Ana Sayfa Blog Sayfa 3077

Kuzey Kore – ABD gerilimi tırmanıyor: Pyongyang’dan, ‘ABD üssünü vururuz’ tehdidi

Kuzey Kore yönetimi Başkan Trump’ın sert açıklamalarına tehditle yanıt verdi. Kuzey Kore, Pasifik Okyanusu’ndaki ABD’ye bağlı Guam Adası’nı hedef gösterdi.

Kuzey Kore, ABD Başkanı Donald Trump’ın sert uyarılarına rağmen ABD’yi yeniden nükleer saldırıyla tehdit etti ve önleyici darbe de vurabileceğini duyurdu. Bir Kuzey Kore askeri temsilcisi resmi haber ajansı (KCNA) kanalıyla yaptığı açıklamada ‘ABD’nin kışkırtmada bulunduğu tespit edildiği takdirde ilk darbeye başvurabileceklerini’ söyledi.

Askeri sözcü Pyongyang yönetiminin, hava üssünün bulunduğu ABD’nin Pasifik Okyanusundaki Guam adasına orta ya da uzun menzilli füze saldırısı düzenleme stratejisini de titizlikle gözden geçirdiğini’ belirtti. Sözcü Devlet Başkanı Kim Jong Un’un emir vermesi durumunda bu planın derhal uygulanacağını sözlerine ekledi.

Trump, bu açıklamadan kısa süre önce tehdit etmekten vazgeçmediği takdirde Kuzey Kore’ye ‘ateş ve öfkeyle’ karşılık vereceklerini söylemişti. Trump gazetecilere yaptığı açıklamada “Kuzey Kore tehditlerinden vazgeçse daha iyi olur. Aksi takdirde ABD dünyanın şimdiye kadar tanık olmadığı ‘ateş ve öfkeyle’ tepki gösterecektir” dedi.

Kuzey Kore yönetimi ise ‘ABD askeri saldırıya kalkıştığı takdirde nükleer güçlerinin ciddi bir ders vereceğini’ duyurmuştu.

Pyongyang’dan yapılan açıklamada ayrıca ağırlaştırılmış BM yaptırımlarının Kuzey Kore’yi nükleer programından vazgeçirtemeyeceğini ve Washington yönetimi hasmane tutumunu sürdürdüğü müddetçe müzakere masasına oturmayacakları belirtilmişti.

 

(DW Türkçe)

HDP’den Şemdinli’de işkence iddialarına dair soru önergesi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Bedia Özgökçe, Hakkari’nin Şemdinli ilçesi Şapatan (Altınsu) köyüne düzenlenen baskındaki işkence ve kötü muamele iddialarıyla ilgili hem Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na başvurdu hem de soru önergesi verdi.

Bedia Özgökçe, işkence iddiaları ile işkencenin belgelenmesi konulu acil toplanmasını talep ettiği Meclis İnsan Komisyonu’ndan, iddiaları da yerinde incelemesini istedi.

Şapatan köyünde iki gün önce gözaltına alınıp ertesi gün savcılık ifadelerinin ardından serbest bırakılanların maruz kaldığı işkence görüntülerinin basına yansımasının ardından açıklama yapan Hakkari Valiliği, fotoğrafları haber yapmanın “terör propagandası olduğunu” ileri sürmüştü

Hakkari Valiliği tarafından 8 Ağustos Salı günü yaptığı açıklama şöyle:

“Gözaltına alınırken darp edildikleri iddiası ile Savcılık Makamına müracaat eden 10 vatandaşımızın işlemleri devam etmekte olup, bunlar arasında kadın bulunmamaktadır.

Ayrıca kusuru olan personel tespit edilirse haklarında gerekli idari tahkikat da yapılacaktır.

Bunun dışında bazı haber ajanslarında ve sosyal medyada Güvenlik Güçlerinin vatandaşlarımıza işkence yaptığı yönündeki haberler tamamen asılsızdır ve terör örgütünün propagandasını yapma maksadını taşımaktadır.”

 

(Bianet)

Meteorolojiden 5 il için sıcak hava uyarısı

Meteoroloji Malatya, Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Adıyaman için sıcak hava uyarısı yaptı.

Meteoroloji 13. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, bölgede havanın Elazığ, Adıyaman, Tunceli ve Bingöl’de az bulutlu ve açık, Malatya’da az, öğleden sonra da parçalı bulutlu olacağı tahmin ediliyor.

Sıcaklıkların mevsim normallerinin 4-6 derece üzerinde seyredeceği bölgede, rüzgarın ise kuzeybatıdan orta kuvvette eseceği öngörülüyor.

Hava sıcaklıklarının Adıyaman’da 44, Elazığ, Malatya, Tunceli ve Bingöl’de ise 41 dereceye ulaşması bekleniyor.

Sıcak hava nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı başta yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunanlar olmak üzere vatandaşların, 10.00-16.00 saatlerinde dik gelen güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmaması gerekiyor.

 

(T24)

Teyit.org: Organik hoşaf projesi yarışmayı kazandı iddiası doğru değil!

