Ana Sayfa Blog Sayfa 3105

‘Onsuz ayakta duran bir hayaletim’: Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinin üzerinden 4 yıl geçti

Bugün, Gezi Direnişi’ne destek için Eskişehir’de düzenlenen eylemlerde polisler ve eli sopalı esnaf tarafından dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın 4. ölüm yıldönümü. Ali İsmail’in annesi Emel Korkmaz, “Gelmeyen adaleti bekliyorum” ifadesini kullanarak, “Ali’siz 4 sene Alim ile birlikte çok şey aldılar benden. Onsuz ayakta duran bir hayaletim sadece” dedi.

Gezi Direnişi’ne destek eylemleri sırasında Eskişehir’de 2 Haziran 2013’te polis ve eli sopalı esnaf tarafından dövüldükten sonra 10 Temmuz’da aramızdan ayrılan 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, yaşamını yitireli 4 yıl oldu. Ali İsmail Korkmaz’ın “düşlerini yaşatmak” için kurulan Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), bugün Ali İsmail’in memleketi Antakya’da anma etkinlikleri düzenleyecek. Anma etkinliği, saat 18.00’de Ekinci Mezarlığı’ndaki mezar ziyareti ile başlayacak. Daha sonra, Defne ilçesindeki Sümer Amfi Tiyatro’da saat 20.00’de düzenlenecek etkinlikte Jehan Barbur, Grup Abdal ve ALİKEV Müzik Topluluğu sahne alacak. Ayrıca Ali İsmail’in yeğeni Tuana ve Sanatorium Müzik ve Bale Akademisi öğrencileri bir bale gösterisi yapacak.

“Ali herkesin aklında”

Cumhuriyet’ten Dilek Şen’e konuşan Ali İsmail’in annesi Emel Korkmaz, gelmeyen adaleti beklediklerini yineleyerek, “Ali’siz 4 sene. Alim ile birlikte çok şey aldılar benden. Onsuz ayakta duran bir hayaletim sadece. Alimin adını yaşatabilmek için, diğer çocuklarım için yaşıyorum. Eminim Ali herkesin aklında, eminim unutulmayacak” dedi. İstanbul Maltepe’de dün yapılan ‘Adalet Yürüyüşü’ne değinerek “İnşallah bu yürüyüşten sonra adalet gelir” diyen anne Korkmaz, “Adalet yok. Başka analar ağlamasın, başka evlatlar yitirilmesin” ifadelerini kullandı.

(Cumhuriyet)

7. perde: Suriye barış görüşmeleri bugün Cenevre’de başlıyor

Cenevre’deki Suriye barış görüşmelerine BM’nin Suriye Özel Temsilcisi De Mistura’nın arabuluculuğunda devam edilecek. Son tur görüşmeler Mayıs ayında ilerleme kaydedilmeksizin yarıda kesilmişti.

Suriye barış görüşmelerinin yedinci turu bugün Cenevre’de başlıyor. Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın aracılığındaki görüşmelere iki gün kala ABD ile Rusya arasında Suriye’nin güney batısında ateşkes uygulanması kararlaştırılmış ve ateşkes pazar günü yürürlüğe girmişti.

De Mistura önemli konularındaki derin görüş ayrılıklarını gidermenin şimdiye kadar mümkün olmadığını açıklamıştı. Cenevre müzakerelerinde altı yıldır devam eden iç savaşa siyasi çözüm bulunmasına çalışılıyor.

Yedinci tur görüşmelerin bir hafta sürmesi bekleniyor. De Mistura’nın sözcüsü “ateşkesin görüşmeler üzerinde olumlu etki yapacağını ve diğer bölgelerin de uygulamaya dâhil edilmesinin siyasi süreci önemli ölçüde desteklemesini umduklarını” söyledi.

Mayıs ayında başlatılan son görüşmeler 19 Mayıs’ta ilerleme kaydedilmeksizin sona ermişti. İlerleme kaydedilmesi önündeki en büyük engeli Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın siyasi geleceği oluşturuyor. Muhalefet Esad’ın iktidarı bırakmasını talep ederken, Şam rejimi Esad’ın geleceğini tartışmayı reddediyor.

Beşar Esad Rusya ve İran, bazı silahlı muhalif gruplar ise Türkiye tarafından destekleniyor. Silahlı muhalif gruplar Rusya, İran ve Türkiye’nin yer aldığı Astana sürecini, rejimi destekleyenlere diyaloğa yön verme imkânı tanıdığı gerekçesiyle eleştiriyor.

ABD siyasi sürece katılacak mı?

