Ana Sayfa Blog Sayfa 3094

ALF kürk çiftliğini bastı: Kürkü için kafeslerde tutulan on binlerce mink doğaya salındı

ALF kürk çiftliğine girdi, on binlerce mink doğaya salındı.

AppleMark

16-17 temmuz gecesi Eden Valley, Minnesota’da bulunan Lang Çiftlikleri’ndeki kafeslerin kırılmasıyla 30-000 – 40,000 arası mink doğaya salındı. Kürk çiftliği etrafındaki çitler aşıldı, tek tek bütün kafesler açıldı.

Minnesota’daki mink sayısı oldukça fazla ve eyaletin sulak bölgeleri ve su yollarında bu hayvanları yakalamak son derece kolay.

Medyaya olayla ilgili yapılan açıklamada militan hayvan hakları eylemcilerinden kuşkulanıldığı ve zararın 750,000 dolardan fazla olduğu söyleniyor.

ALF nedir?

Animal Liberation Front ismindeki birbirini tanımadan toplanan hayvan özgürlüğü için çalışan, endüstriye ve kapitalizme karşı bir anarşist topluluk. Topluluk üyeleri, hayvanları doğayı salarken, hayvanların esir tutulduğu kuruma da kalıcı teknolojik hasar veriyorlar.

(Yeşil Gazete)

“Mersin’de doğa harikası koy bir bakanın akrabasına kiralandı, inşaat çalışmaları başladı”

CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Mersin Silifke’deki doğa harikası koyun bir bakanın akrabasına kiralandığı iddiasını TBMM’ye taşıdı.

CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Mersin’in Silifke ilçesinde 190 dönümlük doğa harikası koyun 49 yıllığına bir bakanın akrabasına ait özel bir şirkete kiralanarak inşaat yapıldığı iddiasını TBMM’ye taşıdı.

Atıcı, Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Yeşilovacık Mahallesi’nin doğal güzellikleri ile bilinen koyun özel şirkete kiralandığını belirten Atıcı, “Böylece dünyaca ünlü koylarda hem deniz hem orman talan ediliyor. Çam ormanlarının denizle buluştuğu ve iki doğal koyun iç içe olduğu bu güzellikler son günlerde iş makinelerinin esareti altında kalmıştır” dedi.

Bölgede orman alanında 3’er katlı en az 30 villa yapılmasının planlandığı ve ruhsat verilmediği halde inşaat faaliyetlerinin başladığının tespit edildiğine dikkat çeken Atıcı, “Bu ormanlık alanın bakanlardan birinin akrabalarına verildiği iddia edilmektedir” dedi.

Atıcı şu sorulara cevap verilmesini istedi:

“Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na ait olan bu arazi hangi yöntemle, kaç yıllığına ve kimlere kiralanmıştır? Bu alanın kira bedeli ne kadardır?

190 dönümlük mesire alanına 3’er katlı 30 villanın yapılacağı, ayrıca çadır ve karavan tesislerinin de ekleneceği doğru mudur?

Mesire alanı içinde bulunan iki doğal koyun, hazırlanan projeye göre ‘Erkekler ve Kadınlar’ plajı olarak ayrılacağı gerçek midir?

İlgili belediye tarafından henüz bir ruhsatlandırma işlemi yapılmamasına rağmen, kanunsuz şekilde yapılan inşaat çalışmalarıyla ilgili herhangi bir yasal işlem yapılmış mıdır?

Ormanlık alanı kiralayanlar arasında Bakan akrabaları olduğu iddiaları doğru mudur?”

(Evrensel)

Mavi altın: Su – Gökçe Atik

‘’Binlercesi aşksız yaşamıştır, ama biri bile susuz yaşamamıştır.’’

Şair Wystan Hugh Auden, Her şeyin bir sırası var

Bir ailenin ya da bir kişinin bütçesinin %2’den fazlası su teminine gidiyorsa, o su çok pahalıya satılıyor demektir. (ABD Çevre Koruma Ajansı’nın analizi) Türkiye’de 2015 yılında Su Hakkı Kampanyası tarafından dört büyük şehir olan İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa’da yapılan, çekirdek aile ve asgari ücret kapsamında, su temininin ne kadar olduğu konulu çalışmada %17 oranında bütçeden su harcaması yapıldığı ortaya kondu. Ne suyu satın almak zorundayız şirket tekellerinden ne de suyun hapsedilmesine göz yummalıyız Su bir eşya değildir, can hakkımızdır.

