Ana Sayfa Blog Sayfa 3132

Ankara’da 12 köpek ve 1 kedi zehirlenip, yakılarak katledildi!

Ankara’da Yakup Abdal Mahallesi’nde hayvanseverler tarafından beslenen ve aşıları yapılan 12 köpek ve 1 kedi, kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından zehirli et verilip, ayakları bağlı bir şekilde yakılarak katledildi.

Ankara’nın Yakup Abdal Mahallesi’nde hayvanseverler tarafından beslenen ve aşıları yapılan sokak hayvanları, 11 Haziran’da kimliği belirlenemeyen kişi veya kişiler tarafından zehirli et verilip, ayakları bağlı bir şekilde yakılarak katledildi.

12 köpek ve 1 kedinin katledildiği olayla ilgili Kıtmir Sokak Hayvanlarını Koruma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayten Beşevli savcılığa suç duyurusunda bulunarak, hayvanları katledenlerin cezalandırılmasını ve hayvanların korunması ile ilgili yasanın Türk Ceza Kanunu’na girmesini istedi.

Katledilen hayvanları besleyebilmek, tedavi ettirebilmek için milyarlar harcadıklarını söyleyen Ayten Beşevli, “Haziran’ın 11’inde derneğimize ihbar geldi. Koşarak bölgeye geldik, jandarma ekiplerine, barınak ekiplerine haber vererek bölgeye geldik. Geldiğimizde etraf hayvan cesetleri ile doluydu. Ağzından kan fışkırmış, iç organları patlamış hayvanlar vardı.

Görüntüler yürek sızlatıyordu. Daha sonra tekrar ihbar aldık bir köpeğimizin de yanarak öldürüldüğü haberini aldık. Ramazan gününde bir lokma yiyecek verme yerine zehir vermeleri çok acı. Onlar mal değildir, candır. Bizim kadar acı çekiyorlar, bizim gibi acıkıp susuyorlar. Biz onları besleyebilmek, tedavi ettirebilmek için gönüllüler alyanslarını satıp milyarlarca para harcadık. Buradaki hayvanlar sahipsiz değildi. Gönüllüler tarafından her gün yiyecek getirilip tedavi ediliyordu” diye konuştu.

Büyük özveriyle besledikleri hayvanların bir gecede katledildiğini söyleyen Beşevli, “Görünen bölümde hayvanları topladık. Ortada hayvan yok, her gün yiyecek yemek için beklerlerdi. 30 civarında hayvan vardı, aşıları tamdı. Hayvanları koruma ile ilgili yasanın Türk Ceza Kanunu’na girmesini talep ediyoruz. Hayvanları katledenlerin en ağır cezayı alıp, katledilen hayvanların da insan kadar değer görmesini istiyoruz. TBMM’nin konuyu sahiplenmesini istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ‘Sessizlerin sesiyim, sahipsizlerin sahibiyim’ dediği gibi bu konuyu sahipleneceğini, görüntüleri gördükten sonra duyarsız kalmayacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

(CNN Türk)

10. DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri bu haftasonu başlıyor

DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri, bu sene 17-25 Haziran 2017 tarihlerinde 10. yılını kutluyor.

Türkiye’deki yeni kuşak belgeselciler için bir vaha işlevi gören DOCUMENTARIST’nin bu seneki programı 10. yıla özel seçkiler ve bir dizi yenilikler içeriyor. Bugüne kadar Avrupa yakasını mesken tutan festival, bu sene Asya’ya taşınarak iki kıtaya yayılıyor.

Film gösterimleri Beyoğlu’nda Aynalı Geçit’e ek olarak Kadıköy’de Barış Manço Kültür Merkezi’ne de taşınıyor. Festivalin 10. yılı kutlamak üzere, geçmiş yıllarda filmleri DOCUMENTARIST’te gösterilmiş olan yönetmenler #BelgeselOlmasaydı hashtag’i altında kısa spot videolar çekip paylaşıyor.

Onur konuğu Finlandiya’dan Pirjo Honkasal

DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri’nin onur konuğu Finlandiya’nın en önemli sinemacılarından Pirjo Honkasal. Hem belgesel hem de kurmaca alanında filmler çeken yönetmen, iki türdeki yapıtlarından oluşan bir toplu gösteriyle festivalin konuğu olacak. Ustaya Saygı: Pirjo Honkasalo seçkisinde Rus-Çeçen savaşının çocuklar üzerindeki etkilerini çarpıcı bir şekilde ele alan “Melankoli’nin Üç Odası” (Melancholian 3 huonetta, 2004) ve bol ödüllü son filmi “Beton Gece” (Betoniyö, 2014) adlı filmleri de yer alıyor. Honkasalo 10. DOCUMENTARIST kapsamında ayrıca bir sinema dersi verecek.

