Ana Sayfa Blog Sayfa 3158

ABD Dışişleri, koruma kavgasını sormak için Türkiye Büyükelçi’sini çağırdı

Washington’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarının karıştığı şiddet olayları sonrası Türkiye Büyükelçisinin ABD Dışişleri’ne çağrıldığı açıklandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyaretini protesto edenler ile Erdoğan’ın korumaları arasındaki şiddet olaylarına ilişkin Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç’ın Çarşamba günü Dışişleri’ne çağrıldığı bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Thomas Shannon ile görüşen Kılıç’a, Washington’ın yaşanan olaylardan dolayı duyduğu endişenin aktarıldığı belirtildi.

Erdoğan’ın ziyareti sırasında Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği rezidansı önünde önce Ermeni ve Kürtlerden oluşan bir grup ile Erdoğan taraftarları arasında sözlü tartışma başlamış, ardından Erdoğan’ın korumaları tartışmaya müdahale etmişti.

Olaylara ilişkin korumaların protestoculara fiziksel müdahalede bulunduğu görüntüler yayınlandı. Kavgada 11 kişi yaralanırken, iki kişi gözaltına alındı.

“Burası Türkiye değil”

Büyükelçilik önündeki şiddet olaylarına siyasilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Amerikan Kongresi’nin etkili isimlerinden Cumhuriyetçi Parti Senatörü John McCain, MSNBC televizyonuna yaptığı açıklamada olaylara tepki gösterirken,”Burası Türkiye değil, burası üçüncü dünya ülkesi değil” dedi.

McCain ayrıca “böyle şeylerin diplomatik olarak yanıtsız bırakılmamasını” istedi ve “Onların büyükelçilerini ABD’den kovmalıyız” dedi. Amerikan Kongresi’nin etkili diğer bir ismi Demokrat Steny Hoyer da “Bunun sonuçları olmalı” şeklinde konuştu.

“Serbest bırakılma nedenleri dokunulmazlık değil”

Washington polisi olay sonrası yaptığı açıklamada, soruşturmanın sürdüğü ve sorumluların bulunacağını bilgisini vermişti. Açıklamada ayrıca Erdoğan’ın korumalarının diplomatik dokunulmazlığa sahip olduğuna dikkat çekilmişti.

Ancak AP haber ajansına konuşan ABD’li bir yetkili, Erdoğan’ın kısa süreliğine gözaltına alınan iki korumasının, diplomatik dokunulmazlık nedeniyle değil, uluslararası teamüle göre misafir heyetlerdeki kişilerin tutuklanmamasına yönelik bir gelenek bulunduğu için serbest bırakıldığını söyledi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Uranyumu açıkta bırakan devlet, nükleer santral hevesinde – Mehveş Evin

Mehveş Evin’in yazısı artigercek.com sitesinden alındı

Birden fazla nükleer santral açmaya heves eden bir ülke düşünün. Nükleer santral konusunda bilgi ve beceri birikimi olmadığından, güvenliğinden teknolojisine, herşeyini yabancı yatırımcıya emanet eden…

Tesisin çevreye ve insana vereceği zararlarıgörmezden gelen ve nükleer atıkların nasıl bertaraf edileceğine dair hiçbir açıklaması olmayan…

Nükleer santrallerle beraber yakıt için gerekli olacak uranyum madenciliğini teşvik eden, bu amaçla ruhsat dağıtmaya başlayan…

Bu ülkede, 59 yıldır açıkta duran ve Ege bölgesine ölüm saçan bir uranyum madeni olduğu anlaşıldı. Madenin bulunduğu Söke’nin Kisir köyünde herkes kanser oluyor, üçer-beşer ölüyor. Köyde radyasyon seviyesi, olması gerekenin 450 kat fazlası…

Ve kimseden çıt çıkmıyor!

Böyle bir ülkenin idarecileri, halk sağlığını tehlikeye attıkları, hatta ölüme yolladıkları için kusurludur, sorumludur, suçludur. Bırakın nükleer santral açmayı,herhangi bir madenin güvenliğini sağlayamayacak durumda olmadıklarını bir kez daha kanıtlamıştır.

Dünyanın neresinde olursa olsun büyük skandal olarak manşetlerde yer alması gereken, bilim kurullarından bakanlıklara, tüm sorumluların ifşasını gerektiren bu korkunç ihmal, şimdilerde televizyonlarda sansasyonel habercilikle, köylülere uzatılan mikrofonlarla sulandırılıyor.

Kisir köyünde yaşananların duyulması çok önemli, ama asıl mesele bundan sonra ne yapılacağı. Zira Kisir örneği, Türkiye’nin nükleer ‘macerası’ açısından kilit önemde.

ÜÇ YIL ÖNCE HABER OLDU, NE YAPTILAR?

İlginin sebebi, ‘Kanser köyün haykırışı: Biz ölüyoruz!’ haberinin Hürriyet Pazar’da çıkması.Haberi okuyan bakanlık yetkililerinin yeni ‘harekete’ geçtiğini, devlet hastanelerinden köylülere tedavi desteği vereceklerini öğrenip, geç de olsa birilerinin köye yardım elini uzatacağına seviniyoruz.

