Ana Sayfa Blog Sayfa 3084

Roma Bostanı’ndaki kutlamanın videosu yayında: İlham olsun, emsal olsun!

23 Temmuz Pazar günü Roma Bostanı’nda kutlama vardı. Bostanın kurtulmasını, mücadelelerinin bir karşılık bulmasını doyasıya kutladı Roma Bostanı İnsanları.

Kutlama 18:00’da başladı

Kutlamaya ne mi vesile olmuştu? Hemen anımsatalım.

Beyoğlu Semt Dernekleri tarafından açılan davada, Beyoğlu Kentsel Sit Alanı Koruma Amaçlı İmar Planları’nın iptaline karar verilmiş. Bu karar üzerine “Kazandık, Beyoğlu Planları İptal!” mesajı ile açık bir çağrı yayınlayan Roma Bostanı İnsanları, katılmak isteyen herkesi bostana, kutlamaya davet etmişlerdi.

İşte o kutlamanın videosu da 31 Temmuz Pazartesi itibarı ile youtube üzerinden paylaşıldı.

23 Temmuz Pazar günü 18:00’de başlayan kutlama gecenin geç saatlerine kadar devam etmiş videodan takip edebildiğimiz kadarı ile.

Roma Bostanı’nda kutlama gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam etti

Kutlama videosunda emeği geçenleri anmadan geçmeyelim. Kamera arkasında Nesime Karateke ve Müfit Güzel var. Nesime Karateke kurguyu da üstlenmiş. 3 dakikaya yakın süren videoda Roma Bostanı İnsanlarının coşku dolu danslarına eşlik eden müzikler ise, Bandista’dan “Daima/Aşk” ile Yolda ve Gaz Arkadaşları’ndan “Bu daha başlangıç” imzasını taşıyor.

Kutlamanın yemekleri ise ilk günden beri Roma Bostanı mücadelesine destek veren Bombalara Karşı Sofralar ekibinden geldi.

Roma Bostanı’ndan iki can insan. Sevil Baştürk ve gazetemizin de gönüllü yazarları arasında bulunan Rana Söylemez

Dansın, neşenin, coşkunun bırakılsa günün ilk ışıklarına kadar süreceğini öngördüğünden olsa gerek videonun sonlarına doğru Roma Bostanı İnsanları’ndan Sevil Baştürk sesleniyor mücadele arkadaşlarına, “Roma Bostanı İnsanları, bitirmek durumundayız. Hiçbir şey daha bitmedi. Yeni başlıyor. Bu daha başlangıç. Emsal olsun. İlham olsun diyoruz. İyi ki varız. İyi ki varsınız. Her zaman buradayız bekliyoruz” diyerek.

Baştürk’ün “İlham olsun, Emsal olsun” sözü kutlama videosuna da isim oluyor.

Video açıklamasına, “Cihangir’de nefes alabileceğimiz, ortak ürettiğimiz, ortak paylaştığımız, birbirimizi bulabildiğimiz müşterek bir yeşil alana zamanını, emeğini ve sevgisini veren Roma Bostanı İnsanları bu kararı hep birlikte kutladık. ” notu de düşülmüş.

Yeşil Gazete olarak biz de onların coşkusuna ortak oluyor ve daha nice böyle güzel kutlamalara niyet ediyoruz.

“İlham olsun, Emsal olsun”

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’nin iki yıl önce Diyanet’e tahsis edildiği ortaya çıktı

Türkiye’nin en eski botanik bahçelerinden biri olan İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, müftülük hizmetlerinde kullanılmak üzere 2015 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edildiği ortaya çıktı.

Konu hakkında konuşan Fatih Belediyesi’nin CHP’li Meclis Üyesi Fazıl Uğur Soylu, “Türkiye’nin ilk kurutulmuş bitkileri kütüphanesi, 3 bini aşkın canlı bitki türüne ev sahipliği yapmakta olan 82 yıllık bahçe nasıl taşınacak? Öğrencilere uygulama alanı olarak hizmet veren bahçeyi müftülüğün hangi amaçla kullanacağını yakından takip edeceğiz” dedi.