Programın 10. yıla özel seçkilerinden birini, geçmiş yıllarda festivale konuk olmuş ustaların birer filminden oluşan Ustalardan Seçmeler bölümü oluşturuyor. Seçkide bugüne kadar adına DOCUMENTARIST’in toplu gösterilerle Türkiye seyircisine tanıttığı Helena Třeštíková, Heddy Honigmann, Alan Berliner, Stefan Jarl, Zelimir Zilnik gibi değerli belgesel ustaları birer filmiyle hatırlatılacak.

10.yıl seçkilerinden bir diğeri ise, bugüne kadar DOCUMENTARIST’ten ödül alan bütün filmleri yeniden seyirciyle buluşturacak olan Ödüllü Filmler bölümü. Yarışmasız bir festival olmakla birlikte DOCUMENTARIST son 7 yıldır Türkiye’den genç belgeselcilere Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü adında bir özel ödül, son 3 yıldır da buna Uluslararası Film Eleştirmenleri Fedeasyonu jürisinin değerlendirdirdiği uluslararası bölümden bir filme FIPRESCI Ödülü veriyor.

DOCUMENTARIST’in bu yıla özgü programlarından birini, canlandırma belgesel türüne ayrılan kapsamlı bir bölüm ile ona eşlik eden film okuma atölyesi oluşturuyor. Çek sinema okulu FAMU’dan iki animasyoncu, Tomaş Doruşka ve Akile Nazlı Kaya’nın küratörlüğünde hazırlanan ve türün en iyi örneklerinden oluşan 15 filmlik Anima-Doc bölümüne, filmlerin iki animasyoncu eşliğinde izlenerek muhtelif tekniklerin anlatıldığı bir atölye eşlik edecek. Geçen sene ilk defa gerçekleştirilen Belgesel Kaba Kurgu Atölyesi de festivalin yan etkinlikleri arasında.

Festival programının esaslı bir seçkisini, çoğu ilk kez gösterilecek olan Türkiye’den Belgeseller bölümü oluştururken, Uluslararası Panorama’da aralarında “Radio Kobane”, “Normal Autistic Film” gibi ödüllü belgeselerinin de yer aldığı son dönemin kalbür üstü filmleri yer alıyor.

Bu seneye özgü olmak üzere dokuz güne yayılan ve belgeselciler arası panel ve toplantılarla da zenginleşecek olan DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri ile belgesel sinemanın nabzı 17-25 Haziran 2017 haftasında İstanbul’da atacak.

Bu yılın gösterim mekânları Beyoğlu’nda Aynalı Geçit Etkinlik Mekânı, Atlas Sineması, Goethe Enstitüsü; Kadıköy’de ise Barış Manço Kültür Merkezi olacak. Ayrıca Cezayir, Muaf Kadıköy, Tütün Deposu, Birikimhane, İsveç Enstitüsü, Dutch Chapel ve Soundpera’da çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Festival programı için tıklayınız.

 

(Sivil Sayfalar, Documentarist)

CHP’nin ‘adalet yürüyüşü’ başladı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT TIR’ları davası kapsamında 25 hapis cezası alıp tutuklanmasının Ankara Güvenpark’tan İstanbul’a ‘adalet’ yürüyüşü başlattı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Elimde sadece üzerinde ‘Adalet’ yazan bir pankart olacak” diyerek duyurduğu yürüyüşüne başladı. Güvenpark’tan yola çıkan Kılıçdaroğlu’na binlerce kişi eşlik ediyor. Kılıçdaroğlu’na eşlik eden binlerce kişi sık sık “Hırsız, katil Erdoğan” sloganı atıyor.

“Rezaleti görür bütün dünya”

Kılıçdaroğlu, dün (14 Haziran) CNN Türk’te Şirin Payzın’ın olağanüstü hâl (OHAL) kapsamında yürüyüşe izin verilip verilmemesine yönelik soruya “Yasaklasınlar. Daha da büyür. Rezaleti görür bütün dünya. Türkiye’de bununla ilgili olumsuz haberler çıkarmaya çalışacaklar, bunun farkındayız” diyerek cevap vermişti.

MYK’da alınan karara göre, Kılıçdaroğlu ve CHP’li vekiller Ankara’dan İstanbul’da Berberoğlu’nun konulduğu Maltepe Cezaevi’ne kadar yürüyecek. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ve Özgürlük ve Dayanışma (ÖDP) de yürüyüşe katılacaklarını açıkladı.

