Ana Sayfa Blog Sayfa 3032

İspanya polisinden Katalan Hükümetine referandum öncesi baskın

Katalonya’nın bağımsızlık referandumu kararı almasının ardından tartışmalarının yaşandığı İspanya’da polis , Katalan hükümetine bağlı bazı bakanlık binalarını bastı ve üst düzey bir Katalan yetkiliyi gözaltına aldı.

Referandum tarihine 11 gün kala, Çarşamba sabahı gerçekleşen operasyonda ekonomi ve dışişleri bakanlıklarının yanı sıra Katalonya Başkanlığı binası da basıldı.

Katalonya Başkan Yardımcılığı Genel Sekreteri Josep Maria Jove operasyonda gözaltına alındı. Katalonya Başkan Yardımcısı Oriol Junqueras ise İspanya polisini Katalonya Özerk Yönetimi’nin kurumlarına ve dolayısıyla yurttaşlarına saldırmakla suçlarken “Buna izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

Madrid hükümeti, referandumun düzenlenemeyeceğine yönelik mahkeme kararını tanımayan Katalan liderlerin yasaları çiğnediğini savunuyor. Katalan yetkililerin bakanlık binaları önünde barışçıl protestolar düzenlenmesi çağrısı sonrasında bazı bakanlıklarda gösteriler düzenleniyor.

“Barışçıl olarak direnelim”

Katalan Ulusal Meclisi Başkanı Jordi Sanchez de Twitter’dan “Vakit geldi – barışçıl olarak direnelim; çıkalım ve kurumlarımızı savunalım” açıklamasında bulundu. Operasyondan önceki gece İspanya polisi, yasaklanan referanduma dair belgeler ele geçirmişti. Katalan polisi ise bakanlık binalarına girmeye çalışan protestoculara engel oldu.

Katalan hükümeti, İspanya hükümetinin tepkisine rağmen 1 Ekim tarihinde bir bağımsızlık referandumu düzenlemeyi planlıyor. İspanya Anayasa Mahkemesi, Katalan parlamentosundan geçen bağımsızlık referandumu yasası hakkında yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

7,5 milyon kişinin yaşadığı Katalonya’da bağımsızlık referandumuna yönelik anketlerin sayısı fazla değil. Ancak Katalan hükümeti tarafından Temmuz ayında yapılan bir anket, seçmenlerin yüzde 31’inin bağımsızlığı desteklediğini, yüzde 49’unun ise buna karşı çıktığını ortaya koymuştu.

İspanya hükümetinin ilk hedeflerinden biri, oy pusulalarının dağıtımını engellemek. İspanya polisinin dün gece ele geçirdiği belgeler arasında üzerinde Katalan hükümetinin logosu olan 45 bin zarf da vardı. Zarfların seçimde kullanılacağından şüpheleniliyor.

Önceki baskınlarda yalnızca posterler ve referanduma çağrı metinleri ele geçirilmişti.

Katalonya’daki üç küçük kasabanın yerel yöneticileri Salı günü referandumun gerçekleşmesine yardım etme suçlamasıyla mahkeme karşısına çıkmıştı.

İspanya’da savcılar, referandumu destekleyen 700’den fazla yerel yönetici hakkında soruşturma başlatmış durumda. Referandum, gerçekleşmesi durumunda yerel yönetimlere bağlı okul ve benzeri binalarda düzenlenecek.

 

(BBC Türkçe)

Ruhi Su ölümünün 32. yılında türkülerle anılıyor

Ruhi Su’nun 32. ölüm yıl dönümü anma etkinlikleri 20 Eylül 2017, Çarşamba günü (bugün)  saat 12.00’de, Ruhi ve Sıdıka Su’nun Zincirlikuyu’da yer alan anıt mezarlarında yapılacak bir anma toplantısıyla başladı Anmada öğrencileri, dostları onları anlatacaklar, türküler söyleyecek.

Ruhi Su 1985, Sıdıka Su da 2006 yılında hayata veda ettiler.

Etkinlikler akşam saat 20.00’de, Şişli- Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek anma gecesi ile devam ediyor.

Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği’nin Şişli Belediyesi ve Yön Radyo’nun katkılarıyla düzenlediği anma gecesini Arzu Karadağ sunacak.

Ruhi Su’nun 1982’de konser vermek için gittiği Avustralya’da çekilen 23 dakikalık belgeselin gösterimi ile başlayacak olan anma etkinliğine Hayri İnönü sözleriyle katılacak.

Anma gecesi daha sonra Emin İgüs’ün söyleyeceği türkülerle devam edecek.

https://www.youtube.com/watch?v=jqYoiQN0yfg

1975 yılında Ruhi Su’nun kurduğu ve bugün genç koristleriyle 42. yaşını yaşayan Ruhi Su Dostlar Korosu, Mutlu Ödemiş yönetiminde türküler seslendirecekler. Koronun, Ruhi Su’dan sonraki ilk şeflerinden Refik Köksal ve Hüseyin Tutkun birer türküde koroyu yönetecekler.

Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği yayımladığı davet metninde bütün Ruhi Su sevenlerini Ruhi Su’nun 32. ölüm yıl dönümü anma etkinliklerine davet ediyor.

Anma etkinlikleri herkese açık ve ücretsizdir.

Bilgi için: www.ruhisu.org.tr

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

Türkiye’de ücretli plastik poşet karmaşası: 2018 mi, 2019 mu?

Türkiye’de market alışverişlerinde ücretsiz poşet devriyle ilgili kamuoyunda çıkan farklı tarihli haberler tüketicilerin kafalarını karıştırdı.

Taslak halinde olan ve çalışmaları süren Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nin amacı aşırı tüketimin engellenmesi ve tüketicinin doğru kullanım konusunda bilgilendirilmesiydi. Plastik poşetler ile ilgili Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken’in 1 Ocak 2018’den itibaren naylon poşet kullanımı ücretli olacağı yönündeki açıklamalarına yönelik Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı’ndan (PAGEV) düzeltme geldi.

