Ana Sayfa Blog Sayfa 2746

Ülkemizde yerüstü su kaynaklarının yarıdan fazlası, yeraltı su kaynaklarının ise yüzde 21’i kirli

Dünya üzerinde yaşayan 2,1 milyar kişinin, yani her 10 bireyden 3’ünün evinde güvenli içme ve kullanma suyuna erişimi yok. Türkiye’de ise durum daha kritik. Hanelerin %42,6’sı güvenilir içme ve kullanma suyuna ulaşamıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı 2016 yılı içme suyu verilerine göre dağıtılan içme suyunun sadece %57,4’ü arıtılabiliyor. Yani evlerde kullanılan suyun %42,6’sı güvenli değil. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da, yayınladığı son çevre sorunları değerlendirme raporunda Türkiye’nin en önemli çevre sorununun su kirliliği olduğunu kaydetti.

Her ne kadar yeryüzü %70 oranında sularla kaplı olsa da, içilebilir tatlı su, dünya su rezervinin sadece %3’ünü oluşturuyor. Tatlı su rezervlerinin aksine dünya nüfusunun su ihtiyacı her yıl yüzde 1 oranında artıyor. Bu da sorunun kar topu gibi büyümesine neden oluyor.

Birleşmiş Milletler (BM), 25 yıldır suyun önemine dikkat çekmek ve bilinç yükseltmek amacıyla 22 Mart’ta Dünya Su Günü’nü kutluyor. BM bu yıl ana teması “Su İçin Doğa” olan Dünya Su Günü kapsamında yayınladığı 2018 Dünya Su Gelişim Raporu’nda, artan su ihtiyacının ekosistemler üzerindeki negatif etkilerinin artmaması için doğaya saygılı, duyarlı çözümlerin geliştirilmesinin önemine vurgu yaptı.

20. Yüzyıl’ın başından bu yana dünya ormanlarının ve sulak arazilerin 3’te 2’sinin yok edildiğine dikkat çeken rapor, 90’lı yıllardan bu yana Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki hemen her nehirde su kirliliğinin arttığı uyarısında bulunuyor.

‘Türkiye’de yerüstü su kaynaklarının % 54’ü, yeraltı su kaynaklarının % 21’i kirli’

Türkiye’nin tatlı su kaynakları açısından “su sıkıntısı çeken” ülkeler arasında yer aldığını belirten Türkiye Tabipler Birliği, mevcut su kaynaklarının korunmaması durumunda 2030 yılına varmadan Türkiye’nin “su fakiri ülke” kategorisine girme riski taşıdığını belirtiyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2016 yılı verileri üzerinden hazırladığı Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporu da Türkiye’nin en önemli çevre sorununun su kirliliği olduğunu ifade ediyor.

81 ilden toplanan veriler, Türkiye’de 30 ilde su kirliliğinin en büyük sorun olduğunu ortaya koyuyor. Bu illerde bulunan 158 yerüstü su kaynağında yapılan kalite kontrolünde 33 noktada (kaynakların % 21’inde) suyun kirli, 52 noktada ise (kaynakların % 33’ünde) çok kirli olduğu tespit edildi. Sadece 15 ilden 67 yeraltı kaynağına ait verileri içeren rapor bu kaynaklardan 46 adedinin (%69’unun) iyi kalitede, 21 adedinin (%31’inin) ise zayıf kalitede olduğunu kaydediyor.

Rapora göre yerüstü sularını kirleten başlıca etkenler evsel atık sular ile zirai ilaç-gübre kullanımı. Yeraltı sularının kirleten temel etkenler ise sırasıyla zirai ilaç-gübre kullanımı, hayvan yetiştiriciliği ve evsel atık sular.

Türk Tabipleri Birliği ise günümüzde atık suların en az %80’inin arıtılmadan doğaya geri döndürüldüğünü ve bu atık suların doğal su kaynakları için önemli bir kirlilik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekiyor.

 

(Euronews)

Toron Karacaoğlu hayatını kaybetti

Yönetmen, tiyatro, sinema ve seslendirme sanatçısı Toron Karacaoğlu tatilini geçirdiği Altınoluk’ta hayatını kaybetti.

Usta yönetmen, tiyatro, sinema ve seslendirme sanatçısı Toron Karacaoğlu tatilini geçirdiği Ayvalık’ın Altınoluk beldesinde yaşamını yitirdi.

Karacaoğlu’nun vefat haberini sosyal medya hesabından duyuran oyuncu Orhan Aydın, “Sahnelerimiz ülkenin en ışıklı oyuncusunu, insanlık hayatı en mutlandıran sesini yitirdi” ifadesini kullandı.

https://www.youtube.com/watch?v=XtRwe7vI5bg

Bu filmde Cüneyt Arkın’ı seslendiren diğer bütün filmlerinde olduğu gibi karşısında oturan Toron Karacaoğlu. Karacaoğlu’nu ise filmde başka biri seslendirmiş

87 yaşındaki Karacaoğlu’nun cenazesi Cuma günü öğle namazını müteakip Altınoluk’ta toprağa verilecek.

Toron Karacaoğlu kimdir?

Karacaoğlu, tiyatroya olan ilgisi nedeniyle 1947 yılında İstanbul’a gelerek sanat hayatına başladı.

Beşiktaş ve Büyükdere Halkevi’nde eğitim alan Karacaoğlu, üç yıl süreyle de İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda eğitim gördü.

Şehir Tiyatroları sınavını kazanınca, bu kurumun kadrolu oyuncusu olan Karacaoğlu, 150 kadar oyunda rol aldı.

1980’de emekliliğinin ardından Berlin’de Alman Kültür Senatosu bünyesinde tiyatro eğitmenliği yaptı.

1985 yılında Türkiye’ye dönerek, Tiyatrokare, Tiyatro Kedi gibi özel kuruluşlarda yönetmenlik ve oyunculuk yaptı.

1989 yılında yeniden Şehir Tiyatroları kadrosuna giren sanatçı, 1995’te yaş haddinden emekli oldu.

Toron Karacaoğlu ayrıca sinema ve dizi filmlerde de rol almıştır. Sanatçı, Malkoçoğlu ve Kara Murat serisi başta olmak üzere birçok filminde Cüneyt Arkın’ı seslendirmiştir.

Toron Karacaoğlu 2014-2015 sezonunda İstanbul Kumpanyası’nın İşgüzar oyununda proje danışmanlığı yapmaktadır. Ayşe Erbulak, Sevinç Erbulak, Dağhan Külegeç, Özden Özgürdal tarafından 2014 yılında kurulan Erbulak Evi’nde oyunculuk alanında eğitmenlik yaptı.

 

(Gazete Karınca, CNN Türk)

Norveç’ten yüzde 100 elektrikli uçaklara 2040 yılına kadar geçme kararı

Elektrikli otomobil kullanımında dünyaya öncü olan İskandinav ülkesinin şu anki hedefi elektrikli uçaklar. İki kişilik ilk uçağı Haziran’da havalandıran Norveç’te 2040 hedefi yüzde 100 elektrikli uçuş.

Haziran 2018’de Norveç Ulaştırma Bakanı Ketil Solvik-Olsen ve ülkenin en büyük havayolları şirketi Avinor’ın CEO’su Dag Falk-Petersen, birlikte oldukça özel bir uçuş gerçekleştirdi.

Slovak Pipistrel şirketinin ürettiği Alpha Electro G2, Oslo Havalimanı’nda havalandı ve iki kişilik elektrikli uçakla ilk uçuş oldu.

2040’ta yüzde 100 elektrikli

Bu kısa uçuş, 2040 yılına kadar ülkedeki tüm kısa mesafeli uçuşların yüzde 100 elektrikli uçaklarla yapılmasını sağlayarak elektrikli uçak devrimini başlatmayı hedefleyen Norveç’in ilk adımı oldu.

Bateriyle desteklenen uçaklar fantazi olarak görülse de bu sadece bir başlangıç olarak nitelendi.

Norveç, şimdi elektrikli uçaklardan oluşan bir filo oluşturmayı ve ilk etapta Kuzey Avrupa ülkelerine bu uçaklarla ulaşım gerçekleştirmeyi planlıyor.

Birçok offshore adası bulunan Norveç, kısa uçuşlar oldukça uygun ülkelerden biri olması açısından da avantajlı, Avinor CEO’su Falk-Peterson “Buradaki uçuşların çoğu 15 ila 30 dakika arasında, tam da bu nedenle elektrikli uçuşları iki yıl içinde uygulamaya sokmayı planlıyoruz” dedi.

Norveç için plan 2025’e kadar elektrik motorla çalışan 25-30 yolcu kapasiteli uçakları hizmete sokmak, 2040 yılına kadar bu sayıyı giderek artırmak.

 

(Bianet, BBC)

Dersim’deki orman yangınları söndürüldü

Dersim’de günlerdir devam eden orman yangınları bölge halkı ve gönüllülerin müdahalesi sayesinde söndürüldü.

Yangın nedeniyle çok sayıda endemik tür yok olma tehdidiyle yüz yüze kalırken; arıcılık ve meyvecilikle hayatlarını sürdüren üretici köylüler büyük zarar görmüştü.

Sanatçı Ferhat Tunç yangının söndürüldüğü haberini sosyal medya hesabından paylaştı.

Ferhat Tunç mesajında, “Ormanlarımızı yangın felaketinden kurtararak tarihe not düşen kahramanlarımız bunlar. Büyük bir cesaret ve inatla alevlere karşı büyük bir savaş yürüttük ve sonunda kazanan Dersim oldu. Hepinizin yüreğinden öpüyorum. Yaşamak Direnmektir!” dedi.

Yangın, Hozat ile Ovacık ilçeleri arasında bulunan Aliboğazı, Değirmendere, Zoğar, Zenge, Koçeri, Bozan, Koskozulca, Dündül, Dereköyü ve Çakmaklı bölgelerinde 16 gün önce başlamıştı.

 

(Artı Gerçek, Duvar)

İngiltere kedi ve köpek yavrularının pet shoplarda satışını yasaklıyor

İngiltere hükümeti altı aydan küçük kedi ve köpek yavrularının dükkanlarda ve ruhsatlı hayvan satıcıları tarafından satılmasını yasaklamaya hazırlanıyor.

Hayvan hakları kampanyaları tarafından savunulup hükümetten destek bulan öneriler yasalaştığında 6 aylıktan küçük kedi ve köpek yavruları ancak hayvan barınakları ya da doğrudan yetiştiricilerden alınabilecek. Henüz danışma aşamasındaki düzenleme yavru kedi ve köpekleri korumaya yönelik. Şu anki düzenlemeye göre ruhsat sahibi dükkanlar ve üçüncü şahıslar kedi ve köpek üretimi yapılan çiftliklerden aldıkları yavruları satabiliyor.

Hayvan hakları savunucuları, üçüncü şahıslar ve dükkanlarda satılan yavruların annelerinden erken ayırılmasının, oradan oraya taşınmasının ve uygun olmayan koşullarda tutulmasının bir çok sağlık sorununa yol açabildiğine dikkat çekiyorlar.

Lucy Kanunu

Yeni tasarı ‘Lucy Kanunu’ adı altında kampanya yürüten hayvan hakları hareketinin zaferi sayılıyor. Lucy Kanunu kampanyası, adını bir köpek üretim çiftliğinde kötü koşullarda büyüyen bir köpek yavrusundan alıyor. Grup, önerilerini yaklaşık 150 bin imzalı bir dilekçe ile sundu ve öneriler Mayıs ayında parlamentoda görüşüldü.

Satış yasağı önerisini destekleyen Muhafazakar Parti hükümetinin Çevre Bakanı Michael Gove, “Hayvanların yaşam koşullarını tamamen gözardı eden insanlar bu sefil ticaretten artık kâr edemeyecekler” diye konuştu.

Ülkede kaç kedi ve köpek yavrusunun bu tür yollarla satıldığının kaydı tutulmuyor fakat hayvan koruma vakıflarından Blue Cross (Mavi Haç) Britanya’da her yıl 40 ila 80 bin köpek yavrusunun satıldığını tahmin ediyor.

 

(BBC Türkçe)

Kazdağı ulusal doğa koruma ödülü Yırca köylülerine

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen doğa festivali “Kazdağı Ekofest”, 15-19 Ağustos tarihleri arasında Kazdağı’nda gerçekleşti. Zeytin ağaçlarının gölgesinde, Kazdağı’nın serin sularının sesinde, doğanın kalbinde yaklaşık 650 doğa severi bir araya getiren Ekofest 2018, spor etkinlikleri, atölyeler, paneller, forumlar ve konserlerle dopdolu geçti.

Festival alanı olarak seçilen Zeytinli-Mehmetalan Köyü’ndeki Kuzgun Kamp, Zeytinli Baraj Projesi yapılırsa sular altında kalacak olan Kirişlik Vadisi’nde yer alıyor. 2014 yılında Mıhlı Çayı üzerinde planlanan Mıhlı Barajı’na dikkat çekmek üzere doğan Ekofest, baraj projesinin sular altında bırakacağı Darıdere Tabiat Parkı’nda, su, orman ve toprak temalarıyla gerçekleşmişti.

2018’in teması Enerji

Her yıl farklı bir teması olan Ekofest’in programı “Güneş bize yeter” sloganıyla enerji etrafında şekillendi. “Yenilenemez Enerji” panelinde Pınar Demircan nükleer enerji santralleri, Özlem Katısöz kömürlü termik santrallar konusunda güncel gelişmeleri ve görüşlerini paylaştı. Önder Algedik’in “Sıfır Enerjili Kentler” sunumunun ardından Çanakkale, Edremit ve Küçükkuyu Belediyeleri Başkan ve vekilleri, “Yerel Yönetimler ve Enerji” konusunda neler yapılabileceğini katılımcılarla masaya yatırdı.

Ekofest’in zeytin ağaçları altında kurulan sahnesinde Bülent Genç, Mecit Ünal, Nevzat Kalender, Tayfun Hakan Kağan, Issız, Ahmet Beyler, Ethnic Band ve Cümbüş Cemaat konser verdi.

Oldukça renkli görüntülerle geçen, enerji konusunda yeni fikirlerin ve bilgilerin paylaşıldığı festivali değerlendiren Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, “Ekofest’in bu seneki konusu enerjiydi. Özellikle körfez bölgesindeki yerleşimlerin sıfır enerjili hale gelmesi konusunda kampanya yürütülmesine, yerel yönetim seçimleri öncesinde bu konuda çalışılmasına karar verildi. Bulunduğumuz yerden başlayıp sıfır enerjili kentleri tüm ülkeye yaymak istiyoruz. Bu yıl çocukların ve gençlerin yoğun katılımı bizi ayrıca sevindirdi. Atık üretmeyen, doğaya saygılı, daha katılımcı bir Ekofest için herkesin elinden geleni yapacağına inanıyoruz. Ekofest’lerde de görüyoruz ki atık konusunda daha da bilinçlenmemiz gerekiyor. Asgari çöp üretme, ayrıştırma, doğayı kirletmeden kendi dengesinde korunma konusunda önümüzdeki senelerde katılımcılarımızdan daha da katkı bekliyoruz. Festivale destek veren yerel yönetimlere ve gerçekleşmesinde emeği geçen gönüllülerimize teşekkür ederiz” dedi.

Kazdağı yerel koruma ödülü Mehmetalan ile Balıkesir Kocaseyit köylülerine

Geçen yıl ilk kez verilen Kazdağı Doğa Koruma Ödülleri ise festivalin son akşamı sahiplerini buldu. Yerel doğa koruma ödülünü Zeytinli Barajına karşı direnen Mehmetalan köylüleri ile taş ocağına karşı direnen Balıkesir Kocaseyit köylüleri paylaştı. Ulusal Doğa Koruma Ödülü ise, kömürlü termik santrale karşı verdikleri mücadeleyi sabun üreterek devam ettiren Yırca köylülerine verildi.

 

(Yeşil Gazete)

Ayşe Bereket, Açık Radyo’da Monsanto’yu anlatıyor

Monsanto’nun tarım ilacı adı ile pazarladığı tarım zehri Round Up ile kansere yakalanan ve bu durumu mahkemeye taşıyıp şirketten 289.2 milyon dolar tazminat almaya hak kazanan Dewayne Johnson‘un tüm hikayesini hem kendi blogu hem de gazetemiz üzerinden detayları ile paylaşan Ayşe Bereket bugün 16:00’da Açık Radyo Sudan Gelen programına konuk oluyor.

Hem programı hazırlayan ve sunan Akgün İlhan‘ın hem de konuk Ayşe Bereket’in gazetemiz yazarlarından olduğu bilgisini de aktararak Sudan Gelen’in programa dair ilettiği bilgiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Ayşe Bereket, Açık Radyo’da Monsanto’yu anlatıyor

Ayşe Bereket

“Bugün saat 16.00’da Sudan Gelen’de konuğum GDO meselesiyle ilgili yazdığı yazılardan tanıdığımız Yeşil Gazete yazarı Ayşe Bereket olacak.

Bereket ile Monsanto’nun ürettiği Roundup ve RangerPro adlı herbisitlerde yani otkıranlarda bulunan glifosat yüzünden kansere yakalandığı iddiasıyla şirkete dava açan Dewayne Johnson’a 289,2 milyon dolar tazminat ödenmesi kararını ve Monsanto’yu konuşacağız.

Bu tarımsal zehri Türkiye’de de kullanılıyor. Hepimizin sağlığını ve geleceğini doğrudan ilgilendiren bir mesele.

Bu sohbeti kaçırmayın.

Programı şu bağlantı üzerinden dinleyeblirsiniz.”

 

(Yeşil Gazete)

İzmir Güzelbahçeliler artık güneş panelli binaların ruhsatında yüzde 25 indirimden yararlanabilecek

İzmir’in Güzelbahçe Belediyesi, binaların enerjilerini güneş panellerinden elde etmek isteyen vatandaşlara, bina ruhsat harçlarında yüzde 25 oranında indirim yapılması kararını aldı.

İbrahim Kara’nın İklim Portalı’nda çıkan haberine göre, Belediyeden yapılan yazılı açıklamada, elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki artışın vatandaşları kendi elektriklerini üretmeye zorladığı kaydedildi.

Açıklamada, Güzelbahçe Belediye Meclisi’nin, vatandaşların oturdukları binaların çatısına elektrik panelleri koyarak kendi elektriklerini üretmeleri için kolaylık sağlamak amacıyla bina ruhsat harçlarında yüzde 25 oranında indirim yapılması kararının alındığı bildirildi.

Türkiye’de binaların çatı ve cephelerine güneş panelleri kurmak için gereken prosedürlerin sadeleştirildiği ve  sürecin hızlandırıldığına değinilen açılamada, şunlar kaydedildi:

“Yeni düzenleme çatısına güneş paneli kuran, kendi elektriğini üretip fazlasını sisteme satabilecek. Binaların çatı ve cephelerine kurulacak güneş panellerinden sağlanacak enerjiyle tüketicilerin elektrik faturaları azalacak. Binalarının çatı ve cephelerine güneş paneli kurarak elektrik üretmek isteyen vatandaşlar, başvurularını, dağıtım şirketlerinin merkez ya da taşra birimine yapılabilecek. Vatandaşlar binalarda ürettikleri elektriğin fazlasını mevcut şebeke üzerinden dağıtım şirketine satabilecek.”

“Amaç yenilenebilir enerjiyi teşvik”

Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa İnce, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, belediye olarak, yenilenebilir enerjinin kullanılmasının teşvik edilmesi, desteklenmesi konularında vatandaşlara örnek olan çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.

18 Ocak 2018 tarihinde yayınlanan yönetmelikle 10 kilovat ve altında güçteki çatı tipi güneş enerji sistemlerinin kuruluşunun kolaylaştırılması hedeflediklerini belirten İnce, şu ifadeleri kullandı.

“Biz de bu yönetmeliğin gelecekte uygulanabilirliği doğrultusunda altyapısının hazırlanması gerekliliğinden hareketle yeni yapılacak konutlarda en az 30 metre kare çatı alanının güney cephesine baktırılması teşvik etmek istedik. Aldığımız meclis kararıyla inşaat ruhsat harçlarında %25 indirim yapılmasına oy birliği ile karar verdik.”

İnce, vatandaşların, belediye meclisinin aldığı bu kararı çok olumlu bulduklarını ve müstakil konutların çatısına koyacakları güneş panelleri sayesinde elektrik yüksek elektrik faturalarından kurtulacaklarını kaydetti.

 

(İklim Portalı)

Dizi sektöründe çalışan kadınlar tacizi anlattı: “Kadın” söz konusuysa ikiyüzlü bir ahlak anlayışı devrede

Dizi sektöründe kadına yönelik taciz ve mobbing vakalarına karşı geçtiğimiz haftalarda bir ilk yaşandı. “Biz Takipteyiz” adıyla ortaya çıkan oluşum, oyuncu Talat Bulut’un Fox TV’de yayınlanan “Yasak Elma” dizisinde kostüm çalışanı kadını taciz etmesi olayına takipsizlik verilmesinin ardından imza topladı.

Türkiye’de dizi sektöründe kadına yönelik istismarı anlatan kadınlar, setlerde karşı karşıya kaldıkları tacizin normalleştirildiğini Deutsche Welle Türkçe’den Burcu Karakaş’a anlattı. İsimleri değiştirilerek açıklamalarına yer verilen dört kadın yaşanan taviz vakalarını paylaştı.

Sektörde taciz olaylarının içselleştirildiği ve “kadın” söz konusu olduğunda, ikiyüzlü bir ahlak anlayışının devreye girdiği konusunda dört kadın da hemfikir.

“Yaşlı adamlar ya, üstünde durmadık”

Senarist Ayfer, senelerdir dizi sektöründe yer alan bir isim. Oyuncu Bulut’la ilgili taciz olayı basına yansıdıktan sonra geçen sene set çalışanı bir genç kadının, “Bulut beni mesajla rahatsız ediyor” dediği aklına gelmiş. “Yaşlı adamlar ya, üstünde durmadık” diyen Ayfer, o zaman tepki vermemelerine şimdi hayıflanıyor.

“Adam bir anda bacaklarıma dokunmaya başladı”

Yardımcı yönetmen Burçin, 15 senedir sinema ve dizi sektörüne emek veren kadınlardan. İşe yeni başladığı dönemde başına gelen bir taciz vakasını şöyle anlatıyor: “Meşhur bir yönetmenle çalışıyordum. Filmde benim de rolüm vardı. File çorap ve mini etek giymiştim. Ünlü bir erkek oyuncuyla yan yanaydım. Adam bir anda bacaklarıma dokunmaya başladı. Yönetmen görünce oyuncunun üstüne atladı. O yönetmenden hiç beklemeyeceğim bir hareketti aslında.

“Setlerde bakire olduğunu düşündüğü her kıza asılırdı”

Reji asistanlığı yaparak 18 sene önce girdiği sektörde şu an yönetmen olan Ayşegül, aynı sette çalıştığı oldukça ünlü bir erkek oyuncuya dair anısını “Bu adam setlerde bakire arardı. Bakire olduğunu düşündüğü her kıza asılırdı. Kadınları sürekli taciz ederdi. Ben de yaşadım. Çalıştığım birkaç sette bakire kız bulup birlikte olmuşluğu var” diye anlatıyor.

‘En kötü ne olabilir ki, şansımı deneyeyim’ diyor

Yirmi yıldır oyunculuk yapan ve gişe rekorları kıran sinema filmlerinde rol alan Çiçek de taciz olaylarına sessiz kalındığını söylüyor. “Birkaç yapımcı dışında hepsi, ‘En kötü ne olabilir ki, şansımı deneyeyim’ diyor. Kadın olarak görmezden gelmeyi öğrenmek zorunda kalıyorsun” diye konuşuyor. Oyuncu kadınlara profesyonel şekilde yaklaşanların yok denecek kadar az olduğunu söyleyerek taciz eden adamları erkek meslektaşları başta olmak üzere sektörün “kolladığını” anlatıyor ve “Sarkıntılık etmeyen bir yapımcı bile tacizcilerin adı geçtiğinde onlarla dayanışmayı seçiyor. Bunu da sektörü ayakta tutmak için yapıyor” diyor.

“Benimle işbirliği yaparsan işsiz kalmazsın”

Ayfer, genç bir senaristken iş aradığı sırada rahatsız olduğunu söylemesine rağmen taciz etmeyi sürdüren erkek meslektaşını örnek veriyor. Adamın, “Benimle işbirliği yaparsan işsiz kalmazsın” demesi üzerine koşarak uzaklaşmış. Yönetmen Ayşegül ise maruz kaldığı mobbing nedeniyle ağır bir depresyon yaşamış ve yaklaşık üç sene evden çıkmamış. Büyük bir yapım şirketinde çalışan adamın, “Senaryonu çekeriz ama yatmadan bir yerlere gelmek bu sektörde zor” dediğini söylüyor. Halen aynı konumda olduğunu ifade ettiği yapımcı, başka kadınları da taciz etmiş.

Ayşegül, Türkiye’de film sektöründen #MeToo hareketi çıkar mı?” sorusuna Hollywood örneğini vererek böyle bir hareketin oluşması için kadınların sektörde daha güçlü bir konumda olması gerektiğine inandığı cevabını veriyor.

“Erkekleşmezsen deli, cadı ya da fahişe olursun”

Setlerde çalışan kadınların sıklıkla istismara maruz kaldığını anlatan kadınlar, bu nedenle setlerde giydiklerine de dikkat ettiklerini söylüyorlar. “Dekolte giyemezsin, kot pantolon ve tişört giyersin” diyerek sektörde yer edinebilmek için erkekleşmek zorunda kaldıklarını dile getiriyor ve “Erkekleşmezsen deli, cadı ya da fahişe olursun” diye ekliyorlar.

“Mor Yapımcılar” oluşumundan Cihan Aslı Filiz ise tacize karşı setlerde çalışan kadınlar arasında dayanışma ağı kurmayı planladıklarını dile getiriyor. Forum düzenleyerek taciz sorunlarını ele alacaklarını söyleyen Filiz, “Kişisel sınırların aşılması tacizdir ama bunu taciz görmeme durumu var. Önümüzdeki dönem sektör kadınları tacizin tanımını yapacağız ve sonrasında açıklamamızı kamuoyu ile paylaşacağız” diyor.

 

(DW Türkçe)

Saf ve bakir Anadolu çocuğu Güngör Uras – Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

Kendisini “Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu” olarak tanımlayan sevgili Güngör abimiz, Güngör Uras yaşama veda etti.

Güngör abinin hepimizin yaşamında özel bir yeri var.

Dünya Gazetesi’nde 30 yıl önce işe başladığımda Dünya bir iş yeri olduğu kadar önemli bir okuldu. Gazetemizin Kurucusu Nezih Demirkent yönetiminde,önderliğinde çok iyi öğretmenlerimiz vardı. O öğretmenlerden birisi de Güngör Uras’tı.

Dünya Gazetesi’ nde ikinci sayfada Tevfik Güngör adıyla her gün yazardı. Ben her gün yeni şeyler öğrenerek okudum. Tam 30 yıl aynı gazetede çalışmanın onurunu,gururunu yaşadım.

Güngör Uras’tan sadece güncel ekonomiyi değil, bir konunun en yalın ve en anlaşılır biçimde nasıl yazılması gerektiğini öğrendim.

Mütevazi kişiliği, çalışkanlığı,dürüstlüğü ve sürekli sahada olan, amatör bir ruhla bıkmadan, usanmadan sorunları yazan, yorumlayan Güngör abi ile tarım yazmaya başladıktan sonra daha sık görüşmeye başladık.

Benim tarım yazarı olarak tanınmamı sağlayan en önemli yazardır. Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde çok sıklıkla yazılarımdan alıntılar yaparak beni Türkiye’ye tanıttı.

O’nun köşesine konuk olmak büyük onur ve bir o kadar gurur vericiydi. Daha haber veya yazı yazarken Güngör Uras bunu köşesine alır diye heyecanla beklerdim.

Tarım konusunda yazı yazacaksa genellikle telefon eder bilgi alırdı. Yazısını yazdıktan sonra bana gönderir okumamı isterdi. Bu O’nun hem okuruna saygısını hem de ne kadar mütevazi bir yazar olduğunun kanıtıydı. Okuruna o kadar saygılıydı ki, hiç bir konuda yanlış,eksik bilgi olmasını istemezdi.

Güngör abi ve sevgili eşi Nuran Hanım ile yaklaşık 15 yıldır Ayvalık’ta zeytin hasat günlerinde buluşurduk. Geçen seneki buluşmamızda kaç yıldır geliyoruz birlikte bir fotoğrafımız yok diye yukarıdaki fotoğrafı çektirmiştik.

Birlikte son fotoğrafımız olacağını bilmeden.

Gazetemizin Yönetim Kurulu Başkanı Didem Demirkent ile bu acı haberi paylaşınca “bir devir sona erdi” dedi. Gerçekten Güngör Uras her devrin adamı değil, bu devrin,cumhuriyet kuşağının son adamlarındandı.

Sevgili Güngör abi, üretken ,çalışkan, araştırmacı,dürüst kişiliğinle bize hep örnek oldun. Bizler, “saf ve bakir anadolu çocuğu” olarak seni unutmayacağız. Ölmez ağaç zeytin gibi sen de ölümsüzsün bizim için.

Sevgili eşi Nuran, kızı Elif ve tüm sevenlerine başsağlığı ve sabırlar dilerim.

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

 

 

Ali Ekber Yıldırım