Sözcü’den Özlem Güvemli’nin haberine göre, İstanbul Üniversitesi Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi, 1995’te sit alanı ilan edildi ve içindeki bitkiler yerinde korunması gerekli tabiat varlıkları olarak tescillendi. 2013’te ise eşsiz özelliklere sahip, Türkiye’nin en eski, dünyanın da en saygın botanik bahçelerinden biri olan İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’nin Diyanet tarafından satın alınmak istendiği iddiaları gündeme geldi ve kamuoyunun tepkisini çekti.

Fatih Belediyesi’nin CHP’li Meclis Üyesi Fazıl Uğur Soylu’nun geçtiğimiz ay konuyla ilgili BİMER’e yaptığı başvuru, botanik bahçesinin 2015 yılında sessiz sedasız Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edildiğini ortaya çıkardı.

BİMER’in yanıtında, 2015’te İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nden alınan muvafakat ile Hazine’ye ait olan üniversiteye tahsis edilmiş arazinin 14 bin 878 metrekarelik kısmının tahsisinin kaldırıldığı belirtildi. Bu alandaki Botanik Anabilim Dalı binası, yeni inşa edilecek Biyoloji Bölümü binasına taşınıncaya kadar süre verilmek kaydıyla, müftülük hizmetlerinde kullanılmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsisinin uygun görüldüğü kaydedildi.

 

(Sözcü)

Antalya’daki park direnişine ‘Fındık’ da destek veriyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Göçmen Parkı’nı yeraltı otoparkına dönüştürmek için başlattığı projeyi istemeyen mahalleli, yaklaşık bir haftadır oturma eyleminde. TOMA ve çevik kuvvet polislerinin hazır bekletildiği eylemde mahalle sakini Gül Karataş, ‘Fındık’ adlı köpeğiyle kepçenin içine oturdu.

Mahalle sakini Gül Karataş, ‘Fındık’ adlı köpeğiyle kepçenin içine oturdu

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Şarampol Projesi kapsamında Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Göçmen Parkı’nı yeraltı otoparkına dönüştürmek için başlattığı projeye karşı çıkanlara polis müdahale etti. Mahalleli, yaklaşık bir haftadır parkta oturarak inşaatın başlamasını engellerken, dün sabah iş makineleri parka geldi. TOMA ve çevik kuvet polisleri de hazır bekletildi.

Mahallelerindeki nefes alma alanlarını kaybetmek istemeyen vatandaşlar, iş makinelerinin parka girmesine izin vermedi. Gül Karataş, ‘Fındık’ adlı köpeğiyle kepçenin içine oturdu. CHP İl Başkanı Mustafa Erdem, ilçe örgütleri başkanları ve DİSK Akdeniz Bölge Temsilcisi Cemal Aybar da vatandaşlara destek için parka geldi. Polis Aybar’ı, kollarından tutarak zorla alandan uzaklaştırdı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in talimatıyla otopark için referandum yapılmış, oylamaya katılanların çoğunluğu otoparka karşı çıkmıştı. Türel, oylama sonrasında otoparktan vazgeçildiğini kaydetmişti.

 

(Cumhuriyet)

Jeanne Moreau hayata veda etti

Fransız aktris, şarkıcı, senarist, yönetmen ve yapımcı Jeanne Moreau hayata veda etti.

AFP’nin haberine göre Paris Belediye Başkanı, 89 yaşındaki Moreau’nun evinde ölü olarak bulunduğunu söyledi.

Jeanne Moreau,  Jules ve Jim, 1962.

1928’de Paris’te doğan sanatçı Paris Konservatuvarı’nda oyunculuk eğitimi aldı. Büyük savaşı takip eden yıllarda, 1947’de Avignon Festivali’nde ilk kez sahneye çıktı. Sahnedeki başarısıyla kısa sürede Comédie-Française’ in en önemli başrol oyuncularından birisi oldu.

1951’den sonra sinema filmlerinde rol almaya başladı.

1958’de Louis Malle’nin yönettiği Elevator to the Gallows (İdam Sehpası) filmiyle beyazperde de dikkatleri üzerine çekti. Yönetmenin aynı yıl çektiği Les Amants (Âşıklar) filmindeki rolüyle sinemanın yeni Bardot’u olarak değerlendirildi.

