Ana Sayfa Blog Sayfa 3076

Fabrikadan çıkan duman nedeniyle evlerinin camını bile açamıyorlar

İstanbul Esenyurt’ta sitenin yanında bulunan kumaş kurutma fabrikası nedeniyle etrafa 24 saat boyunca bacalardan kötü kokulu duman saçılıyor.Kaynak: Evlerinin yanındaki fabrika yüzünden cam bile açamıyorlar.

İstanbul Esenyurt’ta yüzlerce vatandaş çocuklarıyla birlikte mutlu ve huzurlu bir yaşam için satın aldıkları evde bugünlerde kâbusu yaşıyor. Sitenin yanında bulunan kumaş kurutma fabrikası nedeniyle etrafa 24 saat boyunca bacalardan kötü kokulu duman saçılıyor. Hatta bazen dumanların yoğunluğu nedeniyle 14 katlı site bile gözden kayboluyor. Geceleri uyuyamayan, baş ağrıları çeken ve camlarını bile açamayan site sakinleri bu kâbusun bir an önce son bulmasını istiyor.

14 katlı 140 daireli binanın yaklaşık 1,5 yıl önce tamamlandığı, kumaş boyama fabrikasının ise 1992 yılından beri faaliyette olduğu öğrenildi.Kaynak: Evlerinin yanındaki fabrika yüzünden cam bile açamıyorlar.

Kumaş kurutma işlemi nedeniyle çıkan dumandan, yaklaşık 400 kişinin yaşadığı Esenyurt’taki sitenin sakinleri oldukça şikayetçi. 140 dairenin sakinleri camlarını açamaz, bahçede oturamaz, balkonlarına çamaşır bile asamaz hale gelmiş. Bacalardan çıkan dumanın yoğunluğu bazı günler oldukça artıyor. Kaynak: Evlerinin yanındaki fabrika yüzünden cam bile açamıyorlar

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) ve diğer ilgili kurumlara konuyla ilgili şikayette bulunduklarını; fakat bir sonuç alamadıklarını söyleyen site sakini Bayram Umur, “Müteahhit firma, biz daireyi alırken fabrikanın kapanacağını söyledi. Ama birkaç ay sonra böyle olmadığını gördük. Yaklaşık 1,5 yıldır da burada oturuyorum. Artık dayanacak halimiz kalmadı. Zaman zaman binanın yaydığı dumanlar yoğunlaşıyor. Ayrıca etrafa saçılan koku nedeniyle burası yaşanılmaz bir yer haline geldi. Evlerin içine kadar duman ve koku giriyor” dedi.

14 katlı 140 daireli binanın yaklaşık 1,5 yıl önce tamamlandığı, kumaş boyama fabrikasının ise 1992 yılından beri faaliyette olduğu öğrenildi.Kaynak: Evlerinin yanındaki fabrika yüzünden cam bile açamıyorlar

 

(Gerçek Gündem)

İşlevsel – Karin Karakaşlı

Bu yazı gazeteduvar.com.tr sitesinden alındı

Makineler, elektronik aletler söz konusu olduğunda ‘işlevsel’ olumlu bir sıfat. Kullanışlı, pratik, kendisinden beklenenleri yerine getiren bir araçtan daha iyisi mi olacak. İş, insana ve duruma geldiğinde değişiyor. İşlevsel insan ya da durum pislik demek zira.

Büyükada’da insan hakları savunucularının dijital güvenlik konulu iç eğitimlerinden büyük bir komplo, kumpas düzeneği çıkaranların durumu işlevsel bulma azmi sürüyor. Hâl böyle olunca da ortalığı işlevsel insan bozuntularının ellerinden çıkan akla zarar manşetler kaplıyor.

 Bu nasıl bir toplantıysa, Türkiye’de son dönemde yaşanmakta olan her siyasi gelişmeye dair söyleyecek, onlarla ilişkilendirilecek bir yanı var maşallah. Kimin başına bir felaket gelse, nerede bir haksızlık, kana dokunan bir şey yaşansa, orada yanı başınızda bulacağınız Helsinki Yurttaşlar Derneği’nden Özlem Dalkıran’ın el konulmuş bilgisayarından çıkarılan İstanbul Hayır Meclisi Buluşması’na ilişkin tartışma notları, tarihi bir ifşaat belgesi muamelesi görmekte. OHAL sürecinden bu yana mağdur olan, KHK ile ihraç edilen kesimlerle dayanışma içeren notlar, hani o amiyane tabirle ‘Türkiye üzerine oynanan büyük oyunlar’ın malzemesi olarak kullanıma sokulmuş durumda. Notların dili olsa “Ben neymişim haberim yokmuş” diyecek, o derece.

