KHK’larla ihraç edildikleri için “İşimizi geri istiyoruz” diyerek açlık grevine başlayan kamu emekçileri Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için bazı Barış Akademisyenleri de dönüşümlü açlık grevine başlayacak.
İhraç edilen kamu emekçileri Nuriye Gülmen ve Semih Özakça aylardır oturma eylemi yaptıkları Ankara Yüksel Caddesi’nde 57 gündür açlık grevinde.
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça
Durumları giderek ciddileşen Gülmen ve Akça’ya destek olmak isteyen bir grup Barış Akademisyeni de açlık grevine başlıyor. Açlık grevine ilk olarak Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan’ın başlayacağı bildirildi.
Akademisyenlerden yapılan açıklamada, “Bir geceyarısı KHK’sı ile işlerinden edilen Akademisyen Nuriye Gülmen ve Öğretmen Semih Özakça, işlerine geri dönme talepleriyle Ankara’nın ortasında, Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde 56 gündür açlık grevindeler. İşlerini geri isteyen arkadaşlarımıza destek olmak için bir grup Barış Akademisyeni olarak bulunduğumuz yerlerden sesimizi yükseltiyoruz: ‘Nuriye Gülmen ve Semih Özakça Yalnız Değildir!’. Bedenlerini 57 gündür açlığa yatırmış arkadaşlarımızın sesine ses katmak, açlığına ortak olmak için bulunduğumuz kentlerde süreli-dönüşümlü açlık grevine başlıyoruz” denildi.
Akademisyenler yarın saat 11.00’de açlık grevine ilişkin Kadıköy Kalkedon Meydanı’ndan basın açıklaması yapacak.
Çok eski medeniyetlerde insanlar tanrılara insanları kurban ediyorlardı. Daha sonra bir arada yaşamanın daha güvenli olması adına insanlar kendilerini kurban etmekten vazgeçip bu zulme kendisine hesap sorma ya da karşı koyma gücü olmayan hayvanlar üzerinde devam etti. Ve hayvanlar insanlar tarafından 21. yy’da bile hala hayatın her alanında acımasızca sömürülmeye devam ediyor.
Vegan olma düşüncesi tam da buradan hareketle hayvanın yaşama hakkına saygı gösterme, hayvanların insanlar tarafından sömürülmesine karşı çıkma düşüncesiyle var olur. Dünya’da ve Türkiye’de veganlık önem kazanıp hızla yayılıyor.
Didim’de 29-30 Nisan’da Türkiye’nin ilk vegan festivali beklenilenin çok üzerinde bir katılımla gerçekleşti. Tarihi Apollon Tapınağı’nın hemen yanındaki sokakta organize edilen festival Didim Belediyesi ev sahipliğinde Türkiye Vegan ve Vejetaryenler Derneği (TVD), Turizm Araştırmaları Derneği (TURAD) ve Didim Turizm Altyapı Birliği’nin (DİTAB) ortak organizasyonuyla gerçekleşti.
TVD Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Arıman geçtiğimiz yıl ardı ardına yaşanan terör saldırıları nedeniyle festivali İstanbul dışına taşıma kararı aldıklarını ve bu aşamada Emin Çapa vasıtasıyla Didim Belediyesi’nden teklif geldiğini belirtti.
Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtlayan Arıman, vegan olmaya anne olduğu zaman karar verdiğini belirterek “Son beş yıldır veganım 30 yıldır da vejetaryenim. Anne olduğum zaman çocuğumun sütünü kimseyle paylaşmak istemeyeceğini biliyorum. zaten ona yetecek kadar sütüm var. Bir başka canlının sütünün çalınmasının haksızlık olduğunu idrak ettim. Anne hassasiyeti de eklenince bir günde vegan olmama sebep oldu.” şeklinde konuştu.
Dünyanın ilk vegan dostu belediyesi: Barselona
Yeşil Gazete: Didim de Türkiye’de ilk, Dünya’da ikinci vegan dostu belediye olma yolunda. Bunun için Didim’de neler yapıldı?
Ebru Arıman: Barselona Belediyesi dünyada ilk vegan dostu belediye ilan etti kendini. Didim Belediyesi çok gönüllüydü. Bunun için tüm şehri veganlaştırmamız gerekmiyor. Önemli olan ‘veganların da hassasiyetlerine dikkat ederek’ onlara uygun seçenekler, menüler olması ve kavramın biliniyor olması gerekiyordu.
Belediye atölye çalışmaları yaptı, yöredeki halkı ve işletmeleri bilgilendirdi. Ayrıca hayvan sömürüsüne karşı bir tedbir de alması gerekiyordu. Bu tedbirler kapsamında hayvan parkları, hayvanat bahçeleri, yunus parkları, sirkler gibi gösterileri tamamen kaldırıldı. Önceden de Didim’de çok yoktu. Artık kesinlikle gelmemesi gerektiğini söyledik. Beraberinde faytonların da kaldırılması gerektiğini söyledik. Belediye faytonları da kaldırdı. İki tane kaldı, onu da kaldırma sözü aldık.
Bunun yanı sıra kentteki cafelere veganlık konusunda bilinçlendirme yapıldı, menülere vegan alternatifler eklendi. Turizmcilere ve gönüllülere eğitim verdik.
Yeşil Gazete: Seneye de olacak mı?
Ebru Arıman: Gelenekselleştireceğiz. Belediye özellikle Didim’in yerel otlarının da tanıtılması için Nisan ayını uygun buldu. Başka belediyelerden teklif geliyor ama her yıl Didim’de ot zamanı olacak. Başka belediyelerde belki başka vegan etkinlikler düzenleyebiliriz. Didim VegFest olarak devam edeceğiz.
Orhan Kural
Et endüstrisinden para alıp vegan karşıtı açıklama yapanlar var
Festivalde vejetaryen yazar, gezgin ve aktivist Prof. Dr. Orhan Kural izlediği bir haberde belediyenin hayvanlara yaptığı zulmü katılımcılarla paylaştı: “Ankara Emek çöplüğünde hayvanları yakalayıp bağlamışlar, çöplüğe gömmüşler. İki yavru köpek küçük aradan kendini kurtardı, anneleri çırpındı, yavruları da anneleri için çırpındı ama çıkamadı. O zaman iki yavru köpek belediye yetkililerine bakıp aynen şunu söylediler: hav hav hav… Genellikle köpekler tersten konuşur efendim.”
Festivale gelenlere hayvanların insanlar tarafından istismar edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Kural: “Şöyle düşünmek gerek; balı arı bizim için mi yapıyor? Hayır! Çalıyoruz ondan. Sütü inek insanlar içsin diye mi yapıyor, hayır. Biz onları istismar ediyoruz. Veganlar da böyle düşünüyorlar ve haklılar tabi. Dileriz böyle festivaller artar, vegan vejetaryen sayısı artar. Bir de kabul edemediğim bir duruma değinmek istiyorum. Ünlü vegan vejetaryenlerden bazıları et endüstrisinden para alıp doktorlar bana müsade etmedi deyip vaz geçiyorlar. Onların bize zararı çok daha fazla. Keşke hiç olmasalardı.” dedi.
Hüseyin Baraner
Hüseyin Baraner: Didim Veganlar için yaşanabilir bir yer olacak
TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) Yurtdışı Temsilcisi Hüseyin Baraner, vegan festivalinin Didim’in tarihine, kültürüne, doğasına ve dünyaya bakış açısına en yakışan etkinlik olduğunu vurguladı ve Ege Bölgesi’nin dünyada meyve ve sebze çeşitliliğinde önemli olduğunu söyledi.
Baraner ayrıca ünyada vegan/vejetaryen yaşam felsefesinin yaygınlaştığını, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden pek çok kişinin festivale ilgi gösterdiğini, ilk olmasına rağmen katılımın planlanandan çok daha yüksek olduğunu, ilçeye iki günde 50 bin kişinin geldiğini de sözlerine ekledi.
Yöre halkı için de önemliydi bu etkinlik. Didim veganlar için yaşanabilir bir yer olacak. Turizm açısından da çok önemli oldu bu etkinlik. Festival olmasaydı burası bomboş olacaktı. Festival sayesinde Türkiye’nin bu zor durumuna rağmen yurtiçinden ve yurtdışından turist geldi buraya. Burası cıvıl cıvıl, bu etkinlik olmasaydı burda in-cin top oynuyordu!