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünün 23 gün sonra Enis Berberoğlu’nun tutuklandıktan sonra konulduğu Maltepe Cezaevi’nin önünde sona ermesi planlanıyor.

“Bıçak kemiğe dayandı”

Kılıçdaroğlu, yürüyüşe başlamadan önce şöyle konuştu:

“Kendi ülkemizde gazetecilerin hapiste olmasını istemiyoruz. Milletvekillerinin hapiste olmasını istemiyoruz. Kendi ülkemizde barış içinde yaşamak istiyoruz. Bir dikta yönetimiyle karşı karşıyayız. Bir dikta yönetimiyle. Adaletin olmadığı bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Her özgür gibi, her uygar ülke gibi kendi ülkemizde barış içinde yaşamak istiyoruz. Bıçak kemiğe dayandı artık. Yeter diyoruz. Bu ülkeye adalet ya gelecek, ya gelecek. Söyledim, eğer bir bedel ödemek gerekiyorsa o bedeli önce biz ödeyeceğiz. B ülkenin geleceği için hep beraber mücadele etmek zorundayız. Bu yürüyüşün bir siyasi partiyle ilgisi yok. Hapishaneleri tıka basa dolu olan bir ülkede barış olmaz. Adaletin olmadığı bir ülkede huzur olmaz. Adalet, adalet, adalet. Bu soylu kavramın gereğini yapmak zorundayız. Herkesin siyasal görüşüne saygılıyız, ama herkes yargının bağımsızlığını sağlamak zorundayız. Bütün dünya duysun, bütün dünya. Biz Türkiye’de kendi topraklarımızda bir dikta yönetimiyle karşı karşıyayız. Biz dikta istemiyoruz, darbecileri istemiyoruz, 20 Temmuz darbesini yapanları istemiyoruz. Biz barış istiyoruz, tüm dünya duysun. Taşeronlar için, emeçiler için, öğretmenler, memurlar için adalet istiyoruz. Herkes için adalet istiyoruz.”

“HDP’li vekiller için de yürüyoruz”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger ise, “Biz bu yürüyüşü sonlandırmayacağız çünkü ‘herkes için adalet’ diyerek başladık yürüyüşe. Tutuklu HDP’li vekiller için de yürüyoruz” dedi.

(Yeşil Gazete)

Belediye ‘büyük altyapı hamlesi’ yaptı, sağanak yağmur sokakları göle çevirdi

Denizli kent merkezine 2 gün önce yağan sağanak yağmur nedeniyle caddeler ve sokaklar göle döndü. Denizli Büyükşehir Belediyesi 2 yıl önce ‘büyük altyapı hamlesi’ adını vererek kentin altyapı sorununu çözeceğini iddia ettiği bir çalışma yapmıştı.

Denizli kent merkezinde 2 gün önce yağan sağanak yağmur, caddeleri ve sokakları göle çevirdi.

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan projenin tanıtımını ‘Büyükşehirden büyük altyapı hamlesi’ diyerek yapmıştı

Büyükşehir belediyesinin 2015 yılında “Dünyada ilk defa 320.000 kişinin yaşadığı bir şehirde yaşam devam ederken, yağmur suyu hattı, içme suyu hattı ve kanalizasyon çalışmalarının tümü aynı anda yapıldı.” diyerek resmi sitesinde duyurduğu altyapı çalışmasının yetersizliği gözler önüne serildi.

Belediyenin projeye ilişkin sitesine koyduğu tanıtım yazısında “Alt yapıyla birlikte Denizli Türkiye’nin en kaliteli ve sağlıklı içmesuyuna kavuşurken, yağmursuyu ve kanalizasyon hatları 100 yıl sorun yaşanmayacak şekle getirildi.” ifadeleri dikkat çekti.

(Yeşil Gazete)

Köşeye sıkışıyor: Washington Post’a göre Trump da soruşturma kapsamına alındı

Trump ekibinin Rusya bağlantılarını soruşturan özel savcının Başkan’ı da soruşturma kapsamına aldığı iddia edildi. Trump soruşturma dosyasında adının geçmediğini savunuyordu.

Donald Trump’ın başkanlık kampanyası ekibinin Rusya ile ilişkilerini soruşturan özel savcı Robert Mueller, yargıyı engellediği şüphesiyle Trump hakkında da soruşturma başlattı.