1950’li yıllarda Avrupa sinemasında İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının etkisi hissediliyordu. Bu akımın etkisi altında Fransa’da da Yeni Dalga akımı ortaya çıkıyordu ve Moreau, Yeni Dalga yönetmenlerinin de kısa zamanda ilgisini çekti.  1959’da Francois Truffaut’un The Four Hundred Blows (400 Darbe) filminde Köpekli Kadın karakteriyle yer aldı.

1960’da İngiliz tiyatro ve sinema yönetmeni Peter Brook’un Marguerite Duras’ın aynı adlı romanından sinemaya uyarladığı Moderato Cantabile (Yedi Gün Yedi Gece) filminde Jean- Paul Belmondo ile başrolleri paylaştı. Filmdeki rolü ona aynı yıl Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirdi. Ünlü oyuncunun aynı dalda BAFTA ve Cesar ödülleri de bulunuyor. 1975 ve 1995 yıllarında Cannes Film Festivali jürisinin başkanlığını üstlenen yıldız Cannes’da iki kez jüri başkanlığını üstlenen tek kadın sanatçı oldu.

François Truffaut ve Jeanne Moreau, Jules ve Jim filminin setinde, 1962

Moreau, Fransız Yeni Dalga akımının en önemli yönetmenlerinden Francois Truffaut’un, Henri Pierre Roche’nin romanından sinemaya uyarladığı ve yönetmenin 400 Darbe ile birlikte en iyi iki filminden birisi olarak kabul edilen Jules ve Jim filmindeki Catherine rolüyle, 1960’lı yıllara damgasını vuran Fransız Yeni Dalga Sineması’nın en önemli figürü oldu ve tüm dünyada tanındı.

Film büyük savaştan parçalanarak çıkan Avrupa fonunda, aynı kadına âşık iki erkek üzerinden, kadın-erkek ilişkilerinde sadakat ve bağlılık kavramlarının, dostluğun, aşkın ve yıkımın irdelendiği bir film olarak kendinden sonra gelen yönetmenleri de etkiledi. Jules ve Jim “üç kişilik aşk” teması üzerine kurgulanmış senaryosuyla, naif karakterleriyle, tadına doyulmaz replikleri, müzikleri ve dantel gibi örülmüş şiirsel siyah-beyaz görüntüleriyle sinema tarihinin en etkileyici filmlerinden birisi oldu.

Jeanne Monroe daha sonra aralarında Jean-Luc Godard, Michelangelo Antonioni, Orson Welles, Joseph Losey, Luis Bunuel, Jean Renoir, Jean Cocteau, Jean Genet, Marguerite Duras, Elia Kazan, John Frankenheimer, Reiner Werner Fashbinder, Luc Besson ve Wim Wenders gibi dünya sinemasının önemli isimleriyle çalıştı, elliye yakın filmde rol aldı.

https://youtu.be/bWjCTLsTxVY

Jules ve Jim filmindeki rolü kadar, filmde seslendirdiği  “Le Tourbillon” parçasıyla da kulaklarımızda yer edinen şarkıcılık kariyerini üç albümle taçlandıran Jeanne Moreau 89 yaşında Paris’te hayata veda etti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sanatçının ölümünün ardından paylaştığı gönderide “Sinema ve tiyatro efsanesi Jeanne Moreau, yaşamın karmaşasını mutlak özgürlük ile harmanlayan bir sanatçıydı” diyordu.

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

 

15 Temmuz darbe girişimi: Akıncı Üssü davası başlıyor

15 Temmuz darbe girişiminin komuta merkezi olarak görülen Akıncı Hava Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 7’si firari 486 sanığın yargılanmasına bugün başlanıyor.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayacak olan davanın sanıkları arasında Fethullah Gülen, eski hava kuvvetleri komutanı Akın Öztürk ve imam Adil Öztürk de var. Sanıklar hakkında 303’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Darbe girişiminin yönetildiği merkez olduğu belirtilen Akıncı Üssü’ndeki olaylara ilişkin davanın bir numaralı sanığı omarak Fethullah Gülen gösterildi. Davanın iki numaralı sanığı; darbenin “sivil imamı” olarak görülen ve yurtdışına kaçması nedeniyle kendisinden haber alınamadığı belirtilen Adil Öksüz, üç numaralı sanığı da yine “sivil imam” olduğu kaydedilen tutuklu sanık Kemal Batmaz. Sincan Cezaevi kampüsü içindeki salonda görülecek duruşmalar 29 Ağustos’a kadar sürecek.

