Ana Sayfa Blog Sayfa 2990

Van Gölü’nden 6 bin 500 yıllık su altı peri bacaları çıktı!

Van Gölü sahiline yaklaşık 2.5 kilometre uzaklıkta bulunan Adilcevaz’ın Kazama Deresi bölgesinde boyları 10 metreyi aşan mikrobiyalitler tespit edildi. “Su altı peribacaları” ismiyle bilinen dikit formundaki mikrobiyalitlerle ilgili konuşan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, ‘Van Gölü’nün 6 bin 500 yıl önce mikrobiyalitlerin bulunduğu bu alanı da içerisine aldığını, bu tespitin kendilerini heyecanlandırdığını’ söyledi.

Yaklaşık 2 hafta önce Van Gölü’ne dalarak mikrobiyalitlerle ilgili kısa film çalışmaları yapan dalgıç Cumali Birol, aynı mikrobiyalitlere, sahile 2.5 kilometre uzaklıkta bulunan Kazma Deresi’nde de karşılaşınca onları fotoğraflayıp, Prof. Dr. Mustafa Sarı ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Akkuş’la paylaştı. Dünyada eşine benzerine az rastlanacak bir doğal yapının su altından sonra sahile uzak bir noktada da bulunmasının inanılmaz olduğunu söyleyen ve kapsamlı çalışmalar yapacaklarını anlatan Prof. Dr. Sarı şöyle konuştu:

“Bir doğal oluşumu gelip yerinde gördük. Van Gölü’nün altında ağaç gibi büyüyen yapılar var. Bunlara mikrobiyalit diyoruz. Bu mikrobiyalitler gölün altından katman katman yukarıya doğru büyüyor. Bunlarla ilgili geçmiş yıllarda detaylı çalışmalar yaptık. Ancak karada tespit ettiğimiz bu yapı ise hiç hayal edemeyeceğimiz bir şey. Van Gölüne dalarak suyun altından çektiğimiz görüntülerin bire bir aynısını karada gördük. Karada gördüğümüz mikrobiyalit fosiller, bundan yaklaşık 6 bin 500 yıl önceki Van Gölü’nün seviyesinde bulunan mikrobiyalitlerdir.

Yani, Van Gölü 6 bin 500 sene önce şu anki seviyesinden ziyade bu mikrobiyalitlerin bulunduğu alanın daha da üstündeydi. Karadaki bu mikrobiyalitler o dönemlerde oluşmuş. Van Gölü çekildikten sonra bu mikrobiyalitler fosilleşmiş. Şimdiye kadar neden dikkatimizi çekmedi? Şimdiye kadar böyle yoğun bir mikrobiyalit fosiliyle karşılaşacağımızı hiç hayal etmedik. Fakat dalgıç arkadaşımız Cumali Birol iki hafta önce Van Gölü’nde dalış yaptıktan sonra orada gördüğü yapılarla ilgili bize bilgi verdi ve sonrada benzer yapıları burada gördüğünden bahsetti. Buraya gelip gördük ki suyun altındaki yapıların bire bir aynısı burada fosilleşmiş.”

 

(Gazete Duvar)

Atmosferde karbondioksit yoğunluğunda rekor artış!

Dünya’nın atmosferindeki karbondioksit oranının 2016 itibarıyla rekor düzeye yükseldiği açıklandı.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) bilim insanları, hem insan aktivitesinin hem de El Nino olarak adlandırılan iklim döngülerinin karbondioksit oranını 800.000 yıldır görülmemiş düzeylere yükselttiğini belirtiyor.

Karbondioksit oranındaki hızlı artışın küresel ısınmayı önleme hedeflerine ulaşmayı da zorlaştırdığı ifade ediliyor.

51 ülkeden toplanan verilerle hazırlanan raporda, küresel ısınmaya yol açan karbondioksit, metan ve nitrik oksit salınımlarının hangi bölgelerde yoğunlaştığı da incelendi.

2016 yılında ortalama karbondioksit salınım yoğunluğu, bir milyon partikül içinde 403,3 seviyesine yükseldi. Bu oran 2015’te 400 seviyesindeydi.

WMO küresel atmosfer izleme programı başkanı Oksana Tarasova, bu artışın son 30 yılda gözlenen en büyük artış olduğunu vurguladı.