Derin su avcıları

Dünya Ekonomik Forumu için 2014 yılında hazırlanan Risk Raporu’na göre su kıtlığı, dünyadaki en önemli üç risk arasında yer alıyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF)  Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, 1970’den bugüne tatlı su ekosistemi %37 ile kayba uğramıştır. Dünyamızın sadece %2.5’lik oranını kaplayan tatlı su kaynakları aynı zamanda hayvan türlerinin %10’unun yaşayabildiği, beslenebildiği alanlardır. Birleşmiş Milletler(BM), hükümetler, şirketler ellerinde tuttukları suyumuzu serbest piyasa koşullarında bizlere şişelenmiş olarak satarlerken küresel ölçekte su kıtlığı yaşanan dünyamızda temiz su kaynakları tükeniyor. Su kıtlığı, en fazla görmezden gelinen sorundur ve dünyadaki tüm yaşamı etkiler, etkilemektedir. Özellikle sanayi devriminin başlangıcından bu yana artan nüfus ve nüfusun artmasıyla artan su ihtiyacı, endüstrileşme ile beraber suyun piyasalaştırılması, kirletilmesi, çevre kirlilikleri, sürdürülemez şekilde suyun aşırı kullanımı küresel su problemleri yaşamamıza sebep oluyor.

2012 verilerine göre küresel şirketlerin pazar payları

 

Türkiye’nin dehidrasyon tepkimesi

‘’Şirketlerin , denetçi gözetim veya hükümet kontrolü olmadan, tabiatın koruması ve bütünleşmiş ekosistemleri su yağmacılığından koruma ihtiyacı olmayacaktır.’’

Mavi Sözleşme, Maude Barlow

Günümüz hükümeti kamusal altyapılara ve su hizmetlerine yatırım yapmak yerine, barajları su  krizinde kullanılabilecek tek çare olmadığı yönündeki deneyimlere rağmen özel şirketlere ve yabancı yatırımcılara suyumuzu satıyor ve barajlar yapmalarına izin veriyor. WWF 2014 Türkiye’nin Su Riskleri Raporu’na göre ülkemizde işletme, inşaat ve planlama aşamasında olan toplam 1.589 HES (Hidro Elektrik Santral) vardır.

Hala Türkiye’nin su zengini  bir ülke olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır değil ve aksine Türkiye su fakiri olma yolunda emin adımlarla yürümektedir. Su politikalarının ekolojik bakış açısından uzak uygulamalarla hayata geçirilmesi, kuraklığa, insanların temiz suya ulaşamamasına neden oluyor. Bunların yanında şirketlerin suyu usulsuz ve aşırı kullanımı krizi büyütüyor. İzmir Kemalpaşa’da tesisleri olan Coca Cola, tesislerde kullanmak için her yıl 1 milyon metreküp yer altı suyunu çekip, savunmasını da, ‘’sanayicinin üretim yapması gerek’’ diyerek yapıyor. Devlet bu konuda bir yaptırım uygulamıyor ve suyu insan hakkı olarak koruma altına almıyor. Elbette sadece İzmir söz konusu değil, Hindistan’da da yer altı sularını tüketen ve kirleten Coca Cola ve benzeri küresel şirketler var.

Şirketlerin suyu aşırı ve verimsiz kullanması su krizinin sebeplerinden biri ve Türkiye’de etki alanında. Bunun yanısıra tarımda kullanılan suyun, modern sulama yöntemleri olan damla, yağmurlama yerine geleneksel metodlarda devam ettirilmesi, madencilik ve kentleşme de susuzluğa sebep oluyor. Var olan suyumuz sanayi faaliyetlerince kullanılırken aynı zamanda da kirletiyorlar.