Zeynep Casalini
Zeynep Casalini: İnsan insanlığını bilse her şey çözülecek
Vegan sanatçı Zeynep Casalini, 29 Nisan akşamı festivalde bir konser verdi. Konserde neden vegan olduğunu hayranlarıyla paylaşan Casalini insanın bitmek bilmeyen bencilliğine değindi:
“İnsan dünyaya zarar veren tek canlı, insan insanlığını bilse her şey çözülecek. Ama hep daha fazlası, ego, ben peşinde. İleri falan yok, topraksın, o kadar. Başka bir şey değilsin. Bunu unutmamak gerek. Proteini nerden alacağım, vegan olmak çok pahallı… Okumamaktan, bilmemekten, bilmek istememekten gelen bir şey.”
Konser sonrası Yeşil Gazete için sorularımızı cevaplayan Casalini festivalin veganlık için önemli bir adım olduğuna değindi.
Yeşil Gazete: Festivali nasıl değerlendiriyorsunuz?
Zeynep Casalini: Her şeyden önce veganlık/vejetaryenlik söz konusu olduğu için çok önemli bence. Veganlık günümüzde önemi artan bir konu. Yöre halkının katılımı da önemliydi. Zaten Ege halkı çok etçil değil, düşünüp katılmak istemeleri önemli bir konu. Tabi veganlık da çok önemli bir bilinç gerektiriyor. Ama benim gördüğüm kadarıyla çok çeşit vardı.
Didim halkının bu bilince sahip olması hem ülke hem de dünya için önemli bir adım. Festival de çok güzel ve özeldi.
Yeşil Gazete: Ne zaman vegan olmaya karar verdiniz?
Zeynep Casalini: Ben ortalama 7-8 yıldır vejetaryenim. Bir yıldır da veganım. Ama sağlık durumundan süt ve süt ürünleri zaten kullanamazdım. Balı hala tüketiyorum ama çok tanıdığım bildiğim yerlerden, sömürmediğini düşündüğüm üreticiden alıyorum. Çok da tüketmiyorum zaten.
Bu konudaki bilinç de açıldıktan sonra zaten vegan olmamak gibi bir düşünceniz olmuyor, normali budur diye düşünmeye başlıyorsunuz. Ama bugün dünyada her şey ters olduğu için sanki veganlık ters bir şeymiş gibi algılanıyor. Çok zor bir beslenme tarzı olduğu düşünülüyor. Ben zorlanmadım.
Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay: İnsanlar en azından ‘vegan nedir’ öğrenmeye başladılar
“Yerel halk festivale çok sahip çıktı. Özellikle bu bizi çok sevindirdi. Dışardan gelen misafirlerimiz mutlu, birçoğu ilk defa Didim’e geliyor. Burada tezgah açan ev hanımları, esnaflar var. bu insanlar vegan değiller ama öncesinde veganın ne olduğu, nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda bir eğitim aldılar. Bu etkinliği turizme entegre etmek bizim için önemliydi ama amaç sadece para kazanmak değil.
Vegan olmak bir yaşam felsefesi ve burada insanlar en azından veganın ne olduğunu duymaya, öğrenmeye başladılar. Sezon öncesi olmasına rağmen bütün otellerimiz doldu. Turizmin dar boğaza girdiği bir dönemde turizm esnafı nefes almış oldu. Festival olmasaydı buralar boş olacaktı.”
Yeşil Gazete: Didim’i vegan dostu belediye ilan etmek için yaptığınız çalışmalar neler?
Ahmet Deniz Atabay: Vegan restorant ve kafelerin kriterleri var. Vegan derneğinden gelen arkadaşlar işletmelere kışın bu konuda eğitim verdi. Menülerde artık vegan seçeneklerimiz de yer alıyor. Her yıl Nisan ayında Didim’de olacak. Bu yıl ilkti, eksiklerimizi gördük, daha dikkat etmemiz gereken konular var.
Zülal Kalkandelen ve Ahmet Deniz Atabay
Zülal Kalkandelen: ‘Alkışlanmak için değil, rahatsız etmek için burdayım’
Festivalin en etkileyici ve beğenilen konuşması gazeteci, yazar, aktivist Zülal Kalkandelen’in konuşmasıydı. Kalkandelen festivalin panayır havasında geçtiğini belirterek eğlence odaklı olmasını eleştirdi. Hayvanın yaşama hakkı gerçeğinin ön planda tutulması gerektiğini vurguladı:
“Bugün söyleyeceklerim belki aranızdan bazılarını rahatsız edebilir. Aslında ortada rahatsız olunacak bir durum var. Burda daha çok bir panayır havasında alışveriş odaklı bir ortam yaratıldı. Benim için önemli olan bugün festivalden evlerinize giderken hangi duyguyla döneceksiniz, beni ilgilendiren bu.
Veganlık bir beslenme şekli değildir. Veganlık bir yaşam tarzı, detoks değildir. Veganlık hayvanların da insanlar gibi yaşama hakkına sahip olduğu oluşumdan hareketle hayvan özgürlüğünü savunur. Kafeslerin bir iki santim genişletilmesi değil o kafeslerin tamamen boşaltılmasıdır hedefimiz. Ben konunun vicdan temelli bir anlayışla yürütülmesini doğru bulmuyorum. Herkesin vicdanı aynı çalışmıyor. Hayvanların yaşam hakkını insanların vicdanına bırakırsak çok uzun zaman alır. Bu nedenle hayvan özgürleşme hareketi hak temelli ‘yaşam hakkı’ odağında ilerlemeli.”
“Veganizm insanlar daha sağlıklı olsunlar diye türemedi”
Tıpkı insan gibi inek de gebe kaldıktan sonra süt verebilir. O sütü onun yavrusu içindir. İnsanoğlunun bitmek tükenmek bilmeyen bu süt isteği talebini karşılamak için her yıl mezbahalarda hayvanlar insan eliyle zorunlu gebeliğe maruz kalır. Tecavüz askısı denilen bir alete yatırılan hayvanın vajinasına sokulan demir bir çubuk aracılığıyla spermler bırakılır. Hayvanın sütü geldiği zaman doğurduğu anda yavrusu henüz bir günlükken annesinden alınır. Gerekçe de aralarında bir bağ kurulmamasıdır ama kadınlar bilir, zaten gebelik sırasında o bağ kurulmuştur.
Yavru ineğin annesinden ayrılırken yavru ve annenin çıkardığı sesler insanın hayatında duyabileceği en acı seslerdir. Siz süt satın aldığınızda biliniz ki o vahşete onay vermiş oluyorsunuz. Bunu bilmiyordum demenin bu çağda geçerli bir tarafı yok. Verdikleri süte el koymak hırsızlıktır, et cinayettir. Veganizm kesinlikle insanlar daha sağlıklı olsun diye türemiş değildir. Hayvan haklarına duyduğumuz saygıdan dolayı vegan olduk. Alkışlanmak için burda değilim rahatsız etmek için burdayım. Kendime biçtiğim temel görev budur.”
“Bizim asıl yıkmamız gereken türcülük kavramıdır”
Kötü muamele denildiğinde de herkesin aklına sokak hayvanları geliyor. Köpek ve kedileri herkes seviyor arkadaşları gibi görüyor. Sokak hayvanları için mücadele eden insanların mezbahalar söz konusu olduğunda gerçeklere gözünü/kulağını kapaması doğru değil. Türcülük insanın kendini başka canlılardan üstün tutması ve sadece ait olduğu türden dolayı kendini daha değerli görmesidir. Bizim asıl savaşmamız yıkmamız gereken budur. İnsan hiçbir canlıdan üstün değildir.
Eşref Balcı: ‘Meseleye din karışınca orda tıkanıyor’
Türkiye Vegan ve Vejetaryenler Derneği (TVD) festivalde “Bir vegana sor” standı açarak veganlıkla ilgili merak edilen soruları cevaplandırdı.
TVD Yönetim Kurulu üyelerinden Eşref Balcı’yla “Bir vegana sor” projelerini konuştuk. Gerek festivalde gerek başka yerlerde vegan olmayan insanları bilinçlendirmek için sorularını cevapladıkları bu projede insanların en çok ‘Et canınız çekmiyor mu? Et yemeyince eksik beslenme olmuyor mu?’ sorularının sorulduğunu belirtti.