Duruşma öncesi Sincan Cezaevi kampüsünde yoğun güvenlik önlemleri alındı. Salona ayrıca az sayıda sanık yakınının alınmasına karar verildi. Takviye ekiplerle birlikte bin 130 jandarma personeli duruşma salonunda güvenliği sağlayacak. Duruşma salonu dışında da hava savunma sistemleri, keskin nişancılar, bomba arama ve asayiş köpekleri, TOMA ile zırhlı araçlar, arı drone ve seyyar plaka tanıma sistemleriyle güvenliğin sağlanması planlanıyor.

 

(DW Türkçe)

Almanya’dan AB’ye: Türkiye’ye ekonomik baskıyı artırın

Alman Hükümeti Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin korunmasını sağlamak için Avrupa Birliği’ne, ülkeye yönelik ekonomik baskıyı artırma çağrısı yaptı.

Deutsche Welle’de yer alan Reuters mahreçli habere göre, Alman Hükümetinin söz konusu tezi savunduğu belgede AB’den, Türkiye’ye üyelik müzakereleri çerçevesinde yapılan mali yardımın gerektiğinde tamamen kesilip kesilemeyeceğini araştırmasını da talep ettiği belirtildi.

“Gümrük Birliği görüşmeleri dondurulacak mı?”

Belgede ayrıca “AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin modernizasyonu için görüşmeler düzenlenmesinin güncel gelişmeler ışığında Türkiye’ye yanlış bir mesaj vereceğine” de dikkat çekildiği bilgisi verildi. Bu nedenle de AB ülkelerinin şu anda AB Komisyonu’na bu konuda vekalet vermekten uzak durması gerektiği uyarısının yapıldığı aktarıldı.

“Yardımlar sivil toplum yararına olmalı”

Belgede, şu anda AB’den Türkiye’ye üyelik müzakereleri çerçevesinde yapılan mali yardımın daha güçlü bir biçimde demokrasi ve hukuk devleti ile ilgili normların devamını sağlamak için şekillendirilmeleri gerektiği ifade edildiği belirtildi. Alman Hükümeti’nin AB’den talebinde “Yaptığımız yardımlar doğrudan sivil toplumun yararına olmalı” ifadesine yer verildiğine dikkat çekildi.

Belgenin, Avrupalı yetkililerle birlikte AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn’a iletildiği bilgisi verildi.

Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel, Temmuz ayı ortasında Türkiye ile ilişkilerde gösterilen sabrın sonuna gelindiğini belirterek Almanya’nın ilk etapta Türkiye’ye yönelik üç ayrı noktada farklı adımlar atacağını açıklamıştı. Alman ihracat kredi garantilerinin yeniden gözden geçirilmesi, Alman vatandaşlarına Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısının sertleştirilmesi ve Türkiye’ye yönelik AB’nin mali yardımlarının gözden geçirilmesi Gabriel’in bahsettiği adımları oluşturuyordu.

(Deutsche Welle)

ABD’den ‘diktatör’ olarak tanımladığı Venezuela lideri Maduro’ya yaptırım kararı

ABD, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ‘diktatör’ olarak tanımladı ve kendisine yönelik yaptırım kararı aldığını açıkladı.

Yaptırımlara göre ABD’li şirketler ve kişilerin Maduro’yla ticari ilişki kurması yasaklandı.

BBC’nin haberine göre ABD’nin kararı Pazar günkü seçimler ardından geldi.

Maduro, yeni anayasayı yazacak Kurucu Meclis’in üyelerini belirleyen seçimler sonrası zaferini ilan etmişti.

Venezuela Seçim Komisyonu, seçimlere katılımın yüzde 41.5 olduğunu açıkladı.

Muhaliflerin oluşturduğu koalisyon ise, seçmenlerin yüzde 88’inin oy vermediğini ve sonuçları tanımadıklarını belirtti.

Seçim sırasında yaşanan şiddet olaylarında en az 10 kişi hayatını kaybetti.