Soruşturma kapsamına şimdiye kadar sadece Trump’un ekibindeki isimler alınmıştı. Donald Trump şahsı hakkında soruşturma yapılmasının söz konusu olmadığını savunuyordu.

Gazetenin haberinde aralarında Ulusal İstihbarat Başkanı Dan Coats, Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı Mike Rogers ve Rogers’in eski yardımcısı Richard Ledgett olmak üzere gizli servislerin önde gelen temsilcileri özel savcıya ifade vermeye hazır olduklarını açıkladıkları belirtildi. Sorgulamaya bu hafta başlanması bekleniyor.

Donald Trump hakkında soruşturma açılmasına, eski danışmanı Michael Flynn hakkındaki soruşturmaya son verilmesi için yetkili makamlara baskı yapma teşebbüsünde bulunması neden olmuştu. Rusya ile ilişkiler skandalının kilit ismi Flynn, Moskova ile temasları hakkında yalan söylediği için görevden ayrılmak zorunda kalmıştı.

‘Washington Post’ gazetesinin haberinde, Mueller’in Trump’un mart ayında istihbarat başkanı Coats ile yaptığı görüşmede konuşulanları öğrenmek istediği belirtiliyor. Coats güvendiği kişilere, Başkan’ın eski FBI Başkanı James Comey’in Flynn hakkında başlattığı tahkikatı kapatması için kendisine baskı yaptığını söylemişti. Comey mayıs ayında Başkan Trump tarafından görevden uzaklaştırılmıştı.

Trump köşeye sıkışıyor

Trump hakkında soruşturma açılması Rusya ile ilişkiler skandalının önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. Şimdiye kadar başkanlık seçim kampanyası sırasında Trump’ın ekibi ile Rusya arasında illegal sözleşmeler yapılıp yapılmadığı araştırılıyordu. Şimdi ise Trump’un bizzat soruşturmayı engellemeye çalıştığı şüphesi üzerinde duruluyor. Yargıyı engelleme teşebbüsü suç unsuru sayılıyor.

Özel savcının Trump’ı mercek altına alması ABD Başkanı’nın şimdiye kadarki ‘savunma’ stratejisini de çürütüyor. Trump soruşturmanın şahsı ile ilgisi olmadığını söylüyordu.

Trump’ın avukatı Marc Kasowitz yayınladığı haberden dolayı ‘Washington Post’u sert bir dille eleştirdi. Soruşturmadaki gizli hususların medyaya sızdırılmasının ‘skandal, affedilemez ve illegal’ olduğunu söyleyen Kasowitz gazetenin haberini ise yalanlamadı.

(Deutsche Welle Türkçe)

Bizim Antiprenses Türkan Saylan

0

Nota Bene Yayınları “Bizim Antiprenses” ve “Bizim Antikahraman” serilerini yayınlamaya başladı. Antiprenses serisinin ilk kitabı “Türkan Saylan”, Antikahraman serisinin ilk kitabı da Aziz Nesin kitapları oldu.

Antiprenses vurgusundan anlaşılacağı üzere, tarihe ismini yazdırmış, başarılı, güçlü kadınları anlatıyor bu seri. Türkan Saylan’ın da bilime, eğitime olan katkısı ortada, önemli bir kadın figür bizim için. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile öğrencilere burs veren, Kardelen Projesi ile maddi durum yetersizliği yüzünden okula devam edemeyen kız çocuklarının okutulmasını sağlayan Türkan Saylan, günümüzde kız çocuklarına örnek teşkil edebilecek önemli bir karakter. Çocukları prenses masallarıyla büyüten sistemlere bir tepki bu kitap serisi. Bu anlamda Türkan Saylan kitabı da bu seriye ilk kitap olmayı hak ediyor diyebilirim.

Bu kitap bir biyografi kitabı. Biyografi yetişkinlerin bile ilgisini çekmezken çocuklar için okuma anlamında oldukça riskli bir tür. Her şeyden önce kurgusallığın sınırlı oluşu ve eğlence barındırmayışı okunurluk açısından güçlüklere neden olur. Burada önemli olan biyografik olanı kurgusal bir metne dönüştürebilmek. Neyse ki kitabın yazarı, öyküleriyle tanıdığımız Melike Belkıs Aydın.

Aydın, Pembe Kızıl adlı öykü kitabıyla öykücülüğe adımını attı, aynı sene ÇYDD’nin düzenlediği Türkan Saylan Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Türkan Saylan ve Melike Belkıs Aydın’ın yolları ikinci kez kesişiyor. Bu çocuk kitabını bir anlamda Melike Belkıs Aydın’dan başkası yazamazdı da diyebilirim.

