Ana Sayfa Blog Sayfa 3174

Ahmet Altan: 16 Nisan’da korku iklimi yok oldu, korku çölüne umut yağmuru yağdı

CHP cezaevi heyeti, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazetecileri ziyaret ederek bir rapor hazırladı. Raporda konuşmaları bulunan Ahmet Altan, referanduma ilişkin olarak “Hem iktidarda kaldılar, hem tokatı yediler. 16 Nisan’da Türkiye’de korku çölüne umut yağmuru yağdı” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve CHP Cezaevleri İnceleme Komisyonu Sözcüsü Veli Ağbaba, Muğla milletvekili Nurettin Demir ile Ankara milletvekilleri Şenal Sarıhan ve Necati Yılmaz, Silivri Cezaevi’nde tutuklu gazetecileri ziyaret etti. Heyet görüşmelerini ve gazetecilerin ifadelerini raporlaştırdı.

Cumhuriyet gazetesinden İklim Öngel’in haberine göre, heyet üyelerinin görüşmenin ardından yaptığı ortak değerlendirme şöyle: “OHAL dönemiyle birlikte cezaevlerinde insani koşullardan çok uzaklaşıldığını, tecridin egemen olduğunu ve açık görüş hakkının olabildiğince sınırlanmış olduğunu görüyoruz. Partili cumhurbaşkanına karşı olduğumuz kadar partili hâkimlere ve partili savcılara da karşıyız.”

Silivri Cezaevi’nde hapis yatan Altan kardeşler, Ali Bulaç, Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Muhammet Ali Gül, Deniz Yücel, Atilla Taş ve Murat Aksoy’un mesajları şöyle:

“Korku iklimi bitti”

Ahmet Altan: Hem iktidarda kaldılar, hem tokatı yediler. İddianamede doğru olan tek bir satır yok. ‘AKP iktidardan gidecek ve yargılanacağım’ dediğim için yargılanıyorum. Bu çok meşru bir ihtimaldir. Bir parti iktidardan gidebilir, suç işlerse yargılanabilir. Bu laf beni tutuklatıp yargılatmak için bahane ediliyor. Bu şu anlama geliyor: Biz sizi tutukluyoruz. Bunu sadece susturmak için değil, korku iklimi yaratmak için yaptılar. 16 Nisan’da korku iklimi yok oldu. Bütün Türkiye’de korku çölüne umut yağmuru yağdı.

“Böyle dönem görmedim”

Mehmet Altan: Ben böyle bir dönem görmedim. Ömür boyu vesayetle mücadele ettim. Yine o dönem hukuk varmış. Eskiden şekli de olsa bir hukuk vardı, şimdi o bile yok. Savcılar, somut deliller bulmak yerine niyet ve bilinçaltı okumalarıyla suç üretiyorlar.

“Hocalarım beni kandırmış”

Muhammet Ali Gül: Felix Dzerjinski isimli sahte hesaptan küfür edilmiş. Asla benim değil. Ben, ‘hayır’ videosu çektiğim için tutuklandım. Ben, hukuk öğrencisiyim. Bizim öğrendiğimiz derslerimiz yalanmış, İstanbul Hukuk hocaları beni kandırmış. Anlattıklarıyla yaşadıklarım tam zıt.

“Yakalama kararında RedHack yazıyor, nezarette FETÖ, mahkemede PKK dediler”

Deniz Yücel: Yakalama kararında RedHack örgüt üyeliği yazıyor, nezarette FETÖ dediler, mahkemeye çıktığımda PKK dediler. 8 yazım suç sayıldı, 6’sı 4 aydan önceki yazılar. 2015’te yaptığım bir röportaj, yanlış tercüme edilmiş. Öcalan’a başkomutan dediğimi iddia ediyorlar ama çeviri yanlışlığı var. Mithat Sancar’ın anlattığı bir fıkra ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğim iddia ediliyor. Alınmamın sebebi referandum öncesi kriz yaratmaktı ve başardılar. Referandum için rehin alındım. Almanya ile kriz çıkarmak için beni tutukladılar. Üzerimden pazarlık yapıyorlar.

