Ana Sayfa Blog Sayfa 3078

Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin üçüncü durağı Van

Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin İstanbul ayağı Pazar akşamı (6 Ağustos) sona erdi. Nöbetin üçüncü ayağı ise Van’da 8 Ağustos Salı günü (bugün) başlıyor.

Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) 25 Temmuz’da Diyarbakır’da başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin İstanbul ayağı dün akşam yapılan yürüyüş ve açıklama ile sona erdi.

HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay

HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay nöbetin 6 gün boyunca yapıldığı Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’ndan Kadıköy Rıhtım’a yapılan yürüyüş sonrası yaptığı açıklamada, nöbetin Van’da devam edeceğini açıkladı.

Van’da nöbet bugün (8 Ağustos Salı) günü başlıyor. Van’da 6 gün sürecek nöbet daha sonra İzmir’de devam edecek.

Van’da nöbet tutacak vekiller ise Osman Baydemir (ŞanlıUrfa), Nadir Yıldırım (Van), Lezgin Botan (Van), Bedia Özgökçe (Van), Ali Atalan (Mardin), Adem Geveri (Van), Kadri Yıldırım (Siirt), Nihat Akdoğan (Hakkari), Meral Danış Beştaş (Adana), Mehmet Emin Adıyaman (Iğdır), Mehmet Ali Aslan (Batman) ve Dilek Öcalan (ŞanlıUrfa).

HDP’li milletvekilleri ve parti yöneticilerinin İstanbul nöbetinin bitiminde yaptığı yürüyüşe katılmak isteyenlere polis, gaz ve plastik mermiyle saldırdı.  Müdahale ve polis ablukasına rağmen yüzlerce kişi eşliğinde gerçekleşen yürüyüş, Kadıköy İskelesinde sona erdi

 

(Bianet)

Kuşadası’nda çevre buluşması

Kuşadası Caferli Köyü’nde JES ve bölgeye etkilerinin konuşulduğu, ‘Gelin Çevre Konuşalım’ sloganıyla düzenlenen Kuşadası Çevre Buluşması, 5 Ağustos Cumartesi günü gerçekleşti.

Kuşadası Caferli Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği, Aydın Çevre Platformu (AYÇEP), Söke Çevre Platformu ve Kuşadası Çevre Platformu tarafından düzenlenen “Kuşadası Çevre Buluşması”nda, güzel sanatların farklı dallarından sanatçılar, Caferli Köyü sokaklarında resim, karikatür, fotoğraf ve seramikten eserlerini sergiledi, yazarlar kitaplarını imzaladı.

Buluşmada el sanatları ürünleri sergilendi, dantel, iğne oyaları kullanılarak yapılan giysilerin tanıtıldığı defile düzenlendi. Tekin Karadağ ya da namı diğer Ozan Toprakcan’ın Zeytin Ağacı ve Ballı İncirim isimli bestelerini söylediği etkinlikte, Ekrem Ataer ve Tolga Çandar sahne alarak türküler söylediler. Zeybek türkülerinde izleyiciler zeybek oynadılar.

Kuşadası Belediye Başkanı Özer Kayalı ve Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer mazeret bildirerek etkinliğe katılmadıkları için, etkinlik programında yer alan ‘Yerel Yönetimler ve Çevre Duyarlılığı’ konulu panel gerçekleşemedi.

AYÇEP Başkanı Mehmet Vergili, Prof. Dr. Pınar Okyay, Ziraat Mühendisleri Odası Aydın Şube Başkanı Mahmut Barış, EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü ve Efeler Belediyesi Meclis Üyesi İsmail Türkbay’ın konuşmacı olduğu panelde, Jeotermal enerji santralleri (JES) ve bölgemize etkileri konuşuldu.

Özellikle Denizli ve Aydın bölgesinde jeotermal enerji santralleri göre halkının ve çiftçilerin tepkisini çekiyor. Etkinlikte aniden başlayan ve kısa süren şiddetli yağmurun ses düzenini bozması üzerine panelistler, kalabalık kitleye seslerini duyurabilmek için konuşmalarını masanın üzerine çıkarak sürdürdüler.

Yoğun ilginin olduğu etkinlikte konuşan Aydın Çevre Platformu Başkanı ve Efeler Belediye Meclis Üyesi Mehmet Vergili, “Buharkent’in Kızıldere köyünden Didim’in Akbük’üne kadar jeotermalci talancılar gelmişler işgal etmeye çalışıyorlar” dedi. Jeotermalin zararlarının artık Aydın halkı tarafından yaşanarak öğrenildiğini söyleyen Vergili, işgalcilerin ancak halkın mücadelesi ile kovulabileceğini belirtti.

