Ana Sayfa Blog Sayfa 2773

Süt üretim-tüketim sürecindeki kayıp ve israflar? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Gıda kaybı ve israfı insani tüketim amacıyla hazırlanmış gıdaların üreticiden tüketiciye ya da tarladan sofraya uzanan süreçte çeşitli nedenlerle miktarının azalması olarak tanımlanabilir. Gıda kaybı gıdanın tüketiciye ulaşmadan önceki süreçlerde; gıda israfı ise gıdanın hane içine girdikten sonraki süreçlerde kullanılamaz ya da yenilemez hale gelmesi anlamına geliyor. Gıda kayıplarını ve israfı azaltmak gıda güvencesi çalışmalarında son yıllarda en çok öne çıkan konuların başında geliyor.

Fotoğraf: Bülent Şık

Ülkemizde 2017 yılı toplam süt üretimi 21.7 milyon ton civarında ve bu sütün sadece yüzde 44’ü ticari işletmeler tarafından kullanılabiliyor. Geriye kalan yüzde 56’lık kısım hane içi tüketimde kullanılıyor ya da çiğ süt olarak satılıyor. Yani üretilen sütün tamamını işleyecek bir ticari kapasite yok ve sokakta ya da pazarda süt satılması bir zorunluluk.

Çiğ sütün üretim koşullarından başlayan ve tüketim zincirinin son halkası olan eve kadar uzanan süreçte yaşanan sorunlar ülkemizde bir yıl içinde üretilen sütün yüzde 20’sinin kullanılamadan atılmasına neden oluyor.

Kısaca ürettiğimiz sütün beşte birini çöpe atıyoruz ya da yaklaşık 4 milyon 340 bin ton süt tüketilmeden çöpe gidiyor.

Kayıp ve israf nerede ve ne boyutta?

Hayvansal üretim ve depolamadaki kayıp oranı yüzde 11 iken işleme, paketleme ve dağıtım zincirindeki kayıp ise yüzde 7.5 civarında. Dolayısıyla sütteki ana kayıp üretim ve işleme sektörlerinden geliyor. Hane içi tüketimdeki israf miktarı oldukça düşük görünüyor. Süt eve girdikten sonra ki israfın yüzde 1.5 civarında olduğu belirtiliyor.

Kabaca bir hesap yaparak kayıpların ne olduğuna dair bir tahmin yürütelim. 2017 yılı çiğ süt üretim miktarı 21,7 milyon ton. Bu durumda üretim ve depolama koşullarındaki kaybın 2 milyon 387 bin ton; işleme, paketleme ve dağıtım zincirindeki kaybın 1 milyon 627 bin ton; hane içi tüketimdeki kaybın ise 325 bin ton civarında olduğu söylenebilir.

İlginç olan şey sadece çiğ süt üretimi yani çiftlik koşullarında değil endüstriyel süt işleme, dağıtımı ve perakende sektöründeki kayıpların da azımsanamayacak kadar çok olması.

Ülkemizde 2018 yılı Ocak-Haziran ayları arasında belirlenen çiğ süt fiyatı 1,53 TL ve bu fiyat baz alınırsa açığa çıkan kayıp ve israfın parasal bedeli dolar cinsinden yaklaşık 1,3 milyar dolara karşılık geliyor. Hem TL cinsinden yazması zor olduğu için ve hem de ithal edilen yem hammaddelerine dolar cinsinden para ödediğimiz için doları tercih ettim.

Yaptığım hesaplama kaba bir tahmin olarak görülmeli. Aslında çiğ süt, yoğurt, peynir, tereyağı gibi çeşitli ürünler bazında yapılacak bir hesaplama daha ayrıntılı bir fikir verecektir. Ama yine de bu haliyle bile meselenin ne kadar önemli olduğu çok belirgin; üstelik hesaba katmadığımız pek çok başka parametre daha var.

Peki ya ekolojik kayıp?

Meseleyi sadece süt kaybı ve israfı olarak görmemeli. En başta hayvanların refahının ve sağlığının zarar görmesi söz konusu ve bu konu başlı başına bir tartışmayı hak ediyor.

Bir diğer mesele yem üretimi.