Su hakkı mücadelesi

Suyu metalaştırıp satan şirketler tüketicilere çevreci yalanları söylüyorlar. Petrol kaynaklı üretilen plastik şişe üretimini durdurduklarını ve yerine PLANTBOTTLE dedikleri bitki kaynaklı üretime geçtiklerini ilan ediyorlar. Fakat Plantbottle üretimi için şeker kamışı kullanılıyor ve şeker kamışları da yoğun olarak su isteyen bitkilerdir. Bunun yanında şirketler, su  varlıklarını korumak için, yağmur hasadı sistemini kullandıklarını belirterek kendilerini çevreci ilan edip, yeşil gösterişler yapıyorlar. Bunlar su kaynaklarının tükenmesinin ve kirletilmesinin önündeki engel baraj yalanlarıdır. Gerçek çözümlere yaklaşabilmek için daha temele inmek gerek. Ekolojik su politikaları ile su döngüsüne aşırı müdahaleyi ortadan kaldırabilecek çözümlerden biri ulaşım, kentleşme, konut, beslenme ve turizm alanlarında uzun vadeli köklü politik değişikliklere gitmektir. Kentlerin büyüme hızı azaltılması, kent ekolojisi fikirleri üretilmeli, köyden kente göç sebeplerinin iyileştirilip göçün azaltılması ve kent nüfusunun küçük yerlere teşvikinin sağlanması gerekli. Sanayinin kullandığı suyun içme suyumuzu kirletmesinin önüne geçilmelidir. Sanayi kentin atık suyunu arıtıp kullanabilir. Evsel su israfının azaltılması yönündeki çalışmalar da gerekli fakat kaçak su kullanımının başında gelen sanayi tesisleri ve iş yerlerinin yanında önemi büyük değil.

Gökçe Atik

Son olarak, Mavi sözleşme kitabında Maude Barlow: ‘’Dünyadaki okyanuslar çoğu nükleer güçle çalışan deniz suyu arıtma tesisleriyle kuşatılacak: şirketlerin denetimi altındaki nano teknoloji lağım sularını temizleyerek onu özel kamu hizmetleri şirketlerine satacak, o şirketler de çok büyük karlarla o suyu bize geri satacak: zenginler yalnızca dünyanın kirlenmeden kalmışaz sayıdaki bölgesinde bulunan veya şirketlerin makinelerle bulutlardan elde ettiği suyu şişelenmiş olarak içerken, gittikçe artan sayıda yoksul susuzluktan ölecek.’’Diyor.

Su krizi bilim kurgu senaryosu değildir, 30 yıl gibi kısa sürede karşımıza çıkabilecek gerçeklerdir.

 

 

Alevilikte cinsiyet ve LGBTİ’ler – Ali Kenanoğlu

Bu yazı Evrensel gazetesinden alınmıştır.

Yaygın inançlar ya da kitaplı dinler diye adlandırdığımız Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta; Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transgender ve İnterseks (LGBTİ) cinsel kimliğine sahip kişilere yaklaşım çok katıdır.

Her yıl Onur Yürüyüşü yapmak isteyen LGBTİ’lere karşı en büyük tehditler “milliyetçi Müslümanlar”dan gelmektedir. Zaten Türkiye’de milliyetçilik yani Türkçülük ile Müslümanlık birbirinden ayrı düşünülmemektedir. Türkiye’deki milliyetçilik Sünni Müslümanlıkla bütünleştiği takdirde kabul görmektedir. Zira 1980 öncesinde Türkmen Aleviler Türk olarak kabul görmemekteydi, yine cumhuriyetin ilk yıllarındaki mübadelelerde Hristiyan Gagavuz Türkleri sınır dışı edilmişlerdi.

Semavi dinlerin LGBTİ’lere karşı yaklaşımlarına karşı Antikapitalist Müslümanlar gibi kimi Müslümanların yaklaşımları farklı olsa da genel kanaat ve uygulama “sapık, sapmış” tanımlamasıdır. Bu tanımlama karşısında da LGBTİ’lere karşı yapılan her türlü kötü muamele ve saldırılar hatta katliamlar makul görülmekte adeta “hak ediyorlar” şeklinde değerlendirilmektedir.

Semavi dinlere mensup LGBTİ’lerin cinsel kimliklerini gizlemeden ibadet etme imkanları bulunmamaktadır. Çünkü girecekleri camide her şeyden önce can güvenliği sorunu olduğunu hepimiz yaşadığımız olaylardan biliyoruz.

Alevilikte ise cinsiyet ayrımı yoktur. Alevilerin toplu ibadeti olan cemde bulunan herkese “Can, Cem Erenleri” gibi tanımlamalar yapılır ki bunlar cinsiyetsiz tanımlamalardır. Alevilikte cinsiyet ayrımı yoktur ama Aleviliği kavrayamamış kimi Alevilerde diğer inançlarda olduğu gibi kadın-erkek ayrımı ve LGBTİ ayrımı da vardır.

Tarihte ve günümüzde de çokça örneği olduğu halde kimi Aleviliği kavrayamamış, anlayamamış, özümseyip benimseyememiş Aleviler kadınların posta oturup cem yürütemeyeceğini dahi savunmaktadırlar.