Prof. Dr. Pınar Okyay ise bilim insanlarının jeotermallerin etkileri üzerine daha fazla çalışma yapması gerektiğini dile getirdi.

Ziraat Mühendisleri Odası Aydın Şube Başkanı Mahmut Barış ise, jeotermallerin tarım alanlarına zarar verdiğini, havaya salınan gaz buharlarının iklim değişikliğine neden olduğunu hidrojen sülfür gibi gazların ise hava kirliliğine yol açtığını anlattı.  Barış:”Derler ki: Biz Aydın’da tarıma zarar vermiyoruz. Onlar bunu külahıma anlatsınlar. Açtıkları kuyular, kurdukları santrallerin hepsi tarım arazileri üzerinde. Tarım alanlarını talan ettiler” dedi.

Kuşadası’nın ekolojik, biyoçeşitlilik açısından zengin bir bölge olduğunu dile getiren EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, Güzelçamlı milli parkının yaslandığı Samson dağlarına yapılan rüzgar enerji santrallerini ve alt kısımlara açılmaya çalışılan jeotermallerin doğaya ve insana zararlarını anlattı.

 

(Evrensel)

 

Böcek ilacı fipronil’in yol açtığı zehirli yumurta salgını İngiltere ve Fransa’ya da sıçradı

Fipronil maddesi karışan yumurtalar Almanya, Belçika ve Hollanda’dan sonra iki ülkede daha tespit edildi. Üç ülkede konuyla ilgili soruşturma başlatıldı.

Hollanda, Belçika ve Almanya’nın ardından zehirli yumurtalar İngiltere ve Fransa’da da tespit edildi.

İngiltere Gıda Standartları Ajansı “bu yumurtaların ülkedeki dağıtımını ivedilikle araştırdıklarını” açıklarken, yumurtaların sayısının “çok az” olduğu ve kamu sağlığına karşı oluşturduğu tehdidin “çok düşük” olduğu kaydedildi.

Fransız hükümeti de bir açıklama yaparak, Hollanda’dan gelen ve içinde fipronil maddesinin tespit edildiği 13 parti yumurtanın iki adet gıda işleme tesisinde keşfedildiğini söyledi.

Fransa Tarım Bakanlığı bu zehirli yumurtaların tüketiciyle buluşup buluşmadığını henüz tespit edemediklerini ekledi.

Belçika’nın 20 Temmuz’da Avrupa Birliği Komisyonu’nu uyarması sonucu ortaya çıkan salgından sonra bu ülkedekilere ek olarak Almanya ve Hollanda’daki yumurtalar süpermarketlerden çekilmişti. Hollanda 26 Temmuz’da, Almanya da 31 Temmuz’da AB Komisyonu’na benzer uyarılarda bulunmuştu.

Pazartesi günü bir açıklama yapan AB Komisyonu, Birlik çapındaki hızlı uyarı sistemi ile hangi yumurtalara zehir bulaşmış ve Almanya üzerinden İngiltere ve Fransa’ya dağıtılmış olabileceğinin tespit edilebileceğini söyledi.

Gazetecilere açıklama yapan Komisyon Sözcüsü Anna-Kaise Itkonen, “Şu andan itibaren her şey İsveçlilerin, İsviçrelilerin, Fransızların ve İngilizlerin elinde, çünkü tüm yumurtalar takip edilebiliyor” şeklinde konuştu.

Almanya soruşturma başlattı

Alman savcılar, zehirli yumurta skandalına ilişkin Aşağı Saksonya eyaletinde faaliyet gösteren bazı çiftlikleri incelemek üzere bir soruşturma başlattı. Böylece Belçika ve Hollanda’nın ardından Almanya, bu konuda soruşturma başlatan üçüncü ülke oldu.

Savcılık makamından yapılan açıklamada zehirli fipronil maddesinin rastlandığı yumurtaları üreten çiftliklerin, gıda güvenliği ve hayvan yemleme yasalarını ihlal etmek şüphesiyle soruşturulduğu bildirildi.

İçinde fipronil tespit edilen yumurtalara şu ana kadar Almanya’nın 16 eyaletinin 15’inde rastlandı.

Milyonlarca tavuk itlaf edilecek

Hollanda çiftçi örgütü LTO‘nun tahminlerine göre 150 şirket bünyesindeki milyonlarca tavuk itlaf edilebilir. Tahminlere göre krizin patlak verdiği günden bu yana 300 binden fazla tavuk hâlihazırda itlaf edilmiş durumda.