Süt hayvancılığında ihtiyaç duyulan hayvan yemlerinin ana malzemesi oluşturan GDO’lu soya ve mısır yurtdışından ithal ediliyor. Ürettiğimiz sütün kaybı ithal edilen yem miktarının da kaybı anlamına geliyor. Ama zaten yem için ödenen para çiğ süt fiyatının içinde denilebilir. Evet ekonomik olarak bakıldığında öyle ama ekolojik olarak bakıldığında öyle değil.

GDO’lu soya ve mısır üretimi çok yüksek miktarda toksik kimyasal kullanılarak yapılır. Kullanılan toksik kimyasallar toprağı ve suyu kirletir; toprağı ve suyu kirlenmiş bölgelerde yaşayan insanlarda çeşitli hastalıkların görülme sıklığı artar ve biyoçeşitlilik zarar görür… Epeyce uzatılabilecek bir sorun listesi yazılabilir ama kısaca söylemek gerekirse yol açılan ekolojik zarar asla dikkate alınmaz; dikkate alınmak şöyle dursun farkında bile olmayabiliriz.

Gıda kaybı ve israfı sadece ekonomik bir kayıp olmanın ötesinde aynı zamanda ekolojik tahribat, kimyasal kirlilik ve biyoçeşitlilik kaybı anlamlarına da gelir.

Kamunun, kamu kurumlarının, akademi ve medyanın bir işlevi olduğu, toplumsal hayatın az da olsa (fazla da olmasın) rasyonel ilkelere göre düzenlendiği bir toplumda bu meseleler ciddiye alınırdı elbette. Ama henüz bir toplum olmayı başaramadığımız ve gidişata bakılırsa hiçbir zaman da bir toplum olamayacağımız için bu da şaşırtıcı değil elbette.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Bülent Şık

 

 

 

Bülent Şık

İrlandalılar, İçimizdesiniz! – Ömer Madra

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

Dünyadan iyi habere hasret olduğumuz günler. Başta insan kaynaklı iklim yıkımı olmak üzere –ve büyük ölçüde bundan kaynaklanan–  korkunç seller, yangınlar, kuraklıklar, ardı arkası kesilmeyen çatışma ve savaşlar, yürek paralayan mülteci trajedilerine ilişkin haberler…

Dünyanın dört bir yanından üstümüze lavlar ya da şelaleler gibi gelen kesintisiz bir “kötü haber akışı”na maruz kaldığımız bir gerçek. Günün banal gerçeği…. İşte tam bu sırada Kuzeybatı Avrupa’nın yeşilliği ve Guinness birası ile meşhur küçük ada ülkesi İrlanda’dan bir değil, iki müthiş haber art arda geldi.

1) İrlanda Parlamentosu Alt Kanadı Dáil Éireann İklim Konusunda Tarih Yazdı:

İrlanda, iklim yıkımından birinci derecede sorumlu olan fosil yakıt (kömür, petrol, turba ve doğal gaz) yani kirli yakıt çıkarıp satan şirketlerden tüm yatırımlarını mümkün olan en kısa zamanda –ama her hal-ü kârda en geç 5 yıl içinde– çekme kararı aldı. Böylece, İrlanda Cumhuriyeti, parlamentonun alt kanadında tüm partilerin destek oylarıyla çıkardığı bu yasa ile fosil yakıt şirketlerindeki tüm yatırımlarını çekip kamu fonlarını başka alanlara yatırma kararı alan ilk ülkesi oldu dünyanın

Yasa, İrlanda Varlık Fonu’nun (tam adıyla İrlanda Stratejik Yatırım Fonu) hiç de yabana atılmayacak büyüklükteki 8.9 milyar avroluk varlığının fosil yakıtlardan tamamen çekilmesinin yanı sıra, fosil yakıt sektörüne ilerde herhangi bir yeni yatırım yapılmasını da tamamen yasaklıyor.

Uzun süredir büyük ve zorlu bir mücadele veren küresel iklim hareketi aktivistleri elbette büyük coşku içindeydiler. Örneğin, 350.org Avrupa hareketinden Nicolò Wojewoda meseleyi gayet sakin biçimde şöyle özetliyordu: “İklim krizine anlamlı bir şekilde yaklaşmanın tek yolu fosil yakıt endüstrisine para akıtmaktan vazgeçmekten ve onun yerine, yenilenebilir enerjinin müthiş yükselişini desteklemekten geçiyor.”

Uluslararası 350.org’un kurucularından yazar, akademisyen ve aktivist Bill McKibben da, “bir elinde sıkı sıkıya tuttuğu Guinness bira şişesi” ile, yorulmak bilmez iklim aktivist gruplarını kutlamak üzere şöyle yazıyordu: “Fosil yakıt yatırımlarından vazgeçilmesi yolunda Gezegenin dört bir yanında kabarmakta olan dip dalgası, gücünü herkesin aynı amaç uğruna birlikte çalışmasından alıyor. Bunun hepsi tek bir büyük kavgadan ibaret. Ve biz gitgide daha fazlasını kazanıyoruz bu kavganın. Ayrıca Guinness’ın tadı da çok güzel.”

Aynı örgütün yöneticileri arasında yer alan yazar, akademisyen ve aktivist Naomi Klein da, alışkanlıklarını bile birden değiştirip, şu twitter mesajı ile katılıyordu coşkuya: “(Şimdilik) iki haftadır devam eden sosyal medya orucumu kesip, hareketlerimizin bu muazzam zaferini (ve elbette üzerinde yaşanabilir bir gezegen umudumuzu da) yüceltmek için yazıyorum.

Yürü be İrlanda!!!!”

Ekolojik internet sitesi Grist’te yazan Zoya Teirstein, İrlanda’nın daha geçen ay yayınlanan bir araştırmada iklim değişikliği konusunda en kötü performans gösteren ikinci AB üyesi olduğunu hatırlattıktan sonra ülkenin bu çarpıcı zaferini şu sloganla kutluyordu:

“İrexit [İrlanda Çıkışı] dediğin budur işte.”

(commondreams.org/theguardian.com/grist.org/)

***

2) İrlanda Parlamentosu Üst Kanadı Seanad Éireann İşgal Altındaki Filistin Toprakları Konusunda Tarih Yazdı:

İrlanda Filistin Dayanışma Kampanyası adlı sivil toplum kuruluşu (IPSC), internet sitesinde 11 Temmuz tarihinde şu postayı yayınladı:

“BAŞARDINIZ! İrlanda Senatosu, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerinden mal ve hizmet alımını yasaklayan tasarıyı onayladı!” Birgün gazetesi ayrıntıları şöyle verdi: Parlamentonun üst kanadını teşkil eden Senato, yapılan oylamada İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerinden mal ve hizmet alımını yasaklayan tasarıyı 20’ye karşı 25 oyla geçirdi. Tasarı, parlamentonun alt kanadının da onayını alması halinde yasalaşacak. Tasarının yasalaşması halinde İrlanda, İsrail yerleşimlerine yönelik bu tür bir yasağı getiren ilk AB ülkesi olacak. İrlanda hükümetinin karşı olduğu tasarı, Senato’da Fianna Fail, İşçi Partisi ve Sinn Fein üyeleri ile bazı bağımsız senatörlerin desteğiyle onaylandı.

Tasarıyı hazırlayan bağımsız senatör Frances Black gazetecilere yaptığı açıklamada “Eğer bazı malların savaş suçları işlenerek üretildiğinden emin isek bunların ticaretini yapmamalıyız. Söylediğimiz tek şey bu” dedi. Tasarıda yer alan yasağın, adalet ve insan haklarına bağlı bir AB ülkesi olmanın asgari şartı olduğunu vurgulayan Black, “Hem yerleşim yerlerini yasa dışı, toprak ve kaynak hırsızlığı sayıp hem de bu suçun ürünlerinin ticaretini nasıl yapabiliriz?” diye sordu.

İsrail’in Dublin Büyükelçiliği ise tasarıyı kınayarak, “popülist ve tehlikeli” diye nitelendirdi. Büyükelçilikten yapılan açıklamada, tasarının yasalaşma sürecindeki gelişmelere göre İsrail’in bir misilleme yapmayı gündemine alacağı kaydediliyor. Tasarı, Senatonun gündemine ilk olarak Ocak ayında gelmiş ancak İsrail’in, İrlanda’nın Tel Aviv Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına davet etmesi üzerine Haziran’a kadar askıya alınmıştı.

Ama şimdi, artık askı zamanı bitmiş, dayanışma zamanı başlamış görünüyor. IPSC başkanı ve kendisi de Filistin kökenli bir İrlanda yurttaşı olan Bayan Fatin Al Tamimi, bu konuda uzun ve zorlu bir mücadele veren aktivistlerin yanı sıra milletvekillerinin yoğun çaba ve uğraşlarını saygıyla anıp selamlayarak olayın tarihi önemini şu sözlerle vurguladı:

“Bütün Batı ülkelerinde türünün ilki olan bu tarihi oylamayı en sıcak duygularımızla kutluyoruz. İrlanda bir kez daha tarih yazıyor ve Filistin halkı ile dayanışmada başı çekiyor.”

(ipsc.ie/birgun.net/)

Dışımızdaki ve içimizdeki tüm İrlandalılar, varolun e mi? – Şerefinize! Begorra!

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

 

 

Ömer Madra

Fransa’da 20 yıl sonra yaşanan şampiyonluk sevincini şiddet gölgeledi: 292 gözaltı

1998 Dünya Şampiyonu Fransa 20 yıl aradan sonra gelen ikinci kupa sevincini yaşadı.

Maçın bitmesiyle 1 milyona yakın taraftar Paris’te Champs Élysées’de toplandı.

Ancak şampiyonluk kutlamalarına şiddet gölge düşürdü.

Polis mağazaların vitrinlerini kıran ve patlayıcı madde ve sert cisimlerle saldıranlara göz yaşartıcı bomba ile müdahale etti.

Fransa İçişleri Bakanı ülke genelinde yaşanan şiddet eylemlerinde 292 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Champs Élysées, Paris

Fransa Mili Takımı hafta sonu gerçekleşen Moskova’daki Dünya Kupası final maçında Hırvatistan’ı 4-2 yenerek kupayı kazanmıştı.

 

(Guardian, Yeşil Gazete)

OHAL sonrası yasal düzenleme perşembe günü Adalet Komisyonu’nda

OHAL’in kaldırılması öncesi yapılacak yasal düzenleme Perşembe günü Adalet Komisyonu’na geliyor.

TBMM Başkanlığı, AK Parti Grup başkanvekilleri Bülent Turan, Özlem Zengin, Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Cahit Özkan’ın imzasını taşıyan yasa tasarısını TBMM Adalet Komisyonuna sevk etti.

OHAL sonrası için gönderilen düzenlemeye göre Valiler, belli yerlerde kişilerin dolaşmalarını kısıtlayabilecek.

Daha önce KHK ile yapılan ihraçları teklif yasalaşınca 3 yıl boyunca kurumlar yapacak.

Toplantı ve gösteriler için “Eylemler vatandaşların günlük yaşamını aşırı ve katlanılmaz derecede zorlaştırmayacak” hükmü getirildi.

Adalet Bakanı’ndan OHAL açıklaması: Birkaç gün içinde sona ermiş olacak

 

(Duvar)

Türk Patent Enstitüsü’nden “Seferihisar mandalinası” kararı

Sakin şehir Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, dün resmi sosyal medya hesabından Seferihisar mandalinasıyla ilgili alınan kararı duyurdu.

“Uzun yıllardır verdiğimiz emeklerimizin karşılığını aldık” diyen Soyer, “Coğrafi işaret, Seferihisar, Sığacık, Ürkmez, Doğanbey dahil olmak üzere tüm sınırlarımızı kapsıyor. Haberi alır almaz bu mutluluğu sizlerle paylaşmak istedim. Coğrafi İşaret, Seferihisar Mandalinası’nın markalaşması, iç piyasada ve yurt dışında satış olanaklarının arttırılması demek. Yarın sabah konuyla ilgili detaylı bilgi vereceğiz. Emek veren tüm çalışma arkadaşlarımı bütün kalbimle kutluyorum. İlçemize hayırlı, uğurlu olsun” dedi.

Başkan Soyer, Türk Patent Enstitüsü‘nün kararını şu sözlerle kamuoyuyla paylaştı:

“Mandalina ‘resmen’ Seferihisarlı. Sevgili Seferihisarlılar; muhteşem bir haber iletmek istiyorum sizlere. Dünyanın en kaliteli mandalinası olan Satsuma, Türk Patent Enstitüsü tarafından verilen coğrafi işaretle “Seferihisar Mandalinası” adını aldı.”

 

(Yeşil Gazete)

İstanbul Üniversitesi’nden “botanik bahçesi” açıklaması

Müftülüğe tahsis edilen İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’nin, öğretim üyeleri ve öğrenciler tarafından eğitim ve bilimsel amaçlı kullanılmaya devam edileceği açıklandı.

Botanik Bahçesi’nde sadece binaların boşaltılacağını, binada yer alan laboratuvarlar ve eğitim alanlarının Beyazıt’taki yerleşkede faaliyet göstermeye devam edeceğini duyuran üniversite açıklaması şöyle devam etti:

“İstanbul Müftülüğü, var olan İÜ Botanik Bahçesi’nin daha da iyi hale gelmesi için İstanbul Üniversitesi ile ortak çalışmalar yürütecek. 1935 yılında kurulan ve ağaç, çalı, otsu tropik ve subtropik 5000 adet bitki içeren İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyeleri ve Öğrencileri tarafından eğitim, uygulama dersleri ve bilimsel amaçlı olarak kullanılmaya devam edecek.”

Açıklamada, Vezneciler Yerleşkesi’ndeki İÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü binasının tamamlanmasıyla birlikte ise laboratuvarlar ve çalışmalarını sürdüren öğretim üyelerinin kalıcı olarak taşınacağı kaydedildi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen Prof. Dr. Alfred Hilbron tarafından 1935’te kurulan ve ağaç, çalı, otsu, tropik ve subtropik yaklaşık 5 bin bitkiye ev sahipliği yapan İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, geçen yılın ağustos ayında Diyanet’e bağlı İstanbul Müftülüğüne devredilmişti.

Diken’in ocak ayındaki sorusu üzerine bilgi veren Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER), alanın müftülüğe tahsis edildiğini, ancak teslim alınmadığını bildirmişti. Cevapta, burada nasıl bir uygulama yapılacağı ya da nasıl projelendirileceği konusunda bilgi olmadığı da belirtilmişti.

Tahliye kararı verilen İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi önünde eylem: Dokunma!

İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’nin iki yıl önce Diyanet’e tahsis edildiği ortaya çıktı

 

(Evrensel)

Dünyanın en eski ekmek tarifi Ürdün’de bulundu

Dünyanın en eski ekmek tarifi Ürdün “Siyah Çöl”de bulundu.

BBC Türkçe’nin haberine göre, buğday ve arpa ununu, toz haline getirilmiş bitki kökleriyle karıştırıp su ilave ederek pişirilen ekmeğin tarifi 14 bin yıl öncesine dayanıyor.

Uzmanlar dünyanın en eski ekmeğinin düz bazlama şeklinde olduğunu ve tadının da bugünkü çok tahıllı ekmeklere benzediğini söylüyor.

Atalarımız ekmeği kavrulmuş ete sarıp yiyormuş, dolayısıyla bu en eski ekmek olmanın yanı sıra, dünyanın en eski sandviçi de olabilir.

BBC’ye konuşan University College London’dan Profesör Dorian Fuller “Farklı ürünlerin karıştırılmasıyla yaratılan bir yiyecek olarak, elimizdeki en eski kanıtın bu olduğunu söyleyebiliriz. Pideleri var, ceylan kavurmaları var, bu da o zamanlar yemeklerde kullandıkları bir şey” dedi.

Ekmek uzun zamandır en temel gıdalarımızdan biri oldu. Ama ekmek yapımının geçmişine ilişkin bilgiler azdı.

Şimdiye kadar en eski ekmeğe dair bulguların Türkiye’ye, 9 bin yıl öncesine dayandığına inanılıyordu.

Ürdün’de ‘Siyah Çöl’deki arkeolojik kazılarda bulunan kalıntılar, ekme tarifinin 5 bin yıl daha eski olduğunu gösterdi.

Bilim insanları, her birinin içinde büyük daire şeklinde taş ocakların bulunduğu iki bina keşfetti.

Her bir binada yanmış ekmek kırıntıları bulundu.

Mikroskopla incelenen ekmek kırıntılarında taşlama, eleme ve yoğurulma belirtilerine rastlandı.

14 bin yıl öncesine ait Ürdün ekmeği tarifi şöyleydi: Yaban buğdayı ve yaban arpasından un yap, suda yetişen yabani bitkilerin köklerini hamur haline gelene kadar hasırotu veya tokmakla ez, hamur veya bulamaç yapmak için suyla karıştır ve ateş çevresinde sıcak taş ocağı üstünde pişir

9 bin yıl öncesine ait Türk ekmeği tarifi ise şöyleydi: Kültüre alınmış (ya da evcilleştirilmiş) buğday ve arpadan un yap, nohut veya mercimek gibi baklagiller ekle, suyla karıştır ve fırında pişir

Ekmek kalıntılarını bulan Kopenhag Üniversitesi’nden Doktor Amaia Arranz-Otaegui, arkeolojik alandaki bu keşfin onlar için de şaşırtıcı olduğunu söylüyor:

“Ekmek, şimdiki ve geçmişteki yemek kültürümüz arasında güçlü bir bağ kuruyor. Bizi, tarih öncesi atalarımıza bağlıyor.”

Ekmek yapının farklı aşamaları olduğu anlaşılıyor: “Tahılların taşlanması, tokmakla inceltilmesi, hamur elde edebilmek için suyla karıştırılması ve hamurun şöminenin küllerinde veya taş ocaktaki küllerde pişirilmesi.”

O dönem, o bölgede yaşayanlar avcı-toplayıcıydı. Ceylanları avlar, yabani tavşan ve kuş gibi daha küçük hayvanları ise tuzak kurarak yakalarlardı.

 

(BBC Türkçe)

Pussy Riot, Fransa-Hırvatistan maçındaki eylemlerinin ardından taleplerini açıkladı

Rusya’da düzenlenen 2018 FIFA Dünya Futbol Şampiyonası final karşılaşması sırasında sahaya girerek Rusya’daki adaletsiz uygulamaları protesto eden Pussy Riot üyeleri taleplerini açıklayan bir liste yayınladı.

Pussy Riot’un alternatif polis üniformasıyla sahaya giren dört üyesinden üçü gözaltına alındı. Grup üyeleri eylemlerinin ardından yaratıcı protesto gösterisinin arka planını da içeren bir video yayınladı.

Pussy Riot üyeleri, eylemleri sonrası yaptığı açıklamada “Dünya Kupaları Rusya’nın güzel geleceğinde barışçıl polislerin olabileceği ihtimalini hatırlattı” ifadelerini kullandı ve resmi Facebook sayfalarından yayınladıkları videoda taleplerini şöyle sıraladı:

1. Tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması.
2. İnsanların sosyal medyadaki ‘beğenileri’ nedeniyle hapse atılmaması.
3. Protesto gösterilerindeki yasa dışı tutuklamaların durdurulması.
4. Ülkedeki politik rekabet alanının oluşturulması.
5. Kriminal davaların fabrikasyonlaştırılmaması ve insanların sebepsiz yere hapiste tutulmaması.
6. Dünyevi polis memurlarının, kutsal polis memurlarına çevrilmesi.

Maçın ikinci yarısının hemen başında

Fransa’nın 2-1 üstünlüğüyle başlayan maçın ikinci yarısının ilk 10 dakikasında Lujniki Stadyumuna polis üniformasına benzer kıyafetler içinde üçü kadın biri erkek dört aktivist girdi.

Fransa forması giyen Mbappe, sahaya giren aktivistlerden biriyle çak yaptı.

Aktivistler ardından Rus polisi tarafından gözaltına alındı.

Dünya Kupası final maçını Hırvatistan’a karşı 4 – 2 üstünlükle bitiren Fransa ise turnuvayı şampiyon olarak tamamladı.

 

(Bianet, Guardian)

 

Mersin’de 4. Onur Yürüyüşü valilik yasağı dinlemedi

Mersin Onur Haftası Komitesi, valiliğin ret kararına rağmen 4. Mersin Onur Yürüyüşü’nü 14 Temmuz Cumartesi günü gerçekleştirdi. Toplanma mekanı olarak belirlenen Özgecan Aslan Barış Meydanı’na ulaşan aktivistler “Onurlu bir yürüyüş gerçekleştirmek için tüm yasakları reddederek buradayız” dedi.

Kaos GL’den Hakan Aksu’nun haberine göre Onur Haftası Komitesi’nin çağrısıyla LGBTİ+’lar, Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda bugün (14 Temmuz) zılgıtlarla, halaylarla bir araya gelerek 4. Mersin Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştirdi. Trans bayrağı üzerinde yapılan podyum yürüyüşünün ardından basın açıklaması okundu.

Basın açıklamasını takiben LGBTİ+’lar üç ayrı sokaktan Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştirdi. Yürüyüşün yapıldığı iki ayrı sokakta eşzamanlı olarak basın açıklaması yeniden okundu.

Mersin Onur Haftası Komitesi adına açıklamayı okuyan Pınar Akıncı “Bu güzelliğin karşısında gözü kamaşan ve akıl tutulması yaşayanlar yürüyüşümüzü türlü bahanelerle yasaklamış ama asıl nedenini ise gizleyememişlerdi. Biliyoruz ki homofobi, transfobi, bifobi bu iktidarın kodlarına işlemiş ve eline geçen her fırsatta da bunu göstermekteler” dedi.

LGBTİ+’ların haklarına değinen Akıncı “Bugün ‘buradan bir eşcinsel geçti’, ‘buradan bir biseksüel, transseksüel, artı geçti’ demek için buradayız. Bugün buradayız çünkü yaşam alanlarımız daraltılıyor. Bizler okulda, iş yerinde, sokakta, özel ve kamusal alanda nefrete maruz kalıyoruz. Bugün buradayız çünkü anayasal olarak tanınmıyoruz. Bugün buradayız çünkü kendimizi ifade etmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

Sokaklar rengârenk

Özgecan Aslan Barış Meydanı’ndaki basın açıklamasının ardından kitle taşıdıkları pankartlarla üç ayrı sokaktan “Dünya yerinden oynar ibneler özgür olsa”, “Dönmeyiz, dönmeyiz biz bu yoldan dönmeyiz” ve “Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez” sloganlarıyla yürüdü.

Coşkulu bir şekilde gerçekleştirilen yürüyüşe sokaklardaki yurttaşlar da destek vererek ilgiyle izledi.

 

Fotoğraflar: Ateş Alpar

(Kaos GL)

Portekizliler Atlantik Okyanusu’ndaki petrol sondaj projesine karşı ayakta

Atlantik okyanusunda yaklaşık iki bin metre derinliğinde bir sondaj kuyusu açılmasını içeren Aljezur projesine İtalyan ENI ve Portekizli GALP şirketlerinin oluşturduğu konsorsiyum tarafından Eylül ayında başlanacağının açıklanması üzerine Portekizli doğa koruma aktivistleri harekete geçti.

KOS Medya’dan Sinan Eden’in haberine göre Aljezur projesi yerel halkın, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel politikacıların aktif muhalefeti sayesinde iki yıl ertelenmişti. Bu esnada gerçekleştirilen üç kamuoyu görüş alımı sürecinde de binlerce kişi projenin derhal durdulmasını talep etmiş, hükümet buna rağmen süresi dolan kontratı yenilemişti.

Kuzey Ormanları Savunması’ndan da destek

Geçtiğimiz üç yılda toplumsal baskı sayesinde 16 petrol ve doğalgaz projesinden 11’inin iptal edilmesini sağlayan Portekiz fosil yakıt karşıtı hareket şimdi Eylül ayında gerçekleşmesi planlanan sondaj çalışmasına karşı mücadele ediyor. Portekizli yaşam savunucularının verdikleri mücadelenin küresel boyutunu vurgulayan destek videosunda Türkiye’den Kuzey Ormanları Savunması, Avusturya’dan İklimi Değil Sistemi Değiştir kolektifi, Ukranya Eko-eylem ve İtalya NoTAP komitesi aktivistleri yer alıyor.

Binlerce kişinin katıldığı protesto yürüyüşlerini organize eden Climáximo geçtiğimiz Mayıs ayında “Parar o Furo” (Sondajı Durdur) kampanyasını başlattı ve bir dizi doğrudan eylem ve yaratıcı eylemler örgütledi.

Climáximo ayrıca www.pararofuro.pt sitesinde süreçle ve eylemlerle ilgili düzenli bilgi paylaşıyor ve haftalık bir bülten hazırlıyor. Hem sitede hem de bültenlerde İngilizce özet bulunuyor.

 

(KOS Medya)