(BBC)

Moreau’nun yüzü – Yıldırım Türker

Yıldırım Türker’in 08.08. 2009’da Radikal gazetesinde yayınlanan Jeanne Moreau üzerine yazısını bugün yitirdiğimiz sanatçının anısına yayınlıyoruz

Daha çocukken Jeanne Moreau’ya hayran olmakla şiirseverlik arasında bir bağlantı kurmuşluğumu hatırlarım. Moreau’ya duyulan aşkın da çok tekinsiz ve içten patlamalı bir yola davet ettiğini hissettiğimden belki.

Çok sonraları onu bir belgeselde Jean Genet’yle olan dostluğunu anlatırken seyrettiğimde bu bağ kafamda kesinlik kazanacak. Eski dostunu derin bir hayranlıkla ‘Şair’ diye anan Moreau’nun yüzünde belki ilk olarak bir mutluluk patlaması göreceğim…

Moreau’nun Malle’in ‘Ölüm Asansörü’nde gece yarısı tek başına bir cadde boyunca yürüyüşü kalmış, sözgelimi, aklımda. Biz, Miles Davis’in büyülü müziği eşliğinde onun yüzüne dalıp gitmiş, bilmediğimiz bir şeylerin ipucunu yakalamaya çalışırken o birden kendi kendine başını ‘hayır’ anlamında sallar. Gerçekten görüp görmediğinizden emin olamayacağınız, tuhaf bir an.

Uzaktan sevgilisinin sandığı bir arabanın yanından geçerken elini uzatır. Arabayı okşar. Saçlarını geri atar…
Jeanne Moreau, sinemanın sunduğu en derin büyülerden biridir.

Geçen gün bir tiyatro oyununda, 80’ini geçmiş ama varlığının ağırlığından en ufak bir şey kaybetmemiş oyuncuyu seyrederken; onun tarçınlı şekerli sesinden bir metni dinlerken; daha sonra hemen yanı başında ona dokunma hayalleri kurarken benim için 50 yıla yakın zamandır süren bir büyünün eşiğindeydim sanki. Uzanabileceğim, dokunabileceğim uzaklıkta.

Moreau’nun yüzü, sanki imkânsızın kapısına çizilmiştir. O yüzde, bizim bilmediğimiz, asla bilemeyeceğimiz gizlerle örülü bir uzaklık vardır.

İnsanda asla şefkat uyandırmaz. O yüze dokunmak aklınızın ucundan bile geçmez.

Çünkü, o yüz, her şeyden önce bir fikirdir. Bir varoluş bilgisi.

Ama öncelikle o yüz bize ürpertici bir kayıtsızlık sunar. Bakışları şiddet yüklü bir mesafeden sanki bizim arkamızdaki bir şeye bakıyordur.

Garbo gibi o da filmlerinde öpüşürken başını geri atar. Kendi kendine kurguladığı bir teslimiyet oyunu oynarmış gibi.

Jeanne Moreau, yalnızlığa yakışan bir kadındır. İnziva duygusu hiçbir kadına ondan çok yakışmaz.

Losey’in ‘Eva’sında onun tek odalı, tek kişilik karyola dışında hiçbir eşyası olmayan evinde uyanışını hiç unutmadım.

Erkekleri intihara sürükleyen, asla kendini vermeyen o fahişe yatağından kombinezonuyla kalkar. Tahta döşemenin üstündeki çıplak ayakları… Gidip yerdeki pikaba bir 45’lik koyar. Odayı Billie Holliday’in sesi kucaklar: ‘Loveless Love’ Moreau’ya bütün çatlağı derin büyük yönetmenler ‘tekinsiz kadın’ı yakıştırmıştır, doğal olarak.

Antonioni’nin ‘La Notte’sinde de Truffaut’nun ‘Jules ve Jim’in de de, Brook’un ‘Moderato Cantabile’sinde de bir uçurum kadar uğultulu ve derindir.

‘Mata Hari’ rolü bu yüzden ona çok yakışmıştır.

Uzun süre Fransa’nın ‘şık’ını belirleyen bir ikona olmasına karşın popüler kültür fotografının en köşesindeki gölgedir.