Sosyal Medya ve İnternet üzerinde yayılan, yaygınlaşan haberlerin doğruluğunu teyit etmek üzerine çalışmalarda bulunan ve buldularını kendi mecraları üzerinden paylaşan Teyit.org, son günlerde, “TRT Haber’de yayınlanan “Bir Fikrin Mi Var” isimli yarışma programında yarışan “Organik Hoşaf” isimli proje birinci geldi” şeklindeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Teyit.org’dan Ali Osman Arabacı’nın açıklamasında iddialara ilişkin tüm bulgular da her Teyit.org paylaşımında olduğu gibi web sitesinden açıklandı.

Teyit.org’un konuya dair açıklamasınde, “Sosyal medyada ve bazı internet sitelerinde TRT’nin düzenlediği bilim yarışmasında “organik hoşaf” isimli projenin “Alzheimer Çipi” projesini geride bırakarak birinci olduğu iddia edildi.

Ancak, “Bir Fikrin Mi Var” isimli yarışma programını, “Organik Hoşaf” projesinin kazandığı iddiaları doğru değil. Yarışmayı “Hız Ayarlı Yol Kasisi” projesiyle Adnan ve Uğur Kal kardeşlerin kazandığı görülebiliyor. Yani “Organik Hoşaf” projesinin finale kalması yarışmayı kazandığı anlamına gelmiyor.” ifadesi kullanıldı.

Teyit.org ayrıca Bir Fikrim Var yarışmasının kendi web sitesindeki açıklamalara da yer verdi.

Teyit.org ayrıca yapımcı şirketin konuya dair twitter üzerinden yaptığı açıklamayı da paylaştı.

“Tam 10 yıldır ekranlarda olan bilim değil girişimcilik yarışması “Bir fikrin mi var”ın kazananı hız ayarlı yol kasisi projesiyle Adnan ve Uğur Kal kardeşlerdir. Gıda mühendisi olan Kübra Ağca ise Hoşaf üretim projesiyle finale hoşafı bulduğunu iddia ederek değil, pastörize etmeden raf ömrünü uzatma ve lojistik gibi sorulara araştırma geliştirme yaparak aynı ayran gibi hızlı tüketim ürünü olarak satışa çıkma fikriyle yükselmiş – sonra da elenmiştir.”

 

(Teyit.org)

Alman vekiller Konya Üssü iznini NATO aracılığıyla aldı

NATO’nun devreye girmesi sonucu Türk hükümetinin Alman savunma komisyonu heyetine Konya Üssü’nü ziyaret etme izni verdiği bildirildi. Alman kamu televizyonu ARD salı günü, Türk hükümetinin, NATO’nun daveti üzerine Federal Meclis Savunma Komisyonu heyetinin Konya’daki NATO askeri üssünü ziyaret etme izni verdiğini bildirdi.

NATO’nun daveti üzerine Alman vekillerden oluşan heyetin, NATO Genel Sekreter Yardımcısı Rose Gottemoeller’in liderliğinde AWACS misyonu kapsamında üste konuşlu Alman askerlerini 8 Eylül’de ziyaret edebilecekleri belirtildi.

Önerinin, NATO Genel Sekreter Yardımcısı Rose Gottemoeller tarafından yapıldığı ve söz konusu davete yönelik belgenin pazartesi günü Berlin’e gönderildiği bilgisi verildi.

“Ziyaret izni tartışılamaz bir hak”

Federal Hükümet Savunma Komisyonu Başkanı Wolfgang Hellmich salı günü yaptığı açıklamada, ziyaretin NATO liderliğinde yapılması önerisinin NATO Genel Sekreter Yardımcısı Gottemoeller tarafından yapıldığını ifade ederek, ARD’nin haberini teyit etmiş oldu.

Hellmich, “Bu, ziyaret izninin NATO üyeleri arasında tartışılamaz bir hak olduğunu net şekilde ortaya koymak adına önemli bir adım” şeklinde konuştu.

Konya izni verilmemişti

Türk hükümeti Alman vekillerin Konya’daki üssü ziyaret etme izni vermemişti. Der Spiegel dergisi Ankara’nın Alman vekillere Konya’daki NATO üssünü ziyaret izni vermemesinin nedeninin Sol Parti milletvekili Alexander Neu olduğuna yer vermişti.

Der Spiegel’in Türk diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberde, milletvekillerinin Konya’daki Alman askerlerini ziyaretinin, Neu’un PKK ile ilişkili olduğu gerekçesiyle Türk tarafınca reddedildiği iddia edilmişti.

Alman hükümeti ise ziyarete izin çıkmamasını Ankara ile Berlin arasındaki siyasi ilişkilerdeki gerginlikle gerekçelendirmişti.

AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu da Eylül 2016’da Alman haber ajansı dpa’ya verdiği demeçte “Sol Parti milletvekilleriyle ilgili olarak Türk Dışişleri Bakanlığı’nın beklenen ziyaretçi listesinde terör örgütü PKK’yı aktif olarak destekleyenler olup olmadığı konusunda son derece titiz bir inceleme yapacağını varsayıyorum” diye konuşmuştu.