“Sapına kadar devletçiyim”

Gökçe Fırat Çulhaoğlu: Ben sapına kadar devletçiyim. Atatürk’le yoğrulmuşum. Erdoğan ve ekibinin beni düşmanlarla, yıkıcı güçlerle bir göstermelerine içerliyorum. Koğuşta bir aile gibiyiz. Referandumda alınan sonuç, fevkalade mükemmel. Bu maçın ikinci yarısı olmaz. Onun için bu başarı ve meşruiyet krizi sürmeli.

“Ben ne bileyim beni arayanın ByLock’çu olduğunu”

Atilla Taş: 31 Mart’ta tahliye edildim, tahliye için geldik, eşyaları hazırladım, jandarma tek tek bizi aldı, cezaevi kapısında tahliye beklerken bizi polise teslim etti. Ellerinde uzun silahlar vardı. 15 gün gözaltında tuttular, eski dosyadaki kayıtları almışlar, aynı dosyadan yine dava açtılar. İlk davadan tahliye oldum, ikinci davadan tutukluyum, aynı dosya. Avlunun üzerine kafes yaptılar, bir avuç gökyüzümüz vardı, onu da elimizden aldılar, bir beton dökmedikleri kaldı. Biz bu devlete ne yaptık? Bizi çıkarın. Seni ByLock’çu aramış diyorlar, ben ne bileyim beni arayanın ByLock’çu olduğunu, böyle bir şey olsa AKP’de vekil kalmaz. 12 bin hâkimin hiçbiri o koltuklarda oturmak istemiyor. Devir fetret devri. Ne adalete ne hukuka ne de devlete güveniyorum, bize zulmediyorlar.

“Dosya aynı, suçlama aynı birinde tahliye, birinde müebbet isteniyor”

Murat Aksoy: Suç vasfımız değişti. Savcı beraatımı isteyecekti ancak o gece açılan dosyada aynı delillerle iki müebbet isteniyor. Dosya aynı, suçlama aynı birinde tahliye, birinde müebbet isteniyor. Yeni mahkeme heyeti de tahliyemizi talep etti. Heyet yeni değişti. Cengiz Çandar’ı niye aradın diyorlar? Cengiz Çandar ile en çok konuşan kendileri, kendisi serbest. Gözaltında çok kötü şartlar altında kaldım. AİHM’ye başvurdum, Suriye politikası ve Esad hakkımda yazdığım yazılar nedeniyle suçlanıyor. Bu anlayışla, herkes suçlanabilir. Bu insanların üye olduğu gruplar hakkında nereden fikri olsun. Biz kaçmıyoruz, tutuksuz yargılanalım.

“Kitapsız bırakmasınlar”

Ali Bulaç: Bana günde bir öğün yemek versinler, aç bıraksınlar ama beni kitapsız koymasınlar. 66 yaşındayım, kitap yazmak istiyorum, yazamıyorum. Açlıktan daha kötü. Sağlık sorunlarım var, şeker hastalığım var. İlaçlarımın kendisini değil, muadilini veriyorlar. O da doktorun dediği değil.

(Cumhuriyet)

3. Bozcaada Doğa Buluşması 6-7 Mayıs’ta

Bozcaada Forum öncülüğünde bu yıl üçüncüsü düzenlenen Bozcaada Doğa Buluşması,
6-7 Mayıs tarihlerinde gerçekleşiyor. İlki 2014 yılında yapılan, Biga Yarımadası ve adalarda yaşanan çevre sorunlarına birlikte çözüm üretirken çevre mücadelesini büyütmeyi amaçlayan etkinlikte, Çanakkale ve çevre illerden yaşam savunucuları bir araya gelecek.

Ütopyalardan boğaz köprüsüne

3. Bozcaada Doğa Buluşması‘nın programında çevre temizliği, çevre forumu, dayanışma pikniği, müzik dinletisi ve söyleşiler var. Salhane‘de yapılacak söyleşilerde yazar Sadık Usta, doğal beslenmenin, özgürlüğün ve mutlu yaşamın mekanı olarak ütopyalar başlığını konuşmaya açarken,  Ziraat Mühendisi İrfan Mutluay, Çanakkale’de yapılması planlanan boğaz köprüsünün ve otoyol projesinin tarım alanları ve su kaynakları üzerine etkilerini, veriler üzerinden anlatacak.