Duruşu, kadının kayıtsız şartsız özne olduğu, bir mutfağa, bir yatak odasına, bir mutluluk resmine hapsedilmeyecek ağırlıkta bir özgürlük, bir ele geçmezlikle varolduğu bir dünyayı hatırlatır.

Yaşı hiç olmamıştır. En genç olduğunda bile yüzünde o gizemli dünya bilgisi, o küskün ve mesafeli akış okunurdu.

Tazelik ve masumiyet, o yüzde hiç yuvalanmadı.

Starlığın ona dayattıklarına yüz vermedi elbet.

Daha 66 yılında, şöhretinin doruklarındayken Tony Richardson’ın ‘Matmazel’inde oynamayı kabul etmiş, ‘şık’ını belirlediği milletini infiale sürüklemişti. Ne de olsa Jean Genet’nin senaryosunu yazdığı bu film, o dönem için çok ürkütücüydü. Fransızlar, starlarının ‘sapık’ bir ingilizin yine ‘sapık’ bir vatan haini tarafından yazılmış senaryosunda mazohizmin en derin kuyularından sarkan, tutkusu adına köpekleşmekten kaçınmayan ‘kasabanın öğretmeni’ rolünü ona yakıştırmamıştı.

Moreau’nun umurunda olmadı elbet.

Yıllar sonra Fassbinder’in ‘Querelle’inde de oynayacak, Genet’nin romanından uyarlanan filmde Oscar Wilde’ın
şiirinden bir şarkı söyleyecekti: ‘Herkes sevdiğini öldürür’.

Jeanne Moreau’nun yüzü, bana geçen yüzyılda yitirdiğimiz kimi coşkuları hatırlatıyor.

Yıldırım Türker

HDP’nin Diyarbakır’da başlattığı ‘Vicdan ve Adalet’ nöbetinin ilk bölümü tamamlandı

HDP’li milletvekillerinin Dİyarbakır’da başlattığı ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’nde ilk hafta tamamlandı. Yarından itibaren İstanbul Yoğurtçu Parkı’nda devam edecek eylemde konuşan Parti Sözcüsü Osman Baydemir, “Benim bir çağrım var. Millet bize sırtını mı döndü? Gelsin Gültan Kışanak, gelsin senin kayyumun. Hodri meydan. Sento Caddesine girsinler. Gültan Kışanak Sento’dan Kuruçeşme’ye yürüsün. Senin kayyumun da yürüsün. Esnaf kimi tercih ediyorsa başımız üstüne” dedi.

Diyarbakır’daki son gün parkta basın toplantısı yapan milletvekilleri adına parti Sözcüsü ve Urfa Milletvekili Osman Baydemir yedi gün boyunca yanlarında olan medya mensuplarına teşekkür etti.

Faşizm halktan korkuyor. Bir kez daha faşizm kaybetti diyen Baydemir, “Parkın içinde bir bariyer, o parkın dışında bir bariyer, yetmiyor 10 bini aşkın kolluk görevlisi, zırhlı araçlar. O da yetmiyor dış illerden takviye güçler. Niçin? Burada onurlu bir barış çağrısı var. Korkunun ecele faydası yoktur. Zorun gücüyle hakikati saklayamazsınız. Bu coğrafyanın seçilmişleri cezaevinde. Siz savaş politikalarına geri dönmekle kaybettiniz. Şu anda sadece bu park abluka altında değil. Ana arterler trafiğe kapatılmış. Ne olacaktı binlerce insanın barış talebini, adalet talebini, Selahattin Demirtaş’a, Gültan Kışanak’a özgürlük talebini onlara haykıracaktık.” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından başlatılan Adalet Yürüyüşü’ne de değinen Baydemir, “Haklı bir taleple Ana Muhalefet Partisi, Ankara’dan İstanbul’a yürüdü. 10 binlerce polis onlara eşlik etti, mihmandarlık etti. Niye orada mihmandarlık yapıyorsun, burada ceberrutluk yapıyorsun? Niye burada halkla vekilin buluşmasını önlemeye çalışıyorsun. Faşizmin 100 yıldır kullandığı bir kılıf var. Bunlar 100 yıldır bir kılıf almışlar ellerine; köhnemiş: Devletin beka sorunu var. Hayır, faşizmin beka sorunu var. Tüm bu sorunların çözüm yeri TBMM olmalıydı. Meclis adeta iktidarın noteri olmuş. Son iç tüzükle vekilin dahi konuşmasını yasaklamış durumda. Ne kadar korkarlarsa zulümleri de o kadar artıyor. İçleri kararmış. Vicdan ve adalet nöbeti bu karartıya da bir ışık tutma girişiminin ta kendisidir. Vicdan ve adalet nöbetini bitirmiyoruz. Sürdürüyoruz, hem de büyük bir kararlılıkla. Vicdan ve Adalet nöbetinin bayrağını İstanbul’a devrediyoruz.” diye konuştu.