İyi de şimdiye kadar neredeydiler?

Birincisi, haberin en az üç yıllık geçmişi var. Evrensel gazetesinden Özer Akdemir, Şubat 2014’te yazdığı ‘Kanser Köy’ haberinin takipçisi olmuş, üç bilim insanının köydeki radyasyon ölçümlerinden kanser hikayelerine, yetkililerinin açıklamalarına, her ayrıntıyı gazetesine taşımış.

İkincisi, devlet açık bırakılan bir uranyum madeninden habersiz olamaz. Zaten devletin bilgisi dahilinde olduğuna dair kanıtlar mevcut.

HDP milletvekili Levent Tüzel, konuyla ilgili 2014’te soru önergesi vermiş. Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce imzasıyla verilen yanıtta ‘Su ve toprak numunelerinin incelendiği, radyasyonun normal seviyenin üzerinde olmadığı’ yazılmış.

‘Devlet bilmiyor!’ öyle mi? Hem biliyor, hem de üzerini örtüyor…

MENDERES HAVZASININ TÜMÜ ETKİLENMİŞ OLABİLİR

Dahası var. Hürriyet’ten Yücel Sönmez’in haberine göre, Kisir’da açık bırakılan uranyum madeninin dibinde ‘organik tarım’ yapılıyor, bir mandıra tesisi hayata geçmek üzere. Köyde ölçüm yapan uzmanlardan Yrd. Doç. Enver Yaser Küçükgül’ün sözleriyse tehlikenin çok daha geniş bir alanı kapsayabileceğine işaret ediyor. Zira maden, Menderes deltasının başında yer alıyor, yıllardır burada tarım ve hayvancılık yapılıyor:

“Buradaki sular Menderes’e karışarak denize kadar ulaşıyor. Sorun, burayla sınırlı olmayabilir. Bu durumu bütün yetkililer biliyor ama kimsenin umurunda değil.”

Yetkililerin ilgisizlizliğini köyün muhtarı Baki Suna da doğruluyor: TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) gelip ölçüm yapmış. Sonucu sorduklarında “OHAL var, açıklayamayız” cevabını almışlar!

İnsanlar kanserden ölüyor, ‘OHAL’le ne alakası var?

İktidar şimdi kanser saçan köye ‘uyanmış’ görünse de asıl soru şu:

Bundan sonra gereken önlemler alınabilecek, uzmanların önerdiği gibi köy ve çevresi ‘afet bölgesi’ ilan edilecek mi?

Hiç sanmam. En fazla mağdurların hayatlarının kalan son günlerinde daha iyi bir tedavi görmesi sağlanacak, kuyunun üzerine beton atılıp “hallettik” denecek. Toprağa, suya karışmış olan radyasyon engellenemeyecek. Sadece bölgedekiler değil, ülkenin dört bir yanına buradan gönderilen ürünler tüketilmeye devam edecek.

Zira nükleer atıkların, sızıntıların bertaraf edilmesi kolay iş değil: Radyasyonun sızmaması için yerin kilometrelerce altına, tamamen yalıtarak gömülmesi gerekiyor, buna rağmen sızıntı tam olarak engellenemiyor.

NÜKLEER SANTRALLERLE URANYUM MADENCİLİĞİ ATBAŞI GİDECEK

Nükleere karşı mücadelesiyle tanınan avukat Ali Arif Cangı’ya sorduğumda, Fransa ve Almanya’nın uranyum madeni rehabilitasyonu konusunda önemli deneyimleri olduğunu aktarıyor:

“Ancak çok ciddi maliyeti olan işler. Kendi gücümüzle, dayanışmamızla birşeyler yapmaya çalışıyoruz. Devlet biliyor, gizli tutuyor. Gaziemir’de aynı şeyi yaşıyoruz, Tübitak’ın ciddi zaafiyeti var. Düşünebiliyor musunuz, köylülere ‘bu alana yaklaşmayın’ diyorlar. Yaşam alanı orası, nasıl yaklaşmasın? Devletin kurumları, kendi suçunu örtmek için örtbas ediyor.”

Cangı, herşeyden önce bilimsel bir rapora ihtiyaç duyulduğunu ve bilim insanlarının buna hazır olduğunu vurguluyor. Ancak madeni rehabilite etmek için uluslararası düzeyde yardım almak şart, zira Türkiye’de bu konuda çalışan bilim insanı yok.

Kisir örneği, uranyum madenciliğini ruhsatlandırma girişimleri açısından da kritik önemde diyor Cangı:

“Uranyum madenciliği nükleer santral girişimiyle atbaşı gidecek. Uranyum için Yozgat Boğazyan’da ruhsat veriliyor.İhtiyaç olduğunda çalıştırmak için ellerinde tutuyorlar. Başka bir tehlike daha var: Rezervler yoğun değil. İhtiyaç olunca maliyet hesabıyla işletilirse kirliliği kat be kat fazla olacak. Bu madenler engellenemese bile zararı en aza indirmek için Kisir’da alınacak önlemler kilit önemde.”