Hollanda’da şu ana kadar 138 tavuk çiftliği kapatılırken 59 çiftlikten sağlanan yumurtaların çocuklar tarafından tüketilmemesi uyarısı yapıldı. Ülkedeki tavuk çiftliklerinin beşte biri kapatılmış durumda.

Belçika da 51 çiftlikte üretimi durdurmuşken, 21 tanesinde üretilen tavuklarda fipronil tespit etti. Kapatılan çiftlikler ülkedekinin dörtte birini oluştururken, tehlikeli maddenin miktarının AB standartlarında koşulan üst limitin 10’da biri olduğu açıklandı.

Fipronil nedir?

Fipronil maddesi hayvanlardaki pire, bit ve keneleri yok etmek için kullanılan bir böcek ilacı. Maddenin, kümes hayvanları gibi insanların tükettiği hayvanlarda kullanımı yasak.

Bu tip hayvanlara temas etmesi durumunda tüy ve deri tarafından emilen madde yumurtalara bulaşabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü, fipronil maddesini “orta derecede tehlikeli” olarak tanımlıyor ve yüksek miktarlarda tüketildiğinde böbrek, karaciğer ve tiroit bezlerine ciddi etkileri olabiliyor.

 

(DW Türkçe)

HDP’li Ayhan Bilgen 7 ay sonra hakim karşısında

HDP Merkez Yürütme Kurulunun (MYK) 2014 yılı ekim ayında IŞİD saldırısı altında olan Kobanê için yaptığı çağrıya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan HDP Kars Milletvekili Ayhan Bilgen bugün hakim karşısına çıkıyor.

Bilgen, 29 Ocak’ta Ankara Esenboğa Havaalanında gözaltına alınarak Diyarbakır’a getirilmiş, Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifade işlemlerinin ardından tutuklama talebiyle sevk edildiği Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce ‘adli kontrol’ ve yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek serbest bırakılmıştı. Soruşturmayı yürüten savcının itirazı üzerine Bilgen, 31 Ocak’ta tutuklanmıştı.

Silivri Cezaevi’nde 7 ayı aşkın süredir tutuklu bulunan Bilgen hakkında siyasi parti faaliyetleri kapsamında yaptığı açıklamalar ve katıldığı etkinlikler nedeniyle “örgüt üyeliği”, “suç işlemeye alenen tahrik etme” ve “halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma, toplantı ve yürüyüşün zorla dağıtılması” iddialarıyla 11 yıldan 25.5 yıla kadar hapis isteniyor.

Bilgen bugün Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkacak.

(Artı Gerçek )

Köye dönüş bir ihtimal mi hakikaten? – Cem Erciyes

Bu yazı artigercek.com sitesinden alındı

Küresel felaketler kapıda. 9 günde 2 tufan gören İstanbul hâlâ iklimin değiştiğini anlamış değil. Su baskınlarının, kırılan camların sorumlusu yerel yönetimmiş, mesele beton alanların artması, su çekecek toprağın azalmasıymış gibi şeyler söyleniyor ama aslında Açık Radyo dinleyen herkes biliyor ki artık geri dönülmez noktaya geldik. Dünyanın doğal dengesi değişecek. Bildiğimiz havalar sona ererken belki de insanlık, ‘neslinin tükenmesi’ tehlikesiyle karşılaşacak. Belki de yaşadığımız şu günler o felaket filmlerinde, bir avuç kahramandan başka kimsenin inanmadığı emareleri yaşadığımız zaman dilimi. Her şey başladığında çok geç olacak. O zaman ne yapmalı?

Tabii ki felakete karşı küresel tedbirler almalı, alması gerekenlere baskı yapmalı bunun için çalışanlara omuz vermeli. Ama kendin ve sevdiklerin, onlar ne olacak? Birçok insan kendini güvene alacak yeni bir yaşam biçimi kurguluyor. Kentten uzakta, sağlam bir evde, korunaklı bir hayat… Hem belki bu korunaklı ev bizi insanın insana ettiklerinden politik mutsuzluklardan ve her nevi şiddetten de korur…

 Hayatta kalmak için bir plan…

Sosyal hayatın siyasi sebeplerle çekilmez olduğunu düşünenler çareyi başka bir ülkeye, yoksa köylerine, daha olmadı sahilde bir uzak köşeye taşınmakta buluyor. Ankara Antlaşması’yla İngiltere’ye gitmek, Yunanistan’dan ev almak hayalleri, yıllardır uğranılmamış o eski köylere yapılan ziyaretlerle birlikte konu ediliyor. Orta sınıflar, beyaz yakalılar arasında ‘köye dönmek’ hiç olmadığı kadar popüler bir şeye dönüştü. Bir zamanlar telafuz dahi edilmeyen o dede ocağı, artık bir ihtimal… Köye ve köklere dönüş, kentin her nevi melanetinden pastoral bir kurtuluş fikri aynı zamanda. Uzaklaşmak, gitmek fikri, yeni bir yaşam planından çok fırtına dinene kadar daha güvenli bir yere sığınmak düşüncesini içeriyor aslında. Felaketi orada atlatıp insanlık tekrar kendini topladığında dönmek, bu sırada hayatta kalmak için bir plan. Tüm bunlar, felaket geçip kurtulanlar bildiğimiz uygarlığı yeniden kurarken o sığınaktan çıkma, o aşamaya sağ salim ulaşma projesi.

Pentagon bir rapor yayımlamış. Buna göre, “dünya değişiyor ve ABD imparatorluğu çöküyor”muş. Sıralanan çareler arasında “daha fazla askeri yayılmacılık” da var. Aynı gün aynı yerde, haber sitemiz Duvar’da bir başka başlık, “Dünyanın en büyük korkusu IŞİD” diyor. Dünya halkları en çok IŞİD’den Türkiye ise ABD politikalarından korkuyormuş. Böylece taşlar yerine oturuyor. Sadece çevre, ulusal siyaset değil, belki de ondan daha sıcak ve gerçekçi bir tehdit dünyanın yeni savaş dalgasına doğru sürükleniyor olması… Beğensek de beğenmesek de içinde kendimize bir hayat kurduğumuz medeniyetin sonu gelmiş gibi sanki…

 Kendi sığınağını inşa edip tedbir almak, akla en yatkın çözüm gibi geliyor herkese. Tıpkı 60’larda nükleer tehdide karşı kendi nükleer sığınaklarını yaptıran hatta oralara saklanan zengin Batılılar gibi. Pek çok filme konu olmuş, şimdi terkedilmiş halleri ve ‘retro’ teknolojileriyle bazen internet sitelerine foto galeri olan bu nükleer sığınaklar bugün paranoyak bir aklın ürünü, delice ve tabii ki komik görünüyor. Nükleer silahlar hala var ve yenileri üretiliyor ama nükleer felaket artık uzak bir ihtimal. O sığınakları yaptıranlara en çok insanlığa güvenmedikleri ya da tek başına bir kurtuluşa inandıkları için gülüyoruz aslında.

Daha kötü bir dünya mümün

Evet daha kötü bir dünya mümkün. Buna direnmenin yolu ancak topluluk halinde var olan bir tür olduğumuzu unutmamaktan geçiyor. Ekolojik ve politik felaketler karşısında insanlık her zaman dayanışma gücünü seferber ederek direnebildi. Muhtaç olduğumuz iyimserliğe, yine yaşadığımız topluma ve parçası olduğumuz insanlığa inanarak kavuşabiliriz. Başka çaremiz yok. Nükleer tehlikeleri, büyük selleri, tsunamileri, korkunç savaşları yaşasa bile yaralarını sarıp ayakta kalmayı başardığımızı hatırlayalım.

Ekolojik uyarılara kulak vermek, barış için, demokrasi için çabalayanlara omuz vermek ve kendi kentimizde, kendi ülkemizde, kendi dünyamızda daha iyi bir hayatı talep etmek, bırakıp gitmekten daha akıllıca ve gerçekçi bir çözüm değil mi? Ne başka ülkelerde bir yaşam ne terk edilmiş köylerde bir hayat ne de sahilde kalıcı bir kurtuluş ve mutluluk pek mümkün görünüyor. Çünkü o şehir arkandan geliyor, yalnızlık ise seni ancak hüzünlü bir gerilim filminin kahramanı yapabiliyor.

Cem Erciyes – Artı Gerçek

[İklim İçin] Bu hafta havanızı nasıl alırdınız?

Çok çaktırmasam da her hafta Salı günü saat 10.00’da Açık Radyo’da İklim İçin adlı bir programı Ömer Madra ile birlikte hazırlayıp sunuyoruz. Bilmiyorsanız da lütfen bilin, mesela eski programlarımızı dinlemekle işe başlayabilirsiniz.