Birkaç gün önce Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu son yılların en önemli açıklamasını yaptı ve bugüne kadar belki de bir vesile olmadığı için kamuoyuna deklare edilmeyen LGBTİ cinsel kimliğine sahip canlara Alevilerin bakışını ortaya koydular.

“İnancımızın kâbesi insan, yolcusu can”dır başlığıyla verilen açıklamada şu önemli cümlelere yer verildi; “Kurumumuz, LGBTİ (Lezbiyen, gey, biseksüel, transgender ve intersex) bireylerine yönelik toplumda var olan genelgeçer tüm önyargıları yok saydığı gibi bu önyargılardan kaynaklı mesnetsiz argümanları da tartışmaya değer görmemektedir. AKP başta olmak üzere muhafazakâr kesimlerin savunduğu ve eşcinsellerin kamusal alanda temsilini güçleştiren tüm yaklaşımları reddediyoruz. Kurum olarak salt Alevi toplumuna yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık politikalarına karşı mücadele etmiyoruz. Ümmetçi toplumlarda var olan cemaat kavramından ziyade ‘Can’ kavramını öne çıkaran inancımız, her türlü ayrımcılığı reddeder. Kâbesi insan olan Alevi toplumu, yaratılan her şeyi Hak’kın yansıması olarak görür. Öğretimiz; dil, din, mezhep, renk, cins ayrımı yapmaz. İnsan en kutsal değerdir.

Başta kadınlar olmak üzere, toplumun tüm bireylerinin gasp edilen haklarının teslim edilmesi, erkek egemen bir anlayıştan uzak ve cinsiyetler arası eşitlik idealine dayalı bir toplumsal düzeni savunuyoruz.

Ayrıca özel hayatın dokunulmazlığı ve mahremiyetinin garanti altına alınmasını, toplumsal kin ve nefret suçlarının sonlandırılmasını talep ediyoruz. Bu noktada toplumun tüm bireyleri dâhil olmak üzere insan haklarına saygılı olmayı esas alıyoruz.”

Alevilikte cinsiyet kimliklerine bakışı en iyi Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin şu sözleri özetlemektedir.

“ Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde,
Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde.
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok,
Noksanlıkla eksiklik senin görüşlerinde “

Aşk ile…

Bu yazı Evrensel gazetesinden alınmıştır.

Rize’de taş ocaklarına karşı çıkan şair İbrahim Karaca: Doğu Karadeniz’in posasını çıkarmak istiyorlar

Rize’nin Pazar ilçesinde deniz doldurularak yapılması hedeflenen havaalanı için Pazar’ın Subaşı, Hisarlı ve Sivrikale köylerini kapsayan taş ocakları yapılması planına tepki gösteren yaşam savunucuları, “Bizim yaptığımız kendi yaşam alanına sahip çıkmak. Bu nedenle bizim meşrudur” diyor.

Şair İbrahim Karaca

Rize’nin Pazar ilçesinde deniz doldurularak yapılması hedeflenen havaalanı için Pazar’ın Subaşı, Hisarlı ve Sivrikale köylerini kapsayan taş ocakları yapılması planına ilişkin yönelik yaşam savunucuları, 12 Temmuz’da bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada şirketin, yargın sürecini beklemeden çalışmalarına başladığına dikkat çekilirken, şiirler okundu, şarkılar söylendi. Ancak, jandarma, gruba müdahale etti, yaşam savunucuları dağıtırken, şair İbrahim Karaca’yı gözaltına aldı. İfadesinin alınmasının alınması sonrası serbest bırakılan şair Karaca, ‘neden yaşam alanını koruduğunu’ Yeşil Gazete’ye anlattı.

Bölgede yapılması planlanan taş ocaklarından çıkartılacak taşlar ile deniz dolgusu yapılacağını hatırlatan Karaca, taş ocaklarından çıkartılan taşların taşınabilmesi için bölgede yeni yollar yapılmaya başlandığını söyledi. Bu yolların da sadece bu taş ocakları için değil Yeşil Yol adı altındaki ekolojik katliama bağlanabileceğini söyleyen Karaca’ya göre, şirketler, Doğu Karadeniz’in posasını çıkarıp vatandaşa öyle teslim etmek istiyor.

