Ana Sayfa Blog Sayfa 3157

300 bin kişinin içme suyu üzerine yapılan HES açıldı

Rize’de yaklaşık 300 bin kişinin içme suyu ihtiyacını karşılayan Andon İçme Suyu Tesisleri üzerine yapılan Hidroelektrik Santrali (HES), düzenlenen törenle hizmete açıldı.

Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap, Türkiye’de ilk olan projenin karlı bir yatırım olduğunu ifade etti, çevrecilerin tepkilerine karşı, “Endişelenecek bir durum yok. Sadece suyun akış kuvvetinden yararlanılıyor” dedi.

Reşat Kasap

 

Projenin iptali istemiyle hukuk mücadelesi veren çevreci Kazım Delal ise yargı sürecinin devam ettiğini hatırlatarak, “Kaçak HES kuruldu” diyerek tepkisini dile getirdi.

Küçükçayır Köyü’ndeki Andon İçme Suyu Tesisleri’nde düzenlenen törene Rize Valisi Erdoğan Bektaş, Belediye Başkanı Reşat Kasap, HES’in yapımını üstlenen Smart Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cansun ile davetliler katıldı. Törende konuşan Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap, Türkiye’de bir ilk olan projenin yapımı için büyük mücadele verdiklerini belirterek, şehir şebeke suyundan elektrik üretecek santralin belediyeye önemli bir gelir getireceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Su akar Türk yapar’ ifadelerini hatırlatan Başkan Kasap, “Su akar Rizeli yapar’ olarak bu sözü güncelliyoruz” dedi.

 

 

Andon HES Projesi kurdelenin kesilmesinin ardından hizmete açıldı. Törene katılanlar tesisi gezerek incelemelerde bulundu.

“Endişelenecek bir durum yok”

HES projesi ile ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap, 25 milyon liraya mal olan ve saatte 2.5 megavat elektrik üretecek olan projenin 3 bin hanenin elektriğini karşılayacak kurulu güce sahip olduğunu söyledi. Projenin yap-işlet-devret modeli ile yapıldığını ve ilk 2 yıl üretim gelirinin yüzde 5’i, daha sonraki yıllarda ise yüzde 35’inin belediyeye aktarılacağını anlattı. Başkan Kasap, içme suyu üzerine HES yapımına yönelik kamuoyundaki eleştirilerin hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:

“Dünyada uygulanan bir sistem. Türkiye’de ilk olduğu için bazı tartışmalar olabilir. Ülkemizdeki bu uygulama ilk olduğu için kanun ve yönetmenliklerin de çıkarılmasına biz de katkı verdik. Su, arıtma tesisine gelmeden önce çark sistemini çeviriyor. Buradan çıkan su arıtmaya, ardından klorlamaya, oradan da şebekeye veriliyor. Suda her hangi bir mineral kaybı olmuyor. Endişelenecek bir durum yok. Suyun akış kuvvetinden yararlanılıyor. Karlı bir yatırım oldu.”

Kazım Delal, HES mücadelesinde açtığı davada, bilirkişi bedelini karşılamak için ineğini satmasıyla gündeme gelmişti

Çevreci Kazım Delal: Kaçak HES kuruldu

Andon İçme Suyu Tesisleri’ne su sağlayan Andon Deresi’ne kurulan HES projesi için hukuk mücadelesi veren çevreci Kazım Delal de, açılışı yapılan projeye tepki gösterdi. Rize İdare Mahkemesi’nin proje ile ilgili iptal kararı verdiğini hatırlatan Delal, itiraz üzerine kararı bozan Danıştay’ın bölgede bilirkişi keşfi yapılmasını istediğini, ancak bu süreç beklenmeden projenin bitirilerek açıldığını söyledi. İçme suyu üzerine HES olmayacağını anlatan Delal, “Milletin içeceği bir temiz su kaldı. Onun da üzerine kaçak HES kuruldu. Kaçak bir çay ocağı açtırmayan belediye kaçak HES açıyor. Ne büyük bir başarı! İçme suyuna HES olur mu? Bu milletin tam içeceği kıvamdaki suyu makinelerden geçirerek millete vereceksiniz. Bu millet içsin diye bu suyu verdik. Bu milletin yakasını da suyunu bırakın. Hiçbir şekilde burada elektrik üretemezler. Bu tesis kaçaktır” dedi ve konuyla ilgili şikayetlerde bulunacağını ifade etti.

Kazım Delal, HES mücadelesinde açtığı davada, bilirkişi bedelini karşılamak için ineğini satmasıyla gündeme gelmişti

(Cumhuriyet)

‘Göreviniz failleri ortaya çıkarmak, bellekten silmeye çalışmak değil’: Tahir Elçi Parkı’nın ismi değiştirildi

Van’ın Çatak Belediyesi’ne kayyım olarak atanan İlçe Kaymakamı Hacı Asım Akgül, 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde öldürülen Baro Başkanı Tahir Elçi’nin isminin verildiği parkın adını değiştirdi.

Demokratik Bölgeler Partisi tarafından Adnan Menderes Mahallesi’nde yapılan ve “Westaniya Parezer Tahir Elçi” isminin meclis kararıyla verildiği parkın adı, 2016 yılında ilçede yaşamını yitiren korucu Ali Oğün’ün adının verildiği “Şehit GK Ali Ogün Parkı” olarak değiştirildi.

Dihaber’de yer alan habere göre, Kayyım Akgül, göreve başlar başlamaz ilçe merkezinden geçen ve DBP’li yönetim tarafından gökkuşağı renklerine boyanan Çatak çayının etrafındaki korkulukları kırmızı beyaz renge boyatmıştı.

 

Diyarbakır Barosu, Tahir Elçi’nin isminin parktan kaldırılmasına, Twitter hesabından tepki gösterdi. Baronun Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Tam da bu sebeplerle Av. Tahir Elçi’nin ismi birçok şehirde sokaklara, caddelere, parklara ve başkaca mekanlara verilmiştir.” ifadeleri kullanıldı.

Diyarbakır Barosu’nun tweetleri şöyle:

(Dihaber, Yeşil Gazete)

HDP’de Eş Genel Başkan adayı belirlendi

Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkan adayı MYK üyesi Serpil Kemalbay oldu.

HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği ve parti üyeliğinin düşürülmesinin ardından olağanüstü kongre zorunluluğu doğdu. Bu süreçte Yüksekdağ’ın yerine de vekaleten HDP MYK üyesi Çalışma Yaşamı ve Emekten Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serpil Kemalbay atandı.

HDP Kadın Meclisi’nin yeni eş genel başkan adayını belirlemek için bir dizi toplantı yaptı, önerileri değerlendirdi.

Toplantılarda HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, SYKP Eş Başkanı Tülay Hamitoğlu ve HDP MYK üyesi Serpil Kemalbay’ın isimleri geçti. En son yapılan toplantıda Serpil Kemalbay yeni eş başkan adayı olarak belirlendi.

Kemalbay, 20 Mayıs’ta Dünya Ticaret Merekzi’nde yapılacak Olağanüstü Kongre’de tek eş başkan adayı olacak. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş görevine devam edecek.

Serpil Kemalbay kimdir?

Ardahan doğumlu olan Serpil Kemalbay, İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Kemalbay, Sosyalist Dayanışma Platformu içinde yer aldı. 1997 yılında Dayanışma Evleri’nin kurucuları arasında yer alan Kemalbay, 2007’de güvencesiz işçilerin örgütlenmesi ve hakları için çalışan BATİS’in (Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikası) İstanbul’da ve Trakya’da çalıştı. Sendikalarda iş güvenliği ve işçi sağlığı üzerine, özellikle kadın işçilerin hakları konusunda danışmanlık yapan Kemalbay, 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı oldu.

Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesi ardından Serpil Kemalbay, eş başkanlık görevine vekaleten getirilmişti. Kemalbay, Çalışma Yaşamı ve Emekten Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı görevini yürütüyordu.