Normalde her hafta programdan önce Yeşil Gazete’ye İklim İçin köşesini hazırlıyordum. Aslında sizin için değil, kendim için. Programda söyleyeceğim şeyleri önceden yazınca konuşurken daha az tekliyorum. Kontrol ettim de son yazıyı 17 Temmuz 2017’de yazmışım. Sevgili editörümüz Alper Tolga Akkuş’un da dediği gibi, Özgecan bu ay yazdığın yazıları listeliyorum: ……

Bu durumun çok geçerli bir açıklaması var. İnanmazsınız ama beş yıllık çalışma hayatımda işten kaytarmak için uydurduğum tüm yalanların hepsi son bir ay içinde başıma geldi. Ayağımı balık soktu, evime hırsız girdi, çamaşır makinam bozuldu ve evimi su bastı ki sonra o evden de kovuldum falan. Gerçekten şu son bir ayda başıma gelen en “şanslı” şey geçen hafta yağan doluda evimin camlarının kırılmaması derdim eğer ayağımdaki balık sokuğu sokaktan dolup taşan boklu suların ayağıma tezahür etmesiyle enfeksiyon kapmamış olsaydı.

Pek çok kez bu yazıyı yazmak için bilgisayarın başına oturup Yeşil Gazete serverlarına sayısız taslak kaydettim. Genelde hepsi havalarla ilgili.

10 Temmuz 2017: ÇOK SICAK!

17 Temmuz 2017:  Yüzerek radyoya gittiğim gün

24 Temmuz 2017: ÇOK SICAK!

31 Temmuz 2017: Allah belamızı verdi (nam-ı diğer dolu felaketi)

ve gelelim bu haftaya:

07 Ağustos 2017: ÇOK SICAK!

Bir ay içinde dört mevsim yaşadığımızın farkında mısınız? İstanbullular olarak birer hafta arayla evimizi su bastığının farkında mısınız? 1 Mayıs günü Taksim’de nöbet tutan polis gibi gökyüzünün nöbetini tutuyorum. Resmen travma oldu, ikiden fazla bulutu yan yana gördüğümde gökyüzüne cop sallayarak ayırasım geliyor.

Sıcak havalara geri dönelim, Avrupa kıtasında 11 ülke sıcak hava alarmı verdi. İtalya, İsviçre, Macaristan, Polonya, Romanya, Bosna, Hırvatistan ve Sırbistan kırmızı alarmda, İspanya ve Fransa’nın güneyi de tetikte. 2003’ten sonraki en uzun süreli sıcak hava dalgası bölgeyi vururken sıcaklıkların 40C’yi aşması bekleniyor. İnsanlara uzun seyahatlere çıkmamaları, kapalı alanlarda kalmaları ve tedbirli olmaları yönünde uyarılar yapılıyor. Avrupa’nın rekor kıran meşhur 2003 sıcak hava dalgası 20,000’den fazla ölüme neden olmuştu. Öyle ki Fransa’da soğuk zincir kamyonları geçici morglar olarak kullanılmıştı.

Avrupa kıtasındaki aşırı sıcaklıklar yüzünden İtalya’nın Roma şehrinde su sıkıntısı baş göstermiş, Romalıların günde 8 saat suları kesilmeye başlamıştı. Roma şehriyle dayanışma için Vatikan da 25 Temmuz’da 100’den fazla çeşmenin sularını keseceğini açıklamıştı. Kuraklık sadece Roma’yı ve Vatikan’ı değil, İtalyan çiftçileri de vurdu. Çiftçiler birliğindne yapılan açıklamaya göre bu sıcak hava dalgasının İtalyan tarımına zararı en az 2milyar€ oldu.

“Lucifer” (Şeytanın bir diğer adı) denilen sıcak hava dalgasının yangınları tetiklemesinden endişe ediliyor. Yaz sezonunun başında, Haziran ayında Portekiz’deki yangınlar 60’dan fazla kişinin ölümüne neden olmuştu. Bilim insanlarının araştırmaları gösteriyor ki “Uzun ya da hatta kısa süreli kuraklıklarla sıcak havalar eklendiği zaman orman yangınları daha sık görülüyor.” ABD için yapılan bilimsel araştırmalar 70ler ve 80lere göre orman yangınlarının beş kat daha yaygın olduğunu, öncekinden altı kat daha geniş bir alanda etkili olduğunu ve de beş kat daha uzun sürdüğünü gösteriyor.

Avrupa kıtasındaki yangınları interaktif olarak izlemeyi sağlayan haritaya linkten ulaşabilirsiniz.