Bozcaada’da yaşayan ve bağcılıkla uğraşan Prof. Dr. Necati İnceoğlu, Bozcaada’daki tarımsal dönüşümleri, araştırmacı- yazar İsmail Tokalak ise çevre, tarım ve insanlığın yakın geleceğini konuşacak. Yazar konuklar, söyleşilerinin ardından kitaplarını imzalayacak. 7 Mayıs Pazar günü Zübeyde Hanım Parkı’nda yapılacak çevre forumunda, adanın doğal sit alanı koylarının ve üzüm bağlarının yapılaşmasının önünü açacak projelere karşı birlikte direniş mesajı çıkacak.

Çevre gönüllüleri arasında dayanışma

Bozcaada Forum‘dan yapılan açıklamada, ‘Yaşadığımız çevrenin doğal ve kültürel yapısını koruma amaçlı çalışan diğer demokratik kitle oluşumlarının da katılımıyla düzenlediğimiz bu etkinlik, çevre mücadelelerinde bir araya gelen gönüllüler arasında birlikteliği ve dayanışmayı amaçlarken her geçen yıl daha da güçleniyor” denildi. Bozcaada Doğa Buluşması herkesin katılımına açık.

3. Bozcaada Buluşması Facebook etkinlik sayfası:

https://www.facebook.com/events/170410656817382/

 

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

Kızlar bu hafta sonu sahada

Başladığı günden bu yana dört senede 3000 kadını sahaya çıkaran Kızlar Sahada İstanbul Turnuvası, 5. yılında #iyifutbol temasıyla ile sahalarda. Bu sene seyirci biletlerinden elde edilecek gelirin AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı) ve Boğaziçi Üniversitesi’ne bağışlanacağı turnuvanın grup maçları 6-7 Mayıs’ta Boğaziçi üniversitesi Ucaksavar Stadyumu’nda oynanacak. Finaller ise 27-28 Mayıs tarihlerinde.

Her yaştan 100 bin kadını sahaya çıkarmayı kendine dert edinen Kızlar Sahada, Türkiye’nin alanında en yüksek katılımla gerçekleşen ve gelenekselleşmiş ilk özel kadınlar futbol turnuvası. 2013’ten bu yana tunuvalar düzenleyen Kızlar Sahada’nın bu hafta sonu gerçekleşecek turnuvasının adı İstanbul Kupası. Turnuvada Kurumsal ve Takımını Kur Gel isimli iki kategoriden takımlar yarışacak. Kendine özgü bu turnuvada tabi ki ödüllendirilen de tek bir takım değil. En Yaratıcı Pankart, #iyifutbol Taraftar Ödülü, Takım Ruhu İle En Çok İlham Veren Ekip Ödülü turnuvanın orijinal ödüllerinden bazıları.

Önceki yıllarda TOG, AÇEV ve İTÜ için bağış toplanmıştı.

2014’te Kızlar Sahada’nın tüm seyirci gelirleri, sporla topluma katkı yaratmak için Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın Hadi Beni Harekete Geçir projesine bağışlandı. Bu gelirle Eyüp Merkez Ortaokulu’ndaki 10-16 yaş arasındaki 700 çocuğumuzun gönüllü gençlerle birlikte sporla tanışmaları sağlanıyor. Çalışmalar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi (ÇOÇA) aracılığıyla tanıştığımız Eyüp Merkez Ortaokulu’nda, okuldaki spor çalışmalarını arttırmaya gönüllü çocuklarla birlikte yürütülüyor.

2015’te Kızlar Sahada’nın tüm seyirci gelirleri AÇEV’in Baba Destek Projesine aktarıldı. Bu projeyle babalar cinsiyet eşitliği ve diğer tüm konularda çocuklarına nasıl davranmaları ve onlarla nasıl iletişim kurmaları gerektiği konusunda 13 haftalık bir eğitim alıyorlar.

