Ana Sayfa Blog Sayfa 3095

Çin Seddi’nden sonra dünyanın en büyüğü olduğu iddia edilen duvar, maden tehdidi altında

Koza Altın İşletmeleri A.Ş tarafından Giresun ili, Yağlıdere ve Alucra ilçeleri, Çakrak ve Güllüce köyleri civarında 1461 hektarlık alanda maden arama faaliyeti gerçekleştirilecek. Faaliyetin gerçekleştirileceği alanda, Çin Seddi’ndan sonra dünyanın en büyük 2. duvarı olduğu iddia edilen Hacı Abdullah Zade Duvarı da bulunuyor.

Alanda rezerv hesabının ayrıntılı yapılabilmesi amacıyla 39 adet maden arama sondajı ve 12 adet yarma faaliyetinin yapılması planlanıyor. Yapılan arama sonrasında madenlerin yeraltında var olup olmadıklarını saptanacak. Yapılması planlanan 35 Sondaj faaliyetinde yaklaşık 7.900 m2 ve 7 adet yarma faaliyetinde toplam 2.725 m2’lik kısım orman alanı içerisinde kalıyor.

1461 hektarlık çalışma alanı Kuzey ve Güney proje alanı olarak ayrılmış. Kuzey proje alanında yaklaşık 377 hektarı orman arazileri, 78 ha ise şahıs arazilerin, Güney proje alanında 764 ha’lık kısmı orman alanı, 38 ha kısmı şahıs arazileri ve yaklaşık 203 ha kısmı ise kadastro dışı alanlar içerisinde kalıyor.

Her iki proje alanı da güney-kuzey istikametinde Çakrak Deresi ve onu besleyen ırmakların üstünde yer alıyor. Kuzey proje alanının 8 km batısında, güney proje alanının 6 km kuzeybatısında Koçkayası Tabiat Parkı yer alıyor.

Güney proje alanı yanında Çıkrıkkapı obasında dünyanın 2. büyük seddi olarak bilinen “Hacı Abdullah Zade Duvarı” yer alıyor. 1610 yılından bu yana ayakta kalan “Hacı Abdullah Duvarı” olarak bilinen Çıkrıkkapı taş duvarının, dünyada Çin Seddi’nden sonra korunma amaçlı olarak yapılan ikinci büyük duvar olduğu iddia ediliyor. Sadece bir kapısı olan ve 407 yıldır ayakta kalan, 6,5 kilometre uzunluğunda ve 1,5 metre yüksekliğindeki taş duvarı Hacı Abdullahzade’nin 1610 yıllarda Rum işçilerine yaptırdığı biliniyor.

İtiraz süresi 10 gün

Giresun Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü sitesinde 17.07.2017 tarihinde yapılan duyuruya göre Giresun’un Alucra, Yağlıdere ilçelerinde Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından yapılması planlanan Maden Arama Projesi ile ilgili olarak hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu (ÇED), İnceleme ve Değerlendirme Komisyonunca(İDK) tarafından kabul edildi. Komisyonun sonuçlandırdığı ÇED Raporu halkın görüş ve önerilerini almak üzere Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünde ve Bakanlıkta 10 gün görüşe açıldı. Bakanlık halktan gelen görüşler ışığında rapor içeriğinde gerekli eksikliklerin tamamlanmasını, ek çalışmalar yapılmasını ya da İDK’nın yeniden toplanmasını isteyebilir. Görüş ve öneriler için bu süreç içerisinde Giresun Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na müracaat edilmesi gerekiyor.

(Karadeniz İsyandadır)

Bilim insanları: Çin, temiz enerji politikalarına devam ederse hava kirliliği sorunu 2030’da ortadan kalkabilir

Bilim insanlarının araştırmasına göre, Çin’de mevcut temiz enerji politikaları devam ederse ülkedeki hava kirliliği sorunu 13 yıl sonra ortadan kalkabilir.

Çin’in, temiz enerji konusundaki politikalarını sürdürüp planlanan projeleri hayata geçirmesi halinde 13 yıl sonra ülkedeki hava kirliliği sorununun çözülebileceği bildirildi.

ABD, Çin ve Fransa’dan bilim adamlarının, sonuçları “Science Advances” dergisinde yayımlanan ortak araştırmasına göre, Çin’de havadaki zararlı partikül oranını ölçen PM 2,5 değeri geçen yıllarda zirveye ulaşarak metreküp başına 60 mikrogram değerini gördü ve tekrar düşüş ivmesine başladı.

Kentlerdeki nüfusun, doğalgaz ve elektrik gibi temiz enerji kaynaklarına yönelip ısınmak için kömür kullanımını azaltması yoluyla PM 2,5 değerinin, metreküp başına ortalama 5 mikrograma kadar düşürülebileceği ifade edilen araştırmada, mevcut çevre düzenlemelerinin, ülkenin sanayi hareketinin başlatıldığı, havanın temiz olduğu 1980’li yıllardaki haline geri dönmesini sağlamak için yeterli olduğu kaydedildi.

Araştırmada, Çin’de mevcut temiz enerji politikalarının sürdürülmesi durumunda 13 yıl sonra ülke halkının, 1970’li yıllardaki gibi tekrar temiz hava solumaya başlayabileceğini belirten bilim insanları, bunun için de planlama aşamasındaki projelerin kararlılıkla hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

“En karanlık günler geride kaldı”

Araştırmayı yapan ekibe başkanlık eden Pekin Üniversitesinden çevre uzmanı Tao Şu, hükümetin fabrikalara uyguladığı caydırıcı cezalar, daha az enerji tüketen teknolojilerin teşvik edilmesi ve fosil yakıtlar yerine güneş, rüzgar ve nükleer gibi alternatif enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması yoluyla hava kirliliğinin ortadan kaldırılabileceğini bildirdi.

“Hava kirliliği konusunda kara bir tarihe sahibiz ancak en karanlık günleri geride bıraktık.” ifadesini kullanan Tao, araştırmanın gelecek için iyimser olmaya yetecek kanıtlar ortaya koyduğunu aktardı.