 

(DW Türkçe)

Kerem Altıparmak’a ‘açık OHAL dersi’ gerekçesiyle kınama cezası

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Kerem Altıparmak’a, “açık OHAL dersi yaptığı” gerekçesiyle üniversite yönetimi tarafından kınama cezası verildi.

Kerem Altıparmak’ın twitter hesabından yaptığı açıklamada cezanın hukuksuz olduğuna dikkat çekti, “üniversite her şeyin konuşulabilidği yerdir” dedi.

Kerem Altıparmak’ın açıklaması şöyle:

– 26 Ekimde yaptığım OHAL açık dersi nedeniyle Ankara Üniversitesi hakkımda kınama cezası vermiş. Dayanak olan hüküm 2 Aralıkta yürürlüğe girmiş.

– 10 ay uğraştıktan sonra bari düzgün bir karar verilebilseydi. Suç ve cezalar geri yürümez! Açık derste bunu da anlatmıştık!

– O tarihten beri Ankara Üniv.de OHAL ve KHKlerle ilgili tek bir bilimsel etkinlik yapılmadı. Onurla söylüyorum, ben işimin gereğini yaptım.

– Tabii ki sonuna kadar takip edeceğim bu hukuksuz işlemi, diğerlerini yaptığım gibi. Üniversite her şeyin konuşulabildiği yerdir!

 

(Agos)

Kuzey Ormanları Savunması: Hafriyat kamyonu terörünü durdurun!

Kuzey Ormanları Savunması (KOS), şehir içinde ölümlere ve kazalara neden olan hafriyat kamyonları sorununa dikkat çekmek için Mimarlar Odası İstanbul Şube binasında basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda yapılan açıklamada son bir yılda hafriyat kamyonlarının neden olduğu kazalarda hayatını kaybeden insan sayısının resmi rakamlara göre 25 olduğu söylenildi. Ancak kayıpların bu rakamdan fazla olduğunu ve kamyonların ekosistem dengesini tehdit ettiği de belirtildi.

Bianet’den Tansu Pişkin ve Ruken Kadıoğlu’nun haberine göre açıklamada çözüm önerileri sıralanırken acil olarak “şoförleri potansiyel katil haline getiren sefer başına ücretlendirme sistemine son verilmesi” gerektiği vurgulandı.

Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nde gerçekleşen toplantıya İnşaat Mühendisi Prof. Dr. Zerrin Bayraktar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Belediye Meclis Üyesi Tarık Balyalı ve 12 Mayıs 2016 günü hafriyat kamyonunun çarpması sonucu hayatını kaybeden 23 yaşındaki Şule İdil Dere’nin annesi Nesrin Aslan katıldı.

Balyalı, toplantıda İBB Meclis Grubu olarak hafriyat alanlarıyla ilgili yaptıkları çalışmaların raporunu sundu. Balyalı, İBB Meclis Başkanlığı’na hafriyat kamyonlarının neden olduğu kazalarla ilgili verdikleri soru önergelerine hiçbir şekilde yanıt verilmediğini aktardı.

KOS, konuya ilişkin basın açıklamasındaysa hafriyat kamyonlarının neden olduğu sorunlar ve çözüm önerileri de sundu.

Kuzey Ormanları Savunması’nın önerdiği çözümler ile talepleri ise özetle şöyle:

* Rüşvet veren şirket yetkilileri başta olmak üzere tüm sorumlular yargılanmalıdır.

* Sorunun ana kaynaklarından biri olan ve şoförleri potansiyel katil haline getiren sefer başına ücretlendirme sistemine son verilmelidir.

* Çevre kirliliğinin önlemesine yönelik önlemlerin sürekli kontrolü sağlanmalıdır.

* İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlamakla yükümlü olduğu “hafriyat toprağı, inşaat/yıkıntı atıkları ile doğa/ afet atıklarının toplanması, geçici biriktirilmesi, taşınması, geri kazanılması ve bertaraf/ ile ilgili yönetim planı” kamuya açık olarak yayınlanmalıdır.

* Kamyonların yasak olan güzergâhlarda ve saatlerde çalışması engellenmelidir. Etkin denetimin sağlanabilmesi için Elektronik Araç Takip Sistemi kurulmalıdır.

* Kamu denetiminin sağlanabilmesi için UKOME kararları ile belirlenen güzergâhlar ile yasaklanan güzergâhlara ilişkin haritalar kamuoyuyla paylaşılmalı, yollara uyarıcı tabelalar koyulmalıdır.

* Sokaklara ağır tonajlı araçların girmesi kesinlikle yasaklanmalıdır. Kent içi yollarda araçların şantiye giriş ve çıkışlarında kontrol sağlanmalı ve yaya ile karşılaşması muhtemel güzergah boyunca eskort eşliğinde hareket etmeleri sağlanmalıdır.

* Tüm bu toplumsal, ekolojik ve ekonomik yıkımın son bulması için yapılması gereken şey başta katil projeler olmak üzere İstanbul’un kentsel ve ekolojik dokusuna zarar veren tüm projeleri durdurmaktır.