(Gazete Duvar)

‘Dalın diyor, dalın diyor’: Erdoğan’ın korumalarının saldırısının ses analizi yapıldı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın korumalarının ABD ziyareti sırasında, Türkiye Büyükelçiliği önünde protesto gösterisi yapan topluluğa saldırısının ses analizi yapıldı.

Profesyonel ses editörü Salih Ferad’ın VOA’nın çektiği video üzerinde gürültü azaltma ve ses artırma teknikleriyle The Daily Caller için yaptığı ses analizinde Erdoğan’ın korumalarına ait olduğu düşünülen bir ses, aşağıdaki videonun 26. saniyesinde, “gel gel gel” ve “dalın diyor dalın diyor dalın diyor” şeklinde tespit edildi.

Erdoğan’ın kendisini döviz ve sloganlarla protesto eden topluluğa saldıran korumaları izlediği ve içinde bulunduğu arabaya eğilen bir korumanın diğer korumaları saldırı esnasında yönlendirdiği de videoda açıkça görülebiliyor.

Amerikan Senatosu’ndan Erdoğan’a mektup

Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri Senatosu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bir mektup yazdı. Amerikan Senatosu’nun Erdoğan’a gönderdiği mektupta Erdoğan’ın koruma ekibi eleştirildi.

Mektupta, “16 Mayıs 2017’de güvenlik ekibinizin üyeleri polis hattını kırarak ve Büyükelçi Kılıç’ın konutunun dışındaki az sayıdaki bir grup protestocuya şiddetli bir şekilde saldırdı, en az 9 kişiyi yaraladı. Bu saldırı, ilk değildi. Geçen yıl sizin bazı destekçileriniz ve güvenlik ekibi üyeleriniz şiddet kullanarak Brookings Enstitüsü’nde protestocular ve medya mensuplarıyla çatıştı” ifadeleri yer aldı.


Büyükelçi ABD Dışişleri’ne çağırıldı

Ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç’ın Salı günü Büyükelçilik Konutu önünde yaşanan olayların ardından Çarşamba günü Dışişleri’ne çağrıldığını söyledi.

(Amerika’nın Sesi, BBC Türkçe, Yeşil Gazete)

Katil cinayete şaşırmış: Çevreci çifti öldüren katilin eşi de tutuklandı

Antalya’nın Finike ilçesinde çevreci Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin katil zanlısı Ali Yamuç’un eşi 31 yaşındaki Fatma Yamuç, yardım ve yataklık suçlamasıyla tutuklandı. Fatma Yamuç, azmettirici olduğu öne sürülen ‘Çirkin’ lakaplı kişiye ait siyah cipin neredeyse her gün evlerinin önünden geçtiğini söyledi. Katil Ali Yamuç da daha önce tutuklanmıştı.

Büyüknohutçu çiftinin katili Ali Yumaç ve eşi

Antalya’nın Finike ilçesinde taş ocaklarına karşı verdiği mücadeleyle tanınan ve 9 Mayıs Salı günü Kızılcık Yaylası’ndaki dağ evlerinde öldürülen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin tutuklanan katil zanlısı Ali Yamuç’un eşi Fatma Yamuç, daha önceki ifadelerindeki çelişkiden dolayı dün evinde gözaltına alındı. İlçe Jandarma Komutanlığı’ndaki ifadesinin ardından adliyeye sevk edilen Fatma Yamuç, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği’nce yardım ve yataklık suçlamasıyla tutuklanarak Burdur Cezaevi’ne gönderildi.

Siyah cipi çok sık görürdüm

Fatma Yamuç tutuklanmadan önceki ifadesinde, 50 bin TL karşılığı cinayetin azmettiricisi olduğu öne sürülen ‘Çirkin’ lakaplı kişiye ait siyah cipi neredeyse her gün gördüğünü söyledi. Fatma Yamuç, “Neredeyse her gün evimizin önünden geçer, çok sık görürdüm. Hatta bizim evin sol çaprazında durur, su doldurur, su içer. Ben bu adamın eşimle görüştüğünü görmedim, görüştüyse de ben bilmiyorum. Bu siyah cipin sahibi mermer ocağının sahibi olabilir” dedi.

Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Aysin Büyüknohutçu

Katilin ifadesi

Büyüknohutçu çiftinin katili Ali Yumaç, ifadesinde şunları söylemişti:

“Mermer ocağında çalışan, adını bilmediğim, 65-70 yaşlarında, siyah cip kullanan, beyaz saçlı, sürekli kirli sakalla gezen, 1.65 boylarında ’Çirkin’ lakaplı adam 8 Mayıs günü yanıma geldi. Bana ’Cebinde paran var mı?’ dedi. ’Yok’ dedim. ’Sana bir iş teklif edeceğim’ dedi. Cebinden 3 bin TL çıkarıp verdi. ’Bizim ocak bunlar yüzünden kapandı, sen bunları hallet, şu 3 bin TL’yi al, 47 bin TL’yi de olaydan sonra vereceğim’ dedi. ’Silah nasıl olacak’ dedim. ’Silahı kendin bilirsin’ dedi, başka bir şey konuşmadık.”

3 bin TL muamması

Jandarma ve savcılığa verdiği ilk ifadelerde olay sonrası eşinden 700 TL aldığını belirten Fatma Yamuç, eşinin ‘Çirkin’ lakaplı kişiden aldığı 3 bin TL’yi kendisine verdiği yönündeki iddiasını ise yalanlamıştı. Fatma Yamuç, eşinin çalışmadığını belirterek, “3 bin TL verseydi nereden geldiğini kesinlikle sorardım. Bana 3 bin TL vermedi. Sadece 700 TL verdi” derken, savcılığın ek ifadesinde ise eşinin yaklaşık bir ay önce kendisine 3 bin TL’yi “Maaşımız” diye getirdiğini söyledi.

Diğer yandan Ali Yamuç’un olay sonrasında eşine verdiği paralarla, eşinin bazı borçlarını ödediği yönünde ifadesi olmasına rağmen, Fatma Yamuç ise kimseye borç ödemediğini öne sürdü. Fatma Yamuç, eşinden aldığı 700 TL’yi ise nereden bulduğunu hiç sormadığını söyledi.

Katil cinayete şaşırmış!

Fatma Yamuç ifadesinde, yaylada bir komşunun evinde otururken Büyüknohutçu çiftinin öldürüldüklerini duyduğunu, çiftin evine doğru giderken eşi Ali Yamuç’u yolda elinde bir ağaç dalından yaptığı değnekle gördüğünü belirtti. Fatma Yamuç, “Nereye gittiğini sorduğumda, sigara almaya gittiğini söyledi. Saat 18.30 civarıydı. Ali’ye ‘Ali Ulvi beyler ölmüş’ dedim. Şaşırdı, ‘Gerçekten mi’ dedi. Ali de herhangi bir değişiklik olmamıştı, ben tuhaf bir durum sezmedim” dedi.

Telefon hatları inceleniyor

Ali Yamuç’un, Büyüknohutçu çiftini öldürdükten sonra cüzdanından aldığını öne sürdüğü 2 bin 100 TL’nin 700 TL’sine eşi Fatma Yamuç’a aldığı cep telefonuna da el konuldu. Katil zanlısına ait 3 telefon numarası ile eşine ait 3 telefon numarasının baz istasyonu kayıtları da incelemeye alındı.

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

Balıkesir’de ‘yollara döşenen kanser’ TBMM gündeminde

Balıkesir’in Balya ilçesinde yollara kanserojen maddelerin döşenmesi meclis gündemine taşındı.

CHP PM üyesi ve Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Balıkesir’in Balya ilçesindeki yolların belediye tarafından kurşun, kadmiyum, ve arsenik maddeyle kaplanmasını meclis gündemine taşıdı.

BirGün’den Demet Sargın’ın ortaya çıkardığı habere göre, Balya’da yapılan yol çalışmaları sırasında yollar Fransızların 1930’lardan kalma ağır metal içerikli atıklarla kaplatılmıştı.