2016’da AÇEV Baba Destek Programı’na destek verildi ve aynı zamanda İTÜ Kadın Araştırmaları ve Uygulama Merkezi’nin de aracılığıyla İTÜ’lü genç kadınlara da burs imkanı sağlandı.

(Yeşil Gazete)

Mahkemeden tarihi karar: Tecavüze 34 yıl 8 ay hapis cezası

Ankara’da 2017’nin ilk günlerinde kullandığı halk otobüsüne binen kadını alıkoyan, kadına tecavüz ettikten sonra parmağındaki yüzüğü gasp eden, çıplak fotoğrafını çekerek tehditte bulunan şoför İbrahim Tuncay’ın yargılandığı davada mahkeme, tarihi bir karara imza attı.

Şoför İbrahim Tuncay’ın yargılandığı davada mütalaa veren savcılık, herkesin istediği saatte seyahat etme özgürlüğü bulunduğunu, bu hakkın devletin güvence altına almak zorunda olduğunu vurguladı.

Milliyet’ten Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre, savcılığın görüşleri doğrultusunda karar veren mahkeme, nitelikli cinsel saldırı, hürriyetten yoksun bırakma, nitelikli yağma, özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından sanığı 34 yıl 8 ay hapse mahkûm etti ve herhangi bir indirim uygulamadı.

Davanın dün görülen karar duruşmasında son savunmasını yapan Tuncay, gazete kupürleri ve Yargıtay kararları göstererek, tecavüz suçu işlemediğini, işlediği iddia edilen eylemlere bu kadar yüksek cezalar talep edilemeyeceğini söyledi. Mahkemedeki ilk savunmasında kadınla ilişkisi olduğunu ve yeniden rızasıyla ilişkiye girdiğini öne süren, sonraki savunmasında, “Zaten regldi, ilişkiye giremezdik” diyen ve “Bir kadın gece 11.00’de neden sokağa çıkar” sorusunu yönelten Tuncay, dün de aynı yönde savunma yaptı. Kadının çifte vatandaş olmasına vurgu yaparak, “Ben Türk ve Müslümanım, kendisi yabancı. Bir Müslüman böyle eylem yapmaz. Regldi zaten. Benim inancıma göre bu durumdaki kadınla ilişkiye girilmez. Ben tecavüz etmedim. Mağdur olduğunu söyleyen kadın neden bağırmamış, neden kendisini savunmamış, tek başına gece niye 11.00’de otobüse binmiş?” dedi. Davayla Özgecan Aslan cinayeti arasında bağlantı kurulmaya çalışıldığını öne süren Tuncay, Yargıtay’ın otobüste cinsel taciz vb. olaylarda verdiği düşük cezalara ilişkin kararları örnek gösterdi. Meselenin aile içi olmadığını, bu nedenle davaya müdahil olan Aile Bakanlığı’nın davadan çekilmesi gerektiğini savunan Tuncay, davanın müdahillerinden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyelerinin salondan çıkarılması gerektiğini söyledi.

Savunmada nefret suçu

Mahkeme, mağdur kadının ifadesini, adliyede oluşturulan özel odada, telekonferans yöntemiyle aldı. Mağdur avukatı Hüsniye Şimşek ise sanığın savunmasında bile nefret suçu işlediğini belirterek, mahkemenin vereceği kararın Türkiye açısından önemine işaret etti, kararın Türk veya yabancı herkesin özgürlüğüyle yakından ilgili olacağını vurguladı.

Savcılık esas hakkındaki görüşünde, sanığın savunmalarına net biçimde yanıt verdi ve anayasanın temel hak ve özgürlüklerle ilgili 17, 19, ve 23. maddelerine atıf yaparak, “Yabancı veya Türkiye vatandaşı herkesin gece veya gündüz, istediği saatte, tek başına veya toplu şekilde hareket ve seyehat etme özgürlüğü vardır. Devlet, bu özgürlüklerin güvencesidir ve bu özgürlükleri güvence altına almak zorundadır” ifadelerini kullandı.