Kisir haberi, aynı zamanda özgür basının neden bu kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor: Hiçbir yandaş yayın, halk sağlığını ilgilendiren ihmalleri gündeme getirmiyor, takipçisi olmuyor. Ancak bağımsız, korkusuz habercilik yapabilen yayınlar var olursa sağlığınıza, haklarınıza sahip çıkabilirsiniz. Maalesef bir başlık yüzünden hapse atılabilen gazetecilerin ülkesinde yaşadığımız için haklarınıza sahip çıkma şansınız giderek azalıyor.

Mehveş Evin – Artı Gerçek

Türkan Saylan Öykü Ödülü, ‘Akılsız Sokrates’ kitabı ile Mehmet Fırat Pürselim’e

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) eski Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, adına verilen, “Türkan Saylan Sanat ve Bilim Ödülleri” Levent’te bulunan İş Sanat, İş Kuleleri’nde  düzenlenen törenle sahiplerine verildi.

Gazetemizin kitap editörlüğü görevini gönüllü olarak bir dönem üstlenen Mehmet Fırat Pürselim de, “Akılsız Sokrates” kitabı ile öykü ödülüne, “Dört İsmail Bir Leyla” eseriyle aynı ödülü alan Arife Kalender ile birlikte layık görüldü.

Mehmet Fırat Pürselim ödülünü ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel’den teslim aldı

Akademisyen, yazar, eğitimci ve eski Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı olan Prof. Dr. Türkan Saylan ölümünün 8’inci yılında anıldı. Anma etkinlikleri kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği tarafından, 7. Türkan Saylan Sanat ve Bilim Ödülleri/8. Anma Töreni düzenlendi. Levent’te bulunan İş Sanat, İş Kuleleri’nde  düzenlenen gece saat 19.00’da başladı. Törene sanat ve bilim dünyasından çok sayıda davetli katıldı.

Ödül töreninin sunuculuğunu İrfan Değirmenci üstlendi

Tören, ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel’in açılış konuşmasıyla başladı. Konuşmalardan sonra Türkan Saylan’ın yaşamından kesitler sunan “Adı Türkan” adlı belgesel gösterimi yapıldı. Belgesel gösteriminin ardından ödül törenine geçildi.

Gazetemizin kitap editörlüğü görevini gönüllü olarak bir dönem üstlenen Fırat Pürselim ödülü ile birlikte

Bu yıl 7’incisi verilen Türkan Saylan Sanat ve Bilim Ödüllerinde, sanat dalında “öykü” ödülünü “Dört İsmail Bir Leyla” eseriyle Arife Kalender ve “Akılsız Sokrates” eseriyle Mehmet Fırat Pürselim kazandı. Bilim alanında verilen ödüle ise  Doç. Dr. Emine Eren Koçak layık görüldü. Kazananlara ödüllerini  ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel verdi.

 

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

Hindistan yenilenebilir enerji hedefi doğrultusunda mega kömür santrali projesini rafa kaldırdı

Hindistan Hükümeti yenilenebilir enerji hedefi doğrultusunda ülkede daha önce faaliyete geçmesini planladığı mega kömürlü termik santral projesini iptal etti.

Hindistan, Amritsar yakınlarında bir güneş enerjisi santralı

Gujarat eyaleti yetkilileri planladığı 4000MW’lık dev proje eyaletin ikinci dev projesi olacaktı.

Fakat hükümet, eyaletin yeterli enerjiye sahip olduğunu ve yenilenebilirlere odaklanmanın uzun vadede daha iyi bir strateji olduğuna karar verdi.

Enerji Bakanı Chimanbhai Sapariya, Business Standard‘a konuya dair yaptığı açıklamada “Gujarat, geçen sene dev projeyi önerdi ama şu anda daha fazlasına ihtiyacımız yok” dedi ve ekledi “Zaten haddinden fazla üretim kapasitemiz var. Bizim odağımız artık yenilenebilir enerji. Hükümet güneş enerjisini teşvik edecek.”

Gujarat geleneksel enerji ve yenilenebilir karışımına güveniyor. Yenilenebilir enerji politikalarının çoğu güneş enerjisine odaklanmış durumda ve Gujarat hükümeti, eyaletteki çatılara güneş panelleri yerleştirmeyi planlıyor.

Energy Post‘un bildirdiğine göre Hindistan, 2030’a kadar güneş enerjisi lideri olmayı ve bir terawatt yenilenebilir çalıştırmayı hedefliyor.

 

(350 Türkiye.org, Independent, Business Standart, Energy Post)

[Özel Haber] Çay üreticileri: Katar’ı gösterip Varlık Fonu’na razı ediyorlar. Çözüm, örgütlenmek.

