Ana Sayfa Blog Sayfa 3131

Sivil itaatsizliğin dayanılmaz cazibesi – Mine Söğüt

Mine Söğüt’ün yazısı cumhuriyet.com.tr sitesinden alındı

Faşizm tereddütlerden ve kinden beslenir.
Kardeşi kapitalizmin yardımıyla önce sınıflar, inançlar, ideolojiler arasındaki ortak algıyı kopartır.
Sonra onlara zehirli bir elmaşekeri gibi, sözde demokratik ve liberal algılar dağıtır.
Faşizmin hedefinde hep bir diğerinin olduğunu sanan küçüklü büyüklü gruplar, kendilerine pazarlanmış bahanelere kolay kanarlar.
Diğerleri götürülürken susmalarına her seferinde son derece geçerli politik mazeretler yaratırlar.
Bu arada bal gibi bildikleri ama bir türlü değerlendirmedikleri basit gerçek, faşizm tarafından en kaba haliyle tepe tepe kullanılır.
Martin Niemöller’in faşizm karşısındaki suskunlukla ilgili:
“…Sonra benim için geldiler. Kimse sesini çıkaramadı. Çünkü ses çıkaracak kimse kalmamıştı” diye biten sözlerini birbirlerine tekrarlayıp oyalanırlar.
Faşizmse, yüzyılın başında yaşanan o sahneyi her dönem tekrar tekrar kurgular ve suskunluklardan kendisine her seferinde güçlü bir kale kurar.
Gücünü faşizmden alan ve şu anda ülkeyi altüst eden iktidar, biz devamlı arkaya bakıp diğerlerini hataları yüzünden terbiye etmekle uğraşırken ve onları geçmişteki suskunlukları yüzünden cezalandırmaya çalışırken önümüze içine düşebileceğimiz tehlikeli yeni çukurlar kazıyor.
Ve hatalı yeni adımlarımızın yolunu gözlüyor.
İktidarın umudu asla bir araya gelemeyecek kadar ayrışmış olmamız.
Oysa biz birbirimizden ne kadar farklı olsak da artık “adaletsizlik” dendiğinde aynı şeyi anlıyoruz.
Kemiğimize dayanmış keskin bir bıçak, her gün bir başka yerimizden kanıyoruz.
Farklılıklarımıza rağmen bir araya gelebileceğimiz ortak tek nokta kaldı:
Sivil itaatsizlik.
Bu eylemin politik çekişmelere ve küçümsemelere kurban gitmesi, iktidarın tek umudu.
Faşizm en büyük gücüdür; kötülüğünü herkese yavaş yavaş, üfleyerek paylaştırır.
Biz başkalarının başına geldiğini sandığımız şeyin, bizim de başımıza gelmekte olduğunu anca bıçak kemiğe dayandığında anlarız.

***

Şu anda sisteme en yakın duran ve bugüne kadar en korkak politikaları uygulayarak hata üzerine hata yapan bir politik parti sivil itaatsizliğe doğru titrek de olsa bir adım atıyor.
Ve belki de ülkenin üzerindeki ölü toprağını kaldıracak bir hareketi hiç beklenmedik bir şekilde tetikliyor.
Bu partinin ve liderinin samimiyetini sorgulamak şu noktada büyük vakit kaybı.
Bunca yıllık statükocu aklın bu kıpırtısını hiçe saymak ya da küçümsemek büyük haksızlık.
CHP’nin artık iyice öğrendiğini varsayalım.
Sussalar da susmasalar da sıra nihayetinde onlara geldi.
Ve onlar götürülürken artık ses çıkaracak kimse gerçekten de kalmadı… mı?

***

İktidar buna güveniyorsa, iktidara kafa tutanlar da tam tersine güvenmeli.
Birileri bugüne kadar kimse için çıkarmadığı o sesi nihayetinde kendisi için çıkarabilir.
Ve diğerleri de onları geçmişteki suskunlukları nedeniyle cezalandırmak yerine;
Kendi seslerini onların seslerine katarak faşizmin beklentilerini boşa çıkarabilir.
Sivil itaatsizliğin dayanılmaz cazibesi…
Bugüne kadar yapmadığınız bir şeyi yapmakta ve küçücük hareketlerle dev gibi taşları yerinden oynatmakta gizlidir.