Yazar, kurmacaya hâkim olduğu için biyografiyi de okunur hale getirmeyi başarmış, karşımıza kronolojik bir bilgi yığını yerine tarihe tanıklık etmiş bir antiprensesin hikâyesini çıkarmış.

Bu noktada yazara bir eleştirim olacak. Anlatıda çocukların ilgisini çekecek en önemli noktalar Türkan Saylan’ın çocukluk yılları olacaktır. Yaşadığı çocukluk, meraklı bir çocuk olması gibi unsurlar hikayeyi ilgi çekici kılarken bir noktadan sonra Saylan’ın yetişkinliğe geçip yaptığı çalışmalar ve başarılar anlatılıyor. Elbette bunlar olmalı hikâyede, zaten amaç bir anlamda bir çocuğun başarıya ulaşmasını anlatıyor fakat arada çocukların ilgisini çekmeyecek ve bence gerçekten de anlamı olmayan evlilik hayatı gibi ayrıntılar da var. Çocuk edebiyatıyla uzun zamandır iç içe olan biri olarak samimi düşüncem bu tip bir biyografide anlatılan kişinin çocukluk yılları ağırlıklı olarak anlatılmalıydı. Çocuk ve karakter arasındaki empatinin gücü eserin de gücünü gösterir. Zaten amaç prenseslerin rol model olması yerine antiprenseslerin olması değil mi? Bu ayrım oldukça zordur. Çocukların bakış açısını görmek, çocuk edebiyatını zor kılan dinamiklerin başında gelir.

Nota Bene ve Melike Belkıs Aydın, çocuklara pembe ve mavi kitaplar sunmak istemiyor. Cinsiyetçilikten uzak, sunulan popüler karakterlerin karşısında dimdik duran kadın ve erkek gerçek kahramanları sunmak istiyorlar. Bu açıdan önemli seriler bunlar.

Umarım serinin devamında çocukların özdeşim kurabileceği rol modelleri işlerlerken çocukluk yıllarına daha çok ağırlık verirler.

Türkan Saylan kitabı gücünü öyküden alan bir biyografi, Melike Belkıs Aydın güzel bir iş çıkarmış. Okunması gereken çocuk kitaplarından biri Türkan Saylan. Serilerin devamını Nota Bene Yayınlarından ve Melike Belkıs Aydın’dan bekliyorum.

Türkan Saylan

Bizim Antiprenses Serisi

Yazan: Melike Belkıs Aydın

Resimleyen:  İpek Okyar

Nota Bene Yayınları

 

Tunç Kurt

Londra’daki yangın: “Geliyorum” diyen bir sınıf katliamı – Chris Stephenson

Chris Stephenson’un yazısı T24’ten alındı

24 katlı bir apartmanda 120 aile oturuyordu.

Çıkan yangında en az 6 kişi öldü. Ancak bu rakamın artmasından korkuluyor.

Apartman Royal Borough of Kensington and Chelsea Belediyesi’ne ait. Bu belediye, İngiltere’nin en zengin belediyesi. Yanan apartmanda oturanlar o bölgenin en yoksul, ağırlıklı etnik azınlıklardan olan vatandaşları. Belediye yönetimi iktidardaki Muhafazakâr Parti’de.

Belediye, apartmanın bakımını taşeron bir firmaya devretmiş.

Apartman sakinlerinin derneği yıllardır apartmandaki güvenlikten ve özellikle de yangın güvenliğinden şikayetçi.

Grenfell Tower’de yangın önlemlerinin yetersiz olduğu iddia edilince apartmanı yöneten taşeron firmanın tek yaptığı iş, her daireye “yangın olursa kapıya ıslak havlu koyun ve dairenizde kalın” ilanları dağıtmak.

Belediye yetkilileri bu iddiaları duymazdan geldi. Taşeron ve binayı tamir eden müteahhit şirket, şikayetleri dile getiren apartman sakinleri derneği temsilcilerine fiziksel tehditlerde bulunmuş.

Binanın hemen yanında yapılan özel okulun inşaaatı için apartmanın yanındaki açık alan kapatılınca apartman sakinleri “yangın olursa itfaiye nasıl gelecek” diye sorarak protestolar yapmışlar.

Yandaki okul inşaatının yarattığı sıkıntılara karşı ‘tazminat’ olarak apartmana plastik bir mantolama yapılmış. Yangının çok hızlı yayılmasında bu mantolama malzemesinin etkili olduğundan şüpheleniyor.