 

(Bianet)

Hayvan hakları aktivistlerinden 5199 no’lu Hayvanları Koruma Kanunu’na karşı bildiri

Gazeteci ve yazarların arasında bulunduğu bir grup tarafından 5199 no’lu Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısına karşı bir bildiri yayımlandı.

İlkay Akkaya, Sevim Gözay, Gün Zileli, Zülal Kalkandelen, Ünsal Arık gibi ünlü isimlerin de aralarında bulunduğu aktivistler, Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısına karşı bir bildiri yayımladı. Bildiri, kanun tasarısına göre işkence ve öldürme eylemlerine verilecek cezanın göz boyama olduğuna dikkat çekerken, avlanma, esaret ve tecrit konularının hayvan hakları bakımından kabul edilemez olduğunu vurguluyor.

Yasa koyucuların, yıllardır hukukçu ve hayvan hakları aktivistlerinin görüşlerini görmezden gelmesi üzerine hazırlanan ortak metinde, sokakta yaşayan hayvanların, yaşam haklarının hiçe sayılması, denek olarak kullanımının önünün açılmasına dair tepkiler yer alıyor. Eğlence adına hayvanlı sirkler, atlı faytonlar ve yunus parkları gibi yerlerde devam eden işkence ve tecritin önüne geçmeyecek bir kanun tasarısının hayvanları korumaktan çok uzak olduğu da yine  dile getiriliyor.

İngilizce ve Portekizce olarak da düzenlenerek uluslararası desteğe de açılan bildiri, 1 Temmuz’da hayvan hakları adına düzenlenen eş zamanlı protestoların ardından paylaşıldı ve destekçilerin imzasına açık olmaya devam ediyor.

Bildirinin tam metnine katliamyasasinahayir.blogspot.com dan ulaşabilirsiniz.

Bildiri Destekçileri:

Ali Uçarman – İstanbul -Tıp Hekimi

Animal Liberation Press Office – İstanbul – Aktivist Grup

Ayşe Mergenci – İstanbul – Biyolog

Barış Gün – Mardin – Araştırmacı / Tasarımcı

Begüm Taktak – İstanbul – Mali Müşavir

Birhan Erkutlu – Antalya/Alakır Vadisi – Aktivist

Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Topluluğu – İstanbul – Aktivist Grup

Canan Apari – İstanbul

Cansu Eylül Yapıcı

Cihan Canbolat – Kayseri – Öğrenci

Ebru Arıman – İstanbul – TVD Yönetim Kurulu Başkanı

Esin Erben – İstanbul – Araştırmacı / Aktivist

Esra Erben – İstanbul – Editör / Aktivist

Filiz Mungan – Bursa – İç Mimar

Gün Zileli – İstanbul – Yazar

Güzide Erden – İstanbul Mühendis

Hülya Yalçın – İstanbul – Avukat

İlkay Akkaya – İstanbul – Sanatçı

İmren Usta – Artvin – Öğrenci

Kerem Başkaya – İstanbul – Öğrenci

Mehtap Tüysüz – İstanbul – İşletmeci

Pınar Dağ – İstanbul – Veri Gazetecisi

Sarah Pavia – Malta – Aktivist

Seda Arığ – İstanbul – Yönetici Asistanı

Selin Kale – Bursa – İnşaat Mühendisi

Selver Sezen Kutup – İstanbul – Öğrenci

Serhat Yurtgüzel – İstanbul – Çiftçi

Sevim Gözay – İstanbul Gazeteci

Sivil Toplumcu – İstanbul – Sivil Toplumcu

Tolga Öztorun – İstanbul – Aktivist / Gazeteci

Tuğba Pınar Günal – Antalya/Alakır Vadisi – Aktivist

Ünsal Arık – Berlin – Sporcu

Yasemin Avdan – İstanbul – Aktivist

Zeynep Gizem Haspolat – İstanbul – Araştırma Görevlisi

Zilan Duru – İstanbul – Oyuncu

Zülal Kalkandelen – İstanbul – Gazeteci / Yazar

 

Haber: Ş. Esin Erben

(Yeşil Gazete)

Çöldeki devasa güneş enerjisi santrali: Tunus’taki elektrik deniz altından AB’ye taşınacak

Climate Change News’da Megan Darby imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Cansu Yılmaz‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Geliştirici TuNur, bu hafta Tunus Sahra’sının sınırına, Avrupa’ya denizaltı şebeke bağlantılarıyla birlikte bağlanan büyük çapta bir güneş enerjisi tesisi inşa etme izni için başvuruda bulundu.

TuNur, Temmuz’da Solar Impulse’un tarihi dünya etrafındaki uçuşunda görüntülenmiş olan İspanya’nın Gemasolar projesi gibi bir dizi konsantre güneş enerjisi tesisi teklifinde bulunuyor (Fotoğraf: Solar Impulse)

Yıllardır Sahara Çölü’nün engin güneş ışığı kaynaklarından Avrupa’ya enerji sağlamak için yararlanılması üzerine konuşuluyor; fakat bunu gerçekleştirmek için çok az şey yapıldı.

Kuzey Afrika genelinde maliyet endişeleri ve siyasi istikrarsızlığın ortasında, 19 ortakla birlikte ve 400 milyar avro bütçe ile tasarlanan üst düzey Desertec girişimi başarısızlığa uğradı.[1]

Şimdi Tunus’ta büyük bir projenin güneş enerjisi ihracını hayalden gerçeğe dönüştürme yolunda bir ilk olacağı umut ediliyor. Geliştirici TuNur, bu hafta ülkenin güneybatısında yer alan Rjim Maatoug yakınlarında 4.5GW’lık kapasitenin inşa edilmesi için Enerji Bakanlığına izin talebinde bulundu.[2]

Üretilen elektrik, Malta, İtalya ve Fransa’ya deniz altından bağlanacak kablolar aracılığıyla Avrupa’ya gönderilecek.

TuNur başkanı Kevin Sara, Climate Home’a yaptığı açıklamada, her şey yolunda giderse, tahmini 1.6 milyar avroluk bir yatırım karşılığında Malta’ya bir bağlantı ile 250MW’lık ilk aşamanın 2020 yılına dek sürebileceğini ifade etti.

Fizibilite durumu, Tunus’un –TuNur’a göre, Avrupa’nın en iyi yerlerinden %20 daha fazla oranda– bol güneş ışığına ve henüz işlenmemiş olan geniş topraklarına dayanıyor. AB iklim ve temiz enerji hedefleri talep yaratıyor.

TuNur, güneş ışınlarını bir dizi aynadan merkezi bir kuleye yansıtarak çalışan konsantre güneş enerjisi teknolojisi kullanmayı planlıyor. Erimiş tuzu enerjiyi depolamak için kullanan bu teknoloji, değişken talebi karşılamak için gereken esnek üretimi yapabilir. 250MW’lık ilk tesis, şimdiden dünyanın en büyük termal güneş tesisleri arasında yer alacak.

(Kaynak: TuNur)

Projenin tamamı gerçekleşirse, oluşum Manhattan’ın neredeyse üç katı olan 25.000 hektar bir alanı kaplayacak. Sara, konuya istinaden “Tümüyle marjinal olan çok fazla toprak var –ki bu topraklar tarım için yeterince iyi durumda değil,” dedi. “Bu sadece orada oturmamız ve yerel insanların sonunda bununla bir şey yapabildiğimize memnun olması anlamına geliyor.”

2014 yılında, Tunus iklim korumayı anayasasına dahil eden dünyada üçüncü ülke oldu.[3] Bunu, 2015 yılında kabul edilen yenilenebilir enerji yasası takip etti.[4]

Politik engeller sürüyor. TuNur, devletin elektrik tekeline karşı, temiz enerji mevzuatında sözü geçen ihracatlar hakkında bir önlem alabilmek için yoğun bir şekilde lobicilik faaliyeti yürüttü. Bu, onun ilk emsal davasıdır.

Tunus Enerji Bakanlığı, e-posta ile gönderilen yorum talebine herhangi bir yanıt vermedi.

Sara; “Bu, parlamentonun yenilenebilir enerji ihracı endüstrisinin açılması yönündeki isteğiydi. Biz temkinli bir biçimde iyimseriz.” dedi.

TuNur, %50 hissesine Birleşik Krallık merkezli Nur Energie, diğer %50 hissesine ise Tunus ve Malta’dan yatırımcıların sahip olduğu bir projedir.

Bazı Kuzey Afrikalılar, tüm projeye dikkatli yaklaşıyor. 2015 yılında New Internationalist’de yayınlanan Desertec girişimine dair bir eleştirisinde[5],  Cezayirli aktivist Hamza Hamouchene, savunucularını yeni-sömürgecilikte suçladı.

Hamouchene; “Sahara, seyrek nüfuslu; Avrupa’ya elektrik sağlamak için altın bir fırsat oluşturan geniş boş bir arazi olarak tanımlanıyor; böylece abartılı tüketime dayalı yaşam tarzına ve savurgan enerji tüketimine devam edebilir.” diye yazdı.

“Bu, sömürgeci güçlerin, uygarlaştırıcı görevlerini meşrulaştırmak için kullandıkları aynı dil ve ben, bir Afrikalı olarak, ne yazık ki bu tür mega projeler ve çoğunlukla ‘iyi niyetli’ nedenler kisvesi altında uyguladıkları vahşi sömürü ve düpedüz soygun hakkında epey şüpheliyim.”

O, Tunus ihracat projesinin, tam da Tunusluların elektrik kesintileriyle karşı karşıya kaldığı ve enerji için komşusu Cezayir’e bel bağladığı bir sırada tartışılmakta olduğunu da ekledi.

Fakat Sara, bölgedeki insanların projenin destekçisi olduklarını söyledi. Doğrusu, bir güneş enerjisi endüstrisinin kurulmasının Tunus’un zengin kıyı kentleri ile az gelişmiş iç kısımları arasındaki eşitsizliği gidermeye yardım edeceğini savunuyor. “Yapmak istediğimiz şey, gerçekten de bir (güneş enerjisi ihracı üzerine) sektör yaratmak ve diğerlerinin de bunu takip etmesidir.”

Hükümete başvuruyu duyuran bir basın bildirisi[6], arazinin sahibi El Ghrib Collective’in yönetim kurulu başkanı Mohamed Larbi Ben Said’in sözlerine atıf yapıyor. O; “Bu proje, bölgemiz ve toplumumuz için gerekli olan ekonomik kalkınmayı sağlıyor; yarı çöl arazilerine çevre açısından sürdürülebilir olan gerçek değerini veriyor.” ifadesinde bulundu.

TuNur, Desertec Industrial Initiative ile bağlantılıydı, ancak Sara onun kaderinden kaçınma konusundaki güvenini dile getirdi: “”[Desertec ile birlikte] bulduğumuz şey, iş fırsatları arayan büyük bir şirket konsorsiyumuydu; ancak ortada ne plan ne de proje vardı. Bu bir problemdi. Biz ise, daima belirli bir alanda çok spesifik bir projeye odaklandık.”

 

[1] Haber için, bkz. https://www.theguardian.com/environment/2013/jul/05/renewable-energy-desertec-foundation-dii.

[2] Basın duyurusu için, bkz. http://www.nurenergie.com/tunur/index.php/news/118/66/TuNur-files-for-authorisation-for-4-5-GW-solar-export-project.

[3] Haber için, bkz. http://www.climatechangenews.com/2014/01/27/tunisia-embeds-climate-change-in-constitution/.

[4] Haber için, bkz. http://www.eversheds-sutherland.com/global/en/what/articles/index.page?ArticleID=en/Africa_group/africa_special_ebriefing.

[5] Eleştirinin tamamı için, bkz. https://newint.org/features/2015/03/01/desertec-long/.

[6] Basın bildirisi için, bkz. http://www.nurenergie.com/tunur/index.php/news/118/66/TuNur-files-for-authorisation-for-4-5-GW-solar-export-project.

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: Megan Darby

Yeşil Gazete için çeviren: Cansu Yılmaz

 

(Yeşil Gazete, Climate Change News)

Kuruyan nehirler, susuzluk ve kuraklık: Hindistan, tarihinin en büyük afeti ile karşı karşıya!

Channel News Asia’da Desmond Ng ve Tamal Mukherju imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Nilüfer Ağaç‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Güney Hindistan’nın hayatının bağlı olduğu Kudretli Cauvery Nehri, uçsuz bucaksız bir kum havuzuna dönüşüyor.

Mahsul ve çiftçiler yok olurken, uzmanlar Güney Hindistan’ın bir zamanlar milyonlarının yaşamının bağlı olduğu Cauvery Nehri’nin kuruyor olmasından insanların yol açtığı “sağduyu kuraklığını” sorumlu tutuyor.

Güney Hindistan’nın hayatının bağlı olduğu Kudretli Cauvery Nehri, uçsuz bucaksız bir kum havuzuna dönüşüyor.

Hindistan’da birbiri ardına yetersiz yağış ve şiddetli kuraklık ile geçen yılların ardından, bereketli ve yemyeşil pirinç tarlaları azalarak kuru, sarı-kahverengi bir manzaraya dönüştü.

52 yaşındaki çiftçi Vijayakumar için pirinç ürünü ailesinin temel gelir kaynağı. Ardı ardına yaşanan ürünlerindeki bereketsizlik ve katlanan borçlardan dolayı dibe vurunca, bu yılın Ocak ayında Tamil Nadu’ daki 2 dönümlük pirinç tarlasının sınırına kadar yalnız bir yürüyüş tutturdu.

Onlarca yıldır çiftçi olmanın zahmetine alışık, dayanıklı sağlam bu adam, orada yakındaki bir ağaca kendini astı.

Şu sıralar kocasının kaybıyla ve artan borçlar ile başa çıkmaya çalışan Vijayakumari’nin eşi, ölen kocasının borçlar yüzünden sürekli endişelendiğini söyledi. ”Aklı hiç huzur bulmuyordu. Sürekli geri ödenecek çok borç olduğunu söylüyordu ve tek oğlunun bunların üstesinden nasıl geleceğine konusunda endişeliydi.”

Eşinin Channel News Asia kanalına bildirdiğine göre, Vijyakumar kızının düğünü ve büyümeyen ürünlerine gübre almak için tefecilerden borç almıştı.

O, resmi olmayan tahminlere göre geçtiğimiz aylarda Tamil Nadu’da ölen yaklaşık 350 çiftçiden biri. Hindu gazetesinin bildirdiğine göre; son 20 yılda 300.000’den fazla borçlu çiftçi, birçoğu aile borçlarına bağlı olarak intihar etti.

İnsanlar Umutlarını Kaybediyor

Yetersiz ve az yağışla geçen yıllar, Güney Hindistan’daki su kaynakları ve köylerin ana su hatlarının kurumasına sebep oldu; özellikle de 140 yılın en kötü kuraklığı ile karşı karşıya kalan Tamil Nadu’nun tahıl yetiştirilen bölgelerinin.

Su aktivisti Dr.Rajendra Singh, ‘’Bu şiddette bir kuraklığı daha önce görmemiştik. İnsanlar hayatlarındaki umudu yitiriyor ve intihar ediyorlar.’’ diyor.

Ramon Magsaysay Ödülü ve Stockholm Su Ödülü’nü kazanan Singh şunları ekliyor: ‘’İnsanlar köyleri terk ediyor ve şehirlere taşınıyorlar… yiyecek yemekleri ve içecek suları yok…Çiftlik hayvanlarına verecek yemleri yok…’’

Güney Hindistan’ın ana hayat yolu, geçtiği bölgelerdeki milyonlarca çiftçinin geçim kaynağı, bir zamanların 800 km.’lik kudretli Cauvery Nehri, Bengal Körfezi’ne dökülmeden önceki pek çok noktası kum sahasına dönüşmüş durumda.

Yoğun ormanlar bir zamanlar, suyun tepe yamaçlarına tutunmasına, nehri de besleyen kaynaklara doğru yavaşça süzülmesini sağlıyordu. Fakat Cauvery yatağı boyunca geniş alanlarda yok edilen ormanlar, toprak erozyonuna ve yağmur düşüşünde azalmaya yol açtı.

Bilim insanı ve çevre bilimci Dr.Vandana Shiva, bölgenin muson yağmurları süresince sadece 4 ay yağış almakta olduğunu; bu süre boyunca ise ideal koşullarda, suyun doğal yollarla ormanların humus ve toprağında tutulabileceğine dikkat çekmektedir.

Dr.Shiva, ‘Eğer suyu depo etmezseniz, yağmur gelir, sele sebep olur ve kuraklık yaşanır’’ diyor.

İkinci sebep ise nehrin kapasitesinin ötesinde bir aşırı su tahliyesi olmasıdır. Bu tahliye de nehrin kurumasına sebep olmaktadır.

Küçük Nehirler Kuruyor

Dr.Shiva aynı zamanda, akıntıları barajlar yardımıyla su bolluğu bulunan alanlardan rezervuar ve kanallar ağıyla yönlendirerek, Hindistan nehirlerinin birbirine bağlanmayı amaçlayan hükümetin bu hırslı tasarısını da sorumlu bulmaktadır.

‘’Büyük ve daha da büyük şehirlere sahip olabileceğimiz ve yüzlerce, belki binlerce mil boyunca suyun yönünü değiştirebileceğinize dair böyle bir varsayım var.’’ diye vurguluyor.

“Hindistan’daki tüm nehirleri alıp, hepsini şehirlere ve sanayi bölgelerine yönlendirirsen, tüm nehirler yok olacaktır.”

Eleştiriler, nehirlerin suyunun engellenmesinin kıyı erozyonuna, ormanların yok olmasına, insanların yerleşim yerlerinin değişmesine yol açacağını ve iklim değişikliği etkilerinin artacağını iddia ediyor.

Dr. Singh, yeraltı akiferlerinden fazla su çekilmesinin yer altı suyunu boşaltırken, merkezi sulama sistemleri ve büyük barajların da ciddi toprak erozyonuna sebep olduğuna dikkat çekiyor.

“Yeraltından çekilecek başka su yok ve yüzeyde toprak ile birlikte akan su, erozyon ve çamurlaşma yaratmakta” diye belirtiyor. “Tüm küçük nehirler yok oluyor.”

Boksit madenciliği de tahribat yaratmakta ve yer altı su seviyesinin düşmesine sebep olmaktadır.

Çevre aktivisti Piyush Manush, Servarayan Tepeleri’nden, alüminyumun üretildiği boksitin yaygın olarak çıkarılmasının çevresel afete yol açtığını belirtti.

Boksit yağmur suyunu soğurmakta ve zaman içinde kaynaklara serbest bırakmaktadır, fakat boksit çıkarımı tepelerin çıplaklaşması ve kuraklaşmasına sebep olmuştur. “Eğer tepeye müdahale edilmemiş olsaydı, topraktaki boksit ve diğer mineraller bir sünger görevi görerek suyu soğurur ve zamanla serbest bırakırdı.”

“Şimdi, boksit için tepeyi yardığımızda, tepe güneş ışığına maruz kaldığı için katılaşmaktadır ve bir kez katılaştığında sünger etkisini kaybetmektedir” diye belirtti.

Büyük Umutsuzluk ve İntihar

Su krizi ve başarısız mahsulle yüz yüze kalan umutsuz çiftçiler, yiyecek, tohum, gübre ve donanım alımı için tefecilerden borç almaya yöneldiler.

Bu tefeciler fahiş faiz oranları uygulamakta ve borçlar biriktiğinde, çiftçiler kendilerini bununla başa çıkamaz durumda bulmaktadır. Bazıları kendilerini öldürerek ailelerini kurtarabileceklerini düşünüyor, fakat tefeciler geride kalanların izini sürmekten vazgeçmiyor.

İntihar eden Vijayakumari’nin karısı ‘’Hala geri ödeyemediğimiz borçlarımız var. Hiç bir borcumuz iptal edilmedi.’’ diyor.

Öldüğünde, başka bir bankadan borç almak için sıra bekleyen pirinç çiftçisi Ashokan’ın dul eşi ölümün stresten olduğuna inanıyor.