Balcı, et yemenin yeterli olup olmadığından ziyade meselenin önce etik yönünü anlattıklarını söyledi: “Diğer yandan da bazı insanlar meselenin vicdani yönünü kabul ediyor aslında ama ‘Allah da onları bizim için yaratmış’ diyor, meseleye din karışınca çok müdahale edemiyoruz. O noktada bir vegana sor bitiyor, tıkanıyor.”
Yerli tohumu koruma mücadelesi veren gönüllü birlik: Ulusal Tohum Takas Merkezi
Festivalde stant açan Ulusal Tohum Takas Merkezi, devlet eliyle çiftçilerin ata tohumlarının kullanımını engellemesi ve tohumların yabancı sermaye elinde olmasına tepki olarak bir araya gelen gönüllü bir grup.
Kurucusu Ali Özırmak, Türkiye’nin her yerinden en az iki yıl kullanılmış tohumların gönüllüler aracılığıyla kendilerine iletildiğini söylüyor. Toplanılan yerli ve GDO’suz tohumlar Türkiye’nin her yerinden isteyen kişilere sadece kargo parasını ödemek şartıyla gönderiliyor. Tohumu dağıttıktan sonra da facebook hesabı üzerinden tüm kullanıcıların sorularını yanıtlayıp destek oluyorlar.
Küresel tohum firmalarının 2007 yılında Türkiye’ye gelmeye başladığını vurgulayan Özırmak 2008 yılında da devletin yerli tohum teşvik planını kaldırdığına dikkat çekerek Yeşil Gazeteye açıklamada bulundu:
“Tohumlarımız yabancı sermayelerin kontrölünde, birkaç firma Türkiye’den elini çekse tohumsuz kalacağız. Diğer yandan bakanlık düzenlemesine göre çiftçilerin sertifikalı/hibrit tohumlar kullanması zorunlu. Sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere devlet desteği verilmiyor. Bunun dışındaki tohumların satışı da yasak, çiftçiler atalık tohumları kullanamıyor.
Hibrit (sertifikalı/firma tohumu) tohum aynı bitkinin farklı türlerinin kendi aralarında insan eliyle tozlanmasıyla oluşturuluyor, en kötü yanıysa aynı ürün alabilmek için ikinci defaya kullanılamıyor. Böylelikle çiftçi hibrit tohum kullandığında bir sonraki yıl yeniden satın almak zorunda. Hibritleştirdikleri ürünlerde verime ulaşmak için hormon ve kimyasal kullanma zorunluluğu var, devlet bunu da saklıyor, bunlar yerel çeşitlerimizi bozuyor. Diğer yandan bunların GDO’lu ve yerli olup olmadıkları da tartışma konusu. İnsanlık aç söylemiyle GDO’lu ürünler çıkıyor. Biz insanlara organik tarımın önemini anlatıyoruz.”
Festivalde Kanal D spikeri Emin Çapa, vegan ve vejetaryenlik konusunda katılımcıları bilgilendirdi. Festival sonrası sorularımızı yanıtlayan Çapa gençlik yıllarında aile baskısıyla et yediğini belirtti.
Yeşil Gazete: Vejetaryen olma kararını nasıl aldınız?
Emin Çapa: Benim vejetaryen olmam aslında bir kararla değil bir süreçle oldu. Çocukluğumdan beri bir canlının öldürülmesi bana hep korkunç gelmiştir. Çocukluk ve gençliğimde ailemin zoruyla yılda birkaç kez et yerdim. Evlendikten bir süre sonra hiç et tüketmez oldum.
Bundan 18 sene önce, hayatımdan balığı da çıkarınca tamamen vejetaryen oldum.
Yeşil Gazete: Didim Veganfest’i nasıl değerlendiriyorsunuz, memnun kaldınız mı?
Emin Çapa: Mütevazı bir başlangıç olacağını düşünüyordum. Didim VegFest beni çok şaşırttı. İlk konuştuğumuzda böylesi bir iş başarılabileceğini hiç düşünmemiştim. Sonuçta Didim kaynakları sınırlı bir ilçemiz, bol havalı “ot festivalleri”nin olduğu yerlerle de yarışamaz.
Ama Cumartesi festival alanında küçük çaplı bir şok yaşadım. Daha doğrusu ilk şokumu Perşembe Akköy’deki kadınlar “bizim standımıza uğramadan geçmeyin sakın” dediklerinde yaşadım. Olayı bu kadar içselleştirmeleri çok hoşuma gitti.
Yeşil Gazete: Festivalin Didim’e taşınmasında sizin rolünüz büyük. Neden Didim?
Emin Çapa: Geçen sene belediye başkanı ile Didim’de düzenlenen turizm konferansında karşılaştım. Didim’in gelir kaynaklarını çeşitlendirmek istiyordu. Yerelin güçlenmesi benim çok ama çok önemsediğim bir konu. Ot festivali yapmak istediğini söyleyince, bizim dernekle konuşup, başka ot festivallerinden Didim’i ayrıştıracak, eşsiz yapacak bir şey olsun dedim. Sonrası Dernek ve Belediye’nin çabalarıyla geldi.
“Didim’in benim için özel bir yeri var sevgilimle çocuk sahibi olmaya da burda karar verdik”
Didim’in benim hayatımda özel bir yeri var. Üniversiteyi yeni bitirdiğim günlerde, annem kansere yakalandı. Ben henüz 21 yaşına yeni girmiştim, çok sıkıntılı bir dönemden geçiyorduk. Hem maddi, hem manevi olarak. O süreçte sevgilimle (ki kendisi 30 yıllık eşim olur) sanat tarihi turlarımızdan birini Didim’e yaptık.
Milet, Prienne dolaştık. Gece Apollon Tapınağı’nın yanındaki pansiyonda kaldık. Sabah kahvaltı ederken, tapınakta sarışın bir turist kadın ve elinde biberonla arkasında yürüyen bir küçük çocuk gördük. İkimiz de kahvaltımızı bırakıp yaklaşık 10 dakika onları seyrettik. Ayrılmasalar daha da uzun seyrederdik. O anda ikimiz de çocuk sahibi olmaya karar verdik. Ve hayatımızın o zor günlerinde ışığımız olan oğlumuz böyle dünyaya geldi.
Yeşil Gazete: İlki gerçekleşen Vegfest’i bizim için değerlendirir misiniz?
Emin Çapa: Didim VegFest’in dünya çapında bir vegan ve vejetaryen etkinliğine dönüşerek tüm Türkiye’ye katkıda bulunmasını istiyorum. Eğer Didim VegFest sadece Didim’e ya da bölgeye katkıda bulunursa üzülürüm.
Çünkü Özellikle Asya’dan Japonya, Kore ve Çin’in ilgisini çekebilmeyi başarırsak büyük bir iş çıkarırız. Çünkü o insanlar kültür turlarına önem veriyor. Deniz-güneş değil onların dertleri. Didim’in çevresinde muazzam bir tarih var. Bunun ilk şartı bölge halkının ve bölge turizminin olaya dahil olması. İlk festivalde halkın yoğun katılımını gördük. Bunun devam etmesi lazım.
Ilgın İstenç Yalçınkaya: Yasada barınak diye bir şey yok
Hayvan Hakları Komisyonu Aydın Barosu’ndan Avukat Ilgın İstenç Yalçınkaya, festivale katılanlara yasalardaki hayvan koruma kanunun yetersizliğini ve yürürlüğe konulmak istenen yeni yasa tasarısının tehlikelerini anlattı:
“Yürürlükteki 5199 sayılı hayvanları koruma hayvan koruma kanunundan ziyade insanı hayvandan koruma kanunu gibi bir işlev görüyor. İçeriğinde hayvanlar şu şartlar altında öldürülür gibi sadece hayvanların ölümlerini tanımlayan gayet yetersiz ve kötü bir kanun. 6. Madde bizim uygulamaya koymaya çalıştığımız madde. Maddeye göre Sokak hayvanları yerel yönetimler tarafından usulü belirtilen şekilde kısırlaştırılır, tedavisi yapılır, on gün kadar karantina altında tutulur ve alıştığı mahalleye geri bırakılır, kesinlikle barınaklarda bırakılmaz. Ancak yasa barınak denen şeyi ön görmemesine rağmen belediyeler hayvanları aldıkları yere bırakmadıkları için barınak denen yerler doğdu.
