçesiyle su kuyuları kapatılıyor.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde polis, kent merkezinde bulunan karakol ve resmi kurumların etrafında bulunan ev ve işyerlerinde ‘tünel araması’ yaptı. Özel hareket polislerinin de katıldığı aramada, tüm evler arandıktan sonra evlerin fotoğrafları çekildi.

Periyodik kontroller sürecek

Dihaber’de yer alan habere göre, bazı bahçeli evlerde bulunan kuyuların kapatılmasını isteyen polis, periyodik olarak evlerin kontrol edileceğini söylediği kaydedildi.

(Dihaber)

56 yıllık gelenek sona erdi: Erdoğan resmen ‘taraflı Cumhurbaşkanı’ oldu

Türkiye’de ‘tarafsız cumhurbaşkanı’ dönemi sona erdi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AKP’ye üye oldu. Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlık ilkesi, 1961 anayasasıyla ilân edilmişti.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan ayrılarak, Cumhurbaşkanlığı forsunun takılı olduğu araçlar AKP Genel Merkezi’ne geldi. Erdoğan, sembolik üye formuna imzayı atarak AKP’ye üye oldu. Erdoğan, üç yıl sonra AKP’ye dönmüş oldu.

Törende konuşan AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş, “Bugün bir tarihi yaşıyoruz” dedi.

AKP Genel Merkezi’ndeki törende konuşma yapan Başbakan Binali Yıldırım, kürsüye çıkmadan önce gözyaşlarına hakim olamadı.

Yıldırım: İşte beklenen an

Yıldırım, konuşmasına “Özlemek, yılları, ayları, saatleri izlemektir. gelecekse beklenen, beklemek güzeldir. İşte, beklenen an sayın cumhurbaşkanımız, kurucu genel başkanımız, bugün yuvaya, kurucusu olduğu AK Parti’ye tekrar dönüyor” diye başladı.

(Yeşil Gazete, Diken)

Cumhuriyet Vakfı’nın 3 yıl önceki seçimleri iptal edildi

Cumhuriyet Vakfı’nın 18 Şubat 2014 tarihli yönetim kurulu seçiminde ‘usulsüz üye atanması’ iddiasıyla gazetenin eski yöneticilerinden Alev Coşkun, Şevket Tokuş, Mustafa Pamukoğlu ile CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın seçimin iptali için açtıkları davada karar açıklandı.

Yazar ve yöneticileri halen tutuklu bulunan Cumhuriyet gazetesini yöneten Cumhuriyet Vakfı’nın seçimleriyle ilgili açılan davada mahkeme, üç yıl önceki seçimde alınan kararların iptaline karar verdi. Mevcut Vakıf Yönetimi de, mahkemenin bu kararına itiraz ederek temyize götürecek. Karar, temyiz aşamasında kesinleşirse Cumhuriyet Vakfı seçimleri, Mustafa Balbay ve İnan Kıraç’ın da bulunduğu eski yönetim kurulu üyelerinin toplanmasıyla yeniden yapılacak.

Tekirdağ kıyıları turuncuya büründü

Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesinde yaşayan vatandaşlar, güne daha önce görmedikleri bir manzarayla uyandı. Sabah saatlerinde Tekirdağ’ın merkez ilçesi Süleymanpaşa’da bulunan sahil kesiminde başlayan turuncu renk istilası, vatandaşlar arasında merak konusu oldu.

Tekirdağ kıyılarında denizin turuncu renge bürünmesinin ardından konuyla ilgili uzmanlardan bir açıklama yapıldı. Uzmanlar tarafından yapılan açıklamada yaşanan olayın bir ‘ötrofikasyon’ olayı olduğundan bahsedildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Ötrofik suların inorganik ya da organik fosfor ve daha az miktarda azot formlarıyla zenginleşmesi anlamına gelmektedir. Bu besin elementlerinin artışı mikro alglerin aşırı gelişmesine neden olurlar. Su kaynaklarımıza, dışarıdan çeşitli enerji düzeylerinde maddeler girmektedir.