“Bölgeyi öldürmek istiyorlar”

Taş ocağı kurmak isteyen şirketlerin tek amacının taş ocağı olmadığının farkında olduklarını belirten Karaca, “Sadece taşı alıp yıkıntı da olsa size bırakacağız demiyorlar. Sonra o araziyi düzeltip sonuna kadar kullanacaklar. Bu havaalanı 3 yıl sonra bitecek deniyor ancak burayı 10 yıllığına kiraladılar. Burayı tamamen öldürmek istiyorlar” diye uyarıyor.

“Biz kendi yaşam alanımıza sahip çıkıyoruz”

Kendisi gibi onlarca mücadele eden insan olduğunu anlatan Karaca, ekoloji için mücadele eden bölge halkını bir suya benzeterek, “Biz suyuz bu cennet bizim. Su kaynıyor su kaynıyorsa 100 dereceye gelecek ve sıçrayacak yakacak. Bu suyun suçu değil. Su duru aksın isteniyorsa suyu kaynatmayın. Bizim yaptığımız kendi yaşam alanına sahip çıkmak. Bizim mücadelemiz meşrudur” diyor.

“Biz meşru mücadele veriyoruz”

12 Temmuz’da yaşanan protestodaki bir anısını da anlatan Karaca, “Biz şenlikli bir protesto yaptık. Bir polis, bir arkadaşımıza ‘Bu teröristlerin yanında ne işiniz var?’ demiş. Biz terörist değiliz asıl siz teröristiniz. Biz meşru bir mücadele veriyoruz yaşam alanlarımızı koruyoruz. Bunu kabul etmeliler” çağrısı yapıyor.

Ağustos’ta bir basın açıklaması planlanıyor

Yaşam savunucularının tüm itirazlarına rağmen başlayan çalışmalarına şirket devam ederken, yaşam savunucuları ve köylüler de bir heyet oluşturarak, direnişi büyütmeyi hedefliyor. Bu bağlamda, ilk olarak Ağustos’un ilk haftasında, Rize’de Çevre Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması planlanıyor.

Hukuk yolu ile de mücadele ediyorlar

Yaşam savunucuları sadece sokak yolunu denemiyor, ayrıca ekoloji tahribatını yargıya da taşıdılar. Bu anlamda, iki dava açılmış durumda. Rize idare Mahkemesi’nde açılan buu davalardan ilki bölgeye ilişkin alınan acele kamulaştırma kararının iptaline ilişkin ikincisi ise, Rize Valiliği’nin “Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) gerekli değildir” kararının iptalini kapsıyor.

(Evrim Kepenek – Yeşil Gazete)

Kuzey Kore’yi kuraklık vurdu: Ülke nüfusunun büyük bölümü gıda güvenliği tehdidi altında

Kuzey Kore’de temel gıda maddesi pirinç, mısır, patates ve soya fasulyesi de dahil olmak üzere bitki üretimi uzun süreden beri devam eden kuru kava koşullarından dolayı bu sene ciddi zarar görürken ülke nüfusunun büyük bir kesimi gıda güvenliği tehdidi altında. Bu tespitler BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi ile işbirliği içinde hazırladığı son rapordan geldi.

Kuzey Kore’nin (resmi adıyla Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti) bitki üretim bölgeleri için çok hayati olan nisan ayından hazirana kadar olan yağış miktarı uzun süreli ortalamanın oldukça altında kaldı. Bu durum ekim faaliyetlerinin ciddi şekilde bozulmasına yol açarken 2017 başlıca mevsim bitkilerine de zarar verdi.

FAO Çin ve Kuzey Kore Temsilcisi Vincent Martin “Şu ana kadar başlıca hububat üretim alanlarında mevsimsel yağış miktarı; hububat üretiminin emsali görülmemiş şekilde 2 milyon tona kadar düştüğü 2001 seviyesinin altında kalırken bu durum nüfusun büyük bir bölümü için gıda güvenlik koşullarını çok keskin bir şekilde kötüleştirdi.” diye konuştu.

Ciddi kuraklık dönemi 2016/17 erken mevsim bitkilerini etkiledi. Bunlar buğday, arpa ve patatesi de içeren ve haziran ayında toplanan hasattan oluşuyor. FAO’nun son hesaplamalarına göre 2017 erken mevsim bitki üretimi yüzde 30 civarında düşerken geçen yılki 450 bin ton seviyesi 310 bin tona geriledi.

Erken mevsim mahsulleri yıllık toplam hububat üretiminin sadece yüzde 10’unu oluşturmasına rağmen bu bitkiler mayıstan eylüle kadarki ürünün eksik olduğu dönemde önemli bir gıda kaynağı.