Türkiye’nin en iyi barınağı bile çok kötü koşullarda. Orman ve Su İşleri Bakanlığı önümüze mevcut kanundan daha kötü bir yasa tasarısıyla geldi. Bu tasarıda toplanan hayvanlar Kısırkaya (İstanbul) gibi 20-30 bin hayvan kapasiteli büyük barınaklara tıkılmaya çalışıldı. Kısırkaya’nın da imarı iptal edildi ama belediye yıkım kararını da uygulamadı. Yasa tasarısında yunus parklarının kapatılması da gündeme geldi ama komisyon görüşmelerinde AKP’li Milletvekili Mehmet Metiner’in önergesiyle ‘ekonomimize çok önemli bir katkısı olduğu iddiasıyla’ madde çıkarıldı.”
Didimliler festivalden memnun
Yöre halkı festival öncesi Didim Belediyesi ve TVD tarafından düzenlenen veganlığın anlatıldığı bir atölye çalışmasına katıldılar, atölyede veganların ne yiyip ne yemedikleri, nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgilendirildiler. Festival günü de çoğunluğu yörede yaşayan ev hanımlarından oluşan insanlar stant kurup yaptıkları vegan ürünleri sattı. Veganların yanı sıra vegan olmayanlar da içinde hiçbir hayvansal gıda bulunmadan (hayvansal süt, peynir, margarin, tereyağı, yumurta, yoğurt) yapılan yiyeceklere ilgi gösterdi.
Yöre halkından Hatice Altun, önceden bir atölye çalışması yapıldığını, vegan sütler, yiyecek ve içecekler konusunda eğitim aldıklarını belirterek “Daha yeni öğrendik vegan ürünleri, bizim için aceleye geldi, seneye daha çok şey öğreneceğiz.” dedi. Meral Bakkal da belediyede düzenlenen veganlık nedir eğitimine katılıp festivalde vegan yiyecek hazırlayanlardan biri: “Bizim için de çok güzel oldu. Hem sosyalleşmiş olduk. Yaptıklarımızla para da kazandık. Veganlık nedir onu öğrendik. Bilmiyorduk. Veganlık güzel bir şey.” dedi.
‘Hayvan arkadaşlarımı yemesinler’
Hem festivali düzenleyenler, hem yöre halkı hem de festivale katılanlar ilki düzenlenen Vegfest’e katılımın bu kadar yoğun olmasından memnundu. Üç yıldır vegan olan Fatma Özyurt üç yıl önce, vegan olan oğluyla beraber kendisinin de veganlığa geçtiğini belirtti: “Vegan olduktan sonra vicdanen çok rahatladım ve herkese tavsiye ediyorum. Hayvan arkadaşlarımı yemesinler, hayvan yemek cinayettir. Onların da bu dünyada özgürce yaşamaya hakkı var. Bu dünyaya bize yiyecek olarak gönderilmediklerini düşünüyorum. Onları seviyoruz yemiyoruz! Festivale katılımı da bu yoğunlukta beklemiyordum. Çok şaşırdım.”
Reklamcılıkla uğraşan Bulut Yasin Özyurt ise aynı zamanda veganlar arasında kolektif bir oluşum olan Vegan Mutfak’ın da kurucusu: “Bütün veganlar temelde tek bir soruda takılıyor: ne yiyeceğiz? Vegan tariflere baktığınız zaman sanki profesyonel mutfaklarınızın aletlerimizin olması lazım gibi bir izlenim vardı. Bu anlayışı kırmak istedim. Aslında eti yani cesedi çıkardığımızda ortaya vegan bir yemek çıkıyor. Vegan Mutfak’da veganlar yaptıkları vegan tarifleri paylaşıyorlar. Sadece benim paylaştığım tarifler Yok. Kolektif bir site.”
“Amaç hayvansal sucuğun karşısında bak vegan sucuk da var diyebilmek”
Festivalin temel felsefe olan hayvanın yaşama hakkından uzaklaşıldığından, vegan olmayanlara veganlığın anlatılamadığından, meselenin eğlenceye indirgendiğinden şikayetçi olanlar da vardı. İzmir’den gelen Üniversite öğrencisi Dilan Kaya vegan bir arkadaşından etkilenerek veganlığı seçtiğini belirtti:
“Bence festival kötüydü. Veganlık çok anlatılamadı. Ot festivali gibiydi. Böyle beklemiyordum, fazla ticari buldum. Stant kurulmuş ama bana soruyor vegan nedir diye. En büyük eksiklik vegan nedir, hayvan hakları nedir, bununla ilgili çok yetersizlik var.
Bizim yemek konusunda gelirken beklentimiz veganize edilmiş ürünler, vegan sucuk, yoğurt, peynir gibi ürünler görmekti. Bizim amacımız hayvansal sucuğun karşısında bak vegan sucuk da var demek. Ama burda ot ve zeytinyağlı yemekler daha ağırlıklı. Bunlar da olsun elbette ama veganize edilmiş ürünlerin vegan olmayanlara anlatılması daha önemli. Neden vegan olunur? Hayvan hakları için. Bu da çok fazla anlatılamadı.”
Bir Hayvan Deneyi Vahşeti ve Vegan Olma Hikayesi
Mutse Banzragch
İzmit’ten Uzman Gastroenterelog (iç hastalıkları uzmanı) Mutse Banzragch, festivalde katılımcılara Türklerin hala göçebe yaşantıdan kalan alışkanlıkla et tükettiğini bunun dışında Ege ve Akdeniz usulü beslenmenin dünyada en iyi beslenme olduğunu anlattı.
Birgün Gazetesi’ne neden vegan olduğunu anlatan Dr. Banzragch, bilimde her yolun mübah olmaması gerektiğini söyledi:
“Karaciğer (siroz) hastalığına çözüm bulmak için bir çalışma yaptım. İnsan üzerinde yasak olduğu için hayvan üzerinde deney yaptım. Çalışmam olumlu sonuçlandı, ödül bile aldım. Hayvansal çalışmalarda hayvan sertifikası olan bilim adamından hizmet satın alıp kiralıyoruz. Ben o hayvanları (30 hayvan) önce siroz yaptım. Geliştirdiğim ilacı verdim, bazı hayvanlar iyileşti. Ama iyileştiğini kanıtlamak için kesip karaciğerini alıyoruz. O hayvanlar benim yüzümden öldü. Niyetim iyiydi ama yöntem etik mi diye düşünmüyordum. Yaşadıkça öğrendim ki etik değil, vazgeçtim. Artık yemin ettim hayvan üzerinde deney yapmayacağım. Böyle bir vahşeti farkına vardıktan sonra alternatif yollarını aramaya başladım. Hücre ve yapay organ üzerinde çalışmalar var artık. İnsan arayınca buluyor.”
Engelli bireylerin sosyal ve kültürel haklarını kullanabilecekleri koşulların yaratılmasının bir zorunluluk olduğuna dikkat çekmek için ilk kez 2013 yılında gerçekleştirilen Engelsiz Filmler Festivali, 5. yılını kutluyor.
4 senedir Ankara’da düzenlenen, bu sene rotasına Eskişehir ve İstanbul’u da ekleyen Festival’in ilk durağı Eskişehir olacak. Türkiye ve dünya sinemasının en iyi örneklerinden oluşan film programı ile yan etkinliklerini görme, işitme engelli bireyler için erişilebilir bir formatta sunan ve tüm etkinliklerini erişilebilir mekanlarda gerçekleştiren Engelsiz Filmler Festivali, 5-7 Mayıs tarihleri arasında Eskişehirli sinemaseverlerle buluşacak. Festival’in Eskişehir gösterimlerine Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi Kırmızı Salon ev sahipliği yapacak.
12-14 Mayıs tarihleri arasında İstanbul, 18-23 Mayıs tarihleri arasında Ankara’da sinemaseverlerle buluşacak Festival’de tüm gösterim ve yan etkinlikler ücretsiz olarak takip edilebilecek.
34 film erişilebilir olarak seyircilerle buluşuyor
Festival’de bu sene uzun, kısa ve belgesel toplam 34 film, “Engelsiz Yarışma”, “Türkiye Sineması”, “Dünyadan”, “Engel Tanımayan Filmler”, “Uzun Lafın Kısası”, “Çocuklar İçin”, “Sinema Tarihinden” ve “Otizm Dostu Gösterim” tematik başlıkları altında toplandı.