Kararını açıklayan mahkeme savcılığın da görüşü doğrultusunda sanığı “Nitelikli cinsel saldırı” suçundan 17 yıl, “cinsel maksatla cebirle hürriyetten yoksun kılma” suçundan 6 yıl, “nitelikli yağma” suçundan 6 yıl 8 ay, “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçundan 4 yıl, “tehdit” suçundan 1 yıl olmak üzere toplam 34 yıl 8 ay hapse mahkum etti. Tüm suçlar yönünden üst sınırdan hüküm kuran mahkeme, sanığın taleplerine rağmen, hiçbir cezada indirime gitmedi, iyi hal indirimi de yapmadı.

Serbest kalınca aynı suçu işlemişti

Tuncay’ın 3 Mayıs 2015’te Ankara Kızılay’da bir kafenin tuvaletinden çıkmakta olan kadını kabine sokarak darp ettiği ve cinsel saldırıda bulunduğu anlaşılmıştı. Açılan davada indirimle 6 yıl 8 ay ceza alan Tuncay, bu cezaya rağmen tutuklanmamıştı. 29 Kasım 2016’da verilen bu karardan 35 gün sonra halk otobüsünde tecavüz suçunu işleyen Tuncay’ın daha önceden ertelenen cezaların da mahkemenin uyarısına rağmen infaz edilmediği ortaya çıkmıştı. Yargıtay, daha sonra eksikler nedeniyle bu dosyadaki kararı bozdu. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi ise dün verdiği kararın bir örneğini bu mahkemeye de gönderdi.

(Milliyet)

AYM’den ‘kör eden gaz fişeği’ kararı: Polise soruşturma izni verilmemesi ihlal

Anayasa Mahkemesi (AYM) Gezi Parkı eylemlerinde işitme engelli Selçuk Yıldız’a (28) gaz fişeği atarak görme kaybına uğramasına neden olduğu iddia edilen polislere soruşturma izni verilmemesinin “kötü muamele yasağının ihlali” olduğuna karar verdi.

AYM, ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve yeniden soruşturma yapılması için kararın birer örneğini İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.

Hürriyet gazetesinden Oya Armutçu’nun haberine göre, AYM kararı, Gezi’de ağır yaralanan, izin verilmeyerek, soruşturmaları takipsizlikle sonuçlandırılan diğer başvurucular için yeniden soruşturma ve dava yolunu açıyor.

Gezi protestoları sırasında, 3 Haziran 2013’te polisin 5 metreden attığı gaz fişeğiyle yaralanan Selçuk Yıldız’ın suç duyurusu üzerine soruşturma izni verilmeyince dosya kapanmıştı. Yıldız’ın avukatı Meltem Aykut Giray İstanbul Valiliği’nin soruşturmaya izin vermemesi ve mahkemenin de itirazı reddetmesi üzerine olayı AYM’ye taşıdı. AYM’nin 15 Şubat’ta verdiği ve dünkü Resmi Gazete’de yayımlanan kararı özetle şöyle:

“Yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı, soruşturmayı sona erdirmek ya da aceleci davranarak temelden yoksun tespit ve gerekçelere dayanmamalıdır. Kanunun güç kullanılmasına izin verdiği durumlarda kişiye uygulanan muamelenin orantılı olup olmadığının da olayın tüm unsurları ortaya konularak çok yönlü değerlendirilmesi gerekir. Soruşturmanın etkililiğinin denetlenmesine ilişkin bu tespitlerden, bir bütün hâlinde ön inceleme sürecinin makul bir özenle yürütüldüğü konusunda yeterli kanaate sahip olunamadığı gibi olayın aydınlatılması ve gerektiğinde sorumluların cezalandırılmasının sağlanmasını da zorlaştırdığı anlaşılmıştır.”

(Hürriyet)

Avcılar nesli tükenme tehlikesinde olan kuşu vurdu

Mersin’in Erdemli ilçesinde sağ ayağı kırılmış olarak bulunan, nesli tükenme tehtidinde olan yırtıcı kuş türlerinden doğan tedaviye alındı.

Kızılen Mahallesi’nde bir vatandaş tarafından bulunan ayağı kırık olduğu için uçamayan doğan, Doğa Koruma ve Milli Parklar Erdemli Şube Şefliğine götürüldü. Nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan yırtıcı kuş türü doğan burada tedaviye alındı.