Doğu Karadeniz’deki binlerce alım noktasında yaş çay alımları başladı. ÇAYKUR’un Katarlılar’a satılacağına dair son dönemde gündeme gelen iddiaları bölgede yaşayan çay üreticilerine ve sivil toplum çalışanlarına sorduk. Üreticiler belirsizliklerin giderilmesini beklerken sivil toplum örgütleri çözüm için çay üreticilerinin örgütlenmesi gerektiği görüşünde.

***

“Kontenjan”, “alım yeri”, “taban fiyat” gibi kavramlar Türkiye’nin çoğu bölgesinde pek bir anlam ifade etmese de Doğu Karadeniz halkları için hayati bir öneme sahip. Mesela, “kontenjan” üreticinin çay alım yerlerinde ÇAYKUR’a günde kaç kilo yeşil çay satabileceğini ifade eder. Üretici o gün istediği kadar çalışsın, örneğin 300 kilo da toplasa, kontenjan 50 kg olarak belirlenmişse, topladığı çayın sadece 50 kilosunu satabilir. Biraz şanslı ise geri kalanını da yaş çay taban fiyatından oldukça düşük bir fiyata özel sektöre satabilir. Satamazsa o akşam kuru bir yerde sabaha kadar taze bir şekilde bekletmelidir ki ertesi gün yine alım yerine götürüp satabilsin. Satılmazsa topladığı çayları dereye dökmek de var…

Yılda 250 bin ton çay

ÇAYKUR’un verilerine göre, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerinde 830 bin dekar alanda 1 milyon üretici aile tarafından yapılan çay tarımında yılda 1 milyon ile 1 milyon 200 bin ton arasında değişen miktarlarda yaş çay ürünü elde ediliyor. Üretilen çay, 151’i özel sektör, 46’sı ÇAYKUR’a ait fabrikalarda işlenerek yılda ortalama 220 ila 250 bin ton arasında kuru çay üretiliyor.

Hopa’da bir çay bahçesi

Elbette, Doğu Karadenizli çay üreticileri bugünlerde, “kontenjan”, “alım yeri” “taban fiyatı” gibi kavramların çok daha ötesinde bir tartışmanın içinde. Daha doğrusu, çay üreticileri varlıklarının devamlılığı üzerine kafa yormakta. Çünkü, üreticinin gözünde kendilerinin garantisi olan ÇAYKUR’un Katarlılar’a önce satıldığı sonra ipotek edildiği yönündeki iddialar kafalarını bir hayli karıştırmış ve varoluşlarına dair belirsizlik yaratmış durumda.

Taban fiyatı belli değil

Öte yandan Katarlılar’a satıldığı veya ipotek edildiği yönündeki iddialar yanlış da olsa, ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredildiği bir gerçek. Bu da zaten her an satılabileceği veya ipotek edilebileceği anlamına geliyor.

Hopa’da bir çay bahçesi

Bu yıl 1 milyon üretici tüm bu tartışmalar etrafında çay bahçesine indi. Çay 3 kez hasat edilen bir ürün. Üretici, önce mayıs, sonra temmuz ve son olarak eylülde bahçelere inerek çay hasadını gerçekleştirecek. Bu tarihler sıcaklığa göre ve bahçelerin konumuna göre değişiyor. Ve yaş çay taban fiyatı da henüz açıklanmadı. Bu büyük bir handikap.

Çay üreticileri: Katar’ı gösterip varlık fonuna razı ediyorlar

Hopalı çay üreticilerinden Harun Aksu’ya göre, çay üreticileri için zor dönemler yeni başlamadı, çay üreticileri uzun zamandır derin bir çaresizlik içinde, ancak sorunlar ÇAYKUR’un Katar’a satıldığı iddiası ile açığa çıktı. “Benim endişem ÇAYKUR’un Katar’a satılması değil. Zaten böyle bir şey yok. Katar’ı gösterip bizi varlık fonuna razı ediyorlar” diyen Aksu, ÇAYKUR’un elden çıkartılacak KİT’lerden biri olduğu görüşünde.

Hopalı çay üreticilerinden Harun Aksu, “Katar’ı gösterip bizi Varlık Fonu’na razı etmek istiyorlar” diyor

ÇAYKUR’un iktidarın halka ulaşmasında en önemli araç olduğunu söyleyen Aksu, “ÇAYKUR eli ile halka ulaşan devlet ÇAYKUR satıldığında halkın ne tepki vereceği noktasında endişeli. Bu nedenle sürekli erteliyorlar. Birşeylerin gizlendiği açık” diyor.

Aksu ailesi Hopa’da çay üretimi ile geçimini idame ettiriyor

Çay üreticileri olarak tüm bu tartışmalar yokmuşçasına bahçelere indiklerini söyleyen Aksu, çay ve genel olarak tarım arazilerinin bitirilmek istendiğini belirtiyor.

Şişmanlar: Binlerce aile çay parası ile geçimini sağlıyor

Rize’nin Ardeşen ilçesine bağlı Oce Köyü’nden çay üreticisi Aysel Şişmanlar da, fındık ve çay bahçeleri olduğunu belirterek, çaydan elde ettikleri gelir ile geçinen binlerce aile olduğunu hatırlattı. Çay tarımında yaşanan tartışmaların halka yeterli bilgi verilmemesinden kaynaklandığını söyleyen Şişmanlar, üretici olarak kaygılı olduklarını söyledi. “ÇAYKUR herşeye rağmen üreticinin teminatıdır” diyen Şişmanlar, “Eğer ÇAYKUR satılırsa hesap sorabileceğimiz bir kurum kalmaz. Kiminle muhatap olacağız belli değil” diyor.

Çay Üreticileri Sendikası: Çözüm üreticinin örgütlenmesi

Çay Üreticileri Sendikası Başkanı Recep Memişoğlu’na göre ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredilmesi başlı başına skandal. Varlık Fonu’nun zaten ipotek anlamına geldiğini söyleyen Memişoğlu, “Katar’a satılması veya ipotek edilmesi ne kadar gerçek ne kadar yalan bunu bilemeyiz, ancak  fon denetimden uzak, tek kişiye bağımlı bir kurum ve dönen dolapları bilmemiz mümkün değil” dedi. Üreticinin her zaman özelleştirme gerçeğini bildiğini söyleyen Memişoğlu, “Vatandaş bunu biliyor ÇAYKUR bugün olmasa da yarın satılacak. Vatandaş bunun çok iyi bir şey olmayacağını biliyor” diye konuştu. Üreticinin duygu halinin “çaresizlik” olduğunu söyleyen Memişoğlu çözümü de üreticinin örgütlenmesi olarak gösterdi.

Rize Ziraat Odası Başkanı Paliç: Vatandaşı özel sektöre mahkum ediyorlar

Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç

Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç ise, yeşil çay taban fiyatının henüz açıklanmamasına tepki göstererek, beklentilerinin kg başına 2 lira 40 kuruş olduğunu belirtti. Kontenjan uygulamasını da eleştiren Paliç, ikinci sürgünde kontenjan miktarının düşmesinden kaynaklı olarak üreticilerin çaylarını özel sektöre sattıklarını söyledi. “Vatandaşı özel sektöre mahkum ediyorlar” diyen Paliç, “ÇAYKUR insanları korumalı,  ÇAYKUR olmazsa bu üretici tamamen biter. ÇAYKUR vatandaşı düşünerek hareket ederse o zaman özel sektör de vatandaşa iyi davranmak hakkını vermek zorunda kalır. Bizim talebimiz budur” dedi.

Çay Üreticileri Derneği Başkanı Mavi: ÇAYKUR yönetimi halka kan ağlatıyor

Çay Üreticileri Derneği Başkanı Mustafa Mavi ise ÇAYKUR’un Katarlılar’a satılması yönündeki iddiaların tamamen spekülasyon olduğunu çok sağlam kaynaklardan öğrendiklerini açıkladı. Üreticinin ÇAYKUR’un yönetimine güvenmediğini belirten Mavi, “Bugün bu yönetim halka kan ağlatıyor. Üreticinin lehine az projeler üretti, özel sektörü ve pazarlamayı koruyan politikalar uyguladı. ÇAYKUR çayı satılmıyor. Dışardan gelen çaylara rağbet var” dedi. ÇAYKUR’un kendi yandaşlarına fayda sağladığını anlatan Paliç, “Üretici ile oynuyorlar. Açıklanacak taban fiyatın gerçekten fiyat olmalı. Taban fiyatı açıklanır ama tavan fiyatı olur. Özel sektör çay alırken fiyatı düşürüyor. Üretici çok mağdur oluyor. Buna da ÇAYKUR olanak sağlıyor” diye konuştu. Çözüm olarak üreticilerin sendikalarda ve derneklerde örgütlenmesi gerektiğini söyleyen Mavi tüm üreticileri derneklerine üye olmaya davet etti.

Haber: Evrim Kepenek – Yeşil Gazete (Rize)

Şirvan’da 16 işçiye mezar olan maden faciasının tüm sanıklarına ilk duruşmada tahliye

Siirt Şirvan’daki maden faciasının ilk duruşmasında sanıklar ‘doğal afet’ deyip tahliye istedi. Mahkeme 7 tutuklu sanığın hepsini tahliye etti.

Evrensel’den Hasan Akbaş’ın haberine göre Siirt’in Şirvan ilçesinde yaşanan şev kayması sonucu 16 işçinin toprak altında kaldığı faciaya ilişkin dava da ilk duruşma dün (17 Mayıs Çarşamba) görüldü. Duruşmada, İşletme Müdürü Mehmet Oğuz ve diğer sanıklar, daha önce AKP hükümet yetkililerinin de ifade ettiği ‘doğal afet’ söylemini duruşmada da tekrarlayıp tahliyeni istedi. Maden sahasında çatlak yoktu diyen Oğuz’un savunma yaptığı sırada yakınlarını kaybeden ailelerden fenalık geçirenler oldu. Mahkeme sanıkların taleplerini kabul ederek tahliyelerine karar verdi.