2017 mevsim bitkilerine dair endişeler

Temmuzun ilk yarısındaki yağmurlar Ekim-Kasım hasatları için biraz iyileşme sağlasa da bunlar 2017 ana mevsim bitkilerinin normal ekimi ve gelişimi için çok geç kaldı.

Yağmurun eksikliğinin; normalde toplam başlıca mevsim hububat ürünlerinin yaklaşık üçte ikisinin üretildiği Güney ve Kuzey Pyongan, Güney ve Kuzey Hwanghae ve Nampo City’nin dahil olduğu ana hububat üretim alanlarında temel mevsim bitkileri üzerinde ciddi etkisi olması bekleniyor.

Acil müdahaleler

FAO Temsilcisi Martin “Etkilenen çiftçileri desteklemek ve günlük alınan gıda miktarının düşürülmesi gibi en korunmasızlar için istenmeyen mücadele stratejilerini önlemek için acil müdahale gerekiyor. Şu an çiftlerin sulama aracı ve makine de dahil olmak üzere uygun ve zamanlı tarımsal yardım alması çok önemli.” dedi.

Rapora göre su kayıplarını önlemek ve suya ulaşılabilirliği arttırmak için ıslah ve sulama düzenlerini iyileştirmeye bir an önce başlanması da çok önemli.

Özellikle çocuk ve yaşlılar gibi en korunmasız kişilere yeterli gıda tedarikinin teminat altına alınması için ürün eksikliğinin zirve yaptığı gelecek üç ay boyunca gıda ithalatının ticaret veya gıda yardımları vasıtasıyla arttırılması gerekli olacak.

Uzun vadeli yardım

FAO ayrıca, çiftçilerin ve hane halklarının doğal afetler ve iklim değişikliğine karşı dayanıklıklarının arttırılması için kurağa dayanıklı bitkilerin ve geçim yollarının çeşitlendirilmesinin teşvik edilmesi tavsiyesinde bulundu.

(Yeşil Gazete)

Denizli’de cinayet: 4 kızıl geyik, av tüfeğiyle vurulup, başları kesilmiş halde bulundu

Denizli’nin Çivril ilçesindeki Akdağ Tokalı kanyonda yaşayan ve koruma altındaki 4 kızıl geyiğin, avcılar tarafından tüfekle vurulduğu ve başlarının kesilerek götürüldüğü belirtildi. Uzun boynuzlu kızıl geyiklerin başlarının, doldurulması için öldürülüp kesildiği sanılıyor.

Geçen pazar günü Çivril ilçesindeki Akdağ Dağı Tokalı Kanyonu bölgesine gidenler bölgede av tüfeğiyle vurulmuş, başları kesilerek götürülmüş 4 kızıl geyik bulunca durumu Doğa Koruma ve Milli Parklar Denizli Şube Müdürlüğü yetkililerine bildirdi. Kanyon girişinde yetişkin, başı olmayan 1, kanyonun derinlerinde de yine av tüfeğiyle vurulup, başı kesilmiş 3 kızıl geyik bulundu.

Koruma altında olan ve avlanılması halinde 12 bin lira cezası olan kızıl geyiklerin kaçak avcılar tarafından vurulmuş olabileceği ifade edildi. Geyiklerin hepsinin başının kesik olması ve çevrede mermi fişekleri bulunmasının kaçak av iddiasını güçlendirdiğini söyledi.

(BirGün)

Artvinliler, Danıştay’ın “Cerattepe’de madencilik yapılabilir” kararını protesto etti

Artvin demokratik toplum kuruluşları ve platformları, Cerattepe’de madencilik faaliyetlerinin durdurulması istemiyle açılan çevre davasında Rize İdare Mahkemesi’nin, “Madencilik yapılabilir” yönündeki kararının Danıştay tarafından onaylanmasını protesto etti. Farklı kentlerde eş zamanlı yapılan açıklamada, “Danıştay 14. Dairesinden 9 aydır hukuk, adalet ve yaşam hakkı için bir karar beklerken çıka çıka bir ucube çıkmıştır” denildi.