Çin, özellikle 2014’ten bu yana çevre ve hava kirliliğiyle mücadele ediyor. Hızlı kalkınma ve sanayileşmenin bedeli olarak Çin’deki büyük şehirlerin çoğu aynı zamanda dünyanın en kirli kentleri arasında yer alıyor.

(BirGün)

Almanya: Türkiye’ye karşı çok sabırlı olduk; yaptırım uygulayacağız

‘Türkiye’ye karşı çok sabırlı olduk’ diyen Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, üç yaptırım planını açıkladı.

Aktivist Peter Steudtner’in Büyükada’da katıldığı bir toplantı sonrasında tutuklanmasının ardından iyice gerilen Almanya-Türkiye ilişkileri ekonomik yaptırıma kadar vardı.

Alman Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın’ı dün görüşmeye çağırmasının ardından, Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel tatilini yarıda keserek Berlin’e dönme kararı almıştı. Gabriel, bugün düzenlediği basın toplantısında Türkiye’ye karşı üç yaptırım başlığından bahsetti. İlki Türkiye’de yatırım yapan Alman şirketlerine artık kredi güvencesi veremeyeceklerini söyledi. Alman şirketlerinin Türkiye’de yatırım yapmalarının bu durumda zorlaşacağını iafede etti. İkinci yaptırım olarak AB’den Türkiye’ye yapılan ekonomik yardımların durdurulmasını isteyebileceklerini ancak bunun için, diğer üyelerle birlikte önümüzdeki günlerde bu konuyu konuşacaklarını ve yardımların durdurulmasını talep edeceklerini ifade etti. Ancak bu durumun çok kolay olmadığını diğer ülklelerle ortak karar alınması gerektiğini de sözlerine ekledi. Üçüncü olarak da Alman vatanadaşlarına Türkiye’ye yapacakları seyahatlerde tehdit altında olacakları ihtimali nedeniyle seyahat uyarısında bulunacaklarını ifade etti.

Almanya Türkiye ile her seferinde diyalog kurmaya çalıştıklarını, sorunları karşılıklı diplomasi yoluyla çözüm bulmak için uğraştıklarını ama her seferinde Türkiye’nin Almanya’yı hayal kırıklığına uğtattığını ifade eden Gabriel, “Bu durumda artık Türkiye ile ilişkilerimiz bu şekilde gidemez yeni bir sürece girmek zorundayız” dedi.

Gabriel “Peter Steudtner’in yakalanması çok önceden planlanmış. Almanya’ya Nazi suçlamaları getirmesine rağmen Türkiye’ye karşı çok sabırlı olduk. Bu her zaman kolay değildi. Türkiye, ülkesindeki hukuksal düzeni tersine çevirmek istiyor. Alman aktivistlerin Türkiye’de tutuklanmasıyla muhalifler susturulmak isteniyor. Türkiye politikasında artık yeni bir yönelime ihtiyaç var. Ankara’da kim bunlardan sorumluysa, bu politikaların sonuçsuz kalmayacağı bilinmelidir. Bu tehdit devam ettiği sürece Türkiye’deki Alman yatırımların devam edeceğini garanti edemeyiz” dedi.

Ayrıca Gabriel, “Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin AB üyelik durumunu ortaklarımızda masaya yatıracağız. Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısı yapmayı da görmezden gelemeyiz. Bu durumda Gümrük Birliği’ni genişletme konusunu görüşmeyi de hayal edemiyorum. Alman hükümeti yeni adımlar atmayı düşünüyor. yaptığım açıklamaların hepsi Başbakan Merkel tarafından da onaylandı. Almanya’dan Türkiye’ye giden herkes için bundan sonra risk olduğunu söyleyebilirim” şeklinde konuştu.

Gabriel, “Türkiye’ye çok sabır gösterdik, tango yapmak için iki kişi gerekir” dedi. Gabriel, Türkiye’nin gözaltına alınan Alman vatandaşları konusunda Almanya’yı her zaman vaktinde uyarmadığını, konsolosluk yetkilileriyle görülme izninin de her zaman garanti edilmediğini söyledi

Almanya Dışişleri Bakanı, “Almanya’da yaşayan Türkiyeli herkes Alman pasaportu olsun olmasın bizim için önemlidir. Bizler Almanya’yı birlikte güçlendirdik, bu insanlar bizim için değerliler” dedi. Gabriel,Türkiye’nin Avrupa Birliği ve NATO değerlerine geri dönmesini talep etti.

Sigmar Gabriel açıklamasında Türkiye’de yapılan darbe girişimi sonrası kapatılan medya ve basın yayın organlarından, onbinlerce insanın cezaevinde tutulması uygulamalarından, her muhalif ve eleştirel sesin terörle ilişkilendiriliyor olduğunu söyleyerek “Hala Türkiye’de idam konusunun masaya getirileceği tartışmaları var. Birileri tarihi geri çevirmeye çalışıyor” dedi.

Alman siyasiler de yaptırım istemişti

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Schäfer, insan hakları aktivistinin gözaltına alınmasının “Almanya açısından kabul edilemez olduğunu” belirtmiş ve tutuklu Alman vatandaşlarının vakit geçirilmeden serbest bırakılması gerektiğini dile getirmişti. Alman siyasiler tutuklamalar nedeniyle Türkiye’ye tepki gösterirken, yaptırım mahiyetinde önlemler alınması gerektiğini belirtiyorlar.

“Bekleme ve susma dönemi bitti”

Alman vatandaşlarının Türkiye’de tehlikede olduğunu söyleyen Sosyal Demokrat Parti (SPD) başbakan adayı Martin Schulz, Almanya’nın Türkiye ile ilişkilerin geleceğinin nasıl olacağı konusunu gözden geçirmesi gerektiğini söyledi.
Alman vatandaşlarının tutuklanmalarını “keyfi” olarak nitelendiren Schulz, Türkiye ile yürütülen gümrük birliğinin genişletilmesi görüşmeleri ve AB tarafından üyelik konusunda yapılan mali yardımların durdurulmasını gündeme getirdi. “Bekleme ve susma dönemi bitti” diyen Schulz, Alman Hükümeti’nin vatandaşlarını koruma konusunda gerekli diplomatik adımları atması çağrısında bulundu.

“Almanya’nın Türkiye’ye tutumu sertleşmeli”

Federal Almanya Adalet Bakanı Heiko Maas da, Peter Steudtner’in tutuklanmasına tepki gösteren siyasetçilerden biri. Bild gazetesine yaptığı açıklamada “İnsan hakları mücadelesi verenler terörist değildir” diyen Maas, “Sayın Erdoğan hapishaneleri kendisini eleştirenler ve karşıtlarıyla dolduruyor. Bu bir hukuk devletiyle bağdaşmaz. Erdoğan Türkiye’yi politik açıdan izole ettiğini ve ekonomik olarak da zarar verdiğini anlamalı” dedi. Maas, Almanya’nın Türkiye’ye karşı tutumunun sertleşmesi gerektiğini söyledi.

“Ekonomik yaptırımlar uygulanmalı”

Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir ise, Deniz Yücel ve Peter Steudtner’in siyaseten esir tutulduklarını savundu. Alman Hükümetinin Türkiye’ye karşı “yumuşak” bir siyaset izlediğini ve daha fazla sessiz kalmaması gerektiğini ifade etti. Özdemir Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırımlar yapılması gerektiğini savundu. İhracat kredileri garantisinin durdurulması gerektiğini söyledi.

Türkiye’de hükümet karşıtları, gazeteciler ve insan hakları savunucularının terörist olarak görüldüğünü dile getirerek “Bir sonraki adımda turistler ve iş dünyası temsilcileri mi bulunuyor?” diye sordu.

“Türkiye AB’ye giremez”

Federal Almanya Meclisi başkanı Hıristiyan Demokrat Parti’li (CDU) Norbert Lammert de bu durumda Türkiye’nin AB üyeliğinin mümkün olmadığını söyledi.

Ayrıca Lammert, mevkidaşı İsmail Kahraman’ı da sert eleştirdi. Almanya meclis başkanı, Kahraman’ın kendilerine muhalif olan politikacılara yönelik “onların dillerini keseceğiz” şeklinde yaptığı açıklamalarının kabul edilemez olduğunu söyledi. Lammert “Seçilmiş bir meclisin başkanının insan haklarını hiçe sayan tarzda düşüncelerini ifade etmesinin gerçek olduğunu düşünmek istemiyorum. Bu şekilde davranan bir Türkiye’nin tabii ki AB’de bir yeri olamaz” dedi.

“Acil seyahat uyarısı yapılmalı”

Sol Parti Milletvekili (Die Linke) Sevim Dağdelen de Alman vatandaşlarının politik esir olarak tutulduklarını öne sürdü. Dağdelen, Bild gazetesine yaptığı açıklamada, “Derhal Dışişleri Bakanlığı Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısı yapmalı, aksi sorumsuzluk olur” dedi.

(Artı Gerçek)

Merhaba; ben Hatice ve Özgen’in annesi, size son mutlu günlerimizin fotoğrafını anlatmak istiyorum – Sunay Sadet

Bu yazı ilk olarak T24’te yayımlanmıştır

Sunay Sadet
Hatice ve Özgen Sadet’in annesi

Size son mutlu günlerimizin fotoğrafını anlatmak istiyorum. Baktıkça ne kadar içten gülümsediğimizi gördüğüm, baktıkça tekrar o zamanlara dönmek istediğim, baktıkça daha da fazla bakmak istediğim…

Bu fotoğraftakiler yanımda olmalarına hasret duyduğum, dünyanın en umutlu gülüşlerine sahip çocuklarımı… Soldaki Suruç’ta katledilen kızım Hatice Ezgi Sadet. Sağdaki ise ortanca kızım Özgen Sadet.

Ben ise bu mutlu günlerin anılarına bakan, çocukları için çaresizlikle yanıp tutuşan bir anneyim… Bu mektubumda sizlere kızım Özgen’in yaşadıklarını anlatmak istiyorum. Maalesef Haticemin acısının ardından Suruç Katliamının yıldönümüne günler kala beni Özgenim’den de ayırdılar.

Suruç katliamının yaşandığı 20 Temmuz benim içimde kanayan bir yara olarak kalacak yaşadığım süre boyunca… 20 Temmuz benim gözümden sakındığım, gülüşüne kıyamadığım biriciğimin, canım Hatice’min katledildiği, yaşamak ağrısının boynuma asıldığı gündür… Onu nasıl toprağa koyduğumu, bu gücü nasıl bulduğumu hala daha bilmiyorum. Bu duygularımı anlatmak için bildiğim tüm kelimeler yetersiz kalır. Onun sesinin, yüzünün, gülüşlerinin olmadığı bir hayat benim için yeterince ağır ve zorken bu fırtınanın bitmek bilmediğini bir kez daha anladım.

Geçtiğimiz ay Gezi anmasının dördüncü yılı için Taksim Dayanışmasının yaptığı bir çağrıyla ortanca kızım Özgen Taksim’e gitti. Olaysız, sıkıntısız geçen bir anmaydı. Ancak ne olduysa bu anmadan sonraki günlerde oldu. Önce arkadaşlarını teker teker göz altına aldılar. 7 günlük gözaltı süresi sonunda bu arkadaşlarını mahkemeye çıkarmak için Çağlayan adliyesine getirdiler. Özgen de bu mahkemeyi dinlemek için adliyeye gitmişti. Telefonda konuştuğumda henüz mahkemenin başlamadığını söyledi. Aradan yarım saat geçmeden Özgen’in gözaltına alındığını söylediler. O an yaşadığım üzüntüyü tarif edemem. Hemen Çağlayan’a gittim, avukatlar ertesi gün mahkemeye çıkarılacağını söylediler.

Yıkılmış bir halde eve geldim. Yolda nasıl geldiğimi, neler yaşadığımı bir ben bilirim… Metrobüste gözlerim yaşlı ama etrafım dolu ağlayamıyorum. Evde gelen giden insanlar dolu ama anlatamıyorum çaresizliğimi, üzüntümü. Neticede yalnızca “Neden Geziye gittiniz?” sorusunun olduğu bir dosya ile Özgen’imi de tutukladılar.

Bir evladımı çocuklara yardım götürdü diye toprağa koydum, bir evladım yalnızca anmaya katıldı diye cezaevine koydum. Aklımda yalnızca mutlu günlerimizin hayali, sanki onlar bana ait değilmiş gibi, ne oldu, ne yaşıyorum, kime, nereye gitsem… Çaresizlik içerisindeyim.

Bakırköy cezaevine götürüldüğünü öğrendim ancak hemen göremedim. Onu görmek için bir hafta beklemem gerekti. Ömrümde yaşadığım en uzun haftalardan biriydi. Geçmek bilmeyen günler, saatler, dakikalar…

Temmuz aylarını hiç sevmem… Bu aylar bana, aileme, çocuklarıma hep yıkım getirdi. Birkaç gün sonra Suruç katliamının yıl dönümü gelecek. Haticem’siz ikinci yıl, sanki hala daha gülümseyerek gelecekmiş gibi.. Aynı acıları yeniden yaşamak neymiş, ben anladım, öğrendim. Onun özlemi, acısı, kederi hala içimde kor ateş, her gün beni bir taraftan kavuruyor. 14 Temmuz bu katliamın ikinci duruşmasının tarihi. Adaletsizlik, çaresizlik bir taraftan beni kemiriyor. Oraya gittiğimde onu alıp geleceğimi, burada kaldığımda mezar taşının altından kalkıp “Anne ben buradayım” demesini, sarılmasını, öpmesini beklemenin hayalleri gözüme görünüyor.

Bu zamanlar Özgen’le aramıza duvarlar girmesi, onla görüşebildiğim dakikaların sayılı olması ve elimden hiçbir şey gelmeyişinin zamanı. Onun sesini duymak, yüzünü görmek, çocuğuma yaklaşmak için cezaevi kapısında beklerken geçen zaman dakikalarla değil, ancak bir ömürle ölçülebilir. 

20 Temmuz 2015 yalnızca bizim ailemiz için değil, yaşadığımız ülke için de birçok adaletsizliğin, haksızlığın, acılarla dolu bir dönemin başlangıcı oldu. Nereye kafamızı çevirsek bir çığlık duyuyoruz “Adalet!” diye. Ben de kendi çığlığımı, sesimi duyurmak istedim.

Roma Bostanı’nda şenlik var: Beyoğlu İmar Planı iptal edildi, Gezi Parkı ve Roma Bostanı kurtuldu

Beyoğlu dernekleri tarafından açılan davada, Beyoğlu Kentsel Sit Alanı Koruma Amaçlı İmar Planları’nın iptaline karar verildi. Karar, Gezi Parkı ve Roma Bostanı gibi önemli alanları kapsıyor.

Beyoğlu semt derneklerinin açtığı davanın sonucu açıklandı. İstanbul 10. İdare mahkemesi Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapma planını da içinde barındıran Beyoğlu İmar Planlarını iptal etti. Karar, Roma Bostanı’na yapılmak istenen sosyal tesisleri, yapımı planlanan camiyi, Galatasaray’a yapımı planlanan otoparkı, Fındıklı Parkı’nı ve bunlar gibi birçok yeşil alanı da kapsıyor.

Danıştay bilirkişi raporunu reddetmişti

Semt Dernekleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2011 yılında hazırlanan ve Taksim cami projesi ve Galatasaray katlı otoparkı dahil, birçok projeye dayanak oluşturan imar planının iptali için Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Beyoğlu Belediyesi hakkında dava açmıştı. İstanbul 10’uncu İdare Mahkemesi’nde görülen davada 1/1000 ölçekli “Beyoğlu Kentsel Sit Alanı Koruma Amaçlı Uygulama Planı” ile 1/5000 ölçekli “Beyoğlu Nazım İmar Planı”na ilişkin 25 Eylül 2013 tarihinde iptal kararı verilmişti. Bir üst mahkemeye taşınan davada, Danıştay 6. Dairesi bilirkişi raporunu reddederek kararı iptal etmişti. Yeni atanan bilirkişi heyetinin raporunu mahkemeye sunmasının ardından yeni karar bekleniyordu. Hâkim onayı beklenen davada son karar açıklandı. Karara göre, Cihangir Roma Bahçesi, Doğan Apartmanı, Galatasaray Lisesi’nin duvarına yapımı planlanan 7 katlı otopark, Fındıklı Parkı, Gezi Parkı gibi bölgede bulunan birçok yeşil alanın herhangi bir betonlaşmadan ‘kötü etkileneceği’ kararı verilerek Beyoğlu İmar Planları iptal edildi.

Mahkeme, yeşil alanlara ilişkin Plan kararlarının uygulanmasının sakıncalarını şöyle özetliyor:

“Beyoğlu gibi yoğun ve sık yapılaşmanın olduğu ve açık alan elde etmenin neredeyse imkânsız olduğu koruma alanlarında mevcut yeşil alanlar içerisinde yapılması öngörülen her türlü yapılaşmanın yeşil alanın niteliğini bozacak ve yeşil alan standartlarını olumsuz etkileyecek bir işlem olacağı, yapılaşma ile ağaçların mevcut durumunun kısmen korunabilse de betonlaşma sonucunda yeşil alan / park niteliğinin ortadan kalkacağı, açık yeşil alanların bir afet durumunda acil toplanma noktaları olarak işlev gördüğü, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 21/13 maddesi de “imar planlarında afet ve acil durumlarda ihtiyaç duyulabilecek açık alan, yol ve diğer mekânsal ihtiyaçlar gözetilir.” ifadesini içerdiği, yeşil alanların kısmi de olsa yapılaşma ile daraltılması ya da tamamen kaldırılmasının acil toplanma noktalarının da daralacağı / yok olacağı anlamına geldiği, mevcut yeşil alanlar üzerine öngörülen her türlü yapılaşma kararının şehircilik ilkeleri ve kamu yararı ile örtüşmediği.”

Emsal olsun, ilham olsun!

Kararı sevinçle karşılayan dernekler tüm İstanbulluları, pazar günü Roma Bostanı’na kararı kutlamaya çağırdı. ‘Emsal olsun, ilham olsun’ diyen dernekler, “Bostan insanlarını, nefes alacağımız alanları kendimizin yaratması gerektiğinin bilincinde olan herkesi, 23 Temmuz Pazar günü saat. 18.00’de Roma Bostanı’nda pikniğe bekliyoruz. Müziği, yiyecekleri, gün batımını ve sevincimizi paylaşıyor olacağız. Toprağa ve birbirimize değmeye devam edelim. Başka bir hayatın mümkün olma ihtimalini seviyoruz” dedi.

‘Sanıksız ve failsiz(!)’ katliam: Suruç Katliamı’nda hayatını kaybeden 33 kişi anılıyor

Suruç’ta düzenlenen canlı bomba saldırısında hayatını kaybedenler katliamın ikinci yılında yapılacak çeşitli etkinliklerle anılacak. Mezarları başlarında anılacak olan 33 düş yolcusu için ayrıca pek çok kentte adalet nöbeti ve yürüyüş yapılacak.

Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015’de radikal İslamcı terör örgütü IŞİD’in saldırısı sonucu hayatını kaybeden 33 kişi, katliamın ikinci yılında anılacak.

Bugün mezarları başlarında anılacak olan 33 düş yolcusu için, katliamın yaşandığı Amara Kültür Merkezi başta olmak üzere pek çok kentte de anma etkinlikleri düzenlenecek.

Eş zamanlı anma programı

Ece Dinç Karacaahmet Mezarlığı’nda, Nazegül Bahar Boyraz Küçükyalı Mezarlığı’nda, Duygu Tuna, Cemil Yıldız ve İsmet Şeker Gazi Mezarlığı’nda, Polen Ünlü ve Hatice Ezgi Sadet Ihlamurkuyu Mezarlığı’nda Vatan Budak Gaziosmanpaşa Karlıtepe Mezarlığı’nda, Büşra Mete ve Alper Sapan Kurtköy Mezarlığı’nda, Mert Cömert Samsun Bafra Mezarlığı’nda, Kasım Deprem ve Osman Çiçek Urfa Suruç Mezarlığı’nda, Veysel Özdemir Diyarbakır Yeniköy Mezarlığı’nda ve Nazlı Akyürek Diyarbakır 450 Evler Mezarlığı’ndaki mezarları başında anılacak.

Adalet nöbetleri ve yürüyüş

Suruç’ta yaşamını yitirenler pek çok kentte yapılacak etkinliklerle anılacak.

Suruç’ta, katliamın yaşandığı Amara Kültür Merkezi’nde saat 11.50’de anma yapılacak.

İstanbul’da Suruç Aileleri İnisiyatifi’nin çağrısıyla yapılacak etkinliğin adresi, her ayın 20’sinde ailelerin buluştuğu Kadıköy Halitağa Caddesi’nde saat 18.00’da gerçekleştirilecek. Burada ‘Adalet Nöbeti’ tutulacak.

Gençlik örgütlerinden ortak yürüyüş

Gençlik örgütleri ise saat 19.00’da İstanbul’un Kadıköy ilçesinde bulunan Süreyya Operası önünde bir araya gelerek Mehmet Ayvalıtaş Parkı’na yürüyecek.

İzmir’de de saat 19.00’da Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde bir anma yapılacak.

Ayrıca Adana’da saat 18.00’da Atatürk Parkı’nda, Ankara’da saat 19.00’da Sakarya Caddesi’nde, Samsun ve Diyarbakır’da ESP il binalarında anmalar yapılacak.

Avrupa’da çeşitli yerlerde anma

Avrupa’da ise İsviçre’nin Basel kentinde, Fransa’nın Bordeaux ve Paris kentlerinde, Almanya’nın Berlin kentinde, Hollanda’nın Den Haag kentinde, İngiltere’nin Londra kentinde bugün anmalar yapılacak.

Almanya’nın Köln kentinde de 21 Temmuz’da bir anma gerçekleştirilecek. Suruç yaralısı Mehmet Lütfü Özdemir’in katılımıyla 22 Temmuz’da Frankfurt’ta, 23 Temmuz’da da Köln’de söyleşi ve anmalar düzenlenecek.

Dosyada bir arpa boyu yol alınmadı

Suruç Katliamı mağdurlarının avukatları, saldırının üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen dava dosyasında kayda değer bir ilerleme olmadığını söylediler. Avukat Gülhan Kaya, “Soruşturma nasıl büyük bir ciddiyetsizlikle başladıysa yargılama süreci de aynı ciddiyetsizlikle devam ediyor” dedi. Avukat Sevda Çelik Özbingöl ise, dosyanın sanıksız ve failsiz bırakılmak istendiğini vurguladı.

Suruç Katliamı sonrası farklı kentlerde peş peşe patlamalar meydana gelirken, üzerinden 2 yıl geçen davada ise bir arpa boyu yol alınmadı. İki yıl içinde 3 soruşturma savcısı, bir kez de mahkeme heyeti değiştirildi. İlk günden itibaren davaya “gizlilik” ve “yayın yasağı” getirildi.

(İlerihaber, Cumhuriyet)

Tutuklanan insan hakları savunucusu: Hakkımızda ifade veren gizli tanık ajan provokatördü

Büyükada’da gözaltına alınan insan hakları aktivisleri hakkında ifade veren açık ve gizli tanıklarla ilgili yeni detaylar açığa çıktı. Çevirmen olduğu iddia edilen tanıklarla ilgili tutuklanan bir diğer insan hakları aktivisti Günal Kurşun, haklarında ifade veren gizli tanığın ajan provokatör olarak görevlendirildiği kanaatinde olduğunu söyledi.

Çevirmen olduğu belirtilen bu tanıklarla ilgili, toplantının tutuklanan moderatörü İsveç uyruklu Ali Ghravi, bu kişilerin provoke edici olduğunu, söylemediği şeyleri de ekleyerek tercümanlık yaptıklarını söyledi.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, dosyada yer alan gizli tanık ifadesini soruşturma savcısı Can Tuncay, hak savunucularının tutuklanması talebine de dayanak yapmıştı. Suçlama konusu yapılan toplantının çevirmenlerinden biri olduğu düşünülen “Gizli tanık 1” ifadesinde, toplantıda şifrelemelerden bahsedildiğini, katılımcılardan birinin dernekte bulunan bilgisayarının polisin eline geçmesi durumunda çoğu kişinin yanacağından bahsettiğini, elektronik cihazlarının polisin eline geçmesinden çok endişe ettiklerini iddia etti.

Dosyanın açık tanıklarından olan çevirmen Ahmet Tunç Tunçten de gizli tanığın iddialarını dile getirdi. Tutuklananlardan İnsan Hakları Gündemi Derneği üyesi Günal Kurşun savcılıktaki ifadesinde, gizli tanığın ifadesinin yalan olduğunu kaydederek, “Derneklerin bilgisayarlarındaki bilgilerin polisin eline geçmesi durumunda çoğu kişinin yanacağı biçiminde hiçbir konu konuşulmamıştır. Bu tamamen gizli tanığın eklemesidir” açıklamasınds bulundu.

“Provoke ediciydi”

Toplantının moderatörü İsveç uyruklu Ali Ghravi de açık ve gizli bir şekilde tanıklık yapan çevirmenlerle ilgili, “Toplantı aralarında polisin tespit edememesine yönelik soruları asıl soran toplantıya 2. gün katılan tercümandır. Tor gibi erişilmesi yasak sitelere nasıl girilebileceği gibi toplantı konusu olmayan sorular sormuştu” dedi.

İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden hak savunucusu Veli Acu ise ifadesinde, 1.5 yıldır Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nda proje uzmanı olarak çalıştığını ifade ederek, “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Türk Kızılayı ve Halk Bankası ile birlikte çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

Tutuklanan Yurttaşlık Derneği üyesi Özlem Dalkıran ise savcılıktaki ifadesinde, hak savunucuları olarak mağdurlardan bilgi toplandıklarını belirterek, toplantıda bu bilgilerin sanal ortamda nasıl korunabileceği ile ilgili konuşmalar yaptıklarını söyledi. Bu verilerin korunmasına önem verdiklerini söyleyen Dalkıran, “Zira bu veriler bizim için de değer olup, bu verileri topladıktan sonra devletle görüşmekteyiz. Amacımız bu verilerin gizlenmesi değil, korunmasına yöneliktir” ifadelerini kullandı.

(Cumhuriyet, T24)

‘O herkesin dostuydu’: Harun Kolçak hayata gözlerini yumdu

Bir süredir tedavi gördüğü hastalık nedeniyle iki gün önce Maslak’taki özel bir hastaneye gelen ve tedavisine hastanede devam edilen ses sanatçısı Harun Kolçak, saat 23.00 sıralarında 62 yaşında hayatını kaybetti. Kolçak’ın doktoru Oktar Asoğlu, ünlü sanatçının prostat kanserine bağlı böbrek yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı. Kolçak’ın cenaze namazının cuma namazına müteakiben Teşvikiye Camii’nde kılınacağı ve Gemlik’e defnedileceği öğrenildi.

Bir süredir prostat kanseri tedavisi gören ünlü şarkıcı Harun Kolçak, dün öğlen saatlerinde aşırı kusma şikayetiyle Maslak Acıbadem Hastanesi’nde kontrol altına alındı. Akşama doğru fenalaşıp yoğun bakıma alınan sanatçı, doktorların tüm çabalarına rağmen kurtarılamadı.

Doktorundan açıklama geldi

Tedavi gördüğü hastanede vefat eden Harun Kolçak’ın doktoru Oktar Asoğlu, ünlü sanatçının prostat kanserine bağlı böbrek yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı.

Cenaze töreni cuma günü

Ünlü sanatçının hayatını kaybettiği hastaneye gelen yakınlarından prodüktör arkadaşı Polat Yağcı ve doktoru Oktar Asoğlu basın mensuplarına açıklama yaptı.

Prodüktör Yağcı, Kolçak’ın cenaze namazının Cuma günü öğle namazına müteakiben Şişli’de bulunan Teşvikiye Camii’nde kılınacağını ve defninin memleketi Gemlik’te yapılacağını açıkladı.

“O herkesin dostuydu”

Öte yandan, vefat haberinin ardından hastaneye gelenler arasında Kolçak’ın yakın dostu, sanatçı Çelik de vardı. Çelik Erişçi de basın mensuplarına bir açıklama yaptı ve Kolçak’ın herkesin dostu olduğunu ve vefatından duyduğu üzüntüyü ifade ederek, “Çok güzel şarkılar yapmış, güzelliklerle dolu, zarif, naif bir arkadaşımızdı. Kaybettiğimiz için üzgünüz. O herkesin dostuydu” dedi.

4 gün önce doğum gününü kutladı

62 yaşındaki Harun Kolçak’ın 4 gün önce doğum gününü kutladığı öğrenildi.

Harun Kolçak’ın son tweet’i “Unutma; sen gelecek planları yaparken, hayat da kendi planlarını yapıyor.” hayranlarını üzdü.

Kolçak’ın 4 Temmuz günü yazdığı “Saçımı, başımı, yediğimi, içtiğimi, kısaca beni unutun, müziğimi dinleyin, şarkılarıma eşlik edin, bu yeter…” mesajı da çok sayıda paylaşım aldı.

Harun Kolçak kimdir?

Sinema sanatçısı Eşref Kolçak’ın oğlu olan Harun Kolçak, 15 Temmuz 1955 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Türk pop şarkıcısı, besteci, söz yazarı ve bas gitaristi gibi farklı kimliklerle tanınan Harun Kolçak, ilk çalışmalarına rock müziğin babası olarak tanınan Erkin Koray’la başlamıştır. Aydın Esen, Neşet Ruacan-Nükhet Ruacan ve Erol Pekcan gibi ünlülerle çalışmış ve müzikal deneyimini artırmıştır.

1991’de Onno Tunç ile ortak yaptığı “Beni Affet” albümü ile büyük çıkış yakaladı. Albümlerinin çoğunda şarkıların söz ve müziği kendine ait olan Kolçak, başka sanatçılara da pek çok eser vermiştir. 1996’da Litvanya’da 13 ülkenin katıldığı “Müzikos Festivalis 96″da “En İyi İkinci Şarkıcı” seçilmiştir.

Kolçak, 2012’de Yeniden Doğuyorum adlı solo albüm çıkarmıştır. Ekim 2013 itibariyle Harun Kolçak&Rock Off isimli grup kurmuştur. Can Güney,Yusuf Tunceli ve Orkun Gezer`in olduğu grubun verdiği ilk performansı Okan Bayülgen`in Makina Kafa adlı programda vermişlerdir.

Harun Kolçak 2014 yılında yakalandığı prostat kanseri nedeniyle ameliyat geçirmiştir. Kolçak, “Ölüm hayatta birçok şeye anlam katıyor. Ölümsüz olsaydık, birbirimize değer vermezdik” sözleriyle hastalığıyla nasıl mücadele ettiğini açıklamıştır.

(T24)

Demirtaş: Türkiye’de kimsenin adil yargılanma hakkı yok; toplumsal mutabakata ‘hayır’ demeyiz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Türkiye’de yargının tamamıyla iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) baskısı ve kontrolü altında olduğunu, kimsenin adil yargılanma ihtimalinin bulunmadığını söyledi.

Kasım ayından bu yana Edirne Cezaevinde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş, avukatı aracılığıyla Reuters haber ajansının sorularını yazılı olarak yanıtladı.

Demirtaş, “Türkiye’de şu anda yargı tümüyle AKP’nin baskısı ve kontrolü altındadır. Hiç kimsenin adil yargılanma ihtimali yoktur. Hukukun üstünlüğü değil, AKP’nin çıkarlarına ve beklentilerine göre işleyen bir yargı mekanizması vardır” dedi.

Kendisinin ve HDP’li diğer milletvekillerinin tutuklanmasını “siyasi bir karar” olarak nitelendiren Demirtaş, bunun anayasa, yasalar ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına açıkça aykırı olduğunu savundu.

Demirtaş, HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ ile birlikte Suriye’de bulunan Kobani’ye Türkiye’den koridor açılması talebiyle Ekim 2014’te düzenlenen protesto gösterileri için yaptıkları çağrılardan dolayı “suç işlemeye tahrik” ve “halkı isyana teşvik” suçlamalarından dolayı tutuklanmıştı.

HDP’nin halen 11 milletvekili tutuklu.

Son olarak Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun da MİT TIR’ları davasında 25 yıl hapis cezasına çarptırılması ve tutuklanıp cezaevine konulmasının ardından tutuklu milletvekili sayısı da 12’ye çıkmıştı.

‘Adalet ve demokrasi için toplumsal mutabakatlara hayır demeyiz’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto etmek amacıyla Ankara’dan İstanbul’a 25 gün süren bir “Adalet Yürüyüşü” gerçekleştirmişti.

Reuters’ın bu yürüyüşle ilgili sorularını da yanıtlayan Demirtaş, şunları söyledi:

“Adalet için bütün toplumun birlikte hareket etmesi gerekir. Parlamento içinde ve dışında demokrasi ve adaletten yana olan herkesin işbirliği yapabilmesi ve Türkiye toplumunun ortak çıkarları etrafında bir araya gelebilmesi lazım. Biz CHP ile siyasi bir ittifak arayışında değiliz. Ama adalet ve demokrasi için toplumsal mutabakatlara ‘Hayır’ demeyiz.”

(BBC Türkçe)

Akademi her yerde – Göknur Yumuşak

Türkiye’de son bir yıl içerisinde binlerce akademisyen işten atıldı. Çoğu barış imzacısı ve KESK üyesi olan akademisyenler bir gecede KHK kararıyla işsiz ve parasız kaldılar.

Kadınlar ekonomik özgürlüklerini kaybettiler.

Bu akademisyenlerin yurtdışına çıkmaları yasaklandı. Okullar boşaldı; öğrenciler öğretmensiz kaldılar.

Onlarcası intihar etti ve öldü. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça  131 gündür halen ölüm orucundalar. Ekmek parası için  ölüme yattılar.

Oysa  bir akademisyen kolay yetişmiyor. Yıllarca gece gündüz çalışarak akademik kariyerlerine kavuşabiliyorlar ancak. Lisans mezunu bir kişi Profesör oluncaya kadar en az 15 yıl sürekli evde ve işte çalışıyor.

Özellikle kadınlar bu süreçte daha da çok zorlanıyorlar. Evle ve  annelikle ilgili  sorumlulukları arasına akademik kariyer için çalışmalarını  sıkıştırıyorlar.

Ege üniversitesi Felsefe Anabilim Dalı Başkanıyken KHK kararıyla barış imzacısı olduğu için işten atılan Prof.Dr.  Nilgün Toker bir makale için aralıksız kırk sekiz saat çalıştığım oldu diyor.

İzmir’de de bir çok akademisyen işten atıldıar. İlk barış imzacılarından on bir kişi Ege Üniversitesinden, en son da aralarında Prof.Dr.Cem Terzi’nin de bulunduğu 11 akademisyen de Dokuz Eylül üniversitesinden rektör kararıyla işten atıldılar.

Ege üniversitesinden atılan akademisyenler “Akademi her yerde” diyerek bir dizi çalışmalar yaptılar.

Dayanışma Akademisi olarak sekiz buluşma gerçekleştirdiler. Büyük salonlar da yapılan bu çalışmalarda her buluşmada iki akademisyen kendi alanlarıyla ilgili dersler verdiler. Bu buluşmalara ilgi çok yoğundu.

Yine işsiz kalan bu akademisyenler başka bir çalışma olan “Göç okulu” projesini hayata geçirdiler.

“Göç”  son yıllarda Türkiye’de en önemli konulardan birisi . Çünkü  ülke içinde yaşanan savaştan dolayı binlerce insan yaşadıkları kentlerden başka kentlere göç etmek zorunda kaldılar. Yine yurtdışından çok fazla göç aldık. Binlerce sığınmacı Türkiye’ye geldi. Bu yoğun haraketlilik bir çok sosyolojik sorunu da beraberinde getirdi. Dolayısıyla” Göç Okulu projesi” çok önemli bir çalışmadır. Göçle ilgili toplumsal çalışmalar yaygınlaşmalıdır.

Bu okulla ilgili Ege Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğretim görevlisiyken işten atılan Yar. Doç. Lülüfer Körükmez Kaya ile bir söyleşi yaptım.

Ege Üniversitesinden atılan on bir kişiden dokuzu KHK kararıyla ikisi de rektör tarafından işten atılmış. Akademisyenlerin çoğu sosyal bilimlerden.

Halk sağlığı:           Aslı Davas, Feride Aksu, Zeynep Varol.

Felsefe:                  Nilgün Toker Kılınç,  Zerrin Kurtoğlu Şahin,  Serdar Tekin.

İletişim:                  Hanifi Kurt.

Uluslarası ilişkiler: Cansu Akbaş Demirel.

Psikoloji:                Melek Göregenli .

Sosyoloji:               Nilüfer Körükmen Kaya.

Bu akademisyenler üniversite dışında nasıl çalışabiliriz diye düşünmüşler. Hepsi de göç konusunda çalışıyorlarmış “Hak ihlalleri”  alanında çalışmalar yapmışlar. Sonunda böyle bir proje çıkmış ortaya.

”Göç” insan  hakları temelinde tartışılacak bir modül oluşturuyor diyor Nilüfer hoca.

Başka kentlerdeki üniversitelerden atılan ve İzmir’de yaşayan akademisyenleri de  göç okulunda ders vermeye dahil etmişler.

Her hoca okulda bir ders vermiş. On dört akademisyen görev almış. Okul Pazartesi ve Perşembe günleri hizmet vermiş.

Okul iki ay sürmüş.

Göç ve insan hakları bağlamında; göçün farklı boyutlarının tartışıldığı dersler hazırlamışlar.

Bu dersler şunlar:

Haklara sahip olma hakkı,

 Göç temel kavramlar ve hukuki çerçeve,

Göç ve vatandaşlık,

Göç ve dayanışma politikaları,

Göç entegrasyon ve ayrımcılık,

Göç sağlık hakkı ve hizmetlere erişim,

Göç ve medya,

Göç ve çevre,

Göç ve işçi sağlığı,

Göç ve kadın emeği,

Göç tomlumsal cinsiyet ve  sağlık,

Göç ve yoksulluk,

Göç ve sinema.

Bu okul Ata Soyer  Sağlık ve Politika Araştırmaları Derneğinin bürosunda faaliyet göstermiş.

Okulun öğrencileri lisans yada lisans üstü eğitim görmüş yada halen eğitim gören farklı  disiplinlerden oluşmuş.

Okula talep çokmuş.80 kişi başvurmuş.20 kişi almışlar. Eylülde yine bir sınıf açılabilir diyor Lülüüfer hoca.

Bu tür açık eğitimlere devam edebileceklerini; çünkü bu konseptteki programlara ihtiyaç olduğunu     avukatlar ve başka aktivistlerin de çalışabileceklerini söylüyor Lülüfer hoca.

Başka kentlere de bu çalışmayı taşımak isteyenler olmuş. Sivil toplum kuruluşları bir çok kentten talep etmişler. Bu anlamda bir örnek oluşturmuş İzmir’deki bu çalışma.

Akademisyenler ortaklaştıkları benzer çalışma alanlarını bir araya getirip çalışmaya başlamışlar.

Bu çalışmayla görmüşler ki göç konusunda bilgi açlığı var. Çoğu kimse bir şey bilmiyormuş.

Nilüfer hoca, göç ve emek, göç ve sağlık, göç ve vatandaşlık, göç ve ayrımcılık hepsi bir arada interdisiplinli bir çalışmadır pratikte bunu başardık diyor. Bu bilgiyi üniversite dışına çıkarmak başka bir biçimde üretmek; hedefini mütevazı adımlarla becermeye çalıştıklarını söylüyor.

“Bizler önümüzdeki süreçte bilgiyi üretmek, bilgiyi tüketmek ayrımında birlikte üretmeye umutları küçük adımlar atarak motivasyonu başardık” diyor.

Okulda her gün iki üç akademisyen bulunuyormuş.

Birisi günün nöbetçisi diğeri ders veriyor bir başkası da  destek amaçlı geliyormuş.

İki derse konuk öğrenci olarak katıldım. Çok verimli  ve keyifli geçiyor dersler.

Öğrencilerin bir kısmı göç konusunda sivil toplum kuruluşlarında  çalışıyorlarmış.

Dersler 13 Nisan 2017 de başlamış, 4 Haziran 2017 de  sona ermiş.

Okulun sonunda öğrenciler birer ödev hazırlamışlar. Ödevini teslim eden  öğrencilere sertifikalar verilmiş.

Bilim insanlarının  görevlerine son verilerek bilim yok edilemez. Akademi her yerdedir. Bilimsel bilgiler her yerde insanlara ulaşabilir.

Başka bir akademi mümkündür.

Başta Nuriye Gülmen ve Semih Özakça olmak üzere KHK ile işten atılan bütün barış imzacısı ve KESK üyesi  akademisyenlerin görevlerine dönerek bilimsel çalışmalarına devam ederek bilgilerini paylaşabilecekleri güzel günler umuduyla…

 

Göknur Yumuşak