 

Mine Söğüt – Cumhuriyet

Adalet Yürüyüşü’nün ilk gün etabı tamamlandı

Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP’nin Ankara’dan başlattığı ve 23 gün sürecek olan Adalet Yürüyüşü’nün ilk etabı tamamlandı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) çağrısı ile başlayan Adalet Yürüyüşü’nün ilk günü tamamlandı.

CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun dün (14 Haziran) MİT TIR’ları haberi davasında “casusluk” suçlamasıyla 25 yıl hapse çarptırılıp tutuklanmasının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara Güven Park’tan başlattığı Adalet Yürüyüşü’nün birinci günü sona erdi.

Yürüyüşün birinci etabının sona erdiğini açıklayan Kılıçdaroğlu “Yorgun değiliz, kararlıyız. Endişeli değiliz, umarım hedefe ulaşırız. Az önce bir gazeteci arkadaşımızın serbest bırakıldığına ilişkin haber geldi. Bu bizi mutlu etti, inşallah İstanbul’a vardığımızda gönül ister ki hapiste hiç bir gazeteci kalmasın” diye konuştu.

İlk günün son durağı olan 75. Yıl Hipodromu’na bir kaç kilometre kala bir grubun otomobillerini yola çekerek, “Burası Etimesgut buradan geçip yürüyemezsiniz” şeklinde bağırarak yürüyüşü engellemye çalışmasına ilişkin Kılıçdaroğlu “Tahriklere kapılmadık, kapılmayacağız. Biz haklıyız. Adalet için yürüyoruz, yürümeye devam edeceğiz” dedi.

Yürüyüş güzergahı

23 gün sürecek yürüyüş boyunca her gün 20 km yol yürünecek, yürüyüşe katılan milletvekilleri çadır ve karavanlarda kalacak. Yemek ihtiyacı da kumanyanın yanı sıra akşamları sıcak yemek şeklinde belediyelerin desteğiyle karşılanacak.

Yürüyüş güzergahı taslağına göre 6’ncı gün Bolu-Ankara il sınırına ulaşılacak. 11’inci gün Bolu-Düzce Yolu üzerinden devam edecek yürüyüş 16’ncı günden sonra Sakarya nehri, Yeni Eşme, Kocaeli, Körfez, Dilovası, Çayırova, Samandıra-Kartal ile devam edecek. Yürüyüş 23’üncü günde Maltepe Cezaevi önünde tamamlanacak.

CHP’nin hedefi 23. gün İstanbul’a 1 milyonun üzerinde kişiyle girmek.

 

(Bianet, Gazete Duvar)

 

ABD’deki olaylar nedeniyle Erdoğan’ın 12 koruması hakkında tutuklama kararı

Washington Belediye Başkanı Muriel Bowser ve Washington Emniyet Müdürü Peter Newsham, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen ayki Washington ziyareti sırasında Türk büyükelçiliği konutunun dışında yaşanan kavgayla ilgili açıklama yaptı. Bowser ve Newsham, olaya karıştığı tespit edilen 18 kişinin suçlandığını, bu kişilerden henüz ulaşılamayan 14’ü hakkında yakalama kararı çıkarıldığını söyledi.

Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre, 14 kişi arasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumaları Turgut Akar, İsmail Dalkıran, Servet Erkan, Tugay Erkan, Ahmet Karabay, Feride Kayasan, Lütfü Kutluca, Mustafa Murat Sümercan, Gökhan Yıldırım, İsmail Ergündüz, Mehmet Sarman ve Hamza Yurteri ile iki Kanadı vatandaşı Mahmut Sami Ellialtı ve Ahmet Cengizhan Dereci bulunuyor.

2 kişi tutuklandı

Kalan dört kişi ise ABD vatandaşı. Sinan Narin başkent Washington’a komşu Virginia eyaletinde, Eyüp Yıldırım da New Jersey eyaletinde bu hafta içinde tutuklanmıştı. Diğer Amerikan vatandaşları Jalal Kheirabaoi ve Ayten Necmi’nin de olay günü olan 16 Mayıs’ta tutuklandığı hatırlatıldı.