Şube Şefi Mevlüt Çetin kuşun ayağında yara olduğunu belirterek, ‘Doğan, nesli tükenmekte olan yırtıcı kuş türlerinden en önemlilerindendir. 5 yaşında büyük bir kuş. Bu kuşlar bölgemizde az bulunur ve yüksek kesimlerde yaşarlar. Şimdi yaralı Doğan, tedavisi için Tarsus Hayvanat Bahçesi’nde yer alan sağlık kliniğine gönderilecek. Tedavisinin ardından da doğal yaşam alanına bırakılacak’ dedi.

(BirGün)

Pekin’de kum fırtınası

Çin’in kuzeyindeki kentler ve başkent Pekin bugün büyük bir kum fırtınasının etkisine girdi.

Ülkedeki hava kalitesi krizini tekrardan gündeme getiren fırtına nedeniyle görüş mesafesi düştü, hava karardı.

BBC’nin haberine göre ülkedeki hava kalitesi Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) limitlerinin çok üzerinde.

Yetkililer, bugün yaşlılar ve çocuklar için dışarı çıkmama uyarısı yaptı.

Pekin’i etkisi altına alan kum parçacıkları Moğolistan ve Çin’in İç Moğolistan Özerk Bölgesi’nden geldi.

Çinli yetkililer bugün yerel saatle 11.00’de havadaki PM 2.5 tipi parçacıkların metreküpte 500 mikrograma ulaştığını açıkladı.

Bu DSÖ’nün üst limitinin 20 katı.

Havadaki parçacıklar nedeniyle bugün onlarca uçuş da iptal edildi.

Çok sayıda Çinli, kum fırtınasının ardından sosyal medyada hava kalitesinden şikayetçi oldu.

Weibo kullanıcılarından biri “Akciğer kanserine daha yakın hissediyorum” diye yazarken bir diğeri de “Hava kirliliğine alışmıştık, o yüzden yeni bir şey denemenin zamanı geldi. Kum fırtınasıyla kirli hava arasında bir tercih yapmam gerekirse ilkini tercih ederim” ifadelerini kullandı.

Çin’in kuzeyindeki çok sayıda kentin kışın ısınmak için kömür yakması nedeniyle ülke son yıllarda yoğun hava kirliliğiyle boğuşuyordu.

Kentlerin çöl bölgelerine genişlemesi nedeniyle kum fırtınalarının sıklığı da son yıllarda artış gösterdi.

Yetkililer bununla baş etmek için daha fazla ağaç dikmek, kömür endüstrisini dönüştürmek ve fabrikaları kapatmak gibi yöntemlere başvuruyor.

Pekin en yüksek hava kirliliği uyarısı olan “kırmızı alarmı” ilk defa 2015 yılında ilan etmiş, o tarihten bugüne kadar da birkaç kere daha ilan etmek zorunda kalmıştı.

(BBC Türkçe)

Domatesin fiyatı neden artıyor? – Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net sitesinden alındı
Ülkenin en önemli gündem konularından birisi domates. Açıklanan iki haneli enflasyonda fiyatı en çok artan ürün domates oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’deki görüşmesinde başrolde domates vardı. Manavda, pazarda,markette fiyatı en çok artan ve en çok konuşulan ürün yine domates.

İçerde,dışarıda bu kadar çok konuşulan domateste gerçekte neler oluyor?
1-Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı enflasyon verilerine göre, Nisan’da yüzde 61 artışla fiyatı en çok artan ürün domates oldu.Bir ürünün fiyatı neden artar? En basit anlatımla arz talebi karşılamıyorsa fiyat artar. Domates üretimi piyasanın ihtiyacını karşılamadığı için fiyat yükseldi.
2- Nisan-Mayıs ayları sera ürünleri için bir geçiş süreci. Sera üretiminin azaldığı, tarla üretiminin ise henüz devreye girmediği bir dönem yaşanıyor. Bu nedenle her yıl benzer fiyat artışları oluyor. Fakat, bu yıl aynı zamanda ihracatın da arttığı bir dönem oldu.Bu da fiyatları artırdı.
3- Büyük ölçekli seralar bir süreden beri Rusya pazarının kapalı olması nedeniyle iç piyasaya ciddi miktarda domates satarken son iki ayda bu seralar ihracata yöneldi. İç piyasaya daha az ürün vermeye başladılar.Bu nedenle hem üretimin azalması, hem de ihracattaki artış nedeniyle domates fiyatı yükseldi.