Üç sene önce apartmanın elektrik tesisatında patlamalara sebep olabilen ani voltaj yükselmeleri olmuş. Komşu bloklarda çıkan yangınlardan sonra itfaiye çeşitli tavsiyelerde bulunmuş, ancak bunlara uyulmamış.

Muhafazakar Parti lideri Theresa May yerine şu sıralar Başbakan adayı olarak çıkan Boris Johnson Londra Büyükşehir Belediye Başbakanı’yken Londra iftaiyecilerinin 6’da biri işten atılmış, 10 itfaiye istasyonu kapatılmıştı. Londra İtfaiye Komisyonu kesintilere itiraz ederken Johnson kesintileri kararnameyle gerçekleştirmişti. Aynı dönemde Kensington ve Chelsea Belediyesi bölgesinde bulunan itfaiye aracı sayısı 8’den 4’e indirilmişti.

Fire Brigades Union (FBU) / İtfaiyeciler Sendikası da bu kesintilerin insan canına mal olabileceği uyarıları yapmış, özellikle gece vardiyalarının azaltılmasına itiraz etmişlerdi. Johnson, çoğu yangının gece meydan gelmediğini ileri sürmüş, FBU da bunun doğru olduğunu ancak ölümlerin çoğunun gece çıkan yangınlarda olduğunu ortaya koymuştu.

Son yangın gece yarısı 01:00’de meydana geldi.

Son genel seçimde, bu apartmanın bulunduğu Kensington bölgesinin tarihi boyunca bir ilk yaşandı ve seçimi İşçi Partisi milletvekili kazandı. “Zengin semtten İşçi Partisi nasıl seçildi?” diye hep soruluyordu. Artık bu belediye sınırları içinde eskisine göre çok daha fazla yoksul oturyor. Zenginlerin yoksullara ihtiyaçları var. Evlerini kim temizleyecek? Onlara kim hizmet edecek? Sorunun cevabı böylece verilmiş oldu.

Apartmandan sağ çıkanlar bilinçli, sakin ve kızgındı. Televizyonda eşi ve iki çocuğuyla apartmanın 4. katından kaçabilen bir Apartman Sakinleri Derneği aktivisti, TV sunucusuna 10 dakika boyunca yangın güvenliği konusunda yapılan ve cevapsız kalan girişimleri tek tek anlattı. Yangının nasıl yayıldığını ayrıntılarıyla ifade etti. 10 dakika sonunda kendisini tutamadı ve ağlayarak sunucuyla kucaklaşıp, “hesap sorulacak” dedi. Bu insanın önemli tanıklığı artık BBC’deki haberlerde gösterilmiyor.

Son seçim sonuçlarının anlamlandırılması-açıklanması isteniyorsa İngiltere’nin merkezine bir yıldırım gibi düşen bu korkunç trajediye bakılmalıdır. Bu yangının ateşi İngiltere’deki sınıf ayrımını, üst sınıfın gaddarlığını, sistemin acımasızlığını bütün çıplaklığıyla gösteriyor.

Ölenler yoksul oldukları için öldüler. Evsiz kalanlar yoksul oldukları için evsiz kaldılar.

Chris Stephenson – T24

 

25 yıl hapis cezası: CHP’li Enis Berberoğlu hakkında tutuklama kararı

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya sanıklar CHP Milletvekili Enis Berberoğlu ile gazeteci Erdem Gül katıldı. Yurtdışında olan Can Dündar ise duruşmaya katılmadı.

Gizli yapılan ve izleyici alınmayan duruşmada kararını açıklayan mahkeme Beberoğlu’nun “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadiyla açıklamak” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti.

Cezada indirime giden mahkeme 25 yıl hapis cezası verdiği Berberoğlu’nun kararla birlikte tutuklanmasına karar verdi.

Aynı dava kapsamında yargılanan Can Dündar ve Erdem Gül hakkında ise karar vermeyen mahkeme iki sanık hakkındaki dosyayı ayırdı. Gül ve Dündar hakkıdaki yargılama devam edecek.

Tutuklamanın ardından açıklama yapan CHP Milletvekili Engin Altay, “Böyle adalete lanet olsun” dedi.

Altay yaptığı açıklamada, “Hep söylediğim bir sözle başlamak istiyorum. Bir yerde adliyenin olması, orada adaletin olduğu anlamına gelmez” dedi.

CHP’li Altay şöyle devam etti:

“Bugün Türkiye’de yargının tefessül ettiğini, yürütme organının emri altına bütünüyle girdiğinin açık bir örneğiyle karşı karşıyayız. Bir ülkede yargıçlar, diktatörü nasıl hoşnut ederim, vereceğim karar diktatörün bana nasıl sempatiyle bakmasını sağlar, diktatör beni nerelere yükseltir diye düşünüp karar veriyorsa böyle adalete lanet olsun. Bu karar Adalet ve Kalkınma Parti’sinden hoşnut olmayan herkese karşı gözdağıdır.