Bowser, kavgaya karışanların video görüntüleri ve pasaport kayıtlarından tespit edildiğini de kaydetti. Soruşturma kapsamında yerel birimler ve federal yetkililerle birlikte çalıştıklarını belirten Washington Belediye Başkanı, Gizli Servis, Dışişleri Bakanlığı ve Washington Adalet Bakanı’na da katkıları için teşekkür etti.

Belediye Başkanı Bowser, 9 kişinin yaralandığı olayı bir kez daha kınadığını söyledi ve “Bu olay Washingtonlular ve Amerikalılar olarak taşıdığımız değerlere bir hakaretti ve anayasanın birinci ek maddesine da açık bir saldırıydı. Birinci madde Amerikalılar olarak bize barışçıl toplanma ve protesto hakkı tanıyor ve Washington’da biz bu hakkın teminatı ve korunmasına bağlılık göstermekteyiz” diye konuştu.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözaltına alınmasını gerektirecek kanıt yok”

Kimliğini henüz tespit edemedikleri kişilerin fotoğraf ve görüntülerini de bugün yayınlayacaklarını bildiren Newsham, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olayları müdahale etmeden izlediğini gösteren görüntülerin hatırlatılması üzerine, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözaltına alınmasını gerektirecek herhangi bir kanıta sahip değiliz” ifadesini kullandı.

 

(T24)

Meralar da kurtuldu: Meralar kazandı, #meraanadoludur kazandı!

Üretim Reform Paketi’nden zeytinlerin sanayi yatırımına açılmasına izin veren düzenlemenin çıkarılmasından sonra sürpriz bir gelişme yaşandı. CHP ve MHP’nin ısrarı sonrasında AKP yönetimi de ikna edilerek meraların sanayiye açılmasına ilişkin iki maddenin tasarıdan çıkarılması kararı alındı.

Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının TBMM Genel Kurulundaki görüşmeleri devam ederken üç partinin grup yöneticileri bir araya gelerek mera maddelerinin tasarıdan çıkarılması konusunda anlaşmaya vardı.

 

Tasarının 36.maddesi kamu yararı durumunda meralara endüstri, teknoloji geliştirme, organize sanayi bölgeleri, serbest bölge yapımını mümkün kılıyordu.

Zeytinlikler ile ilgili maddelerin tasarıdan çıkarılmasının ardından meraların da ekosistem için önemine değinerek #meraanadoludur sloganı ile bir kampanya başlatan Anadolu Meraları da bu son gelişme üzerine sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yayınladı.

Anadolu Meraları’ın açıklaması şöyle;

“Meralar kazandı, #meraanadoludur kazandı.
Hepimiz kazandık.
Otlar, kuşlar, böcekler kazandı. Çobanlar kazandı.
İklim kazandı. Doğa kazandı.
Biz de kazandık, bizden sonrakiler de kazandı. #meraanadoludur.”

Anadolu Meraları ayrıca bugün konuya dair bir basın açıklaması yapacağını da açıkladı.

 

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

Rainbow Warrior, “Daha az plastik, daha çok Akdeniz” sloganıyla eylemde

Üretimine 1868’de başlanan ve bugün gündelik yaşamın hemen her alanında karşımıza çıkan plastik, petrol rafinerilerinde kullanılan ham petrolün işlenmesi sonucu arta kalan malzemelerden elde ediliyor. Yapılan araştırmalara göre yeryüzündeki petrolün %4’lük bir kısmı plastik üretimi için kullanılmakta. Ancak kullanıldıktan sonra atılan plastik torbalar, kaplar, paketler doğaya zarar veriyor. Her sene dünyada 300 milyon ton plastik çöp üretiliyor.

Özellikle denizler bu kirlilikten daha çok etkileniyor. Bugün denizlerde tahminen 140 milyon tona ulaşan ve her geçen gün daha da artan bir plastik kirliliğinden söz ediliyor. Çöpün %5’i kıyılara vuruyor, %15 kadarı da su üzerine çıkıyor. Denizdeki çöpün büyük kısmı görülemiyor.

Balıklar, midyeler ve diğer deniz canlıları için mikroplastikler birer tehdit. Her sene 100 bin civarında deniz canlısı bu kirlilik sebebiyle ölüyor. Greenpeace üyesi Sandra Schötter “Atlantik Morinası, ton balıkları ve diğer balık türlerinin vücutlarında plastiğe rastlıyorsunuz” diyor ve besin zincirine girmiş olan mikroplastiklerin bir süre sonra bizim de masamıza geleceğini ifade ediyor.