Festival’deki tüm filmler göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar içinse işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile gösteriliyor.
Bir filmdeki diyaloglar haricindeki, olayın geçtiği mekan, zaman, karakterler, sessiz gelişen olaylar ve dikkat çeken görsel öğelerin betimlenerek bir dış ses tarafından anlatılması tekniği olan sesli betimleme ile, filmdeki nesneler, olaylar ve diğer detaylar sözcüklerle görünür kılınıyor.
Filmin sesini duyamayan seyircilere özel geliştirilmiş işaret dili ve ayrıntılı altyazı tekniğinde ise bir işaret dili çevirmeni, filmin sağ alt köşesine yerleştiriliyor. Eş zamanlı olarak filmdeki diyalog ve sesler Türkçe ayrıntılı altyazı ile seyirciye sunuluyor.
Festival filmlerinin erişilebilirlik uygulamaları Sesli Betimleme Derneği tarafından hazırlanıyor.
Söyleşiler, Atölye Çalışmaları, Açılış ve Ödül Törenleri de Erişilebilir
Engelsiz Filmler Festivali’ndeki gösterimler sonrası film ekipleriyle yapılan söyleşiler ve atölye çalışmaları işaret dili çevirmeni eşliğinde gerçekleşiyor. Açılış ve Ödül Törenlerinde ise işaret dili çevirisinin yanı sıra sesli betimleme yapılıyor. Böylece engeli olan, olmayan tüm sinemaseverler Festival’i bir arada takip edebiliyorlar.
Festival’de bir İlk: Sanal Gerçeklik Deneyimi
Her sene daha kapsayıcı olmaya yönelik arayışlarını sürdüren Engelsiz Filmler Festivali, bu sene yan etkinliklerine bir yenisini daha ekliyor. Festival’de seyirciler iki farklı proje sayesinde sanal gerçeklik ile tanışacaklar.
Festival’in, 2016 yılının en çok ses getiren yerli yapımlarından derlediği Engelsiz Yarışma programında bu sene Mehmet Can Mertoğlu’nun Albüm, Kıvanç Sezer’in Babamın Kanatları, Reha Erdem’in Koca Dünya, Rıza Sönmez’in Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var ve Seren Yüce’nin Rüzgarda Salınan Nilüfer filmleri yer alıyor.
Engel tanımayan filmler
Festival’in Engel Tanımayan Filmler bölümü, her sene olduğu gibi bu sene de bizleri engellilik ile bildiklerimizi sorgulamaya ve bilmediklerimizi keşfetmeye davet ediyor.
Seçkide Çok Uzak, Çok Yakın, Doğal Düzensizlik ve Körlük Üzerine Notlar olmak üzere üç belgesel ve Anatole’un Küçük Tenceresi, Duy Beni, Duyu, Kör Vaysha, Luka’yı Tamir Etmek, Makropolis, O An, Sadece İki Dakika, Sözcüklerin Ötesinde olmak üzere dokuz kısa film seyircilerle buluşuyor.
Engelsiz Filmler Festivali, ilk kez 2015 yılında gerçekleştirdiği Otizm Dostu Gösterim ile otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençler için de erişilebilir olmaya devam ediyor. Bu özel gösterim kapsamında Denizin Şarkısı Song of the Sea adlı canlandırma film, loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gösterilecek. Seans öncesi herhangi bir tanıtım filmi ya da reklam gösterilmeyecek; seyirciler gösterim sırasında salonda yiyecek ve içecek bulundurabilecekler ve salonda diledikleri gibi hareket edebilecekler. Böylece öğrenme güçlüğü ya da duyusal problemler yaşayan çocuklar ve yakınları bu gösterim sırasında birlikte film izleyebilecekler.
Engelsiz Filmler Festivali kapsamında gerçekleştirilecek Kahramanların Animasyonu Atölyesi‘nde, 9-12 yaş grubundan 12 işitme engelli çocuk, kendilerini betimledikleri karakterler tasarlayacak ve bu karakterlerle kısa birer animasyon film yapacaklar. Çocuklar, ‘‘Kahraman’’ olarak dahil oldukları atölye çalışmasında, sınırsız bir ifade biçimi olan canlandırma tekniğini deneyimlemiş olacaklar.
Bir işaret dili çevirmeni eşliğinde gerçekleştirilecek atölyenin eğitmenliğini canlandırma sanatçısı Işık Dikmen yapacak. Kampta Şekerleme (2010) ve İçine Kaçan Kız (2012) adlı kısa animasyon filmlerin yönetmeni olan Işık Dikmen, son üç yıldır çeşitli yaş gruplarından çocuklar ve gençler için animasyon atölyeleri yönetiyor.
Festival’de bu sene ilk kez gerçekleştirilecek Bakış Açısı Atölyesi, iki farklı disiplin arasında geçirgen bir köprü kurmayı, beden hareketi ve kamera hareketi ilişkisini araştırmayı amaçlıyor.
Engelsiz Sinemaya Destek Veren Kurumlar
Puruli Kültür Sanat tarafından TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali’nin ana destekçisi Açık Toplum Vakfı.
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, British Council, Ankara Fransız Kültür Merkezi, Goethe-Institut Ankara, İrlanda Büyükelçiliği ve İsviçre Başkonsolosluğu Festival destekçileri arasında yer alıyor.
Festival’in engelsiz mekanlarını Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Boğaziçi Üniversitesi, Çankaya Belediyesi, Altındağ Belediyesi sağlıyor.
Outbox, Portline, Ströer-Kentvizyon ve Üniversite Medya Festival’in tanıtım sponsorluğunu yapıyorlar.
26-45 Yapım, Hemzemin Atölye, Interpress, Ka Atölye, Kreamark Studio, Moiré Productions, Notte Otel ve Sesli Betimleme Derneği Festival sponsorları arasında bulunuyor.
Star TV, Agos, Birgün, Cumhuriyet, Evrensel, Solfasol, Ankara Life, Arkadaş Kültür Sanat, Gaia Dergi, Kültür Sanat Haritası, MAG, OT Dergi, Ab-ilan.com, Artfulliving.com.tr, Bianet.org, Filmhafizasi.org, Sadibey.com, Sinemalar.com, Yesil Gazete, NTV Radyo, Joy Türk, Karnaval ve Radyo Vizyon Festival’in medya sponsorluğunu üstleniyor.
Fige Restoran, Kalender Zebra, Louise, Soul Pub ve Varuna Gezgin Festival’e mekan sponsoru olarak destek veriyorlar.
Partner festivaller Festival Inclús ve Klappe Auf! Kurzfilmfestival.
Tüm Gösterim ve Etkinlikler Ücretsiz
Engelsiz Filmler Festivali her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsiz olarak gerçekleştiriyor.
Kahramanmaraş’ta demir madeni içerisinde yer alan göletin kızıla bürünmesi bilim insanlarını harekete geçirdi.
Kahramanmaraş’ın Ekinözü ilçesinde, daha önce işletilen demir madeninde yer altından çıkan doğal maden suyunun oluşturduğu ‘kızıl gölet’ merakları üzerine çekti.
Yaşanan doğa olayı sonrası harekete geçen Jeoloji Mühendisi İbrahim Karaoğlan, maden suyu açısından oldukça zengin olan bölgede incelemelerde bulundu.
Göletin bordo renginde kızıla bürünmesini numulitik içerikli dönüşüm olarak açıklayan Jeoloji Mühendisi İbrahim Karaoğlan, “Burada jeolojik olarak çok ilginç bir bölgede bulunmaktayız. Kireç taşı numulitik içeriklidir. Üste doğru kırmızımsı kalkşist ve dereceli olarak bordo çamur taşına geçer. Buradaki bordo çamur taşı ise madeni, maden çukurunu bu renge boyamaktadır” dedi.
Kalkşist ve dereceli olarak bordo çamur taşına dönüşen elementlerin, göleti kızıl renge dönüştürdüğü ifade eden Karaoğlan, “Gölet olarak tabir edilen ve basında da çıkmış bulunan, daha önceden maden ocağı olarak işletilen yerdeyiz. Burası ilginçtir ki bordo renginde, kan kırmızı renginde bir suyla dolduğu söylenmiştir. Bunun üzerine yapmış olduğumuz çalışmalarda bölgeye gelip batığımızda burada daha önce işletilmiş olan maden ocağının bu rengi aldığını gördük. Burada jeolojik olarak çok ilginç bir bölgede bulunmaktayız. Kireç taşı numulitik içeriklidir. Üste doğru kırmızımsı kalkşist ve dereceli olarak bordo çamur taşına geçer. Buradaki bordo çamur taşı ise madeni ve maden çukurunu bu renge boyamış” dedi.
Ekinözü Belediye Başkanı Nursi Çeleğen ise, bölgede gerekli çalışmaların yapıldığını ifade ederek, incelemelerin sürdüğünü söyledi.
Çanakkale’nin birçok bölgesinde termik santral projesi var. Geçtiğimiz hafta Karabiga’daki Kirazlıdere termik santral projesinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci durduruldu. Şu an faaliyette olan ve projesi devam eden termik santraller de mevcut.
Gazete Duvar’dan Hacı Bişkin, yaptığı haber ile hem Çanakkale’nin termik santral haritasını çıkarttı hem de bölgedeki doğa hakları savunucularının nabzını tuttu. Gazetemizin Çanakkale muhabiri Güneş Dermenci‘nin de izlenimlerini aktardığı haberi aynen paylaşıyoruz.
Tarımsal ürünler, hayvancılık, insan sağlığı, ekosistem… Çanakkale’nin başı termik santrallerle belada. İşte termik santrallerin yapılmak istendiği yerlerin özellikleri…
Çanakkale Ziraat Mühendisleri Odası eski başkanı ve Çanakkale Cumhuriyet Halk Partisi İl Genel Meclis Üyesi Hicri Nalbant, “Meralar, baca gazlarından oluşacak asit yağmurları sonucunda tüm tarım ürünleri, ormanlar ciddi şekilde etkilenecek. Yani bölgeyi çok ciddi felaketler bekliyor” diyor.
Biga, Lapseki, Yenice, Çan, Gelibolu ve Ezine bölgelerindeki termik santrallerinin çevreye verdiği zararları ve daha birçok konuyu uzmanlarına sorduk. İşte Çanakkale’nin termik santral haritası…
En büyük ilçe Biga’da 9 termik santral
Çanakkale’nin en büyük ilçesi Biga, termik santral projesinin en yoğun olduğu ilçelerin başını çekiyor. Biga’da şimdilik 9 termik santral görülüyor. Çanakkale Ziraat Mühendisleri Odası eski başkanı ve Çanakkale Cumhuriyet Halk Partisi İl Genel Meclis Üyesi Hicri Nalbant, Biga’yı şöyle anlatıyor: “Biga’da hangi santralin nereye kurulacağı konusunda kesinleşmiş bilgilerin ötesinde zaman zaman yeni santraller çıkıyor. Ancak Biga tarımın ve bitkisel üretimin yanında hayvansal üretimin, özellikle büyükbaş hayvancılığın Türkiye’de en çok geliştiği bölgelerden biri olma özelliğini taşıyor. Bu özellikler bir yana bırakılıyor, dünyanın en kirli sanayileri buraya kurulmaya çalışılıyor. Ayrıca burada çimento fabrikası da kurulmak isteniyor. Tarımın en iyi şekilde yapıldığı bir bölgeye hiç yapılmaması gereken işler yapılmaya çalışılıyor.”
‘Kanser demek…’
Nalbant, Biga’nın bitkisel üretimin, buğday üreticiliğinin ve tarla sebzeciliğinin en yoğun yapıldığı yer olduğunu söyleyerek, santrallerin çoğalması durumunda Biga’yı şöyle anlatıyor:“Diğer santraller de kurulursa burada neredeyse yılda 45 milyon ton ithal kömür yanacak. Bu kömürlerden 20 milyon ton kadar kül birikecek. Küllerden radon gazı gibi gazlar yayılacak. Bu da başka bir deyişle kanser demek. Ağır metaller etrafa yayılacak, yer altı ve yer üstü suları kirlenecek. Bu santrallerden denizin kenarlarına kuruluyor. Böylece denizdeki ekosistemi de bozacaklar.”
Termik santral sayısının 3 olduğu başka bir ilçe ise Lapseki. Lapseki, Marmara bölgesinde meyveciliğin en çok geliştiği yer olarak olarak bilinir. Sebze, kiraz, şeftali gibi meyveleriyle ünlenmiş Lapseki’den, kiraz ve şeftalinin önemli bir bölümü ihraç ediliyor. Nalbant, Lapseki’de santrallerin kurulmasıyla beraber asit yağmurları sonucunda üretim düşeceğini, kalitenin bozulacağını söylüyor ve en önemlisi de,“İhracatta ki sicilimiz bozulacak” diyor.
Çan ilçesinde de 3 termik santral var. Çan ilçesi Çanakkale’de hayvancılık ve sebze üretiminin en gelişmiş olduğu bölgelerden biri. 18 Mart santrali nedeniyle bu üretim çok ciddi bir şekilde sekteye uğradı diyen Nalbant, “Çan’daki hava kirliliği artık Türkiye hava kirliliğinin en fazla olduğu yerlerden biri. Çan’da 2’nci ve 3’ncü santral kurulursa solunum hastalıkları açısından herhalde Türkiye 1’ncisi olacak. Çan’daki yaşam bitecek. Ormanlar çok ciddi zararlar görerek, yok olma tehlikesi yaşayacak” dedi.
Ormanlarla kaplı cennet: Yenice
Yenice’de termik santral sayısı ise Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA)’nın verilerine göre, 1 adet. Dünyaca ünlü Kapya Biberi’nin yetiştiği yer olan Yenice’de termik santral projesinin faaliyete geçtiği takdirde, çevre bölgelerin de bundan nasibini alacağını belirten Nalbant, Yenice ile ilgili şunları söylüyor: “Buradaki termik santral elma üretiminin yüzde 5’nin karşılandığı Bayramiçi ilçesini de etkileyecek. Başta üzümsü meyveler ve çilek olmak üzere üretimi burada oluyor. Ama termik santraller kurulduğu zaman bütün zararlar sadece Yenice ile sınırlı kalmayacak, Edremit, Küçükkuyu, Altınoluk, Akçay gibi bir çok yeri de olumsuz etkileyecek. Bu çok ciddi bir felaket dünya kömürden vazgeçerken Türkiye kömürde ısrar ediyor. Bunu anlamak mümkün değil.”
Gelibolu, Ezine: ‘Topyekün felaketle karşı karşıyayız’
Gelibolu ve Ezine’de termik santral sayısı: 1. Fakat Ezine’de yapılmak istenen termik santralin durumu henüz belli değil. Gelibolu’da meyveciliğin gelişmiş olduğunu ifade eden Nalbant; “Termik santrallerin etkisinin aynı oranda Gelibolu için de olumsuz etki yaratacağını söylemek mümkün” diye konuştu.
Ezine ilçesi ise zeytinciliğin yoğun olduğu bir bölge ve dünyaca ünlü ezine peynirinin üretildiği yer olarak bilinir. Santrallerin buradaki meraları ve koyunları etkileyeceğini aktaran Nalbant, Ezine’yi anlatırken, “Topyekûn felaketle karşı karşıyayız” diyor: “Santrallerin etkisiyle bu yörede üretilen sütün kalitesi bozulacak ve bu da üretim miktarını düşürecek.”
‘Mücadele etmeye devam edeceğiz’
Nalbant, “Kurulacak santrallerle ilgili çıkan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararının isteyen herkese verildiği bir ülkede yaşıyoruz” diyerek son olarak şunları söyledi: “ÇED kurumu cek’li, cak’lı ifadelerle kötüye kullanılan bir kurum. Mahkemelere tümüyle ilgili davalar açıyoruz ama mahkemelerden iptal kararları alıyoruz. Gerekli yerlere suç duyurusunda bulunuyoruz. Oralardan da yeterli tepkiyi görmedikleri için hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, hukuku dinlemeden kaçak termik santraller yapmaya devam ediyor. Her şey bitiyor, Danıştay’dan sonuç aldığımız bazı santraller var ama santraller yeniden başlıyor. Bu da ÇED kurumunun kötüye kullanıldığı apaçık bir gerçeği. Her şeye rağmen yargıya olan güvenimizi kaybetmemeye çalışıyoruz. Hukuki mücadelemizi bugüne kadar yürüttüğümüz gibi mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Vatandaş ne diyor?
Nalbant’ın ardından bölgede birçok haber yapan ve halkın taleplerini dinleyen Yeşil Gazete Çanakkale muhabiri Güneş Dermenci ile konuşuyoruz: “İnsanlarla konuştuğumuzda direndiklerini, açtıkları davaları kaybettiklerini, bilirkişinin şirketlerin tarafında oldukları için başaramadıklarını, bu duruma mecbur kaldıklarını söylüyorlar. İnsanlar buradaki inşaat tozlarından ciddi bir şekilde etkileniyorlar. Karabiga’da şu an faaliyette olan 2 tane termik santral var. Rüzgarla birlikte buradan gelen dumanlarla insanlar tarımsal ürünlerinin bozulduğunu belirtiyor. Ayrıca Karabiga’nın karşısında bulunan Marmara Adası, Avşa Adası, Ekinlik Adası’da bu durumdan en çok olumsuz etkilenen turizm alanları içerisinde yer alıyor. Konuştuğumuz birçok insan turizm, hayvancılık ve tarım gibi sektörlerin bu durumdan ciddi bir şekilde olumsuz etkilendiğini de bizlerle paylaştı. Birçok insan da solunum yetmezliğinden dolayı hastanelere gittiğini ifade etti.”
‘Her bir termik sanral iklim değişikliğine yeni bir etki’
15 yıldır bölgede çalışmalar yapan Kazdağı Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan Ünal da ÇED dosyalarına tepki göstererek, “Termik santrallerle birlikte canlı ve cansız ekosistemi en büyük tahribatı yaşıyor” diyor ve ekliyor: “Örneğin, Karabiga çevresi Tabiat Kuruma Kurulu’nun Marmara’nın en bakir kuyları korunmalı dediği kuylardır. Buradaki ormanlık alanları giderek yok oluyor. Ormanlık alanlarının arkası da tarım alanları. Pirinç gibi birçok değişik tarım ürünleri böylece termik santrallerin hedefi haline geliyor. Ayrıca, fokların bulunduğu birçok mağara burada burada yer alıyor. Termik santral nedeniyle yapılan dolgularla birlikte bu mağaralar da kapatılmış. ÇED dosyalarında bunlar yokmuş gibi davranılıyor. Ayrıca her bir termik santral iklim değişikliğine yeni bir etki yaratıyor.”
Adana’da hayvan koruma gönüllüsü ev kadını Kabire Işık’ın, sokak kedilerini beslediği ve çevresindeki evlere rahatsızlık verdiği gerekçesiyle, kirada oturduğu evden tahliyesine karar verildi.
Kent merkezindeki Namık Kemal Mahallesi’nde bahçeli müstakil bir evde oturan 41 yaşındaki Kabire Işık, hayvan koruma gönüllüsü olduktan sonra evinin çevresinde sokak kedilerini beslemeye başladı.
Sokakta yaşayan 100’ün üzerindeki kediyi besleyen Kabire Işık’ı, ev sahibi ve mahallede oturan 21 kişi, çevre sağlığını tehlikeye soktuğu iddiasıyla mahkemeye verdi. Adana 3’üncü Sulh Mahkemesi, Kabire Işık’ın çevre sağlığını tehlikeye soktuğu gerekçesiyle evden tahliyesine karar verdi.
Kararı temyiz eden Kabire Işık, baktığı sokak hayvanların çoğunun engelli olduğunu söyledi. Hayvanları evinde beslemediğini sadece çevreye onlar için mama ve yemek bıraktığını savunan Işık, “Tek uğraşım, sokak kedilerine bakmak. Evimde 4 köpeğim var. Onun dışında sokak kedilerine mama bırakıyorum. Kediler mamalarını yiyip gidiyorlar. Hiç kimseye de rahatsızlık vermiyorlar. Eğer evden tahliye edilirsem, bu hayvanların çoğu ölecektir” dedi.
HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın hem vekilliğinin hem de parti üyeliğinin düşürülmesi nedeniyle yasa gereği yeni eş genel başkan arayışı başladı. Kulislerde HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu’nun isminin konuşulduğu belirtildi.
Yüksekdağ yerine seçilecek eş genel başkanın aynı zamanda milletvekili olması ve böylece partinin grup toplantıları başta olmak üzere TBMM faaliyetlerine de katılması gerektiği dillendiriliyor.
Cumhuriyet gazetesinden Mahmut Lıcalı’nın haberine göre; parti içinde bu kapsamda hem milletvekili olması hem de aranan kriterlere uygun olması nedeniyle HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu’nun ismi de konuşuluyor. HDP içinde yeni eş genel başkan arayışı kapsamında kritik toplantılar yapılmaya başlanırken, kongre öncesi bütün yönetim organlarının bir araya geleceği bir kamp yapılması da planlanıyor.
Edinilen bilgiye göre HDP milletvekilleri ve parti meclisi üyelerinin katılımıyla 6-7 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak toplantılarda yeni eş genel başkanın kim olması gerektiği konusu masaya yatırılacak.
Kocaeli’nin Körfez ilçesinde, NATO boru hattından sızdığı tahmin edilen yakıt dereye aktı. Yakıt sızıntısının olduğu bölgenin bulunması için kazı çalışması yapıldı.
Kocaeli’nde dün öğle saatlerinde, Yeni Yalı Mahallesi Fırtına Sokak’ta Ağadere Deresi’nden gelen kokuyu fark edenler yetkilileri aradı.
Bölgeye gelen ekipler sokağı ulaşıma kapattı. Az miktarda suyun bulunduğu derede yakıt olduğu görüldü. Akaryakıt İkmal ve NATO Tesisleri’nden gelen görevliler bölgede incelemede bulunurken, boru hattında yakıt sızıntısının olduğu bölgenin bulunması için iş makinesiyle kazı çalışması yapıldı. Bölgede çalışmalar devam ediyor.
Nükleer santrallarının ‘öncelikli yatırımlar’ kapsamına alınmasına konunun uzmanları tepki gösteriyor. CHP’li Atıcı ise AKP’nin nükleer silah hazırlığı içerisinde olabileceği ihtimaline değiniyor.
Bakanlar Kurulu, “Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararda” değişiklik yaparak, nükleer enerji yatırımlarını “öncelikli yatırım” kapsamına aldı.
Resmi Gazete’de yayımlanan kararla nükleer karşıtı platformlar ve bölge halklarının bütün protestolarına ve halen yargı sürecinin devam etmesine karşı inşaatlarına başlanan Sinop ve Mersin Akkuyu Nükleer Enerji Santralları ile İğneada’da yapılması planlanan santralın gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, vergi indirimi, sigorta primi desteği, yatırım yeri tahsisi ve faiz desteğinden yararlanmasının yolu açıldı.
Konuyu BirGün’den Çağlar Ballıktaş’a değerlendiren uzmanlar, AKP’nin yargı süreci halen devam eden nükleer santrallarla ilgili teşviklerle süreci hızlandırmaya çalıştığını ifade etti.
‘Nükleer silahın kuluçkası’
CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı Türkiye’de enerjiyle uğraşan uzmanların yakın ve orta vadede nükleer enerjiye ihtiyacı olmadığını açıkladığını vurgulayarak, enerji planlamasında yenilenebilir enerjiye öncelik tanınması gerektiğini söyledi. Yenilenebilir enerjiyle yapılacak yatırımlarla Türkiye’nin ihtiyacından fazla enerjinin üretilebileceğini ifade eden Atıcı şunları söyledi:
“Enerjiye ihtiyaç olmadığı halde nükleerle neden oynanıyor, sorusunun cevabını aradığımızda iki şey karşımıza çıkıyor. İlki çeşitli holdinglere rant için yapılan bir iştir. Özelikle 20 milyar dolara başlayan yatırımların kısa bir süre sonrasında 25 milyar dolara çıkması bunun bir örneğidir. İkincisi ise nükleer silah üreticisi dünya ülkeleri, ilk başta nükleer enerjiye yatırımlar yaptılar. Nükleer enerji, nükleer silahların kuluçka makinesidir.”
‘Faturalar artacak’
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Daimi Çalışma Grubu Başkanı Nedim Bülent Damar ise nükleer enerjinin desteklenmesinin amacının inşaatlara hız vermek olduğuna dikkati çekti. Planlamalarda Sinop Nükleer Santralı için 1 kilovatsaat elektriğe10,83 dolar, Akkuyu Nükleer Santralında ise 12,35 dolar gibi dünyanın en pahalı fiyatının belirlendiğini söyleyen Damar, tüketicilerinin 2 katına yakın bir fiyata elektrik alacağını söyledi. Elektrik hizmeti sağlayıcısı TEİAŞ’ın bir özel piyasa şirketi olmasına karşın şu anda 1 kilovatsaat elektriği 6 sent dolayında sattığını belirten Damar, zaten yüksek olan elektrik faturalarının daha da yükseleceğini söyledi. Akkuyu’ya 15 yıl devletin alım garantisini vermesi ile birlikte rekabetin de ortadan kalktığını ifade eden Damar “ Ülkeye hiçbir yararı olmayan ve büyük riskler içeren nükleer santralların yapılması Türkiye için gerekli ve yararlı değildir” dedi.
‘Kaygı verici’
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Mersin İl Temsilcisi ve Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Erkan Demir ise Akkuyu ile ilgili yargı sürecinin devam ettiğini altını çizerek, Türkiye’de nükleer enerji santralı inşaatlarının başlamasının bile hukuksuzluk olduğunu söyledi. Nükleer enerji inşaatları konusunda Türkiye’nin deneyimi ve birikimi olmadığını ve çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı ile boşlukların doldurulmaya çalışıldığını bildiren Demir, yaşananların Türkiye açısından kaygı verici olduğunu ifade etti.
Bugün Türkiye’de ana enerji tedarikinin yüzde 90’ı hala fosil yakıtlardan geliyor. Enerji için gereken yakıtın yüzde 88’i ithal edildiğinden, artan yenilenebilir enerji yatırımlarına rağmen Türkiye enerji konusunda halen fazlasıyla dışa bağımlı. Ekonomik boyutun yanı sıra iklim değişikliğine karşı da gelecek 10 yılda hızla karbon emisyonlarını düşürmesi, fosil yakıta ve nükleer enerjiye olan bağımlılığını azaltması gereken Türkiye için yenilenebilir enerji hem sürdürülebilirlik hem de ekonomik kaygıları giderecek gerçekçi çözümler sunuyor.
Dünyada bu konuyu yıllar önce fark etmiş, öncelikleri arasına almış pek çok ülke fosil yakıtlara ve nükleere dayalı enerji bağımlılığından kurtuluyor. Bu ülkelere yenilenebilir enerjilere geçişin ve enerji dönüşümünün stratejilerini uygulayarak, önemli avantajlar elde etmiş durumda. Almanya, Danimarka, Hollanda, Fransa bu alanda lider ülkeler arasında sayılabilir.
Peki, fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjilere geçişi sağlarken hangi yöntemler kullanılacak? Bu geçişin başlı başına önemli olması bir yana, enerji krizleri ya da yüksek enerji bağımlılığı, toplulukları enerji kooperatifleri kurmaya yöneltiyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde enerjinin yerelde, yerelin ihtiyacını karşılayacak şekilde üretilmesi en kritik konu. Bu noktada da, yenilenebilir enerji kooperatifleri stratejik önemde. Dünyada bu işi hakkıyla yapan ülkelerde, yerelde yenilenebilir enerji kaynaklarından kooperatifleşerek elektrik üretilmesi epey yaygın şekilde uygulanıyor.
Yenilenebilir enerji kooperatifleri temel olarak, enerjinin tüketileceği yerde üretilmesi ile yerel kaynakların yerel halk tarafından kullanılmasını, enerji sistemindeki kayıp oranlarının azaltılmasını sağlıyor. İstihdam üzerinde olumlu etki yaratıyor, toplumun ekonomiye katılımına ve enerji konusunda söz sahibi olabilmesine imkan veriyor. Aynı zamanda enerjide tekelleşmeyi önleyerek enerji fiyatlarının düşürülmesi, sermayenin tabana yayılması, yerel kalkınma sağlaması konularında etkileri var. Özellikle de ülke enerji bağımlılık oranlarının düşürülmesi hususlarında önemli katkısı mevcut.
Bu yıl ikincisi Çanakkale’de gerçekleştirilen Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Konferansı’nda hem dünyada hem de Türkiye’de son durumla ilgili bilgi aldık. Türkiye’de hali hazırda yenilenebilir enerji kooperatifleri, tüketim birleştirme yoluyla, aynı dağıtım bölgesi içinde, ortak bağlantı noktası şartı aranmaksızın, en az yedi aynı tür abone tarafından kurularak ve ortak sayısı ile paralel olarak, azami 5000 kWs’a (5 MW) kadar elektrik üretimi yapabiliyor.
Şu anda Türkiye’de kurulmuş bulunan 17 tane enerji kooperatifi var. Burada en önemli konu, Türkiye’deki tarım kooperatiflerinin yenilenebilir enerji üretebilmesi. Özellikle, Türkiye’de de sayıları oldukça yüksek olan tarım kooperatiflerinin üretim aşamalarında harcadıkları enerjiyi, hem temiz enerjiden elde etmesi hem de yerelde bağımsız şekilde üretebilmesi bundan sonra atılması gereken en önemli adım olacak.
Şu anda Türkiye’de 7201 tarımsal kalkınma kooperatifinin 775 bin 876 üyesi mevcut. 2545 sulama, 553 su ürünleri ve 1625 tarım kredi kooperatifi var. Bunun yanında kooperatif statüsünde olmasa da benzer özelliklere sahip 880 üretici birliği, 271 ıslah birliği, ziraat odaları birlikleri var. Hepsinin üye sayısı toplandığında milyonlarca üreticiden bahsediyoruz. Tarım kooperatiflerinin de yenilenebilir enerji üretebilmesi yönünde Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile görüşmeler sürüyor.
Tarım söz konusu olduğunda dünyadan çarpıcı rakamlar mevcut. Hollanda’da yüzde 83, Finlandiya’da yüzde 79, Fransa’da yüzde 50 oranında tarım kooperatifi ülke piyasasında söz sahibi. Danimarka’da elektrik üretiminin yüzde 46,7’sini enerji kooperatifleri gerçekleştiriyor. 150 binden fazla aile rüzgar kooperatifi ortağı. Almanya’da enerji kooperatiflerinin sayısı binden fazla.
Komşumuz Gürcistan’da yüzde 49 kırsal alanda yaşıyor, işgücünün yüzde 52’si tarımda çalışıyor. 1500 tarım kooperatifinin 13 bin üyesi var.
Kore’de su ürünlerinin yüzde 70’ini, Brezilya’da tarımsal ürünlerin yüzde 40’ını kooperatifler karşılıyor. Bangladeş’te kırsal elektrik kooperatifleri 28 milyon insan hizmet sağlıyor. ABD’de 900 kırsal elektrik kooperatifi 37 milyon insana hizmet sunarken, ülkede elektrik dağıtım hatlarının neredeyse yarısına sahip.
En önemli meselelerden biri de kadınların yenilenebilir enerji kooperatiflerinin içinde yer alması. Türkiye’de kırsalda kadın girişimi kooperatiflerinin sayısı şu anda 148. Hem sayı olarak hem nitelik olarak bunların sayılarının arttırılması, örnek uygulamaların geliştirilmesi gerekiyor.
Türkiye, bu şekilde enerji tüketmeye devam ederse 2023’te tüketimi 106 milyar dolara ulaşacak. Yenilenebilir enerjilere geçiş süreci ne kadar hızlı olursa Türkiye o kadar kazanır. Şimdiden yenilenebilir enerji kooperatiflerinin uygulamada hangi zorlukları yaşayabileceğinin tespit edilmesi gerekli. Yeni iyileştirmelerle yenilenebilir enerji kooperatiflerinin önünün açılması gerekli. Bunun arkasından da sık sık arkasına sığınılan cari açığı enerji maliyetlerinin yükselttiği bahanesinin sonlanması, temiz enerjilere geçişin sağlanması, fosil yakıtlardan kurtulunması, yerelin bölgesel katma değer yaratması gibi pek çok fayda gelecek. Yani, yenilenebilire hızla geçmek için çok fazla sebebimiz var…