Aynı köyün yakınlarındaki 55 yaşında Ashokan adında başka bir çiftçi de borç batağı ve mahsulünün yok olmasından kaynaklı benzer düşüncelerden muzdarip.

Böcek ilacı ve gübre almak için başka bankadan kredi çekmeye gitti fakat sırada beklerken olduğu yerde yığılıp öldü. Dul eşi ölümünün, mahsulündeki başarısızlığın verdiği strese bağlı olduğuna inanıyor.

Nisan ayında, Tamil Nadu’da kuraklığın vurduğu sıkıntılı ve öfkeli çiftçiler, tarım borçlarının silinmesi talepleri için Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’nin sokaklarına döküldüler. Bazı eyalet yönetimleri, yüzlerce milyon doları bulan borçların silinmesini kabul etmekte mutabık kaldı.

Borçlarının silinmesini talep ederek protesto eden çiftçiler

Samudayam köyünde yaşayan 59 yaşındaki Gnanaprkasam gibi çiftçiler; Tamil Nadu’ya komşu, Karnataka Eyaleti gibi kaynağın yukarısındaki eyaletlerin, Cauvery Nehri’nin suyunu paylaşmayı reddetmesi yüzünden hala tehdit altında hissediyorlar.

Hindustan Time, Karnataka’nın Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin daha fazla suyun serbest bırakılması yönündeki kararına uymaması sonrasında sokaklara yayılan şiddetin yayılmasına sebep olan su savaşlarının başladığını belirtti.

Eğer Karnataka razı olmaz ise; Gnanaprakasam’a göre Thanjavur, Tiruvarur ve Nagapattinam bölgeleri çöle dönüşecek ve tüm mahsul harap olacak.

‘’Çiftçiler ve işçiler, başka şansları olmadığı için köyleri terk edecek. Şu an olan da zaten bu. Birçok çiftçi hayatını kaybetti. Utançtan, bunalımdan öldüler. Bazıları intihar etti.’’

Bazı aktivistler, şehir ve sanayi bölgelerine daha fazla su yönlendirme planının kuraklığa sebep olduğunu iddia ediyorlar.

Şu An İçin, Toplumsal Çözüm?

Hindistan’ın su adamı olarak da bilinen Dr.Singh, 30 yıldan uzun süredir, Rajasthan’ın yarı kurak bölgesindeki su hatları ve nehirlerini canlandırmak için zahmetli bir savaş veriyor. Rajasthan’da 8000’den fazla su tankı yerleştirdi ve 7 nehri canlandırdı.

Delhi’den 200 km uzaktaki Alwar bölgesinde, 1000’den fazla köye suyu geri getirmek için çığır açan su koruma yöntemleri kullandı. Yerel su saklama ve halk tarafından kontrol edilen su yönetim sistemlerinin, bu korkunç felaketi bitirmenin tek yöntemleri olduğunu düşünüyor.

Ramon Magsaysay ve Stockholm Su Ödülleri kazananı Dr.Rajendra Singh

Dr. Sing’e göre;

‘’Buna çözüm, topluluk tarafından kontrol edilen, ademi-merkezi su yönetimidir. Bu, hükümetin uygulamak istemeyeceği bir çözümdür. Onlar sadece, bu kuraklığın temel sebepleri olan büyük barajlar ve merkezi sulama sistemleri ile ilgililer.’’

Hindistan merkezli araştırma enstitüsü olan Bilim ve Çevre Merkezi direktörü Dr. Sunita Narain, Tamil Nadu’nun, ademi-merkezi su hasadı sistemi yoluyla suyunu artırmaya ihtiyacı olduğuna inanıyor. Bu da su tankların inşa edilmesi, su hasadı için geleneksel yollara başvurulması, Tamil Nadu’daki tüm göl ve göletlerin korunması ve canlandırılması anlamına geliyor.

Ayrıca devletin, şeker kamışı gibi yoğun su ihtiyacı olan ekinlerden uzak durması gerektiğini düşünüyor.

Üçüncüsü ise, Tamil Nadu’daki tüm şehir ve sanayide bir su bilinci geliştirilmesinden geçiyori; böylece daha az su harcanabilir ve Singapur yolu boyunca her damla suyu tekrar geri kazanılabilir. Narain, bu üç yöntemin birleşiminin sonuç verebileceğini düşünüyor.

Vijayakumari ve Vedhavalli gibi bazı çiftçilerin dul eşleri için biraz geç kalınmış olabilir.

Vedhavalli’nin dul eşine göre, Cauvery Nehri’ni kurtarmak için çiftçilerin hayatlarını kurtarmak gibi. “Artık herhangi bir şeye başlamaya korkuyoruz. Yağmura hiçbir şey için bel bağlayamayız.”

‘’Yağmur sadece ara sıra geliyor. Bazı zamanlar çok yağdığında, sel baskınlarından zarar görüyoruz. Şimdi ise kuraklık ile yüz yüzeyiz.’’

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: Desmond Ng ve Tamal Mukherju

Yeşil Gazete için çeviren: Nilüfer Ağaç

 

(Yeşil Gazete, Channel News Asia)