Taslak halindeki Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği yürürlüğe girince 1 Ocak 2019’dan itibaren plastik alışveriş poşetleri ücretli olacak

CNN Türk’te yer alan habere göre, taslak halindeki Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nde, Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu bir şekilde alışveriş torbalarının aşırı tüketiminin 31 Aralık 2025 yılına kadar azaltılması yönünde çalışmalar yapılıyor.

Taslak halindeki yönetmeliğin bu şekliyle yürürlüğe girmesi durumunda, 01.01.2019 tarihinden itibaren 15 mikron ila 50 mikron arası kalınlıkta olan plastik alışveriş poşetleri, market kasalarında tüketiciye ücretli olarak verilmeye başlanacak. Bu kalınlığın altında veya üstünde olan poşetler, eskiden olduğu gibi ücretsiz verilecek. Yine taslak yönetmelik çerçevesinde 15-50 mikron arasında kalınlıktaki torbalar için ülke genelinde yıllık kişi başına kullanılan torba adedinin; 31 Aralık 2019’a kadar 90’ı, 31 Aralık 2025’den itibaren ise 40’ı aşmayacak şekilde kullanımının azaltılması yönünde AB ile uyumlu bir yönetmelik de çalışmalar arasında yer alıyor.

Bu yönetmelikteki amacın perakendeciye para kazandırmak ve tüketiciye ek bir yük getirmek olmaması için çalışmaları takip eden PAGEV, bu konuda Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) ile birlikte hareket etme kararı aldı.  PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, güçlerini sürdürülebilir çevre, bilinçli tüketim için birleştiren PAGEV ve TPF’nin ilk olarak kamu spotu çalışmalarına başlayacağını söyledi.

Bakanlıktan 2019 açıklaması

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından geçtiğimiz Mart ayında yapılan yazılı basın açıklamasında, alışveriş poşetlerinin 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren ücretli olarak temin edileceği belirtilmişti.

Aralarında Sözcü’nün de bulunduğu birçok yazılı mecrada, Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği ile ilgili haber 1 Ocak 2018’den itibaren naylon poşet kullanımı bitiyor başlığıyla duyurulmuştu.

Bakanlığın basın açıklamasının tam metni:

Kullanımı her geçen gün artan plastik alışveriş poşetlerinin hızlı bir şekilde çöpe dönüşmesi, hafif ağırlıkları nedeniyle etrafa yayılarak çevre kirliliğini önemli ölçüde arttırması ve mevcut geri dönüşüm oranları çok düşük olduğundan kaynak verimliliğini olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle atık yönetimi hiyerarşisinde ilk sırada yer alan “önleme” prensibi kapsamında birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de plastik poşetlerin gereksiz kullanımın engellenmesi için bir takım önlemlerin alınması gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Bakanlığımızca plastik poşetlerin kullanımının azaltılmasına ilişkin planlanan düzenleme, 2015/720 sayılı Hafif Plastik Taşıma Torbalarının Tüketiminin Azaltılmasına ilişkin AB Direktifine uyum kapsamında revize edilmekte olan Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği Taslağında ele alınmıştır.

Hazırlanan Taslak Yönetmelik doğrultusunda alışveriş poşetlerinin tamamen yasaklanması söz konusu olmayıp, evsel atıklar içerisinde yaklaşık % 10 oranında bir miktar oluşturan poşetlerin gereksiz kullanımının engellenerek atık oluşumunun önlenmesi amacıyla 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren ülkemizde halihazırda bazı satış noktalarında uygulanan plastik alışveriş poşetlerinin satış noktasında ücretli olarak temin edilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Bu mevzuat halen taslak aşamada olup kurum ve kuruluşların görüşlerine açılmıştır. Taslak mevzuat çalışması ilgili tüm tarafların görüşleriyle şekillenecektir.

 

(Yeşil Gazete)

Büyüknohutçu çifti cinayetinin katil zanlısı cezaevinde ölü bulundu

Antalya’nın Finike ilçesinde taş ve mermer ocaklarına karşı yürüttükleri mücadeleyle tanınan Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin cinayet zanlısı 31 yaşındaki Ali Yamuç, tutuklu olduğu Alanya L Tipi Cezaevi’nde ölü bulundu.

Finike ilçesinde taş ocaklarına karşı verdiği mücadeleyle tanınan Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin, 9 Mayıs Salı günü Kızılcık Yaylası’ndaki dağ evlerinde öldürülmesiyle ilgili aynı bölgede oturan Ali Yamuç, İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından gözaltına alındı. Sorgusunda suçunu itiraf eden Yamuç, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Elmalı Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Ali Yamuç, bir süre önce ise Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi’ne nakledildi.

Cinayet zanlısı Ali Yamuç eşi Fatma Yamuç ile

Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu’nun Finike’deki mermer ocaklarına karşı yürüttüğü mücadelede Toroslar ve Akdeniz Kıyıları Çevre Koruma Derneği’nde (TOROÇDER) birlikte görev yapan ve cinayetlerle ilgili Büyüknohutçu ailesinin de avukatlığını üstlenen İsmail Doğan Tunçbilek, Finike Cumhuriyet Başsavcılığı yetkilileriyle yaptığı görüşme sonrasında olayı doğruladı. Tunçbilek, “Kendisi intihar etmiş. Ancak ne şekilde intihar ettiğine yönelik ayrıntıları henüz bilmiyoruz. Cinayetle ilgili henüz iddianame hazırlanmadı, önümüzdeki hafta hazırlanmasını bekliyoruz. İlk duruşmada bizim bilmediğimiz farklı konulardan bahsedeceğini düşünüyorduk ama şimdi öldüğü için açıkça olayın kapalı kısımlarıyla ilgili bilgileri maalesef öğrenemeyeceğiz. Dosyayla ilgili esas delili, unsuru kaybetmiş olduk” diye konuştu.

İddianamenin önümüzdeki hafta tamamlanması ve davanın başlaması bekleniyordu. Şimdi Yamuç’un ölüm nedeniyle takipsizlik kararı verilmesi bekleniyor.