Şirvan’da CİNER Holdinge bağlı Park Elektrik Şirketine ait Madenköy’de bulunan açık maden işletme sahasında 17 Kasım 2016 tarihinde meydana gelen şev kayması sonucu 16 işçi toprak altında kalmıştı. Günlerce cenazelerinin çıkarılması için arama çalışmalar yapılmış, yaşanan faciaya ilişkin 7 kişi tutuklanmıştı. Siirt savcılığı tarafından hazırlanan iddianame ile Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşma görüldü.

Sanıklar ve avukatları doğal afet iddiasında bulunarak yeniden bilirkişi raporu hazırlanmasını talep etti. Bahse konu bilirkişi raporlarından daha önceden çatlak olduğu alt yüklenici firmaların ana firmayı uyarmasına rağmen önlem alınmadığı ortaya çıkmıştı. Bu duruma itiraz eden şirket yetkilileri herhangi bir çatlak olmadığını öne sürerek tek tek tahliyelerini istedi. Siirt Barosu da duruşmada müdahillik talebinde bulundu. Mahkeme heyeti bu talebi ‘suçtan doğrudan zarar görmedikleri’ gerekçesiyle kabul etmedi.

Mahkeme heyeti yapılan savunmaların ardından ara verdi. Aranın ardından mahkeme heyeti tutuklu bulunan 7 sanığın da tahliyesine karar verdiğini açıkladı. Gerekçe olarak da, sanıkların uzun tutukluluk süresi göz önüne alınıp, kaçma şüpheleri bulunmamasını gösterdi.

Bir sonraki duruşma 30 Kasım 2017 tarihine ertelendi.

Karara tepki gösteren İHD Siirt Şube Başkanı Zana Aksu da gazetemize yaptığı değerlendirmede, “Bu durum ilk elden mahkemenin taraf belirtmesidir. Daha ailelerin göz yaşı kurumadan, gerçekler açığa çıkmadan bu sanıkların tahliye edilmesi, adalete güveni sarsan cinstendir. Kabul edilemez” dedi.

Tahliye kararının hukuken de uygun olmadığını belirten Aksu, “En azından yeni bir bilirkişi raporu söz konusu. Bu rapor hazırlanana kadar sanıkların tutuklu kalması gerekiyordu. Bu durum dosyanın düşürülmesine doğru götüren bir tutumdur. Bu kamuoyunda ve ailelerde acıları derinleştiren, hayal kırıklığı yaratan bir durumdur” diye konuştu.

 

(Evrensel)

Ağaç sökümünü onaylayan da CHP’li, protesto edenler de…

Ardahan Belediyesi’nin Milli Egemenlik Parkı’nın altına inşa edilmesi planlanan otopark için ağaçları sökmesi, tepkilere neden oldu. Parka giden CHP’liler oturma eylemi düzenledi.

Ardahan Belediyesi’nin Milli Egemenlik Parkı’nın altına inşa edilmesi planlanan otopark için ağaçları sökmesi, tepkilere neden oldu. Parka giden CHP’liler oturma eylemi düzenledi.

Otopark girişinin yer alacağı Kongre Caddesine bakan kısmında başlayan çalışmalar kapsamında, alanda bulunan çam ve diğer ağaçların bir kısmı, Kars Belediyesi’ne ait makine yardımıyla sökülerek, devlet hastanesi ve diğer kamu kurumlarının bahçelerine nakledildi.

Ağaç sökümüne engel olmak isteyen CHP İl Başkanı Yalçın Taştan ve bir grup partili, çalışmaların yapıldığı alana gelerek oturma eyleminde bulundu. Burada bir açıklama yapan CHP İl Başkanı Yalçın Taştan, “Ardahan’da yer mi yok? Beton yığınına çevirdiler. Şimdi de gelmişler otopark yapmak için ağaçları söküyorlar. Bu ağaçlar kolay mı yetişiyor? Yazık değil mi? Ardahanlı olarak neden sesinizi yükseltmiyorsunuz. Bu park herkesin nefes alacağı bir yer. Buradaki Milli Egemenlik Parkı Ardahan’ın bir simgesi. Bu simgeyi yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Buna asla izin vermeyiz. Bu saatten itibaren burada nöbetteyiz ve oturma eylemi yapacağız” diye konuştu. CHP’li Taştan, Vali İbrahim Özefe’yi telefonla arayarak bu çalışmanın durdurulmasını istedi.

“Ağaçlara zarar vermeyeceğiz”

Park alanına gelen Belediye Başkan Yardımcısı Uğur Dede ise, “Duyarlılığınız için hepinize teşekkür ederiz. Bu parktaki her ağaç bir insanın hayatı kadar önemlidir. Ancak kentimizin sorunları hepinizce malum. En önemli sorunlardan biri de otopark. Cadde ve sokaklara baktığınızda bu şehrin ne kadar otopark sorunu olduğunu anlarsınız. Burada 3 bin metrekare alanda, alt katta otopark yapacağız, Üst tarafına ise yeniden park alanı olacak. Buradan sökülen ağaçları ise zarar vermeden devlet hastanesinin bahçesine dikilecek. Biz sökülen ağaçları bir yere atmıyoruz. Ayrıca bu şehrin ağaçlandırılması için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Belediye Başkan Yardımcısı Dede kararın Belediye Meclisi’nde oy birliğinde alındığını da sözlerine ekledi.

Ardahan Belediyesi Meclisi’nin 2 Nisan tarihli kararı

2 Nisan’da Ardahan Belediye Meclisi’nde düzenlenen toplantı, otopark alanı gündemiyle yapıldı. Toplantıda, AKP’li belediye meclis üyelerinin yanı sıra, CHP’li üyeler de ‘evet’ oyu vermişti.

(BirGün, Yeşil Gazete)

‘Kanser köy’ için meclis araştırması talebi

HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Aydın Söke’de adı ‘Kanser Köy’e çıkan Kisir’deki uranyum madenlerine ilişkin Meclis araştırması istedi.

HDP İzmir milletvekili Müslüm Doğan Aydın Söke’ye bağlı Kisir mahallesinde meydana gelen kanser olayları ve köy yakınındaki uranyum madenlerinin ilişkisinin araştırılması için Meclis araştırması açılmasını istedi.

Tehlikenin boyutu giderek artıyor

Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre, Doğan, meclis araştırma önergesinde Söke’nin Kisir Mahallesi’nde 1958 yılında açılan uranyum sondajlarının rehabilite edilmeden bırakıldığı ve bunun sonucunda mahallede yaşayan yöre halkında kanser vakalarının görüldüğünü aktardı.

HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan

Kisir’in Osmankuyusu yaylasındaki sondaj kuyularında bilim insanları tarafından limitlerin 450 katını aşan oranda radyasyon ölçüldüğüne dikkat çeken Doğan araştırma önergesi dilekçesinde iddiaların boyutlarının sadece bunlarla sınırlı olmadığını kaydetti. Doğan şunları dile getirdi:

“Kisir Mahallesi Menderes Deltası’nın başında bulunmaktadır. Bu alanda aynı zamanda tarım ve hayvancılık da yapılmaktadır. Maden sahasının hemen yanı başında 225 dönümlük arazide organik tarım yapılmaktadır. Bu organik ürünler Türkiye’nin dört bir yanına gönderilmektedir. Yine radyasyon sahasının yakınlarına 150 dönümlük arazide hayvancılık merası kurulmaktadır. Radyasyonun hayvanlara da geçtiğini düşünüldüğünde tehlikenin boyutları da giderek artmaktadır. Aynı zamanda maden bölgesinde zeytinlikler bulunmaktadır. Radyasyondan kaynaklı neredeyse hiç yaşlı zeytin ağacı kalmamıştır. Bunun tek nedeni belli bir noktadan sonra zeytin ağaçlarının kurumasıdır”.

Köylüler kanserle boğuşuyor

Uranyum sondaj alanında evi ve bahçesi bulunan Kisir köylüsü Yusuf Çenesiz’in kansere yakalanmasını da araştırma önergesi dilekçesine ekleyen Doğan, “Evi maden sahasının hemen bitişiğinde olan Yusuf Çenesiz (67) adlı bir yurttaşın hem böbreğinde hem de akciğerinde kanser olduğu ve 59 yaşındaki Halil Yordan adlı yurttaşın eşi Ferah Yordan ise sekiz yıldır meme, yumurtalık ve kolon kanseri tedavisi görmektedir. Kisir Mahallesinde bunun gibi 70’e yakın kanserli yurttaşın olduğu iddia edilmektedir. Bir an önce gerekli önlemler alınmazsa başta Kisirliler olmak üzere tüm bölgeye yayılacak radyasyon ağır sonuçları doğuracaktır.”

Büyük felaket

Hiçbir tedbir alınmadan kuyuların öylece bırakılıp gidilmiş olmasının toprak, hava, su ve canlılar için büyük bir felaket anlamına geldiğini ifade eden Doğan; “Sudan, araziden ve bitki ve hayvanlardan numune alınıp tahlillerin yapılması büyük bir önem arz etmektedir. Sonuçta, 15 yılda 70’ten fazla kişinin kanserden öldüğü bu mahallede incelemelerin bir an önce yapılması ve gerekli önlemlerin derhal alınması için bir meclis araştırması elzemdir” dedi.

(Evrensel)

‘Burası ABD, burada haydutça şeyler yapmıyoruz’: ABD’de günün konusu Erdoğan’ın korumalarının karıştığı kavga

Washington Büyükelçilik konutu önünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı karşılamaya gelenler ile protesto edenler arasında dün çıkan kavga bugün Amerikan basınının en çok gündeme çıkardığı konu oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti sırasında Türkiye Büyükelçiliği rezidansında çıkan kavga sırasında Erdoğan’ın da orada olduğu ve kavgayı makam aracından bir süre izlediği ortaya çıktı.