Bir başka araştırmaya göre de 2071 ve 2100 yılları arasında aşırı sıcaklar senede 152,000 kişinin ölümüne neden olabilirmiş. Avrupa Komisyonu’nun yaptığı araştırmaya göre seragazı emisyonlarını azaltmak ve aşırı hava olaylarının etkisine uyum sağlamak için hiçbir şey yapılmazsa:

  • Aşırı hava olayları kaynaklı ölümler 1981 ve 2010 yılları arasında senede 3,000’ken, 2071 ve 2100 yılları arasında senede 152,000’i bulabilir
  • Avrupa’da 2100 yılında her üç kişiden biri felaketlerden etkilenmiş olacak
  • Kıyı şeritlerindeki seller yüzünden bu yüzyılın başında senede altı olan ölüm oranı yüzyılın sonunda 233’ü bulabilecek.

Peki ya Asya?

Science Advances dergisinde yayınlanan makaleye göre pek çok meteoroloji istasyonu hava ısısını iki tür termometre ile ölçüyor: kuru termometre ve yaş termometre. Vücut içi normal ısı 37C’yken derimiz genelde 35C’dir ve aradaki ısı farkı terleme yoluyla ısımızı yaymamızı sağlar. Eğer ortamdaki yaş termometre 35C’yi veya daha yükseğini gösterirse vücudumuzun ısı kaybetme yetisi yok olurken en sağlıklı kişi bile altı saat içinde ölebilir.

İnsan yaşamının sürebilmesi için 35C üst limit olarak gösterilirken, 31C bile pek çok insan için çok tehlikeli addediliyor. Dünyada ölçülmüş yaş termometre sıcaklıkları nadiren 31C’yi geçti. 2015 senesinde Iran’da 35C’ye yakın bir sıcaklık ölçüldü ve o yaz sıcak hava dalgası Hindistan ve Pakistan’da 3,500 kişiyi öldürdü.

Bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre yüksek emisyonlu bir gelecek projeksiyonunda dünya nüfusunun %30’unun yaşadığı Güney Asya bölgesi ortalama olarak yaş termometre sıcaklığında 31C ve üzerinde yaşayacaklar. Eğer Paris İklim Anlaşması’nda söz verildiği gibi küresel ısınma 2C’yi aşmazsa 31C nemli havaya maruz kalacak dünya nüfusu oranı %2’ye iniyor.

Peki ya Paris Anlaşması? Peki ya 2C?

Yapılan araştırmalara göre gezegenimizin küresel ısınmayı bu yüzyılın sonunda 2C ile sınırlandırması için sadece %5 şansımız kaldı. Küresel ekonomi, emisyon ve nüfus artışı trendleri Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen 2C’lik küresel ısınma hedefinin aşağısında kalmanın çok zor olacağını gösteriyor.

 

Küresel trend demişken, ayağını yorganına göre uzat deyimin küresel versiyonu “Earth Overshoot Day” geçen hafta kutlandı. Gezegenimizin bir sene için üretebildiği, bir senede yenileyebildiği kaynakların hepsini bir sene dolmadan tükettiğimiz gün anlamına gelen Earth Overshoot Day 2 Ağustos 2017 günü gerçekleşti. Bu sene gezegenin doğal kaynaklarının %170’ini kullanıyoruz. Her sene olduğu gibi bu sene de Earth Overshoot Day daha erken geldi, geçen sene gezegenin biokapasiyesinin %144’ünü kullanmıştık.

Programı kapatırken son kez bir dönüp Türkiye’ye bakmak isterim. Malumunuz, hava çok sıcak. Hava aşırı sıcak. Hava anormal sıcak. İnsan merak ediyor, niye yetkililer hiçbir uyarı yapmıyorlar? Niye yetkililer sel felaketinden önce hiçbir uyarı yapmıyorlar? Niye yetkililer Türkiye nüfusunun %20’sinin yaşadığı İstanbul’u ezip geçen bu sıcak hava dalgasına karşı hiçbir uyarı yapmıyorlar? Böyle daha mı serin oluyor?

2017 yılı Temmuz ayı ortalama sıcaklıkları Türkiye uzun yıllar ortalama sıcaklık normallerinin 1.4C üzerinde gerçekleşti. Uzun yıllar Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 24.6°C iken 2017 Temmuz ayı 26.0°C olarak gerçekleşti.

Kimse uyarmıyor ama biz uyaralım, bu hafta çok sıcak, sıcak daha da sıcak olacak.

Hatay için yeni bir memeli türü keşfedildi: Uzunkulaklı Çöl Kirpisi

Bülent Ecevit Üniversitesinden Prof. Dr. Mustafa Sözen ile Dr. Muhsin Çoğal tarafından Türkiye Tabiatını Koruma Deneği Hatay Şubesi’nin de katılımı ve desteğiyle Hatay Dağ ceylanlarının yayılış alanlarının belirlenmesi amacıyla 2016 ve 2017 yıllarında yapılan bilimsel çalışmalarda Hatay için yeni bir memeli türü keşfedildi.

Uzunkulaklı çöl kirpisi (Hemiechinus auritus)

Prof. Dr. Sözen tarafından yapılan açıklamaya göre Uzunkulaklı çöl kirpisi’nin (Hemiechinus auritus) Türkiye’de kayıtları sadece Iğdır’dan ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Kilis ile Ceylanpınar arasında sınıra yakın alanlardan bilinmekte. 2016 yılında ise Hatay ili Kırıkhan ilçesinin Suriye sınırı boyunca yapılan çalışmalarda Uzunkulaklı çöl kirpisi, Camuzkışlası köyü yakınlarında ise fotokapan ile görüntülendi. Türün bu bölgede Dağ ceylanı yaşama alanını oluşturan kayalık ve bozkır alanlarda yaşadığı da belirtildi.

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Hatay Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Öğünç

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Hatay Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Öğünç konuya dair yaptığı yazılı açıklamada bu alanın aynı zamanda geçen yıl keşfedilen Kayalık gerbili’nin de (Gerbillus dasyurus) yaşama alanı olduğunu ifade etti.

Bölgeden ayrıca Çizgili sırtlan, Saz kedisi, Yaban kedisi, Kaya sansarı, Kurt, Çakal, Tilki, Yaban domuzu, Oklu kirpi, Kuyruksüren, Alacasansar gibi pek çok diğer türün de yayılış kayıtlarının elde edilmiş olduğunu aktaran Öğünç, “Bölge bu zenginliği Türkiye’de memeli çeşitliği açısından en önemli alanlardan birisi durumundadır. Ayrıca Türkiye’de Dağ ceylanının yaşadığı tek bölgedir. Yapılan çalışmaya göre Dağ Ceylanı bölgede Kırıkhan ilçesine bağlı Kaletepe köyü ile Kumlu ilçesine bağlı Keli köyü arasındaki yaklaşık 29 km’lik bir alanda sınır boyunca yaşamakta ve bu alanı üstte sayılan türlerle paylaşmaktadır” açıklamasını yaptı.

Alanın sıkı bir şekilde korunmasının oldukça önemli olduğunu,  Uzunkulaklı çöl kirpisi ile birlikte Hatay’dan kaydedilen memeli türü sayısı 69’a yükseldiği bilgisini de paylaşan Abdullah Öğünç, yazılı açıklamasını, “Hatay bu sayı ile memeli çeşitliliği bakımından Türkiye’nin en zengin illerinden birisi konumundadır. Hatay ili bu zenginliğin değerini bilmelidir ve bir Ekoturizm potansiyeli olarak bu zenginliği değerlendirmelidir. Bunun en etkili yöntemlerinden birisi de bu türlerin çoğunu barındıran bir bölgenin Milli Park ilan edilmesidir. Milli Park için en uygun görünen bölge de Hassa ve Kırıkhan ilçelerinin bir bölümünü kapsayan Leçelik alan ile bu alanın güneyine doğru ilerleyen Dağ ceylanı yaşama alanı ve Gölbaşı gölünü kapsayan alandır. Hatay sahip olduğu bu zenginlik ile bunu hak ediyor” şeklinde tamamladı.

 

(Yeşil Gazete)

TÜİK: Son 10 yılda tarım alanlarının yüzde 8.2’sini kaybettik

TÜİK verilerine göre Türkiye, son 10 yılda ekilen ve dikilen tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 8.2’sini kaybetti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), son 10 yılda ekilen ve dikilen tarım arazileri ile toplam tarım alanlarının durumuna ilişkin veriler paylaştı.

Bu verilere göre geçen yılın sonu itibarıyla Türkiye’de ekilen ve dikilen tarım alanı 23 milyon 763 bin hektar, çayır ve mera arazileriyle toplam tarım alanı da 38 milyon 380 bin hektar olarak belirlendi.

10 yılda tarım alanlarının yüzde 8.2’sini kaybettik

Son 10 yılda toplam tarım alanının yüzde 5,22 (2 milyon 113 bin hektar) azaldığı kaydedildi.

En fazla tarım alanı kaybı, ‘tahıllar ve diğer bitkisel ürünleri’nde gerçekleşti.

2006’da 17 milyon 440 bin hektar olan alan, yaklaşık yüzde 11 azalarak 15 milyon 574 bin hektara geriledi.

Yani Türkiye, son 10 yılda ekilen ve dikilen tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 8.2’sini, toplam tarım alanlarının da yüzde 5.22’sini kaybetti.

 

(Gazete Karınca)

Bornova Belediyesi’nden emsal karar: Yenilenebilir enerji kullanan binalara yüzde 25 indirim!

İzmir Bornova Belediyesi Meclisi oybirliği ile aldığı kararla yenilenebilir enerji kaynağı kullanan binalarda yaşayanlardan her türlü belediyeye ait ücretlerde %25 indirim uygulanacağına hükmetti.

Bu kararla tüm Türkiye’ye örnek de teşkil eden Bornova Belediyesi, daha önce 300 kilowattlık fotovoltaik güç sistemi kurarak yılda 250bin ton karbon salımından da tasarruf sağlamıştı.

Konuya dair açıklama yapan Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, “Biz hem yenilenebilir kaynakları kullanarak çevre değerlerimizi koruyoruz hem de sağladığımız tasarrufları yatırıma dönüştürüyoruz” şeklinde konuştu.

Karar Bornova Belediyesi Meclisi tarafından oybirliği ile alındı

Dünyanın enerji politikalarının belirlendiği Enerji Kentleri Birliği (Enerjicities) yönetim kurulunda da yer alan Bornova Belediyesi, meclisi tarafından alınan bu kararla yenilenebilir enerji kaynağı; yani güneş, rüzgar, jeotermal ve su enerjisi kullanan binalardan yasa gereği belediye olarak alınan tüm ücretlerden %25 oranında indirim yapmış olacak.

 

(Egede Son Söz)

 

 

Bu cadde tabana kuvvet enerjisi ile enerji üretiyor

İngiltere’nin başkenti Londra’daki bir sokak, insanların yürürken enerji ürettiği bir sokak haline getirildi.

Enerji Enstitüsü’nden Cem Şimşek’in haberine göre Avrupa’nın en işlek caddelerinden biri olan Oxford Caddesi’nde bir ara sokak olan “Bird street”, dünyanın ilk akıllı sokağına dönüştürüldü. 500.000 sterline mal olan yenileme işlemi sonrasında cadde, yürürken kinetik enerji üreten fayanslar ve atmosferdeki kirletici gazları uzaklaştıran “temiz bir hava tezgahı” da dahil olmak üzere dünyanın her tarafından en yeni yeşil enerji yeniliklerini içeriyor.

Fayanslara döşenen astarla üzerinden yürüyen insanlardan enerji üretecek olan sokakta ayrıca hava arındırıcı olarak ikiye katlanan bir oturma alanı ve fosil yakıt emisyonlarında bulunan azot oksit gazı emici özel boya kaplı yüzeyler yer alıyor.

10 metre karelik alanda bulunan kiremitlerle üretilen enerji, yola gömülü şekilde duran düşük enerjili bluetooth vericilerine iletilerek bir uygulamaya aktarılıyor. Atılan adımlar sayesinde elde edilen enerjinin cadde aydınlatmasında kullanıldığı belirtilirken adım atan kişiler de Oxford Caddesi’ndeki çeşitli mağazalarda indirim kazanıyorlar.

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın yaptığı açıklamada, “akıllı sokak” teknolojisinin, Londra’yı sosyal, ekonomik ve çevresel zorlukları çözmek için ileri teknoloji kullanarak öncü bir “akıllı şehir” haline getirmek için yeni bir girişim olduğunu söyledi. Belediye Başkan Temsilcisi’nin yaptığı açıklamaya göre ise, Belediye Başkanı Khan’ın akıllı şehir teknolojisinin gelişimini denetleyecek olan Baş Dijital Müdürü atayarak konuya çok önem verdiğini belirtti.

Çalışmayı yapan Pavegen şirketinin “New West End Company” adıyla başlattığı proje hakkında konuşan şirketin CEO’su Jace Tyrrell, önümüzdeki on yılda Londra’da Oxford Caddesi’ne çıkan sokaklardan 20’sini daha akıllı sokak haline getireceklerini söyledi.

(Enerji Enstitüsü)