“Nitratlar ve fosfatlar gibi besin tuzları akarsuların drenaj alanları ile arıtımdan geçmemiş kentsel kanalizasyon ve endüstriyel sular yolu ile ortama katılırlar. Bu besin maddeleri su ortamında alglerin büyümesine neden olarak primer besin döngüsünde aşırı üretime neden olurlar. Su ortamında, besin maddelerinin bol olduğu ortamlar ötrofik sular olarak tanımlanır. Oligotrofik sularda ışık geçirgenliği 15 metreye kadar ulaşırken, ötrofik sularda bu değer 1.5 metre veya daha azdır.

“Bu nedenle güneş ışınları sadece suyun en üst tabakalarına sızabilirler ve fotosentez sadece bu kısımlarda görülür. Besin maddelerinin zenginliği nedeniyle bu sınırlı bölgede çok yoğun bir su yaşamı oluşur. Sonuç olarak ortaya çıkan yoğun üretim nedeniyle ürün kalıntıları suyun derin tabakalarına çökerek burada çözünmüş oksijen derişiminde önemli azalmalara neden olurlar. Bunun yanında üst katmandaki fotosentez olayının günlük periyodik değişimleri tüm su kütlesinde geceleri O2’nin tamamen yok olmasına neden olabilir.

“Oksijenin bu şekilde tükenmesi, sucul yaşamın önemli bir bölümünün ani ölümüne ve ortamda uzun süreli anaerobik durumların ortaya çıkmasına neden olur. Antropojenik etkilerle denizin sığ olduğu kesimlerin bu şekilde kirlenmesi neticesinde deniz kıyılarında turuncu renkli bir su tabakası oluşur. Bu durumu önlemek ve denizlerdeki ekosistemi korumak için denizlerimizi temiz tutalım ve koruyalım.”

(Cumhuriyet)

Mersin’de 31. yıldönümünde Çernobil hatırlandı, Akkuyu konuşuldu – Barış Can Sever

28 Nisan Cuma günü Mersin Tabip Odası’nda çök önemli ve değerli bir panel vardı. Ben de bu panelin konuşmacılarından Andrey Ozharovskiy’nin söylediklerini salona çeviriyordum. Böyle önemli bir çalışmanın merkezinde olmak, haberini yapmayı düşündüğüm bu etkinliği kaleme almak için ayrı bir motivasyon kaynağı oldu benim için. Sadece Mersinlileri değil, geniş bir bölgeyi ve etrafımızda yer alan ülkeleri çok yakından ilgilendiren Akkuyu nükleer santral projesi, Dünya tarihinde yer alan trajik bir başka olayın anma gününde gerçekleşti.

Soldan sağa, Ful Uğurhan, Erkan Demir, Pınar Demircan ve Andrey Ozharovsky

Çernobil faciasının üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen, Mersin bu panelde Çernobil’i unutmadı ve detaylarıyla Akkuyu’yu konuştu. Panelde, Mersin Nükleer Karşıtı Platform’dan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Ful Uğurhan, Jeoloji Mühendisleri Odasından  Erkan Demir, Yeşil Gazete yazar ve editörlerinden aynı zamanda  Nükleersiz.org’dan Pınar Demircan ve Nükleersiz.org’un daveti ile Rusya’dan Mersin’e gelen, nükleer konusunda uzman aktivist fizikçi Andrey Ozharovsky, Nükleer santrallerin problemleri ve zorlukları hakkında paylaşımlarda bulundu.