BBC’ye konuşan Tarasova, “Bir önceki büyük artış 1997 – 1998 dönemindeki El Nino dalgasında, 2.7 ppm seviyesiyle gözlenmişti. Bugün 3.3 ppm artıştan bahsediyoruz. Bu artış aynı zamanda son 10 yılın ortalamasından da yüzde 50 daha fazla” dedi.

 

(BBC Türkçe)

[Özel Haber] Girit’te ‘Akdeniz Organik Tarım Ağı’ toplantısı

Girit’in Hanya şehrinden bildiriyorum, sevgili okur. Akdeniz İleri Tarımsal Araştırmalar Uluslararası Merkezi’nin (CIHEAM) 4 enstitüsünden biri olan Maich (Hanya Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü), bu yıl 9.’su düzenlenen MOAN (Akdeniz Organik Tarım Ağı) toplantısına ev sahipliği yaptı.

İlk defa 11 yıl önce yapılan MOAN toplantıları, Akdeniz ülkelerinde yapılan organik tarımı geliştirme ve ülkeler arası iş birliklerini kuvvetlendirmek amacıyla yapılıyor. İlk yıllarında izleyici konumunda olan toplantılar bugün, hedef belirlemek üzere bir araya gelen ulusal hükümetlerden temsilcilerin oluşturduğu bir ağ.

Toplantılara bakanlık temsilcilerinin yanında ilgili ülkelerden organik tarım uzmanları, organik tarım yapan şirketler ve IFOAM (Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) da katılıyor. 24- 26 Ekim 2017 tarihlerinde gerçekleşen toplantıda ağırlık Yunanistan ve Girit’teki organik tarımın halleri ve Avrupa Birliği’nin 2020 yılında uygulamaya koymayı planladığı yeni ihracat planı idi.

Özellikle Girit ve Kuzey Yunanistan, son 30 yılda organik tarımın popülerleştiği bölgeler haline geldi. Ekili alanların yüzde 4-5’inde organik tarım yapılıyor. Sorunlar Türkiye’dekilere az çok benziyor. Sertifika masrafları, tüketicilerin organik ürünlere güvensizliği, bilgi eksikliği, küçük üreticilerin üzerindeki yük, tarım yapan nüfusun yaşlanması (tarım yapan nüfusun yalnızca yüzde 13’ü 35 yaşın altında), yüksek üretim maliyetleri, bürokratik işlemlerin çokluğu, vergilerin ağırlığı sorunların başında geliyor. Bunlara ek olarak Yunanistan’da üretilen ürünler, Avrupa’daki 1 Euro’luk ürüne karşılık 0,4 Euro ile en düşük ortalama katma değere sahip. Son yıllardaki içinden çıkılamayan ekonomik bunalımsa tarımın gelişmesine hiç yardımcı olmuyor. İşsizlik oranı bugün yüzde 23.

Yunanistan Kırsal Kalkınma Bakanlığı, 2015’te 6 milyar Euro’luk bütçeli bir kırsal kalkınma programını uyguluyor. Programın amaçları arasında bilim insanları ve çiftçileri birleştirecek bir yapının oluşturulması, kooperatif tarzı, küçük çiftçilerin yükünü azaltacak yapıların oluşturulması dikkat çekiyor.

“Krizden çıkmak istiyorsak patronajı bırakmalıyız”

Konuşmacılardan Yunanistan Kırsal Kalkınma Bakanlığı, Tarım Politikaları ve AB Fonları Yönetimi Birimi Genel Sekreteri Charalampos Kasimis ve Yunanistan Tarım Örgütü, Ekolojik Üretim Sistemleri (ELGO-DIMITRA), Girit Bürosu’ndan Emmanouil Kabourakis’in  anlattıklarından anlaştıkları bir konu olduğu fark ediyorum.

Organik tarımın piyasası, sertifikasyon sistemi ve organik tarım hakkında yapılan araştırmalar çiftçilere ve tüketicilere hizmet edeceği yerde bazı güç odaklarına hizmet ediyor. Girit’te özellikle, kriz önce piyasa ve üreticiler arasında bir köprü olmak yerine hükümetin uzun kolu olmuş ve sürekli bankalardan borçlanan kooperatifler kriz döneminde tamamen etkisiz hale gelmiş.

Kasimis, yeni kırsal kalkınma planında sağlıklı kooperatifler oluşturmak istediklerini ancak bunun uzun zaman alacağını bildiğini söyledi. Nitekim, kendisi konuşmasını şöyle kapatmıştı: Krizden çıkmak istiyorsak patronajı (kayırmacılık, klientalizm) bırakmalıyız.”