Olayların büyümesi üzerine bir ara Büyükelçi Serdar Kılıç da konuttan çıkmış ve polislere “Bunlara siz izin veriyorsunuz” diyerek tepki göstermişti.

HDP ve YPG sempatizanlarıyla, Cumhurbaşkanlığı korumaları arasından çıkan kavgaya ilişkin ise bugün Washington Belediyesi’nden ve polisinden sert bir açıklama yapıldı.

“Türkiye Büyükelçiliği Rezidansı’nın dışındaki barışçıl gösteriye yönelik saldırı açıklaması” başlıklı duyuruda, olayın belediye başkanı tarafından şiddetle kınandığı ve soruşturma yürütüleceği bildirildi.

Washington Belediye Başkanı Muriel Bowser, “barışçıl gösterilere yönelik saldırının, başkentin değerlerine ve Amerikan halkının haklarına hakaret” olduğunu söyledi.

ABD Dışişeri’nden açıklama

ABD Dışişleri Bakanlığı, dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyareti sonrası geçtiği Türk Büyükelçilik Rezidansı önünde protestocu bir grupla Erdoğan’ın korumaları arasında çıkan kavga sonrasında yazılı bir açıklama yayınladı.

Açıklamada “Protestocular ve Türk güvenlik yetkililerinin karıştığı şiddet olaylarından endişe duyuyoruz.” ifadeleri yer aldı.

Dışişleri Sözcüsü Heather Nauert imzalı açıklamada, “konuşma özgürlüğüne verilecek uygun yanıtın asla şiddet olmadığı” belirtildi. “Her yerdeki insanların ifade ve barışçı protesto özgürlüğünü destekliyoruz” denen açıklamada endişelerin Türk hükümetine en güçlü şekilde iletildiği de yer aldı.

Haydutça tavır!

9 kişinin yaralandığı kavgaya ilişkin, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın yardımcısı John McCain de Twitter hesabı üzerinden tepki gösterdi.

McCain şu ifadeleri kullandı:

“Burası Amerika Birleşik Devletleri. Burada böyle şeyler yapmıyoruz. Böyle haydutça bir tavrın hiç bir mazereti olamaz.”

Büyükelçilik: Göstericiler provoke etti

Amerika’nın başkenti Washington’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın korumalarının da karıştığı iki grup arasındaki kavga sonrası bir açıklama da Türkiye Washington Büyükelçiliği’nden geldi.

Büyükelçilik basın müşavirliğinden İngilizce olarak yapılan yazılı açıklamada, Türkiye ve ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK bağlantılı bir grubun izinsiz olarak olayın gerçekleştiği ‘Sheridan Meydanı’nda toplandığı, buranın büyükelçinin konutunun hemen önünde olduğu belirtildi. Cumhurbaşkanı konutu ziyaret ettiği sırada, Erdoğan’ı karşılamak için barış içinde toplanan Türk asıllı Amerikan vatandaşlarının göstericiler tarafından şiddetli biçimde provoke edildiği bildirildi. Açıklamada, Türk asıllı Amerikalı oldukları tekrar belirtilen kişilerin kendilerini savunma amacıyla yanıt verdiklerini, aralarından bir kişinin de ağır yaralandığı kaydedildi.

Türkiye Büyükelçiliği’nin açıklamasında son olarak, şiddet ve yaralanmaların izinsiz grubun provokatif protestosunun sonucu yaşandığını belirtirken, gelecekte benzer eylemlerin gerçekleşmemesi için gerekli tedbirlerin alınmasını umut ettikleri bildirildi.

Açıklamada, Amerika basınında yer aldığı gibi, kavgaya Erdoğan’ın korumalarının karışıp karışmadığı belirtilmedi.

(Amerika’nın Sesi, Odatv, Yeşil Gazete)

80 yaşında, yalnız yaşıyor, kağıt toplayarak geçiniyor…

Ankara’da yaşamını tek başına sürdüren 3 çocuk babası 80 yaşındaki Abdullah Yemre, her akşam 3 saat atık kağıt toplayarak geçimini sağlamaya çalıştığını söyledi.

80 yaşındaki Abdullah Yemre, Ankara’da akşam saatlerinde yaklaşık 3 saat boyunca sokakları gezerek çöplerden kağıt topluyor.

Yemre, daha sonra topladığı atık karton ve kağıtları dört tekerlekli çektiği araça bırakıyor. Yemre, eşinin Niğde’de olduğunu Ankara’da yalnız yaşadığını söyledi.

Kağıt toplamanın kendisi için zor olduğunu ifade eden Yemre, “Yaklaşık 3 saat sürüyor. Daha önce çobandım. Niğde’den Ankara’ya gelip 30 yıldır kağıt topluyorum. Akşam çıkıp atık kağıt, karton topladıktan sonra evime gidiyorum” dedi.

(Gazete Duvar)