“Bütün topluma gözdağıdır”

“Demokrasi yürüsün diyen bütün topluma da bir gözdağıdır. CHP’ye yönelik bir devlet zorbalığıdır. En açık diktatörlüklerde bile yapılabilecek büyük bir hakaretle karşı karşıyayız. Ama bilinsin ki CHP, bu ülkenin diktatörün çiftliği olmasına müsaade etmeyecektir.

“Tayyip Erdoğan şunu unutmasın CHP bu yaptıklarını yanına bırakmaz”

“Değerli basın mensupları, bugün görüşülen dosya Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanmasının ana zeminini oluşturan dosyadır. Gün gelecek, bu evraklar, bu dosyalar nedeniyle Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacaktır. Bugün itibarıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Onu öyle bırakmam’ ifadesi gerçek oldu. Ama Recep Tayyip Erdoğan şunu unutmasın, CHP bu yaptıklarını onun yanına bırakmayacaktır.

“OHAL uygulamaları, bir korku imparatorluğu oluşturma çabaları beyhudedir, nafiledir. Önünde daha istinaf mahkemesi süreci varken, yargıtay süreci varken ve TBMM üyesi olmasına rağmen yürütmenin gladyatörü şeklinde karar veren bir hakim tarafından tutuklanıyorsa, bu tuzun koptuğu yerdir. İstanbul Adliye Mahkemesi, bir çadıra, bir sirke dönüştüğünü; soytarıların krala şirin görünmek için bu tarz kararlar vermesini kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.

“CHP bütün üyeleriyle direnecek”

Bu mahkeme kararını aziz milletimizin vicdanına havale ederken, CHP’nin bütün üyeleriyle birlikte direneceğimizi, yargının siyasallaşmasına boyun eğmeyeceğimizi, demokrasiyi yaşatmak konusundaki kararlılığımızı da yüce milletimize beyan ediyorum.”

Çağlayan Adliyesi’ndeki işlemleri süren Berberoğlu’nun daha sonra Silivri Cezaevi’ne sevk edilmesi bekleniyor. Aynı dava kapsamında yargılanan Can Dündar ve Erdem Gül hakkında ise karar vermeyen mahkeme iki sanık hakkındaki dosyayı ayırdı. Gül ve Dündar hakkıdaki yargılama devam edecek. Savcılık 11 Ocak tarihinde yapılan duruşmada esas görüşünü açıklamış Berberoğlu’nun “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan müebbet ve “örgüt üyeliği” suçundan ise 10 yıla kadar hapsini istemişti.

(Hürriyet, T24)

Diyalog Grubu, Yıldırım, Canikli ve Avcı’dan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça için randevu talep etti

Diyalog Grubu’ndan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için ‘başvuruda öncelik’ çağrısı geldi.

Akın Birdal, Ziya Halis, Ufuk Uras ve Binnaz Toprak tarafından Diyalog Grubu adına yapılan açıklamada, Gülmen ve Özakça’nın ölüm orucunda ‘tehlikeli sınır’da oldukları hatırlatılarak durumlarının OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından ilk elde incelenmesi karşılığında hayatlarının kurtarılabileceği belirtildi.

Açıklamada ayrıca bu konuda Diyalog Grubu’nu temsilen yine Birdal, Halis, Uras ve Toprak’ın Başbakan Binali Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli ve ‘akademik kimliğini göz önünde bulundurarak’ Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’dan randevu talep ettikleri ifade edildi.

Diyalog Grubu’ndan yapılan açıklama şöyle:

“15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ve takip eden dönemde çıkarılan KHK’lar çok sayıda vatandaşımızın ölümüne ve yaralanmasına neden olan bu meşum darbeye karışmış kişileri devlet kadrolarından temizleme ve yargılama amacını taşıyordu. Ancak, bu süreç hukuk devleti normlarına uygun olarak işletilmek yerine darbeyle ilgisi kanıtlanmamış, hatta kamuoyunda dini cemaatlere uzaklıklarıyla tanınan şahsiyetler dahil olmak üzere iktidar karşıtı pek çok kişiyi kapsar hale gelmiştir. Haksızlığa uğradıklarını düşünen kişilerin AİHM’ye yaptıkları başvuru sayısı 25 bine ulaşmış, bu sayı AİHM’ye gelen davaların %24.7’sini oluşturmuştur. Bu oranla Türkiye AİHM’de hakkında davası olan ülkelerin ilk sırasındadır. AİHM’nin bu konudaki kararı ise, Meclis’te kurulmuş olan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’na başvurulmadan ve sonrasında Türk mahkemelerinde açılacak davaların sonucu beklenmeden, diğer bir deyişle, iç hukuk yolları tüketilmeden, bu başvuruların ele alınamayacağıdır.