Üretici domates yerine başka ürünlere yöneldi

4- İç piyasaya çalışan küçük ve orta ölçekli seralar üretimlerini azalttı. Bir kaç ay önce domates fiyatı çok düşük olduğu için zarar eden bu üreticiler,zarar ettikleri için domates ekimini azalttı.Üretim azalması fiyatı artırdı.
5- Rusya, yasağının devam etmesi,turizmde umut verici gelişmenin olmaması ve otellerin alımlarını büyük oranda durdurması nedeniyle üreticiler domates yerine başka ürünlere yöneldi. Örneğin, son dönemde Antalya’da seralarda domates yerine muz dikimi yaygınlaşıyor.
6- Üreticiden çeşidine göre 2 lira ile 6 liradan alınan domates, pazarda, manavda, markette 5 liradan 15 liraya kadar satılıyor. Sanıldığı gibi üretici domatesten para kazanamıyor. Tüketici ise yüksek fiyattan şikayetçi. İç piyasada manavda,pazarda,markette satılan domatesin fiyatı yüksek,ürün kalitesi daha düşük. Çünkü daha kaliteli ürünler ihracata gidiyor.
7-Bu ayın sonuna doğru tarla domatesinin devreye girmesi ile fiyatın düşmesi bekleniyor. Bu kez “domates para etmiyor” diye üretici feryatlarını duymaya herkes hazırlıklı olmalı. Para kazanamayan üretici domates üretimini bırakıp başka ürünlere yönelecek. Bu döngü kırılmadıkça bugün domateste yarın başka ürünlerde fiyatı konuşmaya devam ederiz.

Rusya’nın domates yasağı 3-5 yıl sürecek

İç piyasada fiyat odaklı bir tartışma yaşanırken, Rusya’nın domates ihracatına yönelik engellemesi en az 3-5 yıl devam edeceği açıklandı.
Tarım ürünleri dış ticaretinde domates ve buğday üzerinden diplomatik bir savaşa dönen Türkiye ile Rusya arasındaki karşılıklı yaptırımlarda kazanan taraf Rusya oldu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Soçi’deki görüşmesinden sonra domates dışında tarım ürünlerindeki tüm yaptırımların kaldırılması konusunda tam anlaşmaya varıldığı açıklandı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus çiftçilerin,yatırımcılarının domates üretimine yönelik olarak kuracakları seralar için bankalardan kredi kullandıklarını ve bu kredilerin geri ödenebilmesi için domates yasağının devam etmesi gerektiğini söyledi. Daha açık anlatımla, Putin:”ben Türk çiftçisini değil,kendi çiftçimi korurum” dedi.
Türkiye,ise domates yasağına karşı buğday kozunu kullanamadı. Buğday,ham ayçiçekyağı,mısır,küspe, pirinç ve bezelyenin vergisiz olarak Rusya’danTürkiye’ye ihraç edilmesini kabul etti.

13 üründe yasak kalktı

Erdoğan – Putin görüşmesinde ortaya çıkan sonuç şu; Rusya Federasyonu kendi üretimini artırmak ve ihtiyacını yerli üretimden karşılamak için domates üretimine yönelik yatırımlarını sürdürecek. Bu yatırımlar devam ederken Türkiye’den domates ithalatına izin vermeyecek. Fakat, dolaylı yollardan, başka ülkeler üzerinden Rusya’ya Türk domatesi girecek. Rus üreticiler ucuz Türk domatesine karşı korunurken, tüketici dolaylı yoldan ama daha yüksek fiyata Türk domatesi tüketecek.
Yapılan görüşmenin sonucunda Türkiye domates yasağını kaldıramadı. Hıyar, taze üzüm, elma, armut, çilek, kabak, marul, aysberg marul, patlıcan, biber, nar, tavuk ve hindi için uygulanan yasağın kaldırılmasını kabul ettirdi.