Kehanet kitabı mübarek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a düzenlediği Adalet Yürüyüşü’nden, kadınların giderek artan taciz ve saldırılara karşı yürüttüğü ‘Kıyafetime Karışma’ kampanyasına, orada HDP’nin başlattığı Adalet ve vicdan Nöbeti’ne kadar her şey bu belgenin kapsama alanında. Sanırsın kehanet kitabı. Hayret, 27 Temmuz’daki o gökten yağan taş kılıklı dolu ve tufan daha komplonun parçası kılınmadı. Oysa bu ekip ola ki uydular aracılığıyla kaotik meteorolojik olaylara da sebebiyet vermiş olabilir.

Almanya ile tırmandırılan krizde eğitimcilerden Peter Steudtner’den tıpkı gazeteci Deniz Yücel gibi bir ajan yaratmaya yeltenen, diğer eğitimci Ali Garawi’nin bilgisayarındaki ilgisiz bir dil aileleri haritasını ‘parçalanmış Türkiye haritası’ diye sunan bu işlevsellik ortamında biraz aklı, mantığı olanın yapacağı şey tersten sağlama yöntemine başvurmak. Ne, neden, hangi zamanlamayla deniyor, buna bakıp suçlamaların tam tersinin bu insanların tanımı olduğunu anlamak. Ve bu bilgiyi kayda geçirmek. Çünkü işlevsellik yalana başvurmaz, yalanı gerçeğiniz kılar. Adınızı bile unutturacak hale getirir, bir kere teslim olmaya görün o çarka.

İnsan hakları örgütlerine düşen

Olmayan bir örgüte dair bulunmayan delillerin yokluğunda onu aramış, bak bilgisayarında ne varmış, şöyle bir yazışma varmış fukaralığına düşülmüşken Özlem Dalkıran, İdil Eser, Günal Kurşun, Veli Acu, Ali Garawi, Peter Steudtner, Nalan Erkem, İlknur Üstün, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli emeklerinin değdiği insanların, kurumların sözüyle, eylemiyle ortaya çıkarılmalı. Hele de insan hakları örgütlerinin toplu, kararlı, istikrarlı duruşlarıyla. 2004’te Türkiye Cumhuriyeti devletinin organizasyona ortak ve finansör olduğu, ev sahipliği yaptığı İnsan Haklarında Yeni Taktikler sempozyumu anımsatılmalı. Bu insanlar o zaman doğrudan muhatap kabul ediliyor, bugün yaptıklarından farklı bir şey yapmıyorlardı. İşlevsel değil hayatın anlamı için yaşayanların tutarlılığıyla yine çırılçıplak emekleri ve mücadeleleriyle oradaydılar. Keza 7 Nisan 2017’de Antalya’da İnsan Hakları Ortak Platformu’nun toplantısında insan hakları alanında çalışanlara yönelik veri güvenliği ve strese karşı koyma başlıkları da dahil bir dizi eğitim programının düzenlemesi kararlaştırılmıştı. Yani kimse kendi başına buyruk bir şey yapmadı. Şeffaf, her aşaması açık ve kurumsal bir faaliyet bahsi geçen. Bunları sürekli ifade etmek insan hakları örgütlerinin birincil ödevidir. Tehdit edilen hepsinin topyekûn varlığı. Ve insan haklarının, bunları savunmanın suça dönüşmesi süreci. Yepyeni bir eşik. Kapsanmayacak kimsenin kalmayacağı bir kara delik. Hepimizin içine yuvarlanacağı…

Hatırlatalım. Büyük resmin içine koyalım her biri sapır sapır dökülen ayrıntıları. Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ TRT Genel Müdürlüğü’nde gazete ve televizyonların Ankara temsilcilerine yaptığı açıklamada Türkiye’de attığı tweet nedeniyle kimsenin tutuklanmadığını söyledi: “Tweet yüzünden tutuklandı, çok büyük bir algı operasyonu. Türkiye’de tweet attı diye tutuklanan bir Allah’ın kulu var mı, yok.”

Bizzat İçişleri Bakanlığı Basın Merkezi yaptığı açıklamada Mart – Ağustos 2016 tarihleri arasında 3 bin 710 kişi hakkında işlem yapıldığını duyurmuştu. Bakanlığın kendi verilerine göre, gözaltına alınan 3 bin 710 kişinin bin 656’sının tutuklandığı, bin 203’ünün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı, 84’ünün gözaltına olduğu, 767’sinin gözaltından serbest bırakıldığı paylaşıldı. Aynı bakanlık, halen haksızca ihraç edildikleri işlerine iade talebiyle açlık grevinde olan ve hapishaneden, askeri hastaneye derdest edilen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için özel terör faaliyetleri kitapçığı da bastı. Halen bu talepleri dillendirenler, “Bu sesi duyun artık” diyenler gözaltına alınıyor. Hizmette sınır yok.

Hâl buyken işlevsel olmayı tercih edenler, cinayet ortağıdır. Gün olur devran döner, ellerindeki kana bakakalırken bulurlar kendilerini. Allah’ın işi işte, kullanım süreleri dolduğu için bu kez kendilerine karşı üretilmiş komplolara dehşetle bakarlarken yine bu insan hakları savunucuları koşacaktır yanlarına. Hak hani özünde her insana ait ya…

Karin Karakaşlı – Gazete Duvar

Bizimle mi dalga geçiyorlar, kendileriyle mi? – Mehveş Evin

Bu yazı artigercek.com sitesinden alındı

Ekoloji ve şehircilik uzmanları yıllardır anlatmaya çalışıyor: Bu hızla inşaat yapılır, doğal kaynaklar hunharca tüketilmeye devam edilirse sonumuz harap.

Ama iklim değişikliği konusunda bilimsel verilerin yayınlanması, yenilenebilir enerjiye geçişin aciliyetinin vurgulanması yetmiyor. Hızlı ve kolay para kazanmak, hele yatırımları ‘gelişme, kalkınma’ nidalarıyla oya tahvil etmek uğruna siyasi liderler, neoliberal düzenin çarklarını daha da hızlandırarak döndürme yolunu seçiyor.

Sermaye bu nedenle bilime düşman, astığım kestik/öttürdüğüm düdük tipleri destekliyor. Medyayı satın alarak, yalan haber makineleri kurarak, kandırarak daha fazla para kazanmaya çalışıyorlar.

Yan yana, acayip bir hızla yükselen beton binaların harcı kanla karılırken şehirlerde nefes alacak, sosyalleşecek, afette toplanacak alan kalmadı. Kalan son yeşil damlalar, büyük bir iştahla tüketime hazır hale getiriliyor. Adalar için dahi imar planları çıkartılıyor; zengin manzaraya baksın, kat çıksın, parası olan sefasını sürsün hesabı…

Ama ne sefa! Bir kuvvetli yağmurda, fırtınada bile koca şehir kilit. Yetkililerin önlemi: Sokağa çıkmayın. Oldu!

Bir İstanbul trajedisi: Doğaya saygı uyarısı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ‘İnsanoğlu olarak tedbirler alıyoruz ama doğayı kirletirsek, saygı göstermezsek sonuçları da çok can yakıcı olmakta’ demiş. Geçenlerde ‘başımıza taş yağıyor’ dedirten ve 1 milyar lira zararla sonuçlanan fırtınadan sonra ‘zaman dilimi belirsiz’ ikinci bir afet bekleniyor ya… Sonra sorumluluğu yine vatandaşa yüklüyor: Meteorolojinin uyarılarını dikkate alın.

Bir kere ‘doğayı kirletir-isek, saygı göstermez-isek’ derken acaba kimi kast ediyor? Yere izmarit, çöp atan vatandaşı mı? Yoksa koruları, ormanlık ve SİT alanlarını pazarlayanlar, gökdelenlerle şehirde nefes alacak yer bırakmayanlar mı?

Üç dönemdir, yani 12 yıldır bu şehri yöneten veya yönetiyor görünen Topbaş, İstanbul’un bu hale gelmesinin başlıca sorumlularından değil mi? Son 12 yılda İstanbul’un kuşbaşı çekilen fotoğraflarını yan yana koyup bakmak, ‘doğaya saygı’da kimin kusur ettiğini tüm çıplaklığıyla anlatmıyor mu?

Bir damla yağmura muhtaç metropol, yarım saat şiddetli yağmur yağdığında toplu taşımasından şelale akacak, sahili denizle bir olacak, su altı tüneli suyla dolacak hale geliyorsa, ‘doğayı kirleten’ kim?

Meteorolojiye bakmayıp işine giden vatandaş mı?

Devlet suçlu olur mu hiç?

Partili cumhurbaşkanı Erdoğan, memleketi Rize’den seslenmiş:

‘Şu andaki Ayder yaylası, bizim temsilimiz olamaz. Allah’ın bize verdiği Ayder bambaşka, biz Ayder’i kirlettik, rezil ettik. Burayı inşallah devlet olarak da özellikle duracağız. Ayder’i kentsel dönüşüm ile hakikaten şanına yakışır hale getireceğiz.’

Açık açık söylüyor; Ayder’i biz kirlettik, bu hale getirdik diye… Çözüm? Fırtına Vadisi’nin en kıymetli noktasında ‘kentsel dönüşüm’ adı altında daha fazla yapılaşma!

Aynı Erdoğan, çevreciler Karadeniz’eki HES’lere, yapılaşmaya, madenciliğe, yaylaya otoyol yapılmasına direnirken ‘çevreci denen tipler’ diye ‘Allah’ın verdiğini korumaya çalışan’a defalarca çıkışmadı mı?

Siyasetçilerimizin hiçbiri, hele şu anda en ‘dokunulmaz’ konumda olanı, hatasını tam olarak üstlenmedi, üstlenmeye de yanaşmaz.

Hoop! Erdoğan da topu vatandaşa atıyor:

‘Öyle, 4 kazık üstüne dik binayı, sel alsın götürsün. Olmaz. Ondan sonra da devlet suçlu. Devlet niye suçlu olsun, suçlu sensin.’

Yani o ihaleler, ruhsatlar, izinler eş dost kapitalizmiyle dağıtılırken, uyarılara rağmen hiçbir denetleme yapılmazken iyiydi, ama 4 kazık üzerine bina diken AKP seçmeni mi suçlu oldu? (Rize, AKP’nin kalesi).

Acaba bunları dinleyen Rizeliler ne düşünüyor? Kendileriyle dalga geçildiğini düşünüyorlarsa bundan hoşlanıyorlar mı?

Kendileriyle dalga geçilmiyorsa, toz kondurmadıkları yöneticilerinin kendi kendine eğlendiğini mi düşünüyorlar?

Her halükarda, ne fark eder? Çok yaşa padişahım, çok yaşa!

Mehveş Evin – Artı Gerçek

Kazdağları’nda 4 ayrı noktada orman yangını

Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde, Kazdağları’nın en önemli bölgelerinden biri olan Şahinderesi Kanyonu yakınlarında orman yangını çıktı. 30 Haziran’da yine Kazdağları’nda çıkan ve kundaklama olarak kayıtlara geçen yangında olduğu gibi, bu sefer de yangın 4 ayrı noktadan başladı. Fırtına söndürme çalışmasını güçleştirirken, olayda sabotaj şüphesi ağırlık kazanıyor.

Kazdağları’nın en önemli bölgeleri arasında bulunan Şahinderesi Kanyonu yakınlarında, orman yangını çıktı. Altınoluk Mahallesi’nin yukarı kısımlarında bulunan Şahinderesi Kanyonu bölgesindeki yangına 2 yangın söndürme uçağı, 4 helikopter, 24 arazöz ve 2 dozer ile müdahale edilmeye başlandı. 4 ayrı noktada aynı anda çıkan ve kundaklama şüphesi bulunan yangını söndürmek için bölgedeki çalışmalar aralıksız sürüyor. Fırtına söndürme çalışmasını güçleştirirken, olayda sabotaj şüphesi ağırlık kazanıyor.

Balıkesir Orman Bölge Müdürü Metin Kırcı, “Altınoluk Mahallesi’nin üst kısımlarında Kazdağları ormanlarının Şahindere Kanyonu Mevkii’nde 4 ayrı noktada orman yangını çıktı. İhbarın ardından hemen harekete geçildi ve ilk müdahaleyi 6 dakika içinde helikopterle yaptık. Bölgeye 2 yangın söndürme uçağı, 4 helikopter, 24 arazöz ve 2 dozer sevk edildi. Çok büyük alanda etkili değil, ancak 4 ayrı noktada olması ve rüzgar işi zorlaştırıyor. Ekiplerimiz aralıksız çalışıyor” dedi.

Kazdağları’nın Edremit sınırındaki Avcılar Köyü’nün üst kısmında yer alan bölgede de 30 Haziran da kızılçam ağaçlarının bulunduğu ormanlık bölgede 4 ayrı noktada yangın çıkmıştı. O yangın da kayıtlara kundaklama olarak geçmişti.

 

(Hürriyet)

 

Lapsekili köylüler taş ocağı için çed yapılmasına geçit vermedi

Çanakkale Lapseki’ye bağlı Şahinli Köyü’nde, Kurtyapı Hafriyat İnş. ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılması planlanan 20065089 Nolu Bazalt Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Kapasite Artırımı projesi için ÇED sürecinin ilk ayağı olan Halkın Katılım Toplantısı’nın yapılmasına bölge halkı izin vermedi.

Çanakkale Olay’dan Eren Aşnaz’ın haberine göre Şahinli Köy kahvehanesinde gerçekleştirilmek istenen toplantıya direnen köylüler  proje kapsamında sürdürülen inşaa faaliyetleri nedeniyle uzun süredir evlerinin çatlaması, sularının çamurlu akması gibi madenin olumsuzluklarını birebir yaşayan köylüler toplantı için gelen yetkililere sert tepki gösterdi.

Köylülerin istemediği ve köylerinden gitmeleri yönünde ikaz ettiği yetkililer ile köylüler arasında kısa süreli bir arbede dahi yaşandı. Olayın ardından yetkililer, köylülerin tepkisi üzerine toplantıyı yapamadan jandarma korumasında gitmek zorunda kaldılar. Köylüler ve Çevre Platformu’nun öncülük ettiği STK’lar tarafından toplantının yapılamadığına dair tutanak tutarak imzalandı.

Çanakkale Çevre Platformu sözcüsü Aytekin Er, Şahinli ÇED toplantısının köylünün büyük bir protestosu sebebi ile yapılamadığını belirterek şöyle konuştu:

“Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nden gelen arkadaşlar toplantının sonunu getiremeden ortalığın karışmasından dolayı gitmişlerdir. Ellerindeki tutanak ile ilgili herhangi bir bilgimiz de yok.

Biz Çevre Platformu olarak ve STK’lar ile oradaydık. Köylünün madeni istemediği ve madenin hayatlarını ne kadar çekilmez bir hale soktuğu köylünün tepkisinden belli oldu. Köylü tarafından verilen sert tepki sonucu yetkililer, jandarma eşliğinde oradan uzaklaşmak zorunda kaldı.

Daha sonra Muhtar Azaları, Kooperatif Başkanları ve STK’lar olarak ayrı bir tutanak tutarak imzamızı attık. Köylü bir bütün halinde, köylerinde 250 bin tonluk taş ocağının iki buçuk milyon tona çıkmasını istemiyorlar. Göz önündeki olumsuzlukların daha da büyümesini istemiyorlar. Köylü ile daha sonra toplantı yapılarak bilgilendirme yapılmıştır.

Bugünkü durum bundan sonraki mücadelenin daha güçlü olacağını gösteriyor.”

 

(Çanakkale Olay)

 

 

“Trafikte olmanız yanlış” diyen şoförler odası başkanına: Bisikletliler yaşamın içinde var!

Edirne Kent Konseyi Bisiklet Çalışma Grubu yaptığı yazılı açıklama ile, “Bisikletliler yaşamın içinde var” dedi.

Çalışma grubundan İsmail Demiray imzası ile yapılan açıklamada Edirne Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Erbey Kılıç‘ın yerel basında yer alan konuşmalarına da yer verildi.

Basına yansıyan haberlerde Kılıç’ın, Edirne Şoförler ve Otomobilciler Odası’na çok sayıda bisikletçiden gelen şikâyetler olduğunu; bisiklet kullanıcılarının yollarda motorlu araçlar nedeniyle yaşadıkları sıkıntılardan söz ettiklerini ifade ettiği ancak bu açıklamasının sonunda yaptığı, “Bisikletli vatandaşlarımızın trafikte seyretmeleri aslında doğru değil” ifadesi eleştirildi.

Edirne Kent Konseyi Bisiklet Çalışma Grubu tarafından yapılan yazılı açıklamayı aynen paylaşıyoruz:

“Bisikletliler yaşamın içinde var…

Edirne Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Sayın Erbey Kılıç, basında yer alan açıklamasında (08.08.2017), odalarına çok sayıda bisikletçiden gelen şikâyetlerde; yollarda motorlu araçlar nedeniyle yaşadıkları sıkıntılardan söz ettiklerini belirtmiştir.

Sayın Erbey; Edirne’de birçok yolun bisiklet kullanımına uygun olmadığını, bu yollarda bisiklet kullanımını doğru bulmadığını belirtmektedir. Ayrıca, motorlu araç sürücülerinden, bisikletlilere anlayışlı davranmalarını istemektedir ki bu duyarlılığından dolayı teşekkür ederiz.

Ancak ardında da şunu eklemektedir Sayın Erbey Kılıç; “Bisikletli vatandaşlarımızın trafikte seyretmeleri aslında doğru değil”

Sağ şerit bisikletlilere ait

2918 sayılı Karayolları Kanunu bisikletlilere bazı haklar tanımıştır. Bunlardan biri de bisiklet yolu olmayan yerlerde yolun sağ şeridini bisikletlilerin kullanabilme hakkıdır. Bu hakkımızı ülkenin her yerinde olduğu gibi Edirne’de de kullanmaya devam edeceğiz.

Sayın başkana önerimiz bu yasayı iyice incelemeli, odasına bağlı olan üyelerinden rica etmek yerine onları eğitmeli, gelen şikâyetler üzerine onlara yaptırım uygulamalıdır.

Biz bisikletliler; kentimizde mevcut bisiklet yollarının olmadığını biliyor, yasanın bize sağladığı olanak olan yolların sağ şeridini kurallara uygun bir şekilde kullanmaya gayret ediyoruz. Yani biz bisikletliler yaşamın içinde varız…

Edirne’ye bisiklet yolları

Bisiklet yolları için Edirne Belediyesi’nin yaptığı çalışmaları gün gün takip etmeye çalışıyoruz. Bu konuda Edirne Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Sayın Erbey Kılıç başta olmak üzere tüm taşıt sahipleri ile birlikte; mevzuata uygun bisiklet yolları yapmasını Belediyemizden talep etmede birlikte olmaya davet ediyoruz.

Biz Edirne Bisikletlileri olarak biliyoruz ki; en doğrusu kentimizi boydan boya bir ağ gibi saran bisiklet yollarının olması. Edirne Belediyesi’nin yaptığı yol çalışmalarında bizlere verilen “bisiklet yolu” sözünün de takipçisi olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Edirne Kent Konseyi Bisiklet Çalışma Grubu

 

(Yeşil Gazete)

 

Hibakuşa / Trakuşa – Göksal Çidem

0

1945 Yılı 6 Ağustos günü  Japonya’nın  teslim olmasını isteyen Amerika Birleşik Devletler (ABD), Hiroşima’ya attığı atom bombasıyla binlerce kişinin ölmesine neden oldu. Bombanın atılmasından 3  gün sonra Nagazaki’ye  ikinci bombayı attı. Atılan 2 bombayla binlerce insan öldü.

Patlamadan sonra sağ kalanlara ‘Hibakuşa’ deniyor. Yıllarca tedavi gören ve bugün yaşları 80 üzerinde yaşayan Hibakuşalar var. Yaşadıkları felaketi genç kuşaklara aktarmak için dünyayı dolaşıyorlar.

Trakya topraklarına atılan herhangi bir bomba olmasa da, bomba etkisi yaratan yanlış planlarla veya doğru planların yanlış uygulanması ile Hibakuşa olmasakta Trakuşa olmaya adım adım yaklaşıyoruz.

Kırklareli-Pınarhisar Poyralı köyü Kalker ocağı ve Kırma eleme tesisi

Yaklaşık yarım asır önce Trakyanın su kaynakları üzerinde yapılaşmaya başlayan kirli sanayi ile Ergeneyi yok ettik..

İstanbul’un meşhur İkitelli OSBsi (Organize Sanayi Bölgesi), çiftetellisi ile meşhur Trakya’ya geliyor.

Yarım asır önce Çerkezköy-Çorlu bölgesine gelen OSB de çiftetelli ile gelmişti. Çünkü gelen sanayi aş/iş getirecekti. Aş/İş çiftetelli derken Ergene öldü.

Ergene’nin Istrancalar’dan doğduğu gibi nehirler dağlardan doğar, ovalardan geçer, bereket saçar ve denizlere dökülür. Geçtiği yerlere taşıdığı su ile hayat verir. Ancak Trakya’nın tek akarsuyu (akarsıvı) Ergene’den doğduğu dağlarda şimdilik suyu içilirken, sanayi ile buluştuktan sonra  su değil, sıvı akıyor. Geçtiği ovalara bereket değil ölüm saçıyor.

Lüleburgaz Karamusul Ergene Nehri

Ergene ölünce, bir şafak vakti Ergene Havzası koruma/kurtarma eylem planı yapıldı. Yapılan plan Ergene’yi Marmara Denizi’ne deşarj etmek. Kirletildikten sonra temizlemeye uğraşacağımıza, keşke baştan kirletmeseydik. Ergene temiz aksaydı, nehirde canlı hayat ve balıkçılık devam ederdi. İthal dondurulmuş balık yerine Ergene’den balık yer, Ürettiğimiz pirinç, ayçiçeği, v.b. ürünleri ithal etmez, ne yediğimizi bilirdik.

Yapılan yanlış planlarla gelen kirli sanayi yetmezmiş gibi, şimdi de Çerkezköy kapaklı bölgesinde 10 bin hektarlık (100 bin dekar/dönüm) bir alanda yine binlerce fabrika kurulacak. Yarım asır önce sanayi gelirken aş/iş demişlerdi. Önce Ergene’nin dereleri  ve kolları gitti. Sonra Ergene  ve çevresindeki canlı yaşam yok oldu.  Şimdi Ergene için kurtarma ve koruma eylem planları yapılıyor. Ergene’den sonra can çekişen Marmara’da ölecek. Bu kadar sanayiyi dar bir alana, ülke topraklarının sadece 1/33 yani %3 lük bir bölgesine toplamak kalan doğal varlıkları da kaybetmek demek olacaktır.

Bu kadar sanayi için enerji kaynaklarına ihtiyaç var. Nereden ve nasıl karşılanacak..? Avrupa’nın en önemli doğa alanlarından biri olan Istrancalara, RES (rüzgar Enerji Santralı), Marmara kıyılarına Termik Santral, Karadeniz kıyısına Nükleer, DGÇS (Doğal Gaz Çevrim Santralı) ise her yere..

Tüm bunları yapmak için ormanlara taş, kil, tras, kalker v.b. ocakları açılacak, İstanbul ve ükenin nefes borusu Istrancalar yok olacak.  Ondan sonra yine bir şafak vakti veya akşam üzeri, Kurtarma planları yapıp fidan dikme seferberliği ilan edilir, Fidan dikilen sahanın önüne de “bereket ormanı” tabelası dikilir. Keşke tabela dikmekle orman  o kadar kolay olsa.

Sonuç.. Trakya toprakları kazan dairesi, Marmara Denizi sanayi fosseptiği.

Ayder Yaylası kirletildi, rezil edildi. Uzungöl betona boğuldu. Şimdi nasıl kurtarılacağı tartışılıyor. Ergene kirletildi, öldürüldü. Temizlemek milyar tl  harcıyoruz. Korumak için hiçbir maliyete gerek yokken, kirletip yok ettikten sonra kurtarmak için çok büyük bedeller ödüyoruz. Istrancaların ormanlarını, longozunu, denizini, İğneada’sını, Kıyıköyü’nü de katlettikten sonra, kurtarmak içinde yeniden bedeller ödenmemeli.

Japonya’da atom bombası etkisi ile ortaya çıkan HİBAKUŞALAR, Trakya topraklarında kirletilen hava-toprak-su sonucunda TRAKUŞALAR  olur. Sağ kalanlar gelecek nesillere, plansız sanayileşme öncesinde Ergene’de yüzdüklerini, balık tuttuklarını ve sonrasında canlı yaşamın nasıl yok olduğunu anlatırlar.

 

Göksal Çidem

 

Kadıköy’de ikinci el kıyafetler artık çöpe değil ‘Giysi Kumbarası’na gidecek

Kadıköy Belediyesi, ikinci el kıyafet, tekstil ve ayakkabı gibi giyim eşyalarının geri kazanımı için yeni bir projeyi hayata geçirdi. İlçede 52 noktaya yerleştirilecek Giysi – Ayakkabı – Tekstil Kumbaralarından toplanan kıyafetler, kullanılabilir hale getirilerek ihtiyacı olanlara dağıtılacak.

İlk giysi kumbarası belediye bahçesinde

İlçede belirlenen 52 noktaya konulacak olan kumbaralardan ilki, Kadıköy Belediyesi’nin bahçesine yerleştirildi.

Kumbaralara bırakılan kıyafetler, bu iş için tahsis edilen iki adet toplama aracıyla toplanacak. Toplanan kıyafetler, daha sonra kullanılabilir olanlar ve olmayanlar şeklinde ayrılacak. Kullanılabilecek olanlar, ihtiyacı olanlara ulaştırılacak. Kullanılacak durumda olmayanlar ise geri dönüşüme gönderilecek.

2. El Giysi Mağazası: Açık Gardırop

Kadıköylüler, ayrıca ikinci el kıyafet bağışlamak istediklerinde de belediyeye dair ilgili iletişim numaralarından bu konuda çalışan görevlilere ulaşabilecek. Kadıköy Belediyesi’nin 444 55 22 numaralı Çağrı Merkezi’ne giysi, ayakkabı ya da tekstil eşyası bağışlamak için başvurulunabiliniyor.

Kadıköy Belediyesi, ayrıca 17 yıldır uyguladığı Açık Gardırop 2. El Giysi Mağazası ile Kadıköylülerin verdiği destekle binlerce malzemeyi de ihtiyaç sahipleriyle buluşturuyor.

Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü Açık Gardırop 2. El Giysi Mağazası, salı günleri erkek evsizlere, çarşamba günleri ise ihtiyaç sahibi ailelere dağıtım yapıyor.

Açık Gardırop 2. El Giysi Mağazası Eğitim Mahallesi Ahsen Çıkmazı Sok. Sadıkoğlu Plaza 4 No: 2/3 Kadıköy adresinde hizmet veriyor.

 

(Kadıköy Life)

 

 

Kentsel dönüşüm yüzünden yaşam alanlarını kaybeden kirpiler İstanbul sokaklarında

İstanbul Veterinerler Odası Başkanı ve İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Murat Arslan, kirpilerin yeşil alanlarda beslenen canlılar olduğunu belirterek, bu dönemde onları yaşam alanı dışında, sokaklarda görmemizin birkaç nedeni olduğunu belirtti.

Büyükşehirlerde kirpilerin yaşam alanının daraldığını belirten Arslan, şunları söyledi:

“Kirpiler, hızlı yapılaşma, inşaatların yarattığı titreşimler nedeniyle yeni yaşam alanı arayışına girdi. Kirpiler, küçük başlı hayvanlar olduklarından yer kabuğundaki titreşimleri hissederler. Depremler de yaşam alanlarından çıkmalarına bir sebep olabilir. Kirpiler adapte olmakta zorlanan canlılardır. Yeşil alan yok edildikçe soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Normalde bahçelerimizde, ormanlarda görmemiz gereken kirpileri sokaklarda görmemizin sebebi bu.”

Veteriner hekim Prof. Dr. Tamer Dodurka da, kirpilerin inşaatlar, enerji nakil hatlarındaki artış nedeniyle doğal yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi. Dodurka, “Yaşam alanları yok olan canlılar normalden farklı davranışlar gösterip kentlere iniyorlar. Bu yemek arayışı, yeni bir yaşam alanı arayışı içindir. Örneğin tatlı su kaynakları kuruduğu için bir tatlı su hayvanı olan su samuru Marmara Denizi’nde görülmeye başladı” dedi.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) üyesi ve Yaban Hayvan Veterineri Ahmet Emre Kütükçü ise büyük şehirlerde kirpilere rastlanmasının ana nedeninin yaşam alanlarının azalması olduğunu kaydetti. “Yol kenarına bırakılan kedi köpek mamaları onlar için kolay yiyecekler haline geliyor” diyen Kütükçü, İstanbul’un yaban hayatı potansiyeline dikkat çekerek şunları söyledi: “İstanbul, ihtiyaçları çok fazla olan büyük bir şehir olabilir ama hâlâ büyük bir yaban hayatı potansiyeline sahip. Kentte, yaban hayatının öncelikleri gözetilerek planların hayata geçirilmesi mümkün. Yaban hayatı yönetim planına sahip bir başka büyük şehir olarak Avrupa’daki örneklerin arasına katılabilir.”

 

(Habertürk)

Paris’te askerlerin üzerine araç sürüldü: 6 yaralı

Fransa’nın başkenti Paris’te bir aracın askerlerin üzerine sürülmesi sonucu altı asker yaralandı.

Fransız Emniyeti, altı askerden ikisinin ağır, dördünün hafif yaralandığını açıkladı.

Polis, kaçan aracı yakalamak için olayın yaşandığı Levallois Perret ilçesinde operasyon başlattı.

Levallois-Perret’nin belediye başkanı Patrick Balkany, ‘olayın kasti bir saldırı olduğunu’ söyledi.

 

(BBC Türkçe)