Yeni sistemde daha az bürokratik yük, daha çok kesinlik olacak

2020’de (tüm düzenlemelerle birlikte 2025’te) yerleşecek yeni sistem hakkında bilgiler aktaran IFOAM temsilcisi Emanuele Busacca, bugünkü sistemin hem her konuda (Bu konuların başında kalıntılarla nasıl baş edilmesi gerektiği geliyor.) net olmamasının büyük bir sorun olduğunu, hem de ulusal hükümetlerin de getirdikleri başka standartlar da eklenince işin içinden çıkılmayacak bürokratik yük anlamına geldiğini ifade etti. Yeni sistemle bu iki sorunun giderilmesi hedefleniyor.

Bir ürünün organik olarak tescillenmesi için gerekli bürokratik işlerin ve maliyetlerin arasında organik üretimin felsefesi ile üretilmiş ürünlerin gölgede kaldığı da ifade edildi toplantıda.

Organik ürünler üzerindeki kontrollerin ve standartların yaygınlaşması bir taraftan organik gıdaya güveni artırıyor ancak öte yandan mevcut sistemin yapısı sebebiyle organik tarım sektörü, gittikçe ticarileşme ve organik üretimin felsefesinden uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıya.

Toplantıda kullanılan plastik bardak ve benzeri “kullanılmasa da olur” bazı çirkin görüntüler ise üzdü

Ne IFOAM’ın ne AB’nin gelecekte bu konuda adım atmaya hevesli olacağını söylemeyeceğim. Doğayla uyumlu üretim yapan ama sertifika, kontrolle ilgilenmeyen küçük ölçekli bir üreticinin, tescil almak için başvurma olasılığının düşük olduğunu hepimiz biliyoruz.

 

Haber: Pelin Atakan

(Yeşil Gazete)

2 bin yıllık baraj iklim değişikliğine ışık tutacak

Çorum’un Alaca ilçesinden bulunan antik Örükaya Barajı, M.S. 2’nci yüzyıldan bugüne kadar iklim ve bitki örtüsüne ışık tutacak.

Alaca ilçesine bağlı Örükaya köyünde bulunan ve şimdiye kadar mimari açıdan bir diğer örneğine rastlanılmamış, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ile “Örükaya Arkeolojik Araştırma Projesi” kapsamında Çorum Valiliği, Çorum Müzesi Müdürlüğü ve Hitit Üniversitesi işbirliğinde Roma dönemine ait antik bendin gün yüzüne çıkarılması için başlatılan arkeolojik kazı çalışması tamamlandı.

Demir Çağı’nu takiben Orta Karadeniz Bölgesi’nde Helenistik kültürü benimsemiş yerel bir halk olan Mithradatlar’ın hakimiyet dönemi ve sonrasındaki Roma döneminin yönetsel süreçleri hakkında oldukça az arkeolojik veri bulunurken, Örükaya yerleşimi ve su bendinin tespiti bölgenin Demir Çağı, Helenistik ve Roma dönemleri hakkında önemli katkılar sağlayacak.

Alacahöyük, Şapinuva ve Hattuşa destinasyonları yeni bir ziyaret noktası olarak turizme kazandırılması hedeflenen antik bend ve yerleşimin ilerleyen yıllarda arkeopark olarak düzenlenmesi planlanıyor.

 

(Çorumhaber)

E-ticaret devi Amazon yüzünü güneşe döndü

ABD’li e-ticaret devi Amazon güneş ve rüzgar enerjisi projelerine yoğunlaştı. Amazon, ABD’nin Teksas Eyaleti’nde Lincoln Clean Energy (LCE) tarafından kurulan Amazon Rüzgar Santrali’nin faaliyete geçtiğini ve yılda 1,000,000 MWh’den fazla temiz enerji ürettiğini açıkladı.

Amazon, ABD genelinde 18 rüzgar ve güneş projesi başlattı. Ayrıca 35’den fazla projeyi daha önümüzdeki süreçte başlatacak. Bu projeler tamamlandığında yılda 330 binden fazla konutun enerji ihtiyacını karşılayacak kadar elektrik üretimi gerçekleştirilecek.

Amazon Küresel Sürdürülebilirlik Direktifi Kara Hurst, enerji ihtiyaçlarının tümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılamak üzere önemli adımlar attıklarını belirterek, yenilenebilir enerjiye yatırım yapmanın müşterileri, toplum, çalışmaları ve gezegen için bir kazan-kazan-kazan-kazan olduğunu kaydetti.

Yerel topluluğa teşekkür etmek ve desteklemek için Amazon, öğrencilere ve öğretmenlere STEM öğrenme fırsatları sunacak olan Snyder Eğitim Vakfı’na 50.000 dolar bağışta bulundu.

 

(Enerji Günlüğü)

İnan Mayıs Aru’ya 6 ay hapis cezası

Vicdani Retçi İnan Mayıs Aru, Tavşanlı 2. Asliye Ceza Mahkemesince bakaya kalmak suçlamasıyla 6 aylık cezaya çarptırıldı.

Vicdani Ret Derneği’nin haber sitesinde yer alan habere göre, İnan Mayıs Aru adlı vicdani retçi, Tavşanlı 2. Asliye Ceza Mahkemesince bakaya kalmak suçlamasıyla 6 aylık cezaya çarptırıldı. Ceza daha sonra 5 aya indirilerek toplamda 3 bin tl adli para cezasına çevrildi. Mahkeme, gerekçesini daha sonra açıklayacak.

Duruşmaya İnan Mayıs ve Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Av. Gökhan Soysal ile birlikte Aru’nun anne ve babası da katıldı.

İnan Mayıs Aru savunmasında, vicdani retçi olduğunu ve asker kaçağı olmadığını belirterek hiçbir koşulda askerlik yapmayacağını söyledi. Dava açıldığında yurt dışında olduğunu, isteseydi dönmeyebileceğini belirtip buna rağmen tutumunu sürdürüp askerlikle ilgili hiçbir işlem yaptırmayacağını ifade etti.

İnan Mayıs Aru’nun avukatı Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Av. Gökhan Soysal da savunmasını yaparak mahkemeye ilgili AİHM, AYM, Yargıtay kararlarını sunarak vicdani reddin uluslararası insan hakları sözleşmelerince tanınmış bir hak olduğunu ve TC Devleti’nin bu kararları dikkate alarak karar vermesi gerektiğini vurguladı ve beraat verilmesi gerektiğini söyledi.

Aru ve avukatı, bu kararın süresi içinde istinaf mahkemesi önüne götürüleceğini belirterek vicdani retçilerin vicdan özgürlüğü çerçevesi içinde hareket ettikleri için bu gerekçelerle mahkum edilemeyeceklerini belirtti.

Aru’nun babası Kamil A ise sosyal medya hesabında konuya dair şu bilgileri paylaştı:

“Oğlum İnan Mayıs Aru, Tavşanlı 2. Asliye Ceza Mahkemesince bakaya kalmak suçlamasıyla 6 aylık cezaya çarptırıldı. Ceza daha sonra 5 aya indirilerek toplamda 3.000,00 tl adli para cezasına çevrildi. Mahkeme, gerekçesini daha sonra açıklayacak.

Duruşmaya Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Av. Gökhan Soysal ile birlikte esimle birlikte katıldık.

Oğlum savunmasında, vicdani retçi olduğunu ve asker kaçağı olmadığını belirterek hiçbir koşulda askerlik yapmayacağını söyledi. Dava açıldığında yurt dışında olduğunu, isteseydi dönmeyebileceğini belirtip buna rağmen tutumunu sürdürüp askerlikle ilgili hiçbir işlem yaptırmayacağını ifade etti.”

 

(Artı Gerçek, Yeşil Gazete)

Alternatif gıda paylaşım ağı Kadıköy Kooperatifi’den 1. yıl dönümü şenliği

Üreticiden tüketiciye aracısız bir köprü oluşturmak amacıyla bir yıl önce resmileşen Kadıköy Kooperatifi birinci yıl dönümünü kutluyor. 5 Kasım Pazar günü Yoğurtçu Parkı’nda düzenlenecek yıl dönümü şenliğinde, kooperatif dostlarını ufak tadımlıklar karşılayacak.  Üreticilerin de yer alacağı etkinlik kapsamında da bir forum düzenlenecek.

Kadıköy Kooperatifi nasıl kuruldu?

Kadıköy Kooperatifi önce Tüketim Girişimi olarak yoluna başladı. Temelleri de Gezi direnişi sonrası Kadıköy bölgesinde oluşan forumların katıldığı çalıştayda atıldı. Çalıştay, ‘Burada bir kooperatif nasıl kurulabilir?’ başlığını taşıyordu. Boğaziçi Üniversitesi Mensupları Tüketim Kooperatifi (BÜKOOP), Anadolu’da Yaşam Kooperatifi, Çiftçi Sendikaları Konfedarasyonu (ÇİFTÇİ-SEN) ve Tohum İzi Derneği’nin katılımıyla yapıldı.

 

(Yeşil Gazete)

Kadıköylüler tartışıyor: Elektrik enerjimizi kendimiz üretebilir miyiz?

Yenilenebilir enerji Kadıköy’de gündeme taşınıyor. Kadıköy Kent Konseyi, Güneş Gönüllüleri, Yeşil Düşünce Derneği, Yeryüzü Derneği ve TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası işbirliği ile “Yurttaşın Enerji Santrali: Kadıköy’de yenilenebilir enerji potansiyeli ve kooperatif modeli” başlıklı panel 11 Kasım Cumartesi günü Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Anadolu 1. Bölge Temsilciliği’nde (Rasimpaşa Mah. İskele Cad. No: 27, Kadıköy, İstanbul) düzenlenecek.

 

 

Açılış konuşmasını Güneş Gönüllüleri’nden Ebru Özer ve Kadıköy Kent Konseyi Başkanı Saltuk Yüceer’in yapacağı paneldeki katılımcılar, konular ve forum ise şöyle:

▸ Elektrik enerjisini kendimiz üretebilir miyiz?
Özgür GÜRBÜZ – Greenpeace
▸ Yenilenebilir enerji kooperatifine neden ihtiyacımız var?
Sevil Turan – Yeşil Düşünce Derneği
▸ Kadıköy’ün yenilenebilir enerji potansiyeli nedir?
Berker ÖZAĞAÇ – TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
▸ Kadıköy enerji eylem planı bize neler söylüyor?
Şule SÜMER – Kadıköy Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü
▸ Güneş enerjisinde çatı uygulamaları, mevzuat ve mevcut durum
Faruk TELEMCİOĞLU – GÜNDER
▸ Kadıköy Güneş Gönüllüleri kimlerdir, amaçları nedir?
Akın AKINSAL – Güneş Gönüllüsü, Elektrik Mühendisi
▸ Dünyada ve Türkiye’de yenilenebilir enerji kooperatifleri örnekleri
Dr. Alper ÖKTEM – Güneş Gönüllüsü

Forum:
▸ Kadıköy’de nasıl bir yenilenebilir enerji kooperatif modeli?
Kolaylaştırıcı: Barış DOĞRU – ECOIQ Dergisi

 

(Yeşil Gazete)

Neyi tartışıyoruz? Türkiye’nin daha fazla enerji ihtiyacı var mı, yok mu?

Bu soru karşısında takınılan pozisyonlar belli. Bu pozisyonların birini ya da diğerini hayata geçirmek için seçim kazanıp hükümet olmalısınız. Daha fazla santral daha fazla elektrik /enerji üretimi diyenler hükümet oluyor ve bunu böyle yapıyorlar. Bu daha fazla ciro, kazanç, GSMH filan falan demek. Silah tüccarları yahut köfteciler de çok farklı düşünmüyor.

Kapitalizm artı ürüne yol açıyor; ekonomi krize giriyor. Gerçi firmalar üretmeye girişmeden önce pazar araştırmasından tüketici manipülasyonuna dek her şeyi deniyorlar. Hep büyümek ve hep daha çok satmak için. Aslında alıcının buna ihtiyacı olup olmadığı önemli değil, lüzumsuz üretmek ve bunların “çöpe gitmesi” düzenin birincil derdi değil. Oturup konuşsak herkesin “enerji verimliliğinden” yana olduğunu göreceğiz. Ama uygulamada böyle olmuyor. Siyasetin hayallerinden bunların destekçilerine dek büyümecilik ağır basıyor. Halbuki “Enerji verimliliği, ülkelerin sahip olduğu en önemli enerji öz kaynağıdır”: TMMOB Makina Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu tarafından hazırlanan ve enerji ile konularda temel bir referans  ve bilgi kaynağı olan Türkiye Enerji Görünümü Sunumu  (Eylül 2017)  bunu veciz bir şekilde ifade ediyor. Tabii ki israf azaltan teknolojiler de başarılı oluyor eğer serbest rekabet, tekel, regülasyon gibi köşe taşları yol verirse. Ama kapitalizmin varlık sebebi “daha fazla kar”; rasyonel olmak değil.

Bunun dışında bir de sahte maliyet hesapları var. Örneğin nükleer atıkları kim saklayacak, kaç yıl saklayacak sorusu bu santralleri kuranların derdi değil; eğer bu sözünü ettiğim masrafları toplumun devletin üzerine yıkabilirler ise. Hava, su, bedava idi eski sosyalist deneyde ve kapitalizmde. Yerli kömür hem milli hem ucuz imiş, sanki Soma’da kömür işi büyüdükçe eski özelliklerini kaybetmekte olan komşu Kırkağaç kavunu düşman ülkelerde yetişiyor. Yahut Afşin’de Elbistan’da ziraat yapmaya gerek yok, termik santralin toprağı ekip biçilemez hale getirmesi önemli değil sanki.

Ama tartışma konumuz bu değil. Başka bir konuyu tartışmaya açmak istiyorum ve bunu Güneş Gönüllüsü olarak değil iklim endişeli modern olarak yapmak istiyorum. “Bi şey olmaz” dünyasının, kaderciliğin Don Kişot’ları ordulardan daha kalabalık ama ben de gelecek kuşakları düşünüyorum, börtü böceği düşünüyorum.

TMMOB Sunumundan alıntı yapıyorum: ”2015 yılında küresel olarak enerji yoğunluğundaki [gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) birimi başına kullanılan enerji miktarı] iyileşme, yeni enerji talebinin %70’ini karşılamıştır. Bu nedenle de “BİRİNCİ YAKIT” olarak da, nitelendirilmektedir. Enerji verimliliğini artırmaya yönelik uygulamalar ile 2015’te global enerji talebi sadece %0,8 (nihai tüketim %1) artmıştır. OECD ülkelerinde, 2002-2015 döneminde GSYİH %23 artarken, enerji tüketimi 2015’te, 2002 tüketimi düzeyinde kalmıştır“.  Bu alıntıları yapıyor olmam da gösteriyor: Kesinlikle daha fazla enerji üretme takımının tribününde oturmuyorum.

Brecht’in Bay K’ nın hikayelerinden bir alıntı: “Bay K nın arkadaşı gazetelerden şikayetçidir ve der ki, ‘ben gazete mazete istemiyorum’. Bay K da gazetelere yönelik benzer eleştiriler yaptığını söyler ve ‘ben başka gazeteler olsun istiyorum” der.

TÜRKİYE’DE ELEKTRİK ENERJİSİ KURULU GÜCÜ- 2017 HAZİRAN (MW)

İthal Kömür 7473 % 9,3

Taş Kömürü, Linyit, Asfaltit 9872 % 12,3

Dogalgaz + LNG      22640,6           % 28,2

Fuel Oil, Nafta, Motorin 303 % 0,4

Güneş 1362 % 1,7

Rüzgar 6161 % 7,7

Hidrolik akarsu 7272 % 9,1

Hidrolik baraj 19771 %24,6

Çok Yakıtlılar 4021 % 5

Jeotermal 860 % 1,1

Yenilenebilir, Atık, Diğer 603 % 0,8

____________________________________________

Toplam Kurulu Güç (06/ 017) 80343 MW

Kaynak TEİAŞ 13.7.2017 S.33

TÜRKİYE’NİN ENERJİ KAYNAKLARINDA HIZLI BİR DEĞİŞİKLİĞE İHTİYACI VAR

TMMOB’un sunumundan aktarmaya devam ediyorum: „Paris İklim Değişikliği görüşmelerinin hedefi olan küresel sıcaklık artışını 1,5 veya en fazla 2 santigrad derecede tutabilmek için, enerji arz ve tüketiminde ciddi ve radikal politika değişiklikleri gereklidir. „ (Sayfa 5).

İşte bunu tartışmalıyız: Enerji arzında ciddi ve radikal politika değişikliği gerekiyor. Yani fosil kaynaklardan enerji elde etmeyi bırakmalıyız. Rüzgar ve güneş enerjilerinden yararlanmayı hızla artırırken, termik santralleri hızla kapatmalıyız. Tüketimde de politika değişikliği gerekiyor. Tüketicilere temiz enerji sağlamamız gerekir. Onlardan iklimi korumak için ışıksız ve soğukta yaşamalarını isteyemeyiz. Türkiye’de abonelere temiz enerji tedarik eden firma var mı? Neyi tartışmalıyız? Bunu tartışmalıyız: Niye yok?

Tekellerin ancak bankalarla finanse edebildiği çok pahalı ve devasa termik, petrol ve doğal gaz santraller bugün de temel elektrik/enerji üretim aracı olmayı sürdürüyorlar (Sunumun 3 sayfasından alıyorum; bu üç fosil kaynak 2016 yılında dünya tüketiminin % 85,5 unu sağladı) İklimi korumak için zorunlu görülen karbon salımını azaltmayı 2016 yılında da beceremeyen bu dünya düzenine cevabınız eğer 2017 yılında da “daha az tüketsinler/üretsinler” (fazla üretime son) demekten ibaret kalacaksa o zaman yurttaşların enerji santrali (Y.E.S.) kurması için çalışanlar, kooperatifler kurmaya çalışanlar biraz yalnız kalacak. Ama bir yanlış anlamayı düzelteyim: Kooperatifler kuruyoruz ama bunu enerji üretimini daha da artırmak için yapmıyoruz. Yenilenebilir enerji kooperatiflerin amaçlarından biri de ortaklarının enerji konusundaki duyarlıklarını artırarak enerji tasarrufuna ve verimliliğine teşvik etmek.

Güneş enerjisinin son 20 yılda gösterdiği gelişmeler sayesinde ülkeler bugün birbiri ardına kömürden çıkış için tarih veriyorlar. Biri diğerini pazardan kovuyor diyebilirsiniz.

Alper Öktem – Güneş Gönüllüsü

Ürküten iklim değişikliği raporu: Hava kirliliği 21 ülkeden 803 bin kişinin ölümüne yol açtı!

Dünya Bankası, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), University College London ve Tsinghua Universitesi gibi 26 küresel kurum ve kuruluşun hazırladığı iklim değişikliği araştırma sonuçları “The Lancet” isimli tıp dergisinde yayımlandı.

Lancet Countdown: Tracking Progress on Health and Climate Change (Lancet Gerisayımı: Sağlık ve İklim Değişikliğindeki İlerlemelerin Takibi adı verilen çalışma, iklim değişikliğinin dünyanın küresel ölçekte şimdiden insan sağlığına geri dönülmez zararlar verdiğini bilimsel veriler ile ortaya koydu.

İklim değişikliği kamu sağlığını tehdit ediyor!

Küresel ısınma 2000-2017 yılları arasından aşırı sıcak hava dalgalarına yol açtı. Buna maruz kalan kişi sayısı bu sürede 125 milyon arttı. Rekor ise 2015’te 175 milyon kişi olarak kayda geçti. 2050 yılında 1 milyar olarak öngörülen rakam bu araştırma sonucuyla desteklenmiş oldu.

Küresel ısınma dünyada 920 bin kişiyi işsiz bıraktı!

Beslenme yetersizliği, iklim değişikliğinin 21. yüzyılda görülen en önemli sağlık etkisi olarak tanımlanıyor. Raporda referans gösterilen iklim değişikliğinin mahsul üretimi üzerindeki etkileri arasında her bir 1 °C derecelik artış için, küresel buğday üretiminde %6’lık, pirinç üretiminde ise %10’luk bir düşüş yer alıyor. Araştırmalara göre 2000 yılından bu yana, dünyada kırsal alan işgücü verimliliğinde %5,3’lük düşüş yaşandı. 2016 yılında 418 bini Hindistan’da olmak üzere, dünyada 920 bini aşkın kişinin işsiz kalmasına yol açtı.

Fosil yakıt tüketimi 803 bini aşkın ölüme yol açtı

Raporda fosil yakıt tüketiminin insan nüfusuna olan etkisine de yer verildi. 2015’te kömürle enerji üretimi ve ulaşım ve konutlarda fosil yakıt kullanımına bağlı hava kirliliği nedeniyle 21 Asya ülkesinde 803.000’den fazla erken ölüm ve önlenebilir ölüm vakası yaşandığı belirtildi.

İklim değişikliği hasta etmeye devam edecek!

1990’dan bu yana, sadece iki sivrisinek türüyle bulaşan Dengue sıtmasının vektörel bulaşma kapasitesinde, iklim trendlerine bağlı olarak  %3 ile %5.9’luk çarpıcı bir artış görüldü. Yılda tahmini 50 ile 100 milyon Dengue sıtması enfeksiyon vakası düşünüldüğünde, iklim değişikliğinin etkileri dünyanın en hızlı artan bulaşıcı hastalığının yayılmasını hızlandıracak.

Raporun yazarları iklim değişikliği karşısında alınması gerekli önlemlerin kamu sağlığı alanında çok önemli kazanımlar elde etme fırsatı tanıdığını ifade ediyor. Bunlar, havası kirli olan şehirlerin hava kirliliğinin giderilmesi, daha besleyici gıdalar sağlanması, enerji, gıda ve su güvenliğinin temin edilmesi, sosyal ve ekonomik eşitsizliklerle birlikte yoksulluğun azaltılması gibi çok önemli olası yarar ve fırsatları beraberinde getiriyor.

Costello hükümetleri iklim değişikliği ile mücadeleye çağırdı

Lancet Geri Sayım’ın Yönetim Kurulu Eş Başkanı ve Dünya Sağlık Örgütü Direktörü Prof. Anthony Costello: “İklim değişikliğini şu anda yaşıyoruz ve iklim değişikliği bugün dünyanın dört bir yanından milyonlar için bir sağlık sorunu. Önümüzdeki durum oldukça çetin, ama yakın bir zamanda görülebilecek bir sağlık krizini kamu sağlığı alanında bu yüzyılda yaşanan en önemli gelişmesine çevirmek için hala bir fırsatımız var. Bizler doğru yolda adım atarken, hükümetlerin iklim değişikliğinin neden ve etkileriyle mücadelede dikkate değer değişiklikler yapacağını ümit ediyoruz. Sera gazı emisyonlarını azaltmak için acil eylemlere ihtiyacımız var. Buradan elde edilecek ekonomik ve sağlık faydaları çok büyük. Eylemsizliğin maliyeti önlenebilir ölüm vakalarıyla ölçülecek”, açıklamasında bulundu.

Lancet Geri Sayım’ın Yönetim Kurulu Eş Başkanı ve University College London İnsan Sağlığı ve Performansı Enstitüsü Direktörü Profesör Hugh Montgomery ise yaptığı açıklamada: “İklim değişikliğinin etkilerini henüz yeni hissetmeye başladık. Bugün önemsemediğimiz en ufak esnemenin kırılma noktasına dönüşmesi sandığımızdan çok daha önce olacak. Sadece iklim değişikliğine uyumla işin içinden çıkamayız, iklim değişikliğinin hem nedenleri hem de belirtilerini düzeltmemiz gerekiyor. Her ikisini de yapmanın, sağlık bütçelerinin daha doğru kullanıldığı ve hayatları iyileştiren birçok yolu var,” dedi.

90 yıl içinde 1 milyar kişi göç edecek!

Eski Birleşmiş Milletler İkim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Genel Sekreteri ve Lancet Geri Sayım Üst Düzey Danışma Kurulu Yönetim Başkanı Christina Figueres ise açıklamasında: “Lancet Geri Sayım raporu iklim değişikliğinin günümüzde sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyuyor. Rapor, iklim değişikliğiyle doğrudan mücadele etmenin küresel sağlığı hemen ve kesin olarak iyileştirdiğini de gösteriyor. Durum bu kadar basit. Kimi ülkeler Paris Anlaşması için iklim planlarını oluştururken bu fırsatları kucaklamadı. Daha iyisini yapmalıyız. Bir doktor bize sağlığımızı korumak için kendimize daha iyi bakmamız gerektiğini söylediğinde dikkat kesiliyoruz ve hükümetlerin de aynısı yapması önemli”, dedi.

Rapordaki diğer bulgular gerekli önlemler alınmadığı takdirde, buz sahanlarının çökmesine bağlı deniz seviyelerindeki yükseliş nedeniyle, doksan yıl içinde bir milyarı aşkın kişinin göç etmek zorunda kalacağını ortaya koyuyor. Bununla birlikte, 2000 yılından bu yana dünyada havaya bağlı felaketlerde %46’lık bir artış görüldü. İklim olaylarının sadece 2016 yılında yol açtığı ekonomik zarar 129 milyar ABD doları. Düşük gelirli ülkelerde yaşanan kayıpların %99’u halihazırda sigortasız.

 

(Yeşil Gazete)