Çevre örgütleri yıllardır bu artışa dikkat çekiyorlar.

Greenpeace’in çevreci gemisi Rainbow Warrior bu sene yaz yolculuğuna, “Daha az Plastik, daha çok Akdeniz” sloganıyla İspanya’da güzelliği ile herkesi büyüleyen Akdeniz’in masmavi sularının insan eliyle nasıl kirletildiğini gözler önüne seren bir eylem ile başladı. Rainbow Warrior, plastik atıkların dev maketleri ile çevrelendi. Greenpeace İspanya’nın eyleme dair videosunu buradan izleyebilirsiniz

Greenpeace İspanya Okyanuslar Kampanya Sorumlusu Elvira Jimenez, “Plastikler tek kullanımlık olmaktan çıkarılmalı, tüketim azaltılmalı ve geri dönüşüm sağlanmalı” çağrısında bulundu. Plastiklerin, Akdeniz’i nasıl kirlettiğine dair çarpıcı verilerden bazıları ise şöyle;

-Dünyada, 192 kıyı ülkesinden okyanuslara her yıl 4.8 ile 12,7 milyon ton arasında plastik atılıyor.

-Akdeniz havzasında 4 metrekareye 1 atık düşüyor.

-Tüm dünyada denizleri ve deniz canlılarını tehdit eden mikroplastik taneciklerin Akdeniz havzasında bulunanlarının oranı yüzde 21 ile 54 arasında.

-Akdeniz’deki yüzen atıkların yüzde 96’sını plastikler oluşturuyor.

 

(Greenpeace, Yeşil Gazete)

CHP’li belediye 40 yıllık ağaçları kesti!

Edirne’nin Keşan ilçesinde Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri Kurtuluş Caddesi’ndeki yol genişletme çalışmaları sırasında 40 yıllık çınar ve akasya ağaçlarını kesti.

Edirne’nin Keşan ilçesinde yol yapım çalışmaları sırasında belediye ekipleri 40 yıllık çınar ve akasya ağaçlarını kesti. Konuyla ilgili açıklama yapan TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal, “Keşan Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ağaç kesimleri ile ilgili Keşan Orman İşletme Müdürlüğü yetkilileri ile görüştük. Kesimler hakkında gerekli takip ve işlemleri yaptıklarını öğrendik”dedi.

“Keşan Belediye Başkanı neden göz yumuyor?”

Ağaçlar ve ormanlar için bölgede yaşayan herkesin el birliği ile çalıştığını, yapılan kesimlere anlam veremediğini söyleyen TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal, “Resmi kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve öğrenciler ormanlık alanlar oluşturmak için büyük çaba harcarken, yerel yönetimler neden ağaç keser? Neden Keşan Belediye Başkanı 40 yıllık çınar ağaçlarının kesilmesine göz yumar? Kendisinin ağaç kesimleri için yaptığı açıklamayı da ayrıca üzüntü ile karşıladık. Çünkü burada önemli olan kesilen ağaçların yerine yenisinin dikilmesi değildir. Bizim üzüntümüz de sadece ağaçların kesilmesi değildir. Doğal bir varlıktan, yetişmiş bir ağaçtan ve doğanın yaşama hakkından bahsediyoruz. Üzüntümüz ağaçların bu kadar kolay kesilebiliyor olması, koruma için gerekli özenin gösterilmiyor olmasıdır. Kesilen yada zarar gören ağaçların yerine yeniden dikim yapılacak olması tabi ki bu durumda en azından olumlu bir beklentimizdir. Ancak yine altını çizmek gerekiyor ki bunu hiç bir zaman ağaç kesmenin telafisi olarak görmüyoruz. Dikilecek bir ağacımız varsa, bu kesilen bir ağacın yerine olmamalı, o ağacı zaten toprakla buluşturmalıyız” dedi.

“Kentlere toplumsal duyarlılıkla sahip çıkmalıyız”

Kentlerin gelişim ve dönüşüm süreçlerinde, doğal ve kültürel kimliklerinin korunması için belediyelerin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğinin altını çizen Şirin Çoğal, “ Unutulmamalıdır ki kentlerin doğal ve kültürel değerleri korunduğu ölçüde kimlikleri güçlenir. Kentlerin doğal kimliğini oluşturan yeşil alanlar, ekosistem bileşenleri; yapılaşma ve kirlilik gibi nedenlerle tahrip edildiğinde veya değiştirildiğinde kentsel kimlik de değişmektedir. Sonuç olarak kentlerde yaşayanların belleği ve yaşadıkları yer ile kurdukları ilişki de zarar görmektedir. Günümüzde yaşadığımız yerlere ve doğaya sahip çıkmak yalnız yasalarla değil, toplumsal duyarlılıkla da mümkündür’’ dedi.

“Mevcut ağaçların korunmasını talep ediyoruz”

“TEMA Vakfı olarak ağaçlık ve yeşil alanların korunması ve geliştirilmesi gereken değerler olarak kabul edilmesini talep ediyoruz” diyen TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi, “Yerel yönetimler aynı zamanda doğayla uyumlu kentler yaratabilecek en önemli karar alıcı organlardır. Doğayla uyumlu, sürdürülebilir kentler yaratmak öncelikle belediyelerdeki yöneticilerin ve çalışanların doğayı anlayıp, doğanın parçası olduklarını fark etmeleri ile gerçekleşebilir. Ayrıca kaldırım, refüj gibi kamusal alanlarda bulunan ağaçlar da peyzaj değeri bulunan varlıklardır. Yol genişletilmesi, yeni düzenlemeler yapılması gibi çalışmalarda mevcut ağaçların korunmasının esas alınmasını ve bölgede yaşayan insanların hassasiyetinin de göz önünde bulundurulmasını tüm belediye başkanlarından talep ediyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan ise, yerel bir gazeteye konuya ilişkin verdiği demeçte ağaçların bilgisi dışında kesildiğini kaydetti.

Özcan, şunları söyledi:

“Benim bilgim dışında, çocuklar sormadan bir bilgisizlik yapmışlar. Yıllardır gözüm gibi bakıyorum, yetiştirmeye çalıştım. Hatta cadde üzerindeki yürüyüşlerimizde o çınarların 14 senede ne hale geldiklerini gördükçe, insan seviniyor. Kendi çocuğumuza bakar gibi bakıyoruz. Birimimizin yaptığı bir hatadır. ‘Haberim yok.’ bahanesi Belediyeyi haklı çıkarmaz. Hatalılar, binlerce ağaç ektik ama 5 tanesini kesmişler, diğerlerini başka yere ekmişler. O birimdekilere kendi elleriyle ağaç başına 10 tane fazla diktireceğim. Toplamda kaldırılan 13 ağaç, 5 tanesini de kesmişler. Az önce aldığım bilgi bu şekilde.”

(Yeşil Gazete)

Akkuyu Nükleer Santrali’ne 49 yıllık üretim lisansı verildi

Enerji Piyasaları Denetleme Kurulu (EPDK) Akkuyu Nükleer Santrali için 49 yıllık üretim lisansı verdi.

EPDK tarafından Akkuyu Nükleer Güç Santrali için Akkuyu Nükleer AŞ’ye 15 Haziran 2017 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 49 yıl süreli üretim lisansı verildi.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali için Akkuyu Nükleer A.Ş.’ye üretim lisansı verildi. Enerji Piyasaları Denetleme Kurulu’ndan (EPDK) yapılan açıklama şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma”nın 12/05/2010 tarihinde imzalanmasını takiben Mersin ili Gülnar ilçesi Akkuyu beldesinde 4 üniteden oluşacak ve toplamda 4800 MW kurulu güce sahip VVER-1200 tipindeki “Akkuyu Nükleer Güç Santrali”nin kurulması amacıyla Akkuyu Nükleer A.Ş. (Şirket) kurulmuş ve nükleer güç santralinin yatırımına başlanabilmesi için gerekli onay, izin, ruhsat ve benzerlerinin alınabilmesi amacıyla Şirkete 25/06/2015 tarihli ve ÖN/5664/03307 numaralı önlisans verilmiştir.

“Şirketin, elektrik piyasasına ilişkin ilgili mevzuat çerçevesinde, 25/06/2015 tarihli ve ÖN/5664/03307 numaralı önlisans kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğu dikkate alınarak, “Akkuyu Nükleer Güç Santrali” için Şirkete 15/06/2017 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 49 yıl süreli üretim lisansı verilmiştir.

“Bu çerçevede, yıllık 8000 saatlik çalışma süresi ile elektrik üretim sisteminin ana unsurlarından biri olarak, sürekli ve düzenli emre amade kapasite sunma özelliği gereği baz yük santralı olarak görev yapacak olan 4800 MW kurulu gücündeki “Akkuyu Nükleer Güç Santrali”nin tamamen işletmeye alınmasından sonra ülkemizdeki elektrik enerjisi talebinin yaklaşık % 6-7 kadarını karşılaması öngörülmekte olup, elektrik piyasasında istikrara ve ulusal enerji arz güvenliğine önemli ölçüde katkı sağlaması beklenmektedir.

“Bu arada Akkuyu NGS’nin ilk ünitesinin işletmeye giriş tarihi; milletler arası anlaşmaya göre 2025 yılı olması planlanırken şirket; Cumhuriyetimizin 100 kuruluş yıldönümü olan 29 Ekim 2023 tarihine yetiştireceğini beyan etmiştir.”

(Milliyet)

İşsizlik arttı: TÜİK verilerine göre işsizlik oranı yüzde 11,7’yi buldu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı.

Türkiye’de işsizlik oranı, martta geçen yılın aynı dönemine göre 1,6 puan yükselerek yüzde 11,7’ye çıktı. Söz konusu dönemde işsiz sayısı 619 bin kişi artarak 3 milyon 642 bin kişi oldu.

Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, martta geçen yılın aynı dönemine göre 619 bin kişi artarak, 3 milyon 642 bin kişiye ulaştı. Aynı dönemde işsizlik oranı 1,6 puan yükselerek yüzde 11,7 oldu.

İşsizlik oranı, martta bir önceki aya göre ise 0,9 puan geriledi. Söz konusu oran, şubatta yüzde 12,6 seviyesinde bulunuyordu.

Martta tarım dışı işsizlik, 1,8 puanlık artışla yüzde 13,7 olarak tahmin edildi. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 4,4 puanlık artışla yüzde 21,4’e ulaştı. İşsizlik, 15-64 yaş grubunda ise 1,7 puanlık artışla yüzde 12 olarak gerçekleşti.

İstihdam oranı değişim göstermedi

İstihdam edilenlerin sayısı, martta geçen yılın aynı dönemine göre 496 bin kişi artarak 27 milyon 489 bin kişi, istihdam oranı değişim göstermeyerek yüzde 46,1 oldu.

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 8 bin kişi azalırken tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 503 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 18,5’i tarım, yüzde 19,4’ü sanayi, yüzde 7,3’ü inşaat, yüzde 54,8’i ise hizmetler sektöründe yer aldı.

Martta geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,4, sanayi sektörünün payı 0,2 puan azalırken, inşaatın payı 0,2 puan, hizmet sektörünün payı ise 0,4 puan arttı.

İş gücüne katılma oranı yükseldi

İş gücü, martta 2016’nın aynı dönemine göre 1 milyon 115 bin kişi artarak 31 milyon 131 bin kişi, iş gücüne katılma oranı ise 0,9 puan artarak yüzde 52,2 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre, erkeklerde iş gücüne katılma oranı 0,4 puanlık artışla yüzde 71,9’u, kadınlarda ise 1,3 puanlık artışla yüzde 32,9’u buldu.

Martta herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı da geçen yılın aynı dönemine göre 0,2 puan artarak yüzde 33,1 oldu.

Mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam

Mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 115 bin kişi artarak 27 milyon 805 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı 0,1 puanlık artışla yüzde 46,6’ya çıktı. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 34 bin kişi azalarak 3 milyon 629 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,2 puanlık azalışla yüzde 11,5 oldu.

Mevsim etkilerinden arındırılmış iş gücüne katılma oranı ise bir önceki döneme göre 0,1 puan artarak yüzde 52,7 olarak hesaplandı. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 105 bin azalırken, sanayi sektöründe 95 bin, inşaat sektöründe 61 bin, hizmet sektöründe 64 bin kişi arttı.

(T24)

TÜSİAD’dan ‘muhtıra’: Siyasetçi, akademisyen ve yazarların tutuklanması geriye gidiş algısı yaratıyor!

TÜSİAD son günlerde Türkiye gündemi meşgul eden gelişmelerle ilgili açıklama yaptı.

TÜSİAD’ın açıklamasında, “Son dönemde giderek artan sayıda akademisyen, siyasetçi, medya yöneticisi ve yazarının soruşturmaya uğraması ve tutuklu yargılanmasının yanı sıra uluslararası internet sitelerinin yasaklanması, özgürlükler toplumu olma özelliğimizden geriye gidiş algısı yaratmaktadır” ifadeleri yer aldı.

TÜSİAD’ın açıklaması şöyle:

(Yeşil Gazete)

Avrupa’daki Barış İçin Akademisyenler’den akademik boykot çağrısı

Barış İçin Akademisyenler – İngiltere/Fransa/Almanya ve İsviçre, yükseköğretim ve mali destek kurumlarını, akademik ve profesyonel dernekleri ve akademisyenleri Türkiye yükseköğretim sistemini kademeli akademik boykota çağırdı.

Boykot gerekçesi olarak Barış İçin Akademisyenler’in “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi imzacılarına yönelik özerklik, akademik özgürlük ve doktriner olmayan bilgi üretimi gibi yükseköğretimin belli başlı uluslararası standartlarını ihlal ettiğini belirttikleri uygulamalara işaret ettiler.

Yükseköğretim ve mali destek kurumlarını, akademik ve profesyonel dernekleri ve akademisyenleri çağırdıkları boykotun amacını “ihraç edilenlerin işlerine geri döndürülmesi ve olağanüstü hal rejimi altında gittikçe şiddetini artıran akademisyenlere yönelik baskıların sonlandırılması” olarak açıkladı.

Kampanyanın 408 kişilik ilk imzacı listesinde Fransa, İsviçre, Hollanda, İngiltere, Almanya, Amerika, İtalya, İsrail, Irak gibi birçok ülkeden aralarında Etienne Balibar, Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevlerinden ihraç edilen akademisyenler de bulunuyor.

1 Eylül 2016’dan itibaren Olağanüstü Hal Kapsamında ilan edilen yedi Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 5295 akademisyen ihraç edildi. Bunlardan 113’ü bir başka KHK ile göreve iade edildi. KHK ile ihraç edilen imzacı sayısının 371 iken 451 imzacı farklı yöntemlerle işten çıkarıldı.

Boykot yöntemleri

Çağrıda boykot için şu yöntemler sıralandı:

“Akademik özgürlükleri ve yükseköğretimin uluslararası normlarını ihlal etmekte olan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile BÜTÜN işbirliklerinin askıya alınması;

“Sadece akademik özgürlükleri ve yükseköğretimin uluslararası normlarını ihlal etmekle kalmayıp, aynı zamanda istihbarat kurumlarının üniversitelerdeki uzantısı olarak suç ortaklığı yapmış olan üniversitelerin rektörleri ile bütün işbirliklerinin askıya alınması;

“Bütün YÖK ve TÜBİTAK çalışanlarının ve suç ortağı üniversitelerin rektörlerinin profesyonel, ticari ve eğitimle ilgili kuruluşlardaki üyeliklerinin askıya alınması;

“Suç ortağı üniversitelerle ile yapılacak bütün araştırma işbirliklerinin askıya alınması,

“YÖK, TÜBİTAK veya suç ortağı herhangi bir üniversite tarafından Türkiye içinde ve dışında düzenlenecek ve/veya desteklenecek olan bütün akademik ve profesyonel konferans, çalıştay ve seminerlere katılımın askıya alınması;

“Suç ortağı herhangi bir üniversite ile işbirliği içinde gerçekleştirilecek ya da düzenlenecek olan BÜTÜN akademik ve profesyonel konferans, çalıştay ve seminerlerin askıya alınması.”

Boykotun öğrenci değişimi hakkında düzenleme ve anlaşmaları ve Türkiye’deki akademisyenlerin ziyaretçi araştırmacı ya da benzer pozisyonlar için yurtdışındaki üniversitelere yaptıkları bireysel başvuruları kapsamadığı belirtildi.

(Bianet)