Konunun farklı yönleri panelistler tarafından dile getirilirken, işin teknik kısmı, bu teknik kısmı yönlendiren şirket Rosatom (şirket/devlet karışımı bir yapı da diyebiliriz) ve olası bir faciada yaşanacaklar panelin odak noktalarıydı. Sunumlarda yapılan ülkeler arası karşılaştırmalar, açıklanan bilimsel veriler ve yaşanan olaylara dair görseller, panelin ortaya koyduğu tezleri dinleyiciler için güvenle doğruluyordu. Dünya üzerinde nükleer santrallerin sayısı her geçen gün azalırken, güvenilir olmayan bir kuruma/şirkete bölgemizde bir nükleer santrali teslim etmenin tam anlamda bir intihar olduğu herkes tarafından onaylanmıştı. Rus aktivist Ozharovskiy, yozlaşmış yapılara karşı ısrarla uluslararası dayanışmanın altını çiziyordu.

Panel sonrasında, panel katılımcıları ve dinleyiciler hep birlikte Hibakuşa’lar Olmasın isimli sergiyi gezdi. Türkiye’de ve Dünyada radyasyon mağduru olarak sağlıklarını yitiren kişilere adanan sergi, salona gelenler tarafından dikkatlice incelendi. Panelin çarpıcılığı ve serginin gözler önüne serdiği yaşanmışlıklar, gelenleri etkilemeye devam ederken, onları konuya dair derin sohbetlere sevk ediyordu. Panel için tamamlayıcı nitelikte olan bu sergi, panelin teması olan yaşananlardan ders çıkarmak kavramını hepimize yeniden hatırlatmıştı.

Akkuyu’daki santralin inşaat süreci tüm hızıyla devam etse de, Dünya üzerinde tamamlandığı halde çalıştırılmayan nükleer santral örnekleri yüreklere az da olsa su serpti. 21. yüzyılın yarısına geldiğimizde sayıları iyice azalacak olan nükleer santrallerin yerini temiz ve güvenli enerji modellerinin alacak olması, Mersinliler adına umudu arttıran bir diğer özellikti. Bu öngörülerle beraber, halk sağlığı teminatının araştırmadan, bilgiden, dayanışmadan ve mücadeleden geçiyor olması, unutulmaması gereken bir gerçeklik olarak belirdi. Düşünce, söz ve aksiyonun buluşması tüm canlılar için en iyi seçenek olmalıydı.

 

Barış Can Sever

[email protected]

Sivil toplum örgütleri bir araştırma laboratuvarı kurabilir mi? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Gıdalar ve beslenme konusunu yüreklere korku salarak ele almaktan kaçınmaya çalışıyorum. İyi beslenme dediğimiz olgu “ne yemeli, ne yememeli?” sorusuna verilecek yanıtlarla çok az ilgili. Meseleyi hangi gıdaları yersek ya da yemezsek daha iyi besleniriz noktasından ele almak yetersiz bir bakış açısı olur.

Böyle bir bakış açısı bütünüyle önemsiz değil; yaşa ve sağlık durumumuza bağlı olarak yemeniz ya da yememeniz gereken yiyecekler vardır örneğin. Ama iyi beslenme dediğimiz olgunun bireysel bilinç ve tercihlerle çok az ilgili olduğu da bir gerçektir.

İçinde olduğumuz politik sistem, nasıl bir toplumsal hayatın içinde yaşadığımız ve genel sağlığı ilgilendiren kamu politikalarının nasıl oluşturulduğu iyi beslenme açısından daha çok önem taşır. Örneğin şu meseleler üzerinde düşünelim: On beş yıl önce 3 milyon civarında olan küçük çiftçi sayısının günümüzde yaklaşık 2 milyona düşmesi; çocuk ve ergen nüfus içinde gözlenen obezite oranlarının yıldan yıla hızla artması; ucuz ama besin içeriği boş abur-cubur gıdaların her yanı sarması; toksik kimyasal kalıntılarının gıdalarda, sularda, doğal hayatta oluşturduğu problemin yıldan yıla büyümesi; işçi sağlığını izleme ve koruma anlamında dişe dokunur bir çalışma yapılmaması.

Bu meselelerin hiçbiri iyi beslenme ile doğrudan ilgili görünmüyor. İyi beslenmenin gelirle, bilinçli tüketiciler olmakla ilgili olduğu o kadar çok dile getirilmiş, öylesine doğallaştırılmış bir şey ki aksini düşünme konusunda epeyce dirençliyiz; ya da nereye bakmamız gerektiğini bilemiyoruz. Oysa iyi beslenme içine gömülü olduğumuz politik sistemin nasıl işlediğine çok bağlı.

Örneğin, tarımsal üretimde hangi gıdaların üretilmesinin teşvik edildiği, kimlere hangi desteklerin verildiği; gıdaların hangi tekniklerle üretildiği, sağlık üzerindeki olumsuz etkileri bilinmeyen kimyasal maddelerin kullanılmasına kimlerin ve hangi süreçlerle karar verdiği; kamu kurumlarının insan sağlığını koruma adına yapması gereken araştırma ve izleme çalışmalarını nasıl yaptığı, işçi sağlığının önemsenmediği bir gıda işletmesinde sağlıklı gıda üretmenin olanaklı olup olmadığı gibi çok uzun bir soru listesi oluşturmak mümkün. Sadece bazılarına örnek verdiğim bu sorulara yanıt aramak nasıl beslendiğimiz sorusuna daha çok ışık tutacaktır.

Sosyal bir hak olarak beslenme

Her şeyden önce iyi beslenme sosyal bir hak.

Kamu adına iş gören kurumlar örneğin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ya da yerelde belediyeler sağlıklı bir çevrede yaşama ve beslenme hakkını sağlamakla yükümlü kurumlar.

Bu sorumluluklarını yerine getirdikleri ise söylenemez. Yapılan çalışmaların kamusal erişime kapalı olması da apayrı bir başka sorun.

Birileri, akademi ya da kamu kurumları iyi besleniyor muyuz, sorusuna bizim adımıza çözümler getirmekte her zaman yetersiz kalacak. Bu sorunu çözmek için ne yapıyoruz ve ne yapabiliriz, sorularına da yanıtlar aramalı.

Bu yazıda sorunları teşhis etmeyi kolaylaştıracak, bilgi edinme sürecine bir fail olarak katılımımızı sağlayacak ve kamusal erişime kapalı bir alana kamusal çıkarları koruma gayesiyle girebilmemizi sağlayacak bir öneriyi dillendireceğim.

Önerim, gıda, tarım, ekoloji, çocuk sağlığı, tüketici ve çalışan haklarını savunan örgütlerin biraraya gelerek bir araştırma laboratuvarı kurması.

Kimlerle birlikte ve neler yapılabilir?

Ülkemizde gıda ve çevre sağlığı, tüketici hakları, işçi sağlığı ve çocuk sağlığı alanında faaliyet gösteren irili ufaklı pek çok örgüt var. Bu örgütlerin bir araya gelerek oluşturacakları bir bütçe ile bir kimyasal madde kalıntıları analiz laboratuvarı kurulabilir.

Kurulacak laboratuvar başta gıdalar olmak üzere, sularda, çeşitli tüketim ürünlerinde, doğal ortamlarda, çalışma ortamlarında ve ev ortamında çocuk ve yetişkin (sağlıklı bir çevrede yaşama ve beslenme hakkı açısından izleme yapabilmek), çalışan (işçi sağlığını tehdit eden toksik kimyasalları izleyebilmek), doğal hayattaki diğer canlılar (ekolojik kirlenmenin tespiti) açısından önem arz eden toksik kimyasalların analizlerini yapma yeterliliği temelinde iş yapmak üzere tasarlanabilir.

İşe toksik kimyasal kalıntıları analizleri ile başlamak farklı kesimlerin araştırma ihtiyacına yanıt verebilme açısından da bir avantaj içeriyor. Üstelik hem araştırma çerçevesi çok geniş ve hem de hakkında en çok bilgi edinme ihtiyacı duyduğumuz bir çalışma alanı. Ancak zaman içinde mikrobiyoloji, GDO, toprak, bitki vs. gibi alanlara da girmek ve analitik çalışma kapsamını genişletmek mümkün.

Böyle bir bilgiye neden ihtiyaç var?

Böyle bir laboratuvar ile bağımsız çalışmalar yapmak, yapılacak akademik araştırmalara analiz altyapısı desteği vermek, doğrudan bilgiye erişmek ve en önemlisi edinilen bilgiyi kamuya açık kılmak olanaklı.

Kamu kurumlarının yapması gereken bir işi biz neden yapalım ki, sorusu akla gelebilir ve o kurumları doğru düzgün çalışmaya zorlamak daha uygun bir strateji olarak görünebilir.

Bu stratejinin artık hiçbir işe yaramadığını düşünüyorum.

Kamu kurumları aracılığı ile yapılan işler mevcut sistemin işleyişine herhangi bir şekilde müdahale etme olanağı sağlayacak bilgileri üretmiyor. Dahası bu tip bilgilerin akademik ortamlardan çıkması da günden güne olanaksız bir hale geliyor. Dolayısıyla kamunun sağlıklı bir hayat ve iyi beslenme için politikalar oluşturmak üzere ihtiyaç duyulan bilgiyi kendi imkânları ile üretmeye çabalamasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Kurulum maliyeti

En önemli bütçe kalemini analitik cihazlar oluşturuyor. İkinci el, hibe, analitik cihaz üreticisi firmaların bazı promosyonları ya da elden geçirerek satışa sundukları cihazlar dikkate alınarak bir cihaz parkı oluşturulursa cihazlara ayrılacak bütçe oldukça düşük olacaktır. Tahminim minimum 1, maksimum 3 milyon TL arasında bir bütçe gereksinimi olduğu.

Laboratuvarın kurulumu için 200-250 metrekare bir yer yeterli. Bu büyüklük başlangıç için işi çözer. Laboratuvarın nereye kurulacağı sorusuna şimdilik bir yanıtım yok. Laboratuvar mekanının iç donanımı, kimyasal ve sarf malzemesi giderleri çok değişken olmakla beraber minimum 500, maksimum 1.5 milyon TL arasında bir bütçe gerekiyor.

Bütçedeki minimum maksimum aralığında temel belirleyici yapılacak çalışmaların analitik kapsamının ne olacağı sorusuna verilecek yanıta bağlı. Analiz kapsamını ortaklaşa bir çalışma ile belirlemek gerekli. Zaman içinde kapsamı genişletmek de olanaklı şüphesiz. Laboratuvarın kurulum çalışmaları ile kurulum sonrası yapılacak araştırma çalışmalarının birlikte planlanması işleyişi kolaylaştırmak için bir gereklilik. Laboratuvarın faaliyete geçmesi ile eşzamanlı olarak araştırma çalışmalarındaki analizler de yapılmaya başlanabilir ve böylece araştırma bütçelerinden laboratuvar çalışmalarına pay aktarılmasını sağlanır.

Düşünülenin aksine bu işler büyük bütçeler gerektiren, yapılması zor işler değil. Ayakta tutmak zor ama çok ince hesaplanmış bir çalışma ile o da yapılabilir. İyi tasarlanmış ve akredite edilmiş bir laboratuvar gıda, tarım, işçi sağlığı gibi alanlarda zamanla ülkemizdeki en itibar edilen analitik kurum olabilir.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık

Nükleer karşıtı Rus fizikçi: Akkuyu’da kandırıldınız, Rusya nükleer atıkları almayacak!

Mersin Nükleer Karşıtı Platform’un davetiyle Türkiye’ye gelen Rus nükleer karşıtı fizikçi Ozharovsky, Akkuyu’ya yapılacak nükleer santralin atıklarıyla ilgili Türkiye ile Rusya arasında bir anlaşma olmadığını ve bu konunun ileride kriz yaratacağınız belirterek “Kandırıldınız” dedi.

Rus nükleer karşıtı aktivistlerinden fizikçi Andrey Ozharovsky, Akkuyu Nükleer Santralı faaliyete geçtikten sonra oluşacak nükleer atıkların, Türkiye ile Rusya arasında krize neden olabileceğini belirtti. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de önümüzdeki yıllarda atık sorunu yaşanacağını vurgulayan Ozharovsky “Rusya bu atıkları almayacak ve ‘bizim yaptığımız anlaşmada böyle bir madde yoktu’ diyecek. Normalde lisans almadan önce atıklarla ilgili uzun vadeli bir plan sunmaları gerekiyor ama Akkuyu’da böyle olmadı. Türkiye en başından kandırıldı. Nükleer lobisinde yer alan insanlar bunu hep yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’ten Abidin Yağmur’un haberine göre, Mersin Nükleer Karşıtı Platform’un davetlisi olarak Mersin’e gelen Rus nükleer karşıtı aktivistlerden fizikçi Andrey Ozharovsky, Türkiye ile Rusya arasında imzalanan ve Akkuyu Nükleer Santralı’nın kurulmasına olanak veren devletlerarası anlaşmayı değerlendirdi. Ozharovsky, Akkuyu Nükleer Santralı faaliyete geçtikten sonra oluşacak nükleer atıkların, Türkiye ile Rusya arasında krize neden olabileceğini vurguladı.

Mersin Tabip Odası’nda yapılan panelde konuşan Andrey Ozharovsky, konuşmasına, “Kendi ülkemde antinükleer aktivist olarak görev alıyorum. İki ülke olarak iyi komşuluk ilişkileri içinde olmamız gerektiğine inanıyorum ama bu nükleer mevzusu bizim ilişkilerimizi etkileyebilir” diyerek başladı. Atık depolamanın dünyada örneği yok Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de önümüzdeki yıllarda atık sorunu yaşanacağına işaret eden Andrey Ozharovsky, “Kendinize ait, çok yüksek maliyetli bir atık deposu yapmak zorundasınız. Dünyada böyle bir atık deposu yok. Sadece Finlandiya böyle bir depo inşa ediyor ve yarım milyar yıl saklanacak bir depo yapacaklarını söylüyorlar. 500 metrelik bir boruyla aşağıya inecek ve atık deposuna ulaşacak. Jeologlar bunun mümkün olmadığını söylüyorlar. Oraya inerken etrafındaki materyale zarar vereceğini söylüyorlar. Böyle bir delme işlemi yapılıp yapılmayacağı da bilinmiyor. O nedenle bu atıklar bir şekilde toprağın altına gömülecek” dedi.

(Cumhuriyet)

Gözaltına alınan 16 akademisyenden 13’ü serbest

690 sayılı çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Dicle Üniversitesi’nden ihraç edilen ve dün gözaltına alınan 16 akademisyenden 13’ü, emniyetteki ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, aynı soruşturma kapsamında 3 akademisyenin daha gözaltına alındığı öğrenildi.

Kanun Hükmünde Kararname ile Dicle Üniversitesi’nden ihraç edilen ve dün haklarında yürütülen soruşturma kapsamında evleri ve ofisleri arandıktan sonra gözaltına alınan 16 akademisyenden 13’ü emniyetteki ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 3’ünün emniyetteki işlemlerinin sürdüğü belirtildi. Yine aynı soruşturma kapsamında 3 akademisyenin daha gözaltına alındığı öğrenildi.

Fikri Sağlar ‘gemileri yaktı’: Kılıçdaroğlu “Tek adama karşıyız” derken tek adam oldu!

CHP Mersin Milletvekili Fikri Sağlar, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu sert bir dille eleştirerek “Referandum kampanyasında ‘tek adama karşıyız’ propagandası yaptı ama kendisi tek adam oldu” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı KemalKılıçdaroğlu’nun, PM’de herhangi bir karar alınmasına izin vermediğini, kulağına kim ne fısıldıyorsa kararını ona göre verdiğini ileri süren Sağlar, “Artık fedakarlık bitti. Bütün gemiler yakıldı. Olağanüstü kongre CHP’ye zaman kaybettirir. Onun için bir an önce olağanüstü kurultay yapılmalı” çağrısında bulundu.

“Benim aday olmak gibi bir talebim yok” ifadesinin kullandıktan sonra “Bu sonra verilecek bir karardır. 35 yıllık siyasi birikimimle bu uyarıları yapıyorum, önerilerde bulunuyorum. Bunun için her türlü göreve de hazırım” diyen Sağlar, 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki CHP’nin kararını da eleştirdi. Sağlar, “Ekmeleddin İhsanoğlu ismini kimin çıkardığını partinin PM üyesi olmama rağmen bilmiyorum. Bu ismi ortaya çıkaranların ve arkasından gidenlerin bedel ödemesi gerekiyor” görüşünü dile getirdi.

Fikri Sağlar’ın Akşam gazetesinden Ercan Öztürk’e yaptığı açıklamalar şöyle:

“Doğu bize sitem etti”

Referandum süresince Kars’tan başlayarak Ardahan, Iğdır, Hakkari ve Van’a giderek bir çok insanla görüştüm. Oralar bizim bıraktığımız, çekildiğimiz alanlardı. Bize “Neden buralardan çekildiniz?” diyerek sitem ettiler.

“Çatı aday için bedel ödemeliler”

2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde partinin hiçbir organına danışılmadan karar vermeden bir çatı adayı belirlendi. Bu çatı adayı da partiyle hiç alakası olmayan, ilişkisi kurulmayan bir isimdi. Eğer partinin kurumlarına, örgütüne, grubunu, parti meclisine danışılarak karar verseydi CHP’yi kapsayan bir aday olurdu. Çatı aday bize zorla dayatıldığı için de örgüt sokakta zorunlu olarak destek verdi. Ekmeleddin İhsanoğlu ismini kimin çıkardığını partinin PM üyesi olmama rağmen bilmiyorum. Bu ismi ortaya çıkaranların ve arkasından gidenlerin bedel ödemesi gerekiyor.

“CHP lider partisi değildir”

Üstteki yapının değişmesi lazım. Bunu yapabilmek için düzenlemeye ihtiyaç var. CHP lider partisi değil, kadro partisidir. Son 10 yıla baktığımızda CHP lider partisi haline getirilmeye çalışılıyor. Partide tek adamlılığı değiştirmemiz gerekiyor. Söylediğinizde samimi olmadığınızı toplum görürse size güvenmez. Kılıçdaroğlu referandum kampanyasında ‘tek adama karşıyız’ propagandası yaptı ama kendisi tek adam oldu! Bu şuna benziyor; kadına şiddete karşı çıkıyorsun. Eylemler yapıyorsun ama eve gidip karını dövüyorsun.

“Kendisi de aday olabilir, karar onun!”

Biz bu toplantılarda Olağanüstü Kurultay talebini yaptık. Bundan sonra Kemal Bey kurultay çağrısı yapmalıdır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyüklüğü, zarifliği buradadır. Yeni bir yola yürümek için Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay çağrısına ihtiyaç vardır. Aday olabilir. Güvenoyu almak zorundadır. Parti en azından yeni bir yönetimle yola devam eder. Kurultayın iradesi en doğru kararı verir. Aday olup olmaması kendisinin vereceği bir karardır. CHP karar vermeli ve yola yürümelidir.

“Partim için her türlü göreve hazırım”

Benim aday olmak gibi bir talebim yok. Bu sonra verilecek bir karardır. 35 yıllık siyasi birikimimle bu uyarıları yapıyorum, önerilerde bulunuyorum. Bunun için her türlü göreve de hazırım. CHP bütün kimliklerden oy almalıdır. Kıyılara sıkışmış bir parti olmaktan çıkmalıdır. CHP içerisinde yurtsever insanlar, solcular olmalı. Bundan sonra bu kucaklamayı genişleteceklerin partisi haline gelmelidir.

“Karar alınmasına izin vermiyor kulağına ne fısıldanırsa uyguluyor”

Kemal Kılıçdaroğlu, PM’de herhangi bir karar alınmasına izin vermiyor. 6-7 saat tartışıyoruz ancak o, kulağına kim ne fısıldıyorsa kararını ona göre veriyor. 19 Aralık’ta Aylin Nazlıaka, Kılıçdaroğlu’na giderek “Atatürk portresini indiren kişi budur” demiş. 7 Şubat’ta PM’yi toplayıp Aylin Nazlıaka’nın partiden ihracı için bize geldi. Aradan 45 gün geçmiş ve biliyorsun. Bu kişileri çağırıp yüzleştirmiyorsun. Bizleri saatlerce tartıştırıyorsun.

“Kriz yaratan açıklamalar zayıf kadronun işi!”

Atatürk portresi, Hüsnü Bozkurt’un söylediği ‘Denize dökeriz’ sözü ve son olarak ‘Sine-i millet’ açıklamasının dallanıp budaklanmasının nedeni kriz yönetilememesidir. Kadro ve anlayış iyi değilse kriz yönetemezsiniz. Kadro ve anlayış çok zayıf.

“Artık fedakarlık yok”

CHP tabanı, eşitlik olsun, barış olsun diye önden gidiyor. CHP yönetimi de onların eteklerine tutunarak arkadan geliyor. Partinin bundan da kurtulması gerekiyor. Bugüne kadar fedakarlık yaparak buralara geldik. Artık fedakarlık yapmayacağız, olağanüstü bir kurultay gerekiyor. Olağanüstü kongre CHP’ye zaman kaybettirir. Onun için bir an önce olağanüstü kurultay yapılmalı.

“Zaman kaybedemeyiz”

PM’de bunları konuştuk. Önce PM ve milletvekilleri toplandı. Daha sonra il başkanları. Sonra da belediye başkanları toplanacak ve artık bir karar alınacak. CHP artık karar almak ve uygulamak zorundadır. Karar veremeyenlerin yerine karar vereceklerle yürümek zorundadır. Çünkü artık fedakarlık bitti. Bütün gemiler yakıldı.

(Akşam)

11 gün önce tahliye edilen HDP’li vekil hakkında yeniden tutuklama kararı

HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan hakkında, 21 Nisan’da tahliye edilmesinin ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir üst mahkemeye itirazı üzerine yeniden tutuklama kararı verildi.,

Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 4 Kasım günü tutuklanan ve dosyası yetkisizlik kararı ile Diyarbakır’a gönderilen HDP milletvekili Nursel Aydoğan’ın Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde, “örgüte üye olmak”, 14 defa “örgüt propagandası yapmak”, 2 kez “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet”, 2 kez “Suç ve suçluyu övme”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” ve “Halkı kanunlara uymamaya tahrik etmek” suçlarından toplam 103 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyordu. Aydoğan, geçen 21 Nisan’da 4’üncü Ağır ceza mahkemesinde görülen duruşmada tahliye edildi.

Aydoğan’ın tahliye edilmesine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir üst mahkemeye itiraz edildi. İtirazı değerlendiren Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Aydoğan’ın eylemlerinin bir bütün olarak terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğuna belirterek, hakkında yeniden tutuklama kararı verildi. Aydoğan’ın avukatları karara bir üst mahkeme olan 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz edeceklerini söyledi.

11 vekil tutuklu

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da dahil, partinin bir diğer eş genel başkanı Figen Yüksekdağ ile Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen, Grup Başkanvekili İdris Baluken, Hakkari milletvekilleri Abdullah Zeydan ve Selma Irmak, Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel, Siirt Milletvekili Besime Konca, Muş Milletvekili Burcu Çelik ve Şırnak Milletvekili Ferhat Encü tutuklu bulunuyor.

(T24)