Eylemin ardından milletvekilleri Ekin Ceren Parkı’nda ayrıldı. Geniş güvenlik önlemleri altında HDP il binasına gitmesi beklenen milletvekilleri, 300 metre ilerideki Ormanpark’a yöneldiler.

 

(Gazete Duvar)

İklimi dünyadaki kaç milyarder kurtarabilir – Pelin Cengiz

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

Carbon Disclosure Project (CDP) geçtiğimiz günlerde açıkladığı “CDP Carbon Majors Report 2017” başlıklı raporunda 1988’den bu yana küresel anlamda endüstriyel sera gazı emisyonlarından sorumlu olan 100 şirketi listeledi. Bu 100 şirketin üretim faaliyetlerinden ortaya çıkan zehirli gazlar, dünyanın tüm endüstriyel sera gazı emisyonunun yüzde 71’ini oluşturuyor. Sekiz yıllık bir izlemenin sonucu ortaya konan çalışmaya göre, küresel endüstriyel emisyonların yüzde 51’i ise sadece 25 şirket tarafından gerçekleştiriliyor.

Genel olarak küresel karbon emisyonlarından sorumlu olanlar ülke bazında ölçülür. Bu çalışmada da, ülke bazında çevreyi fosil yakıtlarla en fazla kirleten ilk üç ülke sırasıyla Çin, ABD ve Hindistan olmuş. Ancak, raporun esas amacı, tek tek fosil yakıt üreticilerine odaklanmak.

Raporun öne çıkarmak istediği temel unsur, küresel şirketlerin ve bu şirketlerin yatırımcılarının iklim değişikliğiyle mücadelede aslında ne derece büyük bir rol oynadıklarını dünya kamuoyuna göstermek. Dolayısıyla, fosil yakıt endüstrisinin başını çeken bu büyük şirketlerin iklim değişikliği konusunda duyarlı davranmaya başlaması, karbonsuz bir ekonomiye geçiş sürecinde önemli bir değişim yaratabilecek güce sahip.

Rapora göre, bu 100 şirket 1988’den bu yana atmosfere 923 milyar ton değerinde karbondioksit dengi emisyon salmış. 1988 önemli bir yıl çünkü insan faaliyetlerinin iklim değişikliğine etkilerini araştıran Intergovernmental Panel on Climate Change (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) bu yıl devreye alınmıştı. 923 milyar tonluk sera gazı, 1751’de başlayan sanayi devriminden bu yana dünya çapında atmosfere salınmış zehirli gazların yarısından daha fazlasını oluşturuyor.

Dünyayı en çok kirleten şirketler sıralamasında bir numarada Çin’in kömür santrallerinden sorumlu devlet kurumu, ikinci sırada Suudi Arabistan petrol şirketi Saudi Aramco ve üçüncü sırada Rus devlet şirketi Gazprom var. Sıralamada ilk 20 National Iranian Oil, ExxonMobil, Coal India, Rusya devlet kömür şirketi, Pemex, Shell, CNPC, BP, Chevron, PDVSA, ADNOC, Poland Coal, Peabody, Sonatrach, Kuwait Petroleum, Total ve BHP Billiton şeklinde devam ediyor. Listenin tamamı ise raporun kendi sayfasından görülebilir.