Artvin Halitpaşa Meydanı’nda toplanan binlerce kişi, yoğun polis sarmalı arasında eylem gerçekleştirdi. Eylemde konuşan Yeşil Artvin Dernek Başkanı Nur Neşe Karahan, ülkenin bütün değerlerinin yağmalandığı bir süreçten geçildiğini belirterek, “Uluslarötesi şirketlerin egemen olduğu, doymak bilmez bir kâr hırsı ile ülkenin yağmalandığı bu dönemde, bu ülkenin yurttaşları olarak büyük acılar çekiyoruz. Yıllardır bu ilde yaşayan on binlerce insanın ve bu doğada yaşam bulan kurdun, kuşun, her canlının adalet arayışı devam ediyor” dedi.

“Berbat etmesinler”

Eyleme katılanlardan 93 yaşındaki Erzade Yalçıntaş, madene kesinlikle karşı olduğunu belirterek, “Büyüklerden rica ediyorum. Bu işten vazgeçsinler. Yeşil Artvin’i, güzel Artvin’i berbat etmesinler, doğayı kirletmesinler. Gençlerimize yazık, yarınlara yazık, gelecek nesillere yazık. Bu güzel doğayı yaşatsınlar. Ben bu yaşıma geldim, yaşımı da önce Allah’a, sonra da doğaya borçluyum” dedi.

İstanbul’dan ve Kocaeli’nden destek

Basın açıklamasının İstanbul ayağı, Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirildi. “Cerattepe için adalet” pankartının açıldığı açıklamada, “Artvin halkındır, halkın kalacak”, “Cerattepe geçilmez, Artvin halkı yenilmez” sloganları atıldı.

Cerattepe için Kocaeli’de de eylem vardı. Yeşil Artvin Derneği’nin çağrısı üzerine Artvinliler Dayanışma Platformu İnsan Hakları Parkı’nda demokrasi bileşenlerinin katılmıyla açıklama yaptı.

(BirGün)

Norveç 2020’de ısınma amaçlı petrol kullanımını yasaklıyor

Norveç 2020 itibarıyla ısınma amaçlı petrol kullanımını yasaklıyor.

2020’den sonra uygulanması beklenen petrol yasağı ile yılda 340.000 tonluk sera gazı emisyonunun kesilmesi bekleniyor.

Norveç hükümeti, insanların ısınma sistemlerinde ısı pompası veya hidroelektrik gibi farklı alternatif yöntemler kullanmasını teşvik etmek istiyor. Oslo hükümeti, 2020 yılına kadar emisyon oranlarını yarıya indirmek amacıyla tasarladığı “iklim bütçesini” tanıttı.

Petrol ve dizelle çalışan araçların satışının ise 2025’e kadar durdurulması bekleniyor. Avrupa’nın en büyük petrol ve doğal gaz üreticisi ülkelerinden biri olan Norveç’ten böyle bir adımın gelmesi takdir ediliyor. Nitekim, ülke 2030 yılına dek tamamıyla karbon-free olmayı hedefliyor.

(T24)

Ucuz atlatıldı: Gökova Körfezi’nde 6.3 şiddetinde deprem!

Muğla açıklarında saat 01:31’de meydana gelen deprem Ege Bölgesi’nin çok sayıda şehrinde hissedildi ve vatandaşları korkuttu. Deprem Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’na (AFAD) göre 6.3 büyüklüğünde ve yerin 10 km altında meydana geldi. Kandilli ise depremin 6.2 şiddetinde ve yerin 5 km altında meydana geldiğini açıkladı.

Depremden hemen sonra vatandaşlar sokaklara döküldü. Depremin hemen ardından Bodrum’da deniz suyunun yükseldiği öğrenildi. Birçok yerde elektrikler kesildi, yollarda ise çökmelerin olduğu bildirildi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ise depremin 5 Km derinlikte ve 6.2 şiddetinde olduğunu duyurdu. Kandilli depremin merkez üssünün Gökova Körfezi olduğunu da belirtti.

Sarsıntı İzmir merkez ve Fethiye’ye kadar geniş kıyı şeridinden de hissedildi. Depremin ardından vatandaşlar kendilerini açık alanlara attı.

Yunanistan kaynakları…

Deprem için Yunanistan kaynakları ise ilk verdikleri bilgilerde 6.6 şiddetini verdiler. Yunanistan kaynakları ayrıca depremin yerin 10 km altında gerçekleştiğini belirtti.

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu ise depremi 6.7 şiddetinde açıkladı ve merkez üssünü Bodrum yakınları olarak gösterdi.