Ne olmuştu?

Soruşturma sürecinde defalarca ifade değiştiren katil zanlısı Ali Yamuç, savcılık ifadesinde kendisini ‘Çirkin’ lakaplı bir kişinin 50 bin lira karşılığında tuttuğunu iddia etmişti. İfadesinde, “Mermer ocağında çalışan, adını bilmediğim, 65-70 yaşlarında, siyah cip kullanan, beyaz saçlı, sürekli kirli sakalla gezen, 1.65 boylarında ’Çirkin’ lakaplı adam 8 Mayıs günü yanıma geldi. Bana ’Cebinde paran var mı?’ dedi. ’Yok’ dedim. ’Sana bir iş teklif edeceğim’ dedi. Cebinden 3 bin TL çıkarıp verdi. ’Bizim ocak bunlar yüzünden kapandı, sen bunları hallet, şu 3 bin TL’yi al, 47 bin TL’yi de olaydan sonra vereceğim” demişti.

 

(Evrensel, Hürriyet)

İklim değişikliği tehdidiyle ilgili laf salatasını hemen kesin. O, şimdi ve burada – Bill McKibben

Yazar ve 350.org iklim kampanyasının kurucusu Bill McKibben‘in Guardian’da yayınlanan yazısını Açık Radyo için İpek Akyel çevirdi

***

Harvey Kasırgası, İrma Kasırgası, bir anda parlayan yangınlar, âni kuraklıklar: Bütün bunlar bize tek bir şey söylemekte – nasıl yaşayacağımız konusunu bir an gecikmeksizin gözden geçirmek zorundayız.

Harvey Kasırgası sonucu oluşan sel Teksas’ın güneydoğusunu 31 Ağustos’ta bu hale getirdi (Fotoğraf: UPI / Barcroft Images)

Herşeyi kontrol altında tutabilmek adına, şimdilik meseleyi tek bir kıta ve tek bir haftayla sınırlı tutalım: Son yedi gün zarfında Kuzey Amerika’yı ele alalım.

Houston’da, ekonomistlerin belki de ABD tarihinin gelmiş geçmiş en pahalı fırtınası olarak niteledikleri, ayrıca meteoroloji uzmanlarının, ülkede bugüne dek ölçülegelmiş en yoğun yağış olduğunda fikir birliği ettikleri olayın romantizmden yoksun ve çetin bir iş olan yaralarının sarılması işine girişildi. Yayıldığı alanın  büyük kısmında 25 bin yılda bir görülen türde bir fırtınaydı bu: yani İsa’nın doğumundan bu yana geçen sürenin 12 katı! İstisnai bazı bölgeler için ise 500 bin yılda bir görülebilecek bir fırtınaydı, ki bu da bizim ağaçlarda yaşadığımız zamanlara tekabül eder. Bu sırada, San Francisco şehri de gelmiş geçmiş en yüksek sıcaklık rekorunu kırıyor, üstelik bununla kalmayıp, bu rekoru 3 C ile ezip geçiyordu ki bu da 150 yıldır (yani 55,000 gündür) düzenli kayıtların tutulduğu bir yer için istatistiksel olarak neredeyse imkânsız bir şeydi!

Aynı sıcak hava furyası batı sahilinde boylu boyunca –korkunç orman yangınları nedeniyle oluşan kesif duman perdesinin güneşi gölgelediği bazı yerler hariç– tüm rekorları kırdı. Bir orman yangını da o ulu Columbia nehrini her nasılsa aşarak Oregon’dan Washington’a sıçramayı başardı. Kuzeybatı Pasifik sahili sakinlerinin aktardığına göre bu yangında küller göklerden öylesine yoğun bir biçimde yağmaktaydı ki, bu insanlar St Helens Yanardağı’nın 1980’de indifa ettiği o günü hatırlamadan edememişlerdi.

Aynı hararet, kıyıdan biraz daha içerilere girildiğinde, Kuzey Dakota – Montana boyunca ülkenin buğday kuşağı olan bölgede “ani kuraklıklara” yol açıyordu:  Rekor seviyedeki sıcaklıklardan kaynaklanan buharlaşma tahılı daha sapının üzerindeyken öylesine kurutup büzüştürmüştü ki, bazı çiftçiler hasata girişme zahmetine bile katlanmadılar.

Elbette Atlantik’te de İrma kasırgası Karayib adalarını silip süpürmekle meşguldü (St Maarten adası sakinlerinden biri, “sanki gökyüzünde biri elinde çim biçme makinesiyle adanın üstünden geçiyordu” diyordu şaşkınlıkla). Küba’yı yüz yıldır vuran ilk beşinci kategori şiddetindeki fırtına şu satırların yazıldığı sıralarda Florida’nın batı sahillerini vurmakta. Keys bölgesinde şimdiye kadar ölçülen en düşük barometre basıncı rekorunu kırdıktan sonra, Harvey’e ait olan on günlük taptaze iktisadi felaket rekorunu da kolaylıkla kırabilir; İrma fırtınasının Florida’nın önümüzdeki on yıllardaki hayat psikolojisini değiştirdiği ise hiç şüphe götürmez.

Ha, İrma fırıl fırıl burgaçlanırken, Jose Kasırgası da bir majör kasırga olarak onun ardında sırasını beklemekteydi. Bu arada, Meksika Körfezinde de Katia Meksika anakarasına vurmazdan önce bambaşka bir korkunç fırtınaya dönüşmekteydi ve üstüne üstlük bunu, yarımadanın yüz yıllık zaman dilimindeki en şiddetli depremin düzinelerce can aldığı noktasının tam karşısında karaya vurarak yapıyordu.

Depremi bir yana bırakacak olursak, tüm bu olayların her biri, bilim insanları ile çevrecilerin küresel ısınmadan bu sonuçları beklememiz gerektiğini anlatmak için 30 yıldır nafile yere dil döktükleri şeylerle tam tamına örtüşmektedir. (Aslında, iklim değişikliğinin daha fazla sismik faaliyeti tetiklediğine dair epeyce inandırıcı kanıt da mevcut ama hadi pişmiş aşa su katmayalım şimdi.)

Bir kıtadan bir hafta içinde gelen bitmek tükenmek bilmeyen haberler (ki bunlar aslında başka haftalarda başka kıtalar için de pekala geçerli olabilecek şeyler – örneğin güney Asya’da son günlerde meydana gelen sellere bir göz atmak yeterli) ısınan dünyamızın portresini net bir şekilde piksel piksel bize vermekte. Çünkü biz çok fazla petrol, doğalgaz ve kömür yaktık; havaya muazzam karbondioksit ve metan gazı bulutları saldık; bu moleküllerin yapıları ısıyı hapsettiği için de gezegenimiz ısındı; gezegen ısındığı için daha ağır sağanak yağışlar oluyor, daha sert rüzgârlar esiyor, ormanlar daha kuru, araziler daha kurak oluyor. Bunda hiçbir gizem yok. Şanssızlık, uğursuzluk falan da değil. Sebebi Donald Trump da değil (doğrusu bu konuda pek yardımcı olduğu da söylenemez ama gene de sebep o değil). Bizi cezalandırmak amacıyla göklerden yollanan bir cehennem ateşi de değil bu. Sadece fizik kuralları böyle.

Belki de bilim insanlarının uyarılarının insanları harekete geçireceğini ummak, çok fazla şey beklemek anlamına geliyordu. (Şunu demek istiyorum, tam 28 yıl önce bu hafta –ben 28 yaşındayken– bütün bunlara ilişkin ilk kitap olan Doğa’nın Sonu adlı kitabımı yazdım. O zamanlar hâlâ şöyle bir teorim vardı: “İnsanlar kitabımı okuyacaklar ve ondan sonra da değişecekler.”) Hani bize “daha az patates cipsi  yiyin, daha az kola için” diyen bütün o sağlık uyarıları gibi bir şeydi bu da belki – göbeğimizin büyüklüğüne bakarsak çoğumuzun pek de ciddiye almadığımız aşikâr olan o uyarılar gibi. Ta ki belki bir gün doktora gidersin, o da sana “Hoop, ahbap, başın belada!” der. Şimdi bu, “abur cubur yemeğe devam edersen başın derde girer” demek gibi bir şey değil. Tam tersine, “Tam da şu anda başın fena dertte. Hatta, bana öyle geliyor ki bir-iki küçük inme geçirmiş bile olabilirsin,” demesi gibi birşey doktorun. Harvey ile İrma kasırgaları da işte o geçici iskemik ataklara denk gelen şeyler. Yani şöyle der gibi: “Evet, evet, yüzünün sol tarafında tuhaf bir sarkma var ama sen biraz daha böyle devam edebilirsin. Belki. Haplarını almaya, doğru beslenmeye, spor yapmaya başlar, hayatına çeki düzen verirsen.”

Şu anda içinde bulunduğumuz evre tam da bu işte: Sigara paketinin üstündeki uyarı falan değil, o hırıltılı öksürükle birlikte ağzından gelen kan. Sigara içmeye devam edersen ne olur peki? Daha da kötü olursun – ta ki bir noktayı geçip, ondan sonra artık devam edemeyinceye kadar. Biz bugüne dek Yeryüzünün hararetini 1 dereceden biraz fazla bir miktarda artırmayı becerdik, ki bu kadarı bile hal-i  hazırda tanık olduğumuz o korkunç felaketleri açıklamaya yetecek, fazladan bir ısınma. Ve artık her ne yaparsak yapalım, sisteme entegre edilmiş olan ivme yüzünden, 2 dereceye yakın bir yere varacağız. Şu anda bulunduğumuz noktadan hatırı sayılır derecede daha kötü olacak bu, ama hayli pahalıya patlamakla birlikte, belki de buna katlanabileceğiz.

Ancak sorun şu ki, içinde bulunduğumuz “böyle gelmiş, böyle gider” gidişat senaryosunun yörüngesi bizi yaklaşık 3.5 derece daha sıcak bir dünyaya doğru sürüklemekte. Demek istediğim, Paris’te vermiş olduğumuz sözleri yerine getirmiş olsak bile (ki Trump bunları reddetti zaten) öylesine sıcak bir gezegen inşa etmiş olacağız ki, üzerinde uygarlıkların barınması mümkün olmayacak. Yapmamız gereken, tam da içinde bulunduğumuz ânı –kırılgan ve ürkmüş halde olduğumuz şu ânı– fırsat bilmek ve yolumuzu, yönümüzü radikal bir şekilde yeniden belirlemek üzere kullanmak. Son üç yılın her biri, ölçülegelmiş en sıcak yıl rekorunu kırdı. Bu demektir ki, kırmızı uyarı ışığı “hadi artık kendine gel, aklını başına topla!” diye yanıp sönmekte. Paris anlaşmasınnda öngörüldüğü üzere yörüngeyi bir şekilde eğip bükmek değil, aynı anda hem fosil yakıtların frenini köklemek, hem de güneş enerjisi gaz pedalını topuklamak (ve tabii bir de içten yanmalı motorlara dayanmayan yeni metaforlar bulmak) zorundayız.

Bunu başarabiliriz. Teknolojik açıdan imkânsız değil – yapılan sayısız araştırma gösteriyor ki,  %100 yenilenebilir enerjiye makul maliyetlerle erişebiliriz ve üstelik güneş panelleri ile yeldeğirmenlerinin fiyatları sürekli düşüş halinde olduğundan bu her an biraz daha kullanışlı bir çözüm haline gelmekte. Elon Musk da gitgide daha düşük “şok fiyatlar”la elektrikli araba üretmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Asya ve Afrika’nın uzak ve ıssız köşelerindeki köylüler fosil yakıtları atlayıp doğrudan güneşe yönelmeye başladılar bile. Danimarkalılar son petrol şirketlerini de elden çıkarıp buradan elde ettikleri para ile daha çok yeldeğirmeni kurmaya giriştiler. Umutsuzluğun ne kadar korkakça bir kaçamak yol olduğunu gözler önüne serecek epeyce örnek var elimizde. Ama şu da var ki, herkes her yerde aynı hızla hareket etmek zorunda, çünkü bu tam anlamıyla zamana karşı bir yarış. Küresel ısınma, belli bir zaman sınırı ile birlikte karşımıza çıkan ilk kriz: Ya kısa zamanda çözersin, ya da hiç çözmezsin. Yavaş yavaş kazanmak, kaybetmenin bir başka biçiminden başka birşey değildir.

Bir anlamı olacak kadar hızlı kazanmak, herşeyden önce fosil yakıt endüstrisine, yani şu âna kadar Yeryüzündeki en büyük kudrete sahip olan güce karşı durmak demektir. Bu da, diğer insan faaliyet ve girişimlerini ertelemek ve öteki harcamaların yönünü buraya çevirmek anlamına gelir. Yani, sanki savaştaymışçasına bir davranış biçimi benimsemek gerekir: Düşmana ateş etmek değil, halkların ve ülkelerin genellikle yalnızca kendilerine ateş açıldığında benimsedikleri o özel odaklanış tarzını benimsemek.Ve evet, birileri bize ateş ediyor. Ormanlarımız cayır cayır yanıyorken, sokaklarımız sular seller altındayken, binalarımız başımıza çökmekteyken, başka ne olduğunu sanıyoruz ki biz?

İngilizce aslından çeviren: İpek Akyel

 

Bill McKibben

Yazar ve 350.org iklim kampanyasının kurucusu

Maria Kasırgası Porto Rico’ya ilerliyor

2017 kasırgaları, ABD ve Karayipler tarihi için acı verici bir hal aldı. Harvey ve Irma kasırgalarının yaraları sarılırken, iklim değişikliğinin yol açtığı Maria Kasırgası saatte 260 km’yi aşan hızla Porto Rico’ya doğru ilerliyor.

Karayipler’de Guadalup ve Dominica Adası’nı vuran Maria Kasırgası nedeniyle iki kişinin hayatını kaybettiği, iki kişinin de kayıp olduğu belirtiliyor. Maria sebebiyle birçok Karayip adasında deniz seviyesine yakın bölgelerdeki insanlar tahliye ediliyor. Havaalanları, okul, iş yerleri ve hükümet binaları kapatılıyor.

Porto Rico, bölgede 3 kişinin ölümüne ve yüzbinlerce kişinin elektriksiz kalmasına yol açan Irma Kasırgası’nı atlatmaya çalışıyor.  Yetkililer, Maria’nın beklendiği gibi vurması durumunda elektrik sisteminin tekrar devreden çıkarılacağını söylüyor.

ABD Ulusal Kasırga Merkezi (NHC), Maria Kasırgası’nı ölçeğin en güçlü düzeyi olan Kategori 5’e yükseltmişti. Maria, yarıdan fazlası Karayip adalarında olmak üzere 61 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan Irma Kasırgası’na benzer bir güzergah izliyor.

Harvey, Irma ve Maria kasırgalarının iklim değişikliğiyle ilgisi ne?

İklim değişikliği nedeniyle okyanus yüzeyinin ısınması ve buharlaşmanın artması hem kasırgaların daha fazla enerji biriktirmesine, hem de daha ağır yağış bırakmasına neden oluyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak deniz seviyelerinin yükselmesi de denizden karaya vuran kasırgaların meydana getirdiği fırtına dalgalarının (storm surge) daha yükselmesine ve tehrip gücünün artmasına neden oluyor.

(NY Times, Euronews, Yeşil Gazete)

Irma ve Harvey, iklim değişikliğinin gerçek olduğuna dair herhangi bir kuşkuyu ortadan kaldırıyor

The Washington Post’ta Michael E. Mann, Susan J. Hassol and Thomas C. Peterson imzaı ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Naime Sürenkök’ün çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Üç gün içinde Houston’da 50 inçlik yağmur alan ve rekor kıran en şiddetli kasırga olan Kasırga Harvey’den ortalık yavaş yavaş temizlenirken, bir yandan da açık Atlantik Okyanusunda kaydedilen en ıslak kasırga Irma’yı beklerken insanın aklına şu soru geliyor : Bu olaylarda insan kaynaklı iklim değişikliğinin rolü nedir ve kendi davranışlarımız risklerimizi diğer şekillerde nasıl arttırdı?

Temel fizik prensipleri ve gözlenen hava durumu eğilimleri, cevapların bazılarını zaten bildiğimiz anlamına gelmektedir – ve aslında bu cevaplar uzun zamandır zaten bizde.

Irma (soldaki) ve Jose Kasırgaları Atlantik Okyanusu üzerinde hareket ederken (Fotoğraf:NOAA/Reuters)

Kasırgalar, enerjilerini sıcak okyanus sularından alıyor ve okyanuslar, atmosfere giren gazların, özellikle de kömür, petrol ve gazın insan faaliyetleri sonucu ısı-tutan gazların birikimi nedeniyle ısınıyor. En şiddetli kasırgalar küresel ısınma yüzünden daha da güçlendi. Geçtiğimiz iki yıl içinde, hem dünya genelinde hem iki yarım kürede, Pasifikte ve şimdi de Irma ile Atlas Okyanusu’nda rekor seviyede şiddetli kasırgalara tanık olduk.

Daha sıcak havanın daha fazla nem tuttuğunu  ve insan kaynaklı küresel ısınmaya bağlı olarak atmosferdeki su buharı miktarı artmış olduğunu da biliyoruz. Bu artışı ölçtük ve tartışmasız bir şekilde insan kaynaklı ısınmaya dayanmaktadır. Bu fazladan nem daha şiddetli yağışlara neden olur, ki bu da gözlemlenenmiş ve bizim iklim üzerindeki etkimize dayandırılmıştır. Kasırga yağış oranlarındaki artışın daha sıcak bir dünyada beklendiğini biliyoruz ve şimdi hep beraber bu gerçekliği yaşıyoruz.

Ve küresel ısınma da daha yüksek deniz seviyesi anlamına gelir; çünkü hem okyanus suyu ısınırken genişler, hem de dağlardaki ve kutuplardaki buzlar erir ve okyanuslara doğru yol alır. Deniz seviyesindeki yükselme hızlanıyor ve kasırgalardan kaynaklanan fırtına dalgaları, kıyı kentlerimizin içine sızmak için denizlerin üstünde ilerliyor.

Sağanak yağışın denize akması gerekirken fırtına dalgalanmaları nedeniyle bunu hızla yapamayıp, şiddetli yağmur ve daha yüksek deniz seviyeleri ile büyük kasırgalarda görünen sel baskınlarına  sebep olabilir. Ne yazık ki, Harvey’in yarattığı yıkıcı sel olayında bu etkiyi gördük.

Tüm cevapları henüz bulamadık. Hâlâ anlamaya çalıştığımız bilimsel bağlantılar var. 2011 yılındaki Irene kasırgası gibi Harvey, birçok farklı faktörün birleşimiyle rekor sel baskınına neden oldu. Yüksek okyanus sıcaklıkları, atmosferde şiddetli yağışa sebep olan daha fazla nem anlamına geliyordu. Fakat her iki fırtınanın da yavaş hareket etmesi, zaman zaman neredeyse sabit olması, yağmurun uzun süre aynı alana düştüğü anlamına geliyor.

En ileri iklim bilimi, bu durağan hava modelinin, yavaşlamış bir jet akışından, bunun da -atmosferik bilim ilkeleri uyarınca- Arktik’in hızlanan ısınmasından kaynaklanabileceğine işaret ediyor. Bu, Kuzey Kutbu gibi uzak bölgelerdeki iklim değişikliklerinin, ABD’nin diğer eyaletlerinde karşılaşılan aşırı hava koşullarında gerçekten çok etkili olabileceğinin bir hatırlatıcısıdır.

Bu bağlantılar halen çok temel seviyede ve bilim adamları bunları halen aktif olarak incelemektedir. Ancak, iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı etkiler söz konusu olduğunda, sürprizlerin kapıda olabileceğini ve de çok da hoş olmayacaklarının da unutulmamak gerek.

Bu durum, kaçınılmaz olarak, politika hakkında tartışmaya ve aslında siyasete yönlendiriyor. Önceki hükümetler, gezegenin gelecekte neye benzeyeceğini göz önüne alarak, iklim değişikliğine uyum sağlamaya odaklandı. Fakat Harvey, ve muhtemelen Irma gibi olaylar, şimdiki iklimimize (ki bu etkimiz nedeniyle zaten değişmişti) adapte olmadığımızı göstermektedir.

İklim değişikliğinin etkileri artık pek üstü kapalı değil. Onları burada ve gözümüzün önünde gerçekleşirken görüyoruz. Ve biz harekete geçmezsek durum daha da kötüleşecek.

Bununla birlikte, Trump yönetimi bizi geri götürmeye kararlı görünüyor. Son aylarda, Obama yönetimi tarafından hazırlanan politikaların kaldırılmasına tanık olduk: (a) iklim değişikliğine sebep olan fosil yakıtlardan temiz enerjiye doğru gerekli adımları teşvik etmek, (b) mantıklı uygulamalar yardımıyla iklim değişikliği etkilerine karşı dayanıklı kıyı gelişimlerini artırmak ve (c) risk ve uyarlanabilir stratejileri değerlendirmelerimize temel sağlayacak iklim araştırmalarına fon sağlamaya devam etmek. İronik bir şekilde, Harvey’den 10 gün önce, Başkan Trump, kıyı geliştirme planlarında deniz seviyesinin yükselmesi ve diğer iklim değişikliği etkilerini hesaba katan Obama yönetimi tarafından konulan sele karşı koruma standartlarını kaldırmıştı.

Ve Trump, iklim felaketlerinin riskini azaltacak politikaları yok etmekte olduğundan, ulusumuz aslında riskimizi artıran politikaları desteklemeye devam ediyor. Örneğin, vergi mükellefi tarafından ödenen Ulusal Sel Sigortası Programı (National Flood Insurance Program) olmadan, bankalar daha önce sular altında kalan yerlerde evleri yeniden inşa etmek için bazen defalarca ipotek sağlamakta daha az istekli olacaktır. Ve taşkın sigorta programının kendisi de sular altında kaldı: program büyük bir borç batağında ve Kongre, Harvey nedeniyle gelen milyarlarca dolarlık zarar bildirimlerinin ardından, ayakta kalmanın bir yolunu bulmazsa, bu ayın sonunda bu program sona ermek zorunda kalacak.

Harvey ve Irma, politikanın önemli olduğunun üzücü hatırlatıcılarıdır. İklim değişikliğinden kaynaklanan hasar arttıkça, bu ülkedeki vatandaşları korumak için gelecekteki iklim değişikliğini azaltacak ve sonuçlarını hazırlayacak makul bir politikanın Washington’da yürürlüğe konulmasına ihtiyacımız var. Liderlerimizden daha çok şey talep etmeliyiz.

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabirler: Michael E. Mann, Susan J. Hassol and Thomas C. Peterson

Yeşil Gazete için çeviren: Naime Sürenkök

 

(Yeşil Gazete, The Washington Post)

Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu

20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Musa Anter’in anısına verilen Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu. Bu yıl 25’incisi dağıtılan ödüller beş ayrı dalda verildi. Ödüller yarın (21 Eylül) Taksim Hill Otel’de düzenlenecek ödül töreniyle sahiplerine verilecek.

Yarışmada Türkçe haber dalında ödülü “Ev baskınında hırsızlık yapan polis kameraya yakalandı” haberiyle KHK ile kapatılan dihaber’in muhabiri Deniz Tekin aldı.

Türkçe haber dalında ayrıca BirGün gazetesinden Erk Acarer, “ÖSO, TSK’ye ait tankı IŞİD’e verdi”, Evrensel gazetesinden Eylem Nazlıer, “Anaokulu etkinliğinde korkunç manzara”, diken.com.tr muhabiri Rıfat Doğan, “Adalar’ın nüfusu beş kat artacak: 2B arazilerine tesis, zemin katlara dubleks izni” haberleriyle, Jüri Özel Ödülü aldı.

Kürtçe Haber Ödülü Cihan Ölmez’e

Kürtçe haber dalında, dihaber’den Cihan Ölmez, “Li Şirnexê skandal: Zarokê 14 sali ji girtige hêbi îşkence birine cihê operasyonê!” haberiyle ödülü kazandı.

Kadın haberciliği dalında ise ödülü “Batman sustu, çocuk anlattı: Çocuklar fuhuşa zorlanıyor” haberiyle KHK ile kapatılan Gazete Sujin’den Şilan Özhan ve Şehriban Aslan aldı.

Şengal’deki saldırıda hayatını kaybetmeden önce Nujiyan Erhan tarafından hazırlanan ve daha sonra Jinda Asmen tarafından tamamlanan, “Guleya yekem a Şengalê: Jipênûse Nujiyanê, çiroke Gulê” haberi de kadın haberi kategorisinde Jüri Özel Ödülüne layık görüldü.

Karikatür ödülünün sahibi Musa Kart

Karikatür ödülünün sahibi ise Cumhuriyet davası kapsamında 9 ay tutuklu kalan Cumhuriyet gazetesi çizeri Musa Kart oldu.

Fotoğraf ödülü ‘Çıplak İnfaz’ fotoğrafıyla Gök’e verildi

Fotoğraf kategorisinden ödül ise Diyarbakır Newrozu’nun kutlandığı Newroz Parkı’na gelmek isterken üzeri yarı çıplak olmasına rağmen “canlı bomba şüphesi” iddiasıyla polisin açtığı ateşle vurularak öldürülen Kemal Kurkut’a ateş açıldığı sırada çektiği “Çıplak İnfaz” isimli fotoğrafla dihaber’den Abdurrahman Gök’ün oldu.

BirGün gazetesinden Alican Altunbaş’ın, “Tepkisizliğe tepki” adlı eseri ile AFP foto muhabiri İlyas Akengin’in “Gözaltı” adlı fotoğraflı Jüri Özel Ödülüne layık görüldü.

Jüride kimler vardı?

Yarışmanın Türkçe haber jürisinde, Ayşe Yıldırım, Fatih Polat, Faruk Eren, İbrahim Varlı, Hüseyin Aykol yer aldı.

Kürtçe haber jürisinde ise gazeteciler Fehim Işık, Gülistan İke, Hatice Kamer, Semiha Alankuş, Ertuş Bozkurt yer alırken kadın haberciliği jürisinde Ayşe Düzkan, Burcu Karakaş, Mehveş Evin, Mekiye Görenç, Pınar Ural vardı. Fotoğraf jürisinde, Bülent Kılıç, Mustafa Seven, Nazmi Belge, Ramazan Öztürk, Sebati Karakurt yer alırken, karikatür jürisinde Gülay Batur, Halil İncesu, Rıdvan Bağış, Sefer Selvi, Doğan Güzel yer aldı.

 

(Birgün)

Ayvacık’ta taş ocağına onay çıkmadı

İzmir’in Ödemiş ilçesinin 6 kırsal mahallesinin ortak yaylası Ayvacık’ta açılmak istenen, ancak köylüler ile çevrecilerin tepkisine neden olan taş ocağına İzmir İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nden onay çıkmadı. Taş ocağına onay çıkmaması, köylüler ve çevreciler tarafından sevinçle karşılandı.

Ödemiş’e 24 kilometre uzaklıktaki kırsal Ardıcak, Mursallı, Günlüce, Çağlayan, Dolaylar ve Çobanlar Mahallelerinin ortak yaylası olan Ayvacık’ta açılması düşünülen taş ocağı tepkilere neden oldu. Taş ocağı açılması planlanan Ayvacık Yaylası’nda, Ödemiş Küçük Menderes Havzası Koza Hareketi Derneği öncülüğünde toplanan yaklaşık 70 kadar yaşam savunucusu ve köylü, “Suyuma, toprağıma, ormanıma dokunma” yazılı pankart açtı.

“Taş ocağı açılırsa yaylalar yok olacak”

Ödemiş Küçük Menderes Havzası Koza Hareketi Derneği Başkanı Selahattin Bağlı, bölgeye taş ocağı açılması halinde yaylarının yok olacağını çevredeki verimli tarım arazilerinin tozdan üretim yapılamaz hale gelip, su kaynaklarının değişeceğini söyledi. Bağlı, ilk etapta 24 hektarlık, ikinci etapta ise 75 hektarlık bir alanda taş ocağı yapılmak istendiğini de vurgulayıp, her hektarda ortalama 100 ağaç olduğu düşünüldüğünde büyük bir ağaç katliamı yaşanacağına da dikkat çekti. Taş ocağına karşı başlattıkları mücadeleden zaferle ayrıldıklarını belirten Bağlı,  “Ayvacık Yaylası’nda yapılmak istenen taş ocağına ilişkin 6 mahallemiz tarafından İzmir İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’ne yapılan müracaatlarla maden ocağının özellikle Ayvacık düdeni ve Ödemiş içme suyuna vereceği olumsuz etkiler göz önüne alınıp, projeye onay verilmeyip, durdurulmuştur” dedi.

Ödemiş’in içme suyunun Ayvacık Düdeni, Pıtrak Kaynağı’ndan verilmeye devam edeceğini vurgulayan Bağlı, “Çevre köylerimiz ve fidancılar yöreye has ürünleri almaya devam edecekler. Ormanlarımız içinde yaşayan canlılar yaşamlarını sürdürecekler. Milyonlarca yıl sonunda meydana gelmiş, Ayvacık, Subatan Mağaraları gelecek nesillere aktarılmış olacak. Çok mutluyuz” diye konuştu.

 

(Evrensel)

 

 

Şirince’de uluslararası katılımla ‘akademik özgürlük’ çalıştayı

Akademisyenler ve hukukçular Şirince’de buluşarak, ‘Akademik özgürlük’ konusunu tartışacak.

Özgürlükçü Hukukçular Platformu, Ege İnsan Hakları Okulu, sonbahar çalıştayında akademik özgürlük konusunu ele elacak. 22 ve 24 Eylül tarihleri arasında başlayacak çalıştayda hukukçular ve akademisyenler konuşmacı olara yer alacak. Çalıştay, Şirince’deki ‘Nesin Matematik ve Felsefe Köyü’nde gerçekleşecek. Aynı zamanda İngiltere, İspanya, Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerden birçok katılımcı çalıştayda yer alacak.

3 gün sürecek ‘akademik özgürlük’ çalıştayında Ankara Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edilen akademisyen Cenk Yiğiter, hukukçu Kerem Altırparmak, Prof. Mithat Sancar, Prof. Melek Göregenli, Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Hukukçular Örgütü (ELDH) Başkanı Prof. Bill Bowring, İtalyan Ulusal Araştırma Konseyi Uluslararası Hukuk Çalışmaları Enstitüsü Araştırma Müdürü Dr. Fabio Marcelli ve daha birçok isim katılacak.

Çalıştaya kimler katılabilir?

Etkinliğe dinleyici olarak katılmak için Nesin Köyleri.org adresi üzerinden kayıt yaptırmak gerekiyor. Kontenjan 60 kişi. Tüm kayıt işlemleri online olarak gerçekleşecek. Okul bitiminde dinleyici olarak katılanlara katılım belgesi verilecek.

Ege İnsan Hakları Okulu, katılım kitlelerini “insan hakları alanında çalışan yerli ve yabancı profesyoneller, akademisyenler, hukukçular, insan hakları aktivistleri, öğrenciler ve genel itibariyle insan hakları alanına ilgi duyan herkes” olarak açıkladı. Katılımcıların 18 yaş üstü olmalarını tercih ettikleri notunu düştü.

Programın ücreti, dört öğün yemek, konaklama, dersler ve her türlü temel ihtiyaçlar dahil, koğuşlar için günlük 110 TL, çadırlar için günlük 80 TL. Etkinlik içindeki geziler ücrete dahil değil.

Çalıştay Programı

22 Eylül Cuma

09:30– 10:00 Kayıt Kontrol
10.00 – 11.00 Bir İnsan Hakkı Olarak Akademik Özgürlük ve Kavramın Uluslararası Hukuktaki Kaynakları
Dr. Cenk Yiğiter / Hukukçu
Ankara Üniversitesi Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalı (*)

11.00-11.20 Ara
11.20 – 12.20 Neden Akademik Özgürlük Gibi Bir Kavrama İhtiyacımız Var?
Yard. Doç. Dr. Kerem Altıparmak / Hukukçu
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

12.30-13.30 Öğle Yemeği

13.45- 14.45 Ohal ve Akademik Özgürlüklerin Tarihçesi
Prof. Dr. Mithat Sancar

14.45-15.00 Ara

15.00-16.00 Güvenlik ve Adalet Alanında Çalışanların İnsan Haklarına İlişkin Tutumlarına Yönelik Araştırma Sonuçlarından Hareketle Hak, Özgürlük ve Devletin Güvenliği İlişkisi
Prof. Dr. Melek Göregenli
Ege Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı (*)

16:15- 17:30 Açık Forum

Forum Moderatörü : İrfan Aktan
Gazeteci- Yazar

Akşam Etkinliği : Şirince Köyünde Şarap Tadımı

23 Eylül Cumartesi

09:30– 10:00 Kayıt Kontrol
10.00 – 11.00 Barış için Akademisyenler ve Suçluluk Duygusu
Yrd. Doç. Dr. Barış Ünlü
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

11.00- 11.20 Ara
11.20- 12.20 Metalaştırma, Özelleştirme ve Otoriter Popülizm Tehdidi Altında Akademik Özgürlük
Prof. Bill Bowring / Hukukçu
Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Hukukçular Örgütü (ELDH) Başkanı
Moderatör : Baver Kılıçoğlu
Dicle Üniversitesi Milletlerarası Hukuk Departmanı

12.30.– 13.30 Öğle Yemeği

13.30- 14.30 Bir Temel İnsan Hakkı Olarak Akademisyenlerin Araştırma Yapma ve Düşüncelerini Paylaşma Hakkı
Dr. Fabio Marcelli / İtalyan Ulusal Araştırma Konseyi Uluslararası Hukuk Çalışmaları Enstitüsü Araştırma Müdürü
14.30 – 14.45 Ara

Akademik Özgürlükler, Hukuk ve Türkiye Pratiği
Ziynet Özçelik /Hukukçu
Avukat- Ankara Barosu

15.00 – 16.30
Açık Forum: Yaratıcı Ütopyayı Yeniden İnşa Etmek: Üniversite dışında bir akademik eğitim mümkün mü?
Moderatör Doç. Dr. Fikret Başkaya / Akademisyen
Özgür Üniversite Başkanı
Akşam Etkinliği: Piyanist-Orkestra Şefi- Akademisyen İbrahim Yazıcı dinletisi (*)

24 Eylül Pazar

09:30– 10:00 Kayıt Kontrol

10.00 – 11.00
Doç. Dr. Lülüfer Körükmez Kaya/Akademisyen
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Anabilim Dalı(*)

11.00 – 12.30 Akademik Özgürlük ve Bilginin Üretimi İlişkisi
Prof. Dr. Nilgün Toker Kılınç (*) – Yrd. Doç. Dr. Serdar Tekin (*)
İzmir Dayanışma Akademisi

12.30- 13.30 Öğle Yemeği
13.30-18.00 Efes Gezisi

(*) KHK ile Üniversitedeki görevinden uzaklaştırılmış.

 

(Gazete Duvar, Bianet)