Barack Obama döneminde rejim karşıtlarını destekleyen ABD, Donald Trump’ın başkanlığa seçilmesinden sonra diplomatik çözüm arayışından çekilmişti. Suriye’nin belli bölgeleri için ateşkes kararlaştırılmasında ABD’nin etkin rol oynamasının Washington’a diplomatik sürece yeniden dâhil olma kapısını açabileceği belirtiliyor.

(Deutsche Welle Türkçe)

Komünist başkandan yeni icraat: 1. Uluslararası Ovacık Sanat Günleri…

2014 Türkiye yerel seçimlerinde Tunceli’nin Ovacık ilçesinden Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile Demokratik Haklar Federasyonu’nun (DHF) ortak adayı olarak belediye başkanı seçilen ve göreve geldiği günden bu yana farklı icraatlarıyla gündeme gelen Fatih Mehmet Maçoğlu, Ovacık’ta ilk kez bir sanat etkinliğine imza atıyor. Ovacık Belediyesi, 24 Temmuz-30 Temmuz arasında 1. Uluslararası Ovacık sanat Günleri Festivali düzenliyor.

Ovacık Belediyesi, 24 Temmuz ile 30 Temmuz arasında 1. Uluslararası Ovacık sanat Günleri festivali düzenliyor. İlk kez düzenlenecek olan bu festivalde müzik, sinema, tiyatro, resim, heykel, felsefe, sosyoloji, kadın, çocuk ve sağlık atölyelerinde çalışmalar yürütülecek.

Türkiye’den bir çok sanatçı, sinemacı, yazar, gazetecilerin de yer alacağı 1. Uluslararası Ovacık sanat Günleri’nde konserler ve söyleşiler de yer alacak.

(CNN Türk)

Düğün salonu olmasın: Aydın’daki Afrodisias Antik Kenti UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne girdi

Aydın’ın Karacasu ilçesinde yer alan Afrodisias Antik Kenti, Unesco Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne girdi.

Polonya’nın Krakow şehrinde gerçekleştirilen UNESCO 41. Dünya Miras Komitesi toplantısında, Afrodisias Arkeolojik Alanı’nın UNESCO Dünya Miras Listesine kaydedilmesine karar verildi.

Afrodisias, Antik Yunan ve Roma dönemlerine ait en görkemli antik kentlerden biri. Tarihte kentin en önemli tanrıçası olan Afrodit Tapınağı ile ünlü olan Afrodisias, MÖ 2. yüzyıldan MS 6. yüzyıla kadar görkemini korudu.

Arkeofili’de yer alan habere göre, kentin kesintisiz olarak bu kadar uzun yerleşim görmüş olması, antik dönemde pek çok önemli gelişmeye tanıklık etmesi açısından da önem taşıyor.

2015 yılında dünya mirası listesine Efes Antik Kenti ve Diyarbakır surları girmişti. 2016 yılında ise Kars’taki Ani Harabeleri listeye alınmıştı. Aphrodisias Antik Kenti, Roma döneminde heykeltıraşlık okulu, tiyatrosu tapınağı, gibi anıtsal yapılarıyla tanınıyor.

2018 yılında düzenlenecek olan UNESCO 42. Dünya Miras Komitesi Toplantısında Türkiye’nin adayı Göbeklitepe Arkeolojik Alanı olacak.

‘Tescilli düğün salonu’ sayısı arttı!

İzmir’in Selçuk ilçesinde bulunan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde olan Efes Antik Kenti’nde geçen ay ortaya çıkan düğün fotoğrafları tartışma yaratmıştı. Afrodisias Antik Kenti’nin de UNESCO Dünya Mirası listesine girmesiyle, ‘tescilli düğün’ yapılacak tarihi alan sayısı artmış oldu!

Kültür Bakanı Nabi Avcı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Hiçbir etkinliğin çevredeki arkeolojik, tarihi dokuya zarar vermesine müsade edilmiyor.” demişti.

Kalıcı listede 17 kültür varlığı

Şimdiye kadar Türkiye’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedilen kültür varlıkları şunlar:

1. İstanbul’un Tarihi Alanları (İstanbul)(1985)

2. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya (Nevşehir, Kayseri)(1985)

3. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas)(1985)

4. Hattuşa: Hitit Başkenti (Çorum) (1986)

5. Nemrut Dağı (Adıyaman)(1987)

6. Xanthos-Letoon (Antalya, Muğla)(1988)

7. Hieropolis-Pamukkale (Denizli)(1988)

8. Safranbolu Kenti (Karabük)(1994)

9. Troya Arkeolojik Siti (Çanakkale)(1998)

10. Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne) (2011)

11. Çatalhöyük Neolitik Kenti (Konya) (2012)

12. Bursa ve Cumalıkızık:Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (Bursa)(2014)

13. Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı (İzmir)(2014)

14. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri (Diyarbakır)(2015)

15. Efes (İzmir)(2015)

16. Ani Arkeolojik Alanı (Kars)(2016)

17. Afrodisyas Arkeolojik Alanı(2017)

(Arkeofili, Yeşil Gazete)

Boğaziçi ve Medeniyet Üniversitesi’nde operasyon: Koray Çalışkan’ın aralarında olduğu 72 kişi gözaltında

Boğaziçi ve Medeniyet Üniveristesi’nde operasyon düzenlendi. Operasyonda aralarında akademisyen Koray Çalışkan’ın da olduğu 72 kişi gözaltına alındı.

İstanbul’da Boğaziçi ve Medeniyet üniversitelerinin çalışanlarına yönelik operasyon düzenlendi. Sabah gazetesi, operasyonun ‘FETÖ’ye yönelik olduğunu ileri sürdü.

Polisin sabah saatlerinde düzenlediği operasyonda, Boğaziçi Üniversitesi’nde görevli akademisyen Koray Çalışkan da gözaltına alındı.

Çalışkan’ın gözaltı haberini CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, “Koray Çalışkan az önce evinde gözaltına alındı. Gerekçe belli değil, ikameti belli bir akademisyen bir kez daha ifadeye davet edilemedi!” ifadeleriyle duyurdu.

(Yeşil Gazete)

Böyle bir şey olabilirmiş! – İrfan Aktan

Bu yazı gazeteduvar.com.tr sitesinden alındı

Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ve Maltepe mitingi nereden bakılırsa bakılsın Türkiye siyasi tarihinin önemli bir kilometre taşıdır. AKP her zamanki gibi manipülasyonlarla, medyası da başını kuma gömerek veya Erdoğan’ın geçen seneki Yenikapı mitingi konuşmasını yayınlayarak bu eylemi görünmez kılmaya çalışsa da, yürüyüş herkesin görebileceği kadar uzun, mitinge katılım ise kimsenin gözardı edemeyeceği kadar büyüktü.

AKP’nin bu büyük mitingin rövanşını almak için daha agresif davranması şaşırtıcı olmaz. Ama bu muhtemel agresif siyasetin tesiri, Kılıçdaroğlu’nun geri adım atıp atmamasına bağlı. Gerçi Kılıçdaroğlu hem yürüyüşte hem de mitingdeki konuşmasında son derece kararlı görünüyordu. Ama bu kararlılığını sürdürmesinde demokratik muhalefetin basıncının belirleyici olacağını unutmamak gerekir.

Kılıçdaroğlu’nun yeni siyaset yoluna hazır hale gelmesi epey uzun sürdü, bir o kadar da ağır bedeller sayesinde mümkün oldu. Ama bu yolculuk bizzat Kılıçdaroğlu’na milyonların bu yolu yürümeye, bir araya gelmeye kendisinden çok önce idmanlı olduğunu da öğretti. İktidarın heyheylendiği her an alttan alan, her destek talebini “ağzımızın tadı bozulmasın” diye karşılayan Kılıçdaroğlu’na milyonlar başka bir yolda kendisiyle beraber olacağını da gösterdi.

Peki Maltepe mitingi “ağzımızın tadı bozulmasın” muhalefetinin sonu mu?

Selahattin Demirtaş, bir yıl önce sokak için şu sözleri sarf etmişti: “15 Temmuz darbesine karşı sokağa çıkana meşrudur da kayyuma karşı, vekil tutuklanırsa sokağa çıkacaklar gayri meşru mudur? Bunlar, ‘sokak tehlikelidir’ falan diyecekler. Kanmayın bunlara. Sokak, demokrasinin en meşru alanlarından birisidir. Sokak meşrudur. Zulme karşı direnmek isteyen herkes için sokak, gösteri meşrudur.”

Kılıçdaroğlu Maltepe’de Demirtaş’ın adını anamadı ama aslında bizzat onun cümlelerini, argümanlarını tekrar etti: “Adalet teslim alınmışsa adalet arayışımızın tek yeri sokaktır. Adalet, adalet, adalet. Sonuna kadar hak. Hukuk, adalet diyeceğiz. Bize diyorlar ki adalete niye sokakta arıyorsunuz. Ama 15 Temmuz darbe girişimini savuşturan parlamentonun onurlu duruşu ve halkımızın sokağa inmesidir. Darbeyi önlerken sokak iyi, adalet isterken sokak kötü!” 

AKP RÖVANŞI 15 TEMMUZ’DA ALMAYA ÇALIŞACAK

Yürüyüşe geçtiği günlerde Kılıçdaroğlu için şöyle yazmıştık: “Kılıçdaroğlu kendi milletvekilinin postunun ucuz olmadığını göstermek için çıktığı yolda hem fiziksel olarak hem de hükümetin antipropagandası dolayısıyla epey zorlanacak ama İstanbul’a vardığında gerçek bir lider haline gelebilecek.”

Maltepe mitingine gelen milyonlarca insan, Kılıçdaroğlu’na bu liderlik vasfını teslim etmeye hazır olduğunu da gösterdi. Ancak Kılıçdaroğlu için liderlik sınavı asıl şimdi başlıyor. Miting konuşması sırasında “korku gömleğini toptan çöpe attık” dese de, iktidarın basıncı Kılıçdaroğlu’nu o gömleği hâlâ üstünde taşıyıp taşımadığını göstermeye zorlayacak.

Elbette ilk raunt, darbe girişiminin yıl dönümü olacak. AKP, önümüzdeki günlerde Maltepe mitingini gölgede bırakmak için çok daha büyük, geniş katılımlı etkinlikler yapmaya yönelecek. Bu da Tıpkı Gezi protestoları sırasında Taksim’deki yüz binlere karşı “yüzde 50’yi zor tutuyoruz” açıklaması gibi muhalefet üzerinde yeni bir basınç yaratmanın aracı olabilir.

İşte böylesi bir dönemde Kılıçdaroğlu yalpalarsa, Adalet Yürüyüşü’ndeki kazanımlarını tıpkı Gezi’de, 7 Haziran’da, 16 Nisan’da olduğu gibi yine heba edecek. Daha da önemlisi Kılıçdaroğlu İstanbul yürüyüşünden geri dönerse, bir daha benzer bir şansı ne kendisi ve partisi yakalayabilir ne de adalet isteyen milyonlar. Buna mukabil AKP, Kılıçdaroğlu’nun yalpalaması, Maltepe Meydanı’ndaki kararlı tutumunu sürdürmemesi halinde yürüyüşünü kayıtlara “iktidarın hoşgörüsü” olarak geçirmekte zorlanmayacak.

TÜRKİYE ADALETİ ANTİ-KÜRT SİYASETLE KAYBETTİ

Kılıçdaroğlu’nun Maltepe’de ilan ettiği 10 madde, kendisi açısından da bir taahhütname olarak kabul edilmeli. Zaten gerek Kürt hareketi gerekse demokratik sol muhalefet ve Maltepe’de buluşan milyonlar, Kılıçdaroğlu’nun kendi ağzından telaffuz ettiği 10 maddenin izini sürüp sürmediğinin sıkı denetleyicisi olacak.

Geçen sene bu vakitler, kendi kitlesinin olmadığı Yenikapı mitingine giderek taktiksel bir hamle yapan Kılıçdaroğlu, sonraki bir yıllık süreçte de iktidarın dümen suyuna gitti. AKP’nin baskıcı rejim tesisinin neredeyse tüm tuğlalarını Kılıçdaroğlu da taşıdı. Ve nihayet kendi eliyle taşıdığı o tuğlaların CHP’nin de etrafını saran bir hapishane duvarı olduğunu bir yıl sonra idrak eden Kılıçdaroğlu, Yenikapı’dan Maltepe’ye dönerek muhalefete yeni bir alan açtı.

Bir kere baskıcı rejimin altında nefes almakta zorlananlar da Kılıçdaroğlu da gördü ki, böyle bir şey olabilirmiş, bir araya gelinebilirmiş, TBMM dışında da muhalefet ve siyaset mümkünmüş. Dünya da 16 Nisan’dan sonra bir kez daha gördü ki, Türkiye toplumunun tümü mevcut rejime biat etmiş, sessizliğe gark olmuş değil.

Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki dönem karşılaşacağı sınavlardan geçmesini sağlayacak temel husus, Kürt meselesine yönelik tutumu olacak. Erdoğan’ın şu an yaratmış olduğu iktidar koalisyonunun tutkalı anti-Kürt siyaset. Bu tutkalı sökmeye çalışmayan her türlü muhalefet ya korkaktır veya dönüştürücü olma niyetinden uzaktır. Kılıçdaroğlu “korku gömleğini çöpe attık” dese de, üzerinde başka bir korku gömleği daha var: Kürtlerle beraber muhalefet etmek. Kılıçdaroğlu için şimdi asıl o gömleği yırtma zamanı.

Çünkü Türkiye adaleti, anti-Kürt siyaset yüzünden kaybetti. Türkiye’nin adaleti bulması da ancak anti-Kürt siyasete karşı yeni bir “buluşmayla” mümkün olabilir. Kılıçdaroğlu’nun liderliğinin de Maltepe’de buluşan milyonların adalet arayışının da kaderini Kürtlere ve Kürt meselesine yaklaşım biçimi belirleyecek. Zira Türkiye adaleti Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Hakkâri’de kaybetti. Adalet de Maltepe’de olduğu kadar Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Hakkâri’de, Muş’ta aranırsa bulunabilir.

İrfan Aktan – Gazete Duvar

Hak, hukuk, adalet…- Levent Gültekin

Bu yazı diken.com.tr sitesinden alındı

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet yürüyücü çok şükür kazasız belasız tamamlandı.

Doğrusu yürüyüşün provoke edilmesinden, kontrol edilemeyecek noktalara varmasından dolayı ilk başlarda çok tedirgindim.

Fakat öyle olmadı.

Hakkını teslim etmek gerekiyor ki, Kemal Kılıçdaroğlu esaslı bir iş yaptı.

Burada asıl önemli olan bütün baskıya, bütün kısıtlamalara rağmen muhalefetin bir şeyler yapabileceğinin görülmüş olmasıdır.

Doğru bir dil, toplumun genelini kuşatıcı bir söylem, herkese dokunacak mesaj içeren bir eylemin toplumda karşılık bulması, milyonlarca insanın bu çabadan heyecan duyması çok kıymetli.

Çünkü adalet hepimizin ortak değeri.

Bir ülkenin temel direği.

Adalet olmazsa ülke olamayız. Varlığımızı sürdüremeyiz. İnsan gibi bir yaşam kuramayız.

Hangi görüşten, hangi inançtan, hangi ideolojiden olursak olalım hepimizin en fazla ihtiyaç duyduğu bir değer.

Bu yürüyüş bize, toplumun bütününe hitap etmenin, toplumu harekete geçirmenin, ortak duygu oluşturmanın çok zor olmadığını gösterdi.

Ayrıştırıcı sloganları, sembolleri, dili kullanmadığımızda bir çabanın toplumda nasıl bir karşılık bulduğunu gösterdi.

Ayrımcılıktan, ideoloji, inanç, mezhep kavgasından yorulan toplumun farklı kesimlerinin ortak bir amaç için kolayca bir araya gelebileceğini gösterdi.

Sadece katılanlar değil, katılma imkanı olmayan, çeşitli nedenlerle katılamayan milyonların da bu yaklaşımdan, bu söylemden, ortak bir değer etrafında toplanmaktan büyük bir heyecan duyduğundan hiç şüphem yok.

“Geç kaldı” diyebiliriz. “Şöyle yapsaydı daha iyi olurdu” diyebiliriz. “Şunu da söyleseydi fena olmazdı” diyebiliriz.

Elbette ki hepimizin farklı bir yaklaşımı var.

Fakat ne dersek diyelim ülkemiz açısından umut vadeden bir tablo çıktı ortaya.

Yanı başımızdaki yol arkadaşımızın kimliğini, inancını, mezhebini, görüşünü sormadan bir araya gelmenin ne kadar kolay, ne kadar heyecan verici olduğunu gösterdi.

Doğru bir amaç için bir araya gelmiş, duygu birliği kurmuş milyonların, bir kişiden büyük olduğunun bir kere daha farkına varmamızı sağladı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun en büyük başarısı o yolu yürüyerek kat etmiş olması değil.

Elbette ki bu da çok kıymetli.

Yürüyüş boyunca kullandığı barışçı dil, seçtiği kelimeler, toplumun farklı kesimlerine değecek mesajlar, tavırlar… en büyük başarısı buydu.

Bu yürüyüşü bir siyasi partinin siyasi eylemi olarak değil, bir ülkenin varlığını koruma, sürdürme, toplumun insan gibi yaşam mücadelesi olarak görmek gerek.

Katılanların hepsi CHP’li değildi. Bu eylemden heyecan duyanların hepsi tek bir görüşe mensup insanlardan oluşmuyordu.

Ülkesi için endişe duyan, ülkedeki haksızlıktan, hukuksuzluktan, adaletsizlikten, ayrımcılıktan canı yanan herkes vardı orada.

2019 için “Bütün güç iktidarda biz hiçbir şey yapamayız” diyerek kapılan karamsarlığın ne kadar anlamsız olduğunu gösterdi.

Kimlik, inanç, ideoloji, mezhep kavgalarından yorulduk.

Bu kavgalarımızla ülkemizi de heba ettik, hayatlarımızı da.

Artık daha fazla devam edemeyiz.

İdeolojik sembolleri, sloganları, söz ve davranışları bir tarafa bırakıp farklılıklarımıza saygı duyarak ortak değerlerimiz etrafında bir araya gelmeliyiz.

Zaten başka da yolumuz yok.

Çünkü bu ülkenin evladı olmak ortak paydası hepimiz için yeter de artar bile.

Çünkü hepimiz kader ortağıyız.

Birimizin yaptığı bir şey hepimizin kaderini etkiliyor.

Birimizin mutsuzluğu hepimizin hayatını cehenneme çeviriyor.

Birimizin yanlış tercihi hepimizin hayatına tesir edecek sonuçlar doğuruyor.

O nedenle bunun farkına varmak, bu yürüyüş ile ortaya çıkan birlikteliği sürdürmek, herkesin özgürce, eşit olduğu bir ülke kurmak zorundayız.

Kendi adıma gittiğim konferanslarda toplumdaki bu duyguyu, bu heyecanı alıyordum.

Adalet yürüyüşü toplumdaki bu duygu birliğinin, bu heyecanın varlığını bütün ülkeye gösterdi ve yaydı.

Daha ne olsun?

Bu heyecanın, bu duygunun toplumda yayılmasına vesile olan ‘Adalet Yürüyüşü’nü gerçekleştiren başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere herkese bu ülkenin bir evladı olarak şükranlarımı sunuyorum.

Umut ediyorum bu yürüyüş hepimiz için daha huzurlu bir Türkiye’nin ilk adımı olur..

Levent Gültekin – diken.com.tr

Yönetmen Şehbal Şenyurt gözaltında

Türkiye’nin ilk kadın kameramanı olarak bilinen belgesel yönetmeni ve yaşam savunucusu Şehbal Şenyurt Arınlı, Bodrum’da gözaltına alındı.

Yaşam savuncusu ve belgesel yönetmeni Şehbal Şenyurt Arınlı, Muğla’nın Bodrum ilçesinde gözaltına alındı.

7 Haziran seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Muğla milletvekili adayı da olan Şenyurt’un Mersin’de yürütülen bir soruşturma nedeniyle gözaltına alındığı belirtildi.

Şenyurt’un Mersin Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi’ne götürüleceği bildirildi.

Avukatları ile görüşen Şehbal Şenyurt’un durumunun iyi olduğu ancak soruşturmanın içeriğine ilişkin bilgi alınamadığı da kaydedildi.

Şehbal Şenyurt kimdir?

Kendini ilk gençlik yıllarından bu yana enternasyonalist bir dünya vatandaşı olarak tanımlayan Şehbal Şenyurt, 1962 Giresun doğumlu.

80’li yıllarda çeşitli gazeteler ve bazı sanat dergilerinde muhabirlik yapan Şenyurt, Filistin halkıyla dayanışma amaçlı pek çok çalışmaya katıldı.

Döndükten sonra mesleki hayatını gazeteci ve belgesel yönetmeni olarak insan hakları mücadelesinden kopmadan sürdürdü.

Azınlık hakları, kadın dayanışması ve ekolojik yaşamın korunması konuları temel çalışma alanları oldu.

Şehbal Şenyurt aynı zamanda Türkiye’nin ilk kadın kameramanı ve çok sayıda belgeseli bulunuyor.

Şenyurt, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Ekoloji Komisyonu üyesi olarak da uzun yıllar faaliyet yürütüyor.

(Gazete Karınca.com)

Kılıçdaroğlu Maltepe’de : 9 Temmuz yeni bir başlangıçtır

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara Güvenpark’tan başlattığı Adalet Yürüyüşü 25 günlük yürüyüşün ardından İstanbul Maltepe’de yapılan büyük bir mitingle sona erdi.

Kılıçdaroğlu CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanarak Maltepe Cezaevine gönderilmesinin ardından Meclis’te hukuk arayışının sonuç vermediğini öne sürerek yürümeye karar vermişti. 25 gün boyunca yol boyu katılımlarla yürüyüş coşkulu bir şekilde sürmüş, “hak, hukuk, adalet” dışında slogan atılmadığı barışçı bir sivil eylem olarak Türkiye siyasi tarihine geçmişti.

Yürüyüş planlandığı gibi 25. gününde kitlesel bir mitingle sona erdi. Başta HDP olmak üzere çok sayıda siyasi parti, sendika ve STK’nın katılarak destek verdiği miting tarafsız gözlemcilere göre 1 milyon 500 bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. CHP dahil hiç bir siyasi parti bayrağının kullanılmadığı mitingde sadece Türk Bayrakları ve Adalet yazılı pankartlar taşındı.

Mitingte bir konuşma yapan Kemal Kılıçdaroğlu 9 Temmuz yeni bir başlangıçtır diye konuşarak bundan sonraki muhalefet hakkında ipuçları verdi. Kılıçdaroğlu konuşmasında 16 Nisan referandum sonuçlarının meşruiyetini kabul etmediklerini de vurguladı.

 

Kılıçdaroğlu konuşmasında 10 maddelik bir adalet manifetsosunu da okudu:

  • 15 Temmuz darbesine açıkça karşı çıkıyoruz ve darbeye karşı çıkan Meclisin rolünü hatırlatıyoruz. Fetullah Gülen Terör Örgütünün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır.
  • Sivil darbeye dönüşen OHAL derhal kaldırılmalı ve hukuk düzeni evrensel ilkelere uygun olarak yeniden tesis edilmelidir.
  • Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmalıdır. Adil yargılanma hakkı eksiksiz bir şekilde uygulanmalıdır.
  • OHAL mağdurlarının yargıya erişim ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan tüm uygulamalara hukuk devletinin gereği olarak son verilmelidir.
  • Sırf Hükümete muhalif görüldüğü için bütün haklarından yoksun kılınan akademisyenler ve diğer kamu görevlileri görevlerine iade edilmelidir.
  • Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalı, medya üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir.
  • OHAL koşullarında, serbest tartışmanın yapılamadığı bir ortamda ve üstelik “devletin bütün imkânları seferber edilerek” gerçekleştirilen Anayasa değişikliği gayrimeşrudur.
  • Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmeli ve toplumsal adaletsizliği yeniden üreten eğitim politikaları değiştirilmelidir.
  • Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara eşit yurttaşlık temelinde son verilmelidir.
  • Barışçıl ve uluslararası hukuka saygılı bir dış politikaya dönüş yapmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine çevirmelidir.

Yeşil Gazete

Masal masal matitas!

Çocuklara masal anlatıp onları çok mutlu ederseniz ve “Bu masalı sevdiniz mi?” sorusunun yanıtı da olumlu ise, işte böyle onların sevgi sağanağı altında kalırsınız

Masal anlatıcılığına ilgim daha çok yeni aslında

Kasım 2016’da, halen ikamet ettiğim Mersin’de Seiba Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı Merkezi kurucularından Nazlı’nın (Çevik Azazi) bir performansına tesadüf etmiştim

Aynı gün evde Seiba hakkında bilgi bakınırken Aralık 2016’da İstanbul’da gerçekleşecek “Masal Evine Giriş” atölyesini öğrendim

Masal Evine Giriş atölyesi. 17-18 Aralık DAM, İstanbul

Gerisi de çorap söküğü gibi geldi
Şubat 2017’de bu sefer İstanbul’a geliş nedenim gene Seiba’nın düzenlediği, “Çocuklara Nasıl Masal Anlatmalıyım?” atölyesi idi
Mart ayı sonunda ise Seiba’dan Ayşe Senem Donatan, masal bu ya, Mersin’e geldi ve “Masalların Aynasında” atölyesini düzenledi

Çocuklara Nasıl Masal Anlatmalıyım atölyesi, 25-26 Şubat 2017, DAM, İstanbul

İlk atölyeden itibaren de masallar ve masal anlatıcılığı üzerine zihin yormaya başladım

Aldığım eğitimler kadar önemli bir katkı da henüz yüzyüze tanışma imkanı bulamadığım, “Masal Terapi” kitabının yazarı Judith Lieberman‘dan geldi

Judith’in Ntv Radyo‘da 2,5 yıla yakın süren ve geçtiğimiz haftalarda veda eden programı “Masal Bu Ya“nın tüm bölümlerini indirip hem konukları hem de birbirinden enfes masalları dinlemek kendi anlatıcılık macerama ciddi katkı sağladı

Da nasıl ki yüzmeyi öğrenmek için tek yapmanız gereken suya atlayıp işe koyulmaksa masal anlatıcılığında da ilk yapmanız gereken masal anlatmaya başlamak

Orda da kısmetim açıktı aslında

Mersin’de arkadaşlarımın, Osmaniye’de kuzenimin, Niğde’de kız kardeşimin, Adana’da Akustik Kültür’den yoldaşlarımın ve  Çanakkale’de Yeşil Gazete’den gönüldaşlarımın işbirliği sayesinde bugüne kadar 10’a yakın kez masal anlattım çeşitli yerlerde

İlk önce Yasemin Sanat Evi‘nde, Mersin

25 Mart 2017 Cumartesi, ilk anlatıcılık deneyimim idi. Yasemin Sanat Evi, Mersin

Ardına gene Yasemin Sanat Evi öğrencilerine ama bu sefer hem Sanat Evi hem Mersin Bisiklet Derneği (Merbisder) hem de Mersin Büyükşehir Belediyesi ortak organizsyonu ile gerçekleşen çevre temizliği etkinliği sırasında İnsu Piknik Alanı‘nda, Mersin

İnsu Piknik Alanı, Mersin

Peşine kızkardeşimin, 8 yaşındaki yeğenimin öğretmeni ile görüşmesi neticesinde yeğenimin sınıfında Niğde

Derken bir köy okulunda öğretmenlik yapan kuzenimin aracılığı ile Osmaniye

Kırmacali Köyü, Osmaniye

Moyo Masal adında bir masal anlatıcılığı ekibi de barındıran harika insanların hayata geçirdiği Akustik Kültür‘de gerçekleşen Masal Gecesi‘nde Adana

Akustik Kültür, Adana

Hiç hesapta yokken Yeşil Gazete geleneksel yaz buluşmaları mekanı Çamtepe Ekolojik Yaşam Kültürü Merkezi‘nde, yıllık toplantımızın ilk günü akşamı, hem de ateş başında, Küçükkuyu

Burda Ümit’den (Şahin) gitar dinliyoruz. Ben masalı hemen öncesinde anlatmıştım

ve en nihayet oğlunun gittiği Kreş’te masal anlatmamı isteyen arkadaşımın aracılığı ile en üstte fotoğrafını da gördüğünüz yer olan Koza Kreş ve Gündüz Bakımevi‘nde, Mersin

Bu en üstteki fotoğrafı sosyal medya hesabımdan paylaştığımda gazetemizin emektarlarından Pınar (Demircan), “Yazsana Yeşil Gazete’ye bu deneyimini” diye önermişti benden rol çalıp

Onun ricasını kırmak elbette olmazdı!

Yukarısı anlatıcılık maceramın bugüne kadarki özeti, aşağısı ise son masal anlatım deneyimimin sosyal medya hesabımdan da paylaştığım detaylı hikayesi

Masallarda buluşabilmek ümidi ile – #anavarrza

Masal masal matitas

7 Temmuz 2017. Koza Kreş ve Gündüz Bakım Evi, Mersin

Çocuklara masal anlatıp onları çok mutlu ederseniz ve “Bu masalı sevdiniz mi?” sorusunun yanıtı da olumlu ise, işte böyle onların sevgi sağanağı altında kalırsınız

Koza Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde 2. masal anlatımımı da gerçekleştirdim

İlkine göre çok daha iyi bir etkinlik oldu

Çocuklar bana, ben onlara daha bir ısındım

2-5 yaş arasını da daha bir tanıdım sanki

Tensel iletişim çok önemli mesela onlarda

Masal anlatımı sırasında biri coşup yanıma geldiğinde, bana sarılmak, dokunmak ya da benim ona sarılmamı ya da dokunmamı istediğinde, haydaaa, hepsi sıraya geçiyor 

Sürekli soru soruyorlar ve her sorularına içtenlikle yanıt verdiğinizde hem size hem de anlattığınıza bağlılık ve güvenleri geometrik olarak artıyor

İlk anlatımda masal diyarına gidiş ritüeli çokta işlememişti

Bu durum benim amatörlüğümden de kaynaklanmış olabilir kuvvetle muhtemel

Ama bu sefer, “Deve Cüce” şarkısı ile turnayı gözünden vurdum .)

Şarkı 1 dk 55 saniye sürüyor

Bu yaş aralığının dikkatini verebilmesi için hayli uzun bir süre

Biz de şöyle yaptık

Önce tüm şarkıyı 2 defa dinledik, sonra da ilk 5liğini çalıştık
ve
Şarkıda geçen hareketleri de aynen tekrarladık

Onlara şarkının hepsini zamanla öğreneceğimizi ve öğrendiğimizde de her masal anlatımı öncesi ve masal anlatımı sonrası giriş ve kapanışı bu şarkı ile yapacağımızı söyledim

Ayşegül Dede‘nin “Hadi Masal Anlatalım” kitabından öğrendiğim bir şey bu da

Çocuklar tekrarlanan ritüelleri çok seviyor ve güven duyguları bu şekilde gelişiyor

Masallara her defasında “Deve Cüce” ile başlamak onların masala yatkınlıklarını ve sonuna kadar masalın içinde kalmalarını da kolaylaştıracak

Şarkıyı da zaten Judith Lieberman’ın NTV Radyo’daki “Masal Bu Ya” programına konuk olduğunda Ayşegül Dede’den öğrenmiştim.

Her ikisine de yürek dolusu teşekkürlerimi sunuyorum

Henüz onlarla yüzyüze tanışamamış olsam da “uzaktan*” çekirgeleri olmaktan ne kadar mutlu olduğumu buradan itiraf etmiş olayım

Haydi, yakalayın, kaçırmayın a dostlar!

Baksanıza gökten 3 elma düştü bile her birimizin kucağına 

#anavarrza

p. s: Judith’in Ayşegül’ü konuk ettiği programı ve “Deve Cüce” şarkısını buradan dinleyebilirsiniz

Şarkı tam olarak programın 12. dk 17. saniyesinde başlıyor”

 

Alper Tolga Akkuş