Bodrum Belediye Başkanı: Çok şiddetli sarsıldık

Muğla açıklarında meydana gelen depremin en çok hissedildiği bölgelerden biri olan Bodrum’un Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, hurriyet.com.tr’ye çok şiddetli bir sarsıntı meydana geldiğini belirterek, “Şu ana kadar bize gelen herhangi bir kötü durum yok. İnşallah da olmaz. Şu an bilgileri topluyoruz” dedi.

“Bodrum ilk defa böyle şiddetli bir depreme maruz kaldı”

Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon Habertürk TV’ye yaptığı açıklamada ise, “Gerçekten Bodrum ilk defa böyle şiddetli bir depreme maruz kaldı. Allaha çok şükür şuana kadar bize herhangi bir kötü haber yansımadı, inşallah da yansımaz. Elektrik direğinin devrilmesinden dolayı elektrikler kesik. Bir de yollarda çökme ve toprak kaymaları var. Bunun dışında herhangi bir ev yıkılması, herhangi bir can kaybı ile ilgili bir bilgi gelmedi. Bu tabi bizi biraz mutlu etti ama çok korktuk!” dedi.

Muğla Valisi: Birkaç kişinin korkma nedeniyle atlama nedeniyle hafif yaralandıklarını öğrendik

Muğla Valisi Esengül Civelek, depremin hemen ardından detaylı bir çalışma başlattıklarını söyledi.

Vatandaşların depremin yarattığı korku nedeniyle sokaklarda olduğuna işaret eden Civelek, şu bilgileri verdi:

“An itibarıyla tüm ilçelerimize ulaştık. İlk bilgilere göre kent genelinde can ve mal kaybımız yok. Yıkılan bina yok. Ancak bir kaç kişinin korkma nedeniyle düşme sonucu, atlama nedeniyle hafif yaralandıklarını öğrendik. Elektrik kesintisi yok. Deprem nedeniyle birkaç arıza oluşmuş durumda. Onun üzerinde çalışıyoruz.”

Artçılar sürüyor

AFAD’ın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Muğla açıklarında saat 01.31’de 6,3 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Depremden sonra 3’ten büyük 7 artçı sarsıntı meydana geldi.

6.2 şiddetinde meydana gelen deprem sonrasında Bodrum’da denizin yükseldiğine dair sosyal medyada fotoğraflar paylaşıldı.

Datça Belediye Başkanı’ndan açıklama

Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar ise depremi şiddetli bir şekilde yaşadıklarını, vatandaşların korkuyla sokaklara çıktığını belirtti. Uçar Datça genelinde ilk gelen bilgilere göre can kayı ve yaralanma bulunmadığını belirtti.

Muğla Belediye Başkanı: Can kaybı yok, duvarlar yıkıldı, trafolar yandı

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün’ün depreme ilişkin açıklamaları şöyle:

“Şu anda tüm ekiplerimiz dolaşıyor. Çok şiddetli bir deprem ve çok uzun sürdü. Can kaybı olmadı. Ufak tefet duvar yıkıkları bilgisi alıyoruz. Üzücü olan bu panikle yüksekten, pencereden atlayan vatandaşların olduğu. Onların da hastaneye kaldırıldığı ile ilgili bilgiler geldi. Trafo yangını, ot yangını gibi ufak yangınlar var. Hemen müdahale edildi. Gelen bilgiler Seydikemer’den Bodrum’a kadar 13 ilçeden can kaybı söz konusu değil. Büyük bir yıkım da söz konusu değil. Sadece duvar yıkılmaları var. Köylerden de bilgi geliyor. Yıkımlar evlerin tamamen yıkılması şeklinde değil, eski, çürük, yığma duvarların yıkımı söz konusu.”

Bodrum: Yol çökmeleri toprak kaymaları var

Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon şöyle konuştu:

“Can kaybı konusunda bize bir bilgi gelmedi. Devlet hastanesine gelen bir vaka yok. Evlerde olun bazı zararlar var. Devrilen dolaplar, kırılan bardaklar, çanaklar var. Şu anda Bodrum Yarımadası’na gelen halk otellerinin bahçesinde sokaklarda duruyorlar. Bir panik yaşanıyor. Yaralı yok şu an için. İki elektrik direği devrildi. Ufak yangınlar var. Yol çökmeleri, toprak kaymaları var.”

Facebook ‘Güvenlik butonu’ uygulamasını devreye soktu

Facebook, Bodrum’da meydana gelen şiddetli depremin ardından ‘Güvenlik Butonu’ uygulamasını devreye soktu.

(T24, Habertürk, Hürriyet)