Bu liste elbette dünyaya en çok kirletenleri teşhir ediyor gibi görünse de aslında enerji alanında yatırım yapan/yapacak firmaların ve kişilerin neden yatırım yapmamaları gerektiğine dair bir kılavuz niteliğinde. Bu şirketlerin her biri iklim değişikliğinin önemli birer sorumlusu ve parmakla işaret edilen bu şirketlere gelecekte yatırım yapmak pek akıl karı olmasa gerek…

Yine geçtiğimiz aylarda Financial Stability Board (Finansal İstikrar Kurulu) tarafından açıklanan iklimle bağlantılı finansal risklerin etkin bildirimi önerileri raporunda, iklim değişikliği ve düşük karbonlu dönüşümün küresel ekonomide önemli değişikliklere sebep olacağı, iklim değişikliğinin etkilerinin sermaye piyasalarında yatırımcı ve şirketler üzerinde önemli maddi riskler oluşturduğu, bu riskler doğru fiyatlandırılmaz ise global finansal sistemin istikrarsızlaşmasına sebep olabileceği ve 2.3 trilyon dolarlık yatırım harcaması potansiyelinin, atıl durumda kalacak kömür, petrol ve gaz varlıkları yüzünden çöpe gidebileceği görüşlerine yer verilmişti. Hesaplar ortada…

Bahsetmek istediğim bir diğer çalışma da geçen hafta yayınlandı: Bloomberg Robin Hood Endeksi. Aslında bu endeks 21’inci yüzyılda bir Robin Hood çıksa, zenginden alıp, fakire verse sonuç ne olurdu üzerine kurulu. Demografik ve ekonomik açıdan birbirinden farklı 44 ülke üzerinden hesaplanan bu endekste, ülkelerin en zengin insanlarının tüm servetleri toplanarak, ülkelerinin en yoksul kesimine bölüştürülüyor.

Şimdi aynı Bloomberg Robin Hood Endeksi, dünyanın en zenginlerinin ülkelerindeki sera gazı emisyonunu dengeleyecek karbon kredisini satın almaları için ne kadar harcama yapmaları gerektiğini hesaplamış.

Soru net ve elbette hayali birşeye işaret eden bir soru: Gezegenin kurtuluşu için milyarderler servetinin ne kadarından vazgeçmeli? Az sayıdaki milyarderin sahip olduğu zenginliği bir kısmından vazgeçmesi iklim değişikliği üzerinde etki yaratır mı?

Bir yıl boyunca kendi ülkelerindeki sera gazı emisyonunu dengeleyecek karbon kredisini satın almak için dünyanın en zengin kişilerinin servetlerinden ne kadar feragat etmeleri gerektiğini hesaplanmış. Buna göre toplam serveti tahmini olarak 786 milyar dolara denk gelen 44 ülkenin en varlıklı isimleri, dünyanın geleceği için hükümetler ve sivil toplum kuruluşlarının yapamadığını yapabilir.

Örneğin dünyanın en zengini Bill Gates’in 86 milyar dolarlık servetinin yüzde 43,8’inden vazgeçmesi ülkesindeki karbon emisyonu problemine büyük oranda çare olabiliyor. Ancak bazı zenginler, sahip olduklarından fazlasını yatırsalar dahi ülkelerindeki karbon emisyonlarının önüne geçemiyor. Mesela, milyarder Jorge Lemann’ın ülkesi Brezilya’nın karbon emisyonu maliyetini karşılamak için servetinin yüzde 102,5’ini vermesi gerekirken, online alışveriş devi Alibaba’nın CEO’su Jack Ma’nın, ülkesi Çin’deki temizlik için 37 milyar dolarlık servetinin iki katını vermesi gerekiyor.

Bloomberg’in analizine göre iklime en fazla zararı hızlı gelişen ülkeler veriyor. Örneğin, Rusya’nın doğalgaz baronu Leonid Mikhelson’ın servetinin yüzde 79’unu harcaması gerekirken, Hindistan’ın petrol otoritesi Mukesh Ambani’nin vazgeçeceği para sahip olduklarının yüzde 74’ü.

Tabi ki, karbon ticareti yapmak dünyanın bu en büyük kirleticilerini ortadan kaldırmaz. Daha adil, eşit, temiz ve sağlıklı bir dünyanın yolu üretim, enerji ve ulaşım politikalarının hızla dönüştürülmesinden, küresel servetin ve yatırımların bu alanlara kanalize edilmesinden geçiyor. Kaybedilen her gün ise hepimizin aleyhine işliyor.

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

 

 

Pelin Cengiz