Tüm konuyla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’ye soru önergesi verdi. Önergede şu sorular yer aldı:

1- Balya Belediyesi tarafından sokaklara serilen malzeme hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bilgisi var mıdır?

2- Kurşun ve çinko atıklarının çevreye ve insan sağlığına etkileri nelerdir? Bu konuda Sağlık Bakanlığı ile ortak bir çalışmanız var mıdır?

3- Balya’da bulunan maden atık sahasında “Kurşun, Çinko Arsenik ve Kadmiyum gibi maddelerin zehirli kanserojen ağır metal içerikleri nedeniyle ‘tehlikeli ve zararlı’ olduğu ve miktarının bir milyon metreküp olduğu “ Bakanlığınızca belirtildiği doğru mudur? Eğer doğru ise neden gerekli önlemleri almıyorsunuz. İnsan sağlığını tehlikeye atarak suç işlemiyor musunuz?

4- Sağlık Bakanlığı’na bu konuda bilgi verilmiş midir? Halk Sağlığını korumakla tüm kamu kurumları yükümlü değil midir? Halk sağlığını neden korumuyorsunuz?

5- Balya ilçemizde son 6 ayda hasta sayısında bir artık olmuş mudur? Sağlık Bakanlığının bu konuda Bakanlığınıza vermiş olduğu bir bilge var mıdır bunlar nelerdir?

6- Balya Belediyesi ile ilgili bir işlem yapacak mısınız? Bu ne gibi bir işlem olacaktır. Halk sağlığı ile oynadığı için idari soruşturma dışında adli soruşturma için ihbarda bulunacak mısınız?

(BirGün)

TGC raporu: 159 gazeteci tutuklu, 123 gazeteci kaçak

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Avrupa Birliği destekli, “İfade ve Basın Özgürlüğü” raporu, yayımlandı. TGC’nin hazırladığı raporda, ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin çarpıcı tespitlerde bulunuldu.

Rapora göre, hapiste tutuklu olan gazeteci sayısının nisan ayı sonu itibarıyla 159’a tırmandığı ve yurt dışında “kaçak” durumunda 123 gazetecinin bulunduğu tespit edildi.

Cumhuriyet gazetesinden Şeyma Paşayiğit’in haberine göre, Raporun dikkat çeken bölümleri şöyle:

159 tutuklu gazeteci: Hapiste tutuklu olan gazeteci sayısının nisan ayı sonu itibarıyla 159’a tırmandığı ve yurt dışında “kaçak” durumunda 123 gazetecinin bulunduğu tespit edildi. Geride bıraktığımız dört ay boyunca Türkiye, hapisteki gazeteci sayısıyla dünya lideri olmaya devam etmiş ve bunun sonucunda da Freedom House’un yayımladığı 2016 raporunda dört sıra gerileyerek 76 puanla dünyada 163’üncü, Avrupa’da ise 42’nci ve son sırada yer aldı.

46 soruşturma 20 dava: 2017 yılı ilk dört ayında gazetecilere yönelik 46 yeni soruşturma ve 20 ilave dava açıldığı, bu arada gazetecilere yönelik hemen tüm davalardaki tutuksuz yargılanma taleplerinin reddedildiği de dikkate alındığında, basın özgürlüğü açısından uluslararası raporlarda ağır eleştirilerle karşılaşılması kaçınılmaz olduğu vurgulandı. Hapisteki tüm gazetecilerin bir an önce salıverilmeleri, tutuksuz yargılanmaları ve beraatları istendi.

En ciddi sorunlar: İfade ve basın özgürlüğünün kısıtlanması, gazetecilerin siyasi veya sermaye baskısıyla görevlerini özgürce yapabilme imkânından mahrum bırakılması, sayfaların, ekranların, haber portalları ile sair platformların eleştiri hakkını kullanan veya haberleri belli bir siyasi gözlükle kullanmayı reddeden gazetecilere kapatılması, günümüzün en ciddi sorunları olarak aktarıldı. Gazetecinin görevini layıkıyla yerine getirmesinin olanaksız kılındığı, dolayısıyla da halkın haber alma hakkının ihlal edildiği tespit edildi.

“Sansür tırmanıyor”

Demokrasilerde basının dördüncü kuvvet olarak tanımlandığı unutulmadan, muhalif gazete, televizyon ve internet medyasına, eleştiri hakkını kullanan entelektüellere ve köşe yazarlarına “tahammül” edilmesi gerektiği bildirildi. Sansür ve otosansür artarken elektronik sansür ile verilere ulaşmak artık mümkün olmadığından ortalama günde 30 erişim yasağı, DNS engelleme, site kapatma ve sair şekillerde yaşanan elektronik sansür uygulamaları raporda net şekilde verilemedi.

RTÜK antidemokratik

Ceza ve sair yöntemlerle medya kurumlarının yayın politikalarını etkilemeye çalışan RTÜK’ün medya kurum yetkililerini toplayarak açıkça “sansür beyannamesi” ilan etmesi, RTÜK’ün kuruluş amacıyla da, demokratik toplumda fikir ve basın hürriyeti kavramlarıyla da çeliştiği belirlendi. Gazete, dergi, ajans, internet haber siteleri, matbaalar, yayınevleri, dernekler ve vakıfların kapatılması uluslararası insan hakları ve uluslararası hukuk kavramları açısından kabul edilebilir gelişmeler olmadı.

“Sendikasız, örgütsüz”

İş güvencesine sahip olamayan, mesleki dayanışmadan yoksun ve ev kirası, çocuğunun okul giderleri, diğer ödeme taksitleri sarmalında her türlü baskıya açık hale gelen gazeteciye sahip çıkmadan, özgür gazeteciliğe de sahip çıkılamayacağı aktarıldı. Gazeteciler, kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getirirken, iş güvencesine ve örgütlerine sahip çıkması, siyasetin ve siyasetçilerin karalama ve suçlama kampanyalarına muhatap olmaması ve işverenin insafına terk edilmemesi görüşü öne çıktı.

(Cumhuriyet, T24)

Direndiler, kazandılar: Taş ocağına karşı çıkan köylülerin zaferi…

Osmaniye’de yaşam alanlarında işletilmeye açılan taş ocağına tepki göstererek direnişe geçen köylülerin mücadelesi sonuç verdi ve ocak mühürlendi.

Osmaniye’nin merkeze bağlı Bahçe ve Kırmacılı köylerinin arasında bulunan alan Tüsan Yapı San. A.Ş. tarafından taş ocağı işletilmesine açılırken, ocağı istemeyen köylüler ise çadır kurarak direnişe geçti.

Bölge halkının tepkisi üzerine Osman Valiliği, ocakta incelemelerde bulunarak tutanak tuttu. Tutanakta, “Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nden işletme izin süresinin uzatıldığı yönünde yazılı izin verilinceye kadar 3213 Sayılı Maden Kanunun 7. Maddesi ile değişik ek fıkra:10/06/2010-5995/3 maddesi ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunun 6. Maddesi (a) ve (b) fıkraları ile 57. Maddelerin hükümleri uyarınca mühürlenerek madencilik faaliyetleri durdurulmuştur” ifadeleri yer aldı.

Kararı sevinçle karşılayan köylüler, mücadelelerinde kendilerini yalnız bırakmayan herkese teşekkür etti.

(Dihaber, Evrensel)

Dünyanın ilk vegan futbol takımı Forest Green Rovers, İngiltere Futbol Ligi’ne yükseldi

Dünyanın ilk vegan futbol takımı olan İngiliz Forest Green Rovers, 128 yıllık tarihinde ilk kez İngiltere Futbol Ligi’ne yükselmeyi başardı. İngiltere Futbol Ligi, amatör ligin bir üst kademesi, takımın Premier Lig’e doğru önünde katetmesi gereken 3 lig daha bulunuyor.

“Tepedeki küçük kulüp” olarak bilinen takım, 2011 yılında menülerinden eti çıkarmış ve taraftarlarına vejetaryen menü sunmaya başlamıştı.

Takımın teknik direktörü Mark Cooper, “Bir köy takımının Futbol Ligi’ne yükselmesi müthiş bir başarı” ifadesini kullandı.

Oyuncuları vegan diyetle beslenen, maç günleri stadyumda kırmızı et satışı yapılmayan, sahası deniz yosunu ile gübrelenen takım daha birçok özelliğiyle de “başka bir düşünce şeklinin” sahaya yansıması.

https://www.youtube.com/watch?v=qMevr-7bS94

Takımın teknik direktörü Cooper da kulübün bu özelliğinin altını çiziyor ve “Değişik olmak her zaman güzeldir” diyor.

Forest Green Rovers kulübünün sahibi olan Dale Vince, yeni sezon için takıma, orta sıraların üstünde bir yer hedefi koydu.

Dale Vince de sıradan bir başkan değil. Ecotricity isimli bir firmanın sahibi olan Vince, rüzgar enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren bu şirketiyle, aynı zamanda başkanı olduğu kulübe de sponsor oldu.

Takım, nüfusu 5,794 kişi olan bir yerden çıktı

Forest Green Rovers takımının bulunduğu Nailsworth, İngiltere Futbol Ligi’ne kulüp veren en küçük yerleşim yeri ünvanının da sahibi oldu.

Peki 5,794 nüfuslu bu yerde, böylesine bir başarı nasıl sağlandı ?

Takımın arkasındaki “yeşil” finansal yapının bunda etkisi büyük ancak takımın teknik direktörü Mark Cooper bundan daha fazlasına işaret ediyor:

“Evet, diğer kulüplerle rekabet edebilen bir mali yapımız var. Ancak bu hiçbir şeyin garantisi değil. Biz futbolu inandığımız şekilde oynamaya çalışıyoruz. Taraftarlarımız da kimliğimizle oynadığımızın farkındalar.”

Yeni bir eko-stadyum planlanıyor

Kulübün Wembley Stadyumu’nda oynadığı yükselme maçını 18 bin taraftar izledi.

Yapılması planlanan yeni eko-stadyumun ise 5 bin kişilik olacağı ve ahşaptan inşa edileceği açıklandı.

Stadyum için açılan ve 50 firmanın katıldığı yarışma ünlü mimarlık firması “Zaha Hadid Mimarlık” tarafından kazanıldı.

Takımın teknik direktörü Cooper, başkanın bu stadyum projesini hayata geçireceğinden şüphesi olmadığını da açıklıyor.

Mark Cooper, bu sayede de kulübün daha fazla taraftar çekerek “sürdürülebilirlik” sağlayacağını belirtiyor.

 

(BBC Türkçe)

Sözcü gazetesine ‘FETÖ’ operasyonu

Sözcü gazetesi sahibi Burak Akbay’ın da aralarında bulunduğu 4 isim hakkında ‘FETÖ’ adına suç işlemek suçlamasıyla operasyon başlatıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı üzerine adreslerde gözaltı ve arama işlemi yapıldığı iddia edildi. Konuya ilişkin olarak açıklama yapan Sözcü gazetesinin avukatları kendilerine iletilen bir gözaltı kararı olmadığını söyledi.

Sözcü yazarı Uğur Dündar, operasyon haberlerinin duyulması üzerine Twitter’dan yaptığı açıklamada “Bayram sabahı Sözcü’de gözaltılar varmış! Doğruca gazetem Sözcü’ye gidiyorum. Eğer Sözcü de FETÖ’cü ise, Türkiye’de herkes FETÖ’cüdür!..” dedi.

CNN Türk’te yer alan habere göre, soruşturma kapsamında gazetenin sahibi Burak Akbay, internet sorumlu müdürü Mediha Olgun, Mali İşler Müdürü Yonca Kaleli ve muhabir Gökmen Uluhakkında gözaltı kararı olduğu iddia ediliyor.

Sözcü’nün avukatlarından ilk açıklama

Sözcü gazetesinin avukatları ise kendilerine iletilen bir gözaltı kararı olmadığını söyledi, “Sadece Gökmen Ulu’nun evinde polis arama yaptı” dedi.