Haksızlığa uğradıklarını düşünen 25 bin vatandaşımızın, haklarını arayabilecekleri hukuk mekanizmalarına erişim kapalı olduğu – ve hatta Türkiye’deki hukuk sistemine güvenmedikleri- için doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmaları, üzerinde düşünülmesi gereken vahim bir tablodur. Bu tablo içerisinde daha da vahim olan ve acilen ele alınması gereken bir diğer konu, işlerini haksız yere kaybettiklerini düşünen ve başka hiç bir çareleri kalmadığı varsayımıyla ölüm orucuna başvuran akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın durumlarıdır. Her ikisi de şu anda ölüm orucunun 102. gününde olup, Ankara Tabip Odası doktorlarının tesbitiyle ‘ölüm riski’ ile karşı karşıyadır. Kamuoyunun önünde bu insanların ölüme terkedilmesi vicdanları yaralamaktadır.

Durumları incelenmeden, ve aynı durumda olan kişilerin başvurularına cevap verilmeden, bu iki kişinin işe iadeleri şu anda mümkün olmayabilir. Ancak, sorunu diyalogla çözüme kavuşturmak, örneğin, en azından OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun ilk elde Gülmen ve Özakça’nın durumlarını incelemesi karşılığında ölüm orucuna son vermelerini sağlamak pekala mümkün olabilir.

Bu amaçla, geçmişte çeşitli partilere mensup milletvekilliği, parti başkanlığı ve bakanlık yapmış kişilerden oluşan, farklı görüşteki toplumsal kesimler arasında köprü kurmak üzere oluşturduğumuz Diyalog Grubu’nu temsilen aramızdan dört kişi bu konuları konuşmak üzere Başbakan Sayın Binali Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Sayın Nurettin Canikli, ve akademik kimliğini gözönünde bulundurarak Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Nabi Avcı’dan randevu talep ettik.

Bu talebimizi kamuoyu önünde bir kez daha yineliyor, bizim aracılığımızla olmasa bile devlet yetkililerinin veya uygun gördükleri bir başka aracı grubun bu iki kişiyle görüşerek acilen eylemlerini sonlandırmalarının sağlanacağını, Meclis Komisyonu’nun bir an önce tüm başvuruları ele alıp sonuca kavuşturacağını, hukuk güvenilirliğini yeniden tesis etmek üzere OHAL ve KHK düzenine son verileceğini ümit etmek istiyoruz.

Diyalog Grubu adına,

Akın Birdal, Ziya Halis, Ufuk Uras, Binnaz Toprak”

(Yeşil Gazete)

Cinayet: Alanya’da 3 caretta caretta boğazı kesilerek öldürüldü!

Caretta caretta adıyla bilinen deniz kaplumbağalarının Alanya’daki yumurtlama alanlarından biri olan Demirtaş Plajı’nda son 15 günde 3 caretta caretta ölü bulundu. Caretta carettaların cesetlerinin fotoğraflarında boyunlarının kesildiği görülüyor.

Antalya’nın Alanya ilçesine bağlı Demirtaş Beldesi’nde, caretta carettaların yumurtlama alanı olan Demirtaş Plajı’nda 15 gün içinde 3 caretta caretta cesedi bulundu. Caretta carettaların boyunlarında, kesici alet yarası olduğu görülüyor.

Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan caretta carettaların öldürüldüğü plaj, Demirtaş Jandarma Karakolu’na 200 metre mesafede bulunuyor. Yeşil Gazete’ye bilgi veren yöre halkı, jandarma karakoluna başvurduklarını ancak konuyla ilgili herhangi bir inceleme yapılmadığını belirtti.

Kumsalın karşısındaki ağaçlık alanda Demirtaş Jandarma Karakolu bulunuyor

Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan ve varlığını devam ettirdiği tüm dünya denizlerinde özel tedbirlerle korunan caretta carettalar, Alanya’da da çeşitli kumsallara yumurta bırakıyor. Temiz denizin kumsalına gece yumurta bırakan caretta carettalar, aynı zamanda temiz denizin de sembolü.

(Can Bursalı – Yeşil Gazete)