Özetle, domates tartışması bir süre daha devam edecek.Fiyat düşünce, domates de gündemden düşecek.Bu kez fiyatı artan başka bir ürün gündeme gelecek. Yüksek girdi maliyetleri, plansız programsız üretim politikası başta olmak üzere fiyatı artıran ekonomik nedenlere çözüm bulunmadan bu tartışma bitmez.

Ali Ekber Yıldırım – Tarım Dünyası

12 Eylül davası düştü

12 Eylül askeri darbesinin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı dava, sanıkların ölmeleri nedeniyle düşürüldü.

Ankara 10.Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın, Evren ve Şahinkaya hakkında verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin kararı bozmasının ardından tekrar görülmeye başlanan davada bugün kararını açıkladı.

Mahkeme heyeti, müdahillerin son beyanları ile sanık avukatlarının esas hakkındaki savunmalarını almasının ardından, Evren ve Şahinkaya hakkındaki davanın düşürülmesine karar verildiğini açıkladı.

Yargıtay hükmü bozmuştu

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin, haklarındaki mahkumiyete ilişkin hükmü bozmasının ardından, 12 Eylül askeri darbesine ilişkin, dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı davanın görülmesine tekrar başlanmıştı.

15 Şubat 2017’de görülen bir önceki duruşmada savcı mütalaasında, sanıklar hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle düşürülmesini talep etmişti.

Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi Aydoğan Levent Gedik, sanıklardan Şahinkaya’nın 9 Temmuz 2015, Evren’in 9 Mayıs 2015’te vefat ettiğine dair kayıtları tutanağa geçirerek kararı bugünkü duruşmaya bırakmıştı.

 

(Bianet)

Silopi’de evin duvarını yıkarak içeri giren polis panzeri iki çocuğun hayatını kaybetmesine yol açtı

Şırnak’ın Silopi ilçesinde dün gece zırhlı polis panzeri bir evin duvarını yıkarak içeri girdi, yataklarında uyuyan iki çocuk hayatını kaybetti. HDP görgü tanıklarına dayanarak aracı kullanan polisin sarhoş olup olmadığını sordu.

Şırnak’ın Silopi ilçesi Karşıyaka mahallesinde, dün gece, zırhlı polis panzeri belirlenemeyen bir nedenle, bir evin duvarına çarparak içeri girdi.

Duvarını yıkarak girdiği odanın karşı tarafına kadar giden panzer yataklarında uyuyan 7 yaşındaki Muhammet Yıldırım ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım’ın ölümüne neden oldu.

İki kardeşin cenazeleri Silopi Devlet Hastanesi’nin morguna kaldırıldı.

Otopsinin ardından bugün toprağa verildi.

Kazaya neden olan polis panzerinin MHP İlçe Binası’nı korumakla görevli olduğu belirtildi. Cumhuriyet Savcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı.

HDP: Polis sarhoş muydu?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) yaptığı açıklamada, çocukların öldürülmesinin normalleştirilmeye çalışıldığını belirtti.

İçişleri Bakanlığı’na ve valiliğe “görgü tanıklarının iddia ettiği üzere, akrep aracını kullanan polislerin sarhoş olduğu doğru mudur? Bu polisler hakkında herhangi bir işlem başlatılmış mıdır” diye sordu.

“Polisler tarafından öldürülmüş olan Uğur Kaymaz’dan, Nihat Kazanhan’dan, Tevriz Dora’dan, Berkin Elvan’dan ve ismini sayamayacağımız kadar çok nice çocuktan biliyoruz ki, hiçbir çocuğun öldürülmesi ‘kaza’ ya da ‘kader’ denilerek açıklanamaz, hafifletilemez, normalleştirilemez.

“Bu olayın sorumluları hakkında derhal yasal işlemler başlatılmalı ve kamuoyu vicdanı ile evrensel hukuk kuralları çerçevesinde adalet sağlanmalıdır.”

 

(Bianet)