Ana Sayfa Blog Sayfa 2824

Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği yağması katlandı

AKP’nin Melih Gökçek’i Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan istifaya zorlamak için vazgeçtiği AOÇ arazisi tahsisi, 6 ay sonra tahsis alanı yaklaşık 10 katına çıkarılarak yeniden Meclis gündemine getirildi.

Emine Kaplan’ın Cumhuriyet’te çıkan haberine göre, AKP’nin Meclis tatile girmeden önce çıkarmayı planladığı torba yasa önerisi, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in başlattığı Ankapark ve Hayvanat Bahçesi’nin yapıldığı AOÇ arazisinin belediyeye tahsisini öngörüyor.

AOÇ’nin yaklaşık 260 bin metrekarelik arazisi yalnızca Hayvanat Bahçesi için 2006 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne 10 yıllığına tahsis edilmişti.

Süre bitince geçen yılın ekim ayında tahsis süresinin 30 yıl daha uzatılmasına ilişkin düzenleme TBMM’ye sunulmuştu.

Ancak Melih Gökçek’in istifa ettirilmesi sürecinde söz konusu düzenleme baskı aracı olarak kullanılmış ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeler sırasında geri çekilmişti.

Tahsise ilişkin düzenleme, alanı yaklaşık 10 kat artırılarak geçen hafta TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

AOÇ’nin 2 milyon 125 bin metrakelik arazisi belediye ile yapılacak protokolle Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne, hayvanat bahçesi, tema park, rekreasyon alanları ile buralara gelecek ziyaretçilerin günübirlik ihtiyaçlarını karşılayacak yapılar yapılmak üzere 29 yıllığına ve bedelsiz olarak tahsis edilecek.

Öneriye göre, edilen alan, belediye tarafından belirlenecek koşullarla 29 yıla kadar üçüncü kişilere kiraya veya işletmeye verilebilecek.

Plan yerine kroki

Gökçek’e baskı aracı olarak kullanılan düzenleme ile Meclis’e yeni sunulan yasa önerisi arasında fark olması dikkat çekiyor. Mevcut yasada, Hayvanat Bahçesi için tahsis edilecek AOÇ arazisinin imar planı yer alıyor. Söz konusu imar planı ile birlikte tahsis alanıyla ilgili 84 de koordinat bulunuyor.

Meclis’e yeni sunulan yasa önerisinde ise tahsis edilen alan ‘sınır krokisi ve koordinatları’ ile tanımlanıyor. Koordinat listesinde ise 149 koordinat yer alıyor. Mevcut yasada tahsis alanı yaklaşık 260 bin metrekareyken yasa önerisiyle tahsis edilen alan 2 milyon 125 bin metrekareye çıkarılıyor.

 

(Cumhuriyet)

Lisanssız elektrik üretiminde aslan payı yüzde 94 ile güneş enerjisinde

Türkiye’de tamamına yakını yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşan lisanssız elektrik üretimi, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 166 artışla 3 milyon 32 bin megavatsaate ulaştı.

Bu üretimin yaklaşık yüzde 94’ü güneş enerjisi sistemlerinden sağlandı.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerinden derlenen bilgilere göre, lisanssız elektrik piyasasında geçen yıl tüm kaynak türlerinde üretim artışı sağlandı.

Lisanssız elektrik üretimi geçen yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde 166 artarak 3 milyon 32 bin megavatsaate yükseldi. Bu miktar, 2016’da 1 milyon 138 bin megavasaat seviyesindeydi.

Lisanssız elektrik üretim artışında güneş enerjisi santralleri başı çekti. Söz konusu üretimin yüzde 93,6’sını güneş enerjisinden geldi. Geriye kalan üretimin yüzde 4,6’sını biyokütle, yüzde 1,2’ini rüzgar ve yüzde 0,6’sını ise hidrolik kaynaklar oluşturdu.

Güneşte 2 kat artış

Türkiye’de güneş enerjisinden lisansız elektrik üretimi 2017’de bir önceki yıla göre yüzde 175 artarak 2 milyon 836 bin megavatsaate yükseldi.

Geçen yıl güneşten elde edilen lisanssız elektrik üretimi asfaltit kömüründen elde edilen lisanslı elektrik üretim seviyesini geride bıraktı.

Lisanssız elektrik üretiminde güneşten sonra en yüksek paya sahip olan biyokütleden lisanssız elektrik üretimi yüzde 4,6 artışla 138 bin 657 megavatsaate yükseldi.

Rüzgarda 3,5 kat artış

Rüzgar enerjisinden lisanssız üretilen elektrik miktarı ise geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 345 artışla 8 bin 268 megavatsaatten 36 bin 801 megavatsaate ulaştı. Başka bir ifadeyle rüzgardan lisanssız elektrik üretimi 3,5 kat arttı.

Ocak ayında yürürlüğe giren mevzuatla çatılarda 10 kilovata kadar güneş santrali kurulumuna izin verilmesinin ardından, güneş enerjisinin toplam elektrik üretimindeki payının daha fazla artması bekleniyor.

 

(Dünya Gazetesi)

Meksika’daki gazeteci cinayetlerinde 140 kişi hayatını kaybetti

Geçen sene 15 Mayıs’ta öldürülen gazeteci ve AFP muhabiri Javier Valdez’i anmak ve ülkedeki gazetecilerin hayatlarının tehlikede olduğunu vurgulamak için Meksika-ABD sınırındaki duvara “Meksika’da 140 gazeteci öldürüldü” yazan gazeteciler, ülkenin dört bir tarafında yürüyüş hazırlığına geçti.

Riodoce gazetesinin kurucusu ve Valdez’in çalışma arkadaşı olan Ismael Bojorquez, “Bu hem bir saygı duruşu hem de bir ulusal protesto günü. İnsanlara bu cinayetin işlendiğini ve sorumlularının cezasız kalmaması gerektiğini hatırlatmak istiyoruz” dedi.

“Uyuşturucu kartelleri tarafından öldürüldü”

Sinaloa Eyaletinin Culiacan kentinde öldürülen 50 yaşındaki deneyimli gazeteci, şu anda ABD’de hapishanede yatan uyuşturucu baronu Joaquin “El Chapo” Guzman’ın haberlerini yapmasıyla tanınıyordu.

Javier Valdez, 2017 senesinde El Chapo’nun sağ kolu Damaso “The Graduate” Lopez Nunez ile bir röportaj gerçekleştirmişti.

Röportajın yayımlandığı gün, kimliği belirlenemeyen kimseler Riodoce gazetesinin bütün nüshalarını satın almış ve dağıtımını engellemişti. Bu olayın üzerinden 3 ay geçmeden, 3 çocuk babası ödüllü gazeteci Valdez öldürülmüştü.

“En çok gazetecinin öldürüldüğü ülke Suriye”

Meksika’da 2017’de 11 gazeteci öldürüldü. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in yaptığı açıklamaya göre, en çok gazetecinin öldürüldüğü ülkeler sıralamasında Meksika, Suriye’nin ardından ikinci sıraya yerleşti.

2000 senesinden beri ülkede 100’ü aşkın gazeteci suikasta kurban gitti. Ancak ülkedeki suçların yüzde 90’ı cezasız kalıyor. Geçtiğimiz yıl Meksika’da 25 bin 339 cinayet gerçekleşti.

“BM Valdez adına basın özgürlüğü ödülü verecek”

Birleşmiş Milletler ve AFP, 2017 senesinde öldürülen diğer bir gazeteci Miroslava Breach ve Valdez adına yeni bir basın özgürlüğü ödülü vermeye başladı.

Breach-Valdez ödülünün ilk sahibi, Meksika’daki şiddet üzerine çalışmalar yürüten gazeteci-yazar ve belgeselci Daniela Rea oldu.

 

(Şark Postası)

Türkiye’de yetişkin nüfusun yaklaşık üçte biri obez

Son 40 yılda Türkiye’de obezite oranında büyük bir artış kaydedildi.Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2016’da kadınların yüzde 39,2’si obez, yüzde 69,3’ü şişman ve obez grubunda sınıflandırıldı. Erkeklerde ise bu oran sırasıyla yüzde 24,4 ve yüzde 64 olarak gerçekleşti.

En fazla ölüme ve sakatlığa yol açan risk faktörleri bakımından yüksek vücut kitle endeksi Türkiye’de 2016’da ilk sıraya yerleşti. 2005’te ise ilk sırada tütün ürünleri yer alıyordu.

Dünyada durum ne?

1975’ten bu yana dünya çapında obezite üç kat arttı. 2016 verilerine göre, 18 yaş ve üstü 1,9 milyar yetişkin şişman, bunların 650 milyonu ise obez. Yani yetişkin nüfusun yüzde 39’u şişman, yüzde 13’ü ise obez.

Dünya nüfusunun çoğunluğu, obezite ve şişmanlığa dayalı ölümlerin zayıflıktan kaynaklı ölümlerden daha fazla olduğu ülkelerde yaşıyor.

2016’da 5 yaş altı 41 milyon çocuk şişman veya obez grubunda yer aldı. Aynı yıl 5-19 yaş grubunda ise 340 milyon kişi bu grupta yer aldı. Fakat obezite önlenebilir bir durum.

Şişman ve obez ne anlama geliyor?

Şişmanlık ve obezite, vücutta sağlığı olumsuz etkileyebilecek düzeyde fazla yağ birikmesi olarak tanımlanıyor.

Yetişkinlerde şişmanlık ve obezite sınıflandırması için genel olarak kilo-boy oranını belirleyen vücut kitle endeksi kullanılıyor. Bu endeks, kilo cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyun karesine bölünmesi ile bulunuyor (kg/m2).

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, şişmanlık ve obeziteyi belirleyen rakamlar şöyle: Yetişkinlerde vücut kitle endeksi 25 ve üstü olanlar şişman, 30 ve üstü olanlar obez olarak tanımlanıyor. Ancak vücut kitle endeksi kaba bir ölçüt olarak ele alınıyor; zira şişmanlık derecesi kişiden kişiye değişebiliyor.

Şişmanlık ve obezitenin yol açtığı sağlık sorunları

Yüksek vücut kitle endeksi, bulaşıcı olmayan bazı hastalıklar için büyük bir risk faktörüdür:

  • kardiyovasküler hastalıklar (kalp ve damar hastalıkları ve inme/felç: 2012’de ölüm nedenleri arasında ilk sırada)
  • diyabet
  • kas-iskelet sistemi hastalıkları (özellikle osteoartriti: eklemlerde bozulmaya yol açan bir hastalık)
  • bazı kanserler (rahim duvarı, meme, yumurtalık, prostat, karaciğer, safra kesesi, böbrek ve bağırsak kanseri)

Yüksek vücut kitle endeksi bu hastalıklara yakalanma riskini de artırıyor.

 

(BBC Türkçe)

Avrupa Komisyonu kamyonların emisyonlarını düşürme hedefini yarın görüşecek

Avrupa Komisyonu’nun kamyonlardan kaynaklanan emisyonları düşürme hedefini, birlik üyesi bazı ülkelerin beklentileri taleplerinin aksine düşük tutabileceği bildirildi.

Financial Times gazetesinin ismini açıklamadığı iki ayrı kaynağa dayandırdığı habere göre Komisyon tarafından yarın görüşülecek öneride bu alanda 2025 yılına kadar yüzde 15, 2030 için ise yüzde 30 oranında emisyon düşürme hedefi içeriyor.

Reuters tarafından geçtiğimiz hafta yayınlanan bir haberde ise Fransa’nın çok daha iddialı hedefler belirlenmesini istediği, İrlanda, Litvanya, Hollanda ve Lüksemburg bakanlarının da 2025 için en az yüzde 24, 2030 için ise yüzde 35-35 aralığında bir hedef belirlenmesini savunduğu bildirilmişti.

Habere göre bu dört ülke ayrıca, otomotiv üreticileri için 2025-2030 arasında sıfır emisyonlu kamyon satış hedefleri belirlenmesini istedi.

Kamyonlar Avrupa Birliği’ndeki motorlu araçların yalnızca yüzde 5’ini oluştururken, ulaşımdan kaynaklanan emisyonların ise yüzde 25’inden sorumlular.

 

(Yeşil Ekonomi)

Bilgi’de ayrımcılığı protesto ederken saldırıya uğrayan öğrenciler dilekçelerine yanıt bekliyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde LGBTİ bireylerden kan almayan Kızılay’ı protesto eden öğrencilere, kendilerini Milliyetçi Düşünce Kulübü ve Ülkü Ocakları Temsilcilikleri olarak tanıtan bir grup müdahale etti. Üniversitenin, santralistanbul Kampusu’nda 9 Mayıs’ta yaşanan sözlü saldırı, güvenlik görevlilerin araya girmesiyle sona erdi.

Cumhuriyet Gazetesi’ndeki habere göre öğrenciler saldırgan grubu rektörlüğe şikâyet etti. Saldırıya maruz bırakılan öğrencilerden  O.S., “A3 kâğıdına ‘Artık bu ayrımcılığa dayanamıyorum’ yazdırarak ders bitiminden sonra mümkün olduğunca uzak bir mesafede durarak tuttum. Milliyetçi gruplar karşımıza geçip bozkurt işareti yaptılar. Bizi insanlara, ‘Bunlar terörist. PKK’li, hastalıklılar, Kızılay’ı nasıl protesto ederler, biz müsaade etmeyeceğiz’ diye anlattılar.

O.S. gruba, yaptıklarının psikolojik şiddet olduğunu söylediklerinde, “Biz de pasif eylem yapıyoruz” karşılığını aldıklarını aktardı. Gerginlik üzerine eylemi bitirme kararı aldıklarını ve rektörlükten görüşme talebinde bulunduklarını belirten O.S. bir saat sonraya randevu verildiğini ancak rektörün buna uymadığını söyledi. O.S. rektör yardımcısıyla görüştüklerinde ise “Siz saygısızlık yapıyorsunuz. Ne tehdit var? Peşinizden mi koşuyorlar? Benim Kızılay konusundaki tavrımı biliyorsunuz. Tavrım devam edecek. Dilekçenizi verin gidin” diyerek azarlandıklarını anlattı. Olaya tanık olan bir diğer öğrenci C.O., sosyal medyadan da tehdit mesajları aldıklarını belirterek bu durumun uzun zamandır sürdüğünü söyledi.

Bilgi Ülkücüleri’ hesabından yapılan paylaşımda ise “Yarın santraldayız. LGBT denilen ahlaksız örgütün propagandalarına karşı Kızılay’ı korumak, haklarını savunmak boynumuzun borcudur” denildi. “Hareketinoğlu” adlı hesaptan ise “Kan dökmek gerekirse vatanımız bütünlüğü için kan da dökeriz. Devletimizi ayakta tutmak için canımızı da feda ederiz. Kendinizi düzeltin ve ülkemizin içinde bulunduğu bu milli atmosferde kararınızı verin” paylaşımları yapıldı

‘Dilekçemize henüz yanıt alamadık’

Son durumu öğrenmek üzere O.S. ile konuştuk.

9 Mayıs’ta kendilerini Bilgi Ülkücüleri olarak adlandırılan grup tarafından tehdit edildikten sonra eyleme devam etmediklerini kaydeden O.S. üniversite rektörüğüne konuya ve taleplerine dair dilekçe verdiklerini, dilekçeye ilişkin ise henüz yanıt alamadıklarını belirtti.

O.S.’nin aktardıkları şöyle;

“Saldırı sonra dilekçe toplamaya başladık. Şu ana kadar dilekçemize 161 öğrenci imza attı. Akademsiyenlerden de imza aldık dilekçemize. Her gün yeni imzalarla birlikte rektörlüğe dilekçe vermemize rağmen henüz bir yanıt almış değiliz. Sadece  1 ay sonra yanıt verileceğini iletiyorlar bize.

Rektörlüğe ilettiğimiz taleplerimizi Bilgi Gökkuşağı sosyal medya hesabındaki paylaşımımızdan da görebilirsiniz.

 

Bizi tehdit eden grup daha önce 8 Mart günü de saldırıda bulunmuştu. Ankara Kızılay katliamı anması sırasında da okul kapısında anmaya gelenlere saldırılmış, anma sonrasındaki günlerde de birkaç arkadaşımızı pusuya düşürüp darp etmişlerdi. Hocalardan da bize sürekli “Dikkatli olun” uyarısı geliyor.”

 

(Yeşil Gazete, Cumhuriyet)

İletişim Fakültesi öğrencilerinin ‘Kök’ sergisi Santral İstanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde

Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde açılan KÖK sergisi izleyicilerini bekliyor. Aslen biyolojik terim olan “rhizome”u, Deleuze ve Guattari’nin tanımlamasıyla serginin kavramsal çerçeve olarak çalışan İletişim Fakültesi öğrencileri sergide, Didem Erk, Burak Kabadayı, Reysi Kamhi, Volkan Kızıltunç, Suzy Hug Levy, Pınar Öğrenci ve Volkan Parlak’ın sanat üretimlerini bir araya getiriyor.

Var olan gövdeden yeni gövdeler üreten, ürettiği her gövdenin içinde yeni kendilikler oluşturan rizom, aynı zamanda ideal bir bir araya geliş hali. Birliktelikler, alaşımlar, zenginlikler ve titreşimler bütününün temsili.

Sanat ve Kültür Yönetimi Programı, Derya Yücel koordinatörlüğündeki ART 311-312 dersi kapsamında gerçekleşen “KÖK” sergisi, bu yılki teması “Sınırlar” olan yaratıcılık, sanat ve tasarımı bir araya getiren Project’04 festivali kapsamında yapılıyor. Sergide yer alan çalışmalar, kök ile aile, kimlik, göçebelik- yerleşiklik ve bunun bir uzantısı olarak da yersizlik- yurtsuzluk kavramlarını ele alıyor.

“Ağaca benzeyen, ağaçsı bir örgütlenmenin belli bir düzeni ve sırası vardır; kendi içinde hiyerarşik bir düzene sahiptir ve belirlenmiş, sabit bir temel üzerine kuruludur. Bir ağacı hayal ettiğimizde de bütün dallar tek bir gövdeden çıkar ve dışarı doğru yayılır. Öte yandan rizomatik bir yapı; kıvrımlı, doğrusal olmayan bir ağ gibidir, birleşik bir yapısı yoktur. Rizomatik bir yapının birçok başı, sonu olabilir ve karmakarışıktır.” (Deleuze, Gilles, and Felix Guattari. “Introduction: Rhizome.” A Thousand Plateaus)

Sergi 8-20 Mayıs arasında Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde görülebilir.

 

Haber: Yasemin Ülgen

(Yeşil Gazete)

Osman Kavala: 6 aydır iddianame bekliyorum

Kasım 2017’den beri tutuklu bulunan Osman Kavala’dan mektup geldi. Hala iddianamesini bekleyen Kavala, “Masumiyet karinesi başından itibaren yargı sürecinin temel unsuru olarak kabul edilmezse bu dengesizlik sürüp gidecek” dedi.

Kavala, internet sitesinde yer alan mektuba “Silivri’de tutukluluğumun altıncı ayı 1 Mayıs’ta tamamlandı. İddianameyi bekliyoruz” diyerek başladı.

Kavala’nın mektubu şöyle devam ediyor:

“Masumiyet karinesi adil yargılanma hakkının temel bir öğesi olduğu için, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi normları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları olağanüstü bir tedbir olan tutuklama kararı için ‘kuvvetli şüpheyi’ yeterli görmüyor, somut deliller aranmasını gerekli kılıyor.

Ülkemizde ise durum farklı. Savcı ağır ceza gerektiren bir suç tarifi yaptığı zaman hakim kendini tutuklama kararı vermekte adeta zorunlu hissediyor.

Yeterli delil olmadan verilen bu kararlar, iddianamenin hazırlanma sürecini de etkiliyor. Tutuklamadan sonra toplanan delillerle tutukluluk kararını haklı çıkarma çabası, bu süreci uzun ve sıkıntılı bir hale getiriyor.

İddianamenin hazırlanması uzadıkça, tutukluluk süresi de uzuyor, şüphelinin kendisine verilecek cezaya istinaden özgürlüğünden mahrum bırakıldığı zamanın bedeli telafisi mümkün olmayan bir seviyeye ulaşıyor.

Benim gibi cezaevlerinde aylardır belirsizlik içinde iddianamelerinin hazırlanmasını bekleyenlerin sayısı az değil. Bu durum, adil yargılanma mekanizmasında bir dengesizliğe işaret ediyor. Masumiyet karinesi başından itibaren yargı sürecinin temel unsuru olarak kabul edilmezse bu dengesizlik sürüp gidecek.”

 

(Bianet)

[Yeşil İşler] Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TUDAV) teknik proje yöneticisi arıyor

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TUDAV), İklim Değişikliği Alanında Ortak Çabaların Desteklenmesi Projesi (İklimIN) kapsamında yürütülen, Antalya’nın Deniz ve Kıyılarının İklim Değişikliğine Adaptasyonu Projesi için Teknik Proje Yöneticisi arıyor.

Antalya’nın Deniz ve Kıyılarının İklim Değişikliğine Adaptasyonu Projesi’nin amacı, Antalya’nın iklim değişikliğine karşı risk yönetimi stratejisinin hazırlanması ve halkın bu konuda bilinçlendirilmesini sağlayacak; turizm, balıkçılık, biyolojik çeşitlilik, tarihi ve doğal mirası korumak için alınması gereken önlemlerin belirlenebilmesi için aktivitelerin planlanması olarak belirtilmiş durumda.

İlgili pozisyona dair aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Bölgesel Çevre Merkezi REC Türkiye web sitesindeki ilan sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

 

(Yeşil Gazete)

İlave şeker ya da nişasta bazlı şeker alımını kontrol için bir yöntem önerisi – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Dünya genelinde bir salgın olarak nitelenen obezite ve obeziteye bağlı olarak ortaya çıkan yüksek tansiyon, şeker, felç, kalp ve damar hastalıkları gibi sağlık sorunlarının en önemli nedenlerinden biri olarak yiyecek ve içeceklerle fazla miktarda şeker alınması gösteriliyor.

Alınan şeker Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) olarak bilinen fruktoz içeriği yüksek şeker çeşitlerinden biri ise (mısır şurubu, fruktoz şurubu vs) fruktozun vücutta metabolize edilme şekli farklılık gösterdiği için kilo alımı daha hızlı oluyor.

Ancak meseleyi nişasta bazlı şekerler veya fruktoz üzerinden tartışmak doğru değil. Sadece pancar şekeri kullanan ülkelerde de obezite sorunu hızla büyüyor. Dolayısıyla obezite sorununa yol açan en önemli nedeni yiyecek ve içeceklere ilave edilen şeker olarak görmek gerekiyor.

İlave şeker derken, yiyecek ve içeceklerin doğal yapısındaki şekeri değil de gıda maddeleri üretilirken içine eklenen şekeri kast ediyorum.

İlave şeker içeriği yüksek ürünlerin başında abur cubur olarak niteleyebileceğimiz gıda ürünleri ve alkolsüz içecekler geliyor. Bu gıda ürünlerinin üretiminde (alkolsüz içeceklerin neredeyse tamamında) fruktoz içeriği yüksek NBŞ’lerin çok kullanıldığını da not düşmek gerekiyor.

Nişasta bazlı şekerlerin sıvı formda olması bu tip ürünlerin üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 12 oranında düşmesini sağlıyor.

Piyasada şeker içeriği yüksek binlerce çeşit işlenmiş gıda ürünü var. Abur cubur olarak nitelenen bu ürünlerden günlük olarak sadece bir öğün yiyerek ya da bir bardak içerek farkında olmadan çok yüksek miktarda şeker almak mümkün.

Abur cubur gıda nedir?

Besin öğeleri açısından fakir, şeker içeriği yüksek gıdalar abur cubur gıda olarak nitelenebilir.

Bir gıda maddesini abur cubur olarak nitelemek için iki ölçütün o gıdada bir arada bulunması yeterli. İlk ölçüt gıdanın herhangi bir hazırlık gerektirmeden, paketi açıldığı ya da alındığı anda tüketime hazır olması; ikinci ölçüt gıdanın protein, vitamin, mineral maddeler gibi besleyici öğeler açısından zayıf ancak şeker içeriği açısından zengin olması.

Abur cubur gıdalara örnekler

Fiyatı genelde 0,1 TL ile 3 TL arasında değişen enerji içecekleri, gazlı içecekler, meşrubatlar, meyveli-aromalı içecekler, kolalı içecekler, meyve suları, cipsler, tüm çikolata ürünleri, tüm şeker ve şekerleme ürünleri (jöle şekerleme, sert şekerleme çikolatalı-kakaolu barlar), gofretler, bisküviler, kekler ve pastalar (yaş pastalar, ekler, kruvasan, donut, parfe, mozaik pasta, muffin, cupcake), dondurmalar… gibi ilave şeker içeriği yüksek yüzlerce çeşit ürün abur cubur olarak nitelenebilir.

Bu ürünlerin bakkallardan, marketlere; fast food zincirlerinden, okul kantinlerine varıncaya dek hemen hemen her yerde kolayca bulunabilir olması obezite sorununu büyüten en önemli neden.

Bu ürünlerin içeriğinin önemli bir kısmını şeker oluşturuyor. Çoğu ürün protein, vitamin ya da mineraller gibi besleyici öğeleri hiç içermiyor.

Bu ürünlere ilave edilen şeker miktarının ne olduğu bazılarının etiketinde yazıyor. Bu bilgi günlük şeker alımımızı kontrol edebilmek için gerekli ve dolayısıyla etiket bilgilerinde ilave şeker miktarı belirtilmeyen ürünlerin satın alınmamasını tavsiye ediyorum.

Aklımıza etiket bilgilerinde ilave şeker miktarının belirtildiği ürünleri baz alarak günlük şeker alımımızı kontrol edebileceğimiz bir yaklaşım geliştirebilir miyiz? sorusu gelecek. Öyleyse bu soruya bir yanıt arayalım.

Akla gelebilecek diğer kritik sorular

Bu ürünleri yemeli miyiz? Ne sıklıkta yemeliyiz? Vücudumuza yiyecek ve içeceklerle ilave şeker almak zararlı mı? Ne kadar ilave şeker alınabilir? İşlenmiş gıdaların içerdiği ilave şeker miktarını nasıl hesaplayacağız?

Bu sorulara kısa yanıtlar vermek olanaksız. Ama her insanın bir beslenme ve diyet uzmanı olmasını bekleyemeyiz. Dolayısıyla anlaşılması kolay, gıda tercihlerimizde kullanabileceğimiz basit yöntemlere (ve kısa yazılara) ihtiyaç var.

Aşağıda önereceğim yöntem ile yukarıda sorulan soruların bir kısmına yanıt vermek olanaklı.

Diyetle alınması önerilen ilave şeker miktarı

Dünya Sağlık Örgütü yiyecek ve içeceklerle alınan şekerin günlük kalori ihtiyacımızın %5’ini aşmaması gerektiği tavsiyesinde bulundu. Tavsiye pancardan elde edilen toz şeker ve NBŞ esaslı bütün şekerleri kapsıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün bu tavsiyesini dikkate alarak işlenmiş gıda ürünlerinden alacağımız ilave şeker miktarının ne kadar olduğunu belirlemek için öncelikle günlük kalori ihtiyacımızı bilmek gerekiyor.

Günlük kalori ihtiyacımız nedir?

Günlük kalori ihtiyacı yaşa ve cinsiyete, hamilelik durumuna ve uğraşılan iş ve sportif aktivitelere göre değişkenlik gösterir.

2015 yılında Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından hazırlanan “Türkiye’ye Özgü Besin ve Beslenme Rehberi” kitabı ülkemiz insanının yaş ve cinsiyete göre günlük olarak alması gereken kalori miktarı hakkında bilgiler vermektedir.

Aşağıdaki tabloda yer alan yaş ve cinsiyete göre günlük alınması önerilen kalori değerleri bu rehberden alınarak tabloya eklenmiştir.

Günlük kalori ihtiyacı baz alınarak çocuk ve yetişkinlerin günlük diyetlerinde yedikleri ve içtikleri gıdalarla alabilecekleri maksimum şeker miktarının kaç gram olacağı hesaplanarak tabloya konulmuştur.

Bir kıyaslama ölçütü olabilmesi açısından hesaplanan şeker miktarının kaç adet kesme şekere denk olacağı da belirtilmiştir.

Günlük ilave şeker alımını belirlemek için örnek hesaplama

Tabloda 7-9 yaşları arasındaki bir erkek çocuğunun günlük alması gereken kalori miktarı 1870 kalori olarak belirtilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyelerine göre Bu yaş aralığındaki çocukların sağlıklarını korumaları için günlük alması önerilen şeker miktarı 1870 kalori değerinin yüzde 5’i olarak belirtilmişti.

Buna göre 1870 kalorinin yüzde beşi hesaplanarak, bu yaş aralığındaki çocukların yiyecek ve içeceklerdeki şekerden alacağı maksimum kalori miktarının ne olacağı bulunabilir.

1870’in yüzde beşi yaklaşık 94 kalori etmektedir.

Peki, 94 kalori kaç gram şekere denk gelir?

Bir gram şeker vücudumuza girdiğinde 4 kalori vermektedir; ya da başka bir deyişle 4 kalori 1 gram şekere denk gelmektedir. Öyleyse 94 kalori değerini dörde bölerek bunun kaç gram şeker miktarına denk geldiğini bulmamız gereklidir.

Buna göre “94 / 4 = 23.5 gram” olarak hesaplanabilir.

Bu hesaba ve Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyelerine göre 7-9 yaşları arasındaki bir erkek çocuğunun yiyecek ve içeceklerden günlük olarak alması gereken şeker miktarı yaklaşık olarak 23 gramı aşmamalıdır diyebiliriz. Bu miktar orta büyüklükte (yaklaşık 2 gram) 11 adet kesme şekerin ağırlığına denk gelecektir.

Yukarıdaki hesaplama tekniği çeşitli yaş dilimlerindeki yetişkinlere de uygulanabilir.

Örneğin söz konusu olan kişi 31-50 yaş aralığındaki bir erkek olsa idi, bu yaş aralığındaki erkeklerin günlük almaları gereken kalori miktarı 2623 kalori olduğu için hesaplama sonucu bulacağımız şeker miktarı yaklaşık olarak 33 gram (16-17 adet kesme şeker) olacaktı.

Bu kişinin günlük olarak yediği ya da içtiği gıda maddeleri ile alacağı ilave şeker miktarının 33 gramı aşmaması gerekmektedir.

Gıdalardaki şeker miktarına bakarak karar verme

Yiyecek ve içeceklerde bulunan ilave şeker miktarını belirlemek için etiketine bakmak gerekiyor. Eğer etiketinde şeker ibaresi var ve karşısında bir paket üründeki ya da o ürünün 100 gramındaki şeker miktarı belirtilmişse o zaman o ürünü yediğimiz ya da içtiğimizde vücudumuza ne kadar şeker aldığımızı kolayca hesaplayabiliriz.

Örneğin alkolsüz içeceklerin büyük bir çoğunluğu litresinde 75 gram ile 150 gram arasında şeker içerir.

Litresinde 140 gram şeker içeren bir içeceğin bir su bardağı dolusu (250 ml) yaklaşık olarak 35 gram şeker içerir. Yukarıda 31-50 yaş aralığındaki bir erkeğin günlük alması tavsiye edilen şeker miktarının maksimum 33 gram olduğunu hesaplamıştık. Öyleyse bu kişi günde sadece 1 bardak şekerli, gazlı, alkolsüz bir içecek içerek önerilen limit değeri aşacaktır.

Ya da içeriğinde 61 gram şeker bulunan 80 gramlık bir paket meyveli, yumuşak şeker ürününün çocuklar tarafından yenildiğini düşünelim. Bu durumda 4-6 yaş grubundaki bir çocuğun günlük şeker alım limitinin 3 kat; 18 yaşındaki bir çocuğunsa iki katı oranında aşılacağını söyleyebiliriz.

Çoğu alkolsüz içecekten günde sadece bir bardak içmekle bile çocukların Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği şeker alım limitlerini kolaylıkla aşması mümkündür. Ve bu durum obezite sorununun neden çocuklar arasında hızla yayıldığına da ışık tutmaktadır. Özellikle alkolsüz içecekler büyük bir sorundur. Bu konular çocukluk çağı obezitesi raporunda ayrıntılı olarak ele alınmıştı.

Bu yazıda belirttiğim görüşlerin gıdalara şeker ilave edilmesini doğallaştırma gibi bir sonuca yol açmasını istemem. Yiyecek ve içeceklerin bu kadar fazla miktarda şeker içermesi normal değil, gerekli de değil.

Sağlığı koruma konusunun bireysel tercihlerle değil kamusal çalışmalarla ilgili olduğu açıktır. Ortada halk sağlığını korumak için önlemler alacak, planlamalar yapacak bir kamudan eser kalmadığı için şeker alımımızı kontrol etmemizi sağlayacak bir yöntemle sağlığımızı korumak için yapacağımız çabalara bir katkı sunmak istedim.

Abur cubur kategorisindeki yiyecek ve içeceklere erişimin ise kesinlikle azaltılması gerekiyor. Bu konuları başka bir yazıda ele alacağım.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık