Ana Sayfa Blog Sayfa 2819

Büyükada Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin İBB’ye açtığı dava zaferle sonuçlandı

İstanbul ve Adalar için tarımsal üretim yapan Büyükada Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi aleyhine yürütmeyi durdurma talebi ile açtığı dava kooperatifin talebi haklı bulunarak sonuçlandı.

21 Şubat 2018’de Büyükada Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ne, İBB zabıtaları baskın yapmıştı. İlgili baskına dair ise polis eşliğinde Kooperatif’in Büyükada’daki satış noktasına gelen zabıta memurlarının hiçbir resmi evrakları olmadığı iddia edilmişti.

Konuya dair sosyal medya hesapları üzerinden açıklama yapan Büyükada Tarımsal Kalkınma Kooperatifi temsilcileri, mahkeme kararının görselini de paylaşarak, “İBB aleyhine yürütmeyi durdurma talepli davamız İstanbul 13. İdare Mahkemesi tarafından haklı bulunarak lehimize karar verilerek sonuçlandı” dedi.

Büyükada Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

“Yaklaşık 3 ay önce kanunsuz hukuksuz yöntemlerle onlarca İBB zabıtası ve polis eşiliğinde zorla boşaltılan kooperatif satış dükkanımız için İBB aleyhine yürütmeyi durdurma talepli davamız İstanbul 13. İdare Mahkemesi tarafından haklı bulunarak lehimize karar verilerek sonuçlandı.

Bu kararın adalarımız için önemi büyüktür. Çünkü İBB’nin iddiası sadece Kooperatifimiz tarafından Adalar Belediyesi’nden kiralanmış olan 10 metrekarelik dükkanla ilgili değil. İBB’nin iddiası Mado Dondurmacısı’ndan Su Ürünleri Kooperatifi’ne kadar olan tüm Gülistan Caddesi’nin kendi sorumluluk ve yetki alanında olduğudur.

Daha önce İBB aleyhine alınan Danıştay Mahkemesi kararlarını da hiça sayarak yapılan hukuk dışı müdahalelere de bu kararlar DUR denilmiştir.

En büyük sevincimiz, bazı siyasi parti ilişkilerinin de arkasına sığınarak 10 metrekarelik organik ürünler satacak olan Kooperatif Dükkanı yerine Adamızın öngörünümüne ATM dikmek isteyen zihniyetin engellenmiş olmasıdır.

Ada halkımızın ve Kooperatifimizin yaptığı bu hukuk mücadelesinde bize destek veren başta Adalar Belediye Başkanı Sayın Atilla Aytaç, Adalar Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ve tüm belediye personeline, ilk hukuksuz baskına uğradığımız günden itibaren desteklerini esirgemeyen Kadıkköy Koop., Koşuyolu Koop., Beşiktaş Koop., Aziz Nesin Vakfı, Köy Mutfağım Yasemin Cömert Şeker’e, Adalar Gerçek Gazetesi, Duvar Gazetesi, İstanbul Gazetesi başta olmak üzere tüm yerel ve ulusal basına, Arka Güverte ve 60’ların Bütükada’sında Yaşamış Şanslılar grup üyelerine, Kooperatifimiz sayfamız takipçilerine, tüm Adalı dostlarımız ve desteklerini esirgemeyen esnaf komşularımıza teşekkürü borç biliriz.

Büyükada Tarımsal Kalkınma Kooperatifi

 

(Yeşil Gazete)

Gıda güvenliği, Gıda güvencesi ve Gıda egemenliği kavramları üzerine – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Gıda güvenliği ve gıda güvencesi kavramları sıklıkla birbirine karıştırılıyor. Gıda güvencesi (food security) kavramı ile ifade edilmesi gereken durumlarda genellikle gıda güvenliği (food safety) kavramı kullanılıyor. Gıda egemenliği kavramı ise hem güvenlik ve hem de güvence kapsamına giren konularla yakından ilgili.

Her üç kavram hakkında da epeyce literatür var ama aralarındaki ilişkiye değinerek en azından gıda güvenliği ve gıda güvencesi arasındaki karışıklığı gidermek ve bu iki kavramın gıda egemenliği içinde nasıl konumlandırılabileceğine ilişkin bir bakış açısı sunmak mümkün.

Gıda güvenliği

Gıda güvenliği gıdaların hasatı, taşınması, işlenmesi, hazırlanması, depolanması ve son tüketiciye sunulması sürecinde gıda kaynaklı rahatsızlıklara ya da hastalıklara neden olan fiziksel, biyolojik ve kimyasalnitelikteki çeşitli risk unsurlarını önleyecek, zararsız kılacak ya da elimine edecek yaklaşımları ele alan bir kavram.

Gıdalarda bulunan taş, metal parçası, cam kırığı gibi maddeler fiziksel açıdan risk yaratan unsurları oluşturur ve giderilmesi ya da elimine edilmesi en kolay olan unsurlardır.

Gıda güvenliği açısından biyolojik risk oluşturan unsurların başında ise hastalık yapan ya da gıda zehirlenmesine yol açan mikroorganizmalar gelir. Örneğin Salmonella ve koli basili gibi bakteriler dünya çapında gıda kaynaklı hastalık etmeni olan en önemli bakterilerdir.

Tarımsal üretimde kullanılan pestisitler (zehirli kimyasal maddeler), çevre kirlenmesinin bir sonucu olarak gıdalara bulaşan ağır metaller, poliklorlu bifeniller gibi zehirli maddeler ise insan sağlığını tehdit eden önemli kimyasal risk unsurlarından bazılarıdır. Akrilamid gibi zehirli etki gösteren bazı kimyasal maddeler ise gıdaların işlenmesi sürecinde oluşur.

Başta Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olmak üzere çeşitli kamu kurumları, şirketler ve akademik kurumlarca sıklıkla dile getirilen bir deyim olan “tarladan çatala gıda güvenliği” beş aşağı beş yukarı gıda güvenliği kavramının kapsama alanı hakkında yeterli bir fikir verir.

Gıda güvenliği gıdaların sağlık riski yaratan çeşitli etkenler açısından güvenilir kılınmasını amaçlar ve bunu sağlamak için yapılan her şey de işin teknik yönünü oluşturur. Gıdaların bozulmasını geciktirmek için yapılan çalışmalar da gıda güvenliği çalışmalarının asli bir parçasıdır.

Gıdaların bozulmasını engellemek ve insan sağlığına zarar verecek çeşitli unsurlardan arındırmak meselesinin bir parça dışına çıkıp, bu gıdalar nereden geliyor, nasıl üretiliyor, bir toplumun yeterli miktarda gıda maddesi üretmesi ve bu üretimin sürekliliği nasıl sağlanabilir? gibi sorular üzerinde düşünmeye başladığımızda ise gıda güvencesi kavramı işin içine girer.

Gıda güvencesi

Gıda güvencesi bir toplumun beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için yeteri miktarda ve ulaşılabilir gıda maddeleri üretme yeteneğine ve üretilen gıdalara erişiminin sürekliliğine vurgu yapan bir kavramdır.

İnsanların sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için gerekli olan besin ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan sürekli erişebilmeleri durumu gıda güvencesi kavramı ile dile getirilir.

Gıda güvenliği kavramının içine ekolojik bir bakış açısını ve insanların gıda maddelerine erişim hakkını kattığımızda gıda güvencesi kavramından söz etmiş oluruz. Ancak ekolojik bir bakış açısı zorunlu değildir. Dahası gıda güvencesini sağlamak için yapılacak çalışmalar kamusal bir yaklaşımla ele alınabileceği gibi, çeşitli ülkelerde gözlendiği gibi özel sektör eliyle, şirketlerin önünü açan ve kamuyu tasfiye eden yaklaşımlarla da ele alınabilir. Dolayısıyla çerçevesi epeyce esnek ve politik atmosfere göre biçimlenen bir kavramdır gıda güvencesi.

Gıda egemenliği

Gıda güvencesi insanların gıdalara erişimini en azından prensip olarak bir hak olarak tanımlasa da bu hakkı nasıl elde edeceklerine ya da bu hakkın sürekliliğinin nasıl güvence altına alınacağına dair bir şeyler söylemez. Gıdaya erişim hakkını güvenceye alan yaklaşımları tanımlayan, yani işin odak noktasına politik atmosferi ve siyasal karar alma mekanizmalarını da dâhil eden kavram gıda egemenliği kavramıdır.

Gıda egemenliği insanların kendine yeterliliklerini sağlama temelinde gıda maddelerini kendilerinin üretmesinin bir hak olduğunu dile getirir. Gıda egemenliği ekolojik bir bakış açısı ile bu hakkın kuvveden fiile dönüşmesini sağlayacak uygulamaları öne çıkarması, işbirliği ve dayanışma ağlarına yaslanması bakımından her üç kavram içinde teknik, hijyenik ve yasal bir çerçeveye sıkışmayan, politik potansiyeli en güçlü kavram olarak tanımlanabilir.

Her üç kavram da birbiri ile yakın ilişki içerisinde olsa da herhangi birini diğerinden ayırarak ele almak olanaklı. Ancak böyle bir yaklaşımın gıda, beslenme ve ekolojik bağlam içinde yer alan toplumsal sorunları daha da derinleştireceği bilinmelidir. Örneğin sadece gıda güvenliğinden yola çıkarak bir toplumun sağlıklı beslenmesini sağlamak olanaksızdır.

Bir kavramın içinde yer alan uygulamalar bütününün bir şeyleri gösterme imkânı sağladığı kadar pek çok şeyi görünmez kıldığını da unutmamalı.

Bir örnek vererek söylediklerime açıklık getirebileceğimi umuyorum: Çok kritik önemde olmasına rağmen ülkemizde mahkûm ve tutukluların gıda güvenliği açısından yaşadıkları sorunlar ile ilgili tek bir akademik çalışma neden yoktur? Bu insanların yaşadığı gıda güvenliği sorunları neden görmezlikten gelinir? İnsan sağlığını derinden etkileyen, ciddi bir gıda güvenliği sorunu olarak görülmesi gereken bu konu her yıl düzenlenen gıda güvenliği kongresi veya sempozyumlarının bir tekinde bile neden dile getirilmez? Bir düşünelim bunu…

Gıda güvenliği gıda güvencesinin bir parçasıdır; ama her iki kavramın da gıda egemenliği yaklaşımlarının içinde yer almasını sağlamak; başka bir deyişle güvence ve güvenlik yaklaşımlarının ekolojik ilkeleri ve kendine yeterliliğin sağlanmasını dikkate alan bir politik atmosfer içinde şekillenmesini sağlamak bambaşka bir topluma kapı aralayacaktır. Gıda egemenliği kavramı ile dile getirilen böyle bir politik atmosferin toplumun bütün kesimlerine nefes alma imkânı sağlayacağı da açıktır. En çok da görmezlikten gelinenlere.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

 

 

Bülent Şık

Türkiye’de kansere yol açan gıdaları açıklayan Bülent Şık: Soruşturma açılmasını beklemiyordum

677 sayılı Kanun hükmünde kararname ile (KHK) Akdeniz Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık’a, kansere neden olan ürünlerin Sağlık Bakanlığı tarafından gizlendiğine dair yazı dizisi nedeniyle soruşturma açıldı.

Sağlık Bakanlığı’nın şikayeti üzerine başlatılan soruşturmaya gerekçe olarak “göreve ilişkin sırrın açıklanması”, “yasaklanan bilgileri temin”, “yasaklanan bilgileri açıklama” ve “takdir olunacak diğer suçlar” gösterildi.

Şık’ın geçtiğimiz Nisan ayında Cumhuriyet gazetesinde “Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz” başlıklı yazı dizisi yayınlanmıştı.

Yazı dizisinde Sağlık Bakanlığı’nın, 2011-2016 yıllarında kanserden ölümlerin dünya ortalamasının üstünde olduğu Antalya, Ergene ve Dilovası’nda yaptığı geniş çaplı bir araştırma yer alıyordu.

Şık’a göre halktan gizlenen araştırmada insan sağlığını tehdit eden pestisitin taze fasulye, biber, hıyar, marul, maydanoz, çilek, erik ve elmada maksimum kalıntı limitlerini aştığı ortaya çıkmıştı.

“Soruşturma açılmasını beklemiyordum”

Gıda mühendisi Şık, Sağlık Bakanlığı’nın şikâyeti üzerine başlatılan soruşturmaya ilişkin Yeşil Gazete’ye şu açıklamalarda bulundu:

“Ben Antalya’da yaşıyorum. Soruşturma açıldığına ilişkin bilgi bana geçen hafta ulaştı. Dün suçlamaların neler olduğunu görme şansım oldu. Bunun üzerine süreci duyurmamın uygun olacağını düşündüm. Önümüzdeki 10 gün içerisinde İstanbul’daki Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade vermeye gitmem gerekiyor. İfade sonucuna göre ya takipsizlik kararı verilecek ya da bu konu bir davaya dönüşecek. İki ihtimal var, ne olacağını birlikte göreceğiz.

“Bu sonuçlar halk sağlığı açısından çalışmanın yapıldığı bölgelerdeki problemli noktalara işaret ediyor”

Benim önsezim böyle bir konunun asla herhangi bir soruşturma ya da dava konusu olmayacağına yönelikti. Deseniz ki bunu nereden böyle düşünüyorsunuz? Bakanlığın bu konunun daha da büyümesini istemeyeceğini düşünüyordum. Ama soruşturma açmaları bu konuyu daha başka bir çerçeveye taşıdı. Davaya dönüşürse belki olay daha da büyüyecek. Nihayetinde şunu düşünmek gerekir ve her fırsatta da bunu söylüyorum. Burada konu benim yaptığım açıklamanın niteliğinden öte burada muazzam bir çalışmanın sonuçları var. Bu sonuçlar halk sağlığı açısından çalışmanın yapıldığı bölgelerdeki problemli noktalara işaret ediyor.

“Kamuoyuna açıklamak ve böyle bir çalışmanın varlığına dikkat çekmek istedim”

Bakanlığın bu konuyla ilgili bir ara rapor çıkarmaması, kamu kurumlarını önlemler alınması için harekete geçirmemesi bir sorun. Yani normal bir ülkede, herhangi bir kamu kurumunun yapması gereken işleri yapmaması sorun edilir. Benim de derdim buydu. Bunu kamuoyuna açıklamak ve böyle bir çalışmanın varlığına dikkat çekmek istedim.”

“Yapılan çalışmaların sonuçlarının gizlenmesi kabul edilemez”

Bülent Şık dün kişisel Twitter hesabından soruşturma ilgili şu açıklamalarda bulunmuştu.

“Soruşturma “Ergene Havzası İlleri, Kocaeli ve Antalya’daki Çevresel Ortamlarda Bulunan Kanserojen Maddeler” araştırmasının sonuçlarını açıkladığım yazılar için açılmış. Araştırma projesini yürüten kurum olan Sağlık Bakanlığı aynı zamanda şikayetçi olarak görünüyor. “Göreve ilişkin sırrın açıklanması, Yasaklanan bilgileri temin, Yasaklanan bilgileri açıklama ve Takdir olunacak diğer suçlar” diyor bana gelen savcılık yazısında.

Kapsamlı, sonuçları milyonlarca insanı ilgilendiren bir halk sağlığı çalışmasından elde edilen vahim sonuçlar karşısında Sağlık Bakanlığı tarafından önlem almaya vesile olacak bir ara rapor yazılmadığı gibi, ilgili kamu kurumlarını uyaracak herhangi bir girişim de yapılmadı. Kamu adına iş görmekle mükellef kurumların yaptıkları çalışmaların sonuçlarını halka açıklamaları, halk sağlığını koruyucu çalışmaları yapmaları, gereken önlemleri almaları bir zorunluluktur.

Yapılan çalışmaların sonuçlarının gizlenmesi kabul edilemez. Devletin, kamu kurumlarının bu kadar yıprandığı, halk ve çevre sağlığının bu kadar tahrip edildiği bir ülkede verilerin gizliliğinden, yasak verileri çalmaktan söz etmekse gülünçtür. Bir akademisyenin asli sorumluluğu devlete ya da kurumlara değil halka karşıdır. Bu sorumluluk içinde olduğumuz şartlarda ne kadar aşındırılmış ve baskı altına alınmış olsa da hatırlamamız gereken gerçek şudur: Kamu sağlığını ilgilendiren konularda sır ya da yasak olamaz.”

Bülent Şık kimdir?

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren çeşitli laboratuvarlarda çalıştı. 2009 yılında öğretim üyesi olarak Akdeniz Üniversitesi’ne geçti. Üniversitede Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi’nin kurulumu ve faaliyete geçmesi çalışmalarını yürüttü. 2010-2015 yılları arasında aynı merkezde Teknik Müdür Yardımcılığı yaptı. Gıdalarda ve sularda katkı maddelerinin ve çeşitli toksik kimyasal maddelerin kalıntılarının belirlenmesi üzerine çalışmalar yaptı. Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümünde öğretim üyeliği yaparken 22 Kasım 2016’da çıkarılan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarıldı.

Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi – Bülent Şık

Hangi sebzede arsenik, hangi suda tarım ilacı var? – Bülent Şık

Suyumuzu da zehir ettiler… – Bülent Şık

Bakanlığın gizlediği açıklama: İşte suyu içilemez 52 bölge! – Bülent Şık

 

Merve Damcı

(Yeşil Gazete)

Ekosistemi bozuyoruz: Aydın’a göç eden leyleklerin sayısı azaldı

Aydın’da sulak alanların azalması nedeniyle, bölgede doğal dengenin sağlanmasına yardımcı olan leylek sayısının da düştüğü bildirildi.

Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) ile Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümü görevlileri, Aşağı Menderes havzasında, 2009’dan beri bölgede leylek sayımı ve halkalama yapıyor.

Bu yıl da çalışmalar başladı. Görevliler, tüm yavruların yumurtadan çıktıklarını belirledi.

Sayı azaldı

EKODSOD Başkanı Bahattin Sürücü, yaz göçmeni leyleklerin kışı geçirdikleri bölgeden Türkiye’ye mart ayında gelerek üremelerini gerçekleştirdiklerini, havzadaki tüm yuvalarda yavruların yumurtalardan çıkarak hızla büyüdüklerini söyledi.

Sayımda 260 leylek tespit ettiklerini belirten Sürücü, gelecek yıl inceledikleri bölgeyi büyüteceklerini, tüm kenti dahil edeceklerini ifade etti.

EKODSOD başkanı, “Önceki yıllara göre, her yıl ilave edilen yuva alanları olmasına rağmen sayılarda düşüş olduğunu tespit ettik. Bunun nedeninin sulak alanların her yıl giderek daha da azalması, zirai ilaçların çoğalması olduğunu gözlemliyoruz” dedi.

Çiftçilere katkısı var

Sürücü, leyleklerin ve diğer su kuşlarının temel beslenme alanı olan sulak alanların azalması, gereken önemin gösterilmemesi ve zirai ilaç kullanımının artması bölgedeki doğal dengeyi olumsuz etkilediğini dile getirdi.

Sürücü şu bilgileri verdi: “Bir leylek ailesi, bir üreme döneminde binlerce böcek, çekirge, yüzlerce kurbağa, balık, fare, sıçan, yılan, danaburnu ve benzeri tarım zararlısı olarak kabul gören sayısız canlı türüyle beslenmektedir. Tarımla uğraşan yöre insanları çiftlerini sürerken, traktörlerinin arkasında leylekler gezinir. Toprağın kazılmasıyla birlikte tarım zararlıları meydana çıkar ve leylekler de bunları yer. Zirai ilaç kullanımının azalmasına yol açarlar ve doğal dengeye katkıları olur.”

 

(Diken)

Selahattin Demirtaş’ın tahliye talebine mahkemeden ret

Edirne Cezaevinde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Cumhurbaşkanı adayı ve eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş için yapılan tahliye başvurusunun reddedildiği bildirildi.

Mahkeme adli kontrol şartlarının bu aşamada yetersiz kalacağı gerekçesiyle Demirtaş’ın tahliye talebini yerinde görmedi ve tutukluluğunun devamına karar verdi.

Cezaevinden avukatları aracılığıyla ve posta yoluyla kampanyasını yürüten Demirtaş için HDP tarafından tahliye edilmesi için 15 Mayıs’ta Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuştu.

HDP, mahkemenin kararına Twitter üzerinden yayınladığı mesaj ile tepki gösterdi.

Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman ise Twitter’dan yaptığı açıklamada henüz kesinleşen bir karar olmadığını söyledi.

“Milyonlarca yurttaşın talebi”

HDP’den yapılan yazılı açıklamada, başvurunun parti adına Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ayşe Acar Başaran, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan ve Demirtaş’ın avukatları tarafından yapıldığı belirtilmişti.

Demirtaş’ın serbest bırakılmasının sadece HDP’nin değil, “HDP’ye oy vermiş milyonlarca yurttaşın talebi” olduğuna dikkat çekilmişti.

HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Demirtaş, Kasım 2016’dan beri Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

Demirtaş hakkında “terör örgütü kurma, yönetme, örgüt propagandası, suç ve suçluyu övme” iddialarıyla açılmış birden fazla dava var. Tutuklu yargılanan Demirtaş’ın 142 yıla kadar hapsi isteniyor.

 

(DW Türkçe)

Nükleer enerjiye karşı ‘temiz’ çözüm: Çatı paneli

Bakanlar Kurulu’nda önceki gün alınan kararla, çatı güneş panellerinden alınan vergi sıfırlandı.

Nuray Tarhan’ın Sözcü’deki haberine göre, daha önce çıkarılan kanunla, sahibi oldukları veya kiraladıkları konutların çatı veya cephelerine kurdukları, kurulu gücü azami 10 kilovatsaate kadar olan ve üretilen elektrik enerjisinin ihtiyaç fazlasını devlete satanlar için gelir vergisi muafiyeti getirilmişti.

400 dolarlık kurumlar vergisinin yerine de yüzde 5 oranında stopaj konulmuştu.

Son alınan kararla tüm bunlar kaldırılarak sadece 100 dolarlık başvuru ücreti bırakıldı.

Yılda 2 bin dolar gelir

Güneş Enerjisi Derneği (GÜNDER) Başkanı Kutay Kaleli, son düzenlemenin güneş enerjisine olan yatırımları artıracağına dikkat çekerek, “Evinin çatısına güneş enerjisi panel sistemini kuran bir kişi, devlete elektrik satarak yılda 2 bin dolar kazanabilir. Burada tek sorun, 35 bin ile 42 bin TL arasında olan kurulum maliyeti. Eğer burada bankalar düşük faiz ve en az 6 yıllık vadelerde kredi olanağı sağlarlarsa kurulumlar artar” dedi.

Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü, Dünya Bankası ve GÜNDER‘in yaptığı çalışmaya göre, Türkiye’de güneş paneli için kullanılabilir 467 milyon metrekare alan bulunuyor. Bunun 232 milyonu konut, 214 milyonu ticari ve 20 milyon metrekaresi ise kamu binalarının çatılarına ait. Eğer bu alanın tamamına kurulum yapmayı başarabilirsek elde edilecek 19 gigavat(GW) enerjiyle Türkiye’nin nükleer santral yapmasına gerek kalmayacak. Akkuyu, Sinop ve İğneada santrallerinin toplam kapasitesi 13.7 GW’a ulaşıyor.

Türkiye’deki payı düşük

Birçok ülkede yenilenebilir enerjinin ve güneş enerjisinin payı giderek artarken Türkiye’de hâlâ çok düşük düzeyde seyrediyor.

2017 Kasım itibarıyla toplam 83.138 megavata (MW) ulaşan elektrik enerjisi kurulu gücü içinde güneşin payı 2.684 MW’a (yüzde 0.91) rüzgarın ise 6.447 MW’a (yüzde 7.8) ulaşıyor.

Enerji Bakanlığı verilerine göre, 2017 yıl sonu itibarıyla işletmede bulunan 3.421 MW’lık kurulu güce sahip 3.616 adet güneş enerji santrali Türkiye toplam kurulu gücünün sadece yüzde 4’üne karşılık geliyor.

Dünyada giderek yaygınlaşırken biz potansiyeli kullanamıyoruz

Türkiye’de çatılara güneş paneli kurulumundan alınan 400 dolarlık kurumlar vergisi geç de olsa sıfırlandı. Sistemi kuran, hem elektriğe para ödemiyor hem de üretilen elektriği satarak yılda 2 bin dolar gelir sağlıyor.

Kaliforniya’da 2020’de zorunlu olacak

Kaliforniya, 1 Ocak 2020’den sonra inşa edilecek tüm müstakil ev ve apartman dairelerinde güneş enerjisi panellerini zorunlu kılan ilk ABD eyaleti oldu.

Eyalet daha önce de 2030 itibarıyla tüm hanelerde kullanılan elektriğin yüzde 50’sinin karbon salımına yol açmayan kaynaklardan gelmesini şart koymuştu.

Karşıtları, kararla yeni ev maliyetlerinin 8 ila 12 bin dolar artacağına dikkat çekerken Enerji Komisyonu ise ev kredisi ödemelerinde sadece ortalama 40 dolarlık bir artış olacağını vurguluyor.

Bugüne kadar güneş enerjisine 42 milyon dolar yatırım yapan ve elektriğinin yüzde 16’sını güneşten elde eden Kaliforniya’da bu kararla birlikte güneş enerjisi endüstrisinin daha da büyümesi bekleniyor.

 

(Sözcü)

Berlin’deki anormal kira artışlarına aktivistlerden ‘işgalli’ müdahale

Berlin’de son yıllarda kira fiyatlarının giderek yükselmesine ‘radikal bir müdahale’ geldi.

Başkentte aktivistler yüksek kiraları ve kentteki seçkinleştirilme politikasını protesto etti.

Aktivistler, Berlin’in Kreuzberg, Neukölln, Friedrichshain, Steglitz ve Grünau bölgelerinde terk edilmiş dokuz binayı işgal etti.

Kamulaştırma amacıyla yapıldığı belirtilen işgal sırasında binaların camlarına afişler asılırken, Almancada işgal etmek anlamına gelen #besetzen etiketiyle sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapıldı.

Aktivistler daha sonra polis tarafından binalardan zorla tahliye edildi.

Berlin’de artan kiralar göçmenleri de zorluyor

Berlin’de son yıllarda kira ve mülk fiyatları giderek artıyor. Kentte bir süredir kira artışlarına karşı ve barınma hakkı için protestolar düzenleniyor.

Berlin’de dokuz binayı işgal eden aktivistler de yaptıkları açıklamayla radikal bir müdahalede bulunduklarını belirtiyor.

Grubun sözcüsü, Berlin’de on binlerce insanın evsiz olduğuna dikkat çekerek kent sakinlerinin gelirinin büyük bir bölümünün kiraya gittiğini vurguluyor.

 

(Gazete Karınca)

Selahattin Demirtaş’tan, ‘Sahte ve uydurma delillerle tutukluyum’ açıklaması

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Demirtaş, “Tutukluluğuma gerekçe yapılan sözde delillerin tamamının sahte olduğu, hepsinin FETÖ savcıları tarafından uydurulduğu ortaya çıktı” açıklamasını yaptı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı ve partinin 24 Haziran’daki Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, Twitter’da yaptığı paylaşımda tutukluluğuna gerekçe olan delillerin “varolmadığını” açıkladı.

Demirtaş, 15 Mayıs’ta avukatları aracılığıyla Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesine tahliye başvurusu yaptı. Tahliye başvurusunun bugün karara bağlanması bekleniyor.

Edirne F Tipi Cezaevinde 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu bulunan Demirtaş’ın tahliye başvurusunda, “tutukluluk halinin, serbest seçim hakkının ihlali olduğu” belirtildi.

Demirtaş hakkında toplam 96 fezleke hazırlandı. Diyarbakır’da açılan dava kapsamında 4 Kasım 2016’da tutuklandı. Fezlekelerden 31’i birleştirilerek dokunulmazlığının kaldırılması için TBMM’ye gönderildi. 31 fezlekede, 17 ayrı suçlama bulunuyordu.

 

(Bianet)

Suudi Arabistan’da kadın hakları savunucuları gözaltına alındı

Suudi Arabistan’da kadınların araba kullanma yasağının sona ermesine kısa bir süre kala çok sayıda kadın hakları savunucusu gözaltına alındı. Gözaltına alınan isimler arasında kamuoyunun yakından tanıdığı isimler de var.

Kadın hakları konusunda dünyanın en çok eleştirilen ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan’da çok sayıda kadın hakları savunucusu gözaltına alındı. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) yedi, Af Örgütü ise altı kadının gözaltına alındığını belirtti. Gözaltına alınan kadınlar arasında ünlü kadın hakları savunucuları Luceyn Haslul ile İman El Nefcen’in da bulunduğu açıklandı. El Haslul 2014 yılında bir otomobille Birleşik Arap Emirlikleri’nden komşu Suudi Arabistan’a gitmek istediği sırada yakalanmış ve iki ay cezaevinde kalmıştı. İnsan hakları kuruluşları tekrar gözaltına alınan El Haslul’un ailesi ve avukatları ile görüştürülmediğini duyurdu.

Suudi Arabistan’da 24 Haziran’dan itibaren kadınlar otomobil kullanabilecek. İnsan Hakları İzleme Örgütü gözaltına alınan kadın hakları aktivistlerinden kadınlara araba kullanma yasağının kalkmasıyla ilgili konuşmamasının istendiğini ileri sürdü.

Kadın hakları savunucuları ülkede otomobil kullanma yasağının kaldırılmasının yanı sıra kadınların erkek vasileri olmaksızın evlenememesi ya da seyahat edememesi  gibi erkekleri güçlü kılan sistemin de kaldırılmasını talep ediyor.

Suudi rejimine yakın gazeteler gözaltına alınan kadın aktivistlerin fotoğraflarını yayımlarken, kadınları “vatan haini” olmakla suçladı. Suudi Arabistan Haber Ajansı (SPA) yedi kadının “yabancı düşman güçlerle” ilişki içinde oldukları için tutuklandığını yazdı. Bu kadınların güvenlik, istikrar ve toplumsal barışı tehlikeye atmak ve ulusal birliğe zarar vermekle suçlandığını iddia etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Ortadoğu Direktörü Sarah Leah Whitson kadın hakları aktivistlerinin gözaltına alınmasıyla ilgili olarak, “Mesaj açık: Prensin insan hakları ajandasına dair şüphelerini dile getirenler, cezaevine girme tehdidiyle karşı karşıya” dedi. Af Örgütü ise yaşananları “kızgınlık verici bir tahrik kampanyası” diye nitelendirerek, yaşananların Muhammed Bin Selman’ın ülkesini yenileme vaatleriyle çeliştiğini belirtti. Veliaht Prens Muhammed bin Selman ülkeyi modernleştirme arzusu içinde olduğunu belirtmişti.

Suudi Arabistan’da yaklaşık 35 yıldır süren sinema yasağı bu yıl kalkmıştı. Veliaht Prens bin Selman bu yılın mart ayında yaptığı açıklamada, kadınların “edepli ve saygılı” giyindikleri sürece siyah çarşaf veya siyah başörtüsü giyme zorunluluklarının da olmadığını söylemişti.

 

(DW Türkçe)

71. Cannes Film Festivali’nde ödüller sahibini buldu

Fransa’nın Cannes şehrinde gerçekleşen Cannes Film Festivali’nde ödüller dün sahiplerini buldu.

9 Mayıs’ta başlayan festivalin kapanış programı ve ödül töreni Festival Sarayı’nda düzenlendi.

Avusturyalı oyuncu Cate Blanchett’ın başkanlığını üstlendiği festival jürisinde Chang Chen, Ava DuVernay, Robert Guediguian, Khadja Nin, Lea Seydoux, Kristen Stewart, Denis Villeneuve ve Andrey Zvyagintsev yer aldı.

Bu yıl en iyi filme verilen ‘Altın Palmiye’ ödülünü, Japon yönetmen Hirokazu Kore-eda yönetmiş olduğu ‘Manbiki Kazoku’ (Bir Aile İşi) adlı filmiyle aldı.

Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki ise, ödülünü filmin çekimleri sırasında karşılaştığı sokak çocuklarına ve mültecilere adadı.

“Ahlat Ağacı” ayakta alkışlandı

Festivalde bu yıl Türkiye’den Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği ‘Ahlat Ağacı’ isimli film de ana bölümde yarıştı. Ceylan’ın ekibiyle katıldığı gösterim, büyük ilgi gördü.

Festival yönetimi, Nuri Bilge Ceylan’dan 3 saat 8 dakikalık filmi festival için kısaltmasını istemiş, ancak ünlü yönetmen olumsuz yanıt vermişti.

Film, seyircinin büyük beğenisini kazandı. Ceylan ve ekibi, gösterimin finalinde 15 dakika boyunca ayakta alkışlandı.

Dünyanın önde gelen sinema yazarlarından Peter Bradshaw, The Guardian’daki köşesinde “Ahlat Ağacı”na 5 yıldız verdi.

“Ahlat Ağacı” ekibi

71. Cannes Film Festivali’nde ödül kazanan isimler şöyle:

Ana Yarışma

  • Altın Palmiye: Hirokazu Kore-eda – Manbiki Kazoku
  • Büyük Ödül: Spike Lee – BlacKkKlansman
  • Altın Kamera: Lucas Dhont – Girl
  • En İyi Yönetmen: Pawel Pawlikowski – Cold War
  • En İyi Erkek Oyuncu: Marcello Fonte – Dogman
  • En İyi Kadın Oyuncu: Samal Yeslyamova – Ayka
  • Jüri Özel Ödülü: Nadine Labaki – Capernaum
  • En İyi Senaryo: Alice Rohrwacher – Happy as Lazzaro, Nader Saeivar – 3 Faces
  • Belirli Bakış Ödülü: Ali Abbasi – Border
  • En İyi Kısa Film: Charles Williams – All These Creatures

Queer Palm

  • Queer Palm: Girl
  • Queer Palm (Kısa): The Orhan

Fipresci

  • Ana Yarışma: “Burning,” (Lee Chang-dong)
  • Belirli Bir Bakış: “Girl,” (Lukas Dhont)
  • Yönetmenlerin 15 Günü: “One Day” (Zsófa